Harun Yahya

Sohbetler (28 Ekim 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar'la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz tekrar.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Bu demin Bediüzzaman'la ilgili söylediklerim doğru. Yani ihtiyaç olmasa ben söylemem. Her gencin mutlaka Risale-i Nur'un bir bölümünü olsun okuması gerekir. O insandaki fedakarlığı görmeleri lazım. Dürüstlüğü görmeleri lazım. Şimdi okuyorsun ama mektup tamam mesela Hüsrev'den bana mektup geldi diyor. Onu yedim bunu içtik. Anlatıyor. Ama orada çok yoğun bir dürüstlük var. Müthiş bir samimiyet var. Tek bir yerde yapmacıklık yok. Bu alışılmış bir şey değil. Adamlık dini şu bu sureti katiyede yok. O yüzden çok hayati. İhlas samimiyet tam anlamıyla vurgulanıyor. Yani halislik. Hasbilik. Ve cesaret. İman samimiyeti. O kadar eziyorlar ıstırap veriyorlar “bir ara öfkelenmek geldi aklıma” diyor Bediüzzaman, “ama sonra baktım ki benim için büyük bir manevi gıda” diyor. “Çok sevap almama sebep oluyor ihlasımı artırıyor, gayretimi artırıyor, şevkimi artırıyor, ufkumu açıyor” diyor. “Ben onun için de dua ettim” diyor o kişi için diyor. Ya sen eksi on derece tahta barakaya sokan adama sen dua ediyorsan sen nasıl bir insansın? MaşaAllah. Ve o yaşlı halinle eksi on derecede nasıl yaşıyorsun? O soku vardı üstümde diyor. Çok şeker, mesela cübbe de, bütün kıyafetleri hep yama. Kıyafetlerini gösteriyorlar. Yorganları yamalar içerisinde kıyafetleri yama üstünde. Her şeyinde yama var. Çektiği acıya bak çileye bak yani. O devirde Adnan Menderes onu yalnız bıraktı. Konuşursun İçişleri Bakanı’yla “Bu yaşlı başlı insan” dersin “Müslüman insan. Kimseye bir zararı zoru da yok siyasetle de uğraşmıyor. Bununla uğraşmayın” dersin. “Kalbe ihtar edildi” mesela Bediüzzaman’ın çok kullandığı bir kelime. Akıl almaz ezmişler çok kızdırıcı bir şey bu. Nasıl yaptılar böyle bir şeyi? Ve niye kimsenin sesi çıkmadı? Ben yeri göğü birbirine katardım orda olsam. İnsanı delirtir böyle bir şey. Bu nedir, nasıl büyük bir zulüm?

CEYLAN ÖZBUDAK: Aslında şu anda da çok benzeri yaşanıyor, Adnan Bey. Mesela PKK ile ilgili çok yakın zamana kadar sizden başka hiç kimsenin sesi çıkmıyordu. Ve gerçekten Kürt kardeşlerimizin de PKK’dan sorun çektiğini sizden başka anlatan yoktu. Siz insanların vicdanını harekete geçirdiniz. Şimdi başka kişiler de anlatmaya başladı.

ADNAN OKTAR: Özerlik konusuna birçok kişinin aklına yatmıştı. Bayağı vereceklerdi yani teslim edeceklerdi kibar kibar. Çoktan çıkmıştı Öcalan. Hatta af da çıkaranlardı. Her şey tamamdı yani. Heyt ulan dedik böyle. Tabii bunu diyen çok oldu da ama bizim sesimiz de bayağı güçlü çıktı öyle diyelim. Ve konu kökünden halloldu yani.

OKTAR BABUNA: Amerikan derin devletinin de planlarını hep siz deşifre ediyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii canım, özerlik bir kere çantada keklikti. Kesindi yani.

AYLİN KOCAMAN: YPG kahramandı.

ADNAN OKTAR: Tabii. YPG'yi direkt kahraman ilan edeceklerdi. Etmişlerdi de hatta birçoğu.

Tayyip Hocam bu aslanlar var, Güneydoğu’nun aslanları asker polisimiz gibi. Korucu kardeşlerimiz. Bu canlar kardeşim soğuk, Siirt dağlarında komandonun askerin önüne düşüyorlar en önde. En önde mayın patladığında onlar havaya uçuyor. En önde onlar gidiyor kurşun atıldığında ilk önce onları vuruyorlar. Bütün her yeri biliyor avucunun içinde gibi ve aslan onlar. Hükümet onların sayısını arttırsın, beş bin kişi demişlerdi. On bine çıkaralım. Maaşları güzel olsun, kalbimiz rahatlasın. Bize zam falan istemiyorum kardeşim ben bir yarım ekmek yiyorsam çeyrek ekmek yerim daha iyi olur bana. Ben bir şey istemiyorum yani. Güneydoğu' ya gitsin kardeşlerimize gitsin. Gece on iki, Mardin'in dağları eksi otuz derece falan. Elinde otomatik silahla dağda geziyorlar, dağda geziyor yani güvenlik nöbetindeler. Bu insanlar her şeyi hak ediyor, bu mübarekler. Mangal gibi yürekleri. Mesela on tane yirmi kişi var bir köyde on kişi-yirmi kişi. Yüz-yüz elli kişilik PKK’lı yaklaşamıyor onlara. Böyle aslan onlar. Çok iyi korunup kollanmaları lazım. Biz üçüncü köprüden daha çok haz duyarız. İnsanlar mutlu olursa. Güneydoğulu kardeşlerimiz mutlu olursa. Sevinsinler, ben o küçücük çocukların ayağında lastik görmeyeyim. Babası gider şehire “oğlum bak sana iskarpin aldım” diyorlar orada. Değil mi? Giymiyor yastığın altında saklıyor. Çocuk giymiyor onu. Gözlerine inanamıyor yani. Ayakkabıyı arkadaşlarına falan gösteriyor. Hep delik lastik ayakkabılar. Traktör lastiğinden yapılıyor, simsiyah. Yazık günah yani. Bizi hükümet sevindirmek istiyorsa bunlarla sevindirsin. Ben spor tesisleri falan istemiyorum. Bunları istiyorum ben.

AYLİN KOCAMAN: Köy korucularından Adnan Bey Geçici Köy Korucuları Başkanı’nı çağırmıştınız buraya şey demişti, "Biz görevimizin başındayken PKK’nın esamesi okunmuyordu" demişti.

ADNAN OKTAR: Onların kabadayılığı PKK’yı zıngır zıngır titretiyor. Acayip yamanlar. Hepsi aslan. Ve vatana millete bayrağa son derece titiz bağlılar. Uzatmaya gerek yok. Derhal gereği yapılsın. Tayyip Hoca muhtarları topluyor. İyi güzel. Ama şimdi muhtar geliyor gidiyor muhtar geliyor gidiyor fakat oradaki o korucular asıl taban. Onlar biraz zengin olduğunda biraz parası olduğunda biraz yiyeceği olduğunda bütün köy ferahlamış oluyor. Herkes ferahlar. Bir güzellik biz o zaman o köylere rahatça ziyarete gidebiliriz. Davul zurnayla bizi karşılarlar. Beraber oyun oynarız. Oğlak keseriz. Çeviririz yeriz. Değil mi? O kıl çadırlardan dokuruz. O insanlar çok hayati. Çok değerliler.

Hristiyanlar çok zor durumdalar. Onlara bir yardım gerekir. Nasıl, ne yapabiliriz acaba? Bir konuşalım. Papa gitti. Papa sizlere ömür yani manen gitti adam. Yok oldu. Darwinist adam materyalist. İncil’i alenen reddediyor. İncil’i, Tevrat’ı, Kuran’ı alenen reddediyor açıkça. Nasıl olur bilmiyorum ama Hristiyanlar’ın iyi niyetleri olanları var onlarla konuşalım, üstüne de düşelim. Hepsini dinsiz yapacaklar bayağı büyük bir tehlike. Allah’a çok şükür İsrail’le uğraştık dinsizlik cereyanını durdurduk İsrail’de. Darwinizm’in belini kırdık gençler çığ gibi dinsizliğe gidiyordu orayı durdurduk. Şimdi Hristiyanlar’da.

Hristiyanlar’ı gereksiz yere ezdiler. İncil’de sürekli Allah’ın birliğinden bahsediyor İsa (a.s). Niye eziyet ediyorsunuz adamlara? Sen Hz. İsa (a.s)’ya Allah dersen adamın nasıl çökeceğini tahmin edemiyor musun? Mahvetmiş oluyorsun adamı. Yapma etme “Allah bir” de bitir, işte o kadar. Niye Allah üç diyorsun? Bir üniversite öğrencisi ne hale gelir bir düşün. Sen baştan adamı bitiriyorsun. Dinsizliğe mecbur ediyorsun.

AYLİN KOCAMAN: Aslında sizin Hristiyanlar Hz. İsa (a.s)’yı Dinlesinler kitabınızdan sonra pek çok sizinle görüşen Hristiyan’ın da ifadeleri değişti Adnan bey. “Aslında bir bizim için ama o anlamda söylemiyoruz üç gibi” böyle.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Ben Ermeni rahiple görüşmüştüm burada “Tabii ki Allah bir” dedi “Onu çocuk olsa bilir. Bizim öyle bir iddiamız yok” dedi. “Sembolik anlamda biz baba diyoruz” dedi öyle gerçek anlamda Allah’a baba demiyoruz” dedi.

Bir de gençlere niye etkili olamıyorlar? Ben onu da bir öğrenmek istiyorum. Bir de Türkiye’deki Hristiyanlar çok çekingenler bayağı korkutmuşlar. Türkiye’den pek bir şey çıkmaz Allahualem. Amerikalı Hristiyanlar’a ağırlık verelim. Avrupa’dakileri de mahvettiler. Adamların bir kısmını adeta delirttiler yani.

Şu Hristiyanlıktaki hurafeleri bir önce hazırlayalım da. Çocuklar mecburen dinsiz oluyorlar gibi bir görünüm oluyor. Akıl almaz hurafe anlatılıyor. Aklı başında adamın inanacağı gibi değil ki kardeşim. Ne gerek var bunlara, ne uyduruyorsun? Bu işi bir halledelim bu konuyu.

Mason rahiplerle görüşebiliriz önce onlarla bir görüşelim. Mason rahip bayağı var, çok var. Onlarla daha rahat diyalog kurabiliriz. Kardinaller var, mason kardinaller onlar daha da etkili olur. Hristiyanlar’ı seyretmenin alemi yok. Bu işe çok ciddi ağırlık verelim de mason kardinallerle yerlerinde de görüşebiliriz ama buraya çağırsak da çok iyi olur. Mason rahipleri öncelikle onlarla bir görüşelim. İtalyan Katolik mason rahipler var onlarla görüşelim. Onların çok tanıdığı Hristiyanlar var. Yani nedir konu bu hurafe kafası çocukları nasıl perişan ediyor gençleri? Orta dindar gençleri de çağıralım. Ama bu tabii kitapla olur, kitap hazırlayalım. İncil’deki hurafe kısımları ayıralım, doğru olan kısımları da ayıralım, netleştirelim. Tevrat’ta da tahrif edilmiş bölümler çok açık görülüyor.

 İyi Sıhhatte Olsunlar yazmış, “Şimdi diyorsun ki benim kız arkadaşlarım dışarı çıktıklarında makyajsız uzun elbiselerle çıkıyor.” Doğru. “Peki Türkiye’deki tüm bayanlar sokağa böyle çıksa o hep anlattığınız dekolteli, bakımlı, makyajlı kadın profilini nerede göreceğiz biz? Herkes evinde mi böyle olacak?” Bazı semtler müsait mesela bizim hanım kardeşlerimiz bazen uygun semtlerde bunu yapıyor. Ama bazı semtler de müsait değil. O anda onun tespiti yapılabilir.

Kansız Adam, “Demin yayını seyrederken dikkat ettim arkadaşlar ezbere ayet okuyorlardı ve hepsi delikanlı babayiğit duruyordu. Adnan Bey sizin yanınızda sizin vesilenizle binlerce genç Kuran okuyup tebliğ yapar duruma geldiler maşaAllah” diyor.

“Adnan Bey geleneksel İslam’da ölüm anında kişi Müslüman bile olsa ruhu alınırken çok fazla acı çekeceği anlatılır. Kuran’a göre bu durum nasıldır?” Olur mu öyle şey? Allah ayette açıkça söylüyor “Hiç canı yanmadan ruhu yumuşacıkça güzellikle alınır” diyor. Hayır; bağırır, çağırır, çırpınır falan ruhu alınmıştır. Onunla onun alakası yok. Mesela çırpınır ama ruhu alınmıştır. Onun yaşadığı hayat bambaşka oluyor senin gördüğün bambaşka oluyor.

“Adnan Bey dua etmek niçin önemlidir, duasız bir hayat geçirmenin anlamı nedir?” Sevgi. Çok önemli konu söylemişsin. Dua Allah’la bağlantı Allah’ın çok sevdiği bir şey dua. Ve karşılık veriyor. Hristiyanlar mesela bunu keşfetmiş biliyorlar sürekli orada burada topluluk içinde dua ederler onlar. Müslümanlar utanıyor bir kısmı. Onlarda öyle bir şey yok.

“Sevgi dünyanın süsüdür.” Etiket yapalım.

Ozan Artist “Hocam madem Kuran korunuyor neden aynı Tanrı İncil ve Tevrat’ı korumadı? Çocukluğundan beri yanlış İncil’le büyüyenlerin suçu ne?” Aslında basiretle insan bilebilir. Ben de çocukken hurafeler okuyordum ama inanmıyordum. Bunun bir gerçeği vardır, doğrusu vardır diyordum. Ben Allah’a inanıyorum, Peygamber (s.a.v.)’in dediklerine inanıyorum ama hurafeyi anlayamadığımda bunun bir hikmeti vardır, bir aslı vardır diyordum. İncil’i okuyan da sürekli İncil’de Allah bir diyor. Peki bu nasıl sana yetmiyor? Hz.İsa (a.s)’nın ağzından Allah birdir diyor. Sen sonra çıkıyorsun Allah üçtür diyorsun. Burada zaten İncil açıklamış, sen anlamazdan geliyorsun.

AYLİN KOCAMAN: Katolikler için de Adnan Bey bir süre sonra zaten İncil’i tamamen terk edip papa kilise ne derse o hüküm oluyor. O da çok başlarını yakmış tabii.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

AYLİN KOCAMAN: Katolikler için özellikle İncil’i kilise ne derse o kesin doğru kabul edilmiş. O da çok uzun süredir çok başlarını yakmış. Hala ondan kaynaklanıyor aslında üçleme de.

ADNAN OKTAR: İncil’i biz okuduğumuzda o hak olan kısımlarına hemen ulaşıyoruz. Sırf İncil olsa bile anlarsın. Sürekli Allah bir diyor. Orada da çıkmış üç diyor. Olur mu öyle şey? Allah’ın oğlu olur mu? Şu olacak iş mi? Eşi olması lazım Allah’ın haşa. Akıl almaz bir mantıksızlık. Sen Avrupa gençliğini, Amerikan gençliğini bu kafayla mahvediyorsun. Çocukları dinsiz yapmaya doğru itiyorsun.

OKTAR BABUNA: Yaratılışçılar da onlar da hurafe anlatıyor bir yandan.

ADNAN OKTAR: Tabii. Gelenekçiler de öyle.

AYLİN KOCAMAN: Üçleme için Rabbimiz Kuran’da “Bu cesaretlerinden dolayı neredeyse gökler paramparça olacaktı” diye belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

AYLİN KOCAMAN: Üçleme konusuyla ilgi Rabbimiz Kuran’da “Bu cesaretlerinden dolayı neredeyse gökler paramparça olacaktı” diye belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mesela Yalçın Akdoğan çok akıllı bir delikanlıdır Yalçın Akdoğan. Genç çocuklarla resim çektirmiş Ankara Hasanoğlan’da çok güzel olmuş. Çok sevgi dolu bir üslup.

O yüzden de bu Hristiyanlıktaki bu yanlış anlaşılma yüzünden de mezhepler birbirini kırıp geçirmiş. Katoliklerle Protestanların savaşları yüzyıllarca sürdü. Dehşet saçtılar milyonlarca insanı öldürdüler.

“Kuran, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in vefatından sonra mı kitap haline getirildi?” Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında zaten hafızlar yüzlerce, binlerce hafız ezberlemişti Kuran’ı. Ama genellikle tabii deri üstünde yazılı yahut hayvan kemiklerine yazılıydı. Bir araya getirildi sonra Hz. Osman (r.a) zamanında. Ama tabii ezberden olması zaten Kuran’ın değiştirilmesini imkansız hale getiriyor. Fakat hafızlar canlarım benim çok fazla şehit olmaya başlayınca hafız sayısı azalmış oradan tedirgin oldukları için Kuran’ı yazılı hale getirdiler. Yoksa öyle bir niyetleri yoktu. Hep ezber su gibi ezberden biliyorlar. Şu yeteneğe bak. Binlerce hafız var ama bir tane iki tane değil. Su gibi ezberden harfin noktasına kadar biliyor. Allah’ın verdiği güce kuvvete bak maşaAllah.

“Hocam İslam dünyası için halife şart mı? Bizi bilgilendirirseniz sevinirim, iyi yayınlar dilerim.” Tabii ki Müslüman aleminin bir lideri olması lazım. Farz, farz-ı ayın.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna vesile olan, sebep olan Atatürk’ten Allah gani gani razı olsun. Silah arkadaşlarından da, dava arkadaşlarından da razı olsun. Cumhuriyet olmasa nasıl sıkıntı çekerdik bir düşünün. Cumhuriyet Bayramı da kutlu olsun. Bütün milletimize. Halifeden kasıt manevi liderdir. Ona halife demeye gerek yok. İslam alemine bir baş gerekir, bir lider gerekir manevi lider.

“Hocam dövme yaptırmak günah mı?” Niye günah olsun?

Mesela dünya üzerinde şu an yaklaşık iki milyar Müslüman yaşıyor. Bir milyar sekiz yüz bin kişinin üstünde. Müslümanlar’ın 1924’ten beri fiilen bir başları yok. Hristiyanlar’ın var, Museviler’in var, Masonların var herkesin var. Bir tek Müslüman aleminin yok. Olmaz.

Darwinist Girl, “Yaşasın Darwinizm” Yaşasın dedin ama yaşamıyor işte ne yapacaksın? Her fani gibi o da vefat etti. Sen yaşasın diye bağırıyorsun ama yapacak bir şey yok. Yatmış vaziyette yani bir şeyin yaşamasını isteyen bir adam ölümle karşı karşıya gelmiş demektir. Değil mi? Ölmüş deden artık dirilmez. Darwinizm öldü yapacağın bir şey yok. İstediğin kadar dede yaşa dede yaşa de, deden yaşamaz. Deden bitti. Darwinizm bitti bunu unutacaksın.

Ortodoks kiliselerinin patrikleri var biliyorsunuz, Roma Katoliklerinin papası var, Anglikan kilisesinin başpiskoposları var, Yahudilerin haham başları var, Budistlerin dalaylamaları var, Mason localarının üstadı azamları var, partilerin lideri var, derneklerin başkanları var, büyük şirketlerin genel müdürleri var, İslam aleminin başı yok. Olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Siz bunu söylemiştiniz, o yüzden bir bölgede çatışma bir çıkıyor her alim farklı bir şey söylüyor.

ADNAN OKTAR: İslam alemimin öyle perişan edilmesinin sebebi o. Yoksa Afganistan’ın işgal edilmesi mümkün mü? Irak’ta böyle sel gibi kan akması Suriye’de kan akması mümkün mü başı olsaydı? Hiçbir şekilde olmaz. Müslümanlar’ın başı olmadığı için bu katliam şiddetli şekilde devam ediyor. Bir geminin kaptansız gitmesi mümkün değil. Dalgalar bir oraya vurur, bir buraya vurur. İslam alemi de şu an kaptansız gemi gibi. Bir gidiyor kayalara bindiriyor bir gidiyor fırtınaya tutuluyor mahvoluyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: “Karıncaların bile bir başı var” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. İslam dünyasında on binlerce cemaat, hizip, fırka, mezhep kendi başına buyruk hareket ediyor ve birbirleriyle çatışıyor, birbirlerini öldürüyorlar. Halbuki bir tane başı olsa hemen o gün biter yani Irak, Suriye, Filistin her yer bir günde biter. Müslümanlar’ın başı olsa bir gün sürmez ama Müslümanlar’ın başı olmadığı için bütün İslam aleminin tamamı sürünüyor perişan vaziyette.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz Müslümanlar’ın bir lideri olması Müslümanlar için farz nimet ama aynı zamanda Hristiyanlar ve Museviler için de bir nimet bir sorun olduğunda onunla görüşürler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela İsrail’i şu korkusu hiç kalmaz. Şu çektiği acılar hiç kalmaz. Hristiyan alemi mesela acayip rahat eder Suriye’de de, Irak’ta da her yer de çok rahat eder yani hiçbir Hristiyan’a saldırı olmaz konu kökten hallolur. Ekonomik kriz olmaz Avrupa’da şu batışlar falan hiçbiri olmaz bütün dünyaya bereket gelir.

“Bir insana Allah var dememiz Allah’a inanması için yeterli olur mu?” Tabii ki iman hakikatleri anlatman lazım, Allah’ın varlığının delilerini, Kuran mucizeleri anlatman lazım ki pekişsin. İlk planda bir şey anlar ama imanın pekişmesi için imanın delilerini Allah’ın varlığının delillerini anlatman lazım.

Feray, “Kadınları toplumdan soyutlama zihniyeti İslamiyet ile beraber gelmemiş midir? Zira bu olayın kaynağı tüm dünyada sadece İslamiyet gösteriliyor.” Olur mu canım? Tevrat’ta bir bak, kadınlarla ilgili hükümler aklın durur. Sokağa çıkamıyor, hastayken ay halindeyken tahta baraka içinde tutuluyor, dokunduğu her şey lanetli oluyor yani akıl almaz baskı vardır kadınlara. Başlarını tıraş ederler. Hristiyanlıkta da en az bir o kadar da var Hristiyanlıkta.

CEYLAN ÖZBUDAK: Tevrat’ı taşıyamıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, Tevrat’ta dokunamıyorlar.

“Sevgi nasıl gelişir?” Allah korkusuyla Allah sevgisi gelişir.

Tutku Özhan, “Sevgi için kıstas var mıdır, var ise nedir sizce?” Allah’a dayandırılması, Allah’tan istenmesi; yoksa sevgi gelişmez.

Melek Günel, “Ben programınızı yeni izlemeye başladım, merhaba”  diyor. “Allah rızası için sevmeyi tam olarak anlamıyorum, içimde bağımsız sevgiler oluşabiliyor, Allah rızası için sevmek ne demek anlatabilir misiniz?” Şimdi akvaryuma bakıyorum bak hayvan gayet güzel şuuru kapalı olduğu halde çok dengeli birbirlerine hiç çarpmadan gayet güzel yüzüyor ve vücut hatları çok düzgün. Şimdi ben onu nerede görüyorum? Beynimin içinde görüyorum. Beynimin içinde kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Benim sevgim kime o zaman? Allah’a. Bağımsız olarak ben balığı sevemem orda. Yalan söylemiş olurum kendimi kandırırım. Onu Allah’ın yarattığını görüyorum. Güzel bir kadın sevdiğimde de Allah’ı sevdiğimi bilirim. Allah’ın tecellisini sevdiğimi bilirim, öbür türlü kendini kandırmak olur.

“Hocam sonsuza kadar yaşamak sıkıcı olmaz mı?” Alihan Öztürk. Sen cenneti bir ayak at havalara hoplarsın nerenin sıkılması? Hz. Adem (a.s)’ın tek korkusu vardı. Cennetin bitmesi. Onun için gitti yasak meyveyi yedi. Sıkılsa öyle bir şey olur mu? Bayağı mutluydu cennette. Sen nasıl sıkılırsın? Bütün sevdiklerin orda, her şey orda hiçbir zorlanacağın bir şey yok ve sıkıntı hissi yok, acı hissi yok.

“Dünyada farklı boyutlar var. Ahirette de farklı boyutlar farklı zamanlar olacak mı?” Mert Kahraman. Olur tabii ama biz göremeyiz. Mesela alemler kim bilir kaç milyon alem var? Allah katında biz bilmiyoruz. Biz bir alemlerden bir alemin içindeyiz. Kim bilir mesela öbür alemlerde oralarda dinler var orda da peygamberler gelmiş olabilir, bilmiyoruz onları biz buradaki alemi biliyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Ahirette görmek mümkün olur mu?

ADNAN OKTAR: Bizi ilgilendiren bir şey olmaz o. Yani verebilir Allah istese ama Allah’ın asıl istediği neyse görmemizi istediği neyse odur. Ama cennette mümin mutlu olacak şekilde sonsuza kadar mutlu olacak şekilde yaratılmış ve bu hayatı içinde hiçbir mümin sıkılmamış yani bak sonsuz yaşamış müminler bitmiş zaten. Yaşamışlar ve bu sonsuzluk içinde hiçbir mümin sıkılmamış böyle bir vaka yok, hepsi mutlu yaşamış. Yani biz denemeyeceğiz, acaba hani mutlu olacak mıyız diye denemeyeceğiz çünkü yani yaşadık bitti ve biz hep Allah’tan razı olduk. Allah soruyor zaten bize. “Benden razı mısınız?” diyor. Biz razıyız diyoruz. “Ben de sizden razıyım” diyor. Yani bitmiş bu olay. Bak diyor ki Cenab-ı Allah Hud Suresi 108’de‚ Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (Hud Suresi, 108) “Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.” (Kehf Suresi, 108) Sıkılsa ister mi? Kalmak istemez sıkılsa ama bak ‚ “Ordan ayrılmak istemezler” diyor Allah. Bayağı memnunlar. Bunu neye dayanarak söylüyor? Allah sonsuz hayatımızın neticesi olarak söylüyor. Sonsuz yaşantıdaki neticeyi söylüyor Allah. Sonsuz yaşantı içinden çıkmak istemezler diyor. Yani belirli bir zaman için demiyor. Sonsuz hayat için diyor. “İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'” (Kehf Suresi, 107) Şeytandan Allah’a sığınırım. Onların konaklama yeridir diyor. Orada ebedi kalıcıdırlar. “Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.” (Kehf Suresi, 108) diyor. Sen bir şöyle gel götüreyim desen bile gitmez.

Barış, “Bu ülkede İslam’ı, halifeliği bitiren Mustafa Kemal’dir bunu bilip de nasıl konuşmazsın?” Halifeliği bitirmedi, bilgisizliğinizden. Büyük Millet Meclisi’nin şahs-ı manevisine temsil etti halifeliği. Oraya teslim etti. Şu an halifelik kalkmış değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şahs-ı manevisine teslim edilmiş durumda. Yanlış biliyorlar. Halifeliği kaldırdı çünkü Mehdi (a.s) geleceğini biliyordu Atatürk. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamak için kaldırdı. Hızır (a.s)’ın talimatıyla.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Mektubundan bahsetmiştiniz siz Atatürk’ün.

ADNAN OKTAR: Tabii, açın bakın mektubunu her şeyi anlarsın.

Bu insanlar ne kadar eziyet ediyor? Mesela Tevrat’ı değiştirmenin anlamı ne? Bu insanlara acı vereceği belli. O kadar hurafeyi niye koyuyorsun içine? İncil’e niye hurafe koyuyorsun? O çocukların, gençlerin çekeceği ıstırabı bir düşün. Herkes onu toparlayamaz ki kafasında. Gelenekçi İslam’daki hurafeler, yazık günah değil mi bu çocuklara? Allah var, bir. Allah son derece mantıklı din koyuyor ortaya. Mantıksız hiçbir şey olmaz dinde. Her şey makuldür. Allah bütün sistemi makul yaratıyor. Mantıksız dünyada hiçbir şey yok.

Mesela Musevi hukukunda; “Evli kadın az akıllı, çocuk ve deli gibidir” Musevi hukukunda. “Alım satım yapması caiz değildir. Kocası onun mutlak efendisidir. Tüm mal erkeğindir. Kadının kocasının getirdiği, çalışıp kazandığı hatta düğününde takı olarak verilen hediyeleri kocasına vermek zorundadır. Hepsi kocasının helal malıdır.  Kocası bunları alır ve dilediği gibi kullanır.” Yani en ufaklarından bir tanesi. Her yerde kadın eziliyor, bütün açıklamalarda.

AYLİN KOCAMAN: Ağlama duvarında da tek başlarına ibadet edemiyorlar bildiğim kadarıyla.

ADNAN OKTAR: Bak, mesela Talmut Sefarat mezhebine mensup Yahudi erkekler her sabah şu şekilde dua ediyorlar: “Ezeli ilahımız, kainatın Kralı beni kadın yaratmadığın için Sana hamdolsun.” Bu dua onaylı, günlük dua kitabında bulunuyor hala. Hala okuyorlar. Yine Yahudi dini kaynaklarında Talmut’ta kadınların şahitlik ve hakimlik yapamayacağı açıkça kaydediliyor. Yasak. Mesela Tevrat’ta Yasa 24/1’de kocanın karısını tek taraflı boşaması var. “Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz. Boşanma belgesi yazıp, ona verir ve onu evinden kovar.” Aynı bu şekilde geçiyor. Bir de “kovar” diyor. Boşanmayı kendisi yazıyor. Kadına mesela gıcık oldu, “gel buraya” diyor, belgeyi de yazıyor eline veriyor “hadi git şimdi” diyor. Diyorlar ki; “Müslümanlıkta var.” Müslüman bağnaz sistemde var bu. Yani onlardan etkilendikleri için aynı Museviliğin, bağnaz Museviliğin aynısıdır gelenekçi İslam. Tıpatıp aynıdır. Kıskanmışlar herhalde onları, ne varsa hepsini almışlar. Recm de öyle. Yahudi uygulamasında aynısı var.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz Kuran’ı açıkladığınızda hep kadınları koruyan hükümleri Allah oluşturmuş. O şekilde açıklamıştınız.

ADNAN OKTAR: Kuran’da bunların tam tersi bir üslup var. Tam tersi.

AYLİN KOCAMAN: Sizin kitabınız Karanlık Tehlike Bağnazlık’ta çok güzel açıklıyor bu detayları.

ADNAN OKTAR: Tabii, tam tersidir Kuran’ın.

BÜLENT SEZGİN: Bir video vardı Adnan Bey gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Annesiyle uyuyan minik bir kedi.

ADNAN OKTAR: Ne tatlı şey. Tek başına bak Allah’ın varlığının delili. O tüyünde bile o kedinin bütün özellikleri var, tüyünün herhangi bir yerinde. Milyonlarca özellik kodlu, bir tane iki tane değil. Ve ileriki nesillerin nasıl olacağı da kodlu. Bu çok acayip.

“Geçtiğimiz hafta Başbakan Davutoğlu mitinge geldi Bursa’ya. Ulu Cami’de halkla selamlaşırken yanına yaklaşıp sizin Komünist Kürdistan, İslam Birliği’ne Çağrı kitaplarınızı verdik Sayın Davutoğlu’na. Çok memnun oldu” diyor.

Tevrat’ta kadınların aleyhine hükümler çok fazla. Olur mu?  Bir sevdiğimiz, dostumuz koruyucu yazı yazmış da. Değil, ben okudum Tevrat’ta. Yani akıl almaz, dehşet verici ifadeler var. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Yani temizlenecek gibi ifadeler değil bunlar. Bir kere şu kadının taşlanarak öldürülmesi bile vahşet. Ben Tevrat’ı çok seviyorum. Tevrat’ı okuyorum. Tevrat bir nurdur. Ama o kısımlar tamamen Sümerler’den, o vahşi toplumlardan alınan dehşet verici yöntemler. Yani savunacak hiçbir yönü yok. Musevi olmak ayrıdır oradaki hükümler ayrıdır.

AYLİN KOCAMAN: Tecavüze uğrayan kadın bile suçlu sayılıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim düşün, tecavüze uğramış, o da suçlu görülüyor. Kadın hastayken hiçbir şeye el süremiyor, hayız halindeyken. Ve murdar oluyor. Özel bir barakada tutulması gerekiyor. Böyle şey olur mu? Bunun savunulacak bir yönü yok. Hangi birini savunacaksın?

BEYZA BAYRAKTAR: “Allah’ın beni kadın olarak yaratmadığı için şükrediyorum” demeleri bile.

ADNAN OKTAR: Bunun açıklanacak yönleri yok. Gelenekçilerin bazı şeyleri zorlaması gibi oluyor. Bunlar yanlış. Tevrat’ın özünü ve gerçeğini kabul etmek lazım. Tevrat bir nurdur, Allah övüyor Tevrat’ı. Ama biz Sümer efsanelerini değil; Tevrat’ın kendisini esas alıyoruz. O sevgi dolu, o akılcı yönünü alıyoruz.

Birgen; “Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s) buluştuğunda Hz. Hızır (a.s) görülecek mi? Biz Hz. Mehdi (a.s)’ı ve Hz. İsa (a.s)’ı anladığımız gibi onun da Hz. Hızır (a.s) olduğunu anlayacak mıyız?” Hızır (a.s) o tarz birisi değil. Yekaza halinde görülebilir belki. Öyle o şekilde görülürse zaten o görev yapamaz. Bazen ete kemiğe bürünür Hz. Hızır (a.s). Kişinin ağabeyi gibi gelir, babası gibi gelir. Onun anlaması mümkün değil.

Mesela bak, Hz. Musa (a.s) kıssasında çantanın içinde Hz. Musa (a.s) ile beraber geldiği anlaşılıyor. Bir zembilin içerisine koymuşlar. Onu balık zannediyorlar. Tam yemek istediklerinde birden sıçrıyor, atlıyor suyun içerisine çekip gidiyor. Diyor ki Hz. Musa (a.s); “Tamam” diyor “işte bizim beklediğimizde buydu” diyor. İzleri üstüne geri dönüyorlar. O balık geliyor, oradan çıkıyor. Hz. Hızır (a.s) şeklinde karşılarına dikiliyor. Sonra yine balık olur. Yani onu tespit etmeleri mümkün değil. Mesela Hz. Hızır (a.s) elinden tutar onu başka bir zaman boyutuna sokar, yeniden başka zaman boyutundan çıkartır. Ama kendini rüyada zanneder o. Yani yarı baygın şekilde.

Okyanusta bir damla. Osman Cihan; “Ülkemizde kalite sorununun giderilmesi için en aciliyetli yapılması gereken nedir?” Osman Cihan. Kalite Bakanlığı kurulacak. Yahut iki bakanlık bir arada, Kalite ve Sanat Bakanlığı olabilir. Makul yani Kalite Ve Sanat Bakanlığı. Hem sanatçıları korur, hem kaliteyi geliştirir. Her konuda kalite ama. Mesela hükümet şu an kaliteye önem vermiyor, görülüyor bu. Yani hayatın hemen hemen hiçbir yerinde kaliteye önem verilmiyor. Mesela Rusya’da da kaliteye pek önem verilmez. Çin’de pek kaliteye önem verilmez. Avrupa’da kaliteye önem verilir. Amerika yarı yarıya kaliteye önem verir. Kalite çok hayati bir konu.

Manolyam; “Sizin yurt dışından çok sayıda gazeteci, politikacı, sanatçı, üst düzey mason, din adamı misafirleriniz oluyor. Baktığımda gelen insanların kendi alanında çok önemli kişiler olduğunu görüyorum. Ama Türkiye’de bu görüşmeler hak ettiği ilgiyi görmüyor. Yani basında asıl manşetlerde bu haberler olması gerekirken genel olarak kız arkadaşlarınızın giydiği kıyafetler, makyajlar gündem oluyor. Bunun sebebi nedir sizce?” Ama bütün dünyada bu böyledir. Avrupa’da da öyle. Mesela Kardashian çok daha öndedir.

CEYLAN ÖZBUDAK: Avrupa’nın en yüksek tirajlı gazetesi bir dedikodu gazetesiymiş.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ama buraya gelen misafirlerim yurt dışında çok fazla haber oluyor. Yani özel gazetelerde, özel kanallarda çok haber oluyor. Zaten aranan da odur.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bizim sizi Allah aşkıyla çok sevmemiz çok dikkat çekiyor aslında.

ADNAN OKTAR: Evet, asıl ıstırap çeken vatandaşların sorunu o oluyor.

“Sevdiğimiz kişiye  cennette kavuşacak mıyız? Sevdiğimiz kişi iman ehli olmazsa nasıl olacak?” İman ehli ise, cenneti hak ediyorsa yoksa olmaz. Zaten sevemezsin sen onun o halini görürsen.

“Hocam peki Kürdistan kurulacak mı diye fikriniz nedir?” Zeynep. Türkiye sınırları dışında bir Kürdistan olabilir yahut Kürt devleti yahut Kürdiye de diyebilirsin? Olabilir. Eğer Suriye ve Irak o insanlara sahip çıkmıyorsa orada Müslüman muttaki insanlardan oluşan bir topluluk, Türkiye’yi seven insanlardan oluşan bir topluluk öyle bir devlet yapılanmasına gidebilir. Türkiye'nin buna bir sözü olmaz. Hiç kimsenin sözü olmaz. Mesela Barzani'nin önderliğinde öyle bir yapılanma genişletilse hoş olur. Ticaret yaparız, geliriz, gideriz. Ama Stalinist, Allahsız Kitapsız bir yapılanmaya müsaade etmeyiz, etmez Türkiye.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir açıklaması vardı. “Basın özgürlüğü; basın yolu ile hakaret özgürlüğü değildir. Eleştirinin sınırı var. Şahsımdan tutun aileme kadar çok hakaret oldu. Gar önündeki olayda dahi “katil Erdoğan” dediler. Aynı şeyi İzmir’de, Sinop’ta yaptılar. Biz buna karşılık vermezsek ve yaftaya sessiz kalırsak bu kez güven kırılır. Eleştiride affedici oluruz. Merhamet, merhamet edene olur. Ben kimi katlettim de katil diyorsun? Ben halkın birliği ve beraberliği için her türlü mücadeleyi veriyorum. Siz hangi yetki ile bu hakareti yapabilirsiniz?” dedi.  

ADNAN OKTAR: Hiç aldırmasın Allah aşkına, katil deyince kim inanıyor ki? Kâle alan kim? Kendileri söyleyip kendileri inanıyorlar. Bir avuç topluluk, onları hiç kâle almasına gerek yok. Boş yere kendini orada üzüyor. Öyle bir şeye ihtiyaç yok. Her zaman o tip adamlar çıkar. Yani beş yüz kişi, bin kişi hadi beş bin kişi on bin kişi diyelim ve onları diyen de inanmıyor zaten. Halk hiç inanmaz. Dolayısıyla hiç kâle almasına gerek yok. 

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Mustafa Kemal Atatürk Müslüman Devletlere ve Türk İslam Birliği’nin Kurulmasına Çok Önem Vermiş ve Bu Birliğin Kurulması İçin Önemli Girişimlerde Bulunmuştur

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. 

Masaüstü Görünümü