Harun Yahya

Sohbetler (16 Ekim 2015; 14:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Bazen böyle genç kızlar oluyor, diyorlar ki bir kız için “dünyanın seksi kızı, en çekici kızı, en cazibeli kızı.” Baktım normal bir kız. İnsanların zevk anlayışı bir hale girmiş benim anladığım. Mesela bu güzel hanım baya güzel. Ama belki dünyada o kadar dikkat çekmiyor olabilir, insanlar kıymetini bilmiyor olabilir, değerini anlayamamış olma ihtimali var. Ama olağanüstü güzel. Ben bazen öyle görüp şaşırıyorum, nasıl insanların dikkati çekilmez, nasıl farkına varmazlar diye, maşaAllah.

PKK ile ilgili yaptığım yorumlarda, PKK’nın genel bünyesini bildiğim için. Çok geniş araştırma yaptım, çok detaylı araştırma yaptım. Çok fazla kitap hazırladığım için, çok didik didik araştırdım. O yüzden her türlü pisliğin içinde olduğundan eminim PKK’nın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook; “Amerikan yönetiminin Suriye’nin kuzeyindeki muhaliflere Pazar günü yaptığı askeri malzeme yardımının Kürt gruplara da gittiğini” söyledi. Ancak sözlerini düzelterek, “havadan yapılan yardımın istenildiği gibi taramadan geçirilmiş Suriyeli Arap güçlere teslim edildiğini” bildirdi.

ADNAN OKTAR: Türkiye bu olayın üstüne gitsin. Silahlar olduğu gibi PKK’ya verildi. Armageddon’a hazırlıyorlar PKK’yı, büyük Müslüman katliamına hazırlıyorlar. Abdullah Öcalan kendisi söylüyor zaten; “Avrupa’nın planladığı o büyük Armageddon’un hazır kiralık baş katilleri olduklarını” söylüyor. “Amerika ve Avrupa bizi rahatça kiralayabilir” diyor. Genel katliam, genel cinayet için müsait olduklarını, bölgede Müslümanlardan nefret ettiklerini, hiçbir Müslüman’ı bırakmak istemediklerini, katliamın paralı katilleri olarak veyahut parasız da çalışabilecek katiller olarak hazır olduklarını belirtiyor. Net, kendi ifadesi var. Ben şerh ederek açıklıyorum tabii.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Washington’da düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Kirby; “YPG konusunda Türkiye ile görüşmelerini sürdürdüklerini ve Türkiye’nin bu konudaki endişelerini anladıklarını” belirterek, “Amerika ve 60’ı aşkın koalisyon üyesi ülkeler için IŞİD’e karşı mücadelenin önemli olduğunu unutmamak gerek. Bu konuda Türkiye’nin duyarlılığını da anlıyorum. Suriye’de IŞİD’e karşı etkin bir mücadele eden bu grupları uygun bir biçimde desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: IŞİD’e karşı eğer samimi eylem yapmak istiyorlarsa, IŞİD’in sorunu bilgisizliktir. O adamların tepense yağmur gibi bomba yağdırmayla olmaz. Sevgiyle, bilgiyle bu mesele hallolur. Hiç denemediler ve hiç yapmadılar. Her konuyu 100 yıllık geleneklerine uyarak bombayla halletmeye çalışıyorlar. Hep bomba, kurşun, silah, kan, böyle. Bu insanların hadi bir ikisi anormal diyelim, hepsi mi anormal? Bunlar insan evladı. Al karşına konuş, anlat, tartış. Ehli Sünnet alimlerini getir, Şii alimlerini getir “bunu sevgiyle halledelim” de. “Kan gövdeyi götürüyor buna gerek var mı” de, değil mi? “Demokratik yoldan demokratik seçimle neticelendirelim, hangi grup kimi istiyorsa onu seçsin” de. “Sınır da getirmiyoruz” de konu hallolsun.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’nin son durumunu gösteren bir harita vardı Adnan Bey. Tüm bombalamalara rağmen IŞİD’in sürekli sınırlarını genişlettiği gözüküyor. O gri bölge IŞİD.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, halk böyle olunca akın akın onlardan yana oluyor. Kahverengi bölgeyi de Amerika PKK’ya peşkeş çekti. Yani konu, o.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay askeri liselere seçmeli Kuran’ı Kerim, Hz. Peygamber (s.a.v)’in hayatı ve temel dini bilgiler dersine onay verdi. Seçmeli ders olarak okutulacak.

ADNAN OKTAR: Orduda. İşte bizim orduya yakışacak olanı yapmışlar. Askerler aslan, nur gibiler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak merkez yeni mahallesinde terör örgütü PKK’nın gençlik yapılanması YDG-H üyeleri tarafından kazılan hendeklerin kapatılmasına yönelik polisin düzenlediği operasyondaki çatışmada 1 polis şehit oldu 1 polis de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin, Allah o güzle makamı bize de nasip etsin. Annesine babasına Cenab-ı Allah yakınlarına sevenlerine güzel sabırlar ihsan etsin. Allah nuruyla sarsın, hadi ismiyle tecelli etsin, kalplerine ferahlık, suhulet, inşirah versin. Kalplerindeki sıkıntıyı Allah izale etsin.

BÜLENT SEZGİN: Doğu ve Güneydoğu’nu çeşitli şehirlerinde 102 belediyeye sahip olan Demokratik Bölgeler Partisi, PKK’ya lojistik desteğin yanında mali destek de sağlıyor. DBP’liler yönettikleri ilçelerde bulunan sosyal tesisleri de, örgüte kaynak sağlamak üzere PKK’ya yakın isimlerin işletmelerine açıyorlar. Tapu ve imar işlerini halletmeleri için belediyelere giden vatandaşlara, örgüte gönderilmek üzere vergi tahsilatı yapıldığına yönelik çok sayıda soruşturma açılmış. Eski Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş benzer bir soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

ADNAN OKTAR: İyi, hayırlı uğurlu olsun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanlığı, Suriye sınırında Türk hava sahasında tespit edilen milleti bilinmeyen bir insansız hava aracının angajman kurallarınca üç kez ikaz edildikten sonra düşürüldüğünü açıkladı.

ADNAN OKTAR: Hangi ülkeye ait belli değil. Türkiye’ye ait olmasın da, Allah esirgesin yanlışlık falan, değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Kilis üzerinde uçuyormuş PKK bölgesinin tarafında.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eski Anayasa Başkanı Haşim Kılıç; “hukukun aynı zamanda sınırlarını aşan devlete haddini bildiren ve ona baş eğdiren güç diye de tanımlanabileceğini” söyledi. Ayrıca aydınları da şu sözlerle eleştirdi: “Hukukun yerine korkunun hakim olduğu dönemlerde aydınlarımızın tepkisizlik ve suskunluğun arkasına gizlenerek zalimlikleri savuşturma refleksi ürkütücü ve utanç vericidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Hocamız derin konuşmuş. Hocamız ne zaman emekli oldu? Kim geldi onun yerine? Konuşsun, herkes onu dinler. Çünkü bak çıtı çıkmıyor, sıradan bir insan değil anayasa mahkemesi başkanı. Emekli olsa dahi, öyle kişiler yine vazifedeymiş gibi bir halde oluyorlar, sözleri etkileyici oluyor. Her gün demeç versin. Mesela ilk defa ben bu açıklamayı görüyorum, baya güzel bir açıklama.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 kapsamında düzenlenen W20 zirvesi açılış törenine katıldı. Türkiye G20 dönem başkanlığında bir ilke imza atarak, W20 yani kadın grubunu kurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan burada yaptığı konuşmada, Amerika ve Rusya’nın PYD’ye yaptığı silah yardımlarını eleştirerek, “bugün desteklediğiniz teröristler yarın silahlarını size doğrultacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Amerika’dan PKK nefret eder. En büyük düşmanı olarak görüyor. Amerika ne zaman silah yardımı yaptıysa, orayı mutlaka sonra boğmuştur. Nikaragua’da öyle oldu, diğer İslam ülkelerinin çoğunda da öyle oldu. Güney Amerika ülkelerinde de öyle oldu, birçok yerde öyle oldu. Yani silah yardımı yapıp da sonra damları boğmadığı hiçbir vakıa yok. Hepsinde bir kan dökmüştür Amerika.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde sokağa çıkma yasağı kaldırılmadan önce teröristler Kuran’ı Kerim’i askere karşı siper olarak kulandılar. Fatihpaşa Mahallesi’nde bulunan kentteki ilk Osmanlı eseri özeliğine sahip Kurşunlu Camii teröristlerin karargah olarak kullandığı, silah ve mühimmat yaptığı caminin kapı duvar ve camlarında oluşan hasar tarihi dokuda derin izler bıraktı. Teröristlerin, yapımı 1520 yıllarında tamamlanan tarihi camiindeki Kuran’ı Kerim’leri de camların üstüne üst üste dizerek kendilerine siper yaptıkları görüldü.

ADNAN OKTAR: Kuran’a İslam’a nasıl saldıracakları bu alçakların buradan anlaşılıyor. Bak ilk fırsatta camimi tahrip etmeye hazırlanıyorlar. Kuran’ı mermiden kurtulmak için yahut bombanın etkisinden kurtulmak için kum torbası niyetine haşa kullanıyorlar Kuran’ları. Bu kadar karaktersiz ve alçaklar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rus Haber Ajansı Sputnik, emniyet yetkililerine dayandırdığı haberde IŞİD’in İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır başta olmak üzere bazı metropollerle bomba yüklü araçlarla terör saldırıları yapmaya hazırlandığını iddia etti.

ADNAN OKTAR: Yalan, net yalan. Olayı körüklemek, Türk milletini IŞİD’e karşı kinlendirmek, hazır bir zemin varken, onu güçlendirmek istiyorlar. Külliyen yalan, sahtekarca yalan. IŞİD’in Türkiye ile işi yok. Net yalan. Yani onun aldığı kaynak yalan söylüyor, ben onun kendisi için söylemiyorum. IŞİD bombalı arabalı ne işi var Türkiye’de? Türkiye ile bir işi yok IŞİD’in. Zorla Amerikan derin devleti, İngiliz derin devleti Türkiye’yi IŞİD’le çatışmaya sokmaya çalışıyor. Türkiye’nin potansiyelinden istifade etmeye çalışıyor. Bir yandan da PKK’yı güçlendiriyor. Türk askerinin böylece helak olacağını düşünüyor. Hem PKK bir yandan, IŞİD’le çatışma bir yandan, yani IŞİD’le Türk ordus  çatışıp bir Müslüman katliamı olacağını düşünüyor Amerika. Böyle bir şeye girmeyiz. Biz sevgiyle yaklaşıyoruz, sevgiyle hallolacağına inanıyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce bahsettiğimiz düşürülen insansız hava aracı için Rusya “bize ait değil” demiş uçak.

ADNAN OKTAR: O zaman Amerika’ya aittir, başka nereye ait olacak?

IŞİD’e Türk milletini düşman etme politikası bir türlü tutmuyor, beceremiyorlar da, bir oradan bir buradan, bir sağdan bir soldan aylardan beri uğraşıyorlar, bir türlü beceremiyorlar. Bizim bir tane düşmanımız var, o da PKK’dır. PKK’ya destek verenler de, ahlaksız yapıyorlar, zalimlik yapıyorlar. On binlerce insanı katletmiş bir cinayet ordusuna silah vermek, tek kelimeyle ahlaksızlık ve katilliktir. Cinayete ortak olmaktır, şerik oluyorlar cinayete.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç gün önce de Sputnik ajansının muhabiri Twetter’de IŞİD için, “mecliste başkan olan bir partiye suikast düzenleyecek IŞİD” diye yazmıştı.

ADNAN OKTAR: O da bir oyun, o da bir oyun net oyun. Hem de mazlum dindar bir insan Selahattin, güya ona. Bu kesinlikle provokasyon ve oyun. PKK’lılar dört koldan bu işe giriştiler. Çok hoşlarına gitti. IŞİD’le Türkiye’yi çatıştırıp hem Müslüman kanı akıtacaklarını düşünüyorlar hem de kendi amaçlarına rahatça ulaşacaklarını düşünüyorlar. Bölgedeki hakimiyetleri oluşturacaklarını düşünüyorlar. IŞİD’in Türkiye ile hiçbir işi yok külliyen yalan bunlar. Böyle bir olay yok. Yaptıkları bütün eylemler PKK’lıların sinsice oluyor kahpece ve kalleşçe oluyor. Bu meyanda yine devam edebilirler ayrı ama IŞİD’in böyle bir eylem yapması mümkün değil.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan. Zühd sahibi, bir de arslan demek ki güzel. Zühtü Arslan Hocam, arslan gibi olsun, hiç çekingen olmasın hakkı açık açık savunsun, gönlü de rahat olsun. Onu o makama getirdiklerine göre demek ki güvenilir bir insan.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan, hükümetin yeni programı çerçevesinde sizin üzerinde durduğunuz üç konuyla ilgili, kalite, kadın ve gençler üzerinde duracaklarına değindi. “Büyümeye çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Bu yeni kalkınma gündeminin en önemli unsuru kadın-erkek arasındaki dengesizliğin kaldırılmasıdır. Kadınların işgücüne katılması ihtiyacımız olan büyümede elde edeceğimiz en önemli imkanımızdır. Ayrıca kaliteyle birlikte kadın ve gençlerin önünü açabilmek, teknolojik gelişmelere imkan sağlamak da ancak kapsayıcı bir büyümeyle mümkündür” dedi.

ADNAN OKTAR: O üç maddeyi say.

BÜLENT SEZGİN: Kalite, kadın ve gençler üzerine.

ADNAN OKTAR: Bak kendimiz evdeyiz ama kendimiz koltuktayız, sedirdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda. AK Parti hükümetine ısrarla söylediğim; kalite. “Müthiş bir kalitesizlik var” dedim. “Hükümetin amacı sadece büyüme değil, büyümeyle beraber mükemmel bir kalite arayışıdır” dedim. “Kalite Bakanlığı kurulsun” dedim. Kaliteyi ön plana almışlar ama bakanlığın kurulmasını da geciktiriyorlar. İkincisi; kadınlar, kadınların ön plana alınması. Bir kere kadın özgürlüğünün, kadınların topum tarafından baskı altına alınmasının önüne geçilmesi lazım. Milyonlarca insan kadınların namusunu korumakla mükellef bir ordu gibi ortaya çıkıyor. Ama kadınlar onların namusuyla ilgilenmiyor. Onlar kadının namusunu kurtarmanı peşinde. Bu kafanın ortadan kalkması lazım. Kadın kendi namusunu korumayı çok iyi bilir. Nasıl ahlaklı olacağını nasıl kişilikli olacağını çok iyi bilir. Kadınlara ahlak öğretmesinler. Asıl etken olan, erkekler oluyor. Kadına tuzak kuran, oyun oynayan, tecavüz etmeye kalkan, ırzına geçen birçoğu erkekler oluyor. Hangi kadın erkeğin ırzına geçmiş, değil mi? Hep kadınların ırzına geçiliyor. Dolayısıyla kadınlara ahlak öğretmeyi bıraksınlar, erkekleri eğitecekler. Kadınlar ne yapacağını bilirler. Şöyle giyineceksin, şöyle güleceksin, şöyle oturacaksın, şöyle bakacaksın bunun ortadan kalkması lazım. Bir de bu kadınların korunması konusu çok zayıf. Bir kere toplum da kadınların koruması lazım. Mesela gözlerinin önünde kadın bıçaklanıyor, seyrediyorlar. Kadına silah sıkıyor seyrediyor. Kendi kız kardeşine silah sıksalar, sen seyreder misin? Yahut sana sıksalar seyreder misin? Niye seyrediyorsun? Vur eline, düşür silahını. O kadın diye öyle cesaret gösteriyor. Yahut kadını bıçaklıyor, önüne geçip “ne yapıyorsun sen” dersin. Gerekirse de vurursun eline, düşürürsün. Kadın o anda panik olmuş olabilir. Çünkü adamın hedefi sen değilsin, kadın. Sen onu kurtarmak durumundasın sadece, neyini seyrediyorsun? Seyrediyorsun, gözünün önünde bıçaklayıp onu şehit ediyorlar, ömür boyu acıyla yaşayacaksın, ömür boyu onun acısını çekeceksin.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Ankara’da HDP’li bir grup yoldan geçen başörtülü bir kadına saldırmış. Ankara’daki patlamada ölen HDP Milletvekili Adayı Meltem Mollaoğlu’nun cenazesine katılan HDP’li grup, yoldan geçen bir başörtülü kadına saldırıyor. Önce kadına laf atan grup kadının da karşılık vermesiyle tek tek kadına vurmaya başlıyor. Ardından da yüzlerce HDP’li bu kişinin üzerine yürüyor. Kadın saldırganların elinden zor kurtularak bir asansöre sığınıyor ve bu şekilde kendini kurtarmayı başarıyor.

ADNAN OKTAR: Böyle şeyler tabii provokasyon da olabilir. HDP’liler öyle densizlik pek yapmaz. Yani rastlanmış bir şey değil, çekinirler. O provokasyon mu değil mi ona bir bakmak lazım. Çünkü HDP’lilerin büyük bölümü başörtülü zaten kadınlar. Orada bir gariplik var. Tamam, şöyle böyle ama olgun aklı başında insanlar büyük bölümü. Öyle kontrolsüz münasebetsiz, zor öyle bir şey. Ama imkansız da demiyorum. Bazı değişik tipler bir araya gelmişlerdir, yapmışlardır.

Barzani’yi çok iyi koruması lazım hükümetin. Barzanin’nin de başını koparmaya çalışıyorlar. İçişleri Bakanı’na da kafayı taktılar. İçişleri Bakanı’nın istifasını istiyorlar, bu oyun. İçişleri Bakanı asla ve kesinlikle kâle almasın asla sureti katiye de. Barzani’yi de devirmeye çalışıyorlar. Barzani’ye de hem Milli İstihbarat Teşkilatı yardımcı olsun, hem özel kuvvetler yardımcı olsun, hem de uluslar arası zeminde durumunu güçlendirelim. Türkiye olarak da, açık açık ondan yana tavır koyalım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Büyük kısmını PKK’nın Suriye’deki kolu YPG’nin oluşturduğu ve milis grupların katıldığı Demokratik Suriye Güçleri kuruluşunu ilan etti. Ve yaptığı ilk açıklamada, kendilerine yardım eden Amerika’ya teşekkür etti. Fotoğraflar vardı. “Temel amacımız, DAEŞ’e karşı savaşmaktır. Bize ve müttefik olduğumuz gruplara 50 ton silah gönderildi. Bu başlangıç silahların devamı da gelecek” dediler.

ADNAN OKTAR: Amerika ateşle oynuyor, çok tehlikeli bir iş yapıyor. Stalinist-Marksist-Leninist bir gruba 50’şer ton şeklinde silahlarla teçhiz ederse-ki, yani herhalde 500 ton, 1000 ton falan silahla teçhiz edecek, en az, bölgede ateşin, barutun, dehşetin fitilini ateşlemiş oluyor. Bu bela onları da sarar. Çok büyün bir tehlike bu, büyük bir risk altında olmuş oluyoruz. Türkiye’nin başını belaya sokmaya kalkıyor. O zaman kendi başı da belaya girer, aklını başına alması lazım Amerika’nın. Yani Stalinist azgın bir grupla bir daha baş edemeyebilir Amerika. Vietnam’da da aynı münasebetsizliği yaptı, başına bela oldular. Kamboçya’da aynı densizliği yaptı, başına bela oldular. Laos’ta aynı şey, Nikaragua’da aynısını yaptı, başına bela oldular. Densizliği bıraksın. Kore’de biz kurtardık Amerika’yı, batıyorlardı. Çocuk oyuncağı zannediyor Amerika bu işleri.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan; “IŞİD, PKK, PYD gibi gruplar Suriye’nin kurtuluş mücadelesine karşı savaşan gruplardır. Kalkıyor terör örgütünün başındaki bir kişi ‘bize 50 ton silah gönderildi, daha da gönderilecek’ diyor. Sorduğumuz zaman ‘IŞİD’e karşı kullanılacak’ diyor. Teröre karşı olmak, ahlaki bir duruştur. El-Nusra denilen örgüt de DAEŞ’e karşı savaşıyor. Ama El-Nusra’yı terör örgütü olarak kabul ediyorsunuz. İyi terör örgütü kötü terör örgütü diye ayrım yapıyorsunuz” diye de ekledi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca bunu çok dillendirsin. Uluslararası bütün televizyonları bir araya getirtsin, böyle geniş bir anlatımla önemli bir çalışma olarak bu konuyu defalarca, defaatle anlatırsa, çok iyi olur. Ama delillendirerek anlatması çok önemli. PKK hakkında bilgi versin, YPG hakkında bilgi versin, devletin elindeki bilgileri sunsun, MİT’in, içişleri istihbaratının baya bir dokümanı vardır, belgesi vardır, bunları sunarak anlatsın, kamuoyu oluşur. Amerikalılar baya ferahlar, ben Sözcü’ye bakıyorum, adam kuş gibi bakıyor acayip ferah, haberi yok yani. Çok yüzeysel bakıyorlar olaylara.

PYD’nin, YPG’nin derdi, o Türkiye sınırında almadıkları bir bölge var küçük bir bölge, orayı almak istiyorlar. Silahı onun için istiyorlar. Yoksa onların IŞİD’le falan bir işi yok. Onların derdi, Stalinist bir devlet kurmak. Amerika da, saf saf onların oyununa geliyor, Amerikan derin devleti. Akıllarını başlarına almaları lazım. Yeni bir Vietnam meydana getirecekler, yeni bir Kamboçya, yeni bir Kuzey Kore meydana getirecekler, bu sefer inim inim inleyecekler. Yani Ortadoğu’nun Kuzey Kore’si olacak orası. Başına da psikopatı geçirirler, bu sefer hiç baş edemez Amerika. Akılsızlık yapmasınlar.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK, Kürtlerin Temsilcisi Değildir.

VTR: PKK'nın Kullandığı, Lenin'in Bir Adım İleri İki Adım Geri Taktiğine Karşı Teyakkuzda Olmak Gerekir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Kuran olmasa, insanlar çok büyük bunalım yaşardı. Çünkü Tevrat'a yukarıda da şimdi baktım; gerçek Tevrat bölümü hemen hemen hiç kalmamış gibi. Ne yapmışlar böyle, nasıl güçleri yetmiş böyle bir şeye ben anlayamadım. Nereye koydunuz Tevrat'ı? Hadisler kalmış gördüğüm, hurafeler kalmış; çok acayip hurafeler, kadınların aleyhine hükümler bilmem neler, tam o Hititler'den falan kalan eski Mısır'dan kalan hükümler. Kuran çok net, Allah'a şükür, bayağı net. Mesela cenneti çok net anlatıyor. Cehennemi de çok net anlatıyor ama cehennem ehlimin kişiliğini de anlatıyor, onu da mesela bilemeyebilirdik. Allah diyor, "Gözleri görmez, kulakları işitmez" diyor. O zaman bize çok mühim bir bilgi vermiş oluyor; ölü olduklarını söylüyor, zombi olduklarını söylüyor. Çok hayati bir bilgi. Helali-haramı çok net anlatmış Kuran. Hiç hurafe yok. İbadetler kolay, helal-haram kolay; çok net, arı, temiz bir din. Tevrat'ın içinden hüküm çıkarmak, o kadar zor ki. Gerçek Tevrat gitmiş, hurafeler ve hadisler kalmış ama o hadislerin bir kısmı doğru, Allahualem. Nakiller kalmış, halkın aklında kalan bilgiler kalmış. Allah, gerçek Tevrat'ı bulmamızı nasip etsin. O da çok acayip kaybolmuş olması. Şu piramitlerde olabilir. Çünkü Hazreti İsrail (a.s)'ı mumyalamışlar o devirde Museviler. Tevrat'ta geçiyor Allahualem, doğru bilgi o. Hazreti Yusuf (a.s)'ı da mumyalamışlar. Peygamberlerin büyük bölümünü mumyalamışlar benim anladığım. Yani öyle bir gelenek oluşmuş. Hazreti Yusuf (a.s)'ın mumyasını İsrail'e götürmüşler, onun mezarı var zaten. Ama mumyalamış olmaları da tabii bir hikmet. Ne kadar uzun yaşıyorlarmış o devirde, maşaAllah. Ama tarih bilgisi olarak verdikleri bilgiler doğru, Allahualem büyük bir bölümü doğru. Çok güvenilir bir tarih bilgisi kitabıdır Tevrat aynı zamanda. İçinden hak dini bulmak ne kadar zor. Ama Museviler, Ortodoks gelenekçilerden daha dindardırlar. Mesela onlarda çarşaf var, kadınlar hiç bir kadınlar şekilde, dekolte giyinmez. Her halükarda çarşaf giyerler, siyah çarşaf, Musevi kadınlar. Ve saçlarını kazırlar, saçı olmaz Musevi kadınların. Hiçbir erkekle görüşmezler, görülmüş şey değil. Yüz yüze hiçbir şekilde görüşmezler. Sesli de konuşmuyorlar, hiç konuşmazlar. O yönden, gelenekçi Ortodoks Müslümanlardan daha ilerdeler. Benim gördüğüm gelenekçi Müslümanlar, Ortodoks Müslümanlar, Musevilerle yarışa girmişler. Çünkü midye, ıstakoz onlarda da yasak, gelenekçilerde de yasak. Tevrat’ta geçen yasakların aynısını gelenekçiler uyguluyorlar. Mezheplere ayırmışlar çeşitli mezheplere, hepsini uyguluyorlar. Bu taşlayarak kadın öldürme, hepsi var Tevrat’ta. Benim anladığım, ana kaynağı gelenekçilerin sırf Tevrat, Tevrat’taki bozulmuş, değişmiş hükümler. Musevilere kızıyorlar ama tıpatıp aynısılar Musevilerin, aynısı. İbadetler, inanç biçimleri. Hatta bununla ilgili bir kitap da hazırlayabiliriz. Ben bir kitap hazırlayayım, “Gelenekçi İslam’la Museviliğin benzerliği” diye. Bu diğer hususlarda da, ucu bucağı yok benzeşmenin. Kadınlarla ilgili hükümler, aynı. Müzik haram, resim haram aynı. Mesela erkek çocukları hiç bir şekilde gösterilmiyor, aynı. Ama kadınlarla ilgili hükümler çok katı. Kadın hiçbir şekilde normalde sokağa çıkamıyor, çıkarsa eşiyle çıkıyor ve yüzü tamamen kapalı. Bunu gelenekçi Müslümanlar yapıyor zannediliyor ama asıl Museviliktedir bu. Ama o devirde çok vahşi adamlar vardı. Onu Hz. Musa (a.s) tavsiye etmiş olabilir. Çünkü çok çok saldırgan adamlar, savaş oluyor sık sık, Musevileri kesiyorlar, şehit ediyorlar, hanımlarına tecavüz etmek istiyorlar, saçını açınca saçı yok, yüzlerini de kirletiyorlarmış kömürle falan, dokunmamalarını sağlıyorlarmış böylece, anormal bir görünüp verip. Şimdi gelenekçiler de yapıyor ya “kaşınızı uzatın, ellemeyin kaşınıza, yüzünüzde tüy varsa, onları da almayın.”

Peygamberimiz (s.a.v)’de baş ağrısı belirmiş son zamanlarında vefatından önce, ateşli bir hastalığa tutulmuş. Bir eli Hz. Abbas’ın omzunda bir eli Hz. Ali’nin omzunda olduğu halde ayaklarını sürüye sürüye Hz. Aişe’nin evine girdi” yani zor gelmiş.

MaşaAllah, bak Peygamberimiz (s.a.v)’e gelen vahiyle “Bir kulu Allah, kendisine dünya güzelliklerini vermekle” yani dünyadaki nimetler işte evlilikleri, evi de güzeldi Peygamber (s.a.v)’in, çevresi, sevdikleri “Kendi indindekini” yani Allah’ın Kendi varlığında, “Kendi makamındaki nimeti verme hususunda serbest bıraktı da kul onun yanındaki nimeti seçti.” Bak kapalı söylüyor, bir tek Hz. Ebu Bekir (r.a) anlamış ne demek istediğini. Azrail (a.s) gelmiş Peygamberimiz (s.a.v)’e “istersen canını alayım” demiş “istersen biraz daha ümmetle beraber kal” demiş “hangisini istersen” demiş. Peygamberimiz (s.a.v) de “ben Allah’ın yanına girmek isterim” demiş. Ama çok kibar bir üslupla soruyor Azrail (a.s). “istersen alayım” diyor “canını.” İşte bu belirttiği o, kapalı bir üslupla onu söylüyor, Hz. Ebu Bekir (r.a) anlamış onun ne demek istediğini. “Babalarımız analarımız sana feda olsun” diye bağırmış Hz. Ebu Bekir (r.a), Peygamberimiz (s.a.v) sakinleştirmiş onu, “sakin ol ya Ebu Bekir” demiş. Heyecanlandığı için, anladığını anlamış. “Ey Nas” diyor Peygamberimiz (s.a.v) “bana mal ve dostluğuyla en emin kimse Ebu Bekir’dir.” Bütün malını mülkünü vermiş, dostluğu mükemmel. “Eğer sevgili edinmem gerekse muhakkak ki Ebu Bekir’i sevgili edinirdim.” Onu sevgili olarak görüyordu Peygamberimiz (s.a.v). “Ama İslam kardeşliğimiz var. Ben hepinizden öndeyim ve sizi bekleyeceğim. Zaten şu an kevser havuzunu görüyorum” diyor Müslim’de. Cenab-ı Allah’ın Peygamberimiz (s.a.v)’e bir nimeti. Ama tabii kalp gözüyle görüyor, dünya gözüyle görmesi mümkün değil, kalp gözüyle görüyor. “Sizi bekleyeceğim” diyor. Sahabenin tabii, çok büyük bir nimet olmuş, peygamber görmek çok önemli. Onun için Hayatüs sahebe’den de sohbet yapsak iyi olur. Peygamberi görmüş gibi bir ortam meydana gelir. Çünkü tarih bilgisi doğru bilgi.

Hz. Ebu Bekir (r.a) demiş ki Peygamberimiz (s.a.v)’e “ya Rasulullah, nereye baksam seni görüyorum” demiş. Aşık peygambere “nereye baksam seni görüyorum” diyor, maşaAllah. Tabii “sizi” diyor ama “sizi görüyorum.” Ebu Bekir (r.a), Peygamberimiz (s.a.v) vefat ettiğinde onun pazusunu öpmüş, örtüsünü hafifçe kaldırmış, pazusunu öpmüş. Çok kuvvetliydi Peygamberimiz (s.a.v). Alnından öpmüş, bir daha öpmüş “ah safi, ah dost” demiş, ayrı ayrı. Bunlar tarih bilgisi, önemli bunlar.

Bak görüyor musun? “Eğer ihtiyarımız elimizde olsaydı, canlarımızı yoluna feda ederdik” diyor vefatında. Rasulullah (s.a.v)’in mübarek naşının yanında söylüyor bunu bak. “Eğer sen bizi men etmeseydin” bak “eğer sen bizi men etmeseydin” yasaklamasaydın, “gözlerimizden pınarları akıtırdık.” Yas var mıymış? Yok. Ağlayacak olsa, Hz. Ebu Bekir (r.a) ağlar, en sevdiği aşığı yani. Bak “sen men ettiğin için yapmıyoruz” diyor. Salı günü Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek naşı yıkandı, kefenlendi. “Gasil” yıkama işini bizzat Hz. Ali (r.a), Hz. Abbas (r.a) ve Hz. Abbas (r.a)’ın oğulları Fazl ve Kusem de yardım ettiler.” Ama asıl Hz. Ali (r.a), bir de Hz. Abbas (r.a). “Usame ve Şükran Salih (r.a) da su döktüler.” “Gömleğini üzerinden çıkarmadılar Peygamberimiz (s.a.v)’in.” Elbisesi çıkarılmaz peygamberlerin. Sadece üst şeyi çıkarıldı, alt kıyafeti ve üst kıyafeti çıkarılmıyor yıkanırken. Tamamen soyulmaz. Peygamberlere mahsus olarak. “Üç kere yıkanıp, üç kat beyaz kefene sarıldı.” Hz. Ali (r.a), Hz. Fadl Usame ve Abdurrahman bin Avf, cesedini mezara indiriyorlar, mübarek naşını. Kıyamet günü ilk Peygamberimiz (s.a.v) kalkıyor, sonra Hz. İsa (a.s), inşaAllah. Gözleri iri siyah Peygamberimiz (s.a.v)’in. Gözünün beyazı bembeyaz, siyahı simsiyah. Hiçbir insan takat getiremiyor gözüne bakmaya. Çok şaka yapıyor, neşelendiriyor, öyle bir parça bakabiliyorlar, yani birkaç saniye. Çok keskin bakıyor, acayip zeki bakışları. Ama o peygamberlere mahsus bir özellik. Hz. İbrahim (a.s) da öyle. Ama üslup bozuk anlatış üslubu. “Ne kısa boyluydu, ne uzun boyluydu.” Kardeşim orta boyluydu desene. “Ne şişmandı, ne zayıftı.” Kardeşim normal, dolgun bir vücuda sahipti dersin, atletik, yapılı bir vücuda sahip. Laf söz nasıl bilmezler ben anlamıyorum? Nakledenlerde bir bozukluk olmuş. Böyle üslup olmaz. Yakışıklıydı de, güzeldi de, cazibeliydi de niye uzatıyorsun? “Ne uzun boyluydu, ne kısa boyluydu.” Ne demek kısa boylu değildi, uzun boylu değildi? Öyle mi denir? Onu duyanın içi burkulur. Peygamber, bu güzel varlık, mübarek insan. Çok mevzun güzel bir boyu vardı dersin, orta boylu. O kadar. Cemaatin huzuruna çıkacağı zaman saçlarını, sakalını tarıyor. Parlak saçı ve sakalı. Tane tane konuşuyor. “Çok yakışıklı” diyor, “alımlıydı.” Cazibeli. Cazibeli, alımlı o. Her gören kadın gönül koyuyordu Peygamberimiz (s.a.v)’e. Boşanıp evlenenler vardı. İşlerine gelmiyor, söylemiyorlar. Orta boydan biraz daha uzun Peygamberimiz (s.a.v), tam orta boylu değil. “Başı büyük.” Heybetli başı Peygamberimiz (s.a.v)’in. Peygamberlerin başları büyük olur. Hz. İbrahim (a.s)’ın da başı büyüktü. Hz. Nuh (a.s). “Saçı dalgalı.” Hafif dalgalı. Hz. İsa (a.s)’ın da öyle. “Geniş alınlı. Beyaz renkli.” Burnu çok güzel. “Doğan çekme küçük burunlu.” Hafif bombe var burnunun üstünde, böyle doğan çekme küçük burunlu. İnce kibar bir burnu var. “İri gözlü. Yanakları düz” bombeli değil. “Geniş ağızlı” ağzı büyük. İri, alt ve üst dudakları iri Peygamberimiz (s.a.v)’in. “Dişleri bembeyaz.” Çok düzgün. “İnciler gibi parlardı” diyor “dişi.” Leman ederdi. “Boynu bembeyaz, gümüş gibi.” O da parlıyor boynu, çok güzel. Bütün vücudu uyumlu, oranlı. “İki omuz arası geniş.” Omuzları geniş, kolları da çok kuvvetli Peygamberimiz (s.a.v)’in, pazuları bayağı güçlü. Elleri de irice, parmakları uzun. Kol bilekleri de uzun ve iri. Ölçülü ve dengeli bir yürüyüşe sahip. Vakur yürüyüşlü. Yürürken de zorlanmadan yürüyor, yokuş aşağı iner gibi. “Sevinçli olduğunda, yüzünde bir parlaklık oluşuyor. Hiddetlendiğinde, alnında bir damar çıkıyor, alnının orta kısmında, savaşlarda falan.

Tabii peygamber yanında olmak çok önemli. Peygamberimiz (s.a.v), Milli İstihbarat Teşkilatı gibi o zaman istihbarat teşkilatı kurmuş, gizli istihbarat teşkilatı. Her yere adamları gitmiş. Çok fazla Müslüman ajan varmış. Her yerden sürekli bilgi akıyormuş Peygamberimiz (s.a.v)’e. Onun için diyorlar ya “o bir kulaktır” diyorlar, onu kastediyorlar.

“Hz. Peygamber (s.a.v), kendisini görmeye gelen kadınlara iltifat eder, onlarla yakından ilgilenir, hal ve hatırlarını sorar, hatta bazen üzerine oturmaları için cübbesini yere serdiği de olurdu” diyor.

Enes (r.a) anlatıyor; “Resulullah (s.a.v) kadınların ve çocukların da düğüne geldiğini görünce ayağa kalktı; “Allah şahidim ki, siz bana insanların en sevimlisisiniz” buyurdu” diyor. Üç kere tekrarlıyor genellikle bu sözlerini. Çok seviyor çocukları, kadınları da çok seviyor.

Peygamberimiz (s.a.v)’i yemeğe davet etmişler, “sadece erkekler gelmesi gerekiyor” demişler, “Ben hanımımı da getireceğim” demiş, “yoksa gelmem” demiş. Öyle deyince, kabul etmişler.

Çok önemli tabii Peygamber (s.a.v)’in yanında olmak. Sahabenin konforuna diyecek yok. İslam toplumu insanları bilmiyor, öyle bir aile gibi oluyorlar. Zannediyor ki şimdiki gibi bu TGRT gibi veyahut falanca tarikat, dergah onların ekipleri, cemaatler var ya, arada sırada vakıflara yardım ederler, kapıya bir fakir gelir tasaddukda bulunur gönderir. Öyle değil. Adam mesela köşkse evi, otuz odalı köşkse, Müslümanları dolduruyor içine. Yemek hepsine çıkıyor. Malını dağıtıyor, beraber ticaret, ortak yapıyor hepsini. Görülmemiş bir sistem. Bilinmiyor bu. Kuran’da bu çok açık anlatılıyor. Kiralık ev falan öyle bir konu yok Müslümanların. Kiralık ev arıyorum falan öyle bir şeyi olmuyor, hemen hallediyorlar. Yani toplum bayram havasında, müthiş bir coşku var. Herkes herkesin evine gidiyor, yatıya gidiyor, yemeğe gidiyor, o ona gidiyor, o ona gidiyor. Mesela ev yapıyor, herkes birden geliyor, evi beraber yapıyorlar. Orada mesela yemek çıkıyor, hep beraber yiyorlar yemeklerini.

“Sosyalizmin olduğu her yerde komşuluk oluyor. İnsanlar birbirinin ayağını kaydırmıyor. İnsanlar parasız diye ölmüyor Adnan Bey” diyor. Kardeşim olur mu? Sosyalizmde insanlar deliye dönüyorlar. Çin’in halini görmüyor musun? Adamlar insanlıktan çıkmış, robot gibiler mahvolmuşlar. Nasıl laf? Rusya’nın halini görmüyor musunuz? Komünizm devrinde mahvolmuşlardı. Hatta rüstik falan deniyordu surat biçimi olarak. Akıl almaz korkunç beyni donmuş, ruhu donmuş, mahvolmuş insanlar haline geliyorlar sosyalizmde. Ne alakası var? İslam’ın sıcak, sevgi, kardeşlik ruhu nerede? Oradaki olay nerede? İslam’da komşunun evi, senin evin oluyor. Senin evin, komşunun evi oluyor. Senin yemeğin, komşunun yemeği oluyor. Komşunun yemeği, senin yemeğin oluyor. Elbise falan öyle bir sorunu olmuyor adamın. Adam gidiyor elbise alıyor, giyiyor. Bu kadar basit. Komşusu veriyor elbisesini. Herkes birbirini sever. Mesela tarlası yetmiyor adamın tarlasının yarısını veriyor. Bak, bizim Dani Bulgaristan’da yetişmiş bir genç kız. “Bulgaristan’da komünizm döneminde komşu komşudan korkuyordu” diyor. “Çünkü istihbarata sürekli bilgi veriyorlardı” diyor. “Sonra da kamplara gönderilebiliyorlardı” diyor. En ufak bir şeyde, bir anda kamplara gönderiyor. Sosyalizmi ütopik olarak anlatıyor arkadaş ama pratik yaşanmış ve bunun dehşetini insanlar biliyorlar. Belaya niye insanları çağırıyorsunuz? “İslam mutlaka yaşanması lazım kardeşim.” İnsanlık böyle bir nimeti nasıl yaşamaz? Bir de Hazreti Muhammet (s.a.v), bütün bilgileri o mübareğin kalmış. Ve saf din. Daha ne istiyorsunuz? Hiç bozulmamış saf din. Ne güzel. Allah bize akıl almaz müthiş bir nimet vermiş. Neyini bekliyorsunuz? Topluma da uygulansın İslam ahlakı. Ben gideyim komşunun evine, bahçesine. Mesela içim eziliyor benim giderken, çok güzel evler, bahçeler var. “Hocam buyurun” falan diyorlar yolda giderken ama kimse kimsenin ziyaretine gidemiyor. Böyle bir sistem olmaz. O bahçeler dolup taşması lazım. O, ona gidecek, o, ona gidecek falan. Gelip yatıya kalacak.

Bir de bu sosyalist gençler, pek sosyalizmi bilmiyorlar. Kardeşim bir kere diyalektik felsefeyi savunuyorsun sen. Diyalektik felsefede tez - antitez - sentez kavramı var. Tez, antitezle çatışır diyor. Ve “toplumda sürekli bir çelişki vardır” diyor. Dinmeyen bir çelişki. “Bu sonsuza kadar gider” diyor. “Tez, antitezle çatışır; sentez çıkar. Onunda antitezi oluşur ve birbirleriyle çatışır” diyor. Çelişki, savaş kesilmiyor toplumda. Nerede öyle bir huzur? Öyle bir şey yok.

“Değerli Hocam, ahirette de dünyada olduğu gibi kader kavramı olacak mı?” Tabii ki. Kaderdekini yaşayacağız. Allah’ın varlığı açık da, bilmiyorum bir sistem var benim anlayamadığım, şeytani böyle çılgın bir sistem. Ya bize gösteriyor böyle Allah imtihan olarak. Olacak iş değil Allah’ın inkarı. Aklı tamamen bir kenara koymadıktan sonra inanılır gibi değil. Nasıl inkar edilir? Olacak iş değil. İnsanın takati yetmez. Hiçbir canlının takati yetmez. Ama özel, ruhu alınmış bir varlıksa yapabilir, ona bir şey diyemem.

Mesela kız çocukları falan bunlar çok şefkat duyulacak tatlı varlıklar. Korkuyla niye yaşasınlar? İt kopuk bıçağı çeken vuruyor. Yine bir çakal filinta gibi çok güzel bir genç kızı çekip vurmuş. O kadar kolay ki bunlar için adam öldürmek. Umurunda bile değil. Manyak ordusu oluşmuş. Allah ’sız, kitapsız Darwinist felsefeyi öğretirsen, işte olacağı bu. Sevgisizce yetişiyorlar. İnsan nasıl kıza kıyar? Mecbur mu ite kopuğa tabi olmaya? Kabul etmez, etmez.

Yeni kitabımı tanıtayım, göster: “Amerika’nı Göremediği PKK.” Koçum benim, aslanım benim. Delikanlı aleminin aslanlarından.

CAN DAĞTEKİN: Aslanların aslanından.

ADNAN OKTAR: Yani, evet. 420 sayfa, mükemmel bir eser. Bu PKK olayını, Amerika ile bağlantılı araka planını belgelerle anlatıyorum. Şimdi İngilizcesi de çok yakında çıkmak üzere. Darmadağın edeceğiz. PKK bitti. Bütün arka planı detaylarıyla, en ince girift taraflarıyla oynanan oyun, plan hepsi bu kitapta var. Dünya’da böyle bir eser yok söyleyeyim. İlk defa PKK’yı tam teknik yönleriyle açıklayan Amerikan derin devletini de detaylarıyla açıklayan bir kitap. Amerika’nın göremediği PKK. İçi şahane bilgilerle dolu. Her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Baştan sona belge.

“Hristiyan ve Musevi alemi Müslümanlardan daha rahat, daha huzurlu ve daha insancıl yaşıyor. Demek ki Kuran’da yanlış şeyler var.” Kardeşim felaket işte orada insanlar Kuran’ı anlamadığı için. Neden? Kuran’ın yerine hadisi koydular. Hadis ile yeni bir din meydana getirdiler, Kuran geride kaldı. Hadis ile meydana gelen din, bambaşka bir din. Şirk dini oldu, Allah mahvetti İslam alemini. Ben Kuran’ın gerçekliğini anlattım. Anlamazdan gelinebilecek gibi değil. Sırf toplum düzeni bile, nefis, bayram havası bayram. Hiçbir dinde böyle bayram toplumu yoktur. 24 saat bayram. İslam’ın sosyal yaşamı 24 saat bayramdır. Sabah başlıyor akşama, akşamdan sabaha. Sabahlara kadar bayramdır. Sabahtan da akşama kadar bayramdır. Bilmiyorlar. Öğreteceğiz, duyacaklar, bilecekler. İmam Hz. Mehdi (a.s) zahir olduğunda da, konu kökten hallolmuş olacak.

İlhan Zengin 2121; “Savaş ile sorun çözülmez diyorsun, Kürtlere gelince savaş diyorsun.” Polis, asker, sen şakır şakır vurursan askeri polisi, tankları havaya vurursan, askeri araçları havaya uçurursan, askerin polisin kendini savunma hakkı vardır. Olur mu öyle şey? Ben mesela karıncayı dahi incitmem. Ama adam anormallik yapıyorsa, kendini savunman farz olur. Haram olur aksi hareket. Değil mi? Kendini savunma imkanı varken, bir insan kendini savunmuyorsa, haramdır bu. Nasıl iş böyle? Ama biz kardeşlikle, barışla sevgiyle hallolmasını istiyoruz, ilimle, irfanla. Ama adam çocuğu öldürecek elinde baltayla. Onun kolunu kırarsın. Çocuğu öldürtmezsin, şehit ettirmezsin. Seyredersen; diyeceksin ki ben savaşa karşıyım, şiddete de karşıyım. Vursun baltayla çocuğu öldürsün ben karışamam. Adamın kolu kırılacak. Kırarım kolunu adamın, yani kanuna hukuka uygun şekilde yaparım bu işi. Olmaz öyle şey.

Ben askeri operasyonda ayrıca sadece o ilgili kişileri yakalamak için istiyorum. Ben gidip adamları öldürsünler, demiyorum.

Bir de Kürtler ile savaş yok ki. PKK ile savaş var. Çocuk diyor da. Kürtler nurdur, benim ağabeyim, kardeşim, ablam, babam onlar. Benim kendi ailem, sen ne konuşuyorsun? PKK ayrı. Kürt nurdur, PKK lağımdır. Bunu ayırt etmen lazım. Değil mi? Bir ıramak akar, bir de lağım akar. Irmak tertemizdir ama lağım pistir. PKK, lağımdır.

“Çok muhabbet tez ayrılık getirir.” Niye getirsin? Allah için olursa getirmez, cahiliye anlamda olursa, deli gibi seviyorum ölüyorum, bitiyorum, arabaların altına yatıyorum sonra ertesi gün sille tokat birbirlerine giriyorlar, Allah rızası için olmayan sevgi böyle olur. Sevgi değil ki, heves bu. Cahili çok muhabbet tez ayrılık getirir doğru, rahmani olursa getirmez.

Kuran büyük nimet, insanların bunun farkına varması lazım. Bak Hristiyanlık çok tahrip olmuş. Ben İncil’e şimdi yine baktım da, yani ne eziyet insanlara, nasıl değişmiş insandan Allah olur mu? Ne korkunç bir iddia yani. Hâlbuki diyor İncil de çok fazla var “siz Allah’ın oğullarısınız” diyor “Babanız” diyor, olay buradan geliyor, bu kadar açık. Manevi anlamda söyleniyor bu, oğul baba ilişkisi. Bu adam ciddiye alıyor. Burada yani gerçekten babası diyor. Öyle bir şey yok, sembolik anlamda. Mesela diyor “Hocam, sen baba adamsın” diyor, sevdiği için söylüyor, o anlamdadır. Ama mesela çocuklarda “Allah Baba” derler, “Allah Baba günah yazar” der, yani sevmeleri için söylenen bir sözdür, Allah’ın şefkatini vurgulamak için. Yoksa Allah, Baba olduğundan değil yani, inşaAllah.

Obsesif Baytar, ne komik isimler, “Şu İsrail için de bir şey söyler misiniz? Baksana Filistinli çocukları öldürüyorlar.” Bu durmaz, onlar onları öldürüyor, onlar onları öldürüyor, o onu yaralıyor o onu yaralıyor. Hz. Mehdi (a.s) ile çözülür. Tamam uyarıyoruz hatırlatıyoruz, kan her yerde korkunç. İslam aleminde sel gibi kan akıyor. Müslümanların birbirlerini öldürmesi yüz ise, İsrail’in Müslümanları öldürmesi binde birdir. Yani hatta binse diyelim Müslümanların bin ise, İsrail’in öldürdüğü birdir. Müslüman Müslüman’ı çok feci şekilde öldürüyor. İsrailli öldürmek de çok korkunç bir şey, İsraillinin Müslüman’ı öldürmesi çok korkunç bir şey. Buna çözüm, Mehdiyet’le inşaAllah.

“Yusufi bir diyeceğim var” ismi yani öyle “İdeal Müslüman kadın nasıl olmalıdır sizce?” İşte biz gösteriyoruz. “Kedileriniz gibi mi olsun” diyorlar, tabii ki öyle olacaklar; iffetli, akıllı ama modern, dışa dönük, sevgi dolu, kültürlü, tertemiz, güzelliğini çok güzel vurgulayan ama iffetine de çok titiz, böyle olacak.

Yalnız İncil’in büyük bölümü doğru, yani baktım hakikaten Kuran’a uygun epey bölümü, sadece o göğe çekilme olayında “öldü” diyorlar, o yanlış. Ölmedi yani hiç dokunamadılar Roma askerleri, doğrudan odadayken, Allah onu katına aldı. Birde “insanların gözü önünde göğe doğru yükseldi” diyor, öyle bir şey yok. Biranda nur haline geliyor, nur oluyor. Maddeyken, nur haline geldiğinde, kapıdan da geçer, bacadan da, mekân kalmıyor zaten nur haline geldiğinde, mekan kalktığı için zaman kalkıyor. Bin yıl bir saniye gibi Hz. İsa (a.s) ahirete gitti bir saniye, bir saniyede de geri döner, iki bin yıl geçti.

Serdar Sümer; “İnsanlara hem İslamiyet’i, hem eğlenebilmeyi öğretiyorsun ya yolun açık olsun, günümüzün aydınlık yüzü Adnan Oktar.” Doğru, biz İslam aleminin aydınlık yüzüyüz. Tek aydınlık yüzü adeta. Simsiyah karanlık oldu bir kısmı gri. Var aydınlık yüzler ama az, az olduğu için o kadar çok söylemiyorum.

Murat Yiğin; “Polis halkı perişan etmiş” diyor, Murat Yiğin. PKK perişan etti, niye polis perişan etsin? Otomatik silahlarla on binlerce kurşun yağdırdılar, roket attılar, bomba attılar, el bombası attılar. Polis el bombası atmıyor, rokette atmıyor. Binaları yıkanlar delik deşik edenler, PKK. Polis halkı kurtardı, PKK’nın elinden. Halk niye perişan olsun? Halk şu an mutlu ve devlette, inşaAllah inşa edecek o yıkılan, kırılan yerleri.

Alex Güney The Port; "PKK Kürtleri savunuyor." Öyle savunma mı olur? Öldürerek savunuyor, mahvederek savunuyor, onları komünist Stalinist bir dehşet havuzuna iterek savunuyor, ateşe doğru çekerek savunuyor. Öyle savunma mı olur? Gidiyorsun eve gasp ediyorsun, adamın malını mülkünü alıyorsun, kızını alıp dağa kaldırıyorsun, çocuğunu alıp dağa kaldırıyorsun; "ne yapıyorum; seni savunuyorum" diyor. Babasını gidip alnından vuruyorsun, öyle savunma olmaz. Bu ahlaksızlık, haysiyetsizlik başka bir şey değil.

BÜLENT SEZGİN: Camileri ele geçirip, ezan okutmuyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Camiler, bak aylar, altı ay ezan okutmamışlar camide. Tam komünist yani Allahsız, Kitapsız, Stalinist terörist sistem. "PKK Kürtleri koruyor" diyor deminki delikanlı. PKK'dan başka Kürt öldüren var mı? Yok. Kürt kardeşlerimizin evini yakan var mı PKK'dan başka? Yok. Çoluğunu gasp edip dağa kaldıran var mı? Yok. Haraçla para alan var mı Kürt kardeşlerimizden? Yok, PKK'nın dışında. Nasıl koruyor, rezilliğin bini bir para yani.

Almancı64; "Adnan Bey, Güzel Sanatlar Akademisi yıllarından sizi tanıyorum. Ben de akademide öğrenciydim. O yıllarda okul koridorlarında sizi devamlı başka öğrencilerle konuşurken görürdüm ders aralarında. Şu anki haliniz, o yıllardaki görüntünüze hiç benzemiyor, çok daha iyi görünüyorsunuz. O zaman da bu konulardan bahsediyordunuz akademide. Anladığım kadarıyla tarzınız çok değişmiş ama konular hemen hemen aynı. Gördüğüm kadarıyla otuz üç yıldır devam ediyorsunuz anlatımlarınıza. Hiç bu yoldan vazgeçmeyi düşündünüz mü?" Allah bitirir. Allah, "vazifen bitti" der, o zaman bitiririz. Allah'ın yanına gittiğimizde vazifemiz biter, onun dışında bitmez. Bak otuz üç yıldan beri ne tatil yapıyorum, ne cumartesim var ne pazarım var. Grip-nezle öyle bir olayım da yok, gelirim.

Çok fazla izlendiğimi söylüyor Anafor, doğru.

İnadınaBarış93HakanTükenmez; "IŞİD Tehlikesini neden görmezden geliyorsun? IŞİD'i yok etmezsek şimdi, sonra büyüdüklerinde PKK'dan daha büyük tehlike olurlar." Sen onu bana bırak. Büyüdüklerinde, ben onları kuzuya çeviririm Allah'ın izniyle. Öyle bir şey olmaz. Sen PKK'yı yok et, sen bana gel, ben de sana IŞİD konusunda garanti veriyorum. Biz onları ilimle, irfanla, sevgiyle düzeltiriz.

Semih Yalçın; "Hocam, olaylar artacak, büyüyecek demiştin. İstanbul'a da gelecek mi kan dökülmesi? Ankara'ya geldi malum." Her yerde oluyor.

Yasin Yelkenci; "Adnan Hoca, İslam Birliği’nin gerçekten iki-üç yıla olabileceğine inanıyor musun? Böyle bir parçalanma dünya tarihinde olmayabilir İslam aleminde." İki-üç yıl; bu tarihten itibaren iki-üç yıl mı, neyi kastediyor? Hiç olmazsa dört yıl de, 2019 de de aklımız alsın. Olaylar büyüyecek büyüyecek, çok büyüyecek, daha da büyüyecek.

Ak Gençlik; "Adnan Oktar, acaba sizin yaşantınız nasıl? Şeriata uygun mu? Allah'ın emrine uygun mu? Kendimizi yargılamamız lazım." Şeriat için; iki türlü şeriat var. Bir; müşrik şeriatı var, o müşrik şeriatına uygun değil. Ama Kuran Şeriatına diyorsan, tam uyuyor. Uymayan yerleri bana ayetle söyle. Zaten söylemiyorsunuz. Sadece "yanlış yapıyorsunuz." Neye göre? "Bana göre" diyor. Sana göre olursa, şirk olur. Kuran’a göre dersen, ayet söyleyeceksin, ayet söylemediğine göre doğru yoldayız. Yanlış yolda olsak, ayetle söylerdin. Ben nasıl söylüyorum yanlış yolda olanları ayetle. Ama sen söyleyemiyorsun, çünkü Kuran’a uyuyoruz. Kuran!a göre bir şey diyemiyorsun ama şirk dinine göre, müşrik sisteme göre doğru. Yani şirk şeriatına göre yanlış yoldayız, Kuran şeriatına göre doğru yoldayız.

"Helal" diyor, o kadar. "Oktar böyle değildi. Adnan Oktar'la buluştuktan sonra bu hale geldi. Kimse arkadaşın ona benzersin" diyor. Doğru.

OKTAR BABUNA: Elhamdülillah, sizi örnek alıyorum, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nur nura bakarak nurlanır, zulümat da zulümata baka baka zulümata gider.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah, size benzerim, Allah benzetsin, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Oktar hakikaten içine kapalı, sinirli bir insandı daha önce, konuşkan değildi, çok asabiydi. Şimdi neşeli, pürneşe, dışa dönük, İslam’ı, Kuran’ı tam yaşayan, hayatı tam yaşayan, dolu dolu eğlenen, yirmi dört saati bayram olan bir insan. Tabii ki Müminler birbirinin aynası, birbirine benzeyecekler. Bir tek Babuna değil, bütün arkadaşlarım bana benziyor, ben de onlara benziyorum. Çünkü Resulullah (s.a.v.)'in ahlakını almaya çalışıyoruz. Onun samimi Kuran anlayışı, yani şirkten uzak Kuran anlayışı, saf Kuran’a bağlı Kuran anlayışı.

OKTAR BABUNA: Allah'ın ahlakıyla ahlaklandığınız için, biz sizi örnek alıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Birbirimize benzemesek, zaten İslam’ı yaşamıyoruz demektir. Mümin birbirine benzer, o yüzden "ümmetsiniz" diyor, Allah. Ümmet ne demek? Birbirine benzeyen varlıkların topluluğuna ümmet denir. Mesela balıklar bir ümmettir, birbirine benzer. Müminler de bir ümmettir, birbirine benzer. Aynıdır yemeleri içmeleri, namazları, ibadetleri, neşeleri, oynamaları, gülmeleri. Dolayısıyla "ona benzedi." Diyorsan, doğru teşhis tam olmuş.

Şimdi şeriata göre şirk şeriatı, yani şirk şeriatı denince, gelenekçi yani Kuran’a dayalı olmayan şeriat. Ona göre tabii yanlış olmaz. Hadis uydurmaları, hurafelere göre hurafeye uymadığımız için, hurafe dinine uymadığımız için, hurafeci olmadığımız için, onlara göre o kafadakilere göre yanlış yoldayız. Çünkü onlara uymuyoruz. Ama Kuran’a uyarak tam doğru yoldayız. "ihdinessırâtel müstakîm" "Uhretul Vuska, Hablullah-ul Metin, Allah'ın kopmaz, koparılmaz ipine sarıldığımız için. Kuran’la konuşan, hemen ikna olur. Ama Kuran’la konuşamayanla, anlaşamayız.

İman Ali KerremAllahü Veche diyor ki; "İmam Mehdi (a.s)'ın talebelerinin kalpleri birdir. Hep birbirlerine benzerler” diyor. "Onlar birbirleriyle tam bir uyum içindedirler." Yevmel Halas, sayfa 223. Hz. Mehdi (a.s) talebeleri birbirine benziyorsa, onlar Hz. Mehdi (a.s)'a benziyorsa, Hz. Mehdi (a.s) onlara benziyorsa, biz de birbirimize benziyorsak, demek ki Hz. Mehdi (a.s) talebesiyiz demektir. Ben de Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim, onlar da Hz. Mehdi (a.s) talebesi, şaşacak bir şey yok.

Nazife; "Hocam" diyor, özetle "kapanmamız gereken yerler nerelerdir?" Hemen anlaşılır o, ben size bunu söyleyemem. Ama mesela burası güvenli bir yer benim için. Ama benim arkadaşlarım kapıdan çıkar çıkmaz kapanıyorlar. Kapıdan çıkar çıkmaz buradan. Oradan anla artık. Bazı semtlere hiç gitmezler. Çok lüks, kaliteli, seçkin tavırlar gösterilen semtler var-ki, oralar bile risklidir, orada da makul bir kıyafetle geziyorlar. Dekolte; dışarıda mümkünü yok benim kız arkadaşlarımda. Çok güvenli bir yer olmadıktan sonra yapmazlar.

Emir'el Müminin KerremAllahü Veche Hazreti Ali (a.s), Haydarı Kerrar Ali Haydar Murtaza diyor ki; "Allah tarafından çabuk açılışlı bir zaferi müjdeliyorum, adil İmam Mehdi (a.s) ile birlikte, Allah gözlerinizi açacak, hüznünüzü giderecektir. Allah, Mehdi (a.s)'ın vesilesiyle, Allah dostları ve düşmanlarının arasını ayıracaktır."

Nurcan diyor ki, "Hocam, bir de kız arkadaşlarınızın ciltleri adeta fosforlu gibi. İnsan bakarken gözleri kamaşıyor, tertemiz maşaAllah. Hocam, bilmem benzetilir mi ama ekmek gibi, beyaz ekmek gibi" diyor, Nurcan. Doğru söylüyor. Gelirken Aylin'i gördüm, kuzu gibi acayip şeker; Ayşe, Ebru Hocam, hepsi yani maşaAllah.

Selami Elibol, Selami şimdi bak bana şöyle yapacaksın; Kuran ayeti vereceksin, "arkadaş" diyeceksin, "falanca gün şu konuşmayı yaptın" yahut "şu eylemin var" veyahut "şöyle bir görüntü var, Kuran ayeti de bu, buna ne diyorsun?" diyeceksin. Böyle ortalığa konuşursan, bundan netice çıkmaz. Benimle delilli konuşacaksın. Ben, tapu gibi delil veriyorum.

GÖKALP BARLAN: Ayette, Adnan Bey şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz, Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, "Onlara Allah'ın ayetleriyle geldiğinde, onlar derler ki ‘şu anda sen yürürlükte olan dinimizi değiştirmek istiyorsun’ derler" diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: İşte gelenekçi Ortodoks sistem.

KoçYiğit123; "Bakış açınız bambaşka, çok hikmetli. Ülkemizin içinden geçtiği şu günlerde büyük TV kanallarında sizi görmek isteriz" diyor.

Fatma Nur; "Canım Sultanım, kedicikler de sonuçta insan ve bayan, gerçekten hiç kıskanmıyorlar mı birbirlerini, yoksa arada kıskançlık krizleri oluyor mu? Özellikle yeni bir arkadaşınız olduğunda veya yabancı misafirleriniz geldiğinde. Ama lütfen gerçekleri söyleyin, mesela aralarında en kıskanç kim? Çok merak ediyorum. Bence Beril" diyor. Yani Beril çok şekerdir. O benim yeni hanımlarla tanışmamdan çok mutluluk duyuyor, acayip hoşuna gidiyor. Benim kız arkadaşlarım yeni bir kız arkadaşım olursa, acayip seviniyorlar, çok teşvik ediyorlar. Çünkü ben mutlu olunca, onlar da mutlu oluyorlar.

Serdar Sümer; "İnsanlar bir senin yanındaki güzel kızlara, bir de evdeki bakımsız karısına bakıyor, bir kısım insanların işi zor" diyor. "Milletin" demiş de, tabii ben "bir kısım" diyorum.

"Araf hakkında bilgi verir misiniz?" Aynur Özkaya. Araf'ta kimse kalmaz. Herkes yerinde olur; ya cennet, ya cehennem. Ama mesela cehennemin de çok sakin yerleri de var. Mesela Bediüzzaman diyor, Peygamberimiz (s.a.v)'in dedesi için dedesi, iman etmeyen- "onun için Cenab-ı Allah, onu cehennemine koyar ama cehennemin mutena bir yerine" diyor. Sakin, dünyaya benzeyen. Çok fazla yeri var çünkü cehennemin. Sıkışık yeri var, ateş olan yeri var, çok korkunç dehşet verici yerleri var ama sakin yerleri de var. Sadece oranın sıkıntısı, rahatsızlığı, cennetle kıyasladıkları için oluyor. "Öyle bir yerine alabilir Cenab-ı Allah onu" diyor.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim. Namaz kılalım, devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü