Harun Yahya

Sohbetler (22 Ekim 2015; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Dünyadaki vakti iyi değerlendirmek lazım. Nasıl olsa bol vakit var mantığı yanlış. Tamam, vakit bol ama bol sevap almak lazım. Her dakikayı her saniyeyi iyi değerlendirmek lazım.

Allah küfrü dünyaya hakim etmiş, Mehdiyet’e onu ezdiriyor, bu bir zevk. Hakim etmese, hakim edilmiş bir İslamiyet’e yeniden bir hakimiyet daha getireceksin. Ama deccal her yeri sardıysa, koskoca dünyada deccalı mağlup etmek, çok zevkli. Allah o güzelliği oluşturmak için önce dünyaya ateizmi hakim ediyor, Darwinizm’i hakim ediyor. Sonra da çok küçük bir ekiple onu darmadağın ediyor, hep Allah’ın sistemi budur. Yoksa, o hakim olacağından değil. Allah onların şuurunu bir açar, Darwinizm’e herkes güler, yani çok mantıksız bulurlar. Ama Allah basiretlerini bağlıyor bulamıyorlar, mantıklı buluyorlar. Bu da Allah’ın mucizesi. Mesela bu insanları küçük düşürecek bir şey aslında, baya küçük düşürecek bir şey. Tesadüfen bir şeyler yaratıldı denmesi, zürafalar, aslanlar, kuşlar, tavus kuşları, portakallar, zeytinler, limonlar yüz binlerce çeşit nimet ve güzellik tesadüfen yaratıldı demek normalde komik, acz ifadesi. Ama koskoca adamlara, Allah kabul ettiriyor. “Yok” diyor, hatta köpürüyor adam havalara hopluyor anlatacağım diye. Bir çaydan içiyor, yani hayretler içinde kalıyor insan büyük bir coşkuyla savunuyor. İşte Allah isteyince oluyor mucize bu. Allah’ın bunu dünyaya kabul ettirmesi, mucize. En olmayacak şeyi kabul ediyorlar, en makul şeyi de reddediyorlar. Orada amaç, Cenab-ı Allah Mehdi’sini çıkartsın, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı çıkartsın, onun talebelerini çıkartsın, bir mücadele ortamı olsun, o heyecanı insanlar yaşasınlar, mücahitlik ruhunu alsınlar. Yoksa, Allah deccaliyeti çok kolay tepeler. Zaten öldürür Allah istese direkt öldürür, çokta makul olur. Ama Allah uzun yaşatıyor. Mesela Marks’a, Lenin’e, Stalin’e imkan veriyor. Stalin’i adam çeker vurur herhangi bir kişi veyahut kanserden ölür, hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey olmuyor, sonuna kadar Allah yaşatıyor, küfrü iyice geliştirinceye kadar.

İmani bir konu anlatacak var mı bana.

KARTAL GÖKTAN: Kuran mucizesinden bahsedebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kuran’da Allah, Hz. İsa (a.s) ile Hz. Adem (a.s) arasındaki bir benzerliğe dikkat çekiyor. Ali İmran Suresi’nin 59. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım: “Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oldu. [Ali İmran Suresi, 59] Bu ayette dikkat çekilen, her iki peygamberinde, babasız dünyaya gelmesi. İki peygamber arasındaki bu benzerlik, Kuran’da toplam sayı olarak ‘İsa’ kelimesinin ve ‘Adem’ kelimesinin geçtiği yerlerde de var. Saydığımız zaman Kuran’da Adem kelimesi, 25 defa geçiyor, İsa kelimesi de, 25 defa geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, bu çok rastlanan bir husus Kuran’da; çiftler, birbirine eşit sayıda anılmalar Kuran’da çok geçen bir husus.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, siz tesadüften bahsettiniz. Şu an bir firma kalp için çalışmalar yapıyor, uzun yıllardır da çalışıyorlar. Ve bir yapay kalp yağmışlar. Bunun 5 senede, 175 milyon defa atıyor olması çok büyük bir başarı olarak görüyorlar. İnsanlara baktığımızda doğduğu andan ölümüne kadar, yaklaşık 2-3 milyar defa kalbimiz atıyor ve herhangi bir müdahale olmada. Bu yapay kalbin çalışabilmesi için ayriyeten bir pil olması gerekiyor ve bu pilin şarjının dolması için başka bir aletin olması gerekiyor. Ama kalbimiz enerjisini kendisi üretiyor hayatımız boyunca. Bir konu daha var, kalbimiz zaman zaman 5 litre kan pompalarken, bazen spor alanda 25 litreye çıkabiliyor. Bu yapay kalbi yapan firma 10 litre kan pompalamasını çok başarılı olarak görüyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama yeni başlamışlar daha normal. Aslında tabii sadece beyni yaşatabilmiş olsalar, bir insan olmuş oluyor o zaman. Ama tabii kol-bacak hissi olması lazım, onu nasıl yaparlar bilmiyorum. Fakat onu algılayan ruh tabii o çok önemli. Ruh benim gördüğüm, beyni kullanıyor gibi görünüyor ama beyni kullandığından değil. O sebep olması açısından öyle. Yoksa beynin getirdiği elektrik cılız ve güçsüz, dağınık bir elektrik. Bu kadar kaliteli, düzgün üç boyutlu bir hayat çıkmaz.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha önce anlatmıştınız, gözün, kulağın, burnun sebep olduğunu aslında Allah bize rüyada gösteriyor. Karanlık bir odada yatarken uzanmış rengarenk bir dünya gösterebiliyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Arabayla geziyor.

Şu an görüyorum, müthiş bir sevgisizlik yayılmış dünyada. Sevgisizliğin yayılması normalde olacak iş değil, çok zor bir şey baya zor. Çünkü sevgi lezzetli bir şey. Adam diyorsun ki sen “kuzu pirzola yer misin ızgara, yoksa sana bulamaç mı yedireyim?” Tabii kuzu pirzolası ister insan. Sevgi, acayip zevkli bir şeydir, tatlıdır. Adam sevgiye yanaşmıyor, bir mucize, Allah yaratıyor. Mesela dostluk zevklidir, adam dostluğa yaklaşmıyor düşmanlığa yaklaşıyor.

Sevgiyle ilgili bugün yine bir etiket yapalım; “Sevgi güzeldir kurtuluştur” diyelim, üç kelime. Çok gündemde tutalım ki sevgiyi, bu garip şeytani durumu delebilelim.

Sevgi ne kadar zevkli, kedileri sev, kelebekleri sev, insanları sev. Hayır, ne kaybın var? Gönlün eğlenecek, kalbin açılacak, beynin rahatlayacak, aklın açılır. Hepsinin üstünde, ibadet.

Her zaman Başbuğ’a karşı saygı ve sevgim vardır, her zaman. Rahmetli bak ta ömrünün en uç noktalarına kadar, hep cihattaydı. Hiç davasından ödün vermedi, maşaAllah. Ne oldu? Hiç kimseden korkmazdı, ne kaybetti yani? Kimin ne dediği hiç ilgilendirmezdi onu, acayip yiğitti.

Kurtuluş’ta Milliyetçi Hareket Partisi’nin kongresi vardı, toplantısı vardı Kurtuluş parkında, genellikle orada yapılırdı. Parkın önündeki alanda, bir motosikletli polis geldi halkın arasına girdi motosikletle, halkı yara yara geçti, aralarından gitti, kimsenin dikkatini çekmedi. Başbuğ acayip sinirlendi “alın onun plakasını” dedi, “hemen bana bildirin” dedi. O kadar çirkin bir hareket ki, halkın arasına motosikletle girmenin amacın ne? Etrafı dağıta dağıta oradan da bastı gitti. Belli ki gıcığına yapıyor. Çok uyanık. Mesela hiç kimsenin aklına gelmedi orada onun plakasını almak. Söyleyince hemen plakasını aldılar, herhalde gereğini de yapmıştır başbuğ. Çok titizdi gençlere karşı. Yemin törenine inerdi bir toplantı olduğunda, gençlere yemin ettirirdi. Allah’a, Kitaba, bayrağa çok güzel bir ülkücü yemini var.

Sayın Bahçeli de, Başbuğ’u andırıyor ki bak yaşı ileri olmasına rağmen dava şevki ne kadar mükemmel ve ne kadar olgun aklı başında. Ama MHP tabanında bazen halk ince düşünmüyor. Bu insan yılların adamı, Başbuğ’un yanında yetişmiş bir bildiği vardır demiyor. “Niye koalisyona girmedi?” Bir bildiği vardır. Bu kadar basit mi, bu kadar sathi mantıkla mı oluyor bu işler. Sen onun bildiğini biliyor musun? Bilmiyorsun. Güvenmeleri lazım. O da çok efendi, Sayın Bahçeli çok efendi, baya aklı başında.

Tayyip Hocam’ın da çok üstüne gitmesinler, biraz şefkatle yaklaşsınlar. Çok üzüyorlar onu, o da izzeti nefsine çok düşkün, baya gururlu, sürekli onlara cevap veriyor, gereksiz bir gerginlik oluyor.

Özetle Allah her şeyi planlı ve güzel yaratıyor. Fakat hikmeti süreli aramak, bakmak lazım. Hikmeti göremezse insan, dünyada sıkılır, anlayamaz. Kalbine kabz hali gelir. Hikmeti gördükçe, insanın kalbi açılır, hikmet nazarıyla baktığında kalbi açılır. Cenab-ı Allah, güzel bir imtihanla dünyayı imtihan ediyor. Birde ahir zaman imtihanı pek tatlıdır. En güzel dönemde geldik. Bir Resulullah (s.a.v)’in zamanı hayırlıdır. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki “bir benim zamanım hayırlı” diyor, “bir de ahir zaman hayırlıdır” diyor. “Arasında, o kadar pek hayır yoktur” diyor ara dönemde. Tabii ki her şeyde hayır var da, o anlamda demiyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani “hayır daha yoğundur” diyor ama “ahir zamanda, benim zamanımda hayır çoktur” diyor. Bir hayırlı zamanda olduğumuz için, onun hakkını tam teslim etmemiz lazım. Günleri, dakikaları, saniyeleri iyi kullanmamız lazım. Var ya böyle aylak aylak televizyonda, boş diziler seyrediyor, kuruyemiş yiyor, sokakta eli cebinde geziyor sürekli vakit öldürüyor. Biraz kafanı çalıştır, bir düşün hikmet gözüyle bak, pırıl pırıl aydınlık bir dünyayı göreceksin. Cenab-ı Allah’ın çok ağırına gider. Sen, Allah ile ilgilenmiyorsun, boş işlerle ilgileniyorsun. Tangır tungur sürekli tavla oynuyor, 4-5 saat. Tam anlamıyla aklını Allah’a versene, kafanı Allah’a versene.

Bunlarda çok titiz dikkatli olmak lazım. Olayları kendi haline bırakmamak lazım. Çok tetikte ve çok keskin uyanıklık içinde olmak lazım. Günlük mutat olaylar gibi değil, her gün yeni bir gündür. Her gün büyük olayların günüdür. Her gün insanlar ölüyor, her gün insanlar doğuyor. Her gün melekler geliyor gidiyor. Her gün Cenab-ı Allah, her yerde bir güzellik yaratıyor. Böyle bir ortamda sakin bir dünya olmaz.

Mesela telefonları bir kardeşimiz üstlensin veya birkaç kişi, herkese duyuralım. Nerden haberi olsun birden başlıyor program, değil mi? İnternette var mı bildiriyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet, sosyal medyadan bildiriliyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Facebook’ta. Tamam, belirli kişiler olsun, isim verelim mesela belli kişinin, onun Facebook’unda yazsın, başlıyor program diye, oraya herkes girip bakabilir. Olmaz mı öyle? Tamam.

“A9 Facebook hesabında her akşam duyuruluyormuş. En iyisi internetten kontrol etmek. Bu uygulamayı kullanan kişiler güncelleme yapması gerekiyormuş, güncelleme. İşte birkaç yerden kontrol edilebilir. En iyisi Facebook’tan bakmak. Bir de biz akşamdan bildiriyoruz zaten “bu saatte başlayacak” diyoruz. 8’de diyoruz, 8’de açsınlar, zaten güzel programlar var. Allah’ın sanatını anlamaya çalışıyorlar. Hep soruyorlar mesela bu kardeşimiz de; “Ruhumuz Allah’ın ruhu, bedenimiz Allah’ın görüntüsü, irademiz yok.” İraden nasıl yok? Var işte ama senin iradeni de yaratan Allah.

Maille bir çalışma gönderecekler zaman “attım” diyor, “attım” güzel değil, “gönderdim, ilettim.” Ayet haşa, ayete bu denebilir mi? Hadise böyle denebilir mi? İmani konuyu “attım” ne demek? Olmaz.

“Hocam, bu Bahçeli hayranlığınız nereden?” Başbuğ’u sevdiğim için, onun hatırasına hürmeten seviyorum. Bu çocuklar ülkücü gençler, çok çile çektiler. Ben o devirleri yaşadım, arkadaşlar bilmez, komünizm bütün Türkiye’yi kaplamıştı. Simsiyah bir karanlık Türkiye’nin üstüne çökmüştü. O çocuklar ne acılar çektiler. Türk-iş bloklarında falan çocuklar vardı, akşam onlar teravih namazına giderlerdi. Çocukların durduk yerde ağzını burnunu kırarlar, ne acılar ızdıraplar içinde yaşadı o çocuklar. Her mahallede iki tane üç tane ülkücü gençler, 5000 ülkücü genç şehit oldu. Kimsenin haberi bile yok o gençlerden. Onların sayesinde şu an rahat yaşıyorlar haberleri bile yok. 5000 delikanlı aslan gibi. Günde 15-20 kişi şehit ediliyordu, acayip kabadayıydılar, bir tek Allah’tan korkuyorlardı. Ben görürdüm, böyle bıyıkları kulaklarının arkasına kadar, ellerinde tesbih takım elbiseyle, bir aşağı bir yukarı yürürlerdi çocuklar. Ne ızdıraplı günlerden geçtiler. Hem tebliğ yapıyorlardı, hem bedenlerini siper ettiler; Allah için, vatan için, Kitap için. Şimdi de herkes rahat huzurlu yaşıyor, bilmiyorlar. O devirlerden geliyor Sayın bahçeli, çileli devirlerden geliyor. O çilesinden dolayı ben ona saygı duyuyorum, sevgi duyuyorum. Onların yaşadığı acılar, tarif edilecek gibi değil. Bütün ömrünü bu davaya adamış bir insan. Onun için ona ağır konuşulması, benim ağırıma gider.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sayın Devlet Bahçeli canlı yayın programına katıldı, bazı açıklamaları vardı, uygun görürseniz, onları okuyacağım.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Biz çok konuda sizin açıklamalarınıza çok benzer yorumlar yaptı programda; “PYD’nin PKK’dan bir farkı olmadığını, sınırımızda devlet kurulmasına izin vermemesi gerektiğini” söyledi. “Silahların betona gömülmesi diye bir şey olmaz, o betondan silahlar yine çıkar. Silahların hepsinin devlete teslim edilmesi, devlet envanterine alınması, suç işlemiş olanların cezalarını çekmesi, suça karışmamış olanların evlerine gidebileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet ama benim konuşmalarımın tıpatıp aynısı olması çok hoş oluyor, maşaAllah. Mesela yine MHP’nin ileri gelenlerinin açıklaması, yine benim konuşmalarımın tıpatıp aynısı, maşallah.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli’nin konuşması şu şekilde Adnan Bey, toplumda bir gerginlik olduğunu anlatıyor: “Bizim tabanımız açısından da endişeliyiz. Bu tip olaylar ani olur, bunlara hazırlıklı olmak lazım. Biz gençlerimizi uyarıyoruz. Gerilim stratejisi takip etmek istemiyoruz ama her an provokatörler olabilir. PKK birden bire bu kadar modern silaha nasıl kavuştu? Demek yurt dışından planlanan bir durum var. Bu ülkede provokatörler çok hızlı devreye girer, o yüzden milletin genel soğukkanlı olmasını sağlamakta fayda var” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte onun için ülkücü gençliği de coşkulu tutmak istemiyorlar ama bence hiç bir mahsuru yok. Mesela o dönemde, ülkücü gençlik çok coşkuluydu ama baya aklı başındaydılar. Çok tutarlı mantıklı, devlet terbiyesiyle yetişiyor ülkücü gençlik. Bence eski coşkusuna kavuşturulması lazım o gençlerin. Ben giderdim, Ali Samiyen Kapalı Spor Salonu vardı, başka kapalı spor salonları vardı toplantı yaparlardı, yer gök inlerdi. Levent, dalyan gibi delikanlılar böyle, bıyıkları ta kulaklarının altında falan. Millete bir güvendir o, milletin hoşuna gider. Böyle diri ve zinde bir gençliği görmek, çok hoşlarına gider. Bir de o tip Osmanlı ruhlu gençlik, daha sağlam karakterli oluyor. Hepsi için demesem bile çok olumlu bir ruh veriyor gençlere, daha kendilerine güven duyuyorlar. Şu an bilmiyorum dışarıda bakıyorum, öyle bir genç göremiyorum, nadir görüyorum, genellikle gençler birbirine benziyor. Bir farklılaşma değil ki bu, hoş bir durum olur bu, iyi olur bu. İlla bıyık meselesi değil, o coşku konusu.

Erbakan Hoca’nın stilini alsın Tayyip Hoca. Erbakan Hocam, her şeyi lafı şakayla oturttururdu ama hep şakayla yapardı. Acayip nüktedandı mübarek, hayret edici şekilde. Demirel’le ikisinin zekası tarif edilecek gibi değil. Demirel’i de polemikte yenemesin onu, rahmetli acayip yamandı o.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Dağlıca’da PKK’ya operasyon yürüten timin üzerine yıldırım isabet etti, 4 askerimiz şehit oldu, 11 asker yaralandı.

ADNAN OKTAR: Bak canım benim, ben diyorum ya o şehit olacaksa, illaki olur zaten, illaki Allah bir sebep meydana getirir. Yıldırım mesela en son akla gelecek şeylerden bir tanesi. Yıldırımla can aldığını Cenab-ı Allah Kuran’da belirtiyor ama çok sık rastlanan bir şey değildir. Bazen de yaralanmayla kurtuluyorlar, bak 4 tane canımızı Cenab-ı Allah hemen almış yanına. Çünkü cihat halindeyken yıldırım isabet diyor, aynı. Allah nesine babasına uzun ömür versin, sabrı cemil nasip etsin. Allah şahadetlerini makbul etsin.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Çetin Altan da hayatını kaybetti. Değerli yazarımıza Allah’tan rahmet, ailesine sabır temenni ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Çetin Altan çok nüktedan, çok yaman birisiydi. Allah rahmet etsin. Oğullarına, ailesine Cenab-ı Allah uzun ömür versin, hayırlı bereketli uzun ömür versin. Ama o mübarek baya yaşlıydı, 88 yaşında. Çok şakacı ve çok özgür konuşan bir insan. Marksist’ti bildiğim, hatta ateistti, Marksist-ateist. Ama çok hoş sohbet, böyle sevecen. Mesela öyle bir Marksist’i, öyle bir ateisti, ben kardeş olarak görürüm, şefkat duyarım. Çünkü barışçıl insan. Kimsenin ölmesini istemez, asılıp kesilmesini istemez, şiddet yanlısı değil, fikir adamı. Fikir olduktan sonra, sen arkadaşsın kardeşsin, şefkat duyarım. Ben, terörist kan döken, adamları döven söven kurşun sıkan psikopatlara karşıyım.

Allah ayette; “Size kötülük yapana iyilikle karşılık verin, size dost olduğunu görürsünüz” diyor.

Tayyip Hocam alttan alsın.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Çetin Altan 87. yaş gününde bir yazı keleme almış ölümle ilgili.

ADNAN OKTAR: 87. yaş günündeki yazısında: “Son istasyonmuş gibi görünüyor bendenize” diyor. Bak diyor ki: “Ne korkuyor ne korkmuyor, sadece kaygılanıyorum. Ya dayanılmaz acılar çekersem diye. Ve becerebildiğim kadar şimdiden başlıyorum duaya.” Mümin. İstediği kadar ateistim desin, bir insan gerçek anlamda ateist olmaz, imkansız. Bediüzzaman da diyor “bir insan mümkün değil, Allah’ı inkar etmesi.” Sadece gururundan inat eder, o kadar. Bak mümin olduğu “başlıyorum duaya” diyor, “korkuyorum Allah’tan” diyor. Gizli bir Müslüman. Hemen oturup yapıştırmamak lazım, şefkatle yaklaşmak lazım. Nitekim görüyorsunuz, son nefesi bu şekilde.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da: “Vicdanları kabul ettiği halde, inkar ederler” diyor. (Neml Suresi, 14)

ADNAN OKTAR: Evet. Oğulları da onun bence ikisi de imanlı onların. O çocuklar, baya efendiler ikisi de.

Çetin Altan aşırı rahat bir tipti rahmetli. Aklına geleni söylüyordu böyle, özgür konuşuyordu. Kurduğu cümleler de, o kadar bağlantılı olmuyordu, yani o kadar tutarlı olmuyordu ama samimi olduğu için dinleniyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu o anda, düzeltmeye gerek duymuyordu. İki oğlu da Marksist bildiğim kadarıyla ama çok efendi çocuklar, çok terbiyeliler, kibar, hürmetkarlar. Biri profesör herhalde, öbürü de yazar, evet. 87, gençmiş. Ben daha yaşlı biliyordum. Normal yaş 120’dir ama işte sigara, içki, kanser başka şeyler, o yüzden insanlar vefat ediyor. Yoksa Tevrat’ta görünen 120’ye gelmiş. 950’yken, normal insan yaşı 1000’ken gerileye gerileye 120’ye kadar gelmiş. Shirali Müslimov vardı, 165 yaşında mı ne vefat etmiş veya 163, tam hatırlamıyorum. Fotoğrafı var, internette görebilirsiniz. Kaç ömür kardeşim, üç ömür neredeyse çakı gibiydi. Ona daha da iyi bakılsa, daha da yaşardı Allahualem, 220’yi falan olurdu. Çok yaşamadan ziyade tabii kaliteli güzel yaşayıp, güzel mümin olarak ahirete gitmek. Dünya, burası çile yeri, burada bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v) görevi bitince, Cenab-ı Allah sevdiği için hemen aldı, hiç bekletmedi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey 4-5 gündür Anadolu Ajansı ve TRT, yoğun bir şekilde PYD karşıtı haberler yapıyor. Suriye Kürtlerinin açıklamalarına yer veriyor. Örneklerle PYD’nin yaptığı baskı anlatılıyor. Siz bahsetmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Ben Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan özellikle istirham ediyorum, Hakan Hoca bu işe el koysun. Onlarda çok fazla fotoğraf, belge, kayıt, video vardır bunları kamuoyuna versinler, devlet arşivinde tutmanın bir alemi yok. Biz nereden elde edelim onları? MİT arşivini açsın, hepsini versin kamuoyuna-ki, PYD’ye ağır darbeyi indirebilelim, ilimle irfanla.

Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Ali (k.v)’in yaşı küçük olmasına rağmen, Yemen’e kadı hakim olarak gönderdi, biliyorsunuz. “Ya Resulullah, ben kadılık yapmasını bilmiyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e çok şeker. Peygamberimiz (s.a.v) o büyük elin büyük ayalıydı göğsüne koyuyor Hz. Ali (k.v)’nin, “Ya Rabbi bunun kalbine doğru şeyleri bildir hep doğru söylemek nasip eyle” diyor. Mükemmel kadılık yapmış ondan sonra, hemen hükmü verirmiş, hiç tereddüde düşmemiş.

Hz. Ali (k.v)’ye helal olsun canıma benim, helal olsun benim dedeme. Güzel yaşadı güzel, o da Peygamberimiz (s.a.v) gibi 63 yaşında, Cenab-ı Allah’ın huzuruna gitti. Canım benim, o biliyorsunuz zehirli kılıçla yüzüne vurdular bekledi. Hz. Ali (k.v)’nin, bir rivayette; “kendi tabutunu kendisinin taşıdığı” söyleniyor. Halk diyor ki “oydu” diyorlar “omzuna almış götürüyordu” diyorlar görenler. Benzetmiş de olabilirler de ama “tam oydu” diyorlar, “eğer biz görüyorsak bildiğimizse” diyorlar. O biliyorsunuz mezarının gizlenmesini istedi, ahlaksızlık yapmasın diye psikopatlar. Benim bildiğim halen de gizli.

Peygamberimiz (s.a.v); “şüphesiz Allah-u Teala sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi sözü ağzında evirip-çevirerek lugat paralayan erkeklere buğz eder” diyor. Var ya öyle tipler “ee” falan diye konuşurlar. Peygamberimiz (s.a.v)’de üslup şahane. Tirmizi’de var, Ebu Davut’ta var.

“Güzel konuşuyor dedirtmek için, uzun uzun konuşanlar, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf edenler, bilgiçlik etmek için lugat paralayanlar ise, en sevmediğim ve kıyamet günü bana uzak mesafede bulunacak kimselerdir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hiç hoşlanmıyor Peygamberimiz (s.a.v). O kadar çok ki öyle edebiyat yapanlar. Samimi olmalarını istiyor Peygamberimiz (s.a.v). Çok müthiş bir şey açıklama yapması Peygamberimiz (s.a.v)’in.

MaşaAllah. O putları kırmak için, yüksek Kabe’nin içindeki putlar, oraya gelmek için bir basamak gerekiyor. Hz. Ali (k.v) eğiliyor, “Ya Resulullah bas sırtıma da, oradan siz çıkarsınız” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) de diyor ki “sen peygamber heybetini taşıyamazsın Ya Ali” diyor, “sen benim sırtıma çık” diyor, maşaAllah. Her hatırası güzel Resulullah (s.a.v)’in, maşaAllah.

Vefat ettiğinde canlarım benim, acayip rahatsız oluyorlar. Resulullah (s.a.v) vefat ettiğinde “Hz Ömer (r.a) kendini kaybetti” diyorlar, “kimse bana böyle bir şey demesin” diyormuş “vefat ettiğini söylemesin, söylere ne olacağını biliyorsunuz” diyormuş. Sevgisinden cinnet geçirdi adeta diyorlar. Geziyormuş böyle sokaklarda, “kimse bana böyle bir şey demesin” diyormuş dünya tatlısı, maşaAllah. Onun için Peygamberimiz (s.a.v); Hz. Ebu Bekir (r.a)’ı sağına, Hz. Ömer (r.a)’ı soluna mezar yaptırmış. Ama oraya da genişçe bir yer açtırdı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gömülmesi için.

Hz. Ömer (r.a) çok celaletliydi biliyorsunuz. Gizli toplantı yapıyorlardı, o çok kabadayıydı. Hz. Ömer (r.a) “ne gerek var gizli, öyle bir olay olmaz” demiş. Gitmiş Kabe’ye meydan okumuş “karısını dul bırakmak isteyen varsa, bilmem şöyle” uzun bir liste vermiş, “buyurun bekliyorum” demiş. “Ben Müslüman’ım elhamdülillah, var mı diyeceğiniz” demiş, bütün millet böyle beton kesilmiş adeta. Çünkü kodu mu oturtuyor, korkudan milletin oradakilerin kanı-iliği çekilmiş. Ondan sonra aşikar oldu. Peygamberimiz (s.a.v) “aman aman sakın öyle bir şey yapma.” “Yok, öyle bir şeye hiç gerek yok, çok rahat olun” demiş “ben hallederim” demiş. Normalde acayip gizliyorlardı kendilerini, gizli toplantıları falan, her şeyleri gizliydi. Baya bir liste veriyor. İşte “şunu şöyle yapmak isteyen varsa, bunu böyle yapmak isteyen varsa, karısını dul bırakmak isteyen varsa, buyursun gelsin” diyor. “Ben de Müslüman’ım var mı diyeceğiniz” diyor. “Biz İslam’ı yayıyoruz yayacağız da” diyor, “var mı bir şey anlatmak isteyen” diyor. “Sorunu olan varsa gelsin” diyor. Adamlar nasıl gelsin?

Vefat edeceği sene, iki kere geldi biliyorsunuz Cebrail (a.s), mukabele için.

Azrail (a.s) diyor ki “istersen bir süre daha yaşa” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e, çok zengin ve müreffeh bir hayatla yaşa, sonra canını alayım” diyor “Allah’ın izniyle” diyor “veyahut istiyorsan hemen seni Allah’a götüreyim” diyor. “Hemen gideyim” diyor. “İstersen devam edebilirsin” diyor. 63 yaşında çünkü “ben hemen gideyim” diyor. Çünkü bir şey yok dünyada. Onu sahabelerden Baki mezarlarının yanında bulunan Ebu Üveyhib’e söylüyor. Cebrail (a.s)’la olan konuşmasını ona söylüyor, o da sahabelere anlatıyor sonra.

Bak, “istersen daha dünyada baki ol, daha devam et zengin olarak, istersen sonra cennete git” diyor. “İstersen likullah-Allah’a kavuşmak hasıl olup, hemen cennete gir” diyorlar, “hangisini istersen, sen özgürsün, takdir sana ait” diyorlar, “Cenab-ı Allah, onu seçmede seni serbest bıraktı” diyor “hemen gideyim” diyor, maşaAllah.

Metin Şentürk dünyalar güzeli bir delikanlı, çok halis muhlis, samimi bir genç. Cenab-ı Allah onu amalıkla süslemiş. Bak, müziğindeki güzelliği, coşkuyu görüyor musun? Çile insanı nasıl güzelleştiriyor görüyor musun? O acının verdiği, o çilenin verdiği güzelliği Allah ona gösteriyor. Amalar müzikte muhteşemdir. Hüdai Aksu mesela o da amadır, nefis, çok güzel.

“Hocam hayırdır” hayır tabii “Çetin Bey’le locadan mı tanışıyordunuz? Ben hiç sevmem de. Bu arada gömleğiniz çok yakışmış” diyor. Gömlekte ne var, sıradan bir gömlek? Herhalde espri yapıyor. Ama “ceket de yakışmış” diyor. Doğru evet gömlek, ceket evet doğru.

Çetin Bey mason muydu? Türk masonlarını, dünya masonluğu o kadar önemli görmüyor. Acı bir gerçek ama bir sır, bunu söylemek istemezdim, yani hiç önemli görmüyorlar. Ben konuşuyorum masonlarla, haberleri bile yok. Gelince işte lütfenlikle, ayıp olmasın diye bir ziyaret ediyorlar, o kadar. Amerikan masonluğu çok etkilidir, İran masonluğu etkilidir, Rus masonluğu etkilidir, öğrenmek istiyorsanız ve İngiliz masonluğu. Fransız masonlarını da pek kâle almıyorlar, güçleri yoktur Fransız masonlarının. Amerikan masonluğu; asıl lider masonluk odur. Her konuda ittifak olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye meselesiyle ilgili; “Suriye’de rejim kuvvetleriyle Kürt güçleri, teröre karşı birleşmeli” dedi. “Teröristleri ılımlı ve ılımlı olmayan olarak, ikiye ayıramazsınız” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Esad’ın kolu felç mi olmuş, ne olmuş ona? Gördünüz mü elini? Fotoğrafını gösterin. Sol kolunu kullanabiliyor, sağ kolunu kullanamıyor. Parmaklarının kemikleri çıkmış, bir şey olmuş ona. Herhalde benim anladığım felç geçirmiş o. Çok sıkıntıdan olabilir. Sürekli sol eliyle tokalaşıyor, sol elini kullanıyor, sağ elini hiç kullanmıyor. İşte dünyanın geçiciliği o da. Hep inatlaşma üstüne, gurur üstüne. Bırak Suriye halkı, oradaki insanlar gelenekçi Ortodoks Müslüman’dırlar. Bırak Şiiler Şiiliği yaşasın, Sünniler de Sünniliği yaşasın, adamların niye üstüne gidiyorsunuz? Şii’ye Şiilik zevk veriyor, elleme Şii olsun. Sünni de Sünnilikle rahat ediyor, niye üstüne gidiyorsunuz? Zorla Sünni de olunmaz, Şii de olunmaz. Ama Müslümansınız, tertemiz insansınız. O ondan üstün, o ondan üstün, kavgaya ne gerek var?

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu evet sol eli. Görüyor musun bak kemikleri çıkmış. Bir şey olmuş ona, kullanamıyor elini.

OKTAR BABUNA: Kaslar, siz daha iyi bilirsiniz, eridiğinde bazen çok belirginleşiyor kemikler.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu yarım felç geçirmiş herhalde değil mi?

Kaç yaşında Esad biliyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: Elli yaşında.

ADNAN OKTAR: Herhalde bir pıhtı tıkanması oldu anladığım kadarıyla, oradan öyle yarım felç geçirmiş olabilir.

İbrahim Tatlıses, o da çok mübarek bir delikanlı. O çocuğu nasıl harcadılar böyle, ben hayretler içinde bakıyorum. Sanki yiğitlik yaptılar. Sanatçı adama bu yapılacak iş mi? Bak hiç esamesi yok, hiç ortalarda yok. Bitti. Her gün ne güzel şarkılar, ne güzel canlı bir ortam meydana getiriyordu. Hiçbir sanatçı yok ortada, hiçbir sanatçı.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Kandil’de PKK Sığınaklarının Olduğu Sarp Alanlar, Düz Ova Haline Getirilmeli.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde hastanenin de olduğu meydanda, PKK’nın bomba yüklü aracı patlatmasıyla, başta ilçe hastanesi olmak üzere bir çok bina hasar gördü. Devlet hastanesinin doğum, acil, yeni doğan ve hemodiyaliz servisi ve ameliyathane büyük hasar gördü. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: İnsanlara bir şey olmamış mı? Çok büyük patlama olmuş.

BÜLENT SEZGİN: Bilgi yoktu şu anda.

ADNAN OKTAR: Kardeşim böyle şeyin olacağı belli olduğuna göre, şüpheci olmak lazım. Adam almış arabayı oraya çekmiş, hızla uzaklaşıyor yahut tanımadığın bir adam, bunlara kuşku gözüyle bakmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Can kaybı yokmuş patlamada.

ADNAN OKTAR: Can kaybı yok. Bu patlamalarda, Allah vermesin iç kanama da olması gerekiyor böyle şeylerde. Allah koruyor demek ki. Çünkü akıl almaz basınç meydana geliyor. MaşaAllah, hiç bir şey olmuyor demek ki.

“Ben dünyada, güzellik göremiyorum” diyor, Baltalı Çiğdem. Gözün görmesi lazım. Al bir kuşa bir bak, bir güvercine bak, bir böceğe bak, bir çiçeğe bak, bir insanlara bak. Nasıl göremezsin böyle bir şeyi? Hakikaten göremiyorsan, o zaman bir şey var demektir. Kromozomlar, mitokondriler her şey, atomun yapısı, her şey bir intizam, bir simetri, bir güzellik üzerine. Kar taneleri bile öyle. Diatomlar, küçük canlılar var ya, hepsi sanat eseri. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ömer Çelik, çözüm süreci ile ilgili bir açıklama yaptı; “her şeyi doğru yaptıkta demiyoruz. Yanlış taptığımız işi de düzeltiriz. Ama bir taviz verdiğimizde iddia ediliyorsa çok çağrıda bulunuyoruz, hemen bir saat, iki saat içinde bu belgeler nelermiş, altında kimlerin imzası varmış bunu açıklasınlar biz gereğini yaparız.”

ADNAN OKTAR: Görünen köy kılavuz istemez, açık yani PKK’ya karşı gevşek davranıldı, bu görülüyor, şu an tamam toparlıyorlar bir hayır vardır ayrı mesele ama Türkiye hop oturup hop kalktı. Milletin çektiği acıyı, ben tarif edemem. PKK diye bir şey istemiyoruz. Gücümüz, kuvvetimiz, imkanımız buna yeter gereği yapılsın.

İmam Hüseyin’in şahadetinin yası tutuluyormuş. Yası değil de onun hırsı olur. Biz İttihad-ı İslam’ı oluşturduğumuzda İmam Hüseyin’in intikamını da almış oluruz. Yoksa intikam kanla alınmaz. Hakimiyetle alınır. Ama işte kader öyle Cenab-ı Allah onlara cenneti, şahadeti uygun görmüş. Dünyanın çilesinden onları kurtardı Ehli Beyt’i.

Hep negatif bakmasını gençlere öğretiyorlar. Pozitif, derin ve hikmetle bakma kafasının üzerinde durmaları lazım.

Filistin’in ileri gelenleriyle bir görüşelim. Buraya çağırın da, bu acı bitmez böyle, bu nedir bu kardeşim önü sonu gelmez. Barıştıralım, güzel sevgiyle yaşasınlar, kardeşçe yaşasınlar.

Evet, birileri bir şeyler söylesin.

BÜLENT SEZGİN: Suriyeli mülteciler Adnan Bey, bu aralar soğuk havadan dolayı çok zor durumdalar. Kadınlar ve çocukların bulunduğu bin kişilik bir Suriyeli mülteci gurubu, trenle Hırvatistan’a götürüldü ve erkenden tarlalara bıraktılar. Ve Slovenya sınırındaki buz gibi bir nehri geçmek zorunda kaldılar. Bunun yanı sıra Sırbistan sınırında bekletilen mültecilerde var. Bir çoğunun Hırvatistan’a geçmesine izin verilmiyor. Birde video vardı bununla ilgili.

ADNAN OKTAR: Bu acı, bu rezalet nedir, ben kabus mu görüyorum? Evet bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Slovenya’dan nehri geçerken.

ADNAN OKTAR: Yazık günah.

BÜLENT SEZGİN: Buz gibi su.

ADNAN OKTAR: Bir de havada bu gibi soğuk hakikaten. Hepsi hasta olacak, Allah esirgesin. Çoluk çocuk, şu eziyet görülmemiş olay. Hani Avrupa merhametliydi, hani insan haklarını savunuyordu, hani egoist bencil değildi? Hristiyanlığın ana vasfı, egoistliğe ve bencilliğe tavır almaktır. Bunlar bir avuç insan. Bir tabak yemekle doyar. Bu kadar acımasız tavra ne gerek var?

Muhammet Er Kürdi, bir şey anlatmışsın ama cümleyi yanlış kurmuşsun sen, bir daha yaz. Yalnız sen PKK’lılara, Selahattin Eyyubi’nin torunu dersen, millet sana sırtı ile güler. Selahattin Eyyubi’n en büyük düşmanı, PKK’dır. Selahattin Eyyubi onları görse, darmadağın ederdi onları, PKK’lıları, bir tane PKK’lı bırakmazdı, hepsini darmadağın ederdi. En iyi ihtimalle, hepsini hapis ederdi.

İmam Hüseyin’in intikamını, Hz. Mehdi (a.s) alacak. Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, bitmiş oluyor işte.

Erkan; “Bir, harikasınız Hocam. İslam dinini hoş görü ile sevdiriyorsunuz.”

Fikret ben dinliyorum seni.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin Esad konusundaki tavrını şöyle açıkladı; “Türkiye’nin aradığı formül Suriye halkının gerçek iradesini yansıtacak geçiş hükümetinin ortaya çıkması ve Esad’ın belli bir süre içersin de Suriye’den ve yönetimden ayrılması şeklindedir. Bunu bir kalıcılık gibi göstermek böylesine bir dış politika değişikliğinden bahsetmek söz konusu değildir.”

ADNAN OKTAR: Yalnız bu pratikte olmaz. Yani şu planladıkları şey pratikte olmaz. Bunu Türkiye’nin istemesi Rusya’nın istemedi hiçbir şeyi değiştirmez. Orada bir fiili durum var. O fili durum esas olur. Bu sözümün de doğru olduğunu görecekler.

Meltem Bozkurt; “Başbakanımız menzil şeyhi Abdulbaki Erol’u ziyaret etmiş.” Geç bile kaldı, ben yıllardan beri söylüyorum bunu. “Allah aşkı ile sevdiğim, hasretinle yok olduğum” diyor. Bunu diyebilir mi?

KARTAL GÖKTAN: Sınırda.

ADNAN OKTAR: Sınırda, tamam. “Rabbimin lütfu.”

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 25 Eylül’de, iki askerin şehit olduğu bir koruyucunun ve sekiz askerin yaralandığı saldırıda, PKK’lı teröristlerin ilk defa füze kullandıkları tescillendi.

ADNAN OKTAR: Bu Amerika’nın verdiği füzelerse, o zaman YPG’ye geniş çaplı operasyon yapılması lazım. Sınır boyunca, yani dört bin tanla, üç bin tankla girip yüz-yüz elli uçakla girip, bütün bu silahların imha edilmesi lazım.

KARTAL GÖKTAN: Geçen hafta da Suriye sınırında düşürülen bir insansız hava aracı vardı, PYD ait olma ihtimali büyük güç kazandı. İstihbarata göre, PYD sınırı izlemeye çalışıyor.

ADNAN OKTAR: Rezalet.

Muhammed; “Ben Van’dan Muhammed. Hocam sizi çok seviyorum. Allah eksikliğini vermesin” diyor.

Leyla Mustafa Zade; “Nur yüzlü Hocam sizi çok ama çok seviyorum. Sizi bir gün gelip göreceğim” diyor.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Bölünmek Yok Olmak Demektir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, yarın görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü