Harun Yahya

Sohbetler (9 Ekim 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz tekrar.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD hedeflerini vurmak için İncirlik Üssü'nden havalanan iki Amerikan jeti, Rus uçağı tarafından engellendi. Pentagon'dan yapılan açıklamaya göre, iki Amerikan jeti IŞİD'in merkezi sayılan Rakka yakınlarındaki hedefleri vurmaya gidiyordu. Bir Rus uçağı ile karşılaşan jetler güvenli mesafeyi korumak istedi ancak Rus uçağı yolundan dönmedi. Amerikan jetleri Rusya'ya ait uçakla karşılaşmamak için rota değiştirmek zorunda kaldı ve bunun üzerine bombardıman görevi iptal edildi.

ADNAN OKTAR: Yani ne anlama geliyor bu? Yani IŞİD'i koruyor mu Rusya, nedir?

BÜLENT SEZGİN: Öyle gözüktü.

ADNAN OKTAR: Bu konuyu biraz araştırmak lazım. Anlaşılır gibi de değil. Rusya'nın oradaki gruplara bakış açısını şu an tam bilmiyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Beşir Atalay, çözüm sürecinde valilere operasyon yapmayın şeklinde yazılı ve sözlü talimat verilip verilmediği hakkında, "Ne sözlü ne yazılı öyle bir şey yok. Biz hep şöyle söylemişizdir, kamu düzeni çözüm sürecinin alternatifi değildir, ikisi birden yürüyecektir. Hiçbir yerde ne sözlü ne yazılı öyle bir şey yok. Ama o dönemde şunlar yapıldı: Yaylalar vesaire daha özgür alanlar, bazı vatandaşların daha rahat hareketi, o yönde tedbirler alındı. Yaylalar yasak alanlardı, oralar açıldı. Hayatı normalleştirme yönünde o tür tedbirler alındı."

ADNAN OKTAR: Yaylalar çok güzel. Çok acıdır, PKK oraya lağım gibi çöktü; ne yaylalar kullanılabiliyor ne şehirlerde insanlar rahat yaşayabiliyor. Güneydoğu'nun adeta kabusu oldu PKK. Oradaki insanlar zaten derin devletten çok çekti şimdi de bu pisliklerden, derin devletin bu kolundan çok çekiyorlar. Derin devlet yapılanmaları da Amerikan derin devletine bağlı oluyor. Bu, Rakka Suriye'de değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani Amerika'ya, "Buralara girme bir daha" falan ona getirmiş, "Amerikan uçaklarının ne işi var?" falan. Rakka; IŞİD başkent ilan etmiş öyle mi Rakka'yı?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Amerikan uçaklarının bu kadar uslu olması da çok şaşırtıcı. Demek ki tavır konunca gereği oluyormuş. Burada Türk hükümetinin bazı yetkililerine de işaret var. Bak bir uçak iki uçağı birden kovalayabiliyor. Yani onlarda bir mantık oluşuyor.

Orhan Baba çok Allah sevgisiyle dolu bir insan, sevgiyi her yerde savunan bir insan, gönlü temiz ruhu da temiz bir insan. Müzikte üstad, müzikte üstad, sanatta üstad; üstad yani. Ama o reenkarnasyon olayı, o yanlış. Benim tanıdığım tapınak şövalyelerinin de bir kısmı reenkarnasyona inanıyorlar. Yanlış yani bir mantığı yok. Bir insan dünyaya geliyor, burada bayağı bol vakit veriliyor; bir hafta bile verilse yeter insana, nasıl anlamaz yani? Ama bayağı bir ömür veriliyor, yetmiş yıl- seksen yıl ömrü oluyor veyahut daha da kısa da oluyor; anlayanın anlayacağı kadar. Adam imtihan olup gidiyor, “yeniden geliyor" diyor. Hadi senin dediğin gibi düşünelim, adam geçmişini hatırlamıyor o zaman hangi tecrübeleri düşünerek kendini geliştirecek? Yepyeni bir adam geliyor, sıfırdan; geçmişini tamamen hatırlıyor olsa tamam faydası olur yeniden gelmenin. Ama geçmişini hatırlamıyor. Ölümden sonra dirilme Kuran’da var. Bazı kavimleri Allah topluca öldürüyor sonra topluca hepsini diriltiyor, ölen bir adam var ona dananın bir bölümüyle dokunuluyor; dananın etinden alınan bir parçayla dokunuluyor -ki şu an kalp kapakçığı değiştiriliyor danadan alınan kalp kapakçığı insana takılıyor, insan yaşıyor. Ona da işaret var. Bu şekilde ölümden sonra -o işte eşeğiyle birlikte ölen bir adam var sonra diriliyor- yani dirilme var. Ama şahıs eğer geçmişi hatırlıyorsa bir kıymeti olur. Şimdi diyor ki reenkarnasyonla, "Ben 4. Louis'ydim" hadi öyle olduğunu düşünelim; "Anlat" diyoruz, "Louis ne yapıyordun sen o zaman?" "Hatırlayamıyorum" diyor o zaman Louis demenin bir anlamı yok ki. Sen Hüseyin Özyılmaz'sın farz edelim, o şekilde imtihan oluyorsun; geçmişini hatırlamadığına göre olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da bir ayette şöyle söylüyor; "Size öğüt alanın öğüt alabileceği kadar süre vermedik mi?"

ADNAN OKTAR: Tabii ki, bol bol veriliyor.

Olmuş, yorum yapmış olmuş. Yorumsuz bir acayip oluyor. Akademik yönden sanatçı olanlar var, harfine virgülüne varıncaya kadar aynı, ta çocukluğumuzda 1960'larda dinlerdik, şimdiki gençler hatırlamaz. O zaman buralarda ağaçlar falan yoktu, buralar tarlaydı o zamanlar. İçimiz kararırdı böyle çocukken. Yorum şahane bir şey, yorum yap kardeşim. Yeni parça dinleniyor gibi oluyor, gayet güzel.

"Demirtaş bugün cuma namazı kılmış halkın arasında. Daha önce hiç namaz kılarken görüntüsü yayınlanmamıştı." İşin ilginç yanı bu Aydınlıkçılar’ın lideri Vatan Partisi'nin başında olan Doğu Perinçek de -o çok kibar bir insandır, saygılı bir insandır- o da namaz kılıyor ama "Allah yok" diyor. "Tesadüfen yaratıldık" diyor ama namaz da kılıyor. Tabii Demirtaş, iman ettiğini düşünüyorum ben. Dindarlığın güzel kardeşim bak bir insan olarak biz seni takdir ediyoruz da; bölünmeye karşı bir tavrın yok, özerklikten bahsediyorsun. Bu ne ferahlık? Hoş, Bülent Arınç da açık açık savunuyordu.

Kuzey Irak'ta ayaklanma çıkmış. Çok manidar, daha yeni uyardım ben Barzani'yi. "Başın beladan kurtulmaz. Sen içeriden düzelt meseleyi" dedim. Sözümü dinlemiyor. Barzani'ye muhalif olan halk Barzani'nin başkanlığına ve yolsuzluk iddialarına karşı ayaklanmışlar Süleymaniye'de. Barzani'nin parti binası yakılmış, PKK sempatizanları da bunları destekliyor Allahualem. Polis gösteriyi bastırırken iki kişi ölmüş, on yedi kişi de yaralanmış. Bir dahaki sefere devirirler.

OKTAR BABUNA: Tam söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben otuz kere söyledim. Ne korkuyorsun sen Amerika'dan? Sen Allah'a güven. Sen mümin muttaki adamsın, Nakşibendi’sin; oradaki çevredeki insanları eğit. "Bizim kimseyle bir zarımız zorumuz yok" dersin. "Benim bir iddiam da yok." Bir de saray; ne işin var sarayda? Fakir bir hayat yaşa da seni sevsinler. Orada suiistimal iddiaları ayyuka çıkar. Sen fakir bir topluluğun önderisin, herkes fakir. Kendine niye saray yaptırıyorsun? Ne ihtiyaç var, ne gerek var? Normal bir Osmanlı konağı gibi küçük bir yer olsa ona bin kere yeter. Ne yapacaksın? Herkes de mutlu olur öyle bir şeyde. Para işlerine hiç girmemesi lazım, maddi işlere hiç girmemesi lazım. Kendisinin de ve ailesinin de fakir olması güzel olur.

Ali Kol, "Üçüncü Dünya Savaşı'nın Türkiye bahane edilerek çıkmasından korkuyorum." Yok yani Türkiyelik bir iş yok.

Peşmergenin ve öğretmenlerin maaşı ödenemiyormuş. "Kuzey Irak'ta bunlar sarayda yaşıyor diye halk çok kızıyor. Maaşlarını ödesinler diye Türkiye yardımda bulunuyor." Peşmergeye yardımda bulunalım ama gidip onlar da PYD'ye yardımda bulunuyorlar. Beş bin peşmergeyi PYD'ye yardıma gönderiyor. Yapma etme, sen fakir bir insan topluluğusun, fakir müminlerden oluşuyorsun. Türkiye size bakar, bakarız biz size ama kimseye ilişmeyin, kimseyle de bağınız olmasın. PYD'yle ne işiniz var sizin, Amerika'yla ne işiniz var? "Kardeşim kusura bakma" dersin, "biz fakir kendi halinde insanlarız. Biz burada yaşıyoruz, bize ilişmeyin biz de size ilişmiyoruz. İşinize bakın" de.

Osmanlı1453RTE, "Siyonist Yahudiler silah veriyor şerefsiz PKK'ya." PKK'da Amerikan silahları var, Alman silahları var, Çin silahları var; silahların menşei belli. İsrail malı silah yok.

Muhammed, "Art niyetle sormuyorum fakat bu kadar beddua ediliyor yani aleyhte dua ediliyor. Neden hala İsrail'in Allah belasını vermiyor. Hocam çocuğu linç ettiler." Evet işte bela okursan, bela göğe çıkar hak ediyorsa o aynıyla o adama iner. Ama hak etmiyorsa dua edene geri döner. Dolayısıyla kötü dua etmek olmaz. Allah komşularımızı huzur içinde yaşatsın. Niye bela versin? İran; Allah devletlerini âli etsin. Huzur içinde, refah içinde yaşasınlar. İsrail’le Araplar güzel geçinseler müthiş zengin olurlar. Bayağı rahat ederler. Huzur içinde yaşarlar. Ne kendileri rahat ediyorlar, ne İsraillilere rahatlık veriyorlar. Bu akılcı bir yöntem değil. Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra uzun süre beraber yaşadılar Museviler’le hiçbir sorun çıkmadı. Şu an niye sorun çıkarıyorsunuz? Barış içinde kardeşçe yaşayın. 1300 sene sorun çıkmamış. Bu yüzyılda çıkarttılar sorunu.

“Hocam saygılar. Sorum, geçen hafta mason mevzusu ilgili haberiniz çıktı. 33. Derece; doğruluğu var mıdır?” Var. “Selamlar. İyi akşamlar.” Aleyküm selam. Doğru, doğruluğu var işte. Ne diyeyim?

“Sürekli sohbetlerinizde PKK, PYD, Barzani geçiyor. Çok merak ettim bu memleketin başka bir derdi yok mu? Sürekli bu konuyu işliyorsunuz. Hoca olmadığınızı söylüyorsunuz. Allah aşkına siz nesiniz peki? ” Sofi Ulubay. Ben Müslüman’ım. Tek vasfım var; Müslüman’ım. Özelliğin ne derse; samimi bir Müslüman’ım. Başka da öyle bir fikrim, hocalığım, alimliğim yok. PKK; bir memleketin bölünmesi tehlikesi en büyük meseledir. Yani Allahsız, Kitapsızların, Allah düşmanlarının bir ülkeye hakim olmaya kalkması ve oradaki Müslümanlar’ın da buna karşı tepkisiz kalması düşünülemez. En hayati konunun üstünde duruyoruz. Ben şimdi üçüncü köprüyü mü konuşayım? Havaalanını mı konuşayım? En hayati konuyu konuşuyorum. Köprü yaparsın elinden gider, havaalanı yaparsın elinden gider. Bak PKK da; Güneydoğu’yu imar etmek için devlet bayağı uğraştı. Keban Barajı’nı yaptı şunu yaptı, bunu yaptı. Yani katrilyonlar ödediler. Bak PKK direkt üstüne konmak için hazırlık yapıyor şu an her şeyin.

“Hocam, Digitürk’ten kaldırılan kanallar ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim? İleriki zamanda size yapılırsa tepkiniz ne olur?” Kanunsuz olarak yapmaya kalkarsa biri bir şeyi kanunla hukukla gereğini yaparız. Ama hukuki bir gerekçesi varsa, makul mantıklı bir şeyse ben kanuna saygılıyım. Ne diyeceğim? EyvAllah derim. Ama tabii ben bir kanalı açtığımda orada bir boşluk görüyorsam bu çok acıdır. Her ne olursa olsun acıdır. Yani ben evimin bir penceresi kapandıysa ben bundan rahatsız olurum. İki penceresi kapanırsa ondan daha da rahatsız olurum. Üç-dört penceresi kapandıysa daha da rahatsız olurum. Evin bir ampulü sönüyor, bizi rahatsız ediyor. Değil mi? İki ampul sönünce daha da rahatsız oluyoruz. Üç ampul sönünce daha da rahatsız oluyoruz. Ama kanuna hukuka da saygılı olmak çok önemli bir şiar. Ben kanuna hukuka saygılıyım. Hukukun kanunun kestiği parmak acımaz. Ama eğlendirici bir konu olmadığı da açık.

Mustafa Özöke, “Hayda, masonların arasında ne işiniz var Hocam? Masonluk Yahudiliğe hizmet eder.” diyor. Tamam da Yahudiliğe hizmet etmesini nasıl delillendiriyorsun? Yani bir delil sunarsan söyleyeceğim. Yani nasıl etki etti, ne yaptı? Masonluk, Mehdiyet’e hizmet için kurulmuş, Hz. Süleyman (a.s) zamanında kurulmuş gizli bir yapılanmaydı. Ama sonra açık hale geldi. Bir tarikat yapılanması gibi gitti. Asıl amacı Moşiyah’ın; o anlamda diyorsan doğru söylüyorsun. Tevrat’ta geçen Moşiyah’ın Mehdi (a.s)’ın zuhuru için ve dünyaya İslam’ın hakim olması için gayret eden bir barış ve kardeşlik teşekkülüdür. Hz. Süleyman (a.s) dedem maşaAllah çok yaman olduğu için o kendi devrinde böyle bir yapılanmaya gitmiş görünüyor. Semboller, remizler falan hepsi Mehdiyet’i anlatır. Yahudilik dediğin eğer Tevrat’sa, Tevrat’ın özüne ve gerçeğine hizmet ediyor tabii masonluk. Çünkü Tevrat’ın özünde ve gerçeğinde ne var? Moşiyah var. İslam’ın dünyaya hakimiyeti var. Mehdi (a.s)’ın zuhuru var. Tabii ki buna hizmet ediyor. Mehdi (a.s) da İsrail kökenlidir. Beni İsrail’in bir ferdidir yani Hz. İsrail (a.s) Hz. Yakup (a.s)’ın evlatlarındandır. O soydan gelir. “Yahudiliğe hizmet eder” demeyelim de, şöyle diyelim; Masonluk hem Müslümanlığa, hem Yahudiliğe yani Museviliğe, hem Hristiyanlığa hizmet eder. Ama hepsinin üstünde Mehdiyet’e, Moşiyah’a hizmet eder. Daha Hz. Süleyman (a.s)’ın yakut taşlı yüzüğü ortaya çıkacak. Tabii. Üstünde o altı köşeli yıldız var. İçinde binlerce cini barındıran bir yüzük. Babadan oğula. Onun dışına çıkamıyorlar. O yüzüğün içinde yaşıyorlar. Yakut yüzük. O yüzük ortaya çıktı mı olaylar bayağı değişir. Mehdi (a.s) o yüzüğü kullanacak. Çıkın derse çıkarlar söyleyeyim. Gelin derseler de gelir.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

Bülent sezgin: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: “Adnan Hoca ve arkadaşları, yaratılış ve PKK’yla ilgilendikleri kadar ülke gündemi ve hukuksuzluklardan da bahsetseler biraz.” Ülke gündemi PKK zaten. Hukuksuzluk asıl PKK olayında var zaten. Cinayet işleniyor, asker polis şehit ediliyor. Burada hukuk var mı? Hukuk havaya kalkmış. Bu hukuksuzluğa, zulme karşı tavır alıyoruz. Yaratılış son derece önemli bir konu yani Allah’ın varlığı, birliği, Allah’a olan sevgi. Zaten bu belaların gelme sebebi de Allah’tan uzaklaşılması. Bütün dünyadaki belaların sebebi o.

Digitürk’ten kapatılınca başka yerden seyredilemiyor mu?

KARTAL GÖKTAN: Seyrediliyor.

ADNAN OKTAR: Nereden seyrediliyor?

KARTAL GÖKTAN: Uyduda açık şu anda.

ADNAN OKTAR: Samanyolu falan.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Karasal yayında da var.

ADNAN OKTAR: Karasal yayında. Digitürk’e mecbur mu millet? İşte orada. Karasal yayından kim sorumlu? Yani nereye bağlı karasal yayın? TRT’ye mi?

KARTAL GÖKTAN: TRT’ye Allahualem.

ADNAN OKTAR: O zaman herhalde karasaldan da yayın yapamazlar. Sırf Digitürk’le kalmaz.

GÖKALP BARLAN: Uydudan yapıyorlar zaten bütün dünyada.

ADNAN OKTAR: Hayır, yurtdışından bir yerden uydudan yapıyorlarsa yayın yapabilirler ama Türkiye’den yapıyorlarsa yine o da herhalde buralara bağlı bir yerlere.

AYŞE KOÇ: Türksat’ta varlar şu anda.

ADNAN OKTAR: Bir Bilen Leyla Aydınlık, “Bikinili kadınlar varken Allah anılmaz” diyor Bir Bilen Leyla Aydınlık. Ve dekoltenin de olmayacağını söylüyor özetle. Milletin değeri olarak görüyor kapalı olmayı. Demek ki yazın bu plajda gezen hanımlar milletin değerine karşılar. Dekolte gezen hanımlar milletin değerine karşı. Sen milletin değeri olarak bunu nereden çıkarttın? Ben de diyorum ki dekolte milletin değeridir. Sen öyle diyorsan ben de öyle diyorum. Bu bizim bir değerimizdir yani insanlarımızın güzelliği, kadınların güzelliği bir milli değerdir. Gel oylayalım. Hangisi milli değer o zaman görürsün.

CAN DAĞTEKİN: Kovuşmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır.” (Araf Suresi, 26) diye bildiriyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Kovuşmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır.” (Araf Suresi, 26) diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, mümin imanlı olacak, Allah’ı çok sevecek. Fakat dekolteye karşı tavır alırken Kuran’la değil de işte “Milli değerimize aykırı” falan sen nereden milli değer yaptın onu? Olur mu öyle şey? Git sen onu mesela Kuşadası’nda söyle. De ki, “Burada bu insanların böyle bikiniyle gezmesi bizim milli değerimize aykırı.” Adama derler o zaman, “Senin de burada ne işin var?” derler. Değil mi? “Beğenmiyorsan başka yere git” derler yani. Sen çünkü o kadar adamı göndermeye kalktığına göre en iyisi senin oradan gitmen olur. Çünkü daha az masraf olur. “Dekolte hanımların olduğu yerde Allah anılmaz” diyor. İşte bak kadın karşıtlığı mantığı bu insanı bu hale getirmiş. Erkekler istediği gibi gezebiliyor mayoyla şununla bununla yaka bağrı açık gezebiliyorlar. Kadınlara gelince yasak olmuş oluyor. Neye göre? Bunların gelenek anlayışına göre. Kuran’dan delil ver diyorum. Delil yok. “Geleneğe göre cevap veriyorum” diyor. Ben de senin geleneğini kabul etmiyorum. Benimle Kuran’la konuşacaksın.

ERDEM ERTÜZÜN: “Kadınlara karşı bu bakış açısı olmasaydı İslam çoktan hakim olurdu” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Eğer kadınlara karşı gelenekçi İslam’ın bakış açısı bu şekilde yakışıksız olmasaydı İslam, İslam’ın bütün güzellikleri dünyaya hakim olmuştu çoktan. Sırf bu nedenle İslam ezim ezim eziliyor ve dünyanın her tarafında perişan oluyor. En çok şeytanın vurduğu yer burası. Müslümanlar’a en büyük darbeyi vurduğu yer burası. Kadın haklarını, kadınların özgürlüğünü ellerinden alarak İslam’ı mahvediyorlar.

“Cancağızım Hocam, gerçekten çok faydalı şeyler konuşuyorsunuz. Ama oradaki efsane hanımlar nasıl oluyor Hocam? Ve nereden buluyorsunuz?” diyor. İşte bak hep bunların mantığı, sokakta vardır gezerken koluna girer alır götürürsün. “Allah yaratır” akıllarına gelmiyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın üç yüz hanımı, yedi yüz cariyesi vardı. Gidip sokaktan toplamadı. Allah yarattı. Beni de sevenleri Allah yaratıyor. Bunu anlamıyor. Mesela parası pulu var adamın ama yalnız. Acayip zengin, her şeyi var, yakışıklı, tipi var, sükseli ama en fazla fahişelerle falan bağlantı kurabiliyor. Aklı başında bir kız yanına yanaşmıyor. Çünkü imanla yaklaşmıyor. Onu satın almaya kalkıyor parasıyla. Parayla satın almaya kalkarsan fahişe yaklaşır sana işte. Ama sen imanla yaklaşırsan o zaman imanlı insanları senin Allah yanına gönderir ve imanla seni severler.

MERVE TEZEL: Allah bir ayetinde şeytandan Allah’a sığınırım, iman edip salih amellerde bulunanlar için sevgi bağı kılacağını bildiriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha söyle.

MERVE TEZEL: İman edip salih amellerde bulunanlar için sevgi bağı kılacağını bildiriyor.

ADNAN OKTAR: İşte bak bu sevgi bağı Kuran’da Allah tarafından garanti edilmiş bir bağ ve bunu Allah uyguluyor. Şu anda da bu ayeti görüyoruz.

“Hocam, “Taksim Kabe’miz” diyen bir adama övgüler düzüyorsunuz.” Kim bu?

ERDEM ERTÜZÜN: Selahattin Demirtaş.

ADNAN OKTAR: Kabe mi diyor Taksim’e?

BÜLENT SEZGİN: Demişti öyle.

ADNAN OKTAR: Demişse yanlış demiş. Düzeltir. Hatalarını anlatırsınız. Kazanmaya çalışın, ezmeye çalışmayın.

“İki, “Kuran’daki ayetler artık masonluğa işaret ediyor” demeye başladınız. Ayette takozlar sahibi Firavun’dan bahsediyor. Aç bak, Arapça karşılığı takoz. Kazıklar sahibi diye tercüme etmişler, takozdur karşılığı. Bütün Arapça dilbilgisi kitaplarında yahut sözlüklerde takoz diye geçiyor. Takoza da baktığımızda ünlü mason takozu ortaya çıkıyor, ters T biçiminde. Süleymaniye Cami’sinin iki tarafında kocaman o mason sembolleri vardır, Mimar Sinan tarafından yapılmış. Takoz, yukarıya doğru ağızları ters T biçiminde bir mason sembolü. Bütün mason önlüklerinde de vardır. Firavun masondu dedim. Daha önce söyledim. Bütün mason localarında zaten onun sembolleri kullanılıyor şu an. Hz. Süleyman (a.s) da aynı şekilde mason tarikatının kuruluşunda asıl sistemi kuran kişidir. Hak bir tarikat olarak kurulmuştur. Hak bir topluluk olarak kurulmuştur. Ama sonradan içlerine dinsizleri de almışlardır. Ama onları da İslam’a hizmet ettirecek şekilde görevlendiriyorlar. Hz. Musa (a.s) da mason mabedinde yetişmiştir. Firavun’un sarayı mason mabediydi. O kullandığı, Firavun’un kullandığı sembollerin büyük bölümü mason sembolüdür. İç içe geçmiş üçgen, üçgen, üçgenin içinden bakan göz.

Ahmet Sezai Vip, “Kediciklerin erkek arkadaşları var mı?” Onlar zannediyor ki kız arkadaşlar dışarı çıktılar mıydı böyle işte Taksim’e akarlar, Beyoğlu’na akarlar falan. Öyle değil onlar. Buradan çıktı mı doğru evlerine gidiyorlar. Kuran okurlar, bilgilerini arttırırlar. İmanlarını güçlendirirler. İslam’a, dine yardımcı olacak her şeyi yaparlar. Dolayısıyla hiç kimsenin de onlara bu tavırlarından dolayı ters bakacağını zannetmiyorum. Çünkü İslam’ı, Kuran’ı yaşamak Müslüman’ın vasfıdır. Yani “Niye eve gidince Kuran okuyorsun, niye eğlence yerine gitmiyorsun, niye gazinoya gitmiyorsun?” diyenler varsa, o onların kendi hayat şekli, onlara da saygı duyarız. Ama benim kız arkadaşlarımın hepsi koyu dindardır. Öyle erkek arkadaş falan meraklısı da değildirler. Onlar kendilerini Allah’a adamış, İslam’a, Kuran’a adamış mümin muttaki, çoğu da hafizedir. Çok fazla hafizemiz var. İlim ve irfan sahibidirler. Mesela onlara hoca diyebilirsiniz. Onlar Kuran’ın özgürlüğünü insanlara gösteriyorlar fiilen. Biz Müslüman aleminin aydınlık yüzüyüz. Biz de olmasak simsiyah karanlığa bürünecek ortalık. Bu aydınlık yüz sayesinde Müslümanlar’a saldırmıyorlar dünyada. Dünya masonluğu büyük bir katliam için hazırdı yani Müslüman katliamı için, Armagedon için. Armagedon’u önleyenler var. Bundan haberi yok bu arkadaşların. Armagedon da “Bunu yapmayın” demeyle olmaz. Fiili hayatla olur.  

ZEYNEP DALAMAN: Bir de dünyada Allah için en çok sevdiğimiz ve güvendiğimiz insan sizsiniz.

ADNAN OKTAR: İmanla sevilir insan. Allah’ın rızasını insan kimde çok görürse, kimi daha takva görürse onu sever. Bizim kardeşlerimizin hepsi takva, o yüzden birbirlerini çok seviyorlar. Onlar alışmışlar bir kız tipi var yahut bazı kız tipleri var, bazı kişiler de onlara alışmış. Öyle bir hayat bir genç kız için korkunç. Böyle şey olmaz. Mesela adam akıl almaz güzel kızı var, okula tek başına onu dekolte gönderiyor. Okulda it kopuk oluyor, hatta kadın kız satıcıları bile olabiliyor bazen. Hiç önemli görmüyor. Yani “Bu çocuk ne yapacak? Orada bu ahlaksızlar ona ıstırap verirler mi, laf söz atan olur mu?” Umurunda bile değil. “Bitir okulunu, işe başla.” Ee? “Bize para verirsin.” Başka. İşte “Evlenirsin.” Tamam. “Sonra çocuğun olur. Çocuğuna da bakarsın, bana da bakarsın. Evlendiğin adamın anasına babasına da bakarsın. Kocana da bakarsın. Çalışırsın, onlara da para verirsin.” Yani böyle bir menfaat kapısı olarak görüyor ama abartılı bir menfaat anlayışı. Çok egoistçe. Bu el kadar genç kız, bir kere evlendireceksin; tanımadığın, bilmediğin adamla evlendiriyorsun ve evden de gönderiyorsun. Ne kadar büyük bir zulüm. Adama sadece sorduğu şu; “Araban var mı? Evin var mı? Maaşın var mı?” bu tuttu mu? “Askerliğini bitirdin mi? Hadi tamam al götür.” Ne korkunç bir şey bu. Evlenir evlenmez hemen çocuk yap. Gencecik kız o. Çocuk yapmak kolay mı? Dokuz ay. Midesi bulanıyor, zorluklar içerisinde iflahı kesiliyor. Ayrıca diyorsun “Git çalış” ayrıca “Git okuluna.” Çocuk gece gündüz ağlıyor, bağırıyor sabaha kadar uyutmaz o çocuğu. Kolay iş mi? Hem bir yandan da okula git diyorsun. Bir yandan çalış diyorsun. “Çalış, bana para getir” diyorsun. Gidiyor mesela evine kayınbabası çocuğun evine bir ziyaret adına adeta çörekleniyor. Bir hafta o kalıyor, sonra geliyor dayısı kalıyor bir hafta, ablasıyla falan geğirerek falan onlarla uğraşıyor. Ebesi, dedesi artık kim varsa. Bu kadar çile bir genç kızın üstüne yüklenir mi? Böyle bir hayat olur mu? Ne kadar anlayışsız insanlar var. Okula gönderiyorsun da bir git orada bak bakalım sınıfındakilere, arkadaşlarına, etrafına bir bak, güvenlik içinde mi? Mesela PKK’nın yoğun olduğu bir okula gönderiyor. Komünistlerin en azgın tayfasının olduğu okullara gönderiyor. Bazı okullarda da böyle kadın satıcısı tipler türemiş. Genç kızlara böyle güzel genç kızlara yanaşıyorlar, bu da çok büyük bir tehlike. Sessiz ve sinsi hareket ediyorlar. Birçok insan da bunların farkına varmıyor. Çok ketum ve çok dikkatli davranıyorlar. Okullarda mesela büyük üniversitelerde, büyük okullarda mesela gösterişli kızlara, böyle güzel kızlara yanaşıp yani sinsice böyle yavaş yavaş kademe kademe, işte “Seni koruyorum” işte “Senin arkadaşınım, seni destekliyorum” falan çocuk da diyor “Ne iyi insanlar varmış böyle?” Mesela birilerine çattırıyor önce orada birilerine. Mafya oluşturmuşlar. Kızlardan birisi gelip laf atıyor, biri omuz vuruyor falan, bu bir iki tokat atıyor kovalıyor onları falan. Terbiyesizlik yapıyorlar, “Kusura bakmayın” diyor “Ben sizi korurum” diyor. Sonra yavaş yavaş aşama aşama “Gel seni şunlarla tanıştırayım, gel bunlarla tanıştırayım” işte “Ünlü kişilerle tanıştırayım” falan gibisinden hediye mediye adı altında çocuğu fuhuşa alıştırıyorlar ve mahvediyorlar çocukları. Ve çok sinsi bir sistem kurmuşlar. Bu her yerde olmuyor ama var. Yani okullarda da var böyle, özellikle bu özel okullarda falan da var, devlet okullarında falan da var. Duyuyorum yani çevrem olduğu için sürekli bana o konuda bilgi geliyor. Zaten Facebook’larına falan da baktın mı hemen anlaşılıyor olay. Mesleği falan, ne yaptığı, ne kadar kapatırsa kapatsın açık açık anlaşılıyor. Dikkatli olmak lazım. Anneler babalar Müslümanlar’dan çocuklarını kurtarmanın peşinde oluyor birçoğu. Kadın satıcılarından kurtarmak akıllarına gelmiyor. Komünist çetelerden kurtarmak akıllarına gelmiyor. Abuk sabuk adamlardan kurtarmak akıllarına gelmiyor. “Aman aman Müslümanlar’dan kurtarayım.” Dertleri bu oluyor. Bu çok çirkin. Ama bu da tabii bağnazların propagandası, din düşmanlığının propagandası falan hepsi karışınca çok çabuk ikna olabiliyorlar. Bir kısmının aklı zayıf oluyor. Çok basit bir delil onun için yeterli oluyor. Bir gazete haberi veyahut birinin bir şey söylemesi, bir yazı yazması yeterli oluyor. Bu acımasız sistemler genellikle de eleştirilmiyor. Gizli gizli gidiyor. Mesela okullardaki bu kadın satıcısı olanlar hatta kızlar da var. Kızlar da mesela çok yırtık böyle çakal kızlar, hemen anlaşılıyor; psikopat, saldırgan. Kızlara çok rahat yanaşabiliyorlar. Kızlar da korkuyor onlardan. Onlar da kızları koruma iddiasıyla yanaşıyorlar. Yahut korkutuyorlar direkt doğrudan korkutuyorlar. Ve bu pis mecraya onları sokmaya çalışıyorlar. Dikkatli olmak lazım.  

DAMLA PAMİR: Adnan Bey, sizin bulunduğunuz her ortam çok güvenilir ve çok güzel oluyor. Onun için siz Allah’tan bize çok büyük bir nimetsiniz elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Ve sizin Adnan Bey Allah’a sevginiz, vefanıza biz yıllardır geceli gündüzlü şahidiz. Bütün bunlar dolayısıyla Allah üzerinize çok güzel bir güç, temizlik, şefkat, ince düşünce, nezaket tecelli ettiriyor. Bütün bunlardan dolayı canımızdan çok Allah aşkıyla deli gibi seviyoruz sizi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

AYŞE KOÇ: Bize en çok zevk veren şey sizin yanınızda olmak. Çünkü burada Kuran’ı, İslam’ı hakkıyla yaşayabiliyoruz. Sokaktaki hiçbir şey o yüzden cezbetmiyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi benim kız arkadaşlarımı kendi kız arkadaşlarıyla kıyaslıyorlar. Kendi kız arkadaşı leş gibi. Yani tırnaklarından tut, tepeden tırnağa leş gibi. Kafasına o sprey gibi bir şey var sıkıyor kafasında o bir hafta duruyor, on gün duruyor öyle. Saçını şekillendiriyor, on gün o saçıyla geziyor, artık düşünün. Banyo diye bir şey yok. Leş gibi yani. Psikopat, saldırgan, ağzı bozuk, ne yapacağı belli değil, mikrop yükü böyle. Bayağı tehlikeli. Ne zaman nerede bağırıp çağıracağı, nerede kepazelik çıkacağı, nerede manyaklık yapacağı artık tahayyül edilecek gibi olmuyor. Onlarla bağlantı kurmaya çalışıyorlar. Bağlantı kuran bağlantı kurduğuna bin pişman oluyor. Yakasını da kolay kolay kurtaramıyor. Yani tam bir lağımın içine düşmüş gibi oluyor. Allah tam bela haline getiriyor. Bir kısım hanımlar için söylüyorum. Şimdi size de bir mana veremiyorlar o yüzden yani bir yere koyamıyor. Alışmış o tip kızlara. Siz tertemizsiniz, bayağı nurlusunuz, çok efendisiniz, iffetlisiniz, çok modernsiniz, dekolte giyiyorsunuz ama beş vakit namazınızı kılıyorsunuz. Böyle bir tipi tahayyül edemiyor. Bir türlü kafasında çıkaramıyor. Bu temizliğin kökeninin iman olduğunu anlayamıyor. Mesela o kadar abuk sabuk konuşan oluyor falan umurunda bile değil kimsenin. İt ürür kervan yürür deyip devam. En fazla kötü bir söz söyleyen olursa “Selam size” derler diyor Allah ayette. Dolayısıyla anlamakta güçlük çekiyorlar. Sizin paraya tamah etmemeniz mesela yakışıklılık şu bu falan onların çok etkileyici olacağını zannediyor. Mesela arkadaşlarımın bir belirli ücret karşılığı yayına çıktıklarını zannediyorlar. Halbuki onlar elinden gelse para verecek yayına çıkmak için. Tabii. Allah rızası için çıkıyorlar, Allah rızası için geliyorlar. Hiçbiri parayla gelmiyor. Para için yayına çıkmıyor. Hiçbiri. Ama bazen manken getirtiyorum, onlar hakikaten ajansıyla anlaşıyoruz, yabancı mankenler onları görüyorsunuz. Zaten biliniyor açık, orada hakikaten belli bir ücret veriyoruz. Ama bunun dışında bütün arkadaşlarımız sadece Allah rızası için hiçbir karşılık beklemeden geliyorlar. Zaten dinde karşılık olmaz. Allah rızası için yapılır. Ne yapıyorsan Allah rızası için.

BERİL KONCAGÜL: Bazen program başladığı zaman yetişemiyoruz. Hemen size haber gönderiyoruz, “Gelebilir miyiz?” diye.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BERİL KONCAGÜL: Bazen programa siz başlamış oluyorsunuz.  Biz geç kalıyoruz. Hemen size haber gönderiyoruz, “Gelebilir miyiz?” diye. Mutlaka gelmek istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Sizin Adnan Bey yıllardır konferanslarınız her ülkede yapılıyor, kitaplarınız basılıyor, internetten indiriliyor. Hiçbirinden siz hiç bir defa bile ücret talep etmediniz. Biz bu ahlakı da sizden öğrendik.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben mesela hiçbir kitabımdan kar almıyorum. Hatta diyorum isterse bedava bastırsın isteyen. Ben telif hakkını veriyorum herkese diyorum. İsterseniz siz götürün matbaada basın. O yüzden yurtdışında acayip basılıyor. Yani biz normalde burada yüz bin basıyorsak, yurtdışında üç milyon-dört milyon basılıyor. Çünkü adam ücret istemediğimiz için, telif ücreti istemediğim için akıl almaz karlı onun için. Çok felaket bir ıstırap duyuyorlar yani bunu gören ehli delalet.

BÜLENT SEZGİN: Ve Allah’ın Kuran’da bildirdiği bir farzı uyguluyorsunuz. Allah, “Sizden ücret istemeyenlere uyun” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela genç kız diyorsun ama psikopat bir erkekten daha psikopat, daha yırtıcı. Genellikle bunlar işte genç kızlara musallat oluyor. Onlar da tabii genç kız içine kapanıklığı, çocuksu bir ruh, biraz da ürkek oluyorlar. Onlar öyle teke gibi onlara hakim oluyor. İşte ondan sonra o çocukları kötü yola sürüklemeye başlıyorlar. Anaları babaları da dertleri “Aman Müslümanlar’ın yanına yanaşmasın.” Gözü Müslüman’a kilitlenmiş orada çocuğu satılıyor ondan haberi yok, gözü daha hala Müslüman’ın üstünde. “Acaba onlara gider mi?” İşte Allah sana böyle bela veriyor. Sen Müslüman’a böyle karşı olursan Allah sana da böyle bela verir, seni onursuz kılar, şerefsiz kılar. Böyle başını belanın içine sokar. Sana acı çektirir yani.

Ben mesela kitaplarımla ilgili konu açıldı ya, hep “Erbakan yazdı” dediler. Ben dedim ki, “Erbakan Hocamız yazdı kitapları” dedim. Hiç Müslümanlar’ın o şevkini kırmadım. Yani Milli Selamet Partililer, Saadet Partililer hep işte “Harun Yahya kitapları tamamı Erbakan Hocamız’a aittir” dediler. “Mehdi (a.s)’a ait kitaplar” dediler. “Erbakan Hocamız Mehdilik görevini imani yönde yaparken iman hakikatleriyle bunu yapacak, o görevi işte bu kitaplarla yapıyor” dediler. Ben de “Doğru” dedim yıllarca. Vefat ettikten bir yıl sonra falan ben kitapları benim yazdığımı söyledim.

AYŞE KOÇ: Siz yıllarca müstear isim kullandınız. Kendi isminizi kullanmadınız.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mesela kız diyor ki “Erkek arkadaşım” seviniyor ona erkek arkadaşı ile buluşacağım diye. Mutlu oluyor böyle onun üstüne yıkılacak falan zannediyor. Bazıları için söylüyorum tabii bunu. Halbuki adam oradan nemalanmazsa onunla uğraşmaz zaten. Yani bir çıkar elde etmezse. Kızların da çoğu fakir kızlar oluyor. Zengin kızlara zaten onlar pek şey yapmıyorlar. Zengin kızlar da onlara pek yanaşmaz. Bizim milletimiz insanı genellikle fakir. Fakir kızlara yanaşıp oradan onların o yönünden istifade etmeye çalışıyorlar. Bir onunla tanıştırıyor, bir bununla tanıştırıyor, bir şununla tanıştırıyor. Kendince bak “Sana çevre yapıyorum” diyor. “Ne olacak? Flört ediyor adam seninle. Bir şey yok. Sana  nihayetinde hediye veriyor” falan. Onu adım adım bu ahlaksızlığın bataklığına doğru sürüklüyor. Sonra kız da ona, argo tabirle gebe kaldığı için çünkü kız dese ki “Ahlaksızlığını anladım senin ben buradan kaçayım” dese. “Ben anana babana bütün akraba tanıdıklarına bunları anlatırım” diyor. Şahitler de ortada herkes şahit” diyor mesela “En az on-on beş tane şahit gösterebilirim” diyor. Çocuğu esir alıyor o zaman. Böyle bir tehlike var. Mesela diyor ki “Çocuğumu namaza alıştırdılar.” Yani bunu bir ıstırap vesilesi olarak söylüyor. Acı olarak söylüyor yani. Can yakıcı bir şey olarak söylüyor.

AYŞE KOÇ: Veya “İçkiyi bıraktı” diyor.

ADNAN OKTAR: “İçkiyi bıraktı” diyor onu bayağı can yakıcı olarak görüyor. Efendim.

AYŞE KOÇ: Manşet olmuştu gazetede içkiyi bıraktılar diye.

ADNAN OKTAR: “Çocuğum artık içki içmiyor” diyor. Sanki gazoz içmiyor dermiş gibi.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette Allah şöyle diyor “Namaz bütün kötülüklerden alıkoyar.”

ADNAN OKTAR: Tabii, mazlum yeni yetişen genç kızlar, bu erkek çakal kızlardan çok korkuyorlar. Çünkü bunlar erkeklerle de kavga edebiliyorlar. Erkeklerden daha fazla küfürbazlar. Yani tam psikopat. Uyuşturucu, hap mafya ile de bağlantıları oluyor bunların. Yani alt mafya grupları ile üst mafya grupları ile bağlantıları oluyor. Çocuk o zaman daha da korkuyor. Mafya bağlantısı olduğu için. Onu bir kere gebe bıraktıktan sonra artık onun işi kolaylaşıyor. İki, üç, dört, beş falan derken onu adeta esir haline getiriyor. Nice güzel kızlar, nice gösterişli kızlar, nice güzel yakışıklı delikanlılar bu ahlaksızların eline düşüyor. Aileler de şükrediyorlar birçok aile diyorlar “Bak çocuğumun Müslümanlar’la bir bağlantısı yok Allah’a şükür” diyor. “Moderndir benim çocuğum” diyor. Mahvolmuş çocuğun aklını başına al. Benim kız arkadaşlarım Hz. Meryem gibi çok temiz, afif, efendi, Allah’a kendilerini tam anlamı ile adamış, muttaki, alime kızlar hepsi. Bak tek bir kişi aleyhlerinde konuşamaz. Bir tane delil gösteremezler. Bir tane ama ben yan bakanların ailelerinden, kız arkadaşlarını onlara yüzlerce delil göstertirim.

DAMLA PAMİR: Adnan Bey bizim Allah’a aşık olmamıza, iman etmemize de siz vesile oldunuz. Allah razı olsun sizden maşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey anlattığınız temizliği güzel ahlakı, asaleti de imanımıza vesile oldunuz ve sizin üzerinizde yaşayan canlı örnek olarak görüp onu da sizden öğrendik.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Merhaba Adnan Bey siz ve kediciklerinizden Kuran dinleyebilir miyiz?” Sabah akşam Kuran’dan biz anlatıyoruz zaten. Kuran ayetlerini anlatıyoruz. Alışmış hurafeye, kulağın kapandı herhalde. Her konuşmamızda sürekli Kuran ayeti başka delil vermiyoruz zaten hep Kuran ayeti.

Zafer Özer Alp, Zafer dikkatini açarsan göreceksin.

“Biz dinsiz demedik” diyor Mehmet Kara 491. “Mini etekli dekolteli olmalarına karşıyız” diyor. “İslam’a uygun bu?” diyor. İslam’a uygun olmadığına dair bana bir ayet delil göster o zaman. Ben göstertiyorum ayet delil. Ama sen gösteremiyorsun. Senin ki laf, benim ki ayet. Kuran ayeti. Sen uygun değil diyorsun ben de uygun diyorum. Uygun değil diyorsan bana bir Kuran ayeti göstermen gerekir. Gösteremiyorsan yanlış. Başka açıklaması yok. Benim kanaatim dersen ben senin dinine uymam. Ben Kuran’ın anlattığı dine uyarım. Senin anlattığın din bambaşka bir din. Öyle olmaz.

Kemal, “Sizi sevse de sevmese de herkesin kabul ettiği bir gerçek var. Ateizmi yerle bir ettiniz. Gerçekten de kitaplarınızı okuyan bir insanın samimi olarak ateizmi savunması mümkün değil. Şahsınıza yapılan saldırıların temelinde yatan sebep bu olsa gerek” diyor. Doğru. PKK’yı da rezil rüsva eden benim ve bizim çevremiz. Ve vatanını seven bazı vatan sevenler. Yoksa PKK’yı bak ne kadar yüceltmişlerdi. Artık devletle muhatap olan, devletin saygınlığını kazanmış adam gibi göstermeye çalışıyorlardı. Neredeyse beyefendi falan demeye kalkıyorlardı. Bak kimse şimdi onları savunmuyor. Utanç vesilesi şu an PKK’yı savunmak. Eskiden onur duyuyordu birçok kişi PKK’yı savunduğu için. Şu an çok aşağılık bir topluluğu savunuyor konumuna geldiler.

“Mehdi çıktığında” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “onun karşısındaki cahiller” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında “benim zamanımdakiler cahillerden daha şedid olacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Benim zamanımdaki cahiller tahtaya ve taşa taparlardı oysa Mehdi zamanındaki cahiller Kuran’ı kendi keyiflerine göre yorumlayacaklar. Kendi keyiflerine göre yorumlayanlar olacaktır” diyor. “Ve onu da Mehdi izale edecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bihar-ul Envar 51, 52 ve 53. ciltlerde var. Karma İngilizce çevirisi sayfa 254.

Mağdurlar Dünyası “Evlilik delisi kadın ve erkekler için ne düşünüyorsunuz?” Bu nasıl oluyor evlilik delisi? Biraz kızlar tabii yaşlanma korkusu ile bir an önce bir yere, bazı kızlar bir kapak atmak bir yere yamanmak peşinde oluyorlar. Anneleri de harıl harıl zengin koca peşinde. Ahlakı ,dini, imanı, şahsiyeti, kişiliği sıfır öyle bir dert yok. Zengin mi? Değil mi? Bir tane krater var. Zenginse en zengin olması mesela buluyor kızına bir koca aklı yatmıyor diyor “Ya biz yanlış bir şey mi yaptık acaba?” Niye ki? Falan diyor, “Daha zengin biri olamaz mıydı acaba?” diyor. Hakikaten boşuyor kızını başka bir zenginle evleniyor. “Ya” diyor”Biz yine mi yanlış yaptık daha da zengin biri olamaz mıydı?” Diyor. Böyle bir manyakça saplantı yüzünden defalarca kızını boşaltıp evlendiriyor. Ve çocuk sonunda perişan oluyor tabii. Habire arıyor. Çünkü onu bir meta eşya gibi gördüğü için ondan azami çıkar sağlamaya çalışıyor genç kızdan. En fazla çıkar. Onun için de işte en zengin koca. Adamın ahlaksız olması falan onları hiç ilgilendirmiyor. Varsa yoksa zengin olması. Bu çok büyük bir ahlaksızlıktır. Bunu yapan da çok büyük bir ahlaksızdır. Bir insanın ahlakına, dinine, imanına önem vermeden, kişiliğine şahsiyetine önem vermeden sadece parasına tamah etmek ahlaksızlıktır.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Mal ve çocuklar dünya hayatının çekici süsüdür. Sürekli olan salih davranışlar ise Rabbinizin katında ecir bakımından daha hayırlıdır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kadınları baskı ile böyle meta gibi görerek mahvetme kafası var. Bir kısım aileler öyle ayrı eziyor bir kısım bağnazlar ayrı eziyor. Yani müthiş bir kadın düşmanlığı bir çok toplumda hakim. Kimi gidiyor kadını bıçaklıyor kimi dövüyor kimi öldürmeye kalkıyor. Mesela kadın boşanmış niye benden boşandın diyor. Kanunla hukukla boşamış sizi mahkeme. Karar vermiş, kadın da istemiş boşanmışsın.  Yağmur gibi kurşun yağdırıyor kadına. Tehdit ediyor. Yani bir dehşet, bir vahşet ortamı içerisinde kadınlar ne yapacağını şaşırıyorlar. Tek çözüm nedir? İslam’a, Kuran’a sarılmaktır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde görevli bir polis memurunun görev yaptığı Hani ilçesine gittiği sırada yolu kapatan bir grup PKK’lı terörist tarafından aracı tarandı. Saldırı sırasında eşi ve çocuğu da yanında olan polisimiz şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Canım benim Allah gani gani rahmet etsin. Rahmetiyle sarsın. Allah cennetini makamını sonsuza kadar benim o canıma süslemiş. O süslü mekan da Allah onu sonsuza kadar barındıracak. Allah bizlere de nasip etsin. Tabi müminin en büyük isteği odur. Yatakta değil, atakta inşaAllah. Şahadetle, tebrik ediyorum şahadetini.

BÜLENT SEZGİN: PKK yol çevirirken dur demiş polisimiz durmayınca taramışlar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte halbuki o yol güvenliğinin sürekli kontrol edilmesi lazım. Ve çok fazla sivil polisin kontrol etmesi lazım. Sivil giyimli. Mesela işçi kıyafeti ile falan da olabilir. Kamyonlar dolu işçi gibi halbuki hepsi komanda olur. Adam dur deyince asıl siz durun dersin ondan sonra ne gerekiyorsa yaparsın. Hepsini tutuklarsın.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Diyarbakır’da düzenlenen Şehit Yasin Börü’yü anma töreninde Kürt kardeşlerimiz “Bu beldeyi Marksistler’e terk etmeyeceğiz” dediler bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Helal olsun. “İmanlı millet, kahraman ordu” diyor. Hadislerde hakiki tarihi göreceği ve bu dehşetli komiteye gereken karşılığı vereceği hadislerden anlaşılıyor diyor Bediüzzaman. Deccaliyeti tepeleyen mübarek insanlar ilimle irfanla. Çok güzel.

“Değerli Hocam siz iddia edilen Ergenekon terör örgütünü müthiş aşağılamıştınız, çok cesur bir şekilde nasıl bir yapı olduğunu anlatmıştınız. Herkes sizden sonra cesaret ederek televizyonda konuşmaya başladı. PKK olayında da öyle oldu” diyor. “Siz herkes çekinirken, birçok kişi çekinirken PKK’yı müthiş aşağıladınız. Şimdi herkes aşağılıyor” diyor. Birçok kişi aşağılıyordu ama ben de hakikaten hakkını avucuna koydum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın yurtdışındaki yayın organı Yeni Özgürlük Politika yazarı ve Kürt hareketinin teorisyenlerinden Veysi Sarısözen bugünkü köşesinde ordunun AK Parti’ye darbe yapabileceğini öne sürerek HDP’ye büyük koalisyon teklifinde bulundu. Şöyle diyor yazısında; “Ya ülke İslamcı Türkçü faşist diktatörlüğe sürüklenir ya da unutmayız diyenler darbe yapar. Bu iki ihtimalde bilinsin ki muazzam bir demokratik direnişle karşılaşır. Ülke iç savaşla yıkıma uğrar.”

ADNAN OKTAR: Faşist şiddete karşı devrimci direniş mi ona benzer böyle duvarlara yazılar yazarlardı. Türkiye’de faşist bir yapılanma yok. Bir kere çok zorlama, bu çok münasebetsiz. Olsa zaten gereğini yaparız. Türkçü bir yapılanma da yok. Yani insaf bu hükümet özellikle hiç böyle bir üslup kullanmıyor, hiç.  Ve hükümet benim gördüğüm ırkçılığa şiddetle karşı. O yazar kendi kendine yazar böyle. Ordu terbiyeli ve aklı başındadır. Ne darbesi? Niçin darbe yapsın ordu? Bir kere kanunen bu mümkün değil ayrıca. Eskiden kanunen mümkündü şu an öyle bir mümkünlüğü de yok.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey ünlü sanatçı Mustafa Ceceli’nin Kuran’la ilgili güzel bir sohbeti vardı ondan bir bölüm izleyebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet. Aferin.

Şimdi kısa bir ara verelim. Kısa değerlendirmelerden sonra devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörüne Karşı İlmi Seferberlik İlan Edilmeli

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

Merve, “Hocam sizinle oynayan bütün kızları kıskanıyorum. İnşaAllah bir gün ben de sizinle karşılıklı oynarım” diyor. İnşaAllah.

Ece Demirel, 25 Ece, “Programda Çav Bella çalıyor.” Niye o kadar önemli görmüş ki acaba?

“Hocam Beril Hanım’la karşılıklı kaşık oynamanızı istiyoruz.”

“Hocam hayırlı akşamlar sizi severek Başkent Üniversitesi yurdundan topluca seyrediyoruz. MaşaAllah Hz. Davut (a.s) heykeli gibisiniz. Ve konuklarınız da size iman aşkıyla bağlılar. Gözlerinden okunuyor. İyi yayınlar.” Meftun Yüksel yazmış. 

“Hocam sohbetinize doyum olmuyor. Yarım dakika bile kaçırınca çok şey kaybetmişim gibime geliyor. Sohbetleriniz o kadar samimi ki insanın ruhunu doyuruyor. Bir de o güzel sesiniz o kadar güzel ki, o kadar şefkatlisiniz ki.” Azebaycan’dan Gülnara.

“Hocam insan nefsi hakkında konuşur musunuz? “Osman Bey.

Serpil Akçe, “Aynı konuyu bile anlatsanız çok büyük bir heyecanla dinliyorum. Her seferinde başka türlü detaylandırarak anlatıyorsunuz” diyor.

“Hocam sizi severek dinliyoruz, tebrik ediyoruz.”

“Hocam bir ricam var. Siteye yayın tekrarı erken konabilir mi? Geç kaydedilince bakamıyorum. Sabah da göremiyorum, akşam da olmuyor. Birkaç gün sonra görebiliyoruz” diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey yine Kürt kardeşlerimiz Diyarbakır’da Şehit Yasin Börü’yü anma töreninde “Kahrolsun PKK” diye bağırdılar. Onun bir videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Aslan onlar aslan.  Koçyiğit onlar helal olsun onlara maşaAllah.

Siz “Dünya masonluğu büyük Müslüman katliamı için hazırlanıyordu. Bu hazırlığı önleyen aydın Müslümanlar bu gerçeği görmüyorlardı.” Cihat Gencer, Cihat Gncr. “Sen de mason değil miydin? Canlı yayında mason olduğun için lobiden sertifika almıştın.” Masonluk diplomaları evet. “Bu durumda hazırlık yapanlardan biri sen olmuyor musun?” diyor. İşte ilginç yanı o. Biz durduranlarız. Ateist masonluk vardır bir de Allah’a inanan masonluk vardır. Benim tabi olduğum masonluk Allah’a inanan masonluk. Müslümanlar’ın başını belaya sokmaya kalkanlar ateist masonlar, ateist masonluk. Ama biz Allah’a çok şükür bütün localara Kuran koyduk. Ve yoğun bir imani faaliyet yaptık.  Tapınak şövalyelerinin lideri bak “Akşama kadar sizin kitaplarınızdan okuyorum” diyor “her gün.” “Hayatımı adadım” diyor. Bak buraya gelen masonlar da gittiler namazlarını kıldılar. Şöyle düşün mesela Firavun’un sarayı bir mason mabediydi. Ama onun içinde Hz. Musa (a.s) da vardı. Ayrıca Hz. Hızır (a.s) da vardı. Hz. Musa (a.s)’a kefil olmuştu o şahıs. Biraz derin düşünürlerse oradan çok anlam çıkartırlar. Hz. Musa (a.s)’ın bütün hayatı masonların içinde geçti. Hz. Hızır (a.s) da duvarcı ustasıydı. Ve Hz. Musa (a.s)’ı ziyaret için Firavun’un sarayına sık sık geliyordu. Oradan artık ne anlam çıkarırsan. Şu an masonluk müspet yönde yönlendiriliyor, dünya barışı için, dünya kardeşliği için.

Davutoğlu, selfi çubuğu kullanarak mitingde toplu resim çektirmiş. Bayağı şeker bir insan, bayağı sevimli. Çocuk sevimliliği var üstünde. Bu insana eğer faşist diyorlarsa ben onların aklına yanayım.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı Adnan Bey gösterebiliriz.

 ADNAN OKTAR: Zulüm olur çok çok ayıp.

“Hoş sohbetliliğiniz çok güzel” diyor.

“Hocam, az önce Başkent Üniversitesi yurdundan sizi izleyen kardeşlerimizin mesajını okudunuz. Biz de sizi ayrı bir odadan takip ediyoruz. Sizi okulumuzda bir konferansta görmek isteriz inşaAllah. Ve sizi oradaki dünya güzeli kardeşlerimizi, ablalarımızı Allah başımızdan eksik etmez inşaAllah” diyor Nazif.

Tuğberk Yönet; “Hoca parti kur oy atacağım sana.” Teşekkür ederim. Hep siyasetle hallolacağını düşünüyorlar. Halbuki fikirle, sevgiyle hallolur. Ne alakası var onun?

“Muhammed ailesinin kaimi Mehdi ortaya çıktığı zaman, Kuran’ın indirildiği gibi öğretileceği yerler kurar.” Tam indirildiği gibi şekilde öğretecek diyor , “onunla ilgili yerler kurar.”

“Sayın Hocam Hz. Mehdi (a.s) sevgiyle dünyayı İslam’a davet edecek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) silaha mecbur kaldı. Ben kimi örnek alacağım? Allah razı olsun.” Turgay. “Sevgiler ve saygılar.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sevgiyle, şefkatle, nezaketle, kibarlıkla, affedicilikle, sabrıyla, nezahetiyle, inceliğiyle, yüksek ahlakıyla İslam’ı hakim kıldı, Allah vesile etti. Savaşa mecbur. Savaş;  saldırdılar kendini savundu. Adam sana kılıçla saldırıyorsa, kafanı kesmeye çalışıyorsa sen ona kalkan tutarsın veyahut kılıçla onun kılıcını kırarsın. Böyle bir savunmaydı Peygamberimiz (s.a.v.)’inki. Savunma silahıyla insanları İslam’a davet etti, kimseyi zorlamadı. Ayette açık şeytandan Allah’a sığınırım “Dinde zorlama yoktur” diyor. Peygamber (s.a.v.) Kuran’a tabiydi. Zorladığı hiçbir dönem olmadı. O yanlış biliniyor, bilen eğer öyle biliyorsa yanlış biliyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz, tebliğ için Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabeleri gönderdiğini anlatmıştınız. Hatta onların kıyafetlerini de donanımlarını da anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Evet.

Mücahit; “Canım Hocam ne yaparsak her zaman şuurumuz açık kalır. İnsanlar arasına girdiğimizde hemen onlar gibi şuursuz konuşup, şuursuz düşünüyoruz. Ama A9 TV’yi izlediğimizde tekrar ruhumuza heyecan geliyor. Bu nasıl bir iş? Dua edelim Hocam. Allah bana sizinle beraber hizmet etmeyi nasip etsin.” Zaten öyle bir yere girdiğinde imtihan olduğunu bilip oraya bir peygamber ruhuyla, Muhammedi bir ruhla gireceksin. Bir melek gibi gideceksin oraya.

“Allah için sevmek konusundan bahseder misiniz?” Başka türlü zaten bir sevgi insanın ruhunu doyurmaz ki. Allah için seversin yoksa neyini seveceksin? Dünyanın sevilecek hiçbir şeyi kalmaz. Cennet de Allah için sevilir, dünya da Allah için sevilir.

Yunus Soylu; “Hayata küsmüş, umudunu yitirmiş, geçen beş dakikayı ömrümden beş dakika daha gitti diye düşünerek sevinen insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu insanlar nasıl hayata döndürülür?” Hayat zaten Allah için yaşanır, Allah aşkıyla yaşanır. Allah aşkıyla da bu imtihan biter ve ahiretteki sonsuz hayat başlar.

“Allah kullarına sevgisini nasıl gösterir?” Eğer İslam’ı yayıyorsan, İslam’ı tebliğ ediyorsan Allah yollarını senin sürekli açar. Yolların açıldığını da açıkça alenen görürsün. Ben mesela alenen görüyorum. Allah’ın yardım ettiğini görüyorum. Ama Allah beni seviyor ben eminim dersem bu olmaz. Ümitle korku arasında olacağım.

“Zaman gittikçe hızlanıyor, zamanımızı daha iyi nasıl kontrol altına alabiliriz?” İlknur. Aklınla anbean en iyi şekilde kullanmaya çalışacaksın. Allah için kullanılan zaman kıymetlidir.

“Ahirete inanan insanlar dünya nimetlerinden neden istemesin ki?” Naz Sürmeli. Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah “Dünyadaki nimetler sizin” diyor “Ahirette yalnızca sizin” diyor Müslümanlar’a.

“Kaynaklar sizin söylediğiniz gibi söylemiyor. Gayet sarih net bir şekilde “Kadının aklı yarımdır” diyor.” İşte bak. Ufkun Ötesi. Sizi bu hale getiren o kitaplar. Sen Kuran’da bu gerçekleri göreceğine Kuran dışı arıyorsun.

Ertuğrul Yıldız; “Yani sizce PKK’nın sonunu IŞİD mi getirecek? Türk askerlerinin gücü yetmeyecek mi?” Şimdi Türk askerin gücü yeter de, Türkiye sınırları dışında bin kilometre uzunluğunda, dört yüz kilometre eninde bir toprağı işgal ettiler şu an. Burada Türkiye’nin yapacağı bir şey yok. Burası IŞİD’in hareket alanı. Yani öyle gibi görünüyor.

Mustafa 1907, “Bu Adnan Oktar’a karşı olanları anlamıyorum. Kim onun gibi bir hayat yaşamak istemez ki?”

Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü