Harun Yahya

Sohbetler (27 Ekim 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Hakkari merkezde görev yapan öğretmenlere, PKK tarafından tehdit mektubu gönderilmiş. Bu tehdit mektubunu yazanları yakalayıp, hapse atmak lazım. Seyretmeye gerek yok. Adam “PKK’lıyım” diye bağırıyor, ortaya çıkıyor, “ben PKK’yı savunuyorum” diyor, “Öcalan’ı savunuyorum, terörü anarşiyi savunuyorum” diyor, bunun tutuklanması lazım, bu bir suç olması lazım. Kanunda değişiklik yapılsın, bütün PKK’lılar tutuklansınlar ve cezaevinde de eğitilsinler bunlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Türkiye’ye geçiş alanı olan, Hakkari Yüksekova’daki İkiyaka Dağları uzun süredir 6000 askerle devam eden operasyonla temizlendi. Bölgedeki mağaralar teröristlerin hem barınma alanları, hem de silah depolarıydı. Bir aylık operasyonla 2 komando tugayı ve 20 özel kuvvetler taburu, yani yaklaşık 6000 asker görev yaptı. Operasyonda sona gelindi ve İkiyaka Dağları’nın yüzde 90’ı temizlendi. “TSK’nın 12 stratejik noktanın 9’unu ele geçirdiği, 70-80 PKK’lının öldürüldüğü, örgütün cesetleri katırlara yükleyerek yanlarında götürdükleri” bildiriliyor. Jetlerin bombardımanının ardından, 35-40 kişilik taburlardan oluşan bordo bereliler, havadan indiriliyor, ardından komandolar destek için bölgeye geliyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bir harita vardı bölgeyi gösteren. Operasyonun yapıldığı bölge İkiyaka Dağları.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet. Tabii ideolojik mücadele çok önemli. Fikir, düşünceyle yapılacak mücadele çok önemli. İdeolojik, imani eğitim, karşı eğitim. Çünkü, adamları tamam oradan kovalarsın da, adamlar gençlik içerisinde, aydınlar içerisinde Marksist, Leninist, Stalinist düşünceyi tamamen yayarsa-ki yayıyorlar, o zaman asker-polis Allah vermesin sembolik kalabilir. İdeolojik olarak o taunun, o vebanın temizlenmesi gerekiyor. Şimdi değil de, mesela on yıla kadar mesela gençliğin yüzde 70-80’i Marksist olursa, Stalinist olursa, bu felaket. Çünkü büyük bir kitle Marksist, Leninist, Stalinist ama polis onların başında, böyle olmaz. Oradaki kardeşlerimizin Marksist, Leninist, Stalinist düşünceye kaymalarını, deccalin eline düşmelerini engellemek gerekiyor. Bunun için de bilimsel çalışma. Devletin radyoları, televizyonları devreye girmesi lazım. Bizim orada kitap dağıtmamız, adeta imkansız gibi görünüyor şu an. PTT’yi tehdit etmişler, PTT kitap dağıtmıyor. Dağıtım şirketleri de korkuyor, onlarda dağıtmıyor. Halka dağıttırmak da çok zor. Dağıtsan bile, PKK evlerden toplayıp meydanda yakıyor kitapları. Dolayısıyla imani Kurani bir çalışma, bilimsel bir çalışma, orada adeta imkansız gibi. Bunun sağlanması gerekiyor. TRT’nin imkanları çok iyi, bunu kullanabiliriz. Bir de devlet desteğiyle kitap dağıtabiliriz. Yahut devlet dağıtsın. Ortaokul, lise, üniversitede gençlere Marksist, Leninist düşüncenin yanlışlığı, Darwinist düşüncenin yanlışlığı, bir kitap olarak hazırlanıp verilebilir, yardımcı ders kitabı olarak. Mesela felsefe dersinde, sosyoloji dersinde, tarih dersinde yardımcı ders kitabı olarak verilebilir. Biz yine potansiyel yardımcı ders kitabı hazırlayalım, resmi devletin rahatça okutabileceği gibi, müfredatta yardımcı ders kitabı olarak okutulacak bir kitabı her şeyiyle hazırlayalım. Teslim edelim ilgililere dilekçeyle, onlar da gereğini yapmak için girişimde bulunsunlar. Üniversiteler, liseler tamamı PKK’lıların eline geçerse, orada asker-polis bulundursan da bir kıymeti kalmaz. Herkes, her şey komünistlerin kontrolünde olursa, komünist ideoloji orada oturursa, din de orada hiç yaşanmıyorsa ve anlatılmıyorsa, durum vahim olur. Onun için elimizde imkan varken, şu an ya devlet bizim yolumuz açsın biz bu işi halledelim yahut devlet halletsin, biz destekçi olalım. Bir ara yol yok. Yani devlet derken, hükümet.

Geçen gün Diyarbakır’da biri anlatıyormuş; gençler kahvelere girip, klasik sol üslubuyla “Arapların dini yüzünden Kürtler geri kaldı, esir kaldı, sömürgecilerin elinde kaldı” diye zırvalıyorlarmış. Halbuki sen orada “sömürgeciler” diyorsun zaten İngiliz sömürgeciler, onun dinle ne lakası var? Sömürgeci geliyor, hadi Hristiyan oluğunu farz et, onu da ezer, Budist’i de eziyor. Derin devlet; Müslüman’ı da eziyor, dinsizi de eziyor, ülkücüyü de eziyor, herkesi eziyor. Dolayısıyla bunlar mantıklı şeyler değil. İngiltere mesela İrlandalı köleleri de kullandı, zencileri de kullandı. Adamlarda silah, makineli tüfek, bomba olunca, uçak olunca yapıyorlar, dinle imanla alakası yok. İrlandalılar Müslüman değil, Hristiyanlar, İngilizler kullandı onları işte. Hinduları kullandılar, ezim ezim ezdiler. Müslümanlıkla ne alakası var?

Tarzan Boy 88. Tarzan, şimdi şunu bil; insanlar kadınlar mesela yakışıklı erkeklerden etkilenirler. Böyle boylu boslu, yakışıklı, akıllı, temiz bütün insanlar beğenir. Erkekler de güzel gösterişli, kadınsı cazibeli kadınlardan hoşlanır, beğenirler. Onlar herhangi bir şey anlattığında, inanma eğilimi daha güçlü olur. Tabii bu güzel bir şeydir ama insan fıtratında, mesela alim bir inan düşünelim ama çirkin ve bakımsız. O doğru anlatsa bile etkilemez insanları, dinlemezler. Güzel bir kadın, herhangi bir şey anlattığında, insanlar ona inanır, sempati duyar, doğal olarak sempati duyar. Onun için işte diyorlar ki “Tülay Kumaşçıoğlu niye böyle, Esra Saraçoğlu niye dekolte, niye güzel?” Akıl almaz bir hayranlık var mı, yok mu? Var. Bir şey dediğinde, mesela herhangi bir sözü hemen hoşunuza gidiyor, hemen başlık yapıyorsunuz. Bir gariban söylese dinler misiniz? Muhatap dahi olmazsınız. Ama onlar söylediğinde, yer gök inliyor. İki kelime ediyor, bütün internet sitelerinde yayınlanıyor. Halktan birisi mesela başı kapalı bir hanım bir şey söylesin, bana bir tane muhatap olan adam gösterin. Ama onlar söylediğinde, her yerde manşet oluyor. Üç beş iyi güzel kelime kullanmaları, yeterli oluyor. Bu, İslam’ı tebliğde güzel bir metottur. Mesela yakışıklı bir insan, yakışıklı bir erkek bir şey söylediğinde, kadınlar onu dinlerler. Çirkin bir erkek anlatsın, dinlemezler. İlk bunu fark eden, Hz. Süleyman (a.s)’dır. Onun için bütün tebliğcilerini hep güzel insanlardan seçti Hz. Süleyman (a.s), kadınlardan da erkeklerden de tebliğcileri harikulade güzledi. En güzel atlara bindiriyordu onları, en güzel kıyafetleri giydiriyordu. Mücevherler, kıyafetler, arabalar, o devrin en mükemmel teknolojisini kullanıyordu. Ve tebliğde üstüne yoktu Hz. Süleyman (a.s)’ın. “Süleyman’ın Meseleleri” vardır Tevrat’ta geçer, o Hz. Süleyman (a.s)’ın tebliği işte, dünyaya tebliği. Her yerde anlatılmıştır onlar. Ta Habeşistan’a kadar gitmişti tebliğciler, hayran olmuştu hanımlar. “Biz daha önce duymuştuk, biliyoruz” diyorlar. Bütün bölge Süleyman’ın Meseleleri’ni ezberden biliyordu. Hz. Süleyman anlatmıyordu, talebeleri anlatıyordu. Ama talebeleri akıl almaz yakışıklıydılar, hanımlar da akıl almaz güzeldiler. Bu bir yöntemdir, güzel bir yöntemdir. Melekler de çok güzel olur. Niye güzel oluyor melekler? Mesela erkek melekler geliyorlar, harikulade yakışıklılar. Harikulade üstü harikulade. Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Dıhye (r.a)’i gönderdi İstanbul’a, Bizans’a tebliğe, bütün Bizans sokakları yıkıldı. Bizanslı kadınlar ta bellerine kadar sarktılar camlardan aşağı görebilmek için Hz. Dıhye (r.a)’i. Peygamberimiz (s.a.v)’e çok benziyordu Hz. Dıhye (r.a). Cebrail (a.s) da, Hz. Dıhye (r.a) suretinde geliyordu, yani o devrin en yakışıklısıydı, Peygamberimiz (s.a.v)’den sonra. Boy bos aslan gibi geniş omuzlu, simsiyah gözler, akı bembeyaz, hanımlar baktıklarında, dünya etrafların bir dönüyordu böyle. Tebliğe geldi, bütün Bizans’ın ruhuna işledi o İslam ruhu. Fatih Sultan Mehmet’e kadar geldi o ruh işte. Bizans’ın içten kapısını açanlar, o gizli Müslümanlardı. Kapıları içerden açtılar, sırf kapı yıkılarak girilmedi yani.

IŞİD’in binası diye bir yeri bastı polis, karatahtanın üzerine baştan sona komünist sloganlar, tamamı komünist slogan, PKK sloganı. Ne zaman IŞİD, PKK’lı oldu, PKK ne zaman IŞİD’li oldu, ben bunu anlamadım. PKK’nın yaptığı sahtekarlıklar, diz boyu. Mesela erkekse, kadın kılığında geziyor, tanga külotla makineli tüfeğin başına geçiyor. Bu sefer de IŞİD’liyiz diyorlar, fakat komünist sloganlar bütün duvarları doldurmuş, ders veriyor komünist propagandayla. IŞİD, koyu gelenekçi Ortodoks, Sünni bir harekettir. Tabii ki şiddeti ve dehşeti kullanıyor, biz buna karşıyız, ben de karşıyım. Fakat, o baskın yapılan evdeki sloganların tamamı komünist PKK sloganı. Adamların zaten tipinden belli PKK’lı odluları. Yeni moda da bu. Sınırdan ateş ediyor PKK, “IŞİD bize ateş etti.” Adam PKK’lı. Derin Amerika kudurdu, IŞİD’le, Türkiye çatışmıyor diye kudurdu ne yapacağını şaşırdı. Her türlü rezilliği yapmaya hazır şu an. IŞİD’in Türkiye ile işi yok. En başında söyledim kardeşim, ben bir şey söylediysem, doğrudur o. “IŞİD’in Türkiye ile işi yok.” PKK’yla işi var, onların palazlanmasını bekliyorlar, biraz daha silah yığmasını bekliyorlar. Bak söylüyorum PKK kaçsın, kazıyacaklar hepsini. Ama Türkiye’nin sınırları içinde, IŞİD’in işi olmaz.

Hiçbiri sakal bırakmıyor, hepsi spor giyimli, ne alaka? Tipleri tam tipik PKK’lı. Hadi ondan vazgeçtik, kara tahtada ders yapıyorlar, hepsi komünist slogan. IŞİD ne zaman komünist oldu, ne zaman Stalinist oldu? Gelenekçi Sünni bir hareket değil mi bu? Bizim zekamızla alay mı ediyorlar? Amerika bıraksın bu ayaklarını. O derin devletin bunakları var 85-90 yaşında beyin metil alkolden parçalanmış, yani beyin diye bir şey kalmamış, beyinde kangren dalgaları oluşmuş böyle, hakikaten röntgende çıkıyor heriflerde beyin kangrenleşmiş böyle. Bu bunakların yaptığı bu ilkel oyunlara inanmıyoruz biz.

5 teröristin öldürüldüğü ev, PKK’nın Özgür Yurttaş Derneği ve halk evinin arasında bulunuyor. Bütün duvarlar PKK sloganlarıyla dolu. Zekamıza inanabilirler yani, aklımıza inanabilirler. Bir bunağın zeki insanlarıyla atışması, o kadar acınacak bir görüntü veriyor ki, Amerikan derin devletinin bunaklarıyla. Bir de Diyarbakır’da o kadar IŞİD’li olsa, orada zaten bir tane PKK’lı kalmazdı. Allah muhafaza.

Tayyip Hoca, dekolte hanımlara falan hepsine destek verir de, müziğe de ağırlık verir fakat gelenekçi Ortodoks sistem Anadolu’da falan çok zemin bulmuş durumda. Onları şimdi karşısına alamaz, kolay değil. Mesela sanatçılara bir kere sarıldı diye, yeri yerinden oynattılar. Bir kere tokalaştı diye, yeri yerinden oynattılar. Emine Erdoğan, Yunanistan Başbakanı’nın elini sıktı diye, yeri yerinden oynattılar. O da çok modern bir hanım, dışa dönük bir hanım ama nefes aldırmıyorlar. Ama benim bir korkum yok, çekingenliğim yok, ben rahatım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, bu gazetecilerden de çok çekiniyorlar genelde. Özellikle yabancı gazeteciler insanların aleyhine bir şey yazacak diye. Sizin ilk günden beri böyle bir çekinceniz olduğunu görmedik gerçekten, Allah da hep yolunuzu açtı hep hayra döndü sizin hakkınızda. Olumsuz bir şey yapmak isteyen herkesin kendi başına döndü, Allah döndürdü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.

Vural Bal; “Hocam, Kobani denilen yerde, ABD PKK’lıları ve liderlerini koruyor. Plan nedir sizce cevap verin?” Kardeşim, planı; yüz yıl önceki Beyaz Saray’da bulunan haritadan anlayabilirsiniz. O haritada Türkiye Cumhuriyeti’nin Güneydoğu’su Türkiye sınırları içinde değil. Amerika hiçbir şekilde kabul etmedi, başından beri. Türkiye’nin bu milli sınırları içinde hiçbir zaman için kabul etmedi. Misak-ı Milli’yi kabul etmedi. “Misak-ı Milli diye bir şey yoktur” dedi. Neyi kabul etti? Türkiye’nin Güneydoğu’su ayrılmış bir ayrı devlet. ”Biz bunu kabul ediyoruz” diyor. Şimdi onu halletmeye çalışıyorlar kendilerince. Önce 800 kilometre falan bir yer elde ettiler, şu an 1200 kilometreye falan çıkarttı PKK. 200 kilometre enindeydi, şimdi 500 kilometre eninde bir toprak parçasına hakim oldu ki, bu çok dev bir kara parçası, dev bir genişlik, arazi. Ama buraya adam bulamıyor. Yani milleti olmayan bir devlet oluşturmaya çalışıyorlar. Milleti olmayan komünist bir devlet, milleti yok. Arapları sürdüler, Türkmenleri de sürdüler, bir avuç PKK’lı var. Mesela her 2 kilometrede bir 50 kişi, 10 kişi, 20 kişi, öyle doluşmuşlar oraya. Türkiye’nin şefkatini bekliyorlar. Bir gece harekatını bekliyorlar. Hepsini askeri cemseylere doldurup, getirip burada hapse koymak lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Allah’ın da bir planı olduğunu hiç düşünmüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Onlar bir plan yaptılarsa, oyun yaptılarsa, Allah da bir oyun hazırladı” diyor Cenab-ı Allah, “Allah’ın oyunu daha çetindir” diyor Cenab-ı Allah.

Eğer dedikleri gibi IŞİD Türkiye’de olsa, öyle bir ekip olmuş olsa, samimi söylüyorum, bir tane PKK’lı kalmaz, hepsini aşağı indirirler. Ama IŞİD böyle bir şeye şu an girmiyor, sadece kendi bölgesinde. O yüzden diyorum bak PKK’lılara “kaçın kurtulun, Türk devletine sığının kurtulun, yakanızı kurtarın, doğrayacaklar sizi” diyorum. Daha önce söylemiştim bak, daha önce söyledim, dediğim çıktı doğrandılar. Şimdi daha büyük bir katliam geliyor. Gizlensinler aklansınlar Türk devletine teslim olsunlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, siz o kadar net her şeyi söylediniz ki, mesela sürekli havadan YPG’nin bölgesine silah atıyordu Amerika, siz “onlar yanlışlıkla IŞİD’e de atar” dediniz. “IŞİD’in gidip almasına bile gerek kalmaz” dediniz. O gece IŞİD’e attılar.

ADNAN OKTAR: O gün söyledim, o gün oldu.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hatta siz niye olduğunu da söylemiştiniz; “PKK ‘bütün buraları ben yönetiyorum’ diyor, siz de inanıyorsunuz” dediniz. “Halbuki hep oralara IŞİD var, orya silah atarsanız IŞİD’e gider” dediniz. Şu anda öyle olmuş, orada var zannetmişler.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bekliyorlar zaten IŞİD, keşke biraz silah verseler de, gidip alsak diye.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bu en son gönderilen silahlar için de Amerikan basınında şöyle yazmışlardı; “bir IŞİD’e sorun, silah depolarında yer var mıymış” diye.

ADNAN OKTAR: Siyah saçlı genç; “Adnan Bey, gerçekten sizin yayınınızı gördükten sonra, İslam’da kalitenin bulunduğunu anladım. Tebrik ediyorum sizi, sizin orada her şey çok kaliteli. Ortam olsun, kıyafetleriniz olsun, üslup olsun. Allah sizi doğru yoldan ayırmasın” diyor. Doğru. İslam aleminin aydınlık yüzüyüz. Kimse örnek gösterecek bir topluluğu bulamıyor kolay kolay, çok nadir. Ya kan akıtıyor, ya bağnaz, ya sert, ya içine kapalı.

Ahmet Güler; “Devletin başındakilerin, evrim teorisine karşı mücadele etmemesi, onların da evrime inandıkları için mi?” Tabii ki, devletin içinde evrime inanan çok fazla kişi var ama hükümet inanmıyor. Hükümetin bu konuda tavır alması lazım. Ve bilimsel bir gerçek değil, bir aldatmaca.

Serap Ak; “Siz neden hep başkalarını eleştiriyorsunuz? Kendinizde neleri eleştirebilirsiniz?” Mümin zaten eğer kendini eleştirmezse, haram girer eleştirecek. “Kella innel’insane leyatğa” diyor Cenab-ı Allah ayette. İnsan kendini müstağni görürse, dalalete düşer. Nefsinin eleştirilmesi, en makbul ibadetlerdendir. Aklı açan, en güzel özelliklerden birisidir. Kendini eleştirmeyen deliye döner, aklını kaybeder mahvolur. Kendini eleştiren felah bulur. O kadar çok ayet var ki bu güzelliği anlatan. Dolayısıyla ben tabii ki kendimi eleştiriyorum. Her gün ben muhasebe yaparım, konuşmalarımın muhasebesini yaparım eleştiririm. Ama bu eleştiri tabii “ey ümmeti Muhammed toplanın şimdi ben kendimi eleştireceğim” tarzında olursa olmaz, inşaAllah. Öyle eleştireceksin ki, herkesi kendini de içine alacak ve herkesi de içine alacak. Eleştiri öyle olur. Yoksa “dinleyin, ben kendimi eleştireceğim” değil.

Atarlı gacı 87; “Dünya neden sizin sunduğunuz İslam’ı yaşasın? Sizinkinin doğru olduğuna kim karar veriyor?” Kuran’a göre bakacaksın. Kuran’ı hakem kıl, herkese her camiye, her topluluğa bak, Kuran’ı hakem kıldığında, eğer bizde bir yanlışlık görürsen, söylemezsen harama girersin zaten.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten sürekli “Kuran’a uyalım hep beraber, siz de Kuran’a uyun, biz de Kuran’a uyalım” diyorsunuz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Kuran’dan delil getirin” diyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani karar verirken, senin elindeki mihenk, Kuran olacak, Kuran’la kıyaslayacaksın. Kuran’a uygun mu değil mi? Kuran’a uygun olduğumuza göre, doğru yoldayız. Kuran’a uymuyorsak diyeceksin ki “bak şu Allah’ın ayetinden açık bir hüküm var, siz burada Allah’ın hükmünü uygulamıyorsunuz” diyeceksin. Demediğine göre ve diyemeyeceğine göre ve şu ana kadar da denmediğine göre, doğru yoldayız. “İhdinassıratal müstakim hablullahul Metin,” Allah’ın kopmaz koparılmaz ipi. “Urvetül vuska, hablullahul Metin”e bağlıyız. Vicdanen de anlarsın zaten, Kuran’ı bilmesen bile vicdanen anlarsın. Çünkü bağnazlığın korkunçluğuna bak, İslam’ın aydınlık çehresine bak. Bak herkesin yüzünde nur var buradaki insanların. Herkesle elastiki istediğin gibi konuşabilirsin, tahammüllü, sabırlı. Bir bağnazla sen konuşamazsın, adam kudurur, ağzından köpükler çıkarır. Bir kısmı için diyorum, hepsi için demiyorum. Dediğim dediktir, mesela mantıksız bir şey sonuna kadar savunur, delil istersin, demagoji yapar. Ama bak ben delile açığım, bana ayet söyle, bitti. Benimle hiç ayetle tartışanı gördünüz mü? Darmaduman oluyorlar. En alimi, en hocası gelsin. Gelemez. Ancak kendi işte yüce göstermek, enaniyet yapmak, demagoji yapmak onunla uğraşır. Bazıları için söylüyorum yine bunları.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizi ekranın arkasında da Adnan Bey tanımıyor birçok insan. Biz size bir şey sorduğumuzda siz hiç “bence böyle olmalı” demediniz şimdiye kadar, biz şahidiz, hep “Kuran’a göre böyle olması gerekir” dersiniz. Herkes buna şahittir.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Benim aklım, vicdanım hep Kuran’dır. Kuran’ın dışında hiçbir şey kabul etmem. Benimle tartışanlar, bazen bir şeyler söylüyorlar, diyorum “Kuran’dan delilin var mı?” “Yok” diyor. O zaman git istirahat et. Musakka ye, pilav ye. Benimle, Kuran’la konuşacaksınız.

Suriyeli Kürtlerin 1 milyonu Barzani bölgesine sığındı. PKK, Kürt düşmanıdır, çok alçaktır. 500 bin kişi de bize sığındı Kürt kardeşlerimizden. Orada halk kalmadı, kimse kalmadı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir kaç zamandır Suriye’de Kamışlı ve Haseke bölgesinde Kürt halk PYD’ye karşı gösteriler yapıyorlar. Fotoğraflar da vardı. “Halk, PKK’nın yıkılmasını istiyor” diye sloganlar söylüyorlar. Suriye’ye Barzani’nin peşmergesi gelsin, PKK gitsin istiyorlar. Ama PYD, peşmergenin Suriye’ye geçmesine izin vermiyor. Bu bayraklar da, Barzani taraftarlarının bayrakları.

ADNAN OKTAR: İşte devlet Barzani’ye destekçi olsun. O delikanlıyı yalnız bırakmasınlar. Milli İstihbarat Teşkilatı olsun, özel kuvvetler olsun, maddi manevi destek olalım. Memurlarına maaş veremiyor, yardımcı olalım, geçici bu ızdırap, geçici bu acı. Mümin mümine yardımcı olacak.

Peşmergeye otuz kere dedim ki “IŞİD’le çatışmaya girmeyin” dedim, otuz kere. Yapma etme kardeşim dedim, sen de namazında niyazındasın, onlar da namazında niyazında, aynı kıbleye dönüyorsun. Şiddet uyguluyorsa, sana ne? Sen kendi içinde ol, sen karşı ol şiddete tamam ama gidip adamlarla çatışmaya girme, sana ilişmeyen adama gidip ilişme. İlişmeye kalktılar, başları belaya girdi. Mesela bak şimdi Sincar’da darmadağın etmiş IŞİD. Geri almaya kalkmıştı peşmerge Amerikan kuvvetleriyle Sincar’ı, Sincar’da peşmergeyi un ufak ettiler, IŞİD darmadağın etti bu akşam. Ne gerek vardı şuna? Niye Müslüman kanı akıttırıyorsunuz? Otuz kere söyledim, “ben sana dostum, bir kardeşlik bağımız var.” De kardeşim, “benim seninle bir işim yok, sen bizi elleme bizim toprağımız burası, bölgemiz burası benim seninle bir işim olmaz, senin de benimle bir işin olmaz” dersin. Türkmenlere de söyledim “bunu deyin, bitecek iş” dedim, direkt çatışmaya girdiler. Şimdi yine geç değil bak, anlaşma yapsınlar dokunmasın, o ona dokunmasın, o ona dokunmasın. Amerika seni tahrik ediyor ama korktuğun başına bin misli geliyor. “Ya Amerika bana saldırırsa?” Amerika sana saldırmaz, Amerikan derin devleti korkak ve alçaktır. Sana Müslüman’ı saldırtır, seni Müslüman’a saldırtır, yapma etme. Bin kere söyledim, boş yere korkuyor. “Ya sarayı bombalarsa” bilmem ne. Bombalasın git, Türkiye’ye gelirsin bir şey olmaz. Bu daha mı iyi yani? Binlerce Müslüman şehit oluyor, daha mı iyi?

İnsan Hakları İzleme Örgütü, PYD’yi tam bir cani örgüt olarak anlatıyor bak, İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası bir örgüt. “Tam bir terörist çete” diyor, kan dökücü vampirler yani. Bunu MİT söylesin, askeri istihbarat söylesin, belgelerini sunun kamuoyuna, elimiz güçlensin. Oradan buradan yabancı dergilerden falan resim bulabiliyoruz. MİT arşivini açsın, devlet sırrı değil ki bu, gizli bir şey değil ki bu, yaptıkları zulmü ortaya koyacağız. ABD uyanıklık yapıyor kendince, ahlaksızca alçakça Amerikan derin devleti, kendi askerini IŞİD’e karşı kullanmıyor. Peşmergeyi gariban onları oldu, Barzani de korkuyor bunların şirretliğinden. Çünkü ayı gibi herifler 2 metrelik her tarafı silahla dolu, içeri giriyorlar paldır küldür postallarla. “Ne istiyorsun” diyor, o coni kafasıyla “savaşacaksın, bunlar cani” diyor IŞİD için. Sen baş canisin. IŞİD hadi 1000-2000 kişi öldürdü diyelim, sen 2 milyon kişi öldürdün Irak’ta. Senin teröristliğin ne olacak alçak herif? Senin ahlaksızlığın ne olacak zalim adam?

CEYLAN ÖZBUDAK: Emekli asker, “Amerikan askerleri savaşmaz IŞİD’le. IŞİD’le göğüs göğse savaşacak asker bulmak, o motivasyonda asker bulmak imkansız” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi işin doğrusu, Amerikan derin devleti, IŞİD’den it gibi korkuyor bak it gibi, uyuz it gibi korkuyor, akıl almaz korkuyorlar, kabusları oldu adeta. Hayır, tasdik ettiğimden değil, hiçbir şekilde ben şiddet kabul etmiyorum ama it gibi korkuyor. Türkiye’yi saldırtmak istiyor. Bak şu son oyun, yine onların oyunu, bu üçüncü oyunları alçakların Amerikan derin devletinin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, arkadaşlarımız tiyatronun duayenlerinden yönetmen oyun ve şiir yazarı Semih Sergen ile sizi temsilen görüştüler. Size duyduğu derin sevgi ve saygıyı coşkulu kelimelerle ifade eden Semih Bey, sizinle görüşmeye gelmek istediğini birkaç defa yinelemiş, arkadaşlarımızdan söz almış. Arkadaşlarımız Semih Bey’le, derin imani sohbet yapmışlar. Kendisi Allah aşığıymış. Size selam ve sevgilerimi iletmemizi istemiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Semih Sergen’e buradan sevgilerimizi saygılarımızı iletiyorum, hürmetlerimi iletiyorum. Şeref duyarım, onur duyarım görüşmekten.

“Hocam, neden imtihan oluyoruz?” Çünkü sevgiyi öğrenemeyiz. Allah’ın kadrini hakkıyla bilemeyiz. Bak adam cennete gider, Allah vermesin daha hala orada Allah’tan şüphe edebilir. Hz. Adem (a.s)’da ne oldu, ne dedi şeytan; “senin bilmediğin bir şey var bak ben sana bir şey söyleyeceğim” dedi. “Sen aslında sonsuz kalmayacaksın cennette” dedi. “Sonsuzluk bedenine geçmesi için o meyvede bir iksir var” dedi, “bir madde var. O meyveyi yediğinde o vücuduna geçecek, o artık vücut ölümsüzlüğü kazanıyor ondan sonra” dedi. “Ben yedim” diyor, “ben tamamım” diyor, “şimdi sana iyilik yapıyorum seni kurtarıyorum. Allah’ın sana öyle dediğine bakma” diyor “Allah’ın sözüne güvenme sen” diyor. Gitti, yedi. Aynısı olur, Allah esirgesin, Allah muhafaza. Allah onun için işte eğitiyor. Gittiğinde, terbiyeli olacaksın cennette. Bilmez insan. Bak kaç yıldan beri eğitiliyoruz, daha yeni yeni insanlar olgunlaşıyor. Yani istenilen olgunluk düzeyi çok yüksek Allah’ın istediği, oraya doğru gidiyoruz, inşaAllah.

Yusuf Üzümcü; “Yani normal şartlarda Türkiye’nin IŞİD’le savaşmaması lazım mı diyorsunuz Hocam?” Evet. IŞİD’le bizim işimiz yok. Buradakiler de hepsi PKK’lı. Allah Allah, bak evine girdiler adamların operasyon yapıldı, değil mi? Adamlar kara tahtaya bütün komünist sloganları yazmış, ders yapıyorlar. Sağı komünist dernek, solu komünist dernek, onlar da ortada. Bu anlaşılmayacak bir şey mi bu? Amerikan derin devleti avanak ve ahmaktır, bunaklardan oluşuyor, eski asker olan bunaklardan oluşuyor, hepsi bunak. Ben bir tanesini bir ara size gözlerini göstereyim, kanaatiniz gelecek. Hakikaten bunak. Elleriyle tutunarak yürüyorlar böyle. Gözü cam gibi boşluğa bakıyor. Hakikaten hukuki konuları bir kenara bırakayım da, sırf gözlerini göstereyim size adamların. Bir şey anlamıyorlar mesela bir şey söylüyorlar, kavramaya çalışıyor bir daha söylüyorlar, yine düşünüyor böyle bunakların ellerine bırakmışlar ortalığı düşünün yani. Hani duyamamak suç değil de bunamışsın, bunamışsan çekil kenara, sen dünyayı idare etmeye kalkıyorsun. Türkiye'nin de derin devlet mensupları vardır. Otelde toplantı yapıyor, otelin camına çarptı. Yolda yürümekten acizsin sen, bir de Türkiye'yi idare etmek için toplantı yapıyorsun. Garson böyle elinden tuttu, içeri geçiriyor. Daha camı göremiyorsun camı, nereyi hükümdar edeceksin? Çok gıcık olaylar, yani inanılır gibi değil. Amerika Birleşik Devletleri, Barzani’yi kaç defa oyuna getirdi. Derin devlet, dedi ki "Saddam zamanında biz seni destekleyeceğiz" dedi, “bastır Saddam darmadağın edeceksin, biz sana silah vereceğiz imkân vereceğiz." Dedi, o da inandı. Saddam sonra Kürt kardeşlerimizi mahvetti. Kitle katliamıyla Amerika'da, Amerika derin devleti de öküz gibi seyretti. Aynısını yapıyor şu an.

“Dün CHP binası kurşunlanmıştı, Erdoğan geçmiş olsun demek için Kılıçdaroğlu'nu aramış, çok uzun süre ilk defa konuşmuşlar. Güzel bu artık aklım almıyor CHP’nin genel merkezi, dev bir bina. Burada nasıl polis olmuyor? Yani adam nasıl arabayla basıp geçiyor kurşunu? Adam daha ilk iki yüz-üç yüz metrede yakalanması lazım. Nasıl girer? İnanılır gibi değil. Nasıl orada polis olmaz? Bir kere araba eğer orada polis varsa, araba giremez. Yani bütün lastikleri camı çerçevesi aşağı iner. Değil mi? Polis bir kere uyarır, sonra bütün lastikleri patlatırız. Giremez, yani çok acayip bir durum olmuş. Paldır küldür hepsini aşağı indireceksin kulaklarından tutup. İllet olum, arabaya çekip gidiyor, bu nasıl iştir?

"Yiğit Bulut gibi bir adamı kendine danışman edinen bir insandan asla bir hayır bekleyemem, siz bekler misiniz?" diyor. Bir kere her şeyde hayır vardır. Bu çok yanlış bir söz. Her şeyde hayır, sağına dön soluna dön. Yiğit Bulut, her halükarda zor şartlarda o HaberTürk gibi ortamlarda oralarda buralarda falan mukaddesleri savunmuş bir delikanlı ve yalnız kalmış, görevinden alınmış, mesela bak HaberTürk’te bize Darwinizm’in geçersizliğini anlattırdı. Bu anlı şanlı bir delikanlılıktır. Bunu yapacak delikanlı anasından daha doğmamış diyebilirim. Göğsünü gere gere Fatih Altaylı’ya rağmen, HaberTürk’ün o meşhur kadrosuna rağmen, bu delikanlılığı da yaptı. Biz de o gün Kayseri pestili gibi Darwinist düşünceyi ezdik; ilimle, irfanla. Ve bir daha da bellerini kaldıramadılar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sonra sizin anlattıklarınıza aynı şekilde yazı yazdı, Darwinizm karşıtı. Sizin anlattığınızı da yazdı.

ADNAN OKTAR: Tabii çok sevimli. Orada benden alıntıyla yazdı o zamanlar.

OKTAR BABUNA: Herkes sizden çok etkileniyor. “Ben de etkilendim” demişti.

ADNAN OKTAR: Çok sevgi dolu delikanlı, beni kapıya kadar geçirmişti. Çok hürmetkar. Önünü ilikledi böyle, asansörle ta kapıya kadar geçirdi. Ben defalarca dedim zahmet etme geç içeri falan dedim, "aman Hocam bizim için şeref" dedi. Şimdi bu delikanlının bazı yönlerini ben eleştiririm. Ama yiğitliğine laf yoktur. Adı gibi yiğittir. Adı gibi delikanlıdır. Allah rızası için ortaya çıkmış bir insan. Hakikaten mert delikanlıdır, kibardır saygılıdır hürmetlidir. Allah'a, Kitap’a, vatana, devletine, milletine hayırlı bir koç yiğittir. Kimse ona bir şey diyemez. Bloomberg mi ne kanalı vardı o kanalına çağırmıştı Dawkins'i, programa gelmemişti, kaçmıştı. Ünlü Darwinist. O da anlatmıştı Yiğit Bulut'ta.

Şimdi iki üç dakika ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Devam ediyoruz yayınımıza.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet, birisi bir şey söylesin.

BÜLENT SEZGİN: Sırrı Süreyya Önder, dün gece katıldığı bir programda “Öcalan'ın ‘eğer süreç durursa, beni ölmüş kabul edin’ dediğini” iddia etti. Şunları söylüyor; "Öcalan'la son görüşmede bize dedi ki, hükümeti kastederek ‘bunlar çok ciddiyetsizler, muhtemelen bu sizinle son görüşmem olabilir. Eğer bunlar bu işi çatışma boyutuna getirirlerse, demokratikleşme hamlesi yapmazlarsa ve sizi izleme heyetiyle göndermezlerse, beni ölmüş bilin buraya da gelmeyin’" dedi.

ADNAN OKTAR: Duygusal izahlara gerek yok. Türkiye'nin bölünmesine müsaade etmeyiz. Ona ait bir kıpırtı gördüğümüzde; ilimle, irfanla, kanunla, hukukla ezeriz. Kimin ne düşündüğü, ne yaptığı bizi hiç ilgilendirmez. İzleme heyeti kovalama heyeti bilmem ne falan, burası Türkiye. Bizim izleme heyetiyle işimiz yok. Bizim merhametimize güvenmeyen, başkasının merhametine güveniyorsa, çok ayıp eder. Türkiye merhametin üstadı. Bak Avrupa bu mülteci konusunda neler yapıyor. Denizlerde dağlarda o insanlar nasıl ızdırap acı çekiyorlar, Avrupa'nın ileri gelenleri muhatap dahi olmuyorlar. En yüksek merhameti gösteren, Türkiye.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ne isterseniz yapın ama orada kalsınlar, diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, yani bu onların sevgisizliğini gösteriyor.

Mesut Külahlı aslan delikanlı. Sadece İstanbul’da bile tüm Avrupa’da olandan daha fazla mülteci var. Bak milletin merhametine bak. En fazla mülteciyi biz aldık. Ve elimizden gelse hepsini alacağız. Aman gitmeyin de diyoruz. Aman gitmeyin, bizde kalın diyoruz. Oturmuş yurtdışındaki örgütlere güveniyor. Olmaz.

Sütçü İmam Seyfettin Kurna. Kardeşim, Amerika'nın amacı bu yaptıkları eylemlerdeki amacı, baktı ki Barzani IŞİD'e pek vuramıyor. Kendisi zaten hiç yanaşmıyor, korkuyor, derin devlet, Türkiye’yi bu işe razı edelim diyorlar. Şimdi somut bir delil olması lazım, onun için sürekli intihar eylemleri, bombalı eylemler PKK’lılara yaptırarak, bunu IŞİD’in üstüne yıkmaya çalışıyor. IŞİD birkere eylem yaptığında, elenen göğsünü gere gere söylüyor “ben yaptım” diyor. Bunlardan mı korkacak IŞİD? Çok samimiyetsiz Amerikan derin devleti, çok samimiyetsiz. Biz, IŞİD’in şiddetine, dehşet yöntemlerine şiddetle karşıyız, asla kabul etmeyiz. Bizde sevgi, ilim, irfan, akıl, fikir. Ama IŞİD’in bu sistemi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından kaynaklanıyor. Onları, ancak bilgiyle doğru çizgiye çekebiliriz. Kuran’la doğru çizgiye çekebiliriz, bombayla değil.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bu sözü siz sürekli söylüyorsunuz, gazeteci Nevzat Çiçek’te “IŞİD’le ideolojik olarak mücadele edilmesi gerekir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, çok net. Şimdi mesela IŞİD’in bir yuvası olsa görürüz, anlarız, halinden, kılığından kıyafetinden, sloganlarından, kitaplarından. Allah Allah, adam duvara baştan sona Komünist sloganlar yazmış. Nasıl IŞİD’li oluyor bu? Siz kimi ikna ediyorsunuz, kendi kafanıza göre? Allah ayaklarına dolandırıyor oyunlarını. Mesela onu silmeyi akıl edememişler, o komünist sloganları çıkarmayı düşünememişler, kim hazırladıysa. Bizim polisimiz de dürüst hiçbir şey ellememiş, olduğu gibi gösteriyor.

PKK’nın sözde böyle üç kağıtçı mahkemelerinden bir tanesi vardı, onun filmi var mı? Kürt kardeşlerimizi inim inim inletiyorlar. Mahkeme diye üç kağıtçıları, sahtekarları, katilleri toplayıp “alın size mahkeme” diye, nasıl eziyet edip, nasıl gururlarını kırıyorlar. Yani tam bir kabus.

Her yerde böyle ayaküstü mahkemeler kurmuşlar, halkı inim inim inletiyorlar. Gariplerim bunlardan çekindikleri için ne diyorlarsa kabul ediyorlar. Bu müthiş bir zulüm sistemi. Devlet bunların hepsinin kökünü kazısın. Bir tane böyle it-kopuk istemiyoruz.

“Mübarek nasılsın? İnşaAllah iyisindir. PKK hakkındaki uyarılarınla bir kez daha adamın hası olduğunu ispatladınız inşaAllah. Artık milletvekilleri özellikle ev ziyaretleriyle Doğu ve Güneydoğulu halkın evlerini şehirlerde ziyaretlere başladı. İstanbul’da bu ziyaretler artırıldı. Allah razı olsun sizden” diyor, Fikret Demir.

İkinci Korintliler’de İncil’de; “Sevgili kardeşler, bu vaatlere sahip olduğunuza göre bedeni ve ruhu lekeleyen her şeyden kendimizi arındıralım. Allah korkusunda yaşayarak kutsallıkta yetkinleşelim.” Diyorlar ya ‘Hristiyanlıkta Allah korkusu diye bir konu yok.’ Bak var işte İncil’de; “Allah korkusunda yaşayarak kutsallıkta yetkinleşelim.”

Hz. İsa (a.s) ne tatlı peygamber, çok şeker. Hep sevgi, dostluk, kardeşlik ama etrafına hiç kimse de pek toplanmamış, on iki kişi toplanmış. Ama hep ağzında sevgi var. Ama işte Roma devri, çok zalimler, sevgisizler, gaddar insanlar, öyle nur gibi peygamberin etrafında toplanmamışlar. Ama ululazim peygamber tabii, toplanıp toplanmama hiç fark etmez.

“Birbirinizi kardeşçe sevin, şefkatli ve alçak gönüllü olun” diyor. Petrus’un Birinci Mektubu, Bab 3: 8-10. Bak “birbirinizi kardeşçe sevin. Şefkatli” yani acımayla karışık sevgi “ve alçak gönüllü olun.” Yani enaniyetli olmayın, büyüklük hissi içinde olmayın. “Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine kutsanmayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak üzere çağırıldınız.” Birbirinizi güzel görün, değerli görün diyor.

“Ne mutlu merhametli olanlara” diyor Matta: Bab; 5-7ve 9. Bak “Ne mutlu merhametli olanlara. Onlar merhamet bulacaklar.” Allah onları affedecek, dünyada ve ahirette rahat edecekler. “Ne mutlu yüreği temiz olanlara. Onlar, Allah’ı görecekler” bak Kuran’la aynı. “Ne mutlu yüreği temiz olanlara.” Kalbi temiz, vicdanı temiz. “Onlar, Allah’ı görecekler.” Ahirette Müslümanlar için Cenab-ı Allah söylüyor “Allah’ı görecekler” diyor. Bak ne diyor İncil; “onlar Allah’ı görecekler. Ne mutlu barışı sağlayanlara.” İncil’in okunması çok önemli. Çünkü hak hükümler bunlar.

Yakup’un Mektubu, Bab 4: 1-4. “Aranızdaki kavga ve çekişmenin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Bir şey arzu ediyorsunuz ama elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz ama isteğinize erişemeyince, çekişiyor ve kavga ediyorsunuz.” Bak “kıskanıyorsunuz ama isteğinize erişemeyince, çekişiyor ve kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz çünkü Allah’tan dilemiyorsunuz.” “Çünkü Allah’tan dilemiyorsunuz.” Kavgayla elde etmeye kalkıyor. “Dilediğiniz zaman da dilediğinize kavuşamıyorsunuz, çünkü kötü amaçta, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz.” Birine zulüm yapmak için, kötülük yapmak için diliyorsunuz. “Siz ey vefasızlar!” Bak vefasızlık. “Dünya ile dostluğun, Allah’a düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz?” Bak “Dünya ile dostluğun Allah’a düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünya ile dost olmak isteyen, kendini Allah’a düşman eder.” Dünyaya bağlanmayın diyor. “Öyleyse, Allah’ın seçilmişleri, kutsal yaşamlılar ve sevilenler olarak” yani mümin oldukları için “sevecenlikle dolu bir yürek, iyilik, alçak gönüllülük, yumuşak huyluluk ve sabır kuşanın. Birbirinize karşı sabırlı davranın. Birinin öbürüne karşı bir yakınması varsa, birbirinizi bağışlayın. Bunların tümü üzerine yetkinlik yaşamının başı olan sevgiyi kuşanın.” İncil’in bu hükümleri çok önemli.

“Ahir zamanda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Allah için diyecekler” diyor “Kuran’ın bir kısım ayetleri çıkarılmıştır diyecekler” diyor. Ne diyor gelenekçiler? “Kuran’ın hükümleri neshedildi” diyor. Peygamberimiz bak “bunu diyecekler” diyor “ahir zamanda.” Çok fazla ayetin neshedildiği, hükümlerinin kaldırıldığını söylüyorlar.

Hz. İsa (a.s) diyor ki; “benim buyruğum şudur size” diyor. “Benim sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin” diyor. Çünkü sevgide örnek oluyor kendisi, çok coşkulu bir sevgisi var. “Ben nasıl seviyorsam birbirinizi de öyle sevin” diyor. Talebelerine diyor ki “çıkarın çoraplarınızı” diyor. Tas alıyor, su getiriyor sıcak su, başlıyor ayaklarını yıkamaya. Hayret ediyorlar talebeleri. “İşte benden örnek alın, birbirinize karşı böyle mütevazi davranın” diyor “birbirinizi sevin, kollayın” diyor. Onun için papa da gelir, halkın ayaklarını yıkar. O, İncil’de geçen bir hüküm. Hz. İsa (a.s) durduk yere öyle yapmış. Tek tek talebelerinin ayaklarını yıkamış hepsinin. Bak ulu’l azim bir peygamber gösterdiği tevazuya bak. “Gurur yapacak bir şey yok” demiş.

Bu şefkatli görünen Avrupa, mahkemeleri olan, Türkiye’yi yargılamak isteyen, zalimlere dehşet saçan, adaletin beşiği olan Avrupa’nın adaletsizliklerini bir görelim. Kendileri öyle gösteriyorlar çünkü.

Var mı sende onun yazısı?

KARTAL GÖKTAN: Mülteciler hakkında, evet.

ADNAN OKTAR: Oku.

KARTAL GÖKTAN: “Mültecilerin yüzde doksan beşi Türkiye, Lübnan ve Ürdün’de. Yüzde Beşlik kesimin Avrupa’ya geçmemesi için sürekli yeni güvenlik duvarları örülüyor. Ayrıca ülkeler terörden korunmak için de sürekli yeni duvarlar örüyor. Örneğin Yunanistan kara sınırına tel örgü çekme kararı aldı. Bulgaristan yüz altmış kilometrelik tel örgü ördü. Macaristan yine sınırına duvar inşa etti. Suudi Arabistan Kuzeyde yaklaşık bin kilometre uzunluğunda bir duvar öreceğini açıkladı. Güney komşusu Yemen’le olan sınırına da El-Kaide’ye karşı korunmak için yine dev duvarlar örecek. Kenya, Şebap örgütü mensuplarının geçişini engellemek için duvar örmeye başladı. Türkmenistan Taliban’a karşı duvar öreceğini belirtti. Yedi yüz kırk beş kilometre uzunluğunda olacak duvar. Ukrayna iki bin kilometrelik dikenli teli mayın ve elektrikli ünitelerden oluşan bir duvar inşaatı planlıyor. Bu maliyet de, duvarın maliyeti yüz milyon euroluk maliyet Avrupa Birliği yardımıyla karşılanacak. İsrail yine güvenlik gerekçesiyle duvarla kontrol noktaları oluşturdu Batı Şeria’da. Her iki yüz metrede bir gözlem kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle derin ve dört metre genişlikteki hendeklerle çevrili.

İngiltere yedi milyon sterlin harcadı, bin altı yüz kilometre uzunluğunda yüksek dikenli teller yaptırdı. Fransa’nın Kale isimli liman şehrinde mültecilerin İngiltere’ye geçmelerinin engellenmesi için yeni jiletli tel yapıldı.

ADNAN OKTAR: Bir kısmında haklılar ama biz mültecilere karşı alınan tedbirleri çok acımasız görüyoruz.

“Hz. Mehdi (a.s.)” diyor Peygamberimiz (s.a.v) “Tevrat, Zebur, ve İncil’in içinden bozulmamış bölümlerini kitap ehline okuyacak” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde Tevrat, İncil ve Zebur’dan bölümler okuyacak, bunun üzerine Tevrat, İncil ve Zebur ehli dinleyecekler ve diyecekler ki; “bunlar Hz. Nuh (a.s)’dan bize gelen bölümler ve kitaplarımızdaki bozulmamış bölümlerdir. Bunlar bizim şimdiye kadar okuduklarımızdan daha iyidir” diyecekler” diyor. Bihar’ul Envar. Bin yıllık bir eser bu. 51,52 ve 53.

“Sadece Kuran ve Kitabı Mukaddesi okuyarak evrensel olunamaz. Arada Ahura Mazda ve Ahura Mazda’nın Avesta’sını okuyun ki, beynel minel olsun, evrensel olsun” diyor.

Ama biz Kuran’a göre hareket ettiğimize göre Kuran bize Tevrat, İncil ve Zebur’u kitap olarak gösteriyor, Kuran’ın dışında. Bunlara gönderme yapıyor. Ahura Mazda’nın Avesta’sını okuyun demiyor. Onlar iyice muharref olmuş, artık hak din özelliğini tamamen kaybetmiş ehli kitaplar. Dolayısıyla, onlar geçerli olmaz. Kuran’ın dedikleri geçerlidir ki hiçbir bozulma olmamış Kuran’da. Ama Tevrat ve İncil’in de bozulma olmayan bölümlerini, Kuran’ın ışığıyla görebiliyoruz. Bize okuyun dediği Cenab-ı Allah’ın bu bölümlerdir. Dolayısıyla biz Müslüman inancında olduğumuz için, yeni bir evrensel din peşinde de olmadığımız için, İslam’ın sınırları ve onun anayasaları içerisinde hareket ederiz iman ehli olarak. Oradaki temel yasalara uyarız. Kendimize göre bir din arayışı, bir felsefe ve inanç arayışı içinde olmayız. Ama genel olarak, genel kültür olarak o kitapları okuruz, bilgileniriz ama delil olarak kullandıklarımız Kuran ve Kuran’a uygun olan Tevrat, İncil ve Zebur hükümleridir. Ki zaten ana dinler bunlardır dünyayı yöneten ana güç, dünyanın gerçek liderleri, dünyanın görünmeyen liderleri Müslüman, Hristiyan ve Musevilerden oluşuyor. Aralarında başka din mensubu yok. Başka bir inançta insan yok. Olanları da onlar yönlendiriyor zaten.

Bak Tevrat hükümleri için diyor ki Cenab-ı Allah “onları çocuklarınıza belletin. Evinizde okunurken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin.” Kuran’da da var ya “yan yatmışken, ayaktayken.” Hak hüküm olduğunu oradan anlıyoruz.

“Yaşamınız boyunca siz ve çocuklarınız ve torunlarınız, size verdiğim bütün kurallara, buyruklara uyarak tanrınız Rab’den korkun.” “Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab Tek Rab’dir.” Bir tanedir. “Tanrınız Rabbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla bütün gücünüzle seveceksiniz.” İncil’de de aynısı var

İncil’de de aynısı var haklı kim olduğu anlaşılıyor. Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun, onları çocuklarınıza belletin, evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer, bir Rus ajansına Türkiye ile ilgili açıklamalar yaptı. Polisin Diyarbakır’da IŞİD’e yönelik operasyonundan rahatsız olan Taşçıer “eğer bu operasyon olmasaydı, seçime kadar çok kötü şeyler olurdu. Türkiye bunu göze alamadı. Bu operasyon, Ak Parti’nin menfaatine olmuştur şeklinde konuştu. Daha önce IŞİD’e karşı neden operasyon yapılmadığı konusunda adeta yaygara koparan HDP kanadının, bu kez IŞİD’e karşı yapılan operasyondan neden rahatsızlık duyduğu kafalarda soru işareti olarak kaldı.

ADNAN OKTAR: Onlar rahatsız mı olmuşlar?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Niye?

BÜLENT SEZGİN: Ak Parti lehine oldu diye bu operasyonlar.

ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.) görünür olup” yani zahir olur, “ortaya çıktığında anlattığı hususları Museviler ile Tevrat’ın esasına göre tartışacak.” Bak benim dediklerim doğru diyecek, Musevilerle tartışacak diyor. “Ve delillendirecektir. Bunun sonucunda Musevilerin büyük bir kısmı İslam olacaktır. Kuran’da buna işaret ediyor. Ama ne zaman tartışıyor? Hz. Mehdi (a.s) zahir olduğunda. Anlattığı hususları Museviler diyor ki, tamam Tevrat’ı uygulayalım ama bunlar hurafe şu kısımlar. Bunlar bir gerçek diyor. Hahamlara bu konuları anlatım delillendirerek ikna ediyor. Tevrat’ın açık hükümlerini kabul ettiriyor, yanlış kısımlarında da vazgeçirttiriyor. Büyük bir kısmı o zaman İslam oluyor. Ne diyor? “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah İsa Musa resulAllah” diyor. Yani Hz. İsa (a.s)’ı da kabul edecekler. Ama peygamber olarak haşa Allah olarak değil. Hristiyanlık alemi de, öyle İsa Resulullah” diyecekler, inşaAllah. Çünkü doğrusu bu. Hz. İsa (a.s) zaten İncil’de, “Allah’ımız Tek Allah” diyor. Sen nasıl söylüyorsun onu? Nasıl Tanrı diyorsun? Nasıl ilahtır diyorsun? Haşa nasıl Allah olduğunu iddia ediyorsun Hz. İsa (a.s)’ın. “Ben, Allah’a yakarıyorum” diyor, yalvarıyorum diyor sizde Allah’a dua edin diyor. Allah’ımız tektir diyor bir tanedir sen en diyorsun? İsa Allah’tır diyorsun. Olur mu öyle?

Yasanın tekrarı 10/12; “ şimdi ey İsa’nın halkı Tanrınız Rab sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor Tanrınız Rabden korkun, O’nun yollarında yürüyün. O’nu sevin bütün yüreğinizle, bütün canınızla ona kulluk edin. Tanrınız Rab’den korkun, O’na kulluk edin, O’na bağlı kalın, O’nun adıyla ant için” yemin edin. Kuran’a tam uygun hükümler bunlar. Değişmemiş.

Kuran’da Mehdiyet’e işaret eden bir ayet Kasas Suresi 5, “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere” tutuklanıyor, işte hapse atılıyor, eziliyor, horlanıyor, kendilerince insanlar zulmediyorlar, “biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” Bak “lütufta bulunmak onları önderler yapmak” dünya idarecisi. “Ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” (Kasas Suresi, 5) Dünyaya miras olarak sahip çıkıyorlar.

Müslim Fırat; “YPG Kürt halkının namusunu, şerefini, toprağın IŞİD vahşilerinden koruyan halkın askeri gücüdür. Terörist olan, sizsiniz” diyor. “Ve zihniyetinizdir” diyor. “YPG, Kürt halkının namusunu” namusu kabul etmiyor ki korusun. Stalinist adamda namus nasıl oluyor? Stalinist, terörist adam. “Biz” diyor “namusu ortadan kaldıracağız” diyor adam. “Aileyi kaldıracağız, dini kaldıracağız” diyor. “Ahlakı kaldıracağız” diyor. Sen namustan bahsediyorsun. Genç kızları dağa kaldıran adamın namusundan bahsediyorsun. Yabancı Amerikalı sapıklarla, erkek erkeğe evlenen adamların namusundan bahsediyorsun. Böyle adamda şeref kalımı? Her gün adam öldüren, Müslümanları şehit eden, Arapları, Kürtleri şehit eden, on beş bin sırf Kürt kardeşimizi, iç kavgayla şehit eden adamlar. Nasıl şerefli oluyor? “Toprağını” diyor, nereden senin toprağın oluyor? Gasp ediyorsun. Suriye toprağı, Irak toprağı, nereden senin toprağın oldu? Orada yaşayan halksa, sen onlara karışma, onlar Müslüman onlarla ne işin var? Onlara ait toprak. Onları biz koruruz, sen derdine düşme.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Onlarda sürekli eylem yapıyorlar zaten istemediklerine dair.

ADNAN OKTAR: Halk nefret ediyor sizden zaten. Arapların topraklarını ellerinden aldınız, Kürt kardeşlerimizin topraklarını ellerinden aldınız. Kürt kardeşlerimizin topraklarının büyük bir bölümünü ellerinden aldılar. Evlerini yaktınız. Orada fitne kaynatıyorsunuz. Kürt kardeşlerimizin evlerini de ellerinden aldınız, arazilerini de aldınız gaspçısınız, toprak koruyoruz diyorsunuz. Toprak gaspı yapıyorsunuz. “IŞİD vahşilerinden koruyan” diyor. Şimdi IŞİD vahşisi dediğin, adam bin kişiyi öldürmüş, doğru. Sen, sırf on beş bin Kürt’ü şehit ettin. Ve yüz bine yakın Türk, Müslüman, asker ve polisimizi şehit ettin. Kimmiş vahşi? Vahşinin hası; PKK’dır ve YPG’dir.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’ye gelen ilk mülteciler, “PYD zulmünden kaçtıklarını” ifade etmişlerdi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: “Terörist olan sizsiniz” diyorsun. Teröre karşı mücadele eden, terörü durduran, barışı isteye, sevgiyi isteyen, güzel ahlakı isteyen, Kürt kardeşlerimizi kurtarmak isteyen, Çerkez’ini, Laz’ını, Arap’ın herkesi kurtarmak isteyen ve merhametiyle, şefkatiyle her şeyiyle güzel ahlakıyla öncü olan bu insanlara sen terörist diyorsan, terörizme karşı mücadele eden insanları teröristlikle itham ediyorsan, Amerikan derin devletinin ağzıyla konuşuyorsun demektir. Amerikan derin devletinin ağzını bırak. Amerikan derin devleti de işine gelmeyen herkese, terörist diyor. Sen iki milyon Iraklıyı orada şehit etmişsin, terörist başı sensin. IŞİD bin kişiyi, sen iki milyon kişiyi şehit etmişsin. Ayrıca ben, IŞİD’in şiddetini de savunuyor değilim. Onları, o şiddetten kurtaracak olan zihniyetiz biz. Teröre son verecek olan zihniyetiz. Damla kan akmamasına sebep olacak, insanların burnunun bile kanamasına müsaade etmeyecek zihniyetiz. Neyle? İlimle, irfanla, sevgiyle. O topraklarda halk IŞİD’den kaçmıyor ama YPG’den kaçıyor, buna ne diyeceksin? Kimmiş şerefsiz? Kimmiş güvenilmez? Türkmenler IŞİD varken, kaçması diye bir konu yoktu. Ama YPG’den herkes kaçıyor. Ve o arazi bomboş, oradaki halka ne oldu? Oradaki millet, oradaki insanlar ne oldu? Her yere kaçtılar. Hani YPG halkı kurtarıyordu? O zaman halkın orada durması gerekiyordu. Halk kaçtı YPG’nin zulmünden. Hani namusunu kurtarıyordu? Hep ırzına geçtiniz kızların dağlarda. Erkek çocukları da aldınız topladınız, Amerikalı sapıklara ikramda bulunuyorsunuz. Onlarla evlendiriyorlar, erkek erkeğe evlendiriyor YPG. Bu mu namusunuz sizin?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Esat’tan bile böyle zulüm görmedik diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, adam Esat’a bile razı sizin pisliğinizden. Bütün evlerini yaktınız halkın orada. Arazilerine el koydunuz, böylemi koruma oluyor? Evler bomboş, köyler, kasabalar bomboş, hep kaçtılar sizin pisliğinizden, ahlaksız herifler. YPG sırf bir köy bile, 225 evi yaktı yıktı, sırf bir köyde. Halk diyor ki, “IŞİD katıydı” diyor, “bizi zorla hanımlara kıyafet giydiriyordu, şeriat kurallarını uygulatıyordu” diyor. Ama “YPG’nin zulmünü görünce, biz onları arar hale geldik” diyor. “Akıl almaz zalimlerdir” diyor YPG için. Hem kurşuna diziyorlar evlerini yakıyorlar, IŞİD milletin evini yakmıyor. Hayır şiddet kullanıyorlar, biz onların şiddetine şiddetle karşıyız ama YPG Allahsız, Kitapsız, Stalinist bir örgüt. Akıl almaz zalimler. Ve din, iman, namus düşmanı bu adamlar. Ve bunu kendileri söylüyor; “biz Allah’a karşıyız diyor, dine karşıyız, ahlaka karşıyız, namus kavramına karşıyız” diyor. Sende namustan bahsediyordun. Adamlar bunu yazılı sözlü anlatıyor zaten.

Bak Abdullah Öcalan, YPG’nin başıdır, İslam’la ilgili bir görüşü var bir kısa film var, bir bak gör. “İslamiyet” diyor, “Kürtler açısından muazzam bir yabancılaşmayı ifade eder” diyor. Bin yıl bu ümmetin aziz ve şerefli yaşamasına vesile olmuş İslam. Yedi kıtaya yayılmalarına sebep olmuş. İslamiyet’e bakışı. Selahaddin Eyyübilerin yaşadığı İslam, Kürt kardeşlerimizin yaşadığı İslam, Öcalan tarafından bak nasıl değerlendiriliyor. Kökten reddediyor. PKK, YPG’yi Suriye’de kurduğunda, daha o devirde IŞİD ve El Kaide yoktu. Savaşın ilk altı ayında kurdu. Ve Suriye’de de iş birliği yapıyor. Suriye devletiyle. Yani Baascılarla, o katillerle iş birliği yapıyor. Nerede ahlaksız katil varsa, onlarla iş birliği. Mesela Amerika’nın derin devletinin cinsi sapık katilleriyle iş birliği yapıyor, Suriye devletinin azgın gözü dönmüş katilleriyle iş birliği yapıyor. Nerede ahlaksız var, onlarla iş birliği yapıyor YPG.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dediğiniz gibi, iki yıl sonra IŞİD çıktı.

ADNAN OKTAR: Tabii. “IŞİD’e karşı çıktık” diyor IŞİD’den çok çok önce vardınız siz. Onca acının içinde insanlar oradan kaçıyor evlerini, köylerini bıraktılar, Müslüman dindar Kürt kardeşlerimiz, Türkler, Araplar, bütün herkes evlerini bıraktı kaçtı. Bu ahlaksızlarda hala yok “kanton kuracağız.” Orayı boşalttınız zaten ahlaksız herifler millet kalmadı, insan kalmadı, bomboş arazi. Evlerin hepsi yakılmış yıkılmış, insan yok neyin kantonu? Cinlerin kantonunu mu kuracaksın sen?

Amerika’daki bir bayan benimle görüşmek istiyormuş, birisiyle bağlantı kurmuş, tamam gelsin.

Mesela Suriyelilerle röportaj yapıyorlar Arap evleri Müslüman Araplar, “YPG” diyor “buldozerlerle geldi, bütün köyü yerle bir etti” diyor. “Dümdüz arazi haline getirdi” diyor “köy yok oldu şu an” diyor. Öyle alçaklar oturmuş namustan bahsediyor, halkı kurtarmaya geldik diyor. Halk diye bir ey bırakmadınız orada. “PKK ve PYD’nin işlediği savaş suçları birinci ağızdan tanıkların konuşmasıyla belgelendi.” Uluslara arası kuruluşlar tarafından tespit edildi. Yüzlerce binlerce insanla yapılan konuşmayla belgelendi. Halk diyor ki “YPG’liler geldi buraya” diyor “’bu köyü terk edin’ dediler” diyor “niye dedik” diyor, ‘eğer çıkmazsanız, Amerikan uçaklarına buranın koordinatlarını vereceğiz, Amerika’nın uçakları gelip sizi vuracaklar’ dediler      diyor. Halk apar topar hepsi köyden kaçmış. “Halkı kurtarmaya geldik” diyor. Utanın ahlaksız herifler. Mesela halkla konuşmalar Basıma Hatunla konuşuyorlar Türkmen bir hanım PKK’lıya soruyor diyor ki “evimizden ne istiyorsunuz?” diyor, PKK’lı cevap olarak “sorun ev değil kardeşim” demiş “içindekiler” diyormuş. Türkmenler, hepsini boşalttılar. Evleri de buldozerle yıktılar.

Uçurum; “İsrail vadedilmiş toprakları ne zaman fethediyor?” İsrailoğulları’ndan, Hz. Mehdi (a.s) fethedecek. Ne zaman? Çok yakın bir zamanda. O Kenan diyarının hepsini fethedecek, manen. Tevrat’ta vadedilen budur. Moşiyah - Hz. Mehdi (a.s)’ın vaat etmesidir. Size yapacaksınız demiyor ki Tevrat, “Moşiyah Mehdi yapacak” diyor. “Roma’nın kapılarında arayın onu, Kudüs’te bulamazsınız” diyor.

Binlerce insan sırf şu an telefondan izliyor.

Başka bir görgü tanığı da diyor ki; “bir ninemiz vardı” diyor, nine demiş ki bastonla şöyle yapmış YPG’lilere “evden çıkmayacağım” demiş. YPG’liler evin içine girmişler, bidonla benzin dökmeye başlamışlar, diğer Müslümanlar tabii teyzeyi apar topar çıkarmışlar. Evi kundaklayıp, yakmışlar. Kadınla beraber yakacaklar evi, işte böyle alçak bunlar yani.

Kardeşim Yahudilik Masonluk kitabında anlattıklarım yanlış değil ki. Daha durup durup sürekli onu söylüyorlar. Biz masonların ateist düşüncede olmasını istemediğimiz için, onlara Darwinizm materyalizm geçersizliklerini anlattık. Şu an mason localarında, Allah’a inanmayan hemen hemen hiç kalmadı. Doğru bir faaliyet bu, doğru bir çalışma.

CEYLAN ÖZBUDAK: Genelde Adnan Bey, herkes birbirinden çekiniyor, özelikle PKK ile YPG’yle ilgili kim ne diyecek diye kimse bir şey anlatmıyor aleyhlerinde, insanlar içten içe bilse bile kimse televizyona çıkıp anlatmadığı için, çok sıkılıyor insanlar, sizi açık açık anlatıyorsunuz, kimseden çekingeniz yok.

ADNAN OKTAR: Ben bir tek Allah’tan korkarım.

Bu kardeşlerimiz uyumayacak bunlar ben şimdi kısa bir ara vereyim de, uyuyan uyusun kalanlarla devam edeyim. Çünkü hakikaten bir şey oldu bunlara ben anlayamıyorum. Aşka geldiler yani, maşaAllah.

Evet, kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, birazdan bayan arkadaşlarımız güzel sohbetleriyle sizlerle birlikte olacaklar.

Masaüstü Görünümü