Harun Yahya

Sohbetler (31 Ekim 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Ahmet Yasin Hocam’ı sevmeyen adamın benimle işi olmaz. Sakın ha, onu sevecek herkes. Şeyh Mehmet Efendi’yi de. Onu sevmeyen beni de sevmiyordur. Şeyh Nazım Hazretleri’ni. Eğer ona laf söylüyorsa benimle hiç işi olmaz o adamın. Dünyalar tatlısı benim Şeyhim. Ne şeker, her gün oturduğu yere “Oraya, kazın beni oraya gömün” diyor. Kedi de ayrılmıyor yanından. Ne efendi insan. Mesela bak cenazesini bekletebilir, insanlar rahatsız olmasın diye efendiliğe bak “hemen gömün” demiş. Vefatından sonra hiç bekletmiyor mesela ikindiye geldiyse hemen ikindiye hiç vakit kaybetmedi süratle gömüldü. O da onun nezaketi efendiliği. Canım benim son gününe kadar, benden bahsetmişler komaya da girmişti artık gözleri yaşarmış, sadece o kadar yapmış. Dünyanın en tatlı şeyhi benim Şeyhim, en şekeri balı. Allah cennette Resulullah (s.a.v.)’in sofrasında Şeyhimiz’le sohbet etmeyi, yemek yemeyi nasip etsin.

Şeyh Mahmut Efendi canım benim o da çok efendidir. Bayağı nezaketli, kibar, hürmetli, asil insandır. Devlete millete sadakati yüksektir, anarşi-teröre şiddetle karşı tam Osmanlı efendisi çok nezih bir insandır. Biraz rahatsızlandı ama Allah’a çok şükür sağlığı yerinde. Cenab-ı Allah onun vesilesiyle belki ömrünün uzamasına vesile etti, değil mi? Belki çok yoracaktı kendini şimdi çok titiz bakılıyor. Mühim olan şuuru açık, aklı yerinde hafızası yerinde, konuşması yerinde makul bir insan, inşaAllah. Zor konuşuyor ama anlaşılıyor fakat şuuru çok iyi bayağı keskin.

Şeyh Ahmet Yasin Hocam bana Mersin’den mandalinalar göndermiş ama hakiki mandalina böyle yapraklı mapraklı falan. Öyle bulamazsın manavda falan. Çok mübarek, mütevazi, mazlum, asil mükemmel bir Şeyh Efendi. Şeyh Nazım Hocamız durduk yere sevmez, durduk yere seçmez.

Evet biri bana bir şeyler söylesin konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: İlahiyatçı Yazar Mehmet Paksu “Kıyamet alametlerinin yüzde kaçı çıktı?” sorusunun yanıtını aramış. Kuran’a göre alametler büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ve küçük alametlerin de neredeyse hepsi çıkmış. Paksu; “Buna göre dünyanın fazla  bir ömrünün kalmadığı kanaatine varırız” diyor.

ADNAN OKTAR: Küçük alametler. Yavaş yavaş anlamaya başlamışlar iyi. Akıl almaz bir direnç var. Ahir zaman deyince sanki adama küfretmiş gibi geliyor duymak dahi istemiyor fenalık geçiriyor. Mesela Nur talebesiyse oraya bir daha sokmuyorlar. Adam diyor ki “Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatır mısınız?” “Aman aman seninle işimiz olmaz hemen git.” “Hz. İsa Mesih (a.s)’ın zuhurunu anlatır mısınız?” “Aman aman işimiz olmaz.” “İttihad-ı İslam” “aman sakın ha ağzına alma.” Bu nasıl bir iş?

Fikret bir şey söyle de konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi 16 sanıklı KCK davası için yazdığı gerekçeli kararda emsal teşkil edecek önemli tespitlere yer verdi. Kararda “Devlet organlarına paralel yapısı nedeniyle KCK’ya paralel devlet yapılanması demenin uygun olacağı kanaatine varılmıştır” denildi. Gerekçeli kararda terör örgütü KCK yapılanmasına ilişkin şu tespitler yer aldı; “Silahlı terör örgütü KCK’nın PKK ile organik yapısı, açıklanan amaç ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, üye sayısı, sahip olduğu silahlı ve zorlayıcı gücü itibariyle devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden cebren ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeyi elverişli silahlı terör örgütü niteliğinde bulunmaktadır. PKK kazanımlarını devam ettirmek gayesiyle PKK KONGRA-GEL adı altında yasama meclisi kurmuş, bu meclis tarafından da KCK sözleşmesi adı altında anayasa kabul edilmiştir.”

ADNAN OKTAR: Anayasayı tağyir, tebdil, ilgaya cebren tam teşebbüs. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevinden cebren mene, hepsine giriyor. Normalde karşılığı idamdı eskiden, kayıtsız şartsız idam.

“Allah sevgisi mi Allah korkusu mu?” Allah korkusu deyince bunlar tabancadan bıçaktan korkmak gibi anlıyorlar. Allah korkusu Allah’ı darıltmaktan çekinmek, O’nun sevgisini kaybetmekten çekinmek. Şimdi seni belaya uğratıyor ama rezil kepaze olmuş oluyorsun, Allah ile aran bozuluyor. Sevse de seni keşke belaya uğrasan? Ne olur ki? Hiçbir şey olmaz havalara uçarsın. Kafan kopsun, bacağın kopsun yeter ki Allah sevsin yani, değil mi? Kıymeti yok ki şehit oluyor adam, ağzı burnu her yeri paramparça oluyor, Allah’ın sevgisinden oluyor. Şimdi orada dehşet verici olan nedir? Allah’ın sevgisini kaybetmek korkunç olan o. Tabii, Allah seni sevsin cayır cayır yanarsın ateşte, gönlün güllük gülistanlık olur. Ateşten kimsenin çekinmesi olmaz, Allah’ın dostluğunu kaybetmek ıstırap verici olan orada. Onu anlamıyorlar. Sırf sanki ateşten korkmak gibi falan düşünüyor. Sen O’nun Allah’ın muhabbetini sonsuza kadar kaybetmiş oluyorsun bu müthiş bir felaket.

“Yağsın başıma taşlar yağmur gibi Allah için olduktan sonra” diyor. Çok güzel olur. Ama Dost’un dostluğunu kaybedersen mahvoldun gittin. Istırap orada.

Burcu, “Adnan Bey, sizce son yıllarda ülkemizde boşanmaların artmasının ardındaki sebep nedir?” Adam bakıyor iki kolu var, iki bacağı var normal bir insan. “Ben buna niye ömrümü vereyim ki?” diyor. Bir de yemeğini yiyor onun, parasını alıyor. “Oho” diyor adam, “benim paramı götürüyor bu, yemeğimi götürüyor, kıyafetlerim gidiyor, evde de başımda biri vardı burada” diyor. “İki kolu iki bacağı var ben bunu niye tutayım ki?” diyor. İşte Allah aşkıyla sevmezsen böyle olur. Allah’ın tecellisi olarak görmezsen böyle olur. O güzel canlarıma bir çocuk doğurtuyor, tabii o çocuk doğurduğunda vücut çok ciddi şekilde deforme oluyor, her yeri bozuluyor. Çünkü bağ dokuyu açan bir sistem devreye giriyor çocuğun rahat doğması için vücudun her tarafı gevşiyor. Burnu genişliyor, ağzı genişliyor, karnında bacaklarında her yerinde değişiklik oluyor yani deformasyon oluyor. Bakıyor doğurduktan sonra oho, “Bizim aldığımıza bak şu andaki hale bak” diyor. “O zaman ben bir an önce kurtulayım bundan” diyor. Dikkat edin hep çocuk doğumundan sonra apar-topar hemen boşarlar. MaazAllah neuzübillah hele de bir kanser falansa “Çok güzel tedavini de yaptırayım da” diyor “Allah kalbimdeki aşkı aldı” diyor. “Aşk böyle bitermiş demek ki” diyor. Ahlaksızlık yapma haysiyetsiz herif adiliğinden yapıyorsun. Vefasızsın, çakalsın, sevgisizsin, merhametsizsin. Bir kadın kanser oldu diye boşuyorsan sen küçük adamsın, adilik yapıyorsun. Ama başka nedenlerin varsa ayrı, bilemem ama sırf o nedenden çok ahlaksızca bir şey. Onu öyle sokakta bırakmak, perişan bırakmak, ölüme terk etmek dehşet verici bir şey. Cinayet yani alenen cinayet. “Bana ne?” diyor. Ne demek sana ne? O sana güvenmiş gelmiş, değil mi? “Senin parçanım” demiş ömür boyu sana teslim olmuş. Ve sen hastalandığında sana bakmaya niyet etmiş. Niye ahlaksızlık yapıyorsun? Niye zulüm yapıyorsun? Ama diyorum ya başka bir nedenleri olabilir o ayrı mesele ona bir şey diyemem. Allah aşkıyla olmazsa böyle olur. Kızlar da hiç önem vermiyorlar. Malı var mı onu soruyor önce, parası var mı, araban var mı? Adam sana arabasını, malını, parasını vermez. Allah için sevmezse seni süründürür. “Atsın imzayı da gerisi gelir” diyor. Öyle bir şey olmaz, o imzayı sana yedirir o öyle bir şey olmaz. İmzayı attığın gibi sen, sana boşanmaya da imzayı attırırlar. Sen zorla onu götüremezsin ki. Adam dövüyor sövüyor, küfrediyor, eve başka kadın getiriyor, eve uğramıyor, para vermiyor kadın ne yapsın evde tek başına? Mecbur oluyor boşanmaya. Küfrediyor “git babanın evine” diyor falan, ahlaksızlık yapıyor, zulüm yapıyor. Kız çocuğu ne kadar dayanabilir? Annesi babası da diyor ki “Dövsün yavrum eşindir ne olacak gayet normal” diyor. “Küfrediyor” diyor, “etsin” diyor. Ağzı burnu patlamış geliyor “olsun” diyor. “Öldürecekmiş” diyor “Sen boş ver bir şey olmaz” diyor. Çekip vuruyor ondan sonra ferahlıyorlar. Akıl almaz bir ferahlık var. Mesela bak MHP diyor ki “Biz kadınların öldürülmesini durduracağız” diyor. Hakikaten de durdurur MHP, onların özel kendine has yöntemleri vardır tahmin ediyorum nasıl olacağını da. Asla yapamazlar asla. Bu cıvıklığı yapmalarının nedeni bu ahlaksız heriflerin iyi muameleyle karşılaşacaklarını düşünüyorlar, makul bir muameleyle. Böyle değil, otuz kere söyledim “Bezdirmek lazım” dedim. Kadını tehdit çok büyük bir olaydır. Tehdit ettin mi süreç başlar. Adamın evinin önüne gidip oturacaksın, sandalyeyi koyup polis oturacak. Yasak mı? “Ben burada hava alıyorum” diyecek bu kadar basit. Her çıkışında üstünde silah araması, burnundan getirmek lazım. Evinde silah araması yapacaksın, işyerinde yapacaksın, sokakta otobüste beklerken birden duvara yaslayıp bütün milletin önünde arama yapacaksın, sıkıysa yapsın bakayım ondan sonra. Başka da fikirlerim var ama şimdi burada olmaz anlatmak. Kadın öldürmek ne demek, değil mi? Hayır, canlarım otuz kere de diyor, savcılığa gidiyor, polise söylüyor, bütün milleti uyandırıyor altı yedi kere şikayet ediyor. “Kardeşim telefon et gelir” diyor. Telefon edene kadar adam orada öldürür onu. Onun usulü o değildir adama musallat olacaksın. Öyle olur mu? Adam hür, kadın hür değil nasıl oluyor böyle bir şey? Adam onu dedikten sonra hürriyetini kaybeder artık. O orada artık rahat yaşayamaz. Bunun yapılması lazım. Kanun bunu yapsın. Bayağı rahatsız olur, yaptığına yapacağına, düşündüğüne düşüneceğine pişman edilmesi lazım.

“Adnan Bey, bu sabah komşumuzun torununun intihar ettiği haberi geldi. Benzin dökerek kendini yakmış. İnsanları intihara sürükleyen sebepler nelerdir?” diyor. Devletin böyle bir danışma kurumu olması lazım. Mesela intihar edecek insanları, orayı bir ararlar yani en azından ve bu insanlar çok rahat ikna olabilir. Genellikle cinnet geçiriyorlar yani akli dengelerine bir şey oluyor. Onu baktın cinnet geçiriyor hemen al evden çıkart, o mekanın mutlaka değiştirilmesi lazım. Bir yere tatile götürürsün bir şey yaparsın mesela bir arkadaşlık sohbet falan. “Bir kişiyi kurtarmak demek dünyayı kurtarmak gibi” diyor. “Bir kişiyi öldürmek bütün dünyayı öldürmek gibidir” ayet.

MHP derken parti anlamında demiyorum zihniyet olarak diyorum. Aynı şeyi bir başka parti de yapabilir, başka parti de yapabilir. Sadece MHP’nin keşfettiği bir hakikat değil ki bu, orada bir zihniyet, ruh var onu kast ediyorum ben. Bu bütün partiler için geçerli her parti yapabilir. Her partinin potansiyeli var. AK Parti de yapabilir, HDP de yapabilir, Saadet de yapabilir, Büyük Birlik Partisi de yapabilir, CHP de yapabilir hepsi yapar bunu yapılamayacak bir şey yok. Yani ona has değil, MHP’ye has bir ayrıcalık değil bu.

Canım benim benzin dökerek yaktığına göre çok sıkılmış demektir. Bir de pişman etmek için falan yapıyorlar bazen. Sen ölmüş gitmişsin mübarek adamın pişman olduğunu nereden duyacaksın ahirete gidiyorsun. Onu taciz etmek, pişman etmek, pişman olduğunu farz edelim sen hiçbir şekilde muhatap olmayacaksın. Sen onun görmek istiyorsun pişman olduğunu değil mi ama sen başka boyuta geçiyorsun. Ama tabii bu bir cinnet hali olduğu için inşaAllah bu insanlar öyle şey olmaz yani cehennemlik olmaz Allah’ın izniyle. Çünkü çok ciddi bir cinnet oluyor, beynini kaybediyor, şuurunu kaybediyor ondan sonra intihar ediyor ama o hale gelinceye kadar beklemenin alemi yok. Bir kişiyi kurtarmak çok güzel bir şey, değil mi? Mesela al çıkart evinden Allah rızası için götür, kendi köyüne götürürsün, bir çiftliğe, bir açık havalı bir yere götürürsün. Dinden, İslam’dan Kuran’dan bahsedersin, arkadaşlık edersin. Maddi sorundansa onu devletin halletmesi lazım. Mesela Boğaziçi Köprüsü’nün üstüne çıkıyor adam şakası yok atacak kendini hakikaten. Halledilmesi lazım, üç beş kuruştan sebep bunlar trilyoner olmak istemiyor ki, adam utanıyor. Mesela işadamı hiçbir çekini, hiçbir şeyini ödeyemiyor hakikaten iflas etmiş. Ne intihar edeceksin? Senden onu isteyenler utansın sen niye utanıyorsun? Sen alnının akıyla onu ödemek istiyorsun ama yapamamışsın bu aşağılayıcı bir şey değil ki, onur kırıcı bir şey de değil iflas etmek. Sen gayret etmişsin Allah nasip etmemiş. Bir kere iflasın onur kırıcı olduğuna inanmak çok yanlış. Sen bir yere mal biriktirmiş değilsin ki her şeyin ortada. Her şeyini kaybetmişsin sen, mağdur olan sensin. Senden para isteyen yanlış yolda, o utansın. Sen mahvolmuşsun adam senden para istiyor olmaz.

AYLİN KOCAMAN: Kuran’a göre onu sadaka kabul edin” diyor.

ADNAN OKTAR: Kuran’da “affedin” diyor yani almayın ondan parayı. Alınmaz çok ayıp. Hayır, milyon da olsa alınmaz. Adam bitmiş mahvolmuş hiçbir şeyi kalmamış.

Devletin bir kurumu olması lazım intiharı önlemek için. Ama böyle zır telefon çalıyor kimse bakmıyor bir daha. Adam hemen kendini öldürür Allah esirgesin. Öyle değil “Hemen geliyoruz efendim” diyecek “hemen geliyoruz” aradı mı, değil mi? Mesela orada yardımcı olursun haline bakarsın, bir psikolog da olabilir, dindar bir insan din adamı, ondan sonra götürürsün devletin tesislerine uygun bir yere konuşursun. Ailesiyle de konuşurken, çevresiyle konuşurken, onu kızdıranlar olabilir mesela arkadaşlarından çevresinden kızdıranlar oluyor bazen, onlara özür dilettirir, değil mi? Bir de ilaç, ilaçta kuş gibi olur bayağı ferahlar. Mesela ilacın etkisi tahminin çok üstünde olur, bütün sinirleri falan gevşer, kafası da rahatlar, değil mi? Hemen antidepresan bir ilaç verilir ona devam eder. Depresyonda beyni çalışmayacak hale geliyor yani mantıklı düşünemiyor, o yüzden hemen ilaçla bir kere sakinleştirilmesi lazım, makul düşünür hale getirilmesi lazım. Sonra da o mekandan uzaklaştırmak, onu kızdıranlarla da barıştırmak lazım. Yazık günah, cidden öldürüyor kendini. Açık şuurla kendini öldüren hemen hemen hiç olmaz. Öyle yapsa zaten cehenneme gider yani sonsuz cehenneme gider. Ama Allahualem hemen hemen hiçbir şekilde olmaz. Cinnet geçirmeden bir insan bunu yapamaz. Can azizdir insan canına kıyamaz, böyle bir şey olmaz.  

“Milyonlarca sayfayla anlatılmayanı tek cümleye sığdırmak ‘ateşten değil Allah’ın muhabbetinden mahrum olmak.’” Evet.  

AYLİN KOCAMAN: Sizin en büyük özelliğinizdir.

ADNAN OKTAR: Mesela seni Allah çok seviyor ama acayip seviyor ve bunu da biliyorsun ateşin ortasındayım, bir milyon sene yanarım ne fark eder? Allah istedikten sonra bana ateş ne etki edecek değil mi? Ama sevmiyorsa -Allah vermesin- cennete gitsen ne olur, cennet gibi ortama gitsen ne olur? Yanar kavrulursun bunu anlamıyorlar. Sanki konu ateşmiş gibi, konu o değil Allah’ın sana değer vermemesi. Bitmişsin Allah’ın katında, seninle muhatap olmuyor Allah, “O Beni unuttu, Ben de onu unuttum” diyor. Allah’ın darılması oldu mu bittin mahvoldun. Öbür tülü kolun kopsa ne olur, bacağın kopsa ne olur, değil mi? Aşkla seni Allah seviyorsa bin tane kolun olsa bini de kopsun ne derdin yani?

AYLİN KOCAMAN: Şehit örneğiniz çok güzeldi. O hale getiriyor Allah ama çok seviyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Şehit bayağı hoşuna gidiyor. Ağzı burnu parçalanıyor yanarak oluyorlar iftihar ediyor.

AYŞE KOÇ: Siz söylemiştiniz. “Allah acıyı bilir ama yaşamaz” diye. Öyle zannediyorlar hep acıyı yaşayacaklar diye ama Allah hakikaten seviyorsa acıyı da yaşatmayabilir.

ADNAN OKTAR: Yok, Allah’ı seviyorsa yaşatmayabilir değil yaşatmadığını Kuran’da garantiliyor Allah “acı duymaz” diyor Allah.

“Aklınıza, zevkinize, yakışıklılığınıza hayranım” diyor Hilal.

Aybars, “Valla Hocam, vatandaş iflas nedir bilmiyor. Alacağı varsa söke söke almak istiyor” diyor. Olmaz. Bakarsın adamın evi var mı? Yok. Arabası var mı? Yok. Akrabalarına mal geçirmiş mi? Geçirmemiş yok, bitti. Onun gırtlağına yapışırsan çok günah o. Bilakis yardımcı olmak lazım. Halin vaktin yerindeyse bir kere hem paranı almazsın onu affedersin. Allah’ın ayeti var açık, ayrıca yardım etmek durumundasın, sadaka olarak Allah rızası için yardım edeceksin adamı mahvetmenin alemi var mı? Ne yapacaksın o parayı ayrıca ne işine yarar? Ölüp gideceksin sen de dünyada bırakacaksın.

Allah Bakara Suresi 280’de, “Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin).” Belki kazanır, değil mi bir şeyler yapar. “(Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” [Bakara Suresi, 280] Müslüman hangisini seçer? Biri hayırlı öbürü daha hayırlı. Müslüman’ın ne haddine? Daha hayırlı varken daha hayırlıyı seçer. “Eğer bilirseniz” diyor Allah. “Allah'a döneceğiniz günden sakının” [Bakara Suresi, 281] diyor. Dünya malı dünyada kalır. Nedir?

AYLİN KOCAMAN: Sadakalar için de “Sadakaları başa kakmayan” diye Müslümanlar’ın özelliği var. Onu da güzellikle.

ADNAN OKTAR: Tabii. İslam toplumu bayram toplumu. Onu kitap olarak da hazırlıyorum. Bayram. Sokakta gidiyorsun, yoruldun tık kapıyı vuruyorsun “Selamun Aleyküm” direkt içeri girersin. “Yemek ister misiniz?” diyecek mesela hemen otursun. Akşam “aman kal” der. Müslümanlık böyle, sahabe dönemi böyleydi sonra unutuldu bu, sonra böyle şehirleştiler falan. Millet birbirine kapıyı kapattı, bayram oldu mu millet kurtulmaya çalışıyor bayağı bir insan. Byle bir şey yok.

“Sevmek en güzel duygu demek” etiket yapalım. Şarkı sözü aynı zamanda. Uzun mu olur bu? “Sevmek ne güzel” diyelim. Yahut hangisi olursa, “sevmek en güzel duygu” da olabilir. Hangisi olsun? “Sevmek en güzel duygu” tamam o olsun hadi bakalım.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın böyle birimi varmış intihar için ancak bunlar olaya yani öyle şey bakıyorlarmış anlayın. Onun için işleyen bir sistem değil herhalde anladığım kadarıyla. Bunun için ruh, aşk, azim, merhamet, sorumluluk, derin bir vicdan gerekir. İnşaAllah onlarda da olur.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 11 ve 21 Ekim tarihlerinde ev sohbetinde buluşmuşlar kitabınızdan bölümler okumuşlar. Ayrıca 19 Ekim’de beş yüz adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Gebze’deki kardeşlerimiz farklı günlerde bir araya gelmiş kitaplarınızdan okuyup sohbet etmişler. İnegöl’den kardeşlerimiz 19 Ekim’de iki bin adet PKK ile ilgili broşürden dağıtıp sokak kitaplığına sizin yirmi beş adet kitabınızı bırakmışlar. 13 Ekim’de de ev sohbeti. 20 Ekim Salı günü Düzce Akçakoca’da yirmi adet eserinizi dağıtmış bir kardeşimiz ücretsiz olarak, sonrasında da sohbet etmişler. 27 Ekim Salı günü de otuz adet kitabınızı dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 17 Ekim’de Elmas Bahçeler Mahallesi’nde bin iki yüz elli adet Türk-İslam Birliği’nin Kurulmasının Önemi, Evrimin Geçersizliği ve Komünist Kürdistan Tehlikesini anlatan broşürlerden dağıtmışlar. Ayrıca sonrasında kitabınızdan bölümler okumuşlar. 16 Ekim tarihinde de Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ve yanındaki bakanlar ile birlikte Cuma namazını kıldıkları Bursa Ulu Cami’de namaz sonrası vatandaşlarla tokalaşıp selamlaşmışlar. Bu selamlaşmada kardeşlerimiz sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi, Türk-İslam Birliği’ne Çağrı kitaplarınızı ve Türk-İslam Birliği haritasını hediye etmişler Başbakanımız’a. Kendisi teşekkür ederek almış kitaplarınızı. Genel olarak o ortamda resim çekilmesine izin verilmediği için kardeşlerimiz resim çekememişler. Geçtiğimiz pazartesi Zonguldak Ereğli’de bin dört yüz adet iman hakikatleri ve A9 TV tanıtım broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. İstanbul’daki kardeşlerimiz Güngören semtinde bin adet A9 TV broşürü, yirmi beş adet de çeşitli kitaplarınızdan dağıtmışlar. 25 Ekim tarihinde de ev sohbetinde buluşarak makalenizi okumuşlar. Gaziantepli kardeşlerimiz Kilis’te üniversite civarında bin beş yüz adet PKK’ya Çözüm ve Türk-İslam Birliği broşürü dağıtmışlar halkımıza. Eskişehir merkezde seksen üç adet kitabınız dağıtılmış esnafa. 25 Ekim’de beş yüz adet kitabınız ücretsiz olarak Malatya’da halka dağıtılmış. Cumartesi günü Kayseri Kitap Fuarı’nda iki bin adet İslam Birliği ve PKK’ya Çözüm broşürü dağıtılmış. Sonrasında kardeşlerimiz evde yemek yiyip sohbet etmişler. Kalanlara daha sonra devam edebiliriz uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Tamam. O zaman iki dakika falan bir kısa ara verelim sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bir kaç faaliyet haberi daha kalmıştı Adnan Bey, okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Tamam okuyabilirsin.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün eserlerinizden ellisekiz kitap ve iki dergiyi Yenibosna'da dağıtmış bir kardeşimiz. Ankara'da kardeşlerimiz; 26 Ekim'de Kızılay'da otuzbeş adet kitabınızı, 27 Ekim'de 23 Nisan Mahallesi’nde altıyüzelli adet A9 ve PKK'ya Çözüm broşürü, 28 Ekim'de AŞTİ'de otuzbeş adet kitabınızı, 29 Ekim'de Seyran Bağları Bağlar Caddesi’nde dokuzyüz adet A9 ve Evrim Yoktur broşürünü, 30 Ekim'de Sanatoryum Caddesi’nde otuz adet kitabınızı dağıtmışlar. Bağdat Caddesi’nde yüzyirmi adet kitabınızı dağıtmışlar kardeşlerimiz. Son olarak 28 Ekim tarihinde de Niğde'de kardeşlerimiz yaptıkları ev sohbetinden fotoğraflar göndermişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Ev sohbetinde çocuk varsa özellikle oranın nimeti, bereketi çok artar. Çünkü melek hükmünde onlar.

Dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Bordo Bereliler bir afiş paylaşmışlar onu gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bordo Bereliler, Aslan onlar bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Okuyabilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Oku.

BÜLENT SEZGİN:“Son Türk Kalana Kadar Bu Ülkede Bayrak Asla İnmeyecek Size Kucak Açan Bir Ülkenin BAYRAĞINI İndirecek Kadar ALÇAK; ASKERİ, POLİSİ Sırtından vuracak kadar KAHPE; Etek giyecek kadar ŞEREFSİZSİNİZ! ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN.”

ADNAN OKTAR: Helal. Aslan onlar. Ben ne diyorum? "Bunları hep aşağılayın, aşağılık alçak ve kahpe olduklarını söyleyin" diyorum. Bordo Bereliler delikanlının hası olduğu için gereğini yapmışlar, yakışmış. Aslan onlar, koçyiğit onlar. Başbakan da yine alçak aşağılık olduklarını, pislik olduklarını söylüyor, Cumhurbaşkanı da söylüyor. Eskiden göklere çıkarıyorlardı neredeyse, ben ufak bir ameliyatla maşayla tutup bunları itin şeyine şey yapıp böyle şey yapınca konu halloldu. Bir daha da kimse övmüyor. Neredeyse beyefendi diyeceklerdi yani artık dozunu gittikçe artırdılar. Bülent Arınç ne diyor? "Onaltı yıl oldu adamın artık çıkması gerekiyor. Bayraklarını serbest bıraktık, resimlerini serbest bıraktık, dağa çıkışlar artık nitelikli oldu. KCK'lıları da serbest bıraktık, kanun çıkardık. Sizi çok seviyor bizim camia" diyor adam, Bülent Arınç, ağzı kulaklarına varıyor, acayip seviniyor.

Sevgi etiketi onuncu sıradan listeye girmiş, güzel evvelAllah.

KARTAL GÖKTAN: Viyana'da yapılan Suriye toplantısı sonrasında Amerika ve Rusya'dan Esad hakkında birer açıklama yapıldı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yaptığı açıklamada; "Esad'ın geleceği hakkında bir anlaşma yok. Esad kararını Suriye halkı verecek" dedi. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry ise yaptığı açıklamada "Esad, Suriye halkını birleştiremez" dedi."

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir başka türlü diyorlar bir öyle diyorlar falan feşmekan. Baksana o da felç geçirmiş. Perişanlık, rezalet, dehşet, acı diz boyu. Ondan bundan kurtuluş beklemesinler. Kurtuluş Mehdi (a.s)'de, Seyyidina İsa Mesih (a.s)'de İsa İbn-i Meryem'de; boş yere kurtuluş için insan arıyorlar. Ta 2019'lara kadar bu acı devam edecek, söyleyeyim. Mehdi (a.s)'yi görmezden gelirlerse, İsa Mesih (a.s)'i görmezden gelirlerse bu acı devam eder. Allah'ın bu seçilmiş iki muhterem varlığının dışında dünyayı düzeltecek varlık yok. Allah bozuyor zaten onları seçin diye bozuyor; anlamazdan gelirsek, gelirseler -ben anlamazdan gelmiyorum ben anlıyorum- dünyanın sonu hep acıyla hep sıkıntıyla devam eder. Bunu ısrarla hem Amerika'ya hem Rusya'ya hem Avrupa'ya ısrarla belirtmek lazım. Ahmet Hakan daha önce Mehdiyet’e karşıydı, açık aleni yazıları vardı; "Ben Mehdi (a.s)'yi de İsa (a.s)'yı da kabul etmiyorum gelmelerini" diye. Son yazısında, hatta başlık yapmış büyük bir başlık "Mehdi (a.s)'yi bekliyorum" diye. Neden? Acılar işte o raddeye insanı getiriyor; Allah onu o hale getirdi, Mehdi (a.s)'yi bekler hale getirdi, Mehdi (a.s)'yi kurtuluş vesilesi olarak görmesini sağladı. O yine güzel, iyi bir insanmış ki hakkı hakikati görmüş. İmam Mehdi (a.s)'nin dışında kurtuluş yok, İsa Mesih (a.s)'in dışında kurtuluş yok. Açıkça söylüyorum, bin kere de söyleseler bin kere söyleyeceğim.

KARTAL GÖKTAN: 1 Kasım Pazar günü saat 15:00'de kanalımızda Görünmeyen Dünya isimli yeni bir belgesel dizisi yayınlanmaya başlayacak inşaAllah. Fotoğraf da var. Arkadaşımız Damla Pamir'in sunumuyla hazırlanan bu belgeselde gözle göremediğimiz ancak her an olağanüstü işlemlerin yapıldığı mikro dünyadaki yaratılış delilleri anlatılıyor. Ve gözle görülmeyen daha başka harikalar hakkında da çok çeşitli yeni bilgiler veriliyor. Tüm izleyicilerimizin izlemesini tavsiye ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel, Damla Hocamız’ı tebrik ediyoruz.

İbn-i Şirin'den nakledilmiştir; Mehdi (a.s)'yi soruyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)'e "Ebubekir ve Ömer'den üstün mü?" diyorlar; "Evladım Mehdi (a.s) Ebubekir ve Ömer'den üstündür" diyor. Hazreti Ebubekir (r.a)'e dediler ki; "O, Mehdi (a.s) Ebubekir ve Ömer'den üstün olacağı söyleniyor ne diyorsun?" diyorlar. "Bazı peygamberlerden bile üstün olacak" diyor Hazreti Ebubekir (r.a). Çok önemli bir insandır Mehdi (a.s).

AYLİN KOCAMAN: Peygamberlerin tüm özelliklerini üstünde topluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberlerin özeti deniyor Mehdi (a.s) için, bütün peygamberlerin özeti, Hateme Veli. Onun için böyle bu kadar panik oluyorlar; "Gelmeyecek, gelmeyecek." Ne telaşlanıyorsun? Gelmeyecekse sakin ol. Masonlar mesela beşbin yıldan beri Adon'u bekliyorlar; "Adon gelecek, Adon gelecek." Ben hiç tedirgin olmadım. Sen niye tedirgin oluyorsun? Bütün localarda Adon'un gelişi bekleniyor yahut Adonay. ÜstaddırAdonay, bütün masonların üstadı; ahir zamanda yeniden geleceğine inanıyorlar. Pan taşı getiriyor, çekiçle güzelce yontuyor masonların önünde tam düzgün böyle kaberin görünümünde mikap taş yapıyor, küp görünümde mikap taş. Masonlukta oradan gelir, mikap taş. Allah bizi her an gözetliyor diyor HiramAbiff.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; "Mehdi (a.s) talebelerinin sayıları Bedir Ashabı kadardır -313 kadardır- Evvelkiler -sahabe dahil, Hazreti Musa (a.s)'nın, İsa (a.s)'nın talebeleri dahil hepsi- evvelkiler onları geçemediği gibi sonrakiler de -bak benden sonrakiler de- onlara yetişemezler" diyor. "Onlara yetişemezler.” Neden?" Diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)'e "Nedir bu?" "Deccaliyet çok şiddetli olacak" diyor. Yani bir tane, iki tane, on tane deccal değil; Resulullah (s.a.v.) zamanında iki deccal var, üç deccal var; Hazreti Musa (a.s) zamanında bir deccal var; "Ahir zaman deccalları çok ve bütün dünyayı kaplayacak" diyor.

“A9 radyo uygulaması arka planda çalışmaya devam ederken Twitter’a katılmak mümkün oluyor ancak A9 TV uygulaması arka planda çalışmıyor. Program bu anlamda geliştirilirse Twitter’da etiketlere katılım daha çok olabilir. Çünkü çok kişi A9 TV uygulaması izliyor.” Ben bu işlerden anlamam ama siz anlıyorsanız yapın gerekeni.

"Son kitabınızı bir an önce Hocam, Amerika'ya ulaştırmanızı istiyorum" diyor. İşte ancak, süratle basılıyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, "Çıkışından önce evladım Mehdi (a.s) gizlendiğinde ehli beytimden Kaim Mehdi (a.s) ile görüşen onun müttefikleri ile ittifak eden -yani onun dostlarıyla ittifak eden- onun düşmanlarına düşman olan” yani karşı olan “kişiye güzel haberlerim var" diyor Peygamberimiz (s.a.v.). "Bu kişiler benim arkadaşımdır, benim sevdiğimdir ve kıyamet gününde benim milletimin -İslam milletinin- en asil olanlarıdır" diyor. Yani size müjde veriyorum diyor. Bak; "Kaim'le görüşen onun müttefikleri ile ittifak eden, onun karşıtlarına karşı olan kişiye güzel haberlerim var. Bir, Bu kişiler benim dostumdur" diyor. Yani "Ben onlardan razıyım onlar da benden razı olurlar" diyor, özetle Peygamberimiz (s.a.v.).

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kiril, Amerikalı ünlü Hristiyan Vaiz Franklin Graham'la bir araya geldi. Kiril toplantıda; batılı ülkelerin artık Hristiyan geleneklerine aykırı davrandığını ve Hristiyan değerlerini savunanlara baskı yaptığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru. Müslümanlar’ın da Hristiyanlar’a yardım etmesi lazım. Adamları gidip öldürüyorlar, ahmaklığa bak. Adam zaten perişan, herkes saldırıyor bir de sen niye öldürmeye kalkıyorsun bre ahmak bre akılsız? Yardım et de o Muhammedî Hristiyanlık anlayışına yaklaşsın. Niye ezdiriyorsun adamları? İmanını güçlendir, geleneğini bozma, inancını bozma; ondan sonra da sapık oluyorlar, rengarenk geziyorlar.

"Adnan Hoca’nın borsalar hakkındaki görüşlerini merak ediyorum. Sohbeti izlerken mail ve tweet yazıyorum ama mesajlarım okunmuyor." Benim borsayla ne işim var? Bu altın borsası, para-dolar o mu? Onun var işte uzmanları, git onlara sor. Ben hayret ediyorum, bir semt var Tahtakale, en ummadık gençler bile kurt gibiler; "Dolar şöyle olur, altın böyle olur." Profesör gibi. Hakikaten de onların dediği çıkıyor mesela uzmanların dediği çıkmıyor. Orada herhangi bir genç hepsinden daha iyi biliyor piyasayı.

“Kuran’da bahsi geçen Hz. Zülkarneyn (a.s) tarafından hapsolan Yecüc ve Mecüc kıyametten önce ortaya çıkacaklar mı?” Soner Beştaş. İşte Bediüzzaman’ın dediği o.  1506’da bir inkılabı azimden bahsediyor, inkılabı azim 1506. Muhtemelen bu Yecüc ve Mecüc’ün başlangıcı. 1543’te ikinci bir inkılabı azim, 1545’te de üçüncü bir inkılabı azimden bahsediyor. Ama bu inkılabı azim son, dehşetli bir şey. Onda artık Allah dünyayı helak ediyor.Yecüc ve Mecüc ezilen halkların, bazı insanların, eğitimsiz bazı toplulukların, bazı “Mançur ve Mongol kavimlerin” diyor Bediüzzaman dünyayı hercümerç edeceklerini, saldıracaklarını, zaman zaman tarihte olduğu gibi, Hülagu fitnesi gibi bir fitne olacağını “bunlar” diyor “asıl özelliğini muhafaza eder. Nasıl çekirge, mevsimi geldiğinde huruç eder,sonra mevsimi geçtiğinde geri gider, bu Mançur ve Mongol kavimleri de” diyor “ahir zamanda ortam müsait olacağı için bütün insanlığa karşı bir kin davasıyla huruç edecekler” diyor. Dolayısıyla “tepelerden aştıklarını görürsünüz” diyor. Bir dünyayı istilaları mevzubahis. O dönemde zaten din yaşanamıyor, uzun süre yaşanamayacak. Belki içinde Çin de olacak. Avrupa’ya ve Amerika’ya her yere saldıracaklarını söylüyor. İkinci şey işte karşı hareket, 1543 gibi. 1545’te de son, son inkılabı azim. “1506 gibi” diyor “bir büyük cemaatin, bir muhteşem büyük bir cemaatin son zamanlarına bakar” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s) cemaatinin son zamanlarına 1506, artık talebenin talebelerinin yaşlılık dönemi, son. Onlar da anca götürüyorlar, 1506. “Açık ve galibane” o devre kadar götürürler “belki mağlubane” diyor 1506’dan sonra “gizli ve mağlubiyet içerisinde” diyor “vazifeyi tenviriyesini yapmaya devam eder” diyor. İki ayetten bir hadisten çıkarıyor. “Hepsi aynı şeyi işaret ediyor” diyor. “Bende zannı galip meydana getirdi” diyor “bu.” Hadisten de çıkartıyor. Hadise göre zaten ümmetin ömrü yedi bin yıl, bitti zaten, o da bitti. Zaten anlarlar, Hz. Mehdi (a.s)’dan sonraki vaziyetten anlarlar. Dünya çürüdü. Her yer mesela buzullar eriyecek, tabiat şartları müthiş değişecek.  Hiç ummadık yerlerde hortumlar başladı, tayfunların gücü daha da arttı, kasırgaların gücü daha da artıyor. Depremlerin gücü akıl almaz arttı. Yer çökmeleri acayip arttı ama depremler şu şekilde yükseliyor. Göktaşlarından gökyüzü şu an görünmüyor, bulut gibi. Bu artık kıyametin son aşamada olduğumuzu gösteriyor.

“Hocam kebap türü yemekleri sevdiğinizi biliyoruz, klasik Türk mutfağından sevdiğiniz yemekleri öğrenebilir miyiz?” Serpil Tümer.

“Adnan Bey hücrenin yapısı bir insanın iman etmesine nasıl vesile olabilir?” Senai.Kardeşim şimdi bir milyon, iki milyon, on milyon kitap sayfası kadar yazı var hücrenin içinde, düzgün yazı,  bir canlının bütün özelliklerini anlatan yazı. O yazıyı da okuyan var ve anlayan ve onun gereğini yapan var. Kardeşim sırf bu iman etmek için bol bol yeter. Bak, on milyon sayfa yazıyı yazan var hücrenin içinde. O yazıyı da okuma yeteneği olan adam var hücrenin içinde. Karanlığın içinde okuyor.Ve ondan canlı yapıyor. Bir tane daha yapıyor. Bu ne bu? İnsanlar anlamazdan geliyorlar. Bir acayiplik var. Ya bize bu böyle gösteriliyor ya insanlara bir şey oldu. Bu nasıl görülmez? İnsanın nefesi kesiliyor. Sırf bu olayla konu bitiyor zaten. Milyonlar kere bitiyor. Hemen anlaşılıyor. On milyon sayfa yazıyı biri yazacak, biri de okuyacak. Ufak bir hücrenin içinde ve ben bu hücreyi göremeyeceğim.  O kadar küçük bir hücrenin içinde. Koskoca filin, zürafanın bütün özellikleri gözümüzle göremeyeceğimiz kadar bir hücrenin içerisinde milyonlarca sayfa yazılmış. Hadi yazdın. Okuyan? Okuyor. Okuduğunu uyguluyor adam. Hayata geçiriyor ve bir fil daha yapıyor. Bu ne? Alice harikalar ülkesinde gibi. Bunu nasıl anlamazdan gelirsin? Anlamazdan gelirsen ya bir şeysin sen ya da bizim bilemediğimiz bir varlıksın. Ben o yüzden öyle varlıklara kimsenin dikkat vermesini tavsiye etmem. Böyleleri de var demeye gerek yok. Biz doğrudan Allah'a bağlantı kurmak durumundayız.

“Adnan Bey, Allah'ın göğü altı günde yaratmasının anlamı nedir?” Göğü değil. Kainatı. Çocuğun doğumunda da Allah zamanı kullanıyor.Her şeyde zamanı kullanıyor. İmtihanda zamanı kullanıyor. Onda şaşılacak ne var? Zamanı kullanması bir süs, güzellik.

"Adnan Bey,melekler Adem (a.s)'in yaratılışında neden Allah'ın yeryüzüne kan akıtacak bir nesil yaratıp yaratmayacağını soruyor. Kanı nereden biliyorlar?" Allah söylemiştir. Der Allah böyle bir varlık yaratıyorum. Kan dökecekler, olay çıkaracaklar. Melekleri bilgilendiriyor. Onlarda “niye biri böyle varlık yaratıyorsun?” diyor. Merak ettikleri için soruyorlar. Yani isyan değil o. Hiçbir melek isyan edemez. “Biz varken neden öyle bir varlık yaratıyorsun” diyor. Anlamıyorlar. O bağımsız bir ruha sahip olduğunu ve onun daha değerli olacağını o anda anlamıyorlar.

Cebrail de Peygamberimiz (s.a.v.)’e vefatından önce çok uzun iltifat ediyor." İrade İlahiye’nin  muradı Cenab-ı Allah'ın muradı bizzat sensin" diyor. MaşaAllah.Bayağı uzun iltifat ediyor. Çok güzel. Böyle edebi güzel iltifat ediyor. Ama seni bekliyorlar diyor özetle. Çünkü vahiy kesiliyor. "Niye geldin?" diyorCibril’e merak ediyor. Normalde gelmez Cibril. Vazifesi bittiği için. Son olarak bunu söyleyeceğim diyor. MaşaAllah. Tabii. Vazife bitti mibir anlamı yok beklemesinin. 

Fikret anlatacakların var mı?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey.Bugünkü Jerussalem PostGazetesi’nde bir yazınız yayınlandı. Başlığı "Yaklaşan Seçimler, Terör ve Türkiye." Konusu şu şekilde; seçimlere doğru Türkiye'nin genel durumunu değerlendirdiğiniz bu yazıda, kutuplaşma tehlikesini ve PKK saldırılarındaki artışlar hakkındaki bilgileri veriyorsunuz. Bu ortamda nefret ve öfke dili yerine sevgi dilinin kullanılmasının insanlar üzerinde yaratacağı olumlu etkiye değinerek Türkiye'nin dayanışma ve birliği en önemli hedef olarak benimsemesi durumunda şuanda karşı karşıya kaldığı istikrarsız durumu aşabileceğini belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Bugünkü Jerussalem Post Gazetesi’nde.

ADNAN OKTAR: Nerde yayın yapıyor?

KARTAL GÖKTAN: İsrail'de yayın yapan.

ADNAN OKTAR: İsrail'de yayın yapıyor. Nasıl?

ECE KOÇ: Dünyaca ünlü.

KARTAL GÖKTAN: Evet. İngilizce yayın yapan.

ADNAN OKTAR: İngilizce yayın yapan bir gazete.

ECE KOÇ: Hem gazete, hem internet sitesi var.

ADNAN OKTAR: Evet. En büyük gazetelerden birisi İsrail'deki.

KARTAL GÖKTAN: Jerussalem Post Gazetesi’nde,"Yaklaşan Seçimler , Terör ve Türkiye" başlıklı yazınız yayınlandı. Seçimlere doğru Türkiye'nin genel durumunu değerlendirdiğiniz yazınızda, kutuplaşma tehlikesi ve PKK saldırılarındaki artışlar hakkında bilgiler veriyorsunuz. Bu ortamda nefret ve öfke dili yerine sevgi dilinin kullanılmasının insanlar üzerinde yaratacağı olumlu etkiye değinerek Türkiye'nin dayanışma ve birliği en önemli hedefi olarak benimsemesi durumunda şuanda karşı karşıya kaldığı istikrarsız durumu aşabileceğini belirtiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Ben anlamıyorum. Mesela Filistin, hep peygamber evladıdır onlar. Hz. İsmail (a.s)'in soyu. Genetik olarak Hz. İsmail (a.s)'e dayanırlar. İsrail'inde büyük bir bölümü Hz. Yakup (a.s)'a dayanır. Kutsal topraklardasınız ve bomboş oralar. Hiçbir şey yok. Kilometrelerce gidiyorsun. Hiçbir şey yok. Ne oluyor? Ne güzel üç bin yıl, dört bin yıl Hz. Musa (a.s)'ya sadakat göstermişler. Alnından öp. Niye canını yakıyorsun adamların?“Dağ, taş bize onları öldürmemizi emretti.” Yalan bu. Peygamber sana cinayeti emreder mi? Ne kadar münasebetsiz bir söz. Kayanın önüne gelecekmiş de.Ee?“Hüseyin.” “Evet.” Kayayla konuşuyor. “Bak önünde Yahudi var. Git onu öldür” diyecekmiş. Şizofrende olur bu. Ağır paranoyak vakalarında olur. Adam halüsinasyonlargörür. Ses işitir. Görüntü oluşturur. Çok özür dilerim de bu alenen manyaklık. Başka açıklaması yok. Kaya haber verdi,  diye adam öldürülür mü? Cinayet işlemiş olursun sen. Ehli kitabı sen nasıl öldürüyorsun?“Ağaçlar haber verecek” diyor. Sen taş kafa olursan, taş kafaya taş hitap eder. Odun kafalı olursan, odun sana hitap eder. Ama sen insansın. İnsansan sana vicdanın hitap eder. Kuran'a göre hareket edersin. Dolayısıyla dangalaklığı bırakacaksın. Bu alenen cinayettir. Ahlaksızlıktır ve zulümdür. Mesela Yahudi çocuk gidiyor Musevi. Yahudi değil. Yahudi diye bir şey yoktur. Yahudi bir kavimdir. İsrail'de zamanla suyu tükenmiş bir kavimdir. Mesela şeyde öyledir. Hayber Yahudileri. Bunlarda öyle. Kaybolmuş bir kavim. Museviler’in muteber gördüğü bir kavim değil. Bunlar orijinal adamlar. Gerçek Musevi değil bunlar. Tevrat'a göre hareket eden adamlar değil. Bunlar zamanla soyu tükenmiş, değişik adamlar. Buda bilinmiyor. Hayber Yahudileri. Bunların soyu tükendi. Böyle bir şey yok. Sapkın bir inançtı. Hayber Yahudileri’nin inancı. Halen de vardır böyle sapkın inançlı Yahudiler. Dolasıyla taş bana haber verdi dersen İslam fıkhına göre sen katil olursun. Farz edelim kadının karşısına çıkartıldı İslam fıkhında. Diyor ki adam “Bana taş bana haber verdi. Bende gittim çocuğu öldürdüm. " Katledilir Allah esirgesin. Velisi isterse o kişi katledilir. Kısas yapılır yani. Taş kafaysan ayrı mesele. O zaman olur. Kafan gittiyse, insanlıktan çıktıysan her şeyi duyarsın sen. Olmaz böyle münasebetsizlik. Özene özene onu diyor. Bir kere Hayber Hayber işte geliyordu. Hayber Yahudileri bir kere Museviler’in kabul ettiği kavim değil yani. Adamların alakası yok onlarla onun. Bırak bunları. Bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’i onlar kahpelik, kalleşlik yapmış. Anlaşma yaptıkları halde Müslümanlar, bir kere ehli kitap müşrikle işbirliği yapmaz. Tevrat'a uygun değil bu. Adam müşrikle işbirliği yapıyor. Kanka olmuşlar. Dost, ahbap olmuşlar. Birlikte cinayet işliyorlar. Museviler zaten ehli kitap olarak görüyordu Müslümanları. Yani Nuhi görüyordu. Mümin görüyor. Müslüman görüyor. Dolayısıyla Musevi Müslüman'ı öldürmez. Haramdır yapamaz. Aynı Musevi gibidir. Yani Musevi'nin Musevi'yi öldürmesi gibidir. Çünkü ehli kitap olarak görüyorlar onları. Yani Nuhi. Mümin olarak görüyorlar. Mümin mümini öldüremez. Kendi inançlarına göre.

AYLİN KOCAMAN: Etini yiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Müslüman mesela Musevi'nin kestiği eti yiyor. Niye yiyorsun madem kafir? Yemeğini yiyor. Niye yiyorsun? Hayır, niye evleniyorsun? Musevi hanımla evleniyor. Niye evleniyorsun? Madem o zaman keseceksin. Diyecek ki “Haberin var mı ey Necmi? Karını öldürmen gerekiyor. Taş bana söyledi." Şimdi bu çok dangalakça bir hareket olur. Çok münasebetsiz, acımasız ve vahşiyane mantıklar bunlar. Böyle çılgınca düşüncelerin yanlışlığının anlatılması lazım. Böyle şey olmaz. Bilmeden bunu savunanları tenzih ediyorum cahilliğinden. Ama bildiği halde sadistliğinden, ahlaksızlığından yapıyorsa buda zalimdir.

Beni Kureyş kavmi Hayber dönemindeki Yahudiler. Beni Kureyş. Bunlar Musevi değildi. Bizim anladığımız anlamda Musevi değil. Ehli kitabın kabul ettiği Museviler’in kabul ettiği Musevi değildi onlar. Ve defalarca uyarılmalarına rağmen müşriklerle işbirliği yaptılar. Anlaşma yapılmasına rağmen işbirliği yaptılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Tevrat'tan hükmü okudu onlara. “Bak” dedi. “Sizin hükmünüz bu. Kabul ediyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler. “Tevrat'taki hüküm bu” dediler. Ondan sonra Peygamber (s.a.v.) gereğini yaptırdı. Konu bu. Hem Tevrat'a, hem Kuran'a uygundu. Yapılan uygulama. Ve Museviler’in nefret ettiği adamlar. Hiç hoşlanmadığı adamlardı. Çünkü Museviler’eihanet etmiş adamlar. Museviler’in hiçbiri müşriklerle işbirliği yapmadı. Ama bu ahlaksızlar yaptılar. Peygamberimiz (s.a.v.) de kadınları ve çocukları ayırttırdı hepsini. Bunların elebaşlarına yeniden iman etmeleri için uyardı. Çünkü Musevi de iyi değil. Müslüman da değil. Yeniden uyardı. Bir daha uyardı. Bir daha uyardı. Kabul etmeyince hepsi tenkil edildi. Kadınlar ve çocuklar da ayrıldı. Kadınlara çocuklara çok iyi davranıldı. Adamlara zaten Tevrat'a uygun mu dediler. Evet uygun dedi onlar da. Allah vermesin Peygamber (s.a.v)’in istediği bir şey değil ki bu. Alçaklık yaptılar. Gittiler Müslümanları kitle halinde şehit ettiler. Müşriklerle birleşerek. Binlerce Müslüman'ı şehit ettiler. Ne yapsın Peygamber (s.a.v.). Durmuyor ki adamlar.

İslam fıkhına göre tabii biz medeni hukuka tabiyiz. Türkiye'de olacak iş değil bu, öyle bir şey. Ama İslam fıkhına göre sen "Taş bana bu adamı öldür dedi" dersen ve gider adamı öldürürsen seni de öldürürler. Kısas yaparlar. Ailesi kısas yapabilir. Çünkü canisin. Cinayet işlemişsin. Net cinayet. Deli misin sen? Nerde görülmüş kaya?" Öyle şeyde “Bir cana karşı olmaksızın” diyor. Sen ayetin hükmüne terssin. "Bir cana karşı olmaksızın" sen onu adamı öldürüyorsun. Bana taş söyledi diyorsun. Akıl almaz münasebetsiz bir açıklama. Taş toprak söyledi. Ağaç söyledi. Böyle laf olur mu? Dalga mı geçiyorsun sen? Karşılığı tenkildir İslam hukukuna göre. Ama modern hukuka göre tabii. Modern hukuk derken İran hukukuna göre yine tenkildir karşılığı. Ama Türkiye'de şuan eskiden Türkiye'de tenkil vardı. İdamla infaz ediliyordu. Ama kaldırıldı. İyi de oldu yani. Çünkü garibanlarda gidiyordu arada. Bilmem şeylerde gidiyordu. 16 yaşında çocuğu asmışlardı yaşını büyütüp, ülkücü. Onun için Filistinli arkadaşlar yanlış yapıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor işte “Hayber’de  Yahudileri öldürdü.” Oradaki adam bir kere ehli kitap değil. Konuyu hiç bilmiyorlar. Taş, ağaç böyle bir olayda yok. İslam fıkhına tamamen aykırıdır. Yani İslam'a göre yapıyorsa. Ama modern fıkha göre modern kanuna göre, hukuka göre zaten çok büyük bir suçtur. Şu anki Cumhuriyet kanunlarına göre çok büyük bir suçtur.

41 yaşında vefat eden dünyaca ünlü ağır siklet boks şampiyonumuz Sinan Şamil.Allah gani gani rahmet etsin. Allah cennette cemalullahla şereflendirsin.  Allah ailesine, annesine, babasına, yakınlarına, sevenlerine sabr-ı cemil nasip etsin. Güzel bir sabırla karşılamayı nasip etsin. Onlara uzun ömür versin. Allah'tan geldik. Allah'a döneceğiz. Her canlı ölümü tadacaktır. Dolayısıyla üzüntüye mahal yok. Rabbi’ne kavuşmuş. İnşaAllah cennete kavuşur. İnşaAllah sonsuz hayat onun için güzelliklerle cennet nimetleriyle devam eder.

BÜLENT SEZGİN: Adnan bey, karaciğer nakli bekliyormuş Sinan Şamil. Sormuşlar, “Neden öncelik talep etmiyorsun?” diye. “Kimsenin yaşam hakkını alamam. Sıramı bekleyeceğim” demiş.

ADNAN OKTAR: Ben yanlış anladım o zaman bana yanlış haber geldi. Vefat etmeden önce değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Sinan Şamil, 41 yaşında karaciğer yetmezliğinden vefat etti. Karaciğer nakli bekliyormuş. Neden öncelik talep etmediği sorularına “Kimsenin yaşam hakkını alamam. Sıramı bekleyeceğim” demiş.

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey?Böyle vakalarda açıkça televizyonda söylemeleri lazım. Birçok insan gönüllü verir karaciğer. Karaciğerin tamamını vermeyecek ki. Yarısını verecek.

AYLİN KOCAMAN: Bütün karaciğer nakli gerekmiş bu vakada galiba.

ADNAN OKTAR: Bütün.

AYLİN KOCAMAN: Evet. O yüzden olmuş. Yoksa kardeşininki tutuyormuş.

ADNAN OKTAR: O zaman onda herhalde vefat eden.

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Vefat etmeden öncede insanlar herkes şey yapsın. “Karaciğerimi, iç organlarımı hepsini vakfediyorum. Hasta bir kişi varsa kullansın” desin. Mesela böbreklerini. Toprakta çürüyeceğine. Senin ruhun gitmiş. Bedenin zaten et kalmış senin. Onunla ne işin var? Et, kemik kalmış.

Beni Kureyş değil. Beni Kureyze. Beni Kureyzedir. İsim benzerliğinden yanılma oluyor. Beni Kureyze. O adamlara araştırın bakın. Musevilikle alakası olan tipler değil. Adı Musevi. Mesela beni Yahud da öyledir. Museviler’in içinde yaşamak isteyen beni Yahud. Mesela ahireti inkar eden Yahudiler vardır. Museviler hiç kabul etmezler. Cenneti, cehennemi reddeder. Ama onlar kendinden görmezler.

"Siz ne içiyorsunuz ya? Söyleyin de ondan içeyim. 3.70’lik içtim fayda etmedi" diyor.Hadi canım sende komaya girersin öyle bir şeyde. Birde niye içkiyi böyle ballandırıyorsun? Sanki hakikaten zevkli bir şeymiş gibi. Ben şarap içtim zamanında. Bayağı berbat yani. Alenen zehirlendim çok rahatsız oldum. Nefes sıklığı meydana getiriyor, böyle bir fenalık hissi çok şiddetli, yer eğik görünüyor. Öyle hayat olur mu? Yürümek mümkün değil. Bayağı tehlikeli yani ben tahmin etmedim böyle olacağını iki buçuk şişe içtim hatırladığım kadarıyla, teyzemin oğlu bayağı güldü, dedi bu baya zom oldu dedi bayağı içti. Ben o zaman anladım hani hata yaptığımı o zaman anladım.Kalkmak istedim denge kurmak çok zor bunun eğlendirici yönünü ben göremiyorum. Nerde burada eğlence yolunda yürüyemiyorsun nasıl eğleneceksin? Fenalık hissi ayrı bela, zihin, her şey karışıyor kardeşim görüntü, kapının kolu bile insan göremiyor. Bir acayip görünüyor bunda eğlendirici ne var? Bırakın bu işleri, bunlar çok münasebetsiz yok içtim eğlendim öyle bir konu olmaz.

Sinan Akpınar, “O coğrafyadan İsrail’i silmek lazım.” Sen İsrail’i silmeye kalkarsen Allah da seni siler. Sen zulüm yapmaya kalkarsan Allah da sana acımasızca karşılık verir. Olmaz, ehli kitap var Kuran’da onların orada yaşayacağı söyleniyor Kuran’da. Onların yeri ora, sen ehli kitap denen insanları dünyadan yok etmek istiyorsun. Allah duracak diyor sen yok edeceğim diyorsun, sen Allah’a mı karşı geliyorsun?

Ünsal Özgen, “Adnan Bey, Mehdi (a.s) geldiğinde inanan insanlara ne gibi işaretler verecek ki müminler onun kurtarıcı olduğunu görüp inanacak?” Mehdi (a.s)’nin öyle bir mecburiyeti yok ki sen Mehdi (a.s)’yi bulmakla mükellefsin, Mehdi (a.s) seni bulmakla mükellef değil. İşaret vermek mecburiyeti de yok.

Vural Vural, “Hocam doğrudur da İsrail’ler elinde sapan bile olmayan gariban Filistinliler’i neden şehit ediyor?” Onu da eleştiriyorum ben sapan yok diye bir şey yok var ellerinde, Molotof da var ama silah da var, hepsi var ama çatışmalarına gerek yok, roket atmalarına gerek yok. Dur normal dur ben aranızı bulayım dedim, dinlemiyorlar. Yine imkânımı kullanırız, şimdi Filistin’in ileri gelenlerinden çağıracağız konuşacağız, Museviler’le görüştüreceğiz gerekirse. Aracı olmak lazım Allah diyor müminlerin arası bozuldu, aralarını düzeltin diyor. Elinden geldiği kadar gayret edeceksin Allah yardım eder.

Kemal Gündüz, “Kayıp medeniyet Göbekli Dere” diyor o da mağara devrinden bahsediyor. Kardeşim on bin yıl önce medeniyet var, yirmi bin yıl önce medeniyet var göbeklisi göbeksizi kaldı mı bu işin? Darmadağın oldular yani adamların yaptığı mağara resimlerinin ve o resimlerde kullanılan boya tekniğinin şu an aslını yapamıyorlar. On bin, yirmi bin yıl o boya kaybolmuyor. Şu an yapılan bütün boyalar hepsi eriyip gidiyor. Bin yıl, iki bin yılda darmadağın oluyor boyalar, yirmi bin yılda değişmemiş.

“Alemin en büyük delikanlılarından” diyelim, “En yeni yemek raconları” diyor “Et yiyeni tanır, et dolaba girmez, buzdolabı etin mezarıdır.”

Canan diyor ki “Canım Hocam öyle güzel anlatıyorsunuz ki etin dağılmasına biz de dağıldık, yutkun yutkun bir hal aldık, iyi ki varsınız” diyor.

“Peki Hocam “cennette şaraptan ırmaklar akacak” diyor Kuran. Siz ne diyorsunuz? Sizi çok seviyorum sevgiler Turgut Özgüroğlu. Canım anlamaz mısın, bilmez misin? Sen muhabbet için soruyorsun. Orada ki şarap; tadına doyum olmayan güzel bir içki yani şarap şişesi gibi orada mühürlü diyor aynı bizim bildiğimiz şarap şişesi gibidir o da açılıyor, mühürlü diyor zaten yani üstü falan süslü şişede açıyorsun, içiyorsun. Son derece lezzetli böyle baş döndürmez, midenizi bulandırmaz, hasta yapmaz, çok lezzetli diyor. Bizim bilmediğimiz bir içki. “Şarabın bazı faydaları olduğu Kuran’da yazıyor, bence Allah şarabı aşırı içmeyin, tadında bırakın diyor, çakır keyif olun diyor.” Samet sen de Allah aşkına canın ne isterse onu söylüyorsun. Şarabın bak diyor ki bunun faydaları da vardır, zararları da vardır” diyor sen niye çarpıtıyorsun Kuran’ı? Zararları daha fazladır diyor çok olması bir şey değiştirmez diyor Allah. Zararları fazladır ve hımır şeytan işi bir pisliktir diyor. Türkçe bilmiyor musun, şeytan işi bir pisliktir ne demek? Sakın yanaşmayın diyor Allah. Sen Türkçe biliyorsan normal bir mantık biliyorsan şeytan işi pisliktir, sakın yanaşmayın deyince ne anlarsın sen? Ben anlamadım diyorsun o zaman sana Allah anlayış versin. Bu kadar açık. Nerede çakır keyif bilmem ne geçiyor? Canı ne isterse ilave ek bir kısmını çıkarıyorlar, bir kısmını ilave ediyorlar. Öyle bir şey yok, tadında bırakın da diye de bir şey yok. Ne tadı olacak şarabın? Az içersen de mideni bulandırır. Başka da hiçbir işe yaramaz çok içersen de zehirlenirsin.

Volkan Imrak, “Canlı yayında fasıl yaparak içiyorsun kadeh kadeh buna ne diyeceksin?” diyor. Ben içerim bana bakma, ben aşk şarabı içiyorum. Süt Kuran’da övülüyor içişi güzeldir diyor. Boğazdan akışı güzeldir diyor hakikaten zevkli bir içki.

İşte kadının özgürlüğünü Kuran tarif ediyor. Sen kendi kendine bir kural çıkarırsan olmaz. Bak ben ayetten örnek ver diyorum “Nisa Suresi’nde yazıyor” diyor. Kardeşim sen Kuran’a vakıfsan yahut okuduysan, samimiysen ayeti söylersin Nisa Suresi’nde yazıyor denir mi? Haberi bile yok, hangi ayette orada haberi bile yok. Yazıyor o kadar, bir de başörtüsü diyor, başörtüsü diye bir şey yok çarşaf vardır. Bütün vücudu kapatması gerekir hiçbir yerini açamaz. Şurasını açabilir nerede diyor Kuran’da şurasını açar burasını açar diye. Böyle bir şey yok ama Nur Suresi’nde 31. Ayet, Nur Suresi 31’de açıklanıyor. Orada hiçbir şekilde kadının işte başını örteceksiniz şu bu falan yok sadece göğüsleri ve cinsel organın örtülmesi var o da kadına bırakılmış istediği gibi örter nasıl istiyorsa örter yani. Maide Suresi 91’de Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” [Maide Suresi, 91] diyor. Ne anlarsın sen? Vazgeçin diyor Allah sen de diyorsun ki yok çakır keyif oluncaya kadar içebilirim diyorsun. Humur diye geçiyor burada içki şarap.  “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür." [Bakara Suresi, 219] Daha zararlı yararını boş ver diyor Allah. Yararı başka yerden gelir. Tabii ki şarabın içinde mesela miktarı az olan demir de var işte mineraller var ama zararı çok büyük.

AYLİN KOCAMAN: Zaten üzümün suyunda yok mudur o faydalar?

ADNAN OKTAR: Asıl o düzgün olarak var oradaki demir toksik birleşikler yapıyor mesela kükürtle birleşiyor çok tehlikeli maddelere dönüşüyor. Kalsiyum magnezyum var ama karmakarışık şeyler.

Kasımpaşalıyım diyorsun ama Kasımpaşa’dan koç yiğit çıkar yani başka türlü bir şey olursa ve olmadığın halde Kasımpaşalıyım dersen olmaz.

Furkan Mert, “Şaraptan yapılan yemekler de mi haram?” Şaraptan yemek mi yapılır Allah aşkına? Tamamen özenti. Üstüne işte bordo şarabı da dökün diyor nefis olur diyor. Batırırsın yemeği başka bir şey olmaz, bozarsın yani.

İsmail Yaşar Demir,  “Adnan Hocam şu an yaşayan Museviler de cennete gidecek mi?” Hiç kimsenin cennet garantisi yok. Musevidir fakat Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e içinden bir sevgi duyar, Kuran’ın doğruluğuna kalben inanır bitti, Muhammedi. Onu illa ikrar etmesi herkese söylemesi gerekmez. Kalben inandı mı bitti.

Mesela Sakarya’da yemekten çıkan üzüm ile ekmekleri saklayıp gizlice şarap yapmış mahkûmlar, ağır şekilde metil alkol zehirlenmesinden hastaneye kaldırıldılar. Çok zararlı, o alkol vücutta başka maddelere dönüşüyor, o madde de parçalanıyor daha da zehirli maddelere dönüşüyor o madde zehirliyor vücudu ve Allah esirgesin koma ve ölüm meydana geliyor. Hâlbuki üzüm suyu olarak içse zımba gibi olur. Ne zoru? Bir de etil alkol yine o derece tahribat yapmaz. Metil alkol çok tehlikeli, normalde de alkol zaten metil alkol tarzında oluyor onun içinde oluyor etil alkol onu imbikliyorlar bir kere daha imbikliyolar, bir kere daha, o kadar eziyet ki buna rağmen metil alkol oranını azaltıyorlar etil alkol yüksek oluyor onu içiyorlar. Ama o da yine zehirliyor. Ne zorun bu kadar imbikliyerek bilmem ne yaparak? Zehirden kurtulmaya çalışarak, karaciğeri beyni falan darmadağın eder.

“Siyer kitabında okudum sahabe içki masasından kalkıp namaza gidiyormuş ve sarhoş namaz kılmamaları için içki yasaklanmış.” Hep böyle derler hakikaten alkoliklerde falan ben çok görürdüm. “İçki serbestmiş zamanında” falan diyerekten. Ee? Peygamber bakmış demiş ne güzel muhabbet demiş önce içiyorlarmış böyle kadeh kaldırıyorlarmış ne güzel, için demiş sonra bir dönmüş bakış ki kavga ediyorlar. Yok demiş ben bunu yasakladım. Yani bunların inancına göre Peygamber (s.a.v.) kendi kafasından din çıkartıyor. Hâşâ yani duruma göre tedbir alıyor. Yani helali haramı o anda oluşturuyor. Kuran’ı da öyle oluşturuyor zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Allah’tan vahiy gelmesi lazım. Dolayısıyla doğrudan vahiye dayalı olarak yasaklamıştır. Yoksa şaraptan dolayı bayağı adamlar olay çıkarttı orada birçok kişi ama bunu bile bile yasakladı Peygamberimiz (s.a.v.), kumarda da öyle.

Murat Kayhan, “Hocam iç, alemlere dal fikrin değişecek bak” diyor. Kardeşim bana ne akıl öğretiyorsun? Ben zamanında rakı da içtim, şarap da içtim sanki tecrübe etmemiş bir insan değilim biliyorum, çok rahatsız edici. Ama öbür türlü olsa derdim tamam bu güzel insanı eğlendiriyor ama haram yapmayın derim, değil. Mesela domuz eti de öyle kolestrol akıl almaz yüksek, yağı çok ağır bir yağ, trişin zaten çok büyük bir tehlike beyine yerleşiyor. Domuz trişini yani insanın et kalitesi bozuluyor bir değişik oluyor eti bir garip kırmızımsı yağlı garip bir et oluşuyor insanda yani biraz o hayvanın etine benzer gibi bir et oluşuyor insanda yanlış anlamasınlar da. Ne gerek? Yasaklıyorsa Peygamber (s.a.v.) bir bildiği vardır. Musevilikte de yasaktır domuz, hak hükümdür yani. Mesela göğüs kanseri riski şarapla birlikte yüzde otuz artıyor. Kanser riskini çok artıran bir şey, her türlü kanserin gelişmesine sebep oluyor.

En hoşuma giden Hazreti İsa (a.s)’yı görmüştüm rüyamda “En hoşunuza giden rüya n?” diyor. Bir de Bediüzzaman’ı görmüştüm. Başka kimseyi görmedim ama İsa (a.s)’yı çok iyi hatırlıyorum. Bediüzzaman’ın da o yaşlı hali çok şeker elinde bir sarı sepet vardı. Üstü başı eski, tek başınaydı “Üstadım sen yalnız mısın, seninle kimse ilgilenmiyor mu?” dedim “Evet, yalnızım kimse ilgilenmiyor” dedi. Ben hemen size yardım edeyim gibi bir şeyler söyledim tam hatırlamıyorum. Ben de hemen peşinden bindim ileriye doğru gitti o sonra göremedim. Ama İsa (a.s)’yı çok net gördüm bayağı. Şu an görsem böyle hemen tanırım yani inşaAllah.

Bu mağara adamı falan edebiyat yapıyorlar. “Beş bin yıl önce mağaradan çıktı.” Yirmi bin yıllık medeniyet ortaya çıktı adamlar kaval yapıp zurna yapıp âlem yapmış eğlenmişler.  Sen beş bin yıl önce konuşmayı bilmiyordu diyorsun. Baltayla birbirlerine saldırıyor diyorsun adam mastika yapıyor, âlem yapıyor yani. Sen hopluyorsun. Yirmi bin yıl önce.

AYŞE KOÇ: Adnan Bey o Göbekli Tepe’de de taşların üzerine üç boyutlu kabartma, oymalar yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: O zaman diyor demir bakır çinko hiçbir şey yoktu diyor. Taşı parmakla mı oydu bu adamlar? Jilet gibi yontmuşlar, demirin dışında oymaları mümkün değil. Taşı taşla oyamazsın, tek çözüm demirdir.

AYŞE KOÇ: O bölgenin kazı başkanı bir deney yaptırıyor. Oradaki yöre halkının eline taşlar veriyor yontulmuş bunların aynısını bu kaya parçasının üzerine yapın diyor saatlerce uğraşıyorlar. Hiçbir şey çıkmıyor ortaya.

ADNAN OKTAR: Yok canım yani bir serbest atış var benim gördüğüm. Holigana dönmüş ortalık yani müsaade edersen daha da devam edecek. Bazı kişiler için diyorum tabii.

Mert Yiğit, “Doktorlar şarap öneriyor” diyor. Yok, kardeşim onların doktorlukla falan alakası yok. Çok bilgisizler. Nasıl faydası olur? Şarap içen adamın bir kere tansiyonu yükselir. Zaten kalp hastasısın tansiyonunu yükseltir Allah vermesin öldürür seni. Çok tehlikeli bir madde. “Damarları açar” diyor damar açıyor da tansiyonun yükselir. Fırlar 19’a, 20’ye fırlar. Allah vermesin beyin kanaması olursun. Aort yırtılması olur. Olur mu öyle şey?

Üzüm suyunu neyle mayalarsan mayala bırak bana edebiyatı her halükarda metil alkol meydana gelir ve çok zararlı. Etil de meydana gelse yine zararlı. Ne yaparsan yap zararlı ve içinde o kadar çok toksik madde oluşuyor ki, yemek, nasıl bozuk yemek insanı hasta eder onun gibi.

Yok kardeşim domuzun işte şu nedenden bu nedenden, ne alakası var? “Çöl iklimde yaşayamaması domuzun” diyor. Orada Hristiyanlar vardı Mekke, Medine’de çok fazla da domuz vardı. Niye yaşayamasın? Böyle hayali hikayeleri bırakın. Çok çabuk üreyen bir hayvan ayrıca orada da çok mebzul miktarda vardı domuz. Ama Museviler yemiyordu. İbrahimi dinde olmaz, Hz. İbrahim (a.s) de yemiyordu domuz eti. Hz. Musa (a.s) da yemiyordu. Dolayısıyla Müslümanlar da yemiyorlar. Haram yani haramın uzun uzun mantığı araştırılmaz. Allah yapmayın diyorsa yapmazsın. Ama zararlı cilde, vücuda etkisi açık görülüyor. İnsan bambaşka bir görünümde oluyor.

Şarabın bilimsel olarak faydalı olduğuna dair hiçbir çalışma yok. Hayali konuşma bunlar. Kuran’da var “üzümlerden güzel içkiler elde ediyorsunuz” diyor ama o içkiler meyve suyu, şıra, pekmez. Mesela şıra içiyorlardı. Şıra ayrıdır ama orada şarap olmaz. Amerikan Kalp Vakfı şarabı kesinlikle tavsiye etmiyor. İngiliz Kalp Vakfı da kesinlikle tavsiye etmiyor. Kim tavsiye ediyor ben anlamadım.

Siyah Buz, Siyah Buz işte anlattım artık ne yapıyorsan yap. “Hocam, benim çok hoşuma gidiyor içki” diyor. “Anlatma bana” zararlı diyorum karaciğeri tahrip ediyor, beyni tahrip ediyor. Git doktora sor istersen. Başka eğlenecek şey bulamadın mı? Mideni bulandırıyor, başın dönüyor falan nasıl eğleniyorsun?

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz eğlencenin sırf onları içerek olacağını zannediyorlar.

ADNAN OKTAR: Bilmiyorlar, “Hadi eğlenceye gidelim, hadi içmemiz lazım.” Öyle bir konu yok. Güzel darbukayı getirirsin kanun, keman.

Şu mağara muhabbetini bitirdik, Darwinizm muhabbetini de bitirdik ama bunlar sürekli ütülenmekten hoşlanıyorlar.

“Sayın Hocam kıyamet saatinde” Sevda Trabzon “insanların plakronik hareketler yapmalarının sebebi nedir? Bu hareketler hesap için uyandırıldıklarında devam edecek mi, müminler uyanıkken korku ve heyecan duyacak mı?” Müminler hiç duymuyor da öbürleri kalktıklarında sadece olayı kavramaya çalışıyorlar. Allahualem benim anladığım sırt üstü yatmışlar gözü kapalı bir yerdeler, gözü kapalı muhtemelen düz bir yer anladığım kadarıyla. Oradan aniden kalkmaları mevzu bahis oluyor. Tamamı birden hepsi kalkıyor doğruluyorlar geniş, çok çok geniş arazi var olayı anlayamıyorlar. Yani bayıldı da mı ayıldı, bir yere mi getirdiler, bir çöle mi bırakıldılar birbirlerine soruyorlar çıkaramıyorlar. Sonra uzakta sütun gibi bir şey var oradan bir çağırıcı çağırıyor onları yani bir ses geliyor. O tarafa doğru kitlevi olarak hepsi koşmaya başlıyorlar topluca oraya geldiklerinde anlıyorlar. “Eyvahlar bize, burası biz ölmüşüz ahiret” diyorlar. Ama bir kısmı yine züppeliğe devam ediyor. Cehennem bizim zannettiğimiz gibi değil adam çakallık yapıyor orda da. Onun için Allah konuşturmuyor onları.  Yani her yer ateş, her yer kaynar su öyle bir şey yok.

AYLİN KOCAMAN: “Sinin oraya Benimle söyleşmeyin” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet “söyleşmeyin” diyor. Daha hala Allah’ı ikna etmeye çalışıyorlar. Mesela “göz ucuyla gurur yapar” diyor Allah. “Göz ucuyla bakar” diyor. Gözünün kenarıyla. Yine züppeliğe devam ediyorlar, bazıları.

Kısa bir ara verelim de yine devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü