Harun Yahya

Sohbetler (29 Ekim 2015; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Cumhuriyetimizin 92. Yıldönümü kutlu olsun.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Allah tekrarına erdirsin.

Tayyip Hocam’ın keyfi yerindeydi. Saraya saray demiyor değil mi? Ne diyor o?

KARTAL GÖKTAN: Külliye.

ADNAN OKTAR: Külliye. Kendisi külliye diyor değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: İyi demiş. İyi böyle mazlumları, halkı, herkesi çağırmış. O iyi bir stil. Yani onun dozunun artmasında fayda var. Daha sevecen, daha sıcak bir görünüm oluyor. İyi oluyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün aynı zamanda rahmetli Erbakan Hocamız’ın da doğum günüydü. Kendisini rahmetle anıyoruz.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız. Şu an iktidarda olan Erbakan Hocamızdır. Tayyip Hoca normal bir delikanlıydı Kasımpaşalı, herhangi bir insandı. Onu ‘Tayyip Erdoğan’ yapan Erbakan Hocamızdır. Bu direnme gücünü veren. Erbakan Hocamız Rahmetli çok inatçıydı. Hak davada inatçı olmak güzeldir.

“Cumhurbaşkanı’nın katıldığı bayram kutlamalarına ilk defa mehter katıldı.” Niye, Cumhuriyet bayramlarında mehter olmuyor muydu daha önce? Hipodromda gösteri yapardı eskiden mehter takımı, bando hepsi oluyordu. Nasıl olmaz? Hipodromda uçaklar alçaktan uçardı falan. Tanklar, toplar geçerdi. Ee? Mehter de en son gelirdi işte. Tabii mehter falan vardı. Ne alakası var? Askeri erkan cumhurbaşkanı, başbakan hepsi mehteri dinlerdi. Mehter tam önlerinden geçerken kılıcı çekiyor. Kılıcı o tarafa doğru çeviriyor, selam duruyor. O şekilde geçiyorlardı. Klasik mehter marşıyla.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Nazım Hocamız da mehteri duyunca hemen ayaklanıyordu.

ADNAN OKTAR: Evet, o da ayakta aşka geliyor maşaAllah. Gördünüz değil mi, nasıl fırlıyor?

Var mı onun filmi Şeyhimiz’in? Şeyhimiz’i sevindirmişler. Allah onu sevindirenlerden razı olsun. Allah da onları sevindirsin. En hoşuna giden olay. Yani çok çok hoşuna gitmiş. Böyle gayrimüslimler var, o devrin kıyafetleriyle falan hep onun hayaliyle, Osmanlı olsun, İslam bütün dünyaya hakim olsun. Onun hayalini sembolik olarak orada canlandırmışlar. O da müthiş aşka geliyor. Dünya tatlısı. Allah cennette görüşmeyi nasip etsin. Cennet sofralarında.

“Üstadım Osmanlı’nın son dönemlerinde bağnazlık yok denecek kadar azdı” diyor. “Cumhuriyet kurulmasaydı Osmanlı devleti İslam’ı bağnazlıktan uzak, bugünün Türkiye’siyle yaşanamazdı.” Bence çok despot bir sistem olurdu. Bayağı acımasız olurlardı. Öyle olmazdı. Bediüzzaman’ı tımarhaneye sokuyorsa bir zihniyet o zihniyetin nasıl olacağını bir düşünün. Yani Bediüzzaman’a kan kusturdular. Olur mu öyle şey? Benim ölçüm odur.

“İstiklal Marşı’nı değiştirelim bestesi uyumsuz diye laflar dolaşıyor.” Sanki bu şarkı türkü değil ki yani marş nihayetinde İstiklal Marşı. Gayet de normal yani. Uyumsuz muyumsuz değil, ne alakası var?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bu gece arkadaşlarımız Meltem Arıkan ve Pınar Aktaş İstanbul Valimiz Vasip Şahin’in verdiği Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna katılmışlar. Fotoğraf vardı. Fotoğrafta Sayın Valimizin Eşi buradaki kırmızı başörtülü hanımefendi, diğer başörtülü hanım Emniyet Müdürümüz Mustafa Çalışkan’ın Eşi. İstanbul Birinci Bölge Komutanlarımızın eşleri ve sanatçı Bedia Akartürk ile birlikteler fotoğrafta.

ADNAN OKTAR: Güzel, çok güzel olmuş. maşaAllah. Hanımlar da modern, çok güzel giyinmişler. Şık giyinmişler. Kapalı hanımlar da var. İyi güzel bir karışım. Güzel bir görünüm, güzel bir anlam olmuş. Allah hepsine sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Hidayet nasip etsin. Valimiz de delikanlı, maşaAllah. Allah ona da hayır, bereket, nur versin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Obama’nın IŞİD’e karşı küresel koalisyon için özel temsilcisi John Allen  “IŞİD ile mücadelede Türkiye ile işbirliği yapılırken PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’ye verilen desteği Amerika’nın karşı karşıya bulunduğu en karmaşık zorluk olduğunu söyledi. Allen, “Avrupalı müttefiklerimizin birçoğuyla bize sahada İncirlik’te katılmaları konusunda aktif görüşme içerisindeyiz. İncirlik bizim kullanımımıza açılan bir üs. Şu anda henüz yanıt alamadık. Bu mücadelede bizimle olan Avrupalı partnerlerimizin ve Avustralyalı meslektaşlarımızın İncirlik’te bize katılmalarını görmek isteriz. Görüşmeler şu anda devam ediyor.”

ADNAN OKTAR: Olmaz, yanlış yapmış. PYD Stalinist bir örgüt. Komünist bir örgüt. Allahsız Kitapsız. Sen neyin mücadelesini veriyorsun? Sen dindarım, Hristiyan’ım diyorsun. Antikomünistim diyorsun. Gidiyorsun PKK’nın kucağına oturuyorsun. Ne kadar sapık varsa oraya gönderiyorsun. Böyle strateji olmaz. IŞİD’den bunları şikayeti nedir? Özetle. Adam asıp kesiyor onu mu diyor? Başka bir dertleri yok.

AYLİN KOCAMAN: Bir de Suriye’nin başına sonradan onların geçeceğinden endişe ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Suriye’nin başına halk ne istiyorsa o geçer. Yani onlara soracak halleri yok.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hiçbir sorun görmüyorlardı Adnan Bey, YPG ile mücadelede. Siz gerçekten çok iyi mücadele verdiniz. Şimdi çok sorunlu olmaya başladı bu YPG, diyorlar. İlk defa.

ADNAN OKTAR: Ağızlarını düzeltmeye başladılar. Yani bir kısmı Amerikan derin devletinin ağzı buruşuk teneke gibi eğikti. Çekiçle vura vura vura ağızlarını düzelttik inşaAllah. Acayip çizmişlerdi. YPG’den bahsediyorsun aklını başına al. Stalinist bir örgütten bahsediyorsun sen. Stalinist’le senin ne işin var? Başka zorun yok mu? Onları böyle deccal ordusu olarak görüyorlar YPG’yi. Bunlar, diyor şeytanın pisliği. Bu mahlukları, bu aşağılık adamları kullanalım katil olarak. Kiralık katil olarak.  Kullanıyorsun da bu sana döner sonra ve kullanman da çirkin. Ahlaksızlık. Kiralık katil olarak Müslümanlar’a karşı onu kullanma. Fikirle ortaya çık. Bir ara Obama dedi ki, fikirle halledeceğiz, dedi. Sonra tırstı kaldı; arkasını getir. Fikir ile hallolur. Baktılar ki fikrin arkasında Mehdiyet var. Aman aman kalsın, dediler. Kalsın, değil. Kurtulamazsın. Felaket her yeri sarar. Amerika’nın üstü simsiyah bulutlarla kaplandı. Kapkaranlık şu an görünüşü. Ekonomi allak bullak. Bereket kalmadı. Amerikan mutluluğu, Amerikan sevinci kalmadı. Amerikalı dindarlığı kalmadı.

CEYLAN ÖZBUDAK: Çok iyi biliyorsunuz zaten siz Adnan bBy ilk başta bütün Avrupa çok büyük destek veriyordu. Şimdi sürekli çağırıyorlar. Destek veren yok o anlamda.

ADNAN OKTAR: Tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bombalama konusunda.

ADNAN OKTAR: Ilımlı İslam istiyorlarsa adres belli. Uzatmalarına gerek yok. Anlamazlarsa bela sardıkça saracak onları. Kara bulutlar sardıkça saracak. Ne zaman ki Mehdi (a.s)’ye gelirler, “Bizi kurtar Mehdi” derler, o zaman o devreye girer. Onun dışında sürünmeye devam edecekler. Ben nasıl arıyorum Mehdi (a.s)’yi? Onlar da arasınlar. Gaip değil. Gaip de, ararsan gaip olmaktan çıkar. Bir lakabı da ‘gaip’ biliyorsunuz. Kaybolan. Aynı zamanda galiptir. Bir lakabı ‘galip’.

Fikirle halledin, deyince bazı Neoconlar hopladılar. “Fikirle olur mu?” diye. Hadi hallet şu an, gel. Getir Amerikan askerini karadan bir gir. Gelemiyorsun, gelemezsin. O zaman niye inat ediyorsun? Niye inat ediyorsun? İlk kabul ettiğin gibi kabul et fikirle. Fikirle hallolur. Hayır, adres belli. Nereye gidecekleri belli. Ondan çekindiler. Adresten çekindiler. Çekinsen de tıpış tıpış geleceksin.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey Amerika çok kolay zannediyordu buraya gelip vurup hemen halletmeyi. Genelkurmay Başkanı sonra açıklama yaptı. Biz IŞİD’i yenemeyiz hiçbir şartta, diye. Onlar da tek yöntemin fikir olduğunu biliyorlar aslında.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Bizim oğlanlar savaşmaz onlarla” dedi.

ADNAN OKTAR: Üsluptan zaten olay anlaşılıyor. Yani özetle IŞİD’in istedikleri çizgiye gelmesi için Mehdiyet’e tabi olmaları şart. Mehdi (a.s) çözer bu işi açıkça söyleyeyim. Duymadım, etmedim falan yok. Ve gittikçe tırmanır. Gittikçe tırmanır. Bizim Türkiye olarak IŞİD ile işimiz yok. Burada IŞİD diye gösterdikleri adamların hepsi PKK’lı söyleyeyim. Burada PKK’nın binası var, ortada IŞİD’li binası güya. Yine yan tarafında yine PKK binası var. PKK böyle bir şeye müsaade eder mi? Akıl var. “Gelin, bizim aramıza girin” der mi? IŞİD militanlarını iki binanın arasına koyar mı? Sağı PKK’lı, solu PKK’lı. Bak, iki bina var. Aralarında beş adım falan yok. Beş-altı adım var. İçeri girdi polis bütün sloganlar PKK sloganı. Bu işte bir iş var ben anlamadım. Adamlara bakıyoruz, uzaktan yakından alakaları yok. Suriye’ye gitmişler. PKK’lıları buradan Suriye’ye götürmüşler. “siz IŞİD’lisiniz” diyorlar. “evet, biz IŞİD’liyiz” diyorlar. “Hadi dönün” diyorlar. Bu da bombalarınız, şunlar da yedekleriniz. Böyle olmaz bunun üstüne gitsinler. Yani bu taktik Amerika’nın yaptığı bir taktik. PKK’lılar ahmaktır, böyle oyun oynamayı bilmez. Onları böyle öküzün boynuzundan tutar gibi alıp götürmüşler, bu işleri yaptırmışlar. İlkel bir Amerikan tekniği. İlkel bir Amerikan derin devletinin uygulaması. Böyle hep avanakçadır yöntemleri Amerikan derin devletinin. Yüz yıl öncesinin taktiklerini yapıyorlar. O Kızılderililere yaptıkları, oradaki garibanlara yaptıkları yöntemleri yapıyorlar ve çok aptalca. Bunu hiç kimse yemesin. Yemiş havası da vermesin.

PKK yeni bir ahlaksızlık çıkardı, alçaklık. Kuran dersi alan çocukların, medrese hocalarının adreslerini veriyorlar, diyorlar PKK toplantı halinde. Polisi gönderiyorlar. Yeni taktikleri bu. Kuran kurslarına bomba koyuyorlar PKK’lılar. El bombası, şu bu, kurşun falan koyuyorlar. Onlar da gariban bilmiyor. Bu oyuna karşı, karşı bir soruşturma başlatılsın. Bunu kim yapıyor? Neden yapıyor? Kuran kursunun içinde bombanın, dinamitin ne işi var? Makinalı tüfeğin ne işi var? Kuran dersi almaya gelen çocukların dinamitle bombayla ne işi olur? Buna karşı hemen atak tedbirler alsınlar. Çok güçlü tedbir alınsın. Yani PKK’nın ahmaklığına, Amerikan derin devletinin ahmaklığına hiç kimse gelmesin. IŞİD’in Türkiye’de ne işi var kardeşim? Yapacaksa direkt girer. Allah vermesin yani. İlla eylem yapacaksa zaten sınırdalar kamyonla içeri girer adam. Patlatır kamyonu bilmem neyi. Ne ise amacı yapar. Böyle bir stili yok IŞİD’in. Türkiye’nin içerisinde böyle bir modeli yok. Böyle bir şey yok. IŞİD’ci denen evle PKK’nın binasının duvarı tek duvar. Tek duvar. Eve operasyon yapıldı, IŞİD evine güya IŞİD evine. Binanın duvarı yıkıldı çatışmadan dolayı PKK’nın olduğu binaya geçti polis. Duvar duvara bitişik yani. Eğer buna rağmen daha hala inanıyorlarsa benim bir sözüm yok. Biz kanuna hukuka saygılıyız. Savcılık, mahkemenin verdiği karara saygılıyız. Onu kabul ederiz. Ama olayın şekli şemaili bu.

Burada Özgür Yurttaş Derneği var, orada halk evi var. Onun arasında. Duvar duvara bitişik yani. Obama gelecek diye PKK bir şenlik düzenlemeye çalışıyor kendince. En adisinden oyunlara girdiler. En adisinden. PKK’lılardan böyle psikopat olanları alıyorlar, Suriye’ye götürüyorlar. “Kampa hoş geldiniz” hemen IŞİD kimlikleri veriliyor. Hemen buradan telefon ediliyor. İşte “Biz IŞİD’liyiz Türkiye’de eylem yapacağız” falan. Telefonlar karşılıklı. Onu bunu arıyorlar. O, onu arıyor; o, onu arıyor. Ama en kötü yöntemler bunlar. Sonra da gelip adam burada eylemi yapıyor. Eylemi yapan yerde adamların üstünden çıkan cep telefonları, şunda bunda bağlantı neresi? İlgili yer. Tamam iş bitmiş. Böyle bir stil uygulanıyor. Onun için polis ve savcılık bu şüphe üzerine olayın üstüne gitsin. Bu itler Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak istiyorlar. Yani Türkiye’yi Suriyeli ve Iraklı Müslümanları kırdırmakta kullanmak istiyorlar. Ve Türkiye’yi de kırdıracaklar. Bunu yaparken Türkiye’yi de Suriye ve Irak modeline çevirecekler. Çünkü sen onu yapmaya kalkarsan adamda buraya girer burayı aynı şekle sokar. Bu oyuna kimse gelmesin. Zaten kanunla hukukla da müsaade etmeyiz. Bana hiç kimse kafalama yapmaya kalkmasın. Ben buradayım. Tabiri caizse hiç kimse bunu yemez. Oyun istemiyoruz. Alçakça ve aptalca oyun. Bak PYD, YPG  ısrarla diyorduk ki Amerikalılar “Bunlar Stalinist utanmadan destekliyorsunuz” dedik şimdi bak mırın kırın yandan çarklı ne yapsak acaba falan  demeye başladılar. “En büyük açmazımız.”

CEYLAN ÖZBUDAK: “Sorun olmaya başladı.”

ADNAN OKTAR: Evet. “Kollapsa girdik, agoniye girdik, tansiyonumuz çıktı.” Odun ayaklarının dibinden girdi enseden çıktı. Müsaade etmeyiz. Kamuoyunu da aldatacaklarını zannediyorlar. Bunlar milleti, dünyayı kuş gibi zannediyor. “Bir yalan atarız herkes inanır.” Müsaade ette zekama inan. En başından dedim bak “PKK yaptı” dedim ne dediysem çıkıyor. 

CEYLAN ÖZBUDAK: Herkes olmasa da siz olmasanız çok fazla kişi inanmıştı.

ADNAN OKTAR: Bayağı bir adam ayırt ediyorlar. İzmir’de Kürt kardeşlerimize saldıran birisi oldu. Dediler ki “bak IŞİD saldırdı.” Adamda hem IŞİD kimliği var hem PKK kimliği var. Sağ cebinde IŞİD sol cebinde de başka kimlikler. Hem IŞİD kimliği hem PKK kimliği ve bir tek onunla da kalmıyor başka kimlikler de çıkıyor. Ne ararsan var adamlarda.

CEYLAN ÖZBUDAK: O zaman Adnan Bey böyle koalisyon yoktu IŞİD’e karşı. Siz “Bütün dünya orduları bir araya da gelse kaderde Mehdi (a.s)’nin onları ortadan kaldıracağı var hiçbir şekilde yemezler” demiştiniz. Gerçekten bütün dünya orduları bir araya geldi. O zaman hiç öyle bir konuşma bile yoktu ve yenemiyorlar şu anda.

ADNAN OKTAR: Basılan binada kara tahtada PKK'nın komünist sloganları var. Nasıl IŞİD evi oluyor burası? Amerikalı derin devlet mensupları bunak oldukları için adamlar hem alkolün etkisiyle hem de yaşın da etkisiyle beyninde ağır çökme var. En kötüsünden taktik yapıyorlar. Bunu yiyen olursa çok küçük düşer. Bu rezilliği asla kabul etmesinler. Irak’ta da birçok Müslüman’ın başını yedi bu avanak bunaklar. Barzani’ye dedim ki bak “sen bu işlere girme” dedim. “Bu Amerika’nın bir oyunu bin beteri olur” dedim. Bak on binlerce adamını belanın içine soktu. Binlercesi şehit oldu. Senin korkun bu değil miydi? Bir kaç kişinin öldürülmesinden korkuyordun. Binlerce insanı şehit ettin. Barış anlaşması yap “arkadaş” dersin “ben size karışmıyorum siz de bize karışmayın” diyeceksin. O kadar bak ekonomik yönden de çöktün başını da belaya soktun. Türkiye yardım ettiği halde yine ayakta duramıyorsun. Yine yol yakınken dön.

“Şu an üniversite yurdunda büyük bir kalabalıkla seyrediyoruz Hocam” diyor. Talip.

Kamovano, “Sayın Hocam, Erbakan Hocam bunlar için mason, İsrail uşağı falan diyordu son zamanlarda.” Kim için diyor? Erbakan Hocam masonlara gıcık olurdu hakikaten. Benim kitabımı kullanıyordu bu İsrail’e karşı, masonlara karşı.

BÜLENT SEZGİN: Gösteriyordu.

ADNAN OKTAR: Evet sürekli gösteriyordu.

Öylesine Biri; “Allahsız YPG mi? Emin ol çok inançlılar. Ne ehli Müslümanlar var içlerinde sıralayayım mı?” diyor. Stalinistler’in içine niye gidiyor o zaman Müslüman varsa? Allahsız Kitapsız, cinsi sapıkların içine niye gidiyor? Başka yer bulamadı mı? Gelsin Müslümanlar’ın yanına Müslüman’sa. Hayır, tehditle girdiyse kaçmanın bir yolunu bulsun kaçsın. Olabilir içlerine Müslüman girmiş olabilir de. Stalinist, komünist, Allahsız Kitapsız adamların yüzünden melanet akıyor, cinayet işlemiş psikopatlar. Ne işin var içinde? Bir bahane ile kaçsın. Bir de oraya niye gidersin ne zorun yani? Eğer kaçırdılarsa da Türk ordusu girer kurtarır.

“Melih Gökçek bugün TRT haberde delillerle Ankara olayının arkasında PKK olduğunu ispatladı” diyor.

YPG buradan gençleri kandırıp götürüyorsa istihbarat bunu tesbit etsin aileleri ile görüşelim görüştürülsün uygun bir yere gelsinler. Usturuplu bir yere; bordo bereliler bir gece harekatı ile bir gecede hepsini kurtarır. Ama onların da içten yardım etmesi gerekiyor.

AYLİN KOCAMAN: Çocukları da götürüyormuş çocuk asker olarak.

ADNAN OKTAR: İşte onları kurtaracak bir plan devletin yapması lazım. Oraya tabii bir Milli İstihbarat Teşkilatı elemanlarının içlerine sızması gerekiyor. Çok zor, ne yetenekli gençler var. İstihbarat da hayrettir. En çok hayret ettiğim bu PKK’nın içine sızmaları. Mangal gibi yürek var. Nefis bir Kürtçe, simaları tam, üslup tam her şeyle PKK’lı gibi görünüyor. Liderlerinin ta burnunun dibine kadar geliyorlar. İnanılır gibi değil. Mesela bu KCK’da da. KCK yönetimin içine bine yakın MİT elemanı sızmış. Nerdeyse tamamı yani. Bine yakın. Adamlar dehşete kapıldılar akıllarını attılar. O ona telefon ediyor “Bize baskın oldu” diyor MİT elemanı, “Bizim Hüsnü Ağabey o da MİT elemanıymış” diyor. “Eyvah” diyorlar falan. Konuşan diyor ki “Ben de MİT elemanıyım” diyor. Akıl almaz bir dehşet yaşattılar.

Ailelerle konuşup diyeceksiniz çocuğun hakikaten bu adamların içine girebilecek bir tip mi? Değil derse tamamdır. Bir kurtarma operasyonu o şart. Gece on iki gibi yapacaklar. Jetlerin desteğinde o uzun menzilli toplar var onlarla önce arazi bir yumuşatılır, sonra havadan, ondan sonra asker girer. Altı saat, ne yaparlarsa. Gece on ikiden sabah altıya kadar. Yüzde otuz netice bile alınsa çok iyi.

Nurdan Çakır, “Arslanlar aslanı yiğit Hocam Allah sizden razı olsun yolumuza Kuran’la ışık tutuyorsunuz. Size bir sorum olacaktı. Müminlerin kardeşliğinde bir sınır var mıdır? Geçen anlatmıştınız muazzam etki yarattı bende maşaAllah. Müminlerin kardeşliği hakkında yani neler yapılmalı, çok sıcak, samimi, candan bir mümin kardeşliğinin yaşanabilmesi için.” Tabii bunun için Müslüman topluluğu olması lazım. Yani İslam topluluğu olması lazım. Öyle olduğunda öz kardeşe, anneye babaya, babanın oğluna, babanın eşine, eşin oğullarına yaptığı uygulamayı müminlerin birbirine uygulaması farz. Baba ne yapıyor? Oğlunu evlendiriyor, neyi var neyi yok satıyor, savıyor evlendiriyor. Mesela hasta oluyor adam bütün gücüyle ona destek oluyor. Sofra oluyor “hadi oğlum yemeğe gelin” diyor. Değil mi? “Baba geliyoruz” diyor beraber oturuyorlar sofraya aynısıdır. Veliden kasıt aynısıdır. Mesela insan çocuğunun velisidir. Baba oğlunun velisidir, kızının velisidir. Eşinin velisidir, eşi de onun velisidir. Müminler de birbirinin velisi. Aynı hüküm aynı kelime. 

Hz. Musa (a.s) bakıyor orada Müslüman genç kızlar var veli ya gidiyor yaklaşık 170-180 kilo belki kaya. O çobanlar altı-yedi kişi getirip o şeyin üstüne koyuyorlar kuyunun üstüne. Bakıyor kadınlar su alamıyorlar. “Bacım, kardeşim” diyor “ben koyunlarınızı sulayacağım” diyor. “Yardımcı olacağım size” diyor. Koyunları alıyor getiriyor kuyunun başına ya Allah bismillah diyor kayayı alıp sanki sünger kaldırıyor böyle çobanlar onu görünce tabii geri geri gidiyor. Bu akıl almaz bir kuvvet böyle bir insan maazAllah neuzubillah bir yere çarpmış olsa eliyle ne olacağını bildikleri için. Normalde çobanlar adilik yaparlardı yani “Kaldırma o kayayı elleme, uzak dur. Senin ne üstüne vazife?” falan diyebilirlerdi. Kayayı kaldırınca beti benzi atıyor çobanların hepsi araziye geçiyor. O yüzden kadınlar da rahatlıyorlar, hanımlar. “Buyurun bacım” diyor koyunları güzel suluyorlar, kadınlar da geliyorlar elini yüzünü yıkıyor suyunu içiyor her şeyi yapıyorlar. “Şimdi hadi Allah selamet versin gidebilirsiniz” diyor koyunlarını veriyor gidiyor. Bu niye yaptı bunu? Veli olduğu için. Babaları hükmünde, eşleri hükmünde, öz kardeşleri hükmünde olduğu için. Aynı sorumlulukta. Bir şey olsa canını ortaya koyup onları savunmakla mükellef. Çünkü mümin, mümin olduklarını anlamış. Çünkü Selam dedi mi Aleyküm Selam diyorlar onlar da. Belki şalom diyorlar o devrin diliyle. Müslüman olduklarını anlıyor yani. Ona ait birkaç kelime, birkaç cümleden anlıyor yüzlerinden, üslubundan, konuşmasından anlıyor. Sonra babalarına gidiyorlar babalarına diyorlar ki “baba” diyorlar “güçlü, kuvvetli, güvenilir bir insan” diyorlar “mümin muttaki. Güzel bir insan” diyorlar. Onu yanımıza alalım” diyorlar. Niye? Velayetin gerektirdiği. Veli olduğu için. Nereye alıyor biliyor musun? Evine. “Evine al” diyor, eve al. “Yanımıza alalım” diyor. Babası da diyor ki “Ben bu kızlarımdan birini sana vereceğim. Evlendireceğim” çünkü velayetin gereği. “Evimde de kalacaksın, seni de besleyeceğim, bakacağım ama” diyor “sekiz sene kalırsan kabul ederim” diyor. Bak nezaketi görüyor musun? Kalma garantisini nasıl veriyor? Sanki onu mecbur edecek gibi veriyor. Kibarlığa bak. Çünkü o neden çekinir? Ya der “ben burada bir hafta mı kalacağım, iki-üç gün mü kalacağım?” bilemez ki. Misafirliğe giden adam korkuyor birçok yerde. İki gün kalmaya bile uyanıyor, ikinci gün mutlaka gitmek durumunda oluyor. Üç gün olursa misafirler ev sahibi suratını asıyor zaten. Bir haftada kafayı yer herhalde birçok insan böyle, hepsini tenzih ederim de. Ama diyor bak “Sekiz yıl, on yıla da tamamlarsan o da senden” diyor. Ne demek istiyor? İstediğin kadar kal. Sanki şartmış gibi gösteriyor. Bu nedir? Velayet işte. Mesela diyor ki “Uzakta bir ateş gördüm” diyor “siz durun burada” diyor. Niye? Velayet, çünkü o ateşin oralarda birileri olur çeker vururlar.  Adam olur ya “birini bulurum yahut ateşten size bir kor getiririm” bir şey getiririm diyor. Tehlikeye sokmuyor eşini ve çocuklarını, ailesini. Onları yanaştırmıyor “ben bakacağım” diyor. Tek başına dağın tepesinde bir insan bu fedakarlığı niçin yapar? Bir şey olsa “hiç olmazsa karım da yanımda olsun beni korur” falan der bir şey yapar. Sureti katiyede kabul etmiyor. İşte bu da velayettir. Muhacir, Ensar Mekke’den Medine’ye hicret ediyorlar hiç kimse kiralık ev aramıyor. “Satılık ev var mı hemşerim?” falan demiyor. Direkt Müslümanlar’ın evine yerleşiyorlar. Hadi bakkala gidelim yiyecek alalım demiyorlar. Doğrudan Müslümanlar’ın yiyeceğini yiyorlar. Bu niye? Velayet. Velayete mecburlar, farz. İslam toplumu böyle. İhtiyaçtan arta kalan ne biliyor musun? Ölmeyecek kadar yedikten sonra kalan, arta kalandır. Donmayacak kadar kıyafetten arta kalandır. Neyi varsa, neyi yoksa dağıtıyorlar. Hatta öyle bir hale geliyor ki mirasta mümin diyor ki “malımı mülkümü onlara bırakıyorum, kardeşime” diyor Cenab-ı Allah “Benim gönderdiğim miras hükmünü uygulayın” diyor. O zaman sistem karışır anlamında. Çünkü yine orada fark etmeyecek, yine velayet devam ediyor. Çünkü kardeşine mal intikal ettiğinde kardeşi zaten o Müslüman’ı yine bakacak. Yine malı Müslüman’ın. Onun için Allah “bu sistemi bozmayın” diyor. Yani “bu dereceye getirmeyin” diyor. Ama bak sevginin şiddetini görüyor musun? Malını mülkünü “ben vefatımdan sonra onun olsun” diyor. İslam sistemi böyle. Hristiyanlıkta da böyledir ama uygulanmadı. Hz. İsa (a.s)’nın uygulayacağı gibi bir ortam olmadı. Çünkü on iki kişi vardı. O alçak da gitti ihbar etti, Yuda İzaryot. Onun için kısmen uyguladılar şöyle oldu mesela adam diyor ki; “Benim tarlam var” diyor İncil’de geçiyor. “Tarlanı sat İslam için kullanalım” diyor Hz. İsa (a.s). Hemen götürüyor satıyor. Veyahut hiç söylemeden bütün malını mülkünü mesela kayık var adamın, kayığı var balıkçılık yapıyor; kayığını satıyor. Ağı var ağını satıyor Hz. İsa (a.s)’nın peşine düşüyor. Ekmek mesela sepete dolduruyorlar sepet, sepetten ekmeği dağıtıyor Hz. İsa (a.s). Balık var balığı bölüp dağıtıyor ama tabii atıyorlar diyorlar ki işte “Orada on bin kişi vardı bir sepet ekmek vardı herkes yedi.” Bırak yapma bu Hristiyanlar’a zarar verirsin. Ama mesela deki “bir sepet ekmek vardı, beş kişi yiyecekti on kişi-on beş kişiye yetti” de. Bu olur. Hafif şey olur aklın ihtiyarını almayacak mucize meydana gelir. Çünkü bu makul hesap edemez onu o anda. Görünmez bir mucize meydana gelir ama abartıyorsun. On bin kişi ne alaka? Küçük sepetin içinde on bin kişi yapma. Güya güzellik yapacak, güya Hz. İsa (a.s)’ı onore edecek. Mahvettin işte Hz. İsa (a.s)’ı. Allah vermesin şimdi gelip düzeltecek. Yani dinini mahvettin, Hristiyanlık dinini mahvettin. Güzellik yapmış olmuyorsun, zarar veriyorsun. Peygamberimiz (s.a.v)’i de yücelteceğiz diye deli gibi yalan söylüyorlar. Deli gibi yalan söylüyor. Yalan niye söylüyorsun? Zaten nur gibi İslam dini senin yalanına ihtiyaç yok. Yapma etme, bununla dini ortadan kaldırıyorsun. Namaza ilaveler yapar, başka ibadete ilaveler yapar. Abdeste ilaveler yapar. Güya iyilik yapıyor, mahvediyorlar İslam dinini ve mahvettiler hakikaten. Şimdi yeniden diriliyor İslam dini. “Ölümünden sonra dirilecek” diyor, Mehdi (a.s) vesilesiyle.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden İran Daily’de dün yayınlanan yeni bir makaleniz var, başlığı “İslam dünyasının en aciliyetli ihtiyacı, sevgiye dayalı bir birlik.” Makaleniz aynı zamanda gazetenin internet sitesinde de yer aldı.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bu haberi.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden İran Daily’de dün yayınlanan yeni bir makaleniz var, başlığı “İslam dünyasının en aciliyetli ihtiyacı, sevgiye dayalı bir birlik.” Makaleniz aynı zamanda gazetenin internet sitesinde de yer aldı. “Mülteciler Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne yakınlaştırdı” başlıklı yazınız Arab News’ın gazete ve internet sitesinde çıktı. Çok dilde yayın yapan MBC Times sitesi “Rusya’nın Müslüman dünyasına bakışı” başlıklı makalenizi İngilizce olarak yayınladı. Amerika merkezli Kürt kökenli Ekurd Daily haber portalında yer alan bu haftaki yazınızda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin karalarının yasal denetlemeye tabi tutulması gerektiğinden bahsediyorsunuz. Barakelge sitesinde Kırgız dilinde üç yeni makaleniz yayınlandı: “Zamanın izafiyeti ve kader gerçeği. Arı bedenindeki mükemmel yaratılış. Ve Kainat yoktan yaratıldı.” “Yanlış; iyi, kötü ve çirkin algısı” başlıklı yazınız bu hafta Fas merkezli Morocco Word News’te çıktı. İngiltere’de yayınlanan Islam Today isimli dergi “Darwinist, materyalist eğitimin zararlarını konu alan ahlaki çöküntünün gerçek sebebini anlamak” başlıklı makalenizi yayınladı. “Duvar örmek güvenlik sorunlarını halletmez başlıklı yazınız Boşnakça dilince Cazin ve Bosnia Times sitelerinde yer aldı. Londra merkezli Arapça yayın organı El Arabi’de çıkan makaleniz “Lübnan içinde bulunduğu krizi nasıl aşabilir?” başlığını taşıyor. Daily Mail bu hafta “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Suriye için barış için birleşme kararı almalı” başlıklı yazınıza yer verdi sitesinde. “Eğlence dünyasında mutluluğu yakalamak” başlıklı makaleniz Hindistan merkezli Hans India sitesinde çıktı. Tunus’ta yayın yapan ve Arapça basılan Dhamir Gazetesi’nde “Türkiye-Katar dayanışmada başarılı bir model” başlıklı makale yayınlandı. Bu gazetede ayrıca sizinle yapılan ve kapaktan tanıtımı verilen bir röportaja da yer verildi. Röportajda “Evrim teorisine dayalı eğitimin zararları, İslam Birliği’nin gerekliliği, Arap-Türkiye ilişkileri, Suriye’deki iç savaşın çözümü” gibi çeşitli konularda fikirlerinizi belirtiyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’den Yunanistan’a geçmeye çalışan göçmenleri ve sığınmacıları taşıyan botlara sık sık yüzleri maskeli ve silahlı kişiler tarafından saldırıda bulunuluyor. Saldırganların Yunan bayrağı taşıyan teknelerle saldırdıkları belirtiliyor. Mültecilerin botlarını patlatıp kullanılmaz hale getirerek ölüme terk ediyorlar. Mülteciler genellikle Türk kara sularına çekilerek kurtarılıyor. Ayrıca Türkiye bugüne kadar denizlerden toplam altmış yedi bine yakın mülteciyi kurtardı.

ADNAN OKTAR: Vay alçaklar vay. Onu bir şekilde tesbit etsek iyi olur. Havadan takip edilip tespit etsek iyi olur. Helikopterle olabilir, insansız hava aracıyla olabilir. Bu alçaklığı kim yapıyorsa onun tespit edilmesi lazım. Sevgisiz, merhametsiz ve akılsızlar demek ki bunu yapanlar. Çok acımasız bir şey.

“Yurtdışında yayınlanan makalelerin konuları ve çokluğu dikkatimi çekiyor” diyor maşaAllah bir hanım kardeşimiz. İran’da bana Türkiyeli bir yazar söyleyin ki İran’da yazıları çıksın ve resmi yayın organında yazıları çıksın, kitapları serbest olsun. Rusya’nın resmi gazetesinde yazıları çıksın, bana birini gösterin.

EBRU ALTAN: En çok okunanlar.

ADNAN OKTAR: En çok okunan. En çok benim yazılarım okunuyor. Çünkü herkese sevgi ile yaklaşıyorum.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, siz sevgiyle yaklaştığınız için birbiri ile zıt ülkelerde de mesela Suudi Arabistan’da da yayınlanıyor, İran’da da. İsrail’de yayınlanıyor Filistin’de de. Her yerde dünyanın her yerinde yayınlanıyor yazılarınız.  

ADNAN OKTAR: Tabii.

AYŞE KOÇ: Ve çözümsüzlük değil, hepsinde çözüm üretip çözüm sunuyorsunuz. Genelde başka yazarlarda hep şikayet, hep çözümsüzlük öne sürüyorlar, siz de hep pozitif. Ayrıca o dergi kapağındaki resminiz de dikkatimi çekti, bayağı güzeldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: “Hocam Suriyeli mülteciler ileride eski Arnavutlar gibi kendi devletini kurmak ister mi?” Nerede kuracak, yani Türkiye’nin içinde kastediyorsan onlar vefalı nezaketli insanlar, kimse öyle delice bir tavır içine giremez. Girerse de Allah vermesin karşılığını alır, kanunla hukukla karşılığını alır, böyle çılgınlığı yapacak adam daha annesinden tevellüt etmedi. Yani Türkiye’yi tam tanımadığı için arkadaşlar bu tip görüşler serdediyorlar. Türkiye çok sakindir, çok halimdir son noktaya kadar sabreder ama çok çılgındır. Devletin sahipleri, bu milletin sahipleri koruma konusunda yani adamların ta sifinklerine kadar kasılmasına sebep olacak kadar çılgındır. Akıl almaz bir karşılık verir, şaşar kalırlar. Yani coşkun bir ruh vardır. Bu çılgın niye diyorum, bunu PKK’lılar demişti de oradan aklımda kaldı. “Yahu bunlar çılgın” diyor, “çılgın adam bunlar” diyor. Öyle bir karşılık vermişlerdi ki, çılgın diyor. Evet, çılgın doğru, sen psikopatlık yaparsan o da öyle yapar.

İran’ın resmi haber ajansında başka kimsenin yazısı çıkmıyor benim dışımda.

AYLİN KOCAMAN: Kapaktan çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Kapaktan çıkıyor tabii. İran’da iki tane İngilizce gazete var, ikisinde de yazılarım yayınlanıyor. Kapaktan, ikisinde de kapaktan yayınlanıyor yazılarım, birinci sayfada.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey sizin bahsettiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugün saraya halkı davet etti. Yaşlı amcalar, teyzeler, çocuklar. Bir kaç fotoğraf vardı, onlarla sohbet de etti. Bir de bu ufaklık yolda bulduğu hasta köpeği veterinere götürmüş öyle tanınmıştı, onu da davet etmiş.

ADNAN OKTAR: Ama bu çok şeker. Yok, veterinere değil hastaneye götürüyor. Acil servise. “Niye geldin?” falan diyorlar. “Acil servise getirdim, hasta da” diyor. “Bakmadılar” diyor, bir de elinde kalmış köpek de. Oradan da veterinere. Çok şeker, nasıl aklına gelmiş öyle? Aslında doktorlar bir şey yapabilirlerdi, veterineri oraya da çağırabilirlerdi. Onu sezdirmeyebilirlerdi, onu orada refüze etmeye gerek yok. Değil mi? Zaten çok harika bir olay o, “Ooo tam yerine geldin” diyeceksin, değil mi? “Hemen kaldıralım, getir acil servise götürelim” sedyeye koyup götürüp. Hemen telefon edersin, veteriner gelir. Ne olacak yani? O çocuğun orada rencide olacağı belli. Eline köpeği yine vermişsin, yazık o nasıl götürsün garibim? Nereye götürecek? Yine de götürmüş aferin.

Hocam “Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatı filme aktarılıyormuş, filmin adı “Reis”, sizce bu film ülkede nasıl karşılanır?” Seveni de var, sevmeyeni de var ama mazlum bir insan kökeninde. Tırsıp korkmasını istiyor, ezilmesini istiyor bazı insanlar, mesela Cumhurbaşkanı’nın korkmasını istiyorlar. Korktuğu vakit burada Müslüman alemi Müslüman olan insanlar, dindar, muhafazakar herkesin artık korkması lazım. Bu ülkede artık yaşanmaz ondan sonra. Yani korkutarak götürebiliyorlarsa bu kadar oya rağmen hiç seçime gitmeye gerek yok. Gıcık oluyor olabilirsin, rahatsız oluyor olabilirsin, hoşlanmıyor olabilirsin, öfkelenebilirsin, git oyunu ver. Kim sana ne diyor? Bir şey demiyor. Demokratik yöntem varken. Ama sen en pis metotları kullanıyorsun. Bu bayağı tehlikeli.

“Üstadım Sultanım o çocuğun köpeği hastaneye götürmesini nasıl detaylı biliyorsunuz, aynı haberi biz de seyrediyoruz konuyu hatırlamak için bin kere düşünüyor, tekrar tekrar internete bakıyoruz. Sizin dikkatinizin keskinliği hafızanızın gücü muhteşem” diyor Defne Görsel.

Mesela Suudi Arabistan gazetelerinde de kimsenin yazısı çıkmıyor. En büyük gazetelerde yine benim kapaktan yazılarım çıkıyor.

“Canım Hocam ne güzel konuşuyorsunuz, mimikleriniz el hareketleriniz hep nur, bugün kalbimden geçirdiğim düşüncelere cevap verdiniz” diyor.

AYLİN KOCAMAN: Çok kaliteli hakikaten her hareketiniz.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.

Adnan Şahin Kaya, “Takım elbiseniz tam mafyatik seçim” diyor. Tabii şimdi mafya güzel bir şeye parası olduğu için sahip oluyor, mesela çok lüks bir araba alıyor, onunla geziyor o devrin en güzel arabaları. O zaman arabalar yattı senin dediğine göre. En iyi İngiliz kumaşları alıyorlar, o zaman İngiliz kumaşı da alamazsın. Mesela evinde sanat eseri, heykeller oluyor, tablolar oluyor, onları da alamazsın. O zaman felakete doğru gidersin. Öyle deme. Mafya güzel olan şeyleri maddi gücüyle kendine almış de. Ama güzel olan bir şeyi güzel insanlar da alır, mafya da alır, it kopuk da alabilir, dolandırıcı da alabilir, evliya da alır, veliler de alır, Mehdi (a.s) de alır, İsa Mesih de alır. Bak göreceksin Mehdi (a.s) mükemmel yakışıklı bir delikanlı çıkacak. Kıyafetiyle, tavrıyla, hayatıyla mükemmel. Tarihe geçecek. İsa Mesih’e nefesiniz kesilecek, kıyafetlerine, tavrına, parfümlerine. Nasıl klas delikanlı olduğunu göreceksiniz. Konuşmalarına, arabasına, evine her şeyine hayran olacaksınız. Mafya kullandı diye İsa (a.s) kullanmayacak mı? Onlar güzel insanlardan almış onu. Güzel insanlar onlardan almaz.

Fırat Altun, “Sizin gibi değerli kişiler vesilesiyle ateizm maşaAllah yerle bir” diyor. Güzel.

“Akvaryumdaki balıkların ismi ne Hocam?” diyor Adnan Şahinkaya. Ama çoklar şimdi hangi birinin ismini söyleyeyim? Sacid var, Cevdet var, Nazmi var. Bak şu Cezmi ortada gezen şu an. Seni tanıştırırım bir ara.

İmam Caferi Sadık ne diyor? “Mehdi devrinin en güzel kıyafetlerini giyecek, bizim kıyafetlerimize hiç benzemeyecek” diyor. Bak “bizim kıyafetlerimize hiç benzemez” diyor ama çok çok şık ve güzel giyinecek diyor. Değerli kıyafetler giyecek diyor. Allah görmeyi nasip etsin bana, talebe olmayı nasip etsin.

AYŞE KOÇ: Peygamberimiz (a.s)’ın kaftanı da çok güzeldi.

ADNAN OKTAR: Tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: Allah “bu dünyada sizin nimetler, ahirette yalnızca sizin” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Ben baba filmini seyretmiştim, o filmde ne hoşumuza gitmişti bizim? Sicilya’daki o güzel araziler, o tarihi evler, o güzel dokusu, oradaki müzik, mesela o düğünde falan. Ama mafya mensubu olmak korkunç bir şey çünkü helalinden kazanmıyor. Dehşet verici bir şey. Mesela orada yemek yiyor misafirler ama helalinden değil. Cinayet işlemiş, para kazanmış onunla yemek yiyorsun, yemek yenir mi o yemek? Çok korkunç, ona hayran olanlar, mafyaya hayran olanlar çok büyük hata yapıyorlar. Yani o filmde biz oradaki tabiat güzelliklerine oradaki doğal dokuya hayranlık duyuyoruz. Yahut bir sanat eseri varsa ona hayranlık duyarız. Ama oradaki hayata o dehşete tiksinti ile bakarız. Ne korkunç? Düğününe gidiyorsun mesela, adam öldürmüş, gasp yapmış, ahlaksızlıkla zulümle bir şeyler elde etmiş o para ile sana yemek veriyor. O yemek yenmez, haram olur, yani mafyanın yemeği yenmez, hiçbir şeyi kullanılmaz. İnsanın boğazına durur yani. Kim bilir hangi mazlumların canı yandı da oradan o para geldi oraya? Helali ile kazanılan para yenir, harcanır. Onun için mafya hayranlığı var bazı gençlerde bu çok çok çirkin ve yanlış. Yani zulme hayran olunmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz daha önceden anlatmıştınız Adnan Bey, saygı sevgi için olduğunda güzel oluyor. Bazı gençler mafya filmlerinde saygı gösterdiklerini zannediyorlar halbuki o korku oluyor, saygı da olmuyor o.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz anlatmıştınız daha önceden, saygı sevgi olduğunda güzel oluyor, bir anlamı oluyor. Bazı mafya filmlerinde siz örnek vermiştiniz gençler görüp saygı olduğunu zannediyor ona imreniyor. Halbuki o korku oluyor, saygı olmuyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, akıl almaz bir nefret var. Mesela o mafya filminde, Baba filminde kadın ne diyor eşi, adam diyor ki “Sizi kabustan kurtardım” diyor, kadın diyor ki “ama sen kendin kabus oldun” diyor. Değil mi dehşet verici bir şey? Yani evin karanlıklığı, ortamın karanlıklığı, ölüm kokuyor her yer. Onun nesine güveniyorsun? Cehennem gibi yani.

 

Akgün; senin inanmadığın o hadisler bin yıllık, bin iki yüz yıllık hadisler. Yeni yazılmış hadisler değil. Ve bu hadis oluşmuş, tahakkuk etmiş aynısıyla çıkmış. Doğru mu yanlış mı diye tartışılacak durum yok.

“Allah muhabbetinizi arttırsın” diyor Süha Aslaner. “Mason localarını da böyle kızlı erkekli görebilecek miyiz?” Masonlukta hanım olmaz, masonluğa hanım asla almazlar. Beş bin yıllık gelenek, zor iş masonluk kolay değil.

Saadettin Sener, “Hocam bu Karayılan’ı neden öldürmüyorlar?” Biz çete devleti değiliz ki, biz hukuk devletiyiz. Olur mu adamı gidip orada öldüreceksin? Adamı yargılayabilirsin, hapse atarsın. Biz idamı bile kaldırdık. Nasıl gidip adam öldüreceksin? Adamı yakalamak, tamam yakalarsın, tutuklarsın alır getirirsin, mahkeme edersin, hapse gönderirsin, öyle bir sistem yok bizde.

Taktik; Taktik sen bana taktik yapıyorsun yine. “Zaten canlı bombalar IŞİD’çi çıktı, anneler babalar açıkladılar “oğlumuz IŞİD’e katıldı” diye. Boşuna uğraşmayın bence.” Onların hepsi ayarlanıyor. Çocuk götürülürken söyle diyor annene babana, “IŞİD’e katılıyorum de” diyor. “Anne” diyor. “Ne istiyorsun?” diyor. “Ben IŞİD’e katılıyorum” diyor. IŞİD’e katılan adam ben IŞİD’e katılıyorum der mi? Şu laf mı? Onu kitabına uygun hale getiriyor adam. “Ben IŞİD kampındayım anne” diyor telefon orada, “beni ararsan kamptan ara” diyor. “Ben IŞİD’liyim haberin olsun” diyor. Eve de yapıştırıyor IŞİD bayrağını, “ben IŞİD’liyim sakın yanlış anlaşılma olmasın” diyor. Bana da diyorsun ki, buna inan diyorsun. Benim zekam bayağı iyidir, sen rahat ol. Sen gazoz iç, üstüne de kahve iç, üstüne de buz gibi bir limonata iç. Bana böyle kafalamalarla bir daha gelme. Bana sökmez bu. Ama kanun ve hukukta ne diyorsa ben onu kabul ederim. Yargıtay da eğer tasdik ediyorsa kanun ve hukuka karşı boynumuz kıldan ince. O zaman fikir beyan etmem. O fikri kabul ederim.

“İsa Mesih geldiğinde kalitesine, bakımlı olmasına, konuşmasına, güzelliğine, kıyafetine, evine, arabasına her şeyine hayran olacaklar” diyor. Bildiğiniz en iyi markalar var ya hepsini kullanacak. Araba kullanmasını çok iyi bilecek. Helikopter kullanmasını bilecek, uçak kullanmasını bilecek, çok yamandır. Atletiktir her türlü sporu da yapar. İnce belli, geniş omuzludur. Mehdi (a.s) öyle değildir boydan boya geniş Mehdi (a.s). Uylukları her yeri geniştir alnı. İsa Mesih’in her yeri kibardır yüzü falan. Ama Mehdi (a.s)’ a benziyor. Genel hatları çok benziyor, kardeş zannedecekler görenler. Yani Mehdi (a.s)’ın daha zarifi. Mehdi (a.s) çok geniştir. Yani abartılı bir genişlikten bahsediliyor, dikkat çekecek şekilde geniş.

Mafya mensupları en lüks arabayı alabiliyor. Pislik böyle kadın satıcısı ahlaksızlar alacaklar öyle mi? Haysiyetsizler alacaklar namussuzlar alacaklar ama İsa Mesih’in olmayacak zannediyorsunuz öyle mi? En alası onun olacak. En alası en güzelli.

“Hocam içimizdeki Türk düşmanlığını nasıl tasviye edeceğiz? Nasıl bir yöntem izlemeliyiz? Ben ülke topraklarında özgür değilim manen” diyor Canel Palaska. Türk düşmanı diye bir şey yok ki. Yani ırk olarak Türk düşmanı yok. Çerkez, Kürt, Laz, hepsine karşı adamlar çünkü saf Türk ırkı diye bir şey yok zaten. Saf ırk diye bir şey olmaz.

Yakup Cesur, nedir anlatmak istediğin? Bir de bu çıktı. Bir şey söylüyorlar kendi biliyor biz bilmiyoruz. Neyi kast ediyorsun? Mesela diyor ki “Niye bu kadar değiştin?” Kardeşim kilom mu değişti boyum mu? Fikrim mi? Neyi kastediyorsun? Söylesene. Allah Allah.

Veysel kız arkadaşına selam ediyorum Esra’ya. “Kız arkadaşıma Selam gönderin” diyor, ben de Selam gönderdim.

“Kuran’da neden yemin ediliyor?” Kuran’ın üslubu Allah yemin ediyor. O Kuran’a has mistik derinlik olarak insanların hoşuna gitsin diye Allah’ın yarattığı bir anlatım şekli o. Mesela küfrü Allah sürekli tehdit ediyor çok fazla tehdit ediyor çünkü küfür çok fazla. Müminlerin kalbini ferahlatsın diye. O gücü kırmak için Kuran duymadım görmedim dememeleri için çok tehdit ediyor. Fiiliyatta nasıl olur? Ahirette göreceksiniz. Allah fiiliyatta bir şeye bizim anladığımız anlamda uymaya mecbur değildir. Mesela diyor ki Allah, madde var. Maddeyi bizim anladığımız anlamda yaratmamış olabilir. Mecbur değil Allah ona, dediği doğru ama başka türlü olabilir. Mesela diyor ki “cehennemi dolduracağım.” Tamam. “Ama hayvan onlar” diyor. “Hayvandan da aşağılar” diyor. “Ölüler” diyor. Ölüyle dolduracağım diyor cehennemi ölülerle. Bitti ne anlıyorsan anla işte. Gözleri var görmez, kulakları var işitmez, kalpleri de kör diyor ölüdür onlar diyor. Sen onları diri zannedersin diyor. Halbuki ölüler diyor. Bunlarla dolduracağım diyor cehennemi. Allah’ın rahmetini merhametini kimse sorgulamaya kalkmasın, merhameti öğreten O bize zaten. Bize bir parça merhamet vermiş oradan Allah’ın merhametini öğrenmeye çalışıyorlar ama imtihan için bunlar gerekiyor başka türlü eğitilemiyor insan.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız resepsiyonda bugün 29 Ekim resepsiyonunda 1940’lı yılların Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına değinerek, o kutlamaları "Bir yanda fraklı, valsli, şampanyalı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapılırken, kapının hemen dışında, ayağına giyecek ayakkabı, sırtına ceket bulamayan, yarı aç-yarı tok hayatını sürdürmeye çalışan bir millet, şaşkınlıkla bu manzarayı seyretmektedir" dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün 81 ilden gelen vatandaşlara verdiği 29 Ekim resepsiyonunda 1940’lı yılların Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına değinerek, o kutlamaları "Bir yanda fraklı, valsli, şampanyalı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapılırken, kapının hemen dışında, ayağına giyecek ayakkabı, sırtına ceket bulamayan, yarı aç-yarı tok hayatını sürdürmeye çalışan bir millet, şaşkınlıkla bu manzarayı seyretmektedir" dedi.

ADNAN OKTAR: Niçin örnek veriyor bunu anlamadım ki?

AYLİN KOCAMAN: Şunu şey için örnek vermişti. Halkı ben şu anda davet ettim. Halkla birlikte kutluyoruz. Değişti Türkiye diye.

ADNAN OKTAR: 1940. 1940’larda kim yapıyordu ki bu işi?

AYLİN KOCAMAN: İsmet İnönü.

ADNAN OKTAR: İsmet İnönü. Tayyip Hoca çok yaman. İki üç yıl aşağısına inmiyor. O zaman tehlikeli bölgeye gelecek. Tam sınırda durmuş. Atatürk yapıyordu ama Osmanlı’nın devamı olan zihniyette kalite anlayışı durmuştu. Avrupai kalite ileri derecede kalite çok güç elde edilecek gibi görünüyordu. Atatürk de kaliteyi halka göstertmek için bizzat kendinde ve çevresinde uyguladı. Valsi gösterdi, şık giyinmeyi gösterdi, kravat, gömlek, ceket her şeyin en şık ve en güzellini gösterdi. Böyle olun dedi halka, örnek oldu. O devir çok berbattı kıyafetlerin bir kısmı, hepsi demesek de. Yani çok çok berbat bir görünümü vardı. Bilmiyorlardı halk. Halka güzel giyinmeyi şık giyinmeyi öğretti sonra 40-45’lerde falan halkın kıyafetine bakın nefistir. Ama şu an bozuldu kıyafet. Şu an özen kalmadı mesela 60’lara kadar falan hatta 70’lerde çok şıktı kıyafetler. Kadın kıyafetleri erkek kıyafetleri çok güzel, çok özen gösteriliyordu tamamen bitti yani bu iyi bir şey değil kalitenin kırılmış olması güzel bir şey değil. Ama Tayyip Hoca’nın halka sevgisi gurabaya fakire fukaraya sevgisi çok güzel. Oradan zaten oy kazanıyor yoksa öyle fevkalade bir yeteneği olduğundan değil yani halkı kucaklamasından onu akledemediler bazı yöneticiler ama Atatürk halkla iç içeydi gençlerle iç içeydi. İnönü yapmamış olabilir bilmiyorum İnönü’yü tam o konuda araştırma yapmadım. Atatürk ama üniversite gençliğiyle, halkla, yaşlılarla, dedelerle, hocalarla, çocuklarla, çiftçilerle, yüzlerce fotoğrafı vardır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz de Adnan Bey İslam’a kaliteyi getirdiniz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra. Gerçekten çok yakın zamana kadar ben tenzih ediyorum samimi bütün Müslümanlar’ı. Sanki gelir düzeyi daha düşük ve kaliteden anlamayan insanlar İslam’a yönelir gibi gösteriyorlardı. Siz de hem yakın çevrenize öğreterek göstererek kendiniz de zaten yaşayarak kaliteyi gösterdiniz ve İslam’a soktunuz şu anda.

ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah daha iyi örnek oluruz.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün bir fotoğrafını gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sofra, yemek adabı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şu kaliteye bak, şu klasa bak, şu kıyafetteki güzelliği bak. Atatürk şahane örnek oldu ama şu anki duruma bak o duruma bak.

Hüseyin, “Adnan Oktar Bey PKK ve yan ürünleri sizi düşman ilan ettiler tehditler savuruyorlar. Size ve arkadaşlarınıza dikkatli olun derim” diyor. Zaten dikkatli olun diyor Allah Kuran’da. Allah’ın emridir Müslüman’ın dikkati kapalı olmayacak. Ama çok özür dilerim de bana öyle yamuk yapacak adam daha anasından doğmadı. Doğduysa da geri gitmek ister. Yani evine geri gitmek ister.

“Adnan Bey, Hz. Mehdi (a.s)’ı gördünüz mü acaba?” Ethem Aydoğan. Alametlerini gördüm, kokusunu duyuyorum. Ama buraya gelen o Musevi Haham Sanhedrin Mahkemesi’nin Başkanı “benim burnum koku almıyor” dedi. “O yüzden ben kokusunu duyamıyorum” dedi. Ama “şu an görüyorum ve duyuyorum” dedi. Çok zeki. Çok yaşlı ama acayip keskin bakışları.

“Hocam onlar bizim askerlerimize acımıyorlar biz Karayılan’a neden acıyalım? Abdullah Öcalan’a bakıyoruz o da ne oluyor hapiste?” Sadettin Şener. Şimdi senin öfkeni anlıyorum da biz hukuk devletiyiz ama Allah vermesin mesela hukuksuz gruplar olsa onlar için kanun hukuk olmadığı için o tip bir şey yapabilir. Ama biz hukuk devleti olduğumuza göre bizde olmaz böyle bir şey.

Cafer Fuat, “Hanımlar neden zaman içinde birbirine benziyor, neden estetikle tek tip yapıyorsun?”

Bayram, “Epeydir kaşık oynamıyorsunuz Hocam özledik kaşık oynamanızı” diyor. Tamam.

“Peki Yahudi’yi veli edinmek nasıl bir şey bize ondan haber verir misin?” Fe ayna tezhebun tagin anç. Şimdi Yahudi bir hanımla evlenebiliyor musun evlenemiyor musun Kuran’a göre? Evleniyorsun. Ne oluyorsun? Veli oluyorsun. Kuran’la sana cevap verdim. Sen olmadığına dair Kuran’dan bana bir ayetle cevap ver. Bak ben sana net, asla reddemeyeceğin kesin delil sundum. Kesin delil. Sen de bana ayetle cevap ver. Bana demagoji yaparsan dinlemem.

Gökhan Gümüş, “Gözleriniz çekik” diyor. Dedeme benziyorum, ecdada benziyoruz. Hz. Mehdi (a.s) benim neyim olur? Kardeşim. Kardeş kardeşe benzer. Hz. Mehdi (a.s)’a benziyorum, Hz. Mehdi (a.s)’ın gözleri çekik olacak. Ben de aynı soydan geldiğime göre ben de o kardeşime benziyorum Hz. Mehdi (a.s)’a benziyorum. Hz. Mehdi (a.s) beni gördüğünde kardeşim diyecek. Çünkü kan bağımız da var. Her yönden kardeşim. Kardeş kardeşe benzer. Sen ağabeyine benzemiyor musun? Ağabey kardeşe benzemiyor mu? Ben de Hz. Mehdi (a.s)’ın ağabeyi mi sayılırım yaş itibariyle? Benden herhalde daha büyük de olabilir, küçük de olabilir ben tam bilmiyorum. Gördüğümde anlayacağım.

“Fuat Avni için fikriniz nedir?” Siyam Öküzü soruyor. Olsun böyle adamlar onlar da konuşsun herkes konuşsun ben hiç kimsenin konuşmasına bir şey demem. Kanuna uygunsa, hukuka uygunsa konuşsun. Ama kanuna hukuka uygun değilse olmaz tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: En çok size karşı gelen fikirleri okuyorsunuz burada.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“IŞİD’in kökü kazınmalı ve yeni İslam Birliği kurulmalı, mezhepler kalkmalı, İslam çatısı altında bütün dinler birleşmeli.” Baba Oğuzhan. IŞİD’in kökü neyle kazınmalı ama? Silahla bombayla mı, ilimle irfanla mı? İlimle irfanla. Müslüman kanı döktürmem. Bunu unutacaklar. Büyük bir dikkatle izliyorum. Müslüman kanını kim dökerse katil olur. Aman ha aman ha mazlum bir Müslümanı öldürürsen ebedi cehennemdesin. Havadan bombalama falan olmaz. Gider bir mazlum Müslüman’ı şehit edersin iflahın kesilir cehennemde Allah vermesin. 

“Benim ismim Talip” diyor bak “üniversiteli gençler topluca seyrediyoruz” diyor.

“Hocam Allah niçin kullarını bir yaratmadı? Neden kimini kör, kimini topal, kimini bedensel engelli olarak yarattı.” Selin Karataş. Sen körün aldığı sevabı görsen acayip imrenirsin. Körün cennetteki güzelliğini görsen hayretler içinde kalırsın. Topal ceylan gibi sekecek cennette. Ama aldığı sevap çok fazla. Topal olarak alınan sevap namaz kılanın sevabı topal olmayana göre kıyası kabil olmayacak şekilde. İmtihan tamamen kalkar kör, topal olmasa. Mesela düşün adamın ayağına kurşun geliyor, kurşun geldiğinde gelip sekip başka yere gidiyor. Veyahut enkazın altında kalıyor adam sapasağlam çıkıyor. Aklın ihtiyarı kalkar. İmtihan dünyası olduğuna göre bunların hepsi olacak.

BÜLNT SEZGİN: Adnan Bey Ahmet Hakan’ın bir dergide yazısı çıkmış. Başlığı “En Beklediğim Şey Mehdi.”

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan. Ne zaman yazmış bunu?

BÜLENT SEZGİN: “Son zamanlarda en beklediğim şey Mehdi” diyor.

ADNAN OKTAR: O candır o bilinçaltında onu hissetmiş. Çıksa da şu azaptan, şu acıdan kurtulsak diyor. Ahmet Hakan gönlü rahat olsun. Kanunun hukukun gücüne güvensin. Aklını başına alacak herkes. Herkes derken ilgililer. Çakallığa müsaade yok. Hayır yanlış düşünce olur yanlış fikirler olur eleştiriyoruz eleştirirsin o ayrı. Eleştirirsin ama itlikle değil. Çakallıkla değil. Saldırganlıkla değil. Ben bundan sonrası için söylüyorum. Daha önce yapanlar da tövbe etsinler.

“İmani Kurani bakış açısı açısından çok manidar” diyor. “hepimiz videoyu izledik ve kuşa odaklandık. Sayın Adnan Oktar ise “kuşa biraz daha nezaketli konuşsun” dedi” diyor, doğru.

Gülay Pınarbaşı da benimle tanışmadan önce silikon yaptırdı. Bana sorsa ben asla kabul etmezdim. Modellik yaptığı için o dönemde yapmış.

Cim Bom, “Sayın Hocam çok yakışıklısınız bu akşam. Bu güzel hanımları nereden buluyorsunuz? Hepsi aşık” diyor. Allah aşkıyla. Bulma diye bir şey yok. Allah kaderde öyle toptan yaratır. Yani sen mesela bir filme gidiyorsun. Filimin içinde orada kediler de geçiyor efendim kuşlar oluyor, insanlar oluyor.  Şimdi oradaki adama, filmdeki adama desen ki sen bu insanları nereden buldun? Bu kuşları, kedileri bu kadınlar seninle nasıl tanıştı? Bir anlamı olur mu? Bu eşyaları nereden buldun? Eşyalarla insanlarla her şeyle birlikte yaratılıyoruz. Bu filmin dışında film olmaz. Bu filme kimse giremiyor. Dışarıdan bir ilave olmuyor yani. Neyse bu film onu görürsün.

“Adnan Bey” Son Mamut; ne komik isimleri var. Nereden de akıllarına geliyor? “İslam ahlakı hakim olduğunda Mehdi (a.s) manen başa geçtiğinde dünyada nasıl bir hayat olacak?” diyor. Herkes rahat eder. Mesela bak Ahmet Hakan o canım benim o çocuk bu çileli ıstıraplı hayatın, bu korkunç gerilimli dünyanın dehşetinden hakikaten Mehdi (a.s) vesilesi ile kurtulacağına samimi kanaati gelmiş. Bu samimi kanaati. Başlık yapmaz onu. Mehdi (a.s) en yüksek vicdandaki insandır. En yüksek merhametli yani. Siyasetçi değildir. Sadece sevgi öğretmenidir. Herkesin birbirini sevmesini, şiddeti ve dehşeti ortadan kaldırır. Sevgiyi geliştirir. Herkesin birbirini sevmesini sağlar. Bak İslam sevgi şeklini anlattım. Velayet velilik. Kardeşim bak şimdi sokakta Hüseyin amca var ya mesela gidiyorsun komşuna, o senin baban ve kardeşin oluyor. Yani sen onu fakir yaşatamıyorsun. Haram oluyor.

AYLİN KOCAMAN: Kan bağı olmasına gerek yok.

ADNAN OKTAR: Kan bağına gerek kalmıyor. Yani herkes senin öz kardeşin oluyor. “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurat Suresi, 10) diyor Allah. Onu vurgulamak için. Kardeş diyor, manevi kardeş demiyor. Normal kardeşin oluyor. Kan kardeşin oluyor normal kardeş. Sadece miras hukukunda şey var. O farklı, onun dışında her şeyin ile kardeşin. Velisin. Yani onu hiçbir şekilde zor durumda bırakamıyorsun. Her şeyinden sorumlu oluyorsun. Bütün toplum herkes birbirinden sorumlu oluyor. Cennet gibi bir ortam. Asma, kesme, mafya, kabadayılık, itlik, kopukluk, kadınları dövme, kadın öldürme, kadın bıçaklama, sokak kavgaları, mafya ile otomatik silah ile arabayı tarama, PKK mümkün değil. Tahayyül dahi edemezsin. Anında biter.

“Hocam Rize’den selamlar. Kırk yıldır tebliğ yapıyorsunuz. Etrafınızda yaklaşık üç yüz kişi var. Bu kadar şevkli tebliğ yapmaya devam etmenizdeki motivasyonun sebebi nedir?” Allah’a olan aşkım sevgim. Çünkü Allah bizi yaratmış “Beni sevin” diyor. O çok ağırıma gidiyor. İnsanların Allah’ı sevmemesi ve Allah’ı unutması. O beni çok kızdırıyor. Yani çileden çıkarıyor. Bir tane Allah var. Bütün güzelliğin sahibi. Sizlerin sahibi o. Sizi bana gösteriyor. Sizi sevdim dediğimde ben Allah’ı seviyorum. Nasıl Allah sevilmez kardeşim? Bu nasıl beyindir? Nasıl akıldır? Ne oldu insanlara ben anlayamıyorum. İnanamıyorum. Benim elimden gelse sabahlara kadar devam ederim. Çok kızdırıcı bir şey bu. Nasıl Allah’a kul olmaz insanlar? Nasıl Allah’ı sevmez? Allah’ın tek bir isteği var “Beni seveceksiniz” diyor. “Sevin beni. Ben sevilmeyi seviyorum. Beni sevin” diyor. “Ben de sizi seveceğim” diyor. “Ben seni sevmiyorum” diyor. “Seninle uğraşacağım” diyor Allah. Allah o zaman senin iflahını keser işte. Belanı da verir perişan da eder yani.

“Sevgi hakkında sizden başka kimse bir şey söylemiyor. Bu yüzden topluma sevginin ne olduğunu anlatan ve öğreten tek kişi olduğunuza inanıyorum. Allah razı olsun sizden. Sevgi konusunda bir kitap da yok. Siz bu konuda anlatımlarınızı bir kitap haline dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?” Benim bütün kitaplarım sevgiyi anlatıyor. Yani tamamına hakim. Yani sevgi iyidir, sevgi iyidir denmez. Bütün kitaplarım sevginin kökenini, felsefesini gereğini, mantığını ve sevginin güzelliğini anlatıyor tamamı, hepsi.

AYLİN KOCAMAN: İman hakikati kitaplarınız var Adnan Bey hepsi zaten Allah sevgisi için oradaki anlatımlar.

ADNAN OKTAR: Bütün anlatımlar sevgiye yönelik.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ama en çok Allahualem Adnan Bey sizin gün gün anlatımlarınızı ve yaşayışınızı görünce anlayabiliyor insanlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Bir insanda olmaz zannediyorlar çünkü. Hiç inanamamışlar ona. Sizde görünce çok yerleşiyor çok etkileniyorlar.

ADNAN OKTAR: Onur Metin “Mürit olmam için ne yapmam lazım?” diyor. “Mürit olmak istiyorum” diyor. “Hocam” diyor. Bir kere hoca değilim bir. Mürit olmak için benim şeyh olmam lazım iki. Şeyh de değilim. Arkadaş olabiliriz. Kardeş olabiliriz. Samimi olman yeterli.

“Süfyan Şam’da olacak” hadisi doğru. Ama şimdi bu hadis biraz şerh edilmesi gerekiyor. Bunu ısrarla okumamı istiyorlar ama. “İslam bayrağını kızıl bayrağa çevirir” diyor. “Süfyan gelir” diyor. Yani komünist bayrağa çevirir diyor. “İslam bayrağını komünist bayrağa çevirir” diyor. Tamam da bu diğer hadislerle desteklenmesi lazım.

“Atatürk modern Türkiye’yi yaratmak istemiş. Bilgili, güzel, oturaklı, nezaketli hanımefendiler onun eseri” diyor. Bayram Kurtulmuş. Doğru, Atatürk olmasaydı burada siz bu şekilde olmazdınız. Dekolte giyinmeniz mümkün olmazdı. Efendim saçınızı boyamanız, makyajlı olmanız mümkün olmazdı, olmazdı oğlu olmazdı.

Murat Erdinç “Yanlış anlaşılmanızın nedeni orijinal bir insan olmanız. Değerli insanlar her zaman diğer insanlar açısından zor anlaşılır” diyor Murat Erdinç. Anlayan anlayacak anlamayan da bir süre sonra anlayacak.

“Sayın Hocam Hz. İsa  (a.s)’ın fiziksel özellikleri hakkında biraz bahseder misiniz?” Aşk-ı Mehdi. O dünya tatlısı bir çıkarsa rahatlayacaksınız. 2019’larda Mehdi (a.s) anlaşılır. Ama ben İsa Mesih için 2021’ler gibi düşünüyorum. En azından bir haber getireceğim. Yani inşaAllah. Ama Mehdi (a.s) anlaşılır 2019 gibi yani zahir hale gelir.

AYLİN KOCAMAN: Mehdi (a.s) anlaşılınca Hz. İsa (a.s) kendini gösterir mi bir şekilde?

ADNAN OKTAR: Hayır hayır. Olur mu? O en son aşamada. Açıkça söyleyeyim bak masonlar bu işin içinde olacak, bütün dünya masonluğu. Zaten onların görevi bu. Beş bin yıllık görevi bu. Bütün tapınak şövalyeleri, bütün Hristiyanlar, ileri gelenleri Papa dahil. Darwinist marwinist falan ama o da dahil. Ama bu Papa mı olur, başka Papa mı olur onu bilemem. Bak altını çizerek de söylüyorum. Museviler, Museviler’in ileri gelenleri. Hepsi olacak ve herkes hepimiz güvence vereceğiz İsa Mesih’e çıkması için. Devletler güvence verecek. Ondan sonra çıkacak evet.

EBRU ALTAN: Ve tam Hristiyan alemi İslam’a eğilim göstermişken.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

EBRU ALTAN: Hristiyan alemi İslam’a eğilim göstermişken.

ADNAN OKTAR: Evet, tam diyor birleşme istidadında iken. Sanki Hz. İsa (a.s) olmasa bile İslamiyet’le Müslümanlık birleşecekmiş gibi istidadındayken diyor. Cismi beşeri ile diyor. Semahatta bulunan İsa Mesih’in cismani nüzulü diyor, cismani bedenen nüzulü kati olmakla beraber diyor Bediüzzaman anlatıyor. Geldiği vakit diyor İsa Mesih, bedahaten herkesin onu tanımak mecburiyeti yoktur diyor. Ancak diyor mukarrep ve havası, seçkinler yakın talebeleri onu imanın nuru ile tanırlar diyor. Yani aklın ihtiyarını alacak hiçbir şey olmayacak onu da söyleyeyim. Modern çok kaliteli böyle biraz hafif saçı sarışın olmakla beraber ara ara kahverengi yani hani böyle jön olan şeyler oluyor ya gençler falan deliriyor. Onun en güzelini düşünün. Çok keskin akıllı, modern bir genç. Çilli el ayak her yer çilli. Burnu murnu falan çilli inşaAllah. Bayağı güzel, cildi çok güzel, saçları böyle ıslak gibi ama değil. Islak olmadığı halde ıslak gibi görünüyor. Çok zeki, konuşmalarından zaten anlarlar. Konuşma şeklinden efendiliğinden. Tevazuundan, o iddia etmez zaten. Ben İsa’yım bana inanın demez. Anlar insanlar Allahulem o diyeceğiz.

Atatürk Seymeni “Hocam iyin yayınlar. Siirt Eruh Dikboğaz’dan selamlar”. Aleykümselam. Bütün Eruh’a, selam. Siirtliler’e selam. Bütün Güneydoğu’ya, bütün sevenlerimize hepsine selam. Bütün kendini hoca zanneden ilahiyatçıları ona katlar yüzle çarparsınız” diyor. Yok canım bende ilim irfan nerede? O hocaların eline su dökemeyiz biz. İlim yönünden hakikaten ama samimi olduğumu söylüyorum. Sevgim doğru samimiyetim doğru. Ama alimlerin yanında biz neyiz? Hiç.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Akıllı ve vicdanlısınız.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir makam verilecekse eçhelü cahil makamı alabilirim o kadar. Başka bir makam olmaz.

“Hocam biraz sizin güzel müziklerinizden dinleyelim mi?” diyor. Dinleyeceğiz daha dur.

“Allah aşkı ile sevdiğim 2021 gibi Hz. İsa (a.s) anlaşılacak ama 2021’den önce müminler Hz. İsa (a.s)’ı göremezler mi?” Görürsün de başını belaya sokmaya kalkarsın olmaz. Ne yapacaksın görüp? Ne yapacaksın, ne faydan olur? Sadece başını belaya sokacaksın. Faydan olacaksa kitap dağıt, İslam’ı anlat. Hz. İsa (a.s) sana ne yapsın? İlk yapacağın iş ağlayacaksın, bağıracaksın onu ele vereceksin. Gidip anlatacaksın ele bunu. Olacağı bu yani. Polis gelir diyecekler “siz efendim kimliğinize bakabilir miyiz?” Kimliği yok. “Annen baban kim?” Annem babam yok diyecek. “Öldü mü?” Hiç yok diyecek. Allah esirgesin akıl hastanesine götürmeye kalkarlar o zaman. Allah vermesin yani. Şakası olur mu? Elektroşoka sokmaya kalkarlar. “Annem babam yok ben annesiz babasızım” dese nasıl olacak? “Bilmiyorum geçmişimi hatırlamıyorum” diyecek ne olacak? Uğraşılır mı böyle bir şeyle? Etrafındaki adamlara da sorarlar “ne işiniz var bu insanla?” demezler mi o zaman? Çok tehlikeli bir şey. Yani Mehdi (a.s)’nin başına bela olmak için Mehdi (a.s) ile tanışılmaz. İsa (a.s)’ya bela olmak için başına bela olmak için Hz. İsa (a.s) ile tanışılmaz. Faydan olacaksa koruyacaksan tanışacaksın. Baş belası olmak için olmaz. Seni tenzih ederim de kimse o. Yerlere yatarak bayılarak falan bir görse birisi hemen gider ihbar eder. “Bir acayiplik var haberiniz var mı buradan?” der yani olmaz. 

Niyazi Pınarbaşı. Bak bunlar da üniversite gençliği topluca seyrediyorlarmış maşaAllah.

“Hocam maşaAllah çok zinde ve bilge görünüyorsunuz. Lütfen ismimi söyleyin” diyor. Mustafa Eyren. “İyi geceler.”

Kadınlar yani güzel bir kadın temiz bakımlı bir kadının böyle badici bir tipten hoşlanacağını zannediyorlar. Göbeğindeki Ramazan pidesi gibiyse, pazıları böyle kanatlarını açacak. Kadın diyecek ki ah diyecek böyle bittiğini söyleyecek. Kardeşlim senin ne kadar zavallı olduğunu biliyor o. Günde kaç kilo et yemen gerekiyor bilmem ne falan. Sürünüyorsun. Kadın onu aramaz. Kadın senin imanın var mı, akıllı bir kadın derinliğin var mı? Allah’a teslim olmuş musun? Akıllı, zeki misin? Tutkuyu biliyor musun? Aşkı biliyor musun? Ona bakar. Merhametli, şefkatli misin? Değil mi? Karşındaki insan. Kadın değince bunlar acayip bir varlık zannediyor. Bir görür pide gibi karnını havalara uçar zannediyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kadınlara sormakla akıllanır.

ADNAN OKTAR:  O sana öyle geliyor. Sen hayran hayran aynada kendine bakarsın. Kadın için o hiçbir şey ifade etmez. Kadın için senin aklın, derinliğin, tutkun, samimiyetin, candanlığın, ufkunun genişliği, güzel olan her türlü ahlaki tavrın onlar etkiler. Temizliğin, beden temizliğin. Afif olman, erkek fahişe gibiyse kadın tiksinir. İğrenir, önüne gelenle yatıyorsun. Cinsi sapıklarla yatıyorsun. Kadınlarla yatıyorsun, helale harama dikkat etmiyorsun. Kadın tiksinir iğrenir. Mikrop da alabilir senden ayrı. Niye senin mikrobuna bulaşsın? Niye senin pisliğine bulaşsın? Niye tertemiz bedenini senin pisliğin ile kirletsin? Onu düşünmüyor. Bu arkadaşları tenzih ediyorum ben de genel olarak bazı mantıklar açısından diyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Kendisini yaratan kendisini her şeyi vereni Allah’ı takdir edemeyen bir insan bir kadını takdir edemeyeceğini bütün kadınlar bilir, aklı başında bir kadın.

ADNAN OKTAR: Ben bunu her zaman söylüyorum. Sen diyorum Allah’ı tanıyamıyorsun önce Allah’ı fark edemiyorsun. Nasıl kadını fark edeceksin, o güzelliğini fark edeceksin? Allah’a sadık değilsin. Kadına nasıl sadık olacaksın diye her zaman anlatıyorum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bizim sizi bu kadar sevmemizin tek sebebi, sebebin en büyüğü inşaAllah sizin Allah’ı sevmeniz.

ADNAN OKTAR: Tabii vefa.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ona bir türlü inanamıyorlar. Bu gerçek, buna inanabilirler.

ADNAN OKTAR: Allah’a vefa göstermeyen insana vefa göstermez. Allah’a sadık olmayan kadına sadık olmaz. Merhameti bilmez.

EBRU ALTAN: Allah’ı sevmeyen kimseyi sezmez.

ADNAN OKTAR: Tabii. Her zaman anlattığımız bir şey bu.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Biz sizin Allah’a olan sevginize ve korkunuza an an şahit oluyoruz. Dolayısıyla bize olan sadakatinizden, sevginizden de emin oluyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Eçhelü cahilim diyorsun ama her bahiste görüş bildirmek her konuyu yorumlamakta üstat derecesinde mahirsin” diyor. Beni konuşturan da Allah. Benim ki hocalık değil. Benimkisi Allah’ın kalbime ilham ettiği bilgiler. Samimi olursa insan bu şekilde bilgi aktarır. Ama hoca bir eğitim almış insana derler. Alim diye medrese eğitimi almış insana derler, ben medrese eğitim almadım. Bir hocanın rahle-i tedrisinde bir eğitim almadım. O anlamda eçhelü cahilim. Ama tabii ki ilhamla, Allah’ın verdiği ilhamla samimi olarak fikirlerimi aktarıyorum. Ama fikirlerim de genellikle hep doğru oluyor. Ama yanlış olduğunu söylersen düzeltirim ayrı mesele, ispat edersen. Ama ben Kuran’la konuşuyorum. Kuran’la konuşuyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) üniversitede eğitim almadı. Medrese eğitimi de almadı. Sadece elinde Kuran vardı. Ama aklı vardı. Ha aklıma laf söyletmem. Çünkü mümin akıllıdır. Kuran konusunda, Kuran’a hakimiyetim de iyidir. Yani o yönde buna alim diyorsan bir insana o anlamda tamam. Ama ben din eğitimi alan hoca değilim, alim de değilim, mürşit de değilim, şeyh de değilim. Diğer alimlere göre baktığımda da hakikaten eçhelü cahilim. Öyle bir ilime sahip değilim. Çünkü adamların Arapçası var. Farsçası var. Dil eğitimi almış. Siyer eğitimi almış. Hadis eğitimi, ben öyle bir eğitimden geçmedim. Öyle bir bilgim yok o anlamda söylüyorum.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey Allah “kime hikmet verdiyse büyük bir nimet vermişizdir” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Evet. “Her konuda üstatlık derecesinde” diyorsun o da senin takdirin. Yani anlattıklarıma hiç kimse karşı çıkmadığına göre yani karşı delil veremediklerine göre her anlattığım isabetli olduğuna göre doğru demektir. Çünkü diyorum ki aksini bana yazın en sert ifadeleri bile yayınlıyorum. Mesela ayetle konuşun ayet gösteremiyorlar. Bir şey olduğunda hep ispat ediyorum. Tamam o zaman.

“Yakışıklı Hocam, IŞİD de PKK gibi Müslüman katili. Lütfen PKK gibi IŞİD’den de nefret edin” diyor. Ben Müslüman’dan nefret etmem. Ben Müslüman’a merhametle, şefkatle yaklaşırım. La İlahe İllaAllah diyor mu bu insanlar, Muhammeden Resulullah diyor mu? Tamam. Müslümandır bunlar. Ben onları ancak emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münkerle uyarırım. Ne öldürülmelerini isterim, ne de öldürenlere müsaade ederim, ne de nefret ederim. Yanlış yönüne buğz ederim, yanlış hareketlerine buğz ederim ama asıl buğz edilecekse onlara o yanlış bilgileri veren kitapları yazanlara buğz etmek lazım. Peygamber (s.a.v.)’in getirdiği tertemiz vahye karşı yanlış dehşet verici hükümler getiren, sahte hükümler getirenlerle asıl mücadele edilmesi lazım. Ama onlarla da dehşetle değil, ilimle.

Laleş Kobane; "Polis karakolu duvarının üstünde PKK, Marksist, Leninist, komünist partisi sloganları var. Karakol, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi sempatizanlarının yanı başında nasıl karakol oluyor?" O karakola öyle yazı yazdıysanız polis siler onu, dert değil. Bir ara silerler.

Yahudi diye bir şey yoktur, Yahudi bir kavimdir, Yehud kavmi vardır, Beni İsrail vardır yani Yakupoğulları, Hazreti Yakup (a.s)'un manevi evlatları.

AYLİN KOCAMAN: Kuran'da da zaten hep İsrailoğulları diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, Beni İsrail diye geçer. İşte ecdadım Hazreti Ali (r.a)'ye dayanıyor. Hazreti Ali (r.a)'den sonra da şeceremi yayınladık. Kafkasya'ya gelmelerinin nedeni de orada bir Seyyid kıyımı vardı. Seyyid kıyımından kurtulmak için oraya geldiler. Bu sefer Rusya Seyyidleri şehit etmeye karar verince de Seyyidlerin şeceresini çıkardı Rus hükümeti, o şecerede dedemin ismi de var onlar Ankara'ya gelmişler Bala'ya benim dedemler. Bir kısmı başka yere gitmişler dolayısıyla tabii ki soyumda Çerkezlik de var ama ana kol Seyyid ve Şerif.

"Sen Seyyid değilsin. Sahte belge. Ruslar’a bir kaç dolar versen herkes Seyyid olur" diyor Alp Kağan Odabaşı. Bunalmış. Hadi o belge sahte diyelim; dedemin dedesi o da Seyyid, onun da belgesi var, onu ne yapacaksın? Onun dedesinin dedesi de tarihe geçmiş Seyyidler bunlar, o da Seyyid. Onun dedesinin dedesinin dedesi, o da Seyyid; hepsi tarihe geçmiş. Tarih kitaplarını da mı parayla bastırdık yani o devirde? Bin üç yüz yıllık belge sunuyorum, bin üç yüz yıllık silsile halinde; hangi biri sahte olacak? Rusya'nın da pek sahteye benzemiyor, asmışlar çünkü bir kısmını. Sahte; o nasıl oluyor?

AYLİN KOCAMAN: Onların amacı başkaymış zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii yani asmak için liste çıkarmış. Bize iyilik olsun diye yapmamışlar ki ve dedelerim kaçmış; Türkiye'ye kaçmışlar, o belgeleri görünce. Ve bir kısmını yakalamışlar, asmışlar Seyyidlerin. Dedemler maşaAllah uyanık olduğu için onlar kaçmış. Yani belge sahte değil ama keşke sahte belge olsaydı da adamlar kurtulsaydı. Adamların hepsinin Seyyid olduğundan emin olduğu için asmışlar.

"Seçimden sonra duracak mı bu olaylar Hocam?" diyor. Şöyle olabilir, hükümet belki eski stile dönebilir. Ama bu da çok tehlikeli olur, PKK yeniden palazlanır. Veyahut ezmeye devam eder PKK'yı zaten bana verdikleri, bizlere verdikleri, halka verdikleri söz "ezeceğiz" diyorlar. Kanunla hukukla; aksi olursa zaten çok ayıp olur.

"Adnan Hocam, sizi çok seviyoruz" Çetin Özhan, "Size bir sualimiz olacak nikahsız birliktelik ne kadar doğru? İlk defa gayrimeşru ilişkim oldu" diyor. Haram. Allah Kuran'da açıkça bunun dışına çıkarsanız haram" diyor. Nikah zor bir şey değil ki git nikahlan, evlen. Gayrimeşru ilişkin olduysa onun için de tövbe etmen lazım, günaha girmişsin. "Gözlerini haramdan sakındırsınlar." O ayeti göndermişsin, "ferçlerini de haramdan korusunlar. Göz zinası yok demiştiniz. Önceki iki tweet onunla alakalı ayet" diyor. Gözlerini haramdan sakındırsınlar; hem kadınlara hem erkekleredir, kadınların cinsel organına açıksa bakamazlar, göğüslerine de açıksa bakamazlar. Ancak kimler bakabilir? Nur Suresi'nde o liste verilmiş. Bakamazlar; cinsel organına ve göğüslerine. Ama sen "yüzüne" diyorsun, "yüzüne bakmak göz zinası" diyorsun; Kuran'da öyle bir ifade yok.

Metin diyor ki Hocam iyi geceler cehennem ehlinin neden çoğu kadındır?" Bak, uydurma hadise inanmış. "Halbuki annelerimiz eşlerimiz de kadın" diyor. Sen hurafeye inanmazsan iş bitecek. Onu diyenler asıl cehennemde olacak, o iddiayı yapanlar. Allah'a yalan söyledikleri için.

"Delikanlıların Kralı Hocam" Delikanlı alemi karışır öyle deme, delikanlı aleminin krallarından de,

AYLİN KOCAMAN: Gerçi her delikanlı sizi kral olarak kabul eder.

ADNAN OKTAR: Ama tamam da sen çıkar da dersen “Ben delikanlı aleminin kralıyım.” Bütün delikanlılara çok acımasız bir şey olur. Olmaz. “Sen de delikanlısın, ben de delikanlıyım” diyeceksin öyle kurtarır.

"Delikanlıların Kralı Hocam, MaşaAllah PKK'ya, acımasız katillere, dünya devletlerine gerektiğinde siyasilere; hepsine gereken dersi veriyorsunuz. Sevgiyle, saygıyla, iyilikle, merhametle öğretiyorsunuz" diyor Harun.

Enes Kemendi; "Merhaba Hocam oradaki bayanlar neden çok güzel merak ediyorum?" diyor. Allah öyle gösteriyor, Allah öyle yaratıyor.

“Çok değerli Adnan Bey, çok değerli kardeşlerim yapmış olduğunuz hizmet takdire şayandır. Yalnız sizden Atatürk'ümüzle ilgili dini konuşmaları hakkında, Atatürk'ün dini konuşmaları hakkında daha çok bilgi ve belge bekliyoruz. Çünkü Atatürk'ü dinsiz gösteriyorlar. Bu da milletimizi bölüyor, ayrıştırıyor."

AYLİN KOCAMAN: "Samimi Bir Dindar Atatürk" kitabınız var.

ADNAN OKTAR: Atatürk'le ilgili çok kitabım var. O kitaplarımdan haberdar edelim de alsınlar. "Lütfen bu konularla ilgili kitaplar hazırlarsanız" diyor. Kitapları biz ta on beş-yirmi yıl önce hazırladık. "Mehdiyet konusunda bilgimiz çok arttı. Severek dinliyoruz. Sizi seviyoruz. Allah emeklerinizi zayi etmesin." Şahin Kaya, "Selam, sevgi ve dua ile" diyor. Atatürk'e kimse bir şey yapamaz. Boşa uğraşıyorlar, dindarlığını ben anlattım o konu bitti. Şu an bir çırpınış görebiliyor musunuz? Eskiden bayağı çırpınıyorlardı. Şimdi Kemalist diyen kendine, Atatürk'ü dinsiz tanıtan, dinsiz zannedip ona uyanlar; bir kere Kemalistlikten vazgeçtiler. Atatürk'e olmadık hakaret eden bazı dindarlar da vardı onlar da vazgeçti. Niye? Çünkü Atatürk'ün samimi bir Osmanlı delikanlı, gerçek bir Müslüman olduğunu ispat ettik. Boş yere çırpınıyorlar.

AYLİN KOCAMAN: CHP bile çizgisini değiştirdi sizin açıklamalarınızdan sonra.

ADNAN OKTAR: Tabii.

"IŞİD'den nefret etmenizi istemek çok yersiz. Zaten Mehdi (a.s) diyecek ki 'Yazık size ne kadar çok kan döktünüz.' diyecek, IŞİD ve taraftarlarına öyle diyecek, eleştirecek, dolayısıyla tebliğle sevgiyle yapacak. Siz de Mehdi (a.s) talebesi olduğunuz için böyle bir şey denmesi yersiz." diyor, doğru söylüyor.

Selaletain; "IŞİD'in İslam’la hiçbir ilgisinin olmadığını düşünüyorum. İslam’ı karartmaktır tek amacı, bu konuda ne diyorsunuz?" Oğuz Nesim. Olur mu? Ehli Sünnet düşüncesini tam uyguluyorlar yani hiç kusursuz uyguluyorlar. Konu Ehli Sünnet kitaplarındaki yanlışlıklarda. Şia’da da var bu, çok yanlış uyguluyorlar. Kuran'a uysalar bu olmayacak. Bu asma, kesme, doğrama hep hadislerden kaynaklanıyor, uydurma hadislerden. IŞİD de bunu uyguluyor. Yani IŞİD aslında halis, samimi Müslümanlar’dan oluşuyor. Bilgi kaynakları yanlış o yüzden bu hataya düşüyorlar. Bu şiddet ve dehşetin kaynağı, yanlış olduğunu bilmiyorlar ve onu ibadet olarak uyguluyorlar; çok büyük hata oluyor tabii.

"Hocam Hazreti Musa (a.s)'da kekemelik, konuşma bozukluğu var mıydı?" Yanlış söylüyorlar. Heyecanlandığında dili tutuluyordu yani cümle kurmakta zorlanıyordu.

Atatürk'e bir şey denmesinin lafı zamanı geçti. Benim olduğum yerde Atatürk'e kimse bir kere yamuk yumuk, yandan yönden, oradan buradan hiçbir laf edemez. Bu konu kapandı. Zaten çok cılız şu an dikkat ederseniz. Kimse gıkını çıkaramıyor. Niye? Çünkü ben çok kapsamlı anlattım. Kitaplarla, dergilerle, yazılarla ben bu konuyu bitirdim. O yüzden Kemalistler de içine kapandılar. Eskiden çok güçlüydü Kemalistler, baktılar ki Atatürk dindar hiç işlerine gelecek gibi değil, bıraktılar. Dindar görünen Atatürk karşıtları da baktılar ki Atatürk dindar; yapacak hiçbir şeyleri kalmadı.

Bediüzzaman diyor ki; "Dinsizlik ve deccaliyet cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet, birlik neticesinde deccaliyet cereyanını galebe edip dağıtacağı istidadında iken" bak, galebe edip dağıtacağı istidadında iken yani deccaliyeti darmadağın edecek güçte iken "alemi semavatta cismi beşerisiyle bulunan şahsı İsa Aleyhisselam" yani insani, dünyevi bedeniyle, etiyle, kemiğiyle bulunan bizzat İsa (a.s)'nın şahsı diyor, şahsı İsa Aleyhisselam "o dinin hak cereyanın başına geçeceğini yani Hristiyan-Müslüman cemaatin başına geçeceğini bir muhbiri sadık (Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisleri) ve bir Kadir'i Külli Şey'in vaadine istinat ederek” yani Kuran ayetlerine istinat ederek “haber vermiştir. Madem haber vermiş haktır, madem Kadir'i Külli Şey Allah vadetmiş Kuran'da, elbette yapacaktır." diyor. İsa Mesih (a.s)'in inişi kesin.

Şimdi Atatürk'ün dindarlığı ile ilgili kardeşlerimiz merak ediyorlar halbuki bizim kanallarda Atatürk'ün dindarlığı senelerden beri yayınlanıyor ve bu iş bitti. Ama yeni gençler bazen bilmiyorlar onlar da öğrenecekler.

Evet şimdi bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü