Harun Yahya

Sohbetler (17 Ekim 2015; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programı başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi Süleyman Soylu, kimsenin endişe etmemesi gerektiğine işaret ederek, “biz bu ülkenin içerisinde kimseye ameliyat yaptırmayız. Türkiye’yi kendi iç meseleleriyle zenginliklerini dezavantaj olarak sunmak isteyenler, bugün PKK terör örgütünü ve terörü Türkiye’ye musallat etmeye çalışıyorlar. Bu meseleyi öyle bir çözeceğiz ki, PKK’nın başını yılanın başını ezer gibi ezeceğiz. Herkes şahit olsun ki, Türkiye’de PKK’nın adı bile anılmayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Hadi bakalım, inşaAllah. Yani o olursa, konu bitti.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, “terörle mücadelenin büyük bir kararlılıkla devam ettiğini” belirterek, “hem Irak’ın kuzeyinde hem yurt içindeki faaliyetlerde çok ciddi oranda silah ve mühimmat depoları, barınma alanları, sığınaklar imha edilerek kullanılamaz hale getirilmiş ve teröristlere ağır zayiat verdirilmiştir, verdirilmeye de devam etmektedir. Bu mücadelede sonuna kadar gidilecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi burada ölçü şu; biz Diyarbakır’ın caddelerinde, Mardin’in caddelerinde göğsümüzü gere gere geziyorsak, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi orada açık açık propaganda yapabiliyorsa, parti bürosu kurabiliyorsa, ölçü budur. Ama kimse adım atamıyorsa, yani operasyon şu bu falan hiç birinin bir anlamı olmaz. Ana ölçünün üstünde dursunlar. Ana ölçü; biz orada imani, Kuran-i sohbet toplantısı yapabiliyor muyuz? Şu an yapamıyoruz. Kitap dağıtabiliyor muyuz? Dağıtamıyoruz. Kitap satışı mümkün mü? Değil. O zaman orası bizim kontrolümüzden çıkmış bir yer demektir. Alan hakimiyeti, PKK’da demektir. Alan hakimiyeti, devletin eline geçmesi lazım, yani fiili görünüş olarak. Tabii ki bizim hükümranlık alanımız ama fiili durum çok önemlidir. Tayyip Hoca “açılışa giremedim” dedi, “müsaade etmiyorlar” dedi. Önce bunun hallolması lazım, değil mi?

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Dini zorlaştırınca, Allah’a hoş gelecek diye düşünüyorlar. “Allah sizin azabınızla ne yapsın” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah sizin azabınızla ne yapsın” diyor, ayet. İşte sabahlara kadar topuğu şişinceye kadar namaz kılacak, işte on bin kere “Ya Sabır” diyecek, on bin kere başka bir zikri söyleyecek, sabaha kadar zikredecek. Sabaha kadar Müslümanları öldürüyorlar, şehit ediyorlar. İman hakikatleri anlat, Kuran mucizeleri anlat, tuğyana, deccaliyete karşı mücadele ver. Sen evde otururken, orada adamlar alttan alta Müslümanları yok ediyorlar. Bir de o kadar eziyet demiyor ki Allah. Allah’ı zikredin diyor ama eziyet edin kendinize demiyor. Topukları şişene kadar namazı nereden çıkartıyorsunuz bunu? Niye topukları şişene kadar namaz olsun? Yani ne kadar acı çekerse, o kadar Allah’a yaklaşacağını düşünüyor. İşte, “peygamber açlıktan midesine taş bağlardı, sokaklara öyle gezerdi aç bilaç, yiyecek bulamazdı” falan. Bunlar nasıl laflar böyle?

BÜLENT SEZGİN: Sizi kolay olanda başarılı kılacağız” diyor.

OKTAR BABUNA: “Allah size zorluk dilemez kolaylık diler” diyor, inşaAllah.

CAN DAĞTEKİN: “Allah insanlara zulmetmez onlar kendi nefislerine zulmedeler” diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

GÖKALP BARLAN: Biz bu Kuran’ı zorluk çekmen için indirmedik” diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Allah peygamberlere, Allah yolunda olanlara, akıl almaz bir güç kuvvet veriyor. Mesela 90 yaşına geliyor, çocuğu oluyor. 100 yaşına geliyor, çocuğu oluyor, Kuran’da var. İmanın bereketiyle. Normal olarak böyle bir şey olmaz diye bilinir, ama oluyor. İmanla bağlantılı.

Hac Suresi 78’de Cenab-ı Allah: “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).” [Hac Suresi, 78] Diyor Cenab-ı Allah. Güçlük niye istiyorsun? Müzik de var, resim de var eğlenirsin, gülersin, oynarsın, namazını da kılarsın, gezersin, yüzersin. Hayatı öldürerek Müslümanlık olur mu? Bütün helalleri haram yapıyorsun.        Ne yapıyorsunuz diyoruz, “güzel görüneceğini düşünüyorum” diyor. Allah sana onları nimet olarak sunmuş sen Allah’ın nimetini yok ederek, Allah’ın dinine karşı mücadele etmiş oluyorsun.

Taha Suresi 2 ve 3’te Cenab-ı Allah: “Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik” [Taha Suresi, 2] diyor bak. İnsan düşünür, Allah diyor ki bak, “Biz bu Kuran’ı sana güçlük çekmen için indirmedik.” Anlamıyor musun? Güçlük çekiyorsan yanlış yoldasın, ızdırap duyuyorsan yanlış yoldasın. İslam dini kolay din. İlla Musevilerle yarışacaklar. Museviler, onlar kadınlar hayızlıyken Kuran’a hiç el süremiyorlar, hiçbir şey yapamıyorlar. Hatta “onları tahta bir baraka içine hapsedin” diyor Musevilikte. Bir hafta o barakanın içinde, “çünkü onların dokunduğu her cisim lanetlenir” diyor. Mesela yiyeceğe dokunduğunda, o yiyecek atılıyor, herhangi bir şeye dokunduğunda o batıyor. Onun için onları bir kabın içinde böyle tahta barakanın içinde tutuyorlar. Aynısını bunlar da yapmaya kalkıyor, bu mantıktalar yani.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 3 şehidimiz var. Dağlıca’da teröristlerle çıkan çatışmada 3 asker şehit oldu 6 asker yaralandı 17 terörist ise, ölü ele geçirildi. Şehit düşen 3 askerden birinin yarbay olduğu, diğer 2 şehidimiz ise astsubay olduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Çok fazla asker gerekiyor. Çok fazla asker olursa, adamlar cesaret edip gelemezler. Mesela orada bakıyor 30 asker var, 60 teröristle geliyor çatışmaya giriyor. Çünkü dağlar yüksek, dağlarda böyle müstahkem mevkilerde yerleşiyorlar, acele de etmiyor, askerin oraya gelmesini bekliyor, geldiğinde başlıyor ateş etmeye. Ama dağ-taş asker olsa, mesela her dağın başında küçük bir kale olsa, her yerde asker dolu olsa, adam oraya adım atamaz. Dağ-tepe her yeri asker dolduracaksın fitne kalkıncaya kadar.

Musevi kadınlar mesela Tevrat’ta hüküm, hiçbir şeye el süremiyorlar. Tevrat’ta bununla ilgili çok fazla hüküm var. Gelenekçi sistemi inceledikçe tıpkısının aynısı olduğunu görüyorum. Mesela Musevilikte de Museviler yemeğe başlarken, tuzla başlarlar. Hayır, kötü bir şey değil iyi bir şey de, aynısı Müslümanlarda da var. Ama muhtemelen o doğru bir uygulama, doğru bir sünnet. Çünkü Musevilikte olması onun daha da sağlam olduğunu gösteriyor. Ama bazı sapkın izahlarla beraber getirmişler. Museviler, o zamanki müşrik kavimler, Yahudilerin etkileneceği o çevrede birçok sapkın kavim vardı, onların hepsinden etkilenmişler olumsuz yönden. Müslümanlar da bir şekilde onları almışlar, aynı şekilleri.

Resulullah (s.a.v) maşaAllah 60 yaşındaydı fakat müthiş ehli kudretti, maşaAllah yani şaşırıyorlardı, herkes şaşırıyordu.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı." [Bakara Suresi, 247] diye buyuruyor elçi için.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dağlıca’da 3 askerin şehit edilmesiyle ilgili olarak; “operasyonlarımız durmayacak devam edecek. Biz vatanımızdaki mücadelede sulhu ve sükunu sağlayana kadar operasyonların devamını göreceksiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Asker sayısını artırmak önemli. Silah kalitesini artırmak önemli. Şimdi asker çatışmada silah kullanıyor ama 800 metre menzilli. Adamların silahları 1500 metre menzilli, adamlar avantajlı. Asker kurşun sıkıyor ama ulaşmıyor oraya. Adamlar menzili iyi ayarlıyorlar, tam 1500 metreyi tutturuyor, 1500 metreden ateşe başlıyor. Bizim askerimiz ateş ediyor ama mermi boşa gidiyor, mermi ulaşmıyor onlara. Onun için uzun menzilli silah olması lazım. O zaman cayarlar, yani hiç yanaşmaz, müsademeye gerek yok o zaman.

Bu moleküler seviyede hayat ne kadar detaylı, ne kadar ince. Eğer geçmiş devirlerde insanlar bunu bilseydi bütün dünya Müslüman olurdu. Ama insanlar tabii iyi dikkat veremiyorlar. Onun için yavaş yavaş anlatmak lazım, bölüm bölüm anlatılması lazım. moleküler seviye nasıl bir alemmiş, ne kadar karmaşık, ne kadar detaylı, ne kadar ince bir alem. Atomun yapısı da öyle, moleküllerin yapısı da öyle, hücrenin yapısı da öyle.

Polis asker ve korucu maaşı tabii, bizim maaşlarımızı azaltsınlar onların maaşını yükseltsinler. Çünkü vatan için canını veriyor onlar. Biz şehirlerde oturuyoruz ama onlar sıcak çatışmaya giriyor, canını ortaya koyuyor, maaşlarının yükselmesi onların hakkı. Polis, asker, korucu.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, askerlerle ilgili Devlet Bahçeli de sizin söylediklerinizi söyledi.

ADNAN OKTAR: Ne dedi?

AYLİN KOCAMAN: “Çok fazla özel yetiştirilmiş askerimiz var bizim” dedi. Onların tümünün oraya yığılması gerekiyor, devreye sokulması gerekiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii çok fazla askere ihtiyaç var. Dağ-taş asker dolu olsa psikolojik olarak çöker PKK. Bu dediğimi yapsalar mesela 4 milyon asker silahaltına alınmış olsa, psikolojik olarak mahvolurlar.

Genç kızlarla tanışıyorum konuşuyorum, beni benden daha iyi biliyorlar, bilmedikleri yok, bütün olaylar tepeden tırnağa. Bunlar internet kurdu olmuşlar böyle benim unuttuğum konuların hiç birini unutmamışlar, hepsini biliyorlar. Ama inanmıyorlar, o çok manidar. Normalde etkilemesi lazım, hiç kâle almıyorlar.

Kuran’da “demiri indirdik” diyor ya çok manidar bu. Hakikaten gökten inmiş demir. Yani dünyanın toprağında bulunan bir meta değil gökten gelmiş. O çok şaşırtıcı. Güneşte yok değil mi?

OKTAR BABUNA: Daha büyük yıldızlarda oluşup, güneş sistemine geliyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, kullanılan kelimeyi siz biliyorsunuz, inşaAllah. Tam da “dünyanın dışından indi” kelimesi, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. “Nüzul etti” diyor “enzelna-dünyanın dışından geldi.” Bu baya büyük bir mucize.

Kuran’da Cenab-ı Allah sürekli tehdit ediyor ehli küfrü ama onların umurunda bile değil. Duymadım diyemezler, görmedim de diyemezler. Kuran’ın hangi sayfasını açsalar bu konular var. Halbuki İslam yaşansa onlar da çok rahat edecekler, herkes huzurlu olacak. İslam, dünya çapında bayram anlamında, dünya çapında bayramdır. Mesela buradan Alaska’ya gidersin, kardeşinin evine gelmiş oluyorsun. “Selam,” uçaktan iniyorsun, otele motele gitmene gerek yok, “Selamun Aleykum ben Allah misafiriyim” diye geliyorsun, bir kardeşinin evinde kalırsın. Zaten herkes misafire bayılır Müslüman. “Keşke misafir olsa da beraber ibadet etsek, beraber Allah’ı ansak” der.

Ta uzaydan geliyor demir, süpernova patlamalarıyla geliyor, değil mi? Ama kanımızda dolaşıyor. Bak uzaydan gelip, kanımızda dolaşıyor, bizim canlı olmamızı sağlıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir video vardı, İsrailli askerin konuşması, Moşiyah’ı çağırıyor dua ediyor, inşaAllah.

VTR

ADNAN OKTAR: Bakayım. “Moşiyah gelecek” diyor, Hz. Mehdi (a.s), aferin.

Amerika Hıristiyan bir toplum, Stalinistlere nasıl silah veriyor, anlamak mümkün değil. Yani çok büyük bir hata yapıyorlar. Allah düşmanlarına silah veriyorlar. Sen Allah için gece gündüz dua ediyorsun.

AYLİN KOCAMAN: "Kandil’i vururken bize haber verin. Biz YPGlileri eğitiyoruz" demişler Türkiye'ye.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok münasebetsiz bir izah, YPGlileri eğitiyor. Eğitecek başka yer bulamadın mı? Ne kadar münasebetsiz izah.

Albert Einstein, ate tek yol bilim; "Kuran'daki gibi yaşansa diyorsun da, her okuyan farklı anlıyor, nasıl olacak bu iş?" Olur mu öyle şey, namaz kılın diyor, herkes aynısını söylüyor. Mal dağıtılıyor, nasıl farklı anlaşılacak, çok net. "Müminler birbirlerinin velisidir" diyor, nasıl yanlış anlayacaksın? "Birbirlerini korur gözetirler" diyor, "zekat verirler" diyor. Velisi demek, her şeyiyle ilgilenen adam demektir.

BÜLENT SEZGİN: Şeytandan Allah'a sığınıyorum "Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz." (Bakara Suresi, 219)

ADNAN OKTAR: Tabii “ihtiyaçtan arta kalanı verin” diyor Allah. Hadisler yüzünden İslam'ı yanlış anlıyorlar. Bir bilse dünya bütün dünya akıl almaz sevgiyle yaklaşır İslam'a bir kere hayat çok özgür, sevgi mükemmel, kardeşlik duygusu mükemmel. Otel diye bir şey olmaz İslam'da kiralık ev diye bir şey yok ev yapacaklarsa hep beraber yapıyorlar her yer bir bayram havasında kardeşlik havasında sahabe dönemi öyle.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK'nın Kandil Dağlarındaki kamplarından kaçan on beş kadın terörist bazı itiraflarda bulundular; “Öcalan'ın kadın teröristleri dövdüğünü, çok ağır sözlerle aşağılayıp hakaret ettiğini ve bazılarına tecavüz ettiğini” anlattılar. “Örgütün kendilerini infaz edeceğinden korktuklarını, çünkü örgüt içinde çok fazla infaz olduğunu” söylediler. “Öcalan'ın örgüt mensuplarının yanında MI6'nın koruma ordusuyla birlikte gezdiğini, örgütün içinde kadınlardan da bir idam mangası oluşturulduğunu ve kadınların kurşuna dizdiğini” öne sürdüler. Ayrıca “genel af çıkarsa, örgütün çözüleceğini, çünkü geri dönmek isteyen çok insan olduğunu, ancak korkudan dönemediklerini” iddia ettiler.

ADNAN OKTAR: Genel af, cinayet işlemediyse, tamam. Cinayet işlemediyse, zaten genel affa gerek yok gelebilir ama cinayet işlediyse, genel af diye bir şey olmaz, onu yatacak, öyle bir konu yok. Asker polis şehit edecekte, o yanına kalacak, öyle bir konu yok "pardon" falan "özür dilerim" öyle bir şey olmaz. Çünkü bu fitne sırf cinayet suçu yok, fitne suçu da var. Ama cinayet işlemediyse, gönlü rahat olsun gelsin, zaten savcılıkta ifade veriyor bırakılıyor. Biz hapse atma meraklısı değiliz. Türkiye olarak öyle bir derdimiz yok yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Van'ın Erciş ilçesinde öğretmenlik yapan Gökhan Bulut, öğrencileri ile fotoğraflarını paylaşmış, gösterebiliriz. Öğrenciler ilk günlerde ağlayıp okula gelmiyormuş ama şimdi mutlularmış. Şöyle bir mesajla paylaşıyor; "Okula ağlayarak gelebilirsin çocuk ama ben seni ağlayarak göndermem çocuk bunu iyi bil emi. Öğretmen ismini almak kolaydır ama öğretmen olmak çok zordur" demiş. Çocuklar şu an çok mutlularmış.

ADNAN OKTAR: Bu şekerlik nedir bu dıbışlık dünya tatlısı, yaklaştır bakayım. Şekerliğe bak şekerliğe ballığa. İşte bu korucu sistemi çok iyi oluyor, onlara bir katkı oluyor. Hiç olmazsa ayağına normal bir ayakkabı giyebiliyorlar. Bize bir şey versin istemiyoruz biz devletten, bana hiçbir şey vermesin, Güneydoğu oradaki kardeşlerimiz rahat etsin huzurlu olsunlar, benim derdim günüm o yani. Veyahut nerede fakir fukara varsa.

Bir daha göster şu resimleri. Yaklaştır bakayım ufaklığı, öbürünü yaklaştır, acayip şeker. Yanaştır bakayım o pembeliye yaklaştır dişler gitmiş dişleri tavşanlar yemiş acayip şeker. Ne tatlı varlıklar bunlar, maşaAllah.

Ama çok sevgisiz insan var, çok kötü bu. Niye sevgiyi bilmiyorlar, halbuki çok güzel bir şey insanın ruhunun en mühim ihtiyacı. Bu nefretle bunlar nasıl yaşıyorlar, ben hayret ediyorum bunlara. Evde oturuyorsun, nefret dolu bir insan düşünüyorum, yaşamanın anlamı kalmıyor ki bu nasıl bir şeydir. O zaman sürünmenin en şiddetlisini yaşıyorsun ne zorun? Çiçekler güzel çiçekleri sev, hayvanlar güzel hayvanları sev, hepsinin üstünde insanlar çok güzel çocuklar çok güzel Allah'ı sev, peygamberleri sev, bu nasıl bir kafa? Bunlara bu sevgisizliği nasıl verdiler nasıl eğittiler, ben şaşıyorum. Ağzından bir sevgi ifadesi çıksın, sevdiğin bir insan olsun, deki mesela ben şunu şunu seviyorum ama şu kişiyi seviyorum de. Hiç olmazsa onunla mutlu olalım, biz bir kişiyi sevdiğini bilelim. Hiç kimseyi sevmiyorsun. Bu nefret dolu adamlardan, ben bir kişiyi sevdiğini duyayım. O zaman ben onlara karşı sevgi duyarım, bir kişiyi yahut birkaç kişiyi. Bu kadar nefreti nerenize koyuyorsunuz ve bundan kalbiniz nasıl çalışıyor, beyniniz nasıl çalışıyor, mideniz nasıl normal midelik görevini yapıyor? Siz nasıl bir varlıksınız, nasıl bir mahluksunuz? Bu nefreti size kim öğretti bu kadar sevgisizliği, hayret ediyorum. Herkesten nefret ediyorlar. Kendilerini de sevmiyor, kendini de.

Bu sevgisizliğe karşı bütün medya, basın, hükümet, bir teşvik politikası izlesin. Yani bu yazışmalar orada burada internette gençler, mutlaka sevgiden her konuşmalarında bahsetsinler. Felaketin kökeni bu. Sürekli anlatıyorlar “çok sert kullanılıyor üslup, çok acımasız bir üslup var, bir gariplik var” falan, kardeşim sevgi kelimesini söylesene, hemen ilacını söylesene. Sevgiden bahsetmiyor, utanıyor adam. En asil kelimelerdendir sevgi. Sürekli kullan, teşvik et. Sürekli hastalığı anlatıyorsun, çözümünü söyle. Adamlar içlerinde ne kadar pislik varsa, ne kadar kin öfke varsa, onu yağmur gibi yağdırıyorlar sosyal medyada. Sürekli güzellikten bahset, bir konuş sen, başkasına da örnek olursun, o da güzel konuşur. Gençler aralarında anlaşsınlar, sevgiyi genel olarak çok fazla kullansınlar, sevgi kelimesini.

Azadiye Belad; “Mehdi, hidayete eren demek. Tüm müminler Mehdi’dir. Tembelliğin adıdır Mehdilik. Mehdi Mesih Yahudilikten geçmiştir.” Doğru. Musevilikte var. Hz. İbrahim (a.s) döneminde var. Hz. Nuh (a.s)’da var. Tevrat’ta geniş olarak var. Bunda şaşacak bir şey yok. Tembelliğin adı olsa, biz tembel olarak dururduk. Değil mi? Gece gündüz Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyoruz.

OKTAR BABUNA: Allah, “Biz yazdık” diyor, “Zikir’de ve Zebur’da. Arza Salih kullarım varis olacaktır diye Biz yazdık” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. İşte Hz. Mehdi (a.s) – Moşiyah, başka kimse yok. Tevrat’ta geçen o, Kuran da onu tasdik ediyor. Tevrat’ta yazıldığını Kuran tasdik ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın Moşiyah’ın Kuran’da bahsedildiğini tasdik ediyor.

AYLİN KOCAMAN: Ve hep söylediğiniz bir şey “Hz. Mehdi (a.s)’ın geliyor olması demek, hiçbir şey yapmadan oturup beklemek değil, zemin hazırlamak ona” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Biz nasıl Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyoruz, Bediüzzaman nasıl hazırladı? Süleyman Hilmi Tunahan nasıl hazırladı? Bütün alimler hocalar nasıl hazırladılar zemin? Demek ki tembelliğe değil, bilakis gayrete vesile oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Darwinistler Ne İddia Etmişlerdi, Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Müslüman Dini Liderler Zirvesi’nde kapanış konuşmasını yaptı Adnan Bey. “Kuran’da ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde her işin başı doğru ve isabetli karar vermenin anahtarı olarak ifade edilmiştir. Şura Suresi 38’de, ‘Onların işleri aralarında istişare iledir’ buyruluyor. Bugün İslam dünyasındaki birçok sorunun temelinde meşveretin terk edilmesi, istişarenin sona ermesi vardır. Ümmetteki rahmet kıtlığının sebebi ise, işte budur” diyor.

ADNAN OKTAR: İstişare eder de; aklını beğeniyorlar. Büyüklük hissi var. Alimleri toplasan şimdi, hepsi kendi kafasının haklı olduğu kanaatinde, meşveret ediyor. Ama öyle meşveret olmaz. Meşveret için şahsın mütevazi, mazlum, haddini bilir, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, hakkı arayan kalbi müsterih, kalbinde inşirah olan bir insan olması gerekir.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının devamı vardı; “Şu anda ümmetin vahdetinden, birliğinden bahsedemeyiz. Ümmet, şu anda paramparça, ümmetin birliğini tesis etmek için bu toplantıların çokça önemli olduğuna inanıyorum. Allah-u Ekber diyerek, Allah-u Ekber diyen kardeşini öldürenleri görüyoruz. Bunu nasıl izah edeceğiz, nereye yerleştireceğiz? Sükun beldesi olması gereken ülkeler ne yazık ki kan ve çatışmalarla anılıyor.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam coğrafyasının içinde bulunduğu karamsar tablodan selamete ulaştıracak çıkış yolunu gösterecek pusulanın istişare ve vahdet olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki; istişare vahdet onlar doğru.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, arkadaşlarımız Dünya Ehlibeyt Vakfı’nın iftarına katıldı. İftardan bazı fotoğraflar var.

KARTAL GÖKTAN: Dünya ehlibeyt başkanı Sayın Fermani Altun’la arkadaşlarımız görülüyor. Kültür A.Ş ve eski Darülaceze Genel Müdürü Sayın Nevzat Bayhan.

ADNAN OKTAR: Nevzat Bayhan.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nur talebesi değil miydi Nevzat Bayhan, ben öyle diye biliyorum ama evet devam et.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mustafa Kurdaş.

ADNAN OKTAR: İyi, maşaAllah. Milli Gazete’ye biraz destek verelim, o gazetenin canlı güzel bir mazisi var ama şu an o kadar aktif değil. Bir şekilde destekleyebiliriz, konuşalım da bir şeyler yapalım. Yazı olabilir, kitap dağıtabiliriz, bir şeyler yapılabilir. Eski şevklerine kavuşturtmak için, gayret etek lazım.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz diğer fotoğrafları, ses sanatçısı Sayın Bediha Akartürk.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ömrünü Allah uzun etsin.

KARTAL GÖKTAN: Dünya Bektaşiler Temsilcisi Sayın Sarı Saltuki Hüseyin Başar ve Mustafa Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, onlar can, onlar İslam’ın özünü güzel bilen, sevgi öğretmenleri. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Ali Bulaç.

ADNAN OKTAR: Ali Hoca, iyi maşaAllah baya toparlamış bir ara rahatsızdı.

KARTAL GÖKTAN: Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Abdülhamit Bilici.

ADNAN OKTAR: Zaman Gazetesine Abdülhamit Bilici mi geldi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: İyi hayırlı uğurlu olsun, yeni mi değişti o.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: İyi hayırlı uğurlu olsun.

KARTAL GÖKTAN: On birinci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin. Eski Bakan ve Milletvekillerimizden Sayın Hüseyin Çelik ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir.

ADNAN OKTAR: İyi, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Ak Parti yirmi ikinci dönem Milletvekili Akil Adamlardan Sayın Ahmet Faruk Ünsal.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımızın bir fotoğrafı daha var. Mevlevi gösterisinden bir görüntü. Eski Bakan ve Milletvekillerimizden Sayın Hüseyin Çelik.

ADNAN OKTAR: Hüseyin Çelik güzel insan. Ak Parti’yle bağlantısı nedir onun?

KARTAL GÖKTAN: Şu an partide görevli.

ADNAN OKTAR: O baya güzel insan, nurcudur, nur talebesidir, delikanlıdır, kimseden korkmaz, bir tek Allah’tan korkar.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç fotoğraf daha vardı, Cumhurbaşkanımız ve arkadaşlarımız. On birinci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Abdülhamit Bilici.

Bu resimde de arkadaşlarımız Selda Göktan ve Aylin Atmaca.

ADNAN OKTAR: Kimler o katılanlar say bakıyım.

KARTAL GÖKTAN: Tarkan Yavaş, Seral Köprülü, Kartal İş, Aylin Atmaca, Selda Göktan.

ADNAN OKTAR: Bir daha bakayım resimlere.

KARTAL GÖKTAN: Dünya Ehlibeyt Başkanı Sayın Fermani Altun.

ADNAN OKTAR: Fermani Hoca çok yaman, güzel ahlaklı, gerçek Alevi’dir, samimi bir insandır, dava adamıdır bir tek Allah’tan korkar, halis, muhlis, yiğit, kabadayıdır da sevdiğimiz bir kardeşimiz, sevdiğimiz bir ağabeyimiz, Allah ömrünü uzun etsin. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kültür A.Ş ve Darülaceze eski Genel Müdürü Sayın Nevzat Bayhan. Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mustafa Kurdaş. Ses sanatçısı Sayın Bediha Akartürk. Dünya Bektaşiler Temsilcisi Sayın Sarı Saltuki Hüseyin Başar ve Mustafa Bey. Sayın Ali Bulaç. Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Abdülhamit Bilici. Türkiye Cumhuriyeti on birinci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin. Eski Bakan ve Ak Parti Milletvekillerimizden Sayın Hüseyin Çelik ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir. Ak Parti yirmi ikinci dönem Milletvekili Akil Adamlardan Sayın Ahmet Faruk Ünsal. On birinci Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ve arkadaşlarımız, Mevlevi gösterisinden bir görüntü. Eski Bakan ve Milletvekillerimizden Sayın Hüseyin Çelik. Yine Abdullah Gül ile Arkadaşlarımız birlikte ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Abdülhamit Bilici. Tarkan Yavaş, Seral Köprülü, Kartal İş, Aylin Atmaca, Selda Göktan.

ADNAN OKTAR: İyi güzel, müminler kardeştirler, her yerde birbirlerini sevip sayacaklar, koruyup, kollayacaklar iyi günde, kötü günde birbirlerine hüzn-ü zanla bakacaklar, hayırla gözüyle bakacaklar, muhabbetle bakacaklar, tarafgirlik siyaset gözüyle bakmayacaklar. Hangi partiden olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, mutlaka mümin mi değil mi biz ona bakacağız. Müminin ve müminat kardeş ve birbirlerine velidirler. Ondan gerisi bizi ilgilendirmez. Bir Müslüman bir suçla yargılanabilir, partisi ayrı olabilir görüşü ayrı olabilir ama yani bir muhalefet ruhu olmaz. Bakarız biz kıble aynı mı aynı, namaz kılıyor mu kılıyor, Allah’a sevgisi var mı var, La İlahe İllaAllah Muhammden Resulullah diyor mu, bitti. La İlahe İllaAllah Muhammden Resulullah bizim parolamız bunu duyduk mu, bitti. Demiyorsa dahi, insan olarak yine şefkat duyarız. Dolayısıyla öyle tavır almak, kinlenmek, öfkelenmek Müslüman da olmaz, günah olur.

Abdullah Gül temiz insan, Haşim Kılıç bu da temiz insan, Fermani Altun o da temiz insan. Bediha Akartürk Hanımefendiye bende sevgilerimi iletiyorum. Hüseyin Başar baba ellerinden öpüyorum, bende ona bimukabele selamlarımı iletiyorum. Oradaki bütün Selam gönderen değerli kardeşlerimin hepsine Aleykum Selam diyorum, hepsine sevgilerimi iletiyorum. Hüseyin Başar baba çok mübarek bir insan. Fermani hoca candır, güzel Alevi’dir, gerçek Alevi’dir, sevgi insanıdır dostluk insanıdır, kardeşlik insanıdır, makul bir insandır, cesurdur, iyilerin yanındadır, kötülerin karşısındadır. Muhterem müberra bir insandır. Hüseyin Çelik Hoca da öyle, hani sapına kadar delikanlı derler ya, hakiki delikanlıdır ve kabadayının da hasıdır, bir tek Allah’tan korkar, helal olsun Hüseyin Hoca’ya. Ben hiçbir hanıma hiçbir şekilde müdahale de bulunmam, saygıya uymaz. Mesela Güneydoğu’dan benim canlarım geldi, gördünüz bura doldu hepsi çarşaflı, ben niye çarşaf giyiniyorsunuz demem. Öyle inanmış sokakta kendini güvende hissetmemiş çarşafıyla gelmiş, saygı duyuyorum. Başı örtülü çok fazla hanım kız kardeşim var yani yüzlerce, hepsine saygı duyuyorum. Açın başınızı demem, açık olana da başını kapat demem, öyle bir şey olmaz. Biz Müslüman aleminin aydınlık yüzüyüz, Müslüman aleminin onuruyuz biz. Bağnaz simsiyah bir dünya görünüyor, bazı yerleri gri bazı yerleri beyaz ama genellikle simsiyah görünüyor. O siyahlığın içinde biz bir güneşiz biz bir nuruz, aydınlığız ve İslam alemine yönelecek nefrete karşı kaleyiz, İslam alemine yapılacak saldırılarda bir suruz Seddi Zülkarneyn’iz.

OKTAR BABUNA: Sungur Ağabeyimiz demişti sizin için Seddi Zülkarneyn oldunuz diye inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Durduk yere söylemiyor Bediüzzaman’la görüşmeden konuşmaz o. Bediüzzaman; “ben, sen sağ olduğun müddetçe hep senin yanında olacağım” demiş Bediüzzaman, “seninle yaşacağım seninle de öleceğim” demiş. Yani Sungur Ağabeyimizin vefatından sonra, Bediüzzaman’ın da dünyayla bağlantısını o anlamda kesti. Cenab-ı Allah’tan ona bir lütuf, “sürekli yanında olacağım” demiş Bediüzzaman, Allah’ın izniyle. Bediüzzaman, ne dediyse yapıyor. “Hayatım, hayatınla son bulacak” diyor.

Hayret beni o camide gördüğünde cübbeyle içeri girdi başında takkesi vardı, bir devetüyü takkesi vardı, doğrudan bana yöneldi, “Selamun Aleykum kardeş” dedi, Aleykum Selam hocam dedim, “adın ne senin kardeş” dedi Adnan hocam dedim, “soyadın ne” Oktar dedim, hemen cebinden küçük blok not çıkardı, kalem çıkardı, böyle uzunca bir hesap yaptı, sonra hocam dedim, Nur talebesi mi olacak Hz. Mehdi (a.s) dedim, yok dedi “Nur talebesi olmayacak” dedi, nasıl olacak hocam dedim, “bambaşka olacak” dedi, böyle ellerini açtı, maşaAllah. Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş; “ben savatsan yanayım diyenler bize oy vermesin, devlette böyle anlasın, PKK’da böyle anlasın” açıklaması yapmıştı. Bugün Osman Baydemir, “PKK eylemsizlik pozisyonundan çıkmamalıydı” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama inanılır gibi değil böyle bir şey demesi, PKK zaten direkt savaş demektir yani, Stalinizm kan demektir savaş demektir, kan dökmek demektir. Yani inanılır gibi değil sanki rüya anlatır gibi anlatıyor Selahattin Hoca. PKK’nın tam tersi her şey söylüyor, PKK’ysa eğer bizim hedefimiz, PKK demek savaş demektir zaten, dehşet, şiddet demektir.

BÜLENT SEZGİN: Bugün de Osman Baydemir; “PKK eylemsizlik pozisyonundan çıkmamalıydı” dedi.

ADNAN OKTAR: PKK diyorsun katil ordusuna, adam öldürme diyorsun, askerleri şehit etme diyorsun, buna nasıl bir mantık? PKK demek şiddet, dehşet, kan demektir. Bu vasfından asla vazgeçmez. Ya Stalinizmi anlamıyor Osman Hoca yahut başka türlü düşünüyor. Yani hiçbiri anlamıyor gibi yahut anlamazdan geliyor. İnanılır gibi değil. Biz İslam aleminin aydınlık yüzüyüz. Masonlukta bizim sayemizde set olduk, durdu Müslümanlara karşı, tapınak Şövalyelerinde de aynı şey oldu, gizli derin dünya devletinde de aynı şey oldu. Yoksa İsrail baya kararlıydı İran’ı vurmaya.

OKTAR BABUNA: Siz söyleyince vazgeçtiler.

ADNAN OKTAR: Tabii, dünya savaşı çıkıyordu.

OKTAR BABUNA: Size sordular hatta yani.

ADNAN OKTAR: “Vurabilir miyiz?” dediler. “Biz hepsini vuracağız” dediler Tahran’ı şunu bunu her yeri vuracağız dediler. Yani “bütün nükleer tesisleri yerle bir edeceğiz” dediler. Ben burada zor ikna ettim. Baya uzun, bir buçuk iki saat konuştum.

OKTAR BABUNA: Ehud Barak’ın açıklaması var geçtiğimiz günlerde yayınlandı medyada Hocam, sizin o konuştuğunuz tarihi veriyor, “biz İran’ı vuracaktık, nedense şu yılda vazgeçtik” diyor.

ADNAN OKTAR: Sanhedrin Mahkemesi başkanı geldi buraya konuştuk, ikna oldu. Yani özür dilemeyi de asla düşünmüyorlardı, kabul etmiyorlardı, ben Tevrat’tan delil göstererek ikna ettim, “tamam” dediler “biz o zaman konuşacağız” dediler, gidip benim konuşmamdan kırk sekiz saat sonra özür dilediler. Paranın miktarını da ben söyledim burada.

AYLİN KOCAMAN: Ondada anlaşamıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Tabii onda da anlaşamıyorlardı miktarını ve aynı benim söylediğim miktarı açıkladılar.

AYLİN KOCAMAN: 2011’de Gazze’ye karadan gireceklerdi, tankları yığdılar, siz onları çağırdınız, hemen vazgeçtiler.

ADNAN OKTAR: Sakın dedim karadan giriş yapmayın dedim, sakın yani.

AYLİN KOCAMAN: Hz. Mehdi (a.s) için dua edin dediniz.

ADNAN OKTAR: Toplanın dedim, Ağlama Duvarı’nın önünde.

İkinci samuel altıncı bölüm, Tevrat’ın bozulmamış bir bölümüdür; “Bu arada Davut’la bütün İsrail halkı da Rabbin önünde lir, çenk, tef, çıngırak, ziller eşliğinde ezgiler okuyarak, var güçleriyle bu olayı kutluyorlardı. Keten efot kuşanmış Davut, Rabbin önünde var gücüyle oynuyordu.” Hay dedemin güzelliğine bak, şu aslanımın güzelliğine bak. “Davut’la bütün İsrail halkı sevinç naraları ve boru sesi eşliğinde, hay hay hay eşliğinde, Rabbin sandığını getiriyorlardı.” Ki, o sandık yakında bulunacak, Kutsal Sandık, inşaAllah. Getirip inşaAllah meydana koyacağız Kudüs’ü Şerif’te, Mescid-i Aksa’nın önüne. “Rabbin sandığı Davut’un kendine varınca Saul’in kızı Mikal pencereden baktı” eşi Hazreti Davut (a.s)’in. “Rabbin önünde dans eden Kral Davut’u görünce onu küçümsedi. Davut ailesini kutsamak için eve döndüğünde Saul’in kızı Mikal, onu karşılamaya çıktı. Davut’a şöyle dedi; ‘İsrail kralı bugün ne güzel bir ün kazandırdı kendine. Değersiz biri gibi kullarının cariyelerinin önünde soyundun’” diyor. Orada oturup oynuyorsun diyor Hazreti Davut (a.s)’a, yani gururlu olduğu için. “Davut, Babam ve bütün soyu yerine beni seçen ve halkı İsrail’e önder atayan Rabbin önünde oynadım” Allah’ın önünde oynadım ben diyor “diye karşılık verdi. Evet, Rabbin önünde oynayacağım.” Görüyor musun dedemi, “üstelik kendimi bundan daha da küçük düşüreceğim, hiçe sayacağım” diyor, “var mı diyeceğin?” Diyor. “Ama sözünü ettiğin o cariyeler beni onurlandıracaklar. Saul’un kız Mikal’in ölene dek çocuğu olmadı” diyor, Allah’tan ona bir ceza olarak. Bunların hepsi doğru, yani tarih bilgisi olarak sağlam açıklamalardır ama vahiy değildir. Vahiy değil bunlar, fakat tarih bilgisi olarak net doğru açıklamalar, çünkü herkesin tasdik ettiği kabul ettiği hükümlerdir. Tevrat'ın doğru kısımları ilk sayfalardadır, ilk ön sayfalardadır.

“Can, Allah aşkıyla sevdiğim kıymetlim Hazreti İsa’yı ne zaman görebiliriz? Biz tanıyabilir miyiz, anlatır mısınız?" Aynur Özkaya. Şimdi arasak buluruz, Allah’ın izniyle. Ama çok tehlikeli olur. Biz oraya gitsek, biz takip edileceğiz, dolayısıyla o şekilde bulabilirler. Yani sen durduk yere oraya gitmezsin Allah vermesin, izi çıkmasını istemem. Benden bu konuda hiçbir şey çıkmaz, ta 2019’a kadar. 2019’dan sonra yani 1441 hicri, yani 2019. O zaman serbest, o zaman arayacağım, şimdi aramam. Görsem de görmezden gelirim, duysam duymazdan gelirim, yerini bilsem bilmezden gelirim, söylemem. Söylesem de yer değiştirir.

Ama hakkıyla sanatçısınız, maşaAllah. Allah’ın size lütfu, bizlere de lütfu maşaAllah. Sizin gibi değerli sanatçılarla Allah tanıştırıyor. Cennette de, inşaAllah böyle karşılıklı tahtlarda oturup, sazlı sözlü sohbet ederiz. Dünya geçici, ahiret sonsuz. Cenab-ı Allah, bize lütfediyor şu an, böyle bir ikramda bulunuyor. Bu sazlar ses çıkartmaz, dalga çıkartır. Kulağa geliyor o, kulakta dalga olarak geliyor beyine; elektriğe çevriliyor, elektrik olarak geliyor. Elektriği beynimizin içindeki ruh, o elektriği ses olarak duyuyor. Dışarıda ses yok. Tabii. Cenab-ı Allah’ın lütfu, keremi.

Bünyamin Talay; “Sen Kuran’ı nasıl anlıyorsun?” Allah, “Açık ve fasihtir Kuran” diyor, anlaşılırdır, “kolayca anlayacağınız gibi” diyor Allah. Sen niye içinde böyle çok gizemli karışık yönü alıyorsun? Hayır, gizemli gizli yönleri vardır Kuran’da, ayrı. Sen ondan sorumlu değilsin. Onu bilen bilir. Allah onu bazı kullarına açar. Ama sen sarih ahkam hükümlerinden sorumlusun. “Namaz kıl” diyor Allah. Neyini anlamayacaksın bunun? “Oruç tut” diyor, neyini anlamayacaksın? “Zekat ver” diyor, zekatı da açıklıyor, “ihtiyacından arta kalanı dağıt” diyor. Neyini anlamayacaksın bunun? Normal sıhhatli bir insanın anlayacağını söylüyor Allah Kuran’da. Sade bir dille anlatmış Allah hükümleri, anlaşılmaz diye bir şey yok.

Bağnazlık simsiyahtır tabii ki. Ama bazı yerlerde aydınlık, bazı yerlerde orta aydınlıktır.

Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: ABD, Barışın ve Kardeşliğin Öncülüğünü Yapmalı.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız devam ediyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, biraz asker sayısını arttırsın. Adamları bu çok yıldırır. Kalabalık çok yıldırır. Bir de bu iti kopuğu daha çok bulabiliriz. Bak, üç aslanımızı şehit ettiler yine. Allah onların makamını bizlere de nasip etsin. Çok imreniyorum. Şahadet çok güzel bir şey. Allah vermesin yatakta ölmek ayrıdır, şehit olmak ayrıdır. Şehit olmak; direkt cennete gidiyorsun, ne güzel. Sorgu sual yok. O arada bir “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyebilse de, demese de gidiyor, dese de gidiyor. Allah ailelerine güzel sabır nasip etsin, o sabırla onlar da çok büyük sevap alırlar. Çünkü bak şöyle düşünsünler, şimdi annesi ama o da kısa bir süre sonra gidecek evladının yanına. Biz? Biz de kısa bir süre sonra gideceğiz. Herkes kısa bir süre sonra gidecek. Sanki diğerleri kaldı da onlar gitti gibi. Ama oraya şerefli gitmek çok önemli, rahatlık içinde gitmek çok önemli. Biz şimdi tir tir titriyoruz “acaba” diyoruz “cehenneme mi gideceğiz, cennete mi gideceğiz?” Belli değil. Ama orada garanti. Tek bir kurşun, doğrudan şehitler kucaklayıp alıp götürüyorlar. Cenab-ı Allah’ın bir nimeti, lütfu. Onun için aileler gönülleri çok rahat olsun.

Dağlıca’da şu an sıcak çatışma varmış. Allah bu kafir topluluğunu helak etsin. Bu Dağlıca’da askerlerimize şu an saldıran kafirun ve kafiratı Allah helak etsin. Şu an Dağlıca’da askerlerimize saldıran kafirun ve kafiratı Allah helak etsin. Askerlerimizi muzaffer etsin. Kalplerine de inşirah versin, güç kuvvet versin. İşte çok asker, çok asker. Orayı dağı taşı doldursan. Dağlıca her adımına asker doldurursan adam nasıl gelsin oraya? Ama az asker sayısı, olmaz. Allah, onları melekleriyle korusun.

Bu konuyu niye uzatıyorlar, ben anlamıyorum. Kardeşim askere beni çağırsınlar, ben gideyim. Herkes gider. Bir altı ay, bir altı ay. Altı ayda bir kişi kalmaz orada. Şimdi Dağlıca’da mesela üç bin asker olmuş olsa, adam ne yapsın? Tek yapacağı kaçmaktır. Dağı taşı dolduracaksın. Küçük bir yer Dağlıca. Hep orada saldırıyorlar, herhalde stratejik yönden uygun. Dağın tepesine kalekollar kur, karşılıklı iki büyük kale. Ağır makineli tüfek yuvaları oluştur, beton mevziler majüne hattı gibi. Gelsinler gelebiliyorlarsa.

Dağlıca’daki çatışma hakkında bana ara ara bilgi verseniz iyi olur. Bazı stratejik yerler var, ben hayret ediyorum, orada mesela yüz asker oluyor en fazla, yüz elli asker en fazla. Beş bin asker yığarız kardeşim, dağ taşı doldururuz. Varlık içinde bize yokluk yaşatmanın bir alemi yok. Filinta gibi delikanlılarımız var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı Valisi Musa Işın, bölücü terör örgütü PKK mensuplarına, Doğu Beyazıt ya da Gürbulak sınır kapısında sivilleri katletme talimatı verildiğini, suçun devletin üzerine atılmak istendiğini söyledi. “Siz Kürtleri kandıramayacaksınız. Kürtler, inşaAllah faziletleriyle sizleri boğacaktır. Bakın Kürt halkı hiçbir zaman zalimlerin yanında yer almadı. Kürt dindardır, vatanına bağlıdır. Peygamberleri bir, Allah’ı bir, kıbleleri bir. Biz sadece Allah’a inanmışız. PKK halkımıza hiçbir şey vaad edemez. Sadece kan ve gözyaşı vaad ediyor. Oysa devlet ise sevinç vaad ediyor, mutluluk vaad ediyor, huzur vaad ediyor. Sizler bunu iyi biliyorsunuz. Hiçbir şekilde içeride ve dışarıda çocuklarınızı tehdit eden, ailelerimizi tehdit eden, çocuklarınızı dağa kaçıran PKK terör örgütü ve onlara destek veren her kim olursa olsun, izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Güzel de, ideolojik yönden yenmek varken, ideolojik yönden tartışmaktan kaçınıyor hükümet. Devlet demiyorum, çünkü devlet bir mekanizma. Hükümet. İdeolojik yönden hesaplaşmak lazım bunlarla. Darwinizm’in rezil edilmesi lazım, yerle bir edilmesi lazım. Gayet kolay. Bağnazlığa prim verilmemesi lazım. Türkiye Avrupa’nın aydınlık yüzü olması lazım. Bağnazlık; siyah, koyu gri, biraz beyazlıklar var ama Türkiye’nin üstüne çöküyor. Böyle olmaz. Karanlıktan kastım, siyahlık.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, şehidimizin fotoğrafı vardı, Dağlıca’da şehit olan Yarbay İhsan Ejdar.

ADNAN OKTAR: Allah ona, Resulullah (s.a.v) ile beraber olmayı nasip etsin. Resulullah (s.a.v)’de çünkü nefsiyle mücadele ederek şehit oldu, tebliğ yaparken, İslam’ı anlatırken.

Akşam karanlıkta hava desteği oluyor mu askere? Nasıl yapacaklar? Asker indirmesi yapabilirler, helikopterle olur. Müsait bir yere indirebilirler.

BÜLENT SEZGİN: Dağlıca’dan genel bir görüntü vardı Adnan Bey, nasıl bir yer olduğu hakkında. Genel olarak böyle bir bölge. Üst taraflardan saldırıyorlar, tepelerden aşağı saldırıyor genelde PKK.

ADNAN OKTAR: Her bir tepeden” diyor “akın ederler” diyor “yecüc ve mecüc, her bir tepeden” Kuran’da. “O set açıldığı zaman.” Her bir tepeden saldırıyorlar demek ki. Tepelerin karakollarla donatılması lazım, her tepeye karakol yapmak lazım, yer altında, yer üstünde.

BÜLENT SEZGİN: Allahualem, bu sefer asker yakalamış onları bir yerde, göğüs göğse çarpışıyorlarmış. On yedi PKK’lı şu anda ölü olduğu bildiriliyor.

Bir fotoğraf vardı. Daha önce bölgede derme çatma bir karakol varmış, şu an kalekol yapmışlar, onun fotoğrafı vardı, Dağlıca’da.

ADNAN OKTAR: İşte bak böyle olacak kale dediğin. Sıkıysa yanaşsınlar.

Dağlıca’da karşılıklı çatışma hattı, elli metrenin altına düşmüş. Silah kalitesini artırmak çok önemli. Piyade tüfeğiyle çatışma mı olur? Tak, tak, tak öyle olur mu? Dakikada altı bir mermi en az. Göz gözü görmemesi lazım. İçlerinde de izli mermi de oluyor, projektör gibi aydınlatıyor mermiler ortalığı. Öyle bir ortamda sıkıysa ortaya çıksınlar da, göreyim.

Alperen İş; “Hocam, aynen katılıyorum, oraya asker doldurmak lazım. Kimse kıpırdayamaz. 49 yaşındayım, çağırırsanız bu akşam yola çıkarım.” Tabii kardeşim, talimat gelsin, hemen gidelim.

Bu alçaklar psikopatlık yapıyorlar. Oraya kadar gelmeleri hayret. Askeri az buluyorlar, ondan oluyor. Çok olduğunu anlasalar bunlar, onların olduğu yere hiç yanaşmaz. Bir de silah gücünü güçsüz görüyor olabilirler.

“Ömrümün on iki senesi geçti o bölgede. O kadar kolay değil, sarp arazi” diyor. Sarp arazi, mesela tepe yüksekse, üst tarafını tepsiye çevirirsin. Geniş, dümdüz; domates biber bile ekilir oraya. Zor bir şey değil ki. En fazla birkaç dakika alır. Tünel açacaksın, yerleştireceksin TNT’yi, dümdüz edeceksin dağı, bu kadar basit. Üstüne okul da kur, tarla da oluştur, bahçe, sebze bahçesi de yaparsın. Bir yerde bir tane karakol oluyor. Her dağın üstünde bir tane karakol olsun, en az üç noktada. Hepsi birbirine yardım eder.

Cebrail (a.s) iki rekat namaz kılmış. Dört bin ahiret günü sürmüş namazı. “Ya Rabbi kainat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?” demiş. “Ahir zamanda gelecek ümmeti Muhammet’ten, Habibim’in ümmetinden bir kulum” diyor, İmam Hz. Mehdi (a.s) inşaAllah. “İki rekat namaz kılacak. Hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle” kafasından bayağı düşünceler geçecek o anda diyor. “Ve kaç tür düşüncelerle, kaç rekat kaldığını bile bilmeyecek” diyor. Yani aklı o kadar karışacak olayların şiddetinden, deccaliyetin azgınlığından ama namazını kılacak diyor. “Onun kıldığı iki rekat namaz, senin dört bin senede kıldığın namazdan daha makbul olacak” diyor, Cenab-ı Allah. Aklı dağılacak diyor, dikkati dağılacak olayların şiddetinden ama onun kıldığı namaz senin dört bin yılda kıldığın namazdan daha makbul olacak diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haşmet Babaoğlu; “PKK ile işlerin bu noktaya gelmesinin ardındaki sebebin Öcalan’ın, İslam bayrağı altında ortak yaşam söylemi olduğunu” iddia etti. “Öcalan’ın bu konuşmasından sonra Brüksel, Kandil ve Washington’un huzurunun kaçtığını ve bu nedenle çözüm sürecinin tersine döndüğünü” öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Keşke sözümü dinleseler de. Ben bu konuları çok işleyince, Abdullah Öcalan’ın üslubu da değişti. “İslam Birliği’ni savunsun” dedim, “İttihad-ı İslam’ı savunsun, tevbe etsin” dedim. Onu dedikten sonra “ben İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” demeye başladı Öcalan. Kitaplarımı gönderdim, onları okudu. Yaratılış Atlası’nı, kardeşine de ayrıca gönderdim. Ama PKK, o kafada değil, Darwinist, materyalist kafada.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, daha önce Suruç’ta gerçekleştirilen bombalı eylemin de -otuz dört kişi hayatını kaybetmişti- PKK tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Saldırı emrini Lorin kod adlı PKK’lı Nazlı Deren’in verdiği ortaya çıktı. Mardin E tipi cezaevinde yatan Gülistan D. adlı PKK’lı Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı başvuru yaparak itirafçı oldu. Gülistan, “saldırıyı PKK’nın yaptığını” belirterek “failin Lorin kod adlı Nazlı olduğunu” söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte yani olay açık, sarih. Ne diyelim?

OKTAR BABUNA: Siz yapılır yapılmaz söylemiştiniz onu.

ADNAN OKTAR: Evet.

Şimdi kısa bir ara verelim. Yine devam edeceğiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK’nın Silah Bırakma İddiası Bir Aldatmacadan İbarettir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü