Harun Yahya

Sohbetler (30 Ekim 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor.

Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey ekranda çok yakışıklı görünüyorsunuz, gerçekte kamera sizin hakkınızı vermiyor, çok çok daha yakışıklısınız.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, samimi kanaatin olduğunu anlıyorum, internetten gelen mesajlarla da. Bu güzel bir şey, ne güzel.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey talking me.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Sayın Erdoğan bu akşam bir televizyon programındaki konuşmasında şunları söyledi; “Bu ülkenin bayrağı belli hilali yıldızı olan al bayrak. Bu ülkede bayrakla derdimiz yok diyenlerin, teröristlerin cenazelerinde tabutların üzerinde PKK paçavrasını sardıklarını görüyoruz. Bu oyuna gelmeyelim. Bu vatan tüm topraklarıyla bu milletin vatanıdır. Sen bu topraklarda operasyon yapamazsın. Şurası benim burası benim diyemezsin. Amed ne demek ya, Amed ne demek? Türkiye’nin tamamı 7 siyasi bölge ve bugüne kadar böyle gelmiş. Sen bunun üzerine yeni operasyonlar yapamazsın yaptırmayız. Daha önce başkaları da yapmaya kalktı müsaade etmedik. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. 780 000 kareyle bu vatan tektir bayrak, millet, devlet tektir.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Tayyip Hocam, gereğini yapacak gibi görünüyor bu sefer bizi bir hayli bunaltı ama sonunda sözümüzü dinledi, Allah’a şükür. Kaç yıldan beri uğraşıyoruz. Bu adamlara operasyon yapın, polis gereğini yapsın, asker gereğini yapsın, bunları kazıyın. Güneydoğu’ya gidemiyoruz dedik. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri kongre kaynaklarına göre, Barack Obama yönetimi sınırlı sayıda askerden oluşan bir özel operasyon gücünü Suriye’ye yerleştirecek. İddialara göre Obama yönetimi, Amerikan askerlerini, askeri danışmanlık vermek amacıyla Suriye yerleştirilmesi konusunda kısa süre içerisinde açıklama yapacak.

ADNAN OKTAR: Askeri danışmanlar onları ne takar. Eğitiyorlar adamlar, eğitildikten sonra komple IŞİD’de geçiyor. Gurup olarak. Nasıl adam öldürülür nasıl adam kesilir öğretiyor Amerika. Amerika adam öldürmeyi öğreteceğine insanlar neden sevilir? Sevgi nedir? Şefkat nedir? Merhamet nedir? Dostluk nedir? Arkadaşlık, affedicilik nedir? Derin sevgiyi nasıl yaşarız? Bunları öğretsin. Nasıl adamı boğma teliyle boğarsın? Bomba nasıl patlatılır? Adam nasıl öldürürsün, bunları öğretiyor Amerika. Ondan sonra da adamlar onlara saldırıca şaşırıyor. Sen öğretiyorsun işte. Değil mi? Adam öldürmeyi öğretmek, yıllardan beri yaptığın yöntem ve hep başını belaya soktu. Binlerce Amerikan askeri intihar etti bu yüzden, o acılı gerilimli hayata dayanamadılar. İnsanlar sevgiye göre yaratılmış. Sen gece gündüz adam öldürmeyi öğretirsen, zulmü öğretirsen, onların ruh dengesini bozarsın. El kadar çocuk onlar. 20, 21 yaşında delikanlı daha çocukluktan yeni çıkmış onlar, daha annesinden babasından yeni ayrılmış. Sen onlara oturup zulmü dehşeti acımasızlığı öğretirsen ve onun körpe ruhunu kaldırmaz. Ondan sonra gidip intihar ediyorlar, ya deliriyorlar, ya intihar ediyorlar. Amerika bu zulüm politikasında vazgeçsin. Sevgi merhamet üzerine kurulu bir sistem olması lazım.

AYLİN KOCAMAN: Günde ortalama 22 asker intihar ediyor.

ADNAN OKTAR: Ne korkunç bir şey. Özelliklede askerler, sürekli intihar ediyorlar. Çocukları delirttiler adeta.

OKTAR BABUNA: 50.000 tane eski asker sokakta yaşıyormuş.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi çocuklara.

ECE KOÇ: Savaş sonrasında süreli tedavi görüyorlar çok fazla kişi hastanelerde.

AYLİN KOCAMAN: Genelde hep Irak’ta görev yapmış askerler, intihar edenler, psikolojik tedavi görenler.

AYŞE KOÇ: Onun için özel klinikler var, tedavi görüyorlar.

ADNAN OKTAR: Yazık çocuklara. Amerika’nın bunu görmesi lazım artık.

“Sevgi ruhun gıdasıdır” diyelim.

“Hocam, İsa Mesih tekrar dünyaya geldiğinde, eski yaşadıklarını hatırlayacak mı?“ O zaman imtihan kalkar. Allah hiç kimseye ayrıcalık vermez, Allah’ın adaletine uygun değil. Hiçbir mucizede de, aklı ihtiyarını kaldıracak şekilde olmaz. Hiçbir şekilde de olmamıştır şimdiye kadar. Mesela İncil okuyanlar var, Tevrat okuyanlar var. “Vay” diyor “o devirde keşke bende olsaydım, görseydim.” Hiçbir şey olmazdı, gayet makul karşılardın ortalı karşılayacaktır, aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir şey olmaz. Peygamberlerde imtihan oluyor çünkü. Oluyor, onun tahmin ettiği gibi olmuyor.

AYLİN KOCAMAN: Daha önce anlatmıştınız Adnan Bey, Hz Musa (a.s) deniz yarılıyor hemen arkasından kendi kavmi puta tapmaya yöneliyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

AYLİN KOCAMAN: Mucize görmüş olsalardı öyle bir şey anlatmaya yanaşmazlardı diye anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Ve kırk yıl boyunca başın bela oluyor. Adamların konuşma üslubu falan çok laubali baya saygısızlar, “senin yüzünden biz bu hale geldik” diyorlar. Bizi bırak, yeniden dönelim Firavun’a köle olalım” diyorlar, “mercimek acur salatalık yemek istiyoruz, soğan sarımsak yemek istiyoruz, bakla yemek istiyoruz” diyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok çok küstahlar.

“Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorlar, çektiği çilenin ne kadar şiddetli olduğu buradan anlaşılıyor. Bir Peygamber ki kavmi sözünü hiç dinlemiyor. Ne kadar korkunç bir şey. Mesela bir kişi çıkıyor hemen sözünü dinliyorlar. Mesela altından buzağı yapıyor, hemen tapmaya başlıyorlar.

Evet, Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’da 15 Ekim de okul bahçesinde indirilen Türk bayrağını önce öpüp, ardından da çeken gönderi çeken ailesine, terör örgütünün yaşamı adeta dar ettiği ortaya çıktı. “Çocuklar o günden bu yana aldığı tehditler nedeniyle okula gidemezken, anneleri de kimseyle görüşemez hatta evden çıkamaz oldu.” Baba Mehmet Hanefi; “‘senide burada çalıştırırsak, beni de tehdit ederler’ denilerek işten çıkarıldı. Çocuklarımızla gurur duyuyoruz bu bayrak hepimizin bayrağı, bu vatan hepimizin vatanı. Tek isteğimizde terörün bitmesi ama bize yaşamı dar ettiler“ diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Eğer hükümet, o insanları orda kurtarmazsa, o zaman PKK’nın galibiyetini kabul etmiş olur. Ne yapacak? O insanları güvenli bir yere alacak, güzel maaşa bağlayacak, çocukları güzel okutacak, üstünü başını verecek, ödüllendirecek adeta. En iyi hayat şartlarında yaşatarak en iyi karşılığı vererek ve en iyi korumayı yaparak ödüllendirecek aksini yaparsa, bu hükümetin çok aleyhine olur. PKK’nın galibiyeti demektir. Allah esirgesin, karşı bir mantıkta artık savunamaz ondan sonra, çok zor olur, çok kötü bir örnek olur. Derhal telafi edilsin. Çocuklar en iyi şartlarda okutulsun, babası annesi akrabaları hepsini koruyup kollayalım. Bulundukları yerde de bunu çok rahat yapabilirler, çok çok rahat yapılabilir. Bin bir türlü çözüm olur buna. Aksi çok çirkin olur. Haber bekliyoruz Tayyip Hocam’dan. Bak çocukları aldı götürdü oraya Saray’da, iltifat etti gönüllerini, aldı bu hoş. Ama bu çocuklar ızdırap çekmeye devam ederse, ailesi ızdırap çekmeye devam ederse, saray götür o zaman dersler ki adamlar “gösteriş için götürdüler, kullandılar” derler. Çünkü gerçekten koruyan her şeyi yapar. Aksi, felaket bir görüntü olur, çok çok kötü olur. Tayyip Hoca yakışanı yapsın.

Yine Güneydoğu’dan değerli kardeşlerimiz arıyorlar. Siirt’ten korucular; “Hocam“ diyorlar, “toplu halde izlemeye alıştık“ diyorlar. “Selam ve saygılarımızı iletiyoruz.” Aleykum Selam.

“Arkadaşlar, PKK’nın ne zaman biteceği hakkında bilgilerinizi istiyoruz” diyor. PKK’nın bitişi, eğer hükümet iyi bastırırsa, hallolur. Zor bir şey değil. İstihbarat, asker, polis eğer son derece rahat olurlarsa, tamam.

Opsisif Baytar Ortadoğu ajanı; “ Hz. Musa (a.s)’ın asasının, ahit sandığında olduğu söyleniyor, eğer bu doğruysa, o kadar uzun süre ahşap bozulmadan nasıl kalabiliyor?’’ diyor. Benim kanaattim, asanın bir parçası olabilir. Çünkü asası uzun Hz Musa (a.s)’in, kendisi iki metre zaten. Yani öyle küçük bir şey değil. O sandık o kadar büyük bir sandık değil. Yaklaşık şu büyüklükte falan bir sandık. O tabletin parçası. Kırdığı tablet anladığım kadarıyla, onun bir parçası.

"Hocam bir peygamberin Allah ile konuşması nasıl olur?" Vasıta ile oluyor, yani mesela çalıdan bir ses geliyor veya bir şeyden ses geliyor, öyle oluyordur. Yani Allah ile hiçbir zaman için, insanların bildiği anlamda görüşmek mümkün değildir.

Leyla; "En iyi spor hangisi tavsiyeniz nedir?" Bana göre doğal sporlar. Ama sana göre yürümek olabilir. Hiç bilmiyorum.

Kolpaçino; "Korumanız var mı?" Var, Allah koruyor. Elhamdülillah.

Uyuyan Adam; "Hocam peygamberler neye göre halüsinasyon gördüklerini değil de, vahiy aldıklarını düşünürler?" Vahyin düzgünlüğünden, akıcılığından, güzelliğinden anlarlar. Mesela ilk şeyde Peygamberimiz (s.a.v.) biliyorsunuz çok heyecanlandı ama çok şiddetli baygınlık geçirdi, Cebrail (a.s)’i görünce. O da sıktı onu sıkınca daha da tedirgin oldu. Koşarak indi biliyorsunuz. Doğru Hz. Hatice (r.a)’ın yanına, “örtün beni örtün beni” diye. Örttüler üstünü hakikaten. Ama annemiz sakinleştirdi. Anlattırdı ona, nedir olay nasıl oldu diye, "sen dedi hiç çok sakin ol, öyle bir şeyden de tedirgin olma. Gördüğün Cebrail (a.s)" dedi "Sen de peygambersin" dedi. Bak kadın görüyor musun? Kadın ilk yapan kadın bak duyduğun vahiy diyor, gelen Cebrail (a.s), sen de peygambersin diyor. Hiç tedirgin olacağın bir şey yok diyor. Öyle deyince, bir kişi destekleyince, hanımı da dürüst akıllı bir kadın, o devrin en zeki kadını, çok zeki bir kadın o Hz. Hatice (r.a). Sakinleşiyor, yoksa tek başına olduğu için, çok çok tahmin edilemeyecek derecede tedirgin olmuş baygınlık geçirmiş. O derece, çok zor Allah vermesin. O heyecan o ürküntü çok zor bir şey. Başkası olsa Allah esirgesin, kalbi durabilir yani. Çünkü ufukta görüyor “bütün ufuğu kapladı” diyor ayette, yani mesela ne bileyim 100 kilometre falan kanatlı bir varlık. Güzel yani insan görünümlü varlık 100 kilometre falan üstüne doğru geliyor, yaklaşıyor yaklaşıyor gittikçe de hacmi küçülüyor, yaklaştıkça yine ama kanatlı, gelip yanına “iyice yaklaştı” diyor, bir de “sarktı” diyor yukarıdan üstüne sarkıyor. Yani buna dayanabilecek insan ben bilemiyorum. Birde gelip sıkıyor, sarılıp sıkıyor, o da bayılmış tabii, baygınlık geçirmiş. O ne derse desin orada, Allah vermesin tabii etkileniyor ama o korkuyu atamıyor üzerinden. Cebrail (a.s) korkma demiyor zaten. Sadece "oku" diyor. "Ben okuma bilmem" diyor. O zaman iyice tedirgin olup, koşarak aşağı iniyor. Allah'a şükür ki yokuş aşağı iniyor yani. Yukarı doğru olsa.

“Zeyt bin sabit der ki "Resulullah (s.a.v.)’in yanında oturuyordum derken vahiy durgunluğu gelip, Resulullah baygınlaştı." Vahiy geldiğinde anlıyorlar. Rengi atıyor Peygamber (s.a.v)’in, yüzü beyazlaşmaya başlıyor diyor.

AYLİN KOCAMAN: Her defasında.

ADNAN OKTAR: Evet, her defasında durgunlaşıyor zaten. Terlemeye başlıyor, o zaman yüzünü örtüyorlar. "Resulullah baygınlaştı. Kendisinin dizi, benim dizimin üstüne düştü" diyor. "Ve müthiş bir ağırlık oluştu bir anda" diyor. Dizimin üstüne dizi yani dizim neredeyse ezilecekti diyor, o derece diyor. Üstüne müthiş bir basınç geliyor. Onu yani tabii bizim bilimsel olarak değerlendirmemiz olmaz da, orada yer çekimi Cebrail (a.s) için ayrı oluyor, yer çekiminden etkilenme, Peygamberimiz (s.a.v.) için ayrı oluyor. Cebrail (a.s) için yer çekimi olmuyor. O rahatça uçuyor, çıkıyor, oradaki o farklılıktan meydana gelen bir şey, yani Cebrail (a.s)’ın boyutu oraya oturduğu için, yer çekimi akıl almaz şiddetleniyor. Yanı çok şiddetli bir yer çekimi oluyor. Sahabeler de bunu fark ediyorlar ve onlarda söylüyorlar, "müthiş bir ağırlık oluşuyordu" diyorlar. "Bir basınç oluşuyordu" diyorlar. Oradan da sahabelerin kanaati geliyor, yani vahyin gerçekliğine. Çünkü o da bir harika. Yani bir tek onda olan bir şey değil, hepsinde oluyor basınç. Şiddetli basınç ve ağırlık.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bedeninin o kadar gücü olmayan bir insan kaldıramazdı.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çok sevimliler. Vahiy gelirken melekler, kanat çırpmaya başlıyorlarmış, heyecandan. Çok sevimli.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir kadının peygamber olmamasının hikmetlerinden bir tanesi de onun gibi görünüyor olması, bedeni.

ADNAN OKTAR: Yani tabii tabii çok müthiş bir baskı var. Vahiy kalktığında, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tülbentini açıyorlar, su gibi ezberden ayeti zaten nefis bir dil o. Yani taklidi mümkün değil ve upuzun ayet. Nefes kesilmeden hepsini okuyor. Ağzını kıpırdatıyor, Allah diyor "sakın ağzını kıpırdatma" diyor. "Biz sana onu ezberleteceğiz" diyor. O, unuturum diye tedirgin oluyor. “Sen sakın müdahale, etme biz sana zaten ezberleteceğiz" diyor Cenab-ı Allah. Ezberlenecek bir durum yok, yani insan yapamaz onu, ezberleyemez. O kadar düzgün ve uzun bir ayet. Mümkün değil. Vahiy katipleri o arada yazıyorlar tabii. O ezberden hepsini söylüyor. Kemik parçası işte kendi yaptıkları parşömen oluyor bazen, bazen yaprak büyük yaprak üstüne yazıyorlar. Ama süratli de ezberliyorlar kendi aralarında ezberliyorlar, hafızlar muhafaza ediyorlar. Çünkü kemiğin muhafazası güç. Yani uzun sure muhafaza etmişler öyle ama olmaz. Asıl hafızlar. Mesela binlerce hafız oluşmuştu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Yavaş yavaş ağırlaşıyor Peygamber (s.a.v), ağır bir sıkıntı basıyor, yüzü bazen kızarıyor, kıpkırmızı oluyor, gözlerini kapıyor, başını önüne eğiyor, nefes sıkılaşması oluyor, terlemeye başlıyor, vahiy sona erinceye kadar böyle oluyor.

"Üstadım PKK’nın öğretmenlere gönderdiği tehdit mektubu hakkında ne düşünüyorsunuz?" Mesela bu tehdit mektubunda, hükümet on misli daha şiddetli davransın. Operasyonların çapını on misli daha arttırsın. Mesela çocukları tehdit ettiler ya, çocukları tehdit ettikleri bölgede, en şiddetli operasyonu yapsın. Hallaç pamuğu gibi atsın ortalığı. Yaptığına pişman etmek çok önemlidir. Dediğine pişman etmek. Bak yaptığına pişman etmek, dediğine pişman etme. Keşke demeseydim dedirtmek, keşke yapmasaydım dedirtmek çok önemlidir. Yani Tayyip Hoca gereğini yapsın, bizde duyalım. Bak o el kadar sabilerin intikamı alınsın. Bu çocuklara bu lafı keşke demeseydik dedirttirsinler, babalarını da keşke tehdit etmeseydik dedirttirsinler. Mesela bu tehdit mektubunu, elim kırılsaydı da, yazmasaydım dedirttirmek lazım. Ve bunu hemen bekliyoruz, hemen. Hepsini alıp içeri soksunlar, hapse. Şey o anlaşılıyor, “Peygamberimiz (s.a.v) beşeri sıfatına suretine soyunup, melek sıfatı suretine bürünüyordu” diyor, yani madde olmaktan çıkıyor. O şey ondan oluyor, basınç. Yani boyut farklılığından oluyor olabilir. “

Yücel Emekçi; “Büyük Kürdistan, büyük İsrail'in neresindedir? Bu konu hakkında ne düşünüyorsun Hocam?" Büyük İsrail, şu an İsrail düşünmüyor. İnsanı çok az, üç milyon adama sen milyonlarca kilometre toprak vereceksin, ne yapsın adam onu? Ne yapsın, nerede kullansın? İsrail de bile kayboluyorlar, mevcut topraklarda kayboluyorlar, bomboş her yer. Toprağa falan onların ihtiyacı yok. Büyük Kürdistan istemeleri, onu Evanjeliklerin bir kısmı istiyor. Müslümanlara büyük bir Armageddon olacağını inanıyorlar savaş, o savaşta kiralık katil aşağılık bir güruh olarak bir deccal ordusu olarak pislik bu cinsi sapık haysiyetsizleri kullanmak istiyorlar, Müslüman katili olabilecek tiyniyette girdikleri için. Bir katil sürüsüne ihtiyaçları var, bunları da diyorlar ki, potansiyel katil sürüsü varken kendi adamlarımızı kullanmayalım, bu pislikleri kullanırız Müslümanları şehit etmekte diyorlar. O kadar, konu bu. Yanı büyük Kürdistan’dan kasıt budur. Yani büyük PKK, büyük Stalinist devlet. Kürdistan demekte doğru değil ona.

"Hocam, Artvin'den selamlar." Artvin'e de benden selamlar. "Hocam, big bang teorisi ne kadar doğrudur?" Namık Ahmet. Kuran’a uygun, deliller uygun, makul öyle olduğu görünüyor.

"Adnan Bey, bu ahir zamana da hakikaten inanıyor musunuz? Mehdî gelecek, siz çok akıllı birisiniz, bunlara nasıl inanırsınız." İşte akıllı olduğum için inanıyorum. Aklım olmasa inanmazdım zaten.

"Hocam selam. Mehdî talebeleri, kıyamet günü neler yaşayacak anlatır mısınız?" Hz. Mehdî (a.s) talebesi kalmaz o vakte, Müslüman kalmıyor zaten.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz bir hadis okuyorsunuz Adnan Bey, herkesin nutku tutuluyor. Gerçekten insan yeniden iman ediyor, her seferinde. Kâbe'nin üzerine mesela bir saat kulesinin gölgesi düşmesi, hiç kimsenin reddedemeyeceği bir delil, maşaAllah.

AYLİN KOCAMAN: Müslümanlar yine de görür mü kıyamet gününü?

ADNAN OKTAR: Yok, yani mezardan görecekler. O devir yaşanacak gibi değil ki. Kıyametin kopmasından az bir süre önce, belki bir sene önce de olabilir, ilk bir ikinci sene olabilir, “Allah güzel bir rüzgar gönderir” diyor, “hoş kokulu bir rüzgar, o geri kalan müminlerin canlarını alır” diyor. Evinde otururken, mesela kalbinden ölüyor. Birisi trafik kazasında ölüyor, hepsi de vesile olur yani. Ama hepsini öldürecek diyor Cenab-ı Allah. Hepsinin canını alacak diyor. Kıyamet çok dehşetli bir şey. Yanı canlı bir Müslüman’ın görmesi olmaz. Mezardan izliyor ama onu mutluluk içinde. Bediüzzaman diyor ki; "kış gününde sıcak bir evde yoğun kar yağışını tipi insan nasıl mutluluk içinde seyreder” diyor, “kendi menzillerinden sürur ve saadet içerisinde seyredecekler" diyor. Yani televizyondan seyreder gibi diyor. Yani film seyreder gibi, mesela kıyamet filmi seyrediliyor, o filmi seyreder gibi seyreder diyor.

Mümin, ölümünden itibaren, ölüm oluştuğu itibaren hiç ona korku yok, Allah'ın verdiği söz. Ve canları alınırken de öyle bir şey yok. Güzellikle canları alınıyor.

AYLİN KOCAMAN: Müminler için “onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” (Yunus Suresi, 62)

ADNAN OKTAR: Bir de tabii bütün ömrü müminlikle geçmiş bir insan, “ölüm anında acaba imanımı muhafaza.” Bu bir şeytani vesvese. Bunu hiç kaile almalarına gerek yok. Böyle bir şey olmaz. Yani içten bilinçaltındaki iman esastır. Yoksa kafasına birçok şeyler gelebilir yani, onların hiç geçerliliği yok. Allah onun bütününe bakar. O şekilde olmaz. Yani o anda gelen vesveseler bin bir türlü kafasına bir şeyler gelebilir, onlar geçerli olmaz ki, zaten de olmaz yani. Ölüm anında tam Hakke’l yakin imanı gelir. Bir adam Azrail (a.s)’ı görür de güzel yüzünü, nasıl imanı gider? Olacak iş mi? Bilakis, imanını güçlendiren bir şey. Ama geçerli değil artık. Yani Azrail (a.s)’ı gördükten sonra imanda yeni bir şey oluşmaz. Yani bir üstünlük oluşmaz. Gerileme de olmaz, üstünlük de oluşmaz. Zaten aniden geçer. Birden bu perde kalkar, geçer. Öyle uzun uzun değil. Yani onlar da zannediyor ki “bayağı bir şeyler var.” Öyle bir konu yok. Ama canının çekilişini bilir, canının vücudundan çekilişini görür. Rahatsız edici bir çekilme değil. Yani ağzına doğru yaklaşır ruhu. Zaten biliyor o. Ama yani onu yaparken zaten Azrail (a.s)’ı görmüş oluyor. Yani o mutluluk ruhu, huzur ruhu her yerine hâkim oluyor. Kâfirde çok şiddetlidir. Allah vermesin. Ama kâfir de gerçekten kâfir oluyor. Yani küfür tam oturmuş. Onun için müminin vesvese etmesine gerek yok. “Acaba inanıyor muydum, inanmıyor muydum? Şu muydu Bu muydu?” Bilinçaltındaki samimi imana derler iman diye. Yoksa insanın aklı zaten gelir gelir gider. Yani her şeye gidebilir, kayar. Mesela şu doğru mu bu eğri mi filan. Beyin bu. Acayip fırtına şeklindedir beyindeki fikirler. O onunla ilgili değil. Onun adı vesvesedir, yani iman oturmuş bir şeydir. Yani bilinçle vicdanla iç içe olan, iç samimi kanaate derler. Yani mümin onu zaten hiçbir şekilde bırakmak istemez, ödü kopar. Yani imanını asla bırakmak istemez. İşte imanını bırakmak istememesi, imandır. Yoksa vesvese gelir, zaten onun yüzünden düşünüyor. Mesela Hazreti İbrahim (a.s) diyor ya “Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim, bu en büyük" demişti.” (Enam Suresi, 78) diyor. “Batıyor bu” diyor. “Ardından ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: "Bu benim rabbim" demiş” (Enam Suresi, 77) “Batıyor bu” diyor. Ama bilinçaltında iman ediyor. Bir kere Allah’a inanmış yani. Allah’a inanmış, sadece vasfını araştırıyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “En çok Allah’ın velilerine vesvese gelir, iman şüpheye karşı mücadelenin adıdır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında çocuklar babalarını, ailelerini bırakıp Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına geliyorlar. Çok Mekke müşrikleri de acayip öfkeleniyorlar. O devrin azgın enaniyetli büyükleri var. Toplanıyorlar, “ne diyelim?” diyorlar. “Çoluğu çocuğu herkesi etkiliyor” diyorlar. Mesela “kızlarımızla görüşüyor, etkiliyor, ailelerinden koparıyor. Çocuklarımızla görüşüyor, ailelerinden koparıyor.” Hazreti Ali (k.v) mesela küçük yaştayken ailesinden kopup geldi. “Büyücü diyelim” diyorlar. “Hipnoz yapıyor” yani “etkiliyor, öyle diyelim” diyorlar. Bu sefer halk arasında onu yayıyorlar, kimse de etkilenmiyor. Hipnoz çok münasebetsiz bir iddia. İnsanlar daha da merak ediyorlar, “acaba nasıl oluyor?” gibisinden. Ama Ömer (r.a) süper yani, maşaAllah tam kabadayı o. Ömer (r.a), Müslüman oluncaya kadar Kâbe’nin yanında namaz kılamıyormuş Müslümanlar. O Müslüman olunca şaşırmış, “niye gidip Kâbe’de namaz kılmıyoruz?” falan demiş. “Aman” demişler. “Yok” demiş. “Ben şimdi gidiyorum” demiş. Kâbe’nin yanına gelmiş, “çocuğunu öksüz bırakmak isteyen, karısını dul bırakmak isteyen” uzun bir liste saymış. “Var mı?” demiş, “varsa ben Müslüman oldum” demiş. “Açıkça da ibadetimi yapacağım” demiş. Müşrikler iptal.

Benim anlattığım Kuran ayetleri. Yani “bu konu nereden anlatıyorsunuz?” diyor. Ayet, Kuran ayeti. Yani daha önce anlattığım. Yani canının alınırken vahiydir acı çekmeyeceği. Tevrat ve İncil’de de geçer bu konular.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. Yumuşacık çekip alanlara” (Naziat Suresi, 1-2)

ADNAN OKTAR: Evet.

Mert; “Hocam, büyük bir dikkatle izliyorum şu an” diyor.

Arzum Barın; “iyi akşamlar Hocam. Bir sohbetinizde, Türkiye’nin uzun menzilli füze ve benzeri silahlar üretmesi gerektiğini söylemiştiniz. Bu aralar yerli üretim silahlarımızın tanıtımı yapılıyor, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?” Uçaksavar silahlar çok önemlidir, uçaksavar roketler, füzesavar roketler. En hayati bunlardır birincisi; füzesavar ve uçaksavar. İkinci olarak da, uzun menzilli balistik füzeler. Mesela beş bin kilometre, on bin kilometre menzilli füzeler. Mesela bu İran’da var. İran titretiyor ortalığı. Yani daha da mesela aşan, on beş bin kilometre, yirmi bin kilometre menzilli füzeler, muazzam caydırıcı olur. Bir de kısa menzilli füzeler olması lazım. Mesela bin kilometre menzilli, beş yüz kilometre menzilli, böyle ağır savaş başlığı taşıyan füzeler. Askeri cepheye sürmene gerek olmaz. Öbür türlü, topu olay yerine getirmen gerekiyor. Tankın, topun menzili belirli, yani o kadar uzun olmuyor. Onun için top menzilinin çok çok daha uzun menziline giden roket gerekiyor. Yani can kaybı olmaz, kolaylık olur. Ve caydırıcı.

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini, sürekli aklından tutuyormuş Hazreti Ömer (r.a). Çok öfkeliymiş normalde, onun için yanında hep Kuran okurlarmış. Ve öfkesi geçiyormuş o zaman. Acayip celalli bir insan. “Ey Ömer, bugün Allah için ne yaptın?” diye kendine sorarmış, her akşam.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye akıllı bomba olarak da nitelendirilen müşterek doğrudan saldırı savaş malzemesi satışını onayladı. Türkiye’nin satın almayı planladığı malzemelerin bir kısmının güdümsüz bombaları, CPS destekli sistemlerle her türlü hava şartlarında kullanılabilir. Akıllı bombalara dönüştürmede kullanıldığı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Ama daha hala Amerika’dan teknoloji almak falan. Bizim bilim araştırma merkezlerimiz var, bilim teknik araştırma kurumlarımız var. Yani biraz ayıp oluyor böyle bir zamanda. Almanya bile ta 1940’larda, jiroskop kontrollü uzun menzilli roketler yapıyorlardı. V1, V2 roketler. Bu nedir böyle? Çoktan yapılması lazım. Bizim eski programlar olurdu bayramlarda, orada geçen roketler var ünlü HJ marka roketler. Koskoca hantal roketler, nereye gideceği de belli değil, güdümlü de değil. Böyle şey olur mu? Eski soba borusu gibi. Yani güdümlü ve anında mesela uçağı havada anında yakalayacak, roketi anında havada yakalayacak roketler geliştirmeleri lazım. Yani rokete karşı roket. En acil olan budur. Sonra da uzun menzilli ağır savaş başlığı taşıyan roketler. Ondan gerisi yok tank, top falan, onların hiç geçerliliği yok. Tank, bir tane tanksavar roketiyle tamamen imha edilebiliyor. Tek bir tanksavar soketle. Mesela küçük bir bombayla bile imha edilebiliyor. Ağırlığı tanklara vermenin âlemi yok. Veyahut akrepler, şunlar, bunlar. Küçük bir bombayla veyahut bir molotof kokteyli ile etkisiz hale getirilebiliyor onların açısından. Bunlar pek bir yöntem değil.

İnsan Deneyleri; “Hocam, merhaba. Bu kanalların kapatılması doğru mu? Haber alma özgürlüğünün kısıtlanması.” Kapatılıyor mu? Kayyum mu atanıyor? Kayyum atanıyor. Şu an yayın yok mu?

CEYLAN ÖZBUDAK: Şu an yayın yok.

ADNAN OKTAR: Müslüman’ın bir mezar hayatı yok, onu yanlış söylüyorlar. Yani mezarda beklerler, öyle bir şey yok. Diyor ki “cennet gibi olur.” Cennet gibi olursa cennettedir işte. “Cennet gibi bir ortamda” diyor. Niye cennette olmasın o zaman? İki tane cennet olmaz ki, bir mezar cenneti. Bir tane cennet var. Doğru, cennette yani. Kıyameti de o cennet ortamında seyreder. Kâfirlerin konumunu da, hepsini de orada seyreder.

Ali Bağcıoğlu. “Ulusal Güvenlik yasası çıkması gerekiyor. ABD ve Avrupa ülkeleri gibi ülkeye.”

“Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, Hz. Mehdi (a.s) arayışı var mıydı?”

Yok, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra arıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) varken, Hz. Mehdi (a.s) aranır mı? “Vefatından hemen sonra” diyor.”

AYLİN KOCAMAN: Vefatından hemen sonra mı?

ADNAN OKTAR: Hemen sonra. Yani zaten rivayette de diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından hemen sonra, safların arasında sahabeler Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlardı” diyor. Namaz kılan Müslümanların arasında bakıyorlarmış tek tek yüzlerine hangisi benziyor diye. Hani gelir de haberimiz olmaz gibisinden. Ama çok şekerler, o mahzunlukla herhalde bir teselli aradılar Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra. Yani sevecek, böyle güvenecekleri. Gerçi Hazreti Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a) vardı ama onlar yine ona rağmen, Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar. Hazreti Ebubekir ve Ömer diyor; “Hz. Mehdi (a.s)’a üstün olamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), hadiste. “Birçok peygamberden de üstündür” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)”

TRT Kürdi’ye gece gündüz dedik ki; “PYD’nin işlediği cinayetleri, zulmü belgesel yapın, yayınlayın” dedik. Yani “oturup halayla vakit geçirmeyin” dedik. Nihayet yapmışlar, yayınlamaya da başlamışlar. Hele şükür.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bu akşamki konuşmasında, sizin hep vurguladığınız şekilde, “terörist ayrı, Kürt ayrı” vurgusu yaptı. Ve “bu gece Suriye’den saldırı yapmak için bombayla geçenlerin yakalandığını” söyledi. “Bizim mücadelemiz Kürt kardeşimle değil, terörle, teröristle. Oradan kalkıyor ‘Kürt insanı öldürüldü’ diyor. Dürüst ol. Semtimize uğramış değil ama Kandil’den ahkâm kesme. Sen kimsin? Sizin silahınızla katliam peşindesiniz. Canlı bombalar üretiyorsunuz. Suriye tarafına kaçarken yakalananlar var. Yedi kilo TNT. Bunlarla kaçarken yakalandılar. Bunları yakından takip ediyoruz. Ben diyorum ki, benim Kürt vatandaşımla teröristi yan yana getirmeyin. Terörist haindir, alçaktır, ihanet içindedir, benim Kürt kardeşim ayrıdır.”

ADNAN OKTAR: Bak, daha önce bu “haindir, alçaktır, pisliktir” hiç denmiyordu. Hiç devlet kademesinden bu sözleri duyamıyorduk. Bak, şimdi Tayyip Hoca gittikçe bu üsluba doğru yaklaşıyor. Ve bu üslubu da uyguluyor, bu güzel. Otuz kere dedim bak, “hain olduklarını, alçak olduklarını, pislik olduklarını söyleyin” dedim. Bayağı nezaketli bir dil kullanıyorlardı. PKK’ya böyle nezaketli bir dil kullanılır mı? Tayyip Hoca’da güzel gelişmeler var.

Canan Doğan; “Allah’ı aşkla seven, Allah için yaşayan, durmaksızın Allah’ın nimetlerini anlatan, Allah’ı yücelten, seni sevmemek mümkün mü?” diyor. Ne güzel.

Mina Yılmaz, Mina nikâhsız ilişki haramdır, olmaz. Helali olmazsa, haramdır.

“Sayın Üstadım, ‘önümüzdeki günlerde daha büyük olaylar olacak’” demiştiniz. İşte Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar devam edecek olaylar.

“Hocam, IŞİD’le Nusra arasında fark var mıdır?” Yaklaşık aynı görüşteler, hepsi aynı. Gelenekçi, Ortodoks İslam anlayışındalar, Sünni, gelenekçi Sünni anlayıştadırlar. Dolayısıyla zamanla hepsi düzelecek. Doğru yola kavuşacak, şiddeti ve dehşeti bırakacaklar.

Ben hiçbir kanalın kapatılmasını istemem. Ama kanuna, hukuka da saygılı olmak lazım. Bir de kanalların da, samimi yayın yapması gerekir. Samimi yani doğruya doğru, eğriye eğri. Yani katı taraf kızdırıcı ve rahatsız edici olur. İnsan seyretmeyi istemiyor. Doğru bilgi hakkını elinden almış oluyorsun. Yanlış yönünü anlat, sana anlatma demiyoruz ki. Doğrusunu da anlat. Doğruyu anlatsan ne kaybedersin? Yani bizim ulaşamayacağımızı mı zannediyorsun? Doğruyu anlatmamak, aldatmaktır. Bu doğru bir hareket olmaz.

“Adnan Bey, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini nasıl yorumluyorsunuz?” Rale. Atatürk, bütün hayatı boyunca hep isabetli hareketler yaptı, akılcı tavırlar gösterdi, bayağı şık, delikanlı bir Osmanlı yiğidi. Yani burada böyle rahat oturabiliyorsak, Atatürk vesile oldu. Kim bilir nasıl olacaktı Türkiye, düşünemiyorum yani. Herhalde Darwinizm’in kalesi olurdu. Abdülhamit bütün okullara dağıttığına göre Darwinist eğitim için kitapları, çık işin içinden çıkabilirsen. Ama şu anda da tabii Darwinizm’i hükümet, devlet bütün okullarda okutuyor.

“Adnan Bey, ilerleyen zamanlarda insanlar artık cinleri de çok rahat görebilecekler mi?” Serap. Alışırlarsa görebilirler. Eğitilmeleri lazım, yoksa korkarlar, tedirgin olurlar. Eğitilirlerse, imanlarını arttıran mühim bir husus olur. Ama benim hayret ettiğim de, cinlerden ölümden sonraki hayata inanmayan çok fazla var. Duvardan geçiyorsun artık ruhsun görmüyor musun? Artık gözünle görüyorsun. Ayette diyor Kuran’da; “Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı.” (Cin Suresi, 7) diyor. Ahiretin varlığından şüphe içindedirler. Büyük bölümü de inanmıyorlar. “Bu hayattan sonra hayat yok” diyor. Bir de az buz da yaşamıyor. İki bin sene, bin beş yüz sene filan yaşıyorlar. Duvardan geçiyor, her yerden geçiyor. Mesela adamın Amerika’ya gidişi dönüşü üç beş saniye içinde oluyor. Bir de oraları kolaçan ediyor. Ama diyor; “ben ölümden sonra dirileceğime inanmıyorum.” Seni daha önce yoktan var eden, sana bu gücü veren “bunu devam ettiremez” demen mantıklı mı? Ve ayrıca ruhsun, görüyorsun ruh olduğunu. Adamda buradakiler de ruhun varlığına inanmıyorlar. Onlar da ölümden sonra hayata inanmıyorlar. Yani illa bir şeytanlık, illa vesvese, illa bir bozuk kafa olabiliyor insanlarda da, cinlerde de.

Soner Baştaş; “Bu müzik eşliğinde, yaptığınız sohbetlerle insanların bilinçaltına yerleştiğiniz doğru mu?” Doğru. O müziğin içinde senin beyin frekanslarını tam etkileyen özel sistemler var. Benim ses tonumda da özel frekanslar var. Bu beyninle iletişime geçiyor ve sen de etkileniyorsun böyle. Ben ne diyeyim bunlara?

AYLİN KOCAMAN: Sohbetlerinizden çok etkilenince herhalde yazdı.

ADNAN OKTAR: “Her halde olsa olsa böyle bir şeydir” diyor. Sen benim samimiyetimden etkileniyorsun, doğru konuştuğumdan etkileniyorsun. Yoksa özel dalgalar falan, seni sarıyor değil.

Fikret, sen söyleyecek misin bir şeyler?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, seçimden sonra iç savaş çıkacak iddialarına da cevap verdi. Daha önce bu iddiayı Taha Akyol dile getirmişti. Şöyle diyor; “Allah göstermesin bunların herhangi bir güç devşirmeleri bölgede sıkıntıları daha da artırır. Bölgeye huzur getirmez. Nerede iç savaş geliyor? Ülkeyi korkutmak istiyorlar. İç savaş ne? Biz kefenimizi giyerek yola çıktık. Bunlar böyle bir şey yaparlarsa, bedelini çok ağır öderler. Biz bu ülkeyi atalarımızdan devralırken, atalarımız Çanakkale’deki Kurtuluş mücadelesini veren atalarımızdır. Buraya gelen Kürt kardeşlerim, Selahattin Eyyübi’nin evlatlarıydı. Vatan, millet, inanç, din bunlarda yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, yıllardan beri böyle tehdit ederlerdi. Bak, kaç yıldan beri bu devam ediyor. “İç savaş çıkartırız, ayaklanırız, işte metropoller cehenneme döner, ortalığı birbirine katarız.” “Isıracak köpek havlamaz” derler. Varsa öyle bir marifetin yahut pisliğin göster, cevabını da alırsın. Yani çok ahmakça PKK’nın tehditleri.

Çocukluk arkadaşlarım benden bahsediyorlarmış, “evin önünde oynardı” diyor, “giydiği elbise her zaman tertemiz, ütülü ve düzenli” olduğundan bahsediyor. Köyde de çocukluğumuzu anlatıyorlar görenler. Akşama kadar ağabeyimle benim elimde oltalar, benim mızrağım, sırtımda oklarım falan, belimde mantar tabancası. Mızrak da ayı saldırırsa, mızrakla kendimi korumak için. Ayı ne takar mızrağı, direkt yer yani. Önce pirzola niyetine mızrağı yer. Ayılar çok şeker hayvanlar.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Türkiye’deki Okul Kitaplarında Evrim Aldatmacası

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Birazdan bayan arkadaşlarımız sohbetleriyle sizlerle birlikte olacaklar.

Masaüstü Görünümü