Harun Yahya

Sohbetler (4 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Diğer partiler MHP, AK Parti, Saadet yeni bir vizyonla bakabilirler. Dünyaya bakış açıları yüzlerce yıl aynı olacak diye bir şey yok değiştirebilirler. Tayyip Hoca öyle yaptı bayağı uyanıklık yaptı, arkadaşları da. O zaman modern İslam anlayışı hoşlarına gitti. Biz Saadet Partisi’ne öyle bir ruh vermiştik o zaman. Değişim güzel olur, renklendirmek güzel olur. Mesela partinin kalitesi artırılabilir, mantığı geliştirilebilir, heyecanı geliştirilebilir. Böyle monotonlaşmış bir sistem, çökmüş bir sistem gibi görünüyor. Güzel olmaz. Tazeleme daima daha iyi.

AYLİN KOCAMAN: Siz bir de dün söylemiştiniz, “Tabanda zeminde bir ideoloji olur ama kitleye ulaşırlar genel olarak” demiştiniz. Herkesi kapsayan.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Mesela AK Parti’de Saadet ideolojisi var. Milli Selamet Partisi ideolojisi tabanda var ama tavanda her türlü düşünceye açıklar. MHP de aynısını yapabilir, kökende ülkücü ama üst planda her görüşe açık, herkesi kucaklayan. CHP de öyle, tabanda sadece Atatürkçü düşünceye müsaade etmesi lazım CHP’nin. Ama benim gördüğüm o çizgide pek durmuyorlar. Mesela Atatürk olsaydı ne yapardı hep o mantıkla düşünmek lazım. Kökende koyu Atatürkçü ama üst planda tarikatlara, cemaatlere de açık, Atatürk’e karşı olanlara da açık herkese açık olması lazım. Ülkenin bölünmesi konusunda bütün partilerin çok amansız bir kararlılık içinde olması lazım. Böyle hukuk ve kanunla çok yırtıcı olmaları lazım. Hiç kabul etmemeleri lazım. Yani elastiki ifadelerle oy gelir demek, sen oradan elli oy alıyorsun oradan elli bin oy kaybetmiş oluyorsun. O elli oy bile şüpheli sana.

Beyinde bu görüntünün bu kadar net olması şu sistemle mümkün değil. Bunu bilimsel yöntemle bir araştıralım. İki üç profesörle de konuşalım, gerekirse maddi destek de verelim. Yani teknik olarak bunun mümkün olmadığını bir rapor olarak hazırlasın profesörler. Kardeşim, gözün içinde jöle var jöle. Kan damarları geçiyor, mercek de çok uyduruk bir mercek. Uyduruk derken en kaliteli mercek ayarında olsa dahi çok bulanık görüntü verir. Mesela satılıyor mercekler alıyorsunuz çok kaliteli, değil mi? Duvara tutuyoruz çok bozuk bir görüntü meydana geliyor ama çok çok flu oluyor. Bunun her tarafı mercek olsa ne olur? Ve o jölenin içinden geçiyor o merceğin görüntüsü. Orada diyor işte ters oluyor görüntü, yeniden düzelip düşüyor. Herkes de inanıyor buna. Bunu bilim akılcı olarak incelediğinde bunun imkansız olduğunu görecekler. Doğrusuna baksınlar olay neyse doğrusu onu bulmaya çalışsınlar.

Bir de gençlere şakacı, hoş sohbet, neşeli yaklaşmak lazım. Bilmiyorum AK Parti bunu yapıyor mu? Sol mesela gençlere yaklaşmayı biliyor. Gitar çalıyorlar, saz çalıyorlar, eğleniyorlar. Kız erkek karışık sohbet ediyorlar, konuşuyorlar bir arkadaşça ortam oluyor. Ama sağda böyle bir şey mümkün değil, kız erkek tahayyül dahi edilemiyor. Yine onların inancına uygun uygulanabilir bu, akılcı bir yöntemle bu uygulanabilir.

“Adnan Bey, cennetteki insanların derece derece olması ne demektir?” Bu dünyada da var. Ben mesela çiçekten hoşlanıyorum, kuşlardan, balıklardan hoşlanıyorum. İki yavru balık var yukarda acayip seviyorum, küçük. Koca koca balıklar var sürekli onlardan kaçıyorlar. Akşama kadar başlarının belası onlar böyle. Ben onların saklanması için çok fazla yer yaptırdım onlara, müstahkem mevkileri var gayet rahat oluyor olay. Öbür balıklar böyle tanker gibi üstlerine gidiyor hiç yani eskiv yapıyor tak kurtarıyor. Her gün gördüğümde hoşuma gidiyor ben bir zevk alıyorum ondan. Başkası belki daha fazla zevk alır veyahut daha az zevk alır. Cennette de sistem budur, dünyadaki sistemin aynısı. Yani bir şeyden bir insan daha çok zevk alıyor birisi daha az zevk alıyor, bu kadar yani fark odur. Görsel ayrı zevk alır, kulaktan ayrı zevk alır. Mesela ben müzikten zevk alıyorum ama bir başkası daha az zevk alıyor adam hatta rahatsız oluyor.

Abdullah, “Adnan Bey, cehennem denince akla sadece ateş mi gelmeli? Ateşsiz cehennem azabı olur mu?” Olur tabii. Cehennemde çok fazla yer var. Mesela sakin düz dünya hayatı gibi hayat olan yerler var dümdüz. Adam cennetle kıyasladığında orası ona cehennem olmuş oluyor. Soğuk olan yerler var, mahalleler şeklinde milletin kavga ettiği araştırdığı yerler var. Ama en çok rahatsız eden, onu Bediüzzaman da söylüyor kıyas. Ama adam mesela insan yakmış ateşte. Diyor ya “ateşin içine atmışlar Müslüman’ı seyrediyor, eğleniyorlar” diyor, aynısı ona da yapılıyor cehennemde. Kastedilen budur. Yahut mesela adamı haşlayarak öldürüyor, aynısı ona da yapılıyor yani aynı acıyı ona da tattırıyor Allah adaletin gereği olarak. Kastedilen budur. Hani insanlar diyor ki “Allah bizi doğrudan cennete koysa olmaz mıydı?” Olmuyor işte. Her insan kendine baksın hemen anlar, hemen Allah’ı unutur. İşine gücüne bakar, köşe dönmek falan, egoistlik, kindarlık, nefret, affetmeme, kavgacılık birçok insan için bu böyle. Baksın insan kendine, o eğitimden geçmesinin şart olduğunu hemen görüyor. Bela ve hastalık ve ölüm olmayınca da yine yapmaz. Bela, hastalık ve ölüm özellikle olmadıktan sonra yine yapmıyor. Herkes kendine bir sorsun yüzde 99,99 insanlar böyledir. Yani mutlaka ihtiyaç. O zaman akıllı hareket etmeye başlıyor kendini eğitiyor. Yani sorguluyor, işte atomu düşünüyor, hücreyi düşünüyor, kendini düşünüyor, beynindeki bu görüntüyü düşünüyor, Allah’ın varlığını çok güçlü şekilde araştırmaya başlıyor. Yoksa adam cennette de Allah vermesin göndersen cennet köşkünde oturur yer hıçkırarak demeyeyim de artık nasılsa bakar. Yani umurunda dahi olmaz haşa “kim getirdiyse getirdi” der yani “beni ilgilendirmez” der. Bu dünyada öyle olmuyor mu? Adam, tabağı dolduruyorlar muz, elma, portakal, ananas falan geliyor, çeşitli meyve suları yiyecekler falan, adam geğirerek yiyor tek bir kere Allah’a şükretmiyor Allah’tan bahsetmiyor. İşte okulu, nerede okuyacak çocuğu, nasıl mallar limana teslim edilecek, kime nasıl muamele yapılacak, ne yapacak onları konuşuyor. Bir kelime. Yani o portakal ona mecbur zannediyor halbuki Allah getiriyor o portakalı ona. O meyveyi oraya getiren Allah tepsiyle, garson getirdi zannediyor, getiren Allah. Ağaçta oldu zannediyor halbuki doğrudan yaratan Allah. Allah sabırlı, Cenab-ı Allah sonsuz sabra sahip. Adam bir yapıyor iki yapıyor Allah en sonunda onu bir kıstırıyor. Mesela hastaneye getiriyorlar, “her şey boşmuş” diyor. “Sana ne kadar vakit verildi?” Yetmiş sene. Yetmiş sene uyanamadın mı sen anlayamadın mı? “Anlayamadım” diyor. Anlayamazsan işte o zaman kaybettin. Nasıl anlamazsın? Her gün cenaze resmi gösteriyorlar her gün televizyonlarda. Her gün birisinin bir yakını ölüyor, her gün birisi hastalanıyor. Allah bu kadar tehdit ettiği uyardığı halde adam daha hala ölüm döşeğinde bile dinle dalga geçiyor haşa. Allah da işte onu o kafadaki adamlarla sonsuza kadar bir yerde tutuyor. Cehennem denen budur. Ama çok sıkıcı da, “seni yok etmesini ister misin Allah’ın” desen zaten olmaz da “isterim” demez. Orada yine kalmak istiyor. Cehennem ehline bile sorsan bir kısmı istemiyor. Yani yok olmayı istemiyorlar, onu çok dehşet verici buluyorlar. Varlıkken yok olmayı istemiyor.  

GÜLEN BATURALP: Kuran’da şeytanın şöyle dediği bildiriliyor: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.” (İbrahim Suresi, 22) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Diyor ki “ben Allah’tan korkarım” diyor “ben Allah’ı seviyorum” diyor. Ve inatçılık, kapris, böyle manyaklık, psikopatlık, kan dökülsün, sapıklık olsun. Mesela kan dökmek ve sapıklık şeytanın en önemli iki özelliğidir. Allah’a da diyor ki ahirette “Ben demiştim, beni Sen ateşten yarattın onları topraktan yarattın. Bana ateşten yaratıldığım halde, üstün olduğum halde, Seni sevdiğim halde ona secde et dedin” diyor topraktan yaratılmış bir varlığa. “Onların ne olduğunu da gördün” diyor Allah’a haşa. Cenab-ı Allah da onu sonsuza kadar cehennemde tutuyor. Konu bu. Ama istese yaptırmazdı Allah tabii, onu ona, engelleyebilirdi.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder.” (Nur Suresi, 21) diye bildiriyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Böyle sevgisizliği emrediyor. Çünkü Allah’a diyor ki “Ben seni seviyorum ama bak onlar sevgisiz olacaklar göreceksin” diyor, “kan dökecekler” diyor. Yani “Senin helalini haram yapacaklar, haramını helal yapacaklar” diyor “cinsi sapıklığa yönelecekler” diyor “her türlü ahlaksızlığı yapacaklar” diyor. “Ben sadece onlara fısıldayacağım, bana süre ver” diyor “bak göreceksin” diyor Allah’a. Zaten Allah biliyor. Ama o da işte şeytan zeki ama çok akılsız bir varlıktır, akıl hiç yoktur ama korkunç zekidir yani uçsuz bucaksız bir zekaya sahiptir. Bütün onun nesli de öyledir çok zekidir şeytan. Onun için Hz. Süleyman (a.s) onları devlet işlerinde kullanıyor. Birçok işte kullanıyor şeytanı. Ehlileştirip kontrol altına alıyor, korkutuyor daha Türkçesi, korkutarak kafalarını ezerek. Cin taifesi gibi çünkü onlar her şeyde kullanıyor onları. Haber almada, oraya buraya göndermede. Ama Hz. Süleyman (a.s)’daki ilim de ilim yani, maşaAllah. Hepsini o yakut yüzüğün içine dolduruyor tamamını. Yani yakut yüzüğün yakut kısmı yarım santimden biraz fazla, küçük bir yahut. Kaç milimetredir? Mesela beş milim falan da kalınlığında ama binlerce cini içine dolduruyor. Onlarda öyle hacim problemi olmadığı için hepsi içinde. Akıl almaz it gibi de korkuyorlar, acayip korkuyorlar. Benim anladığım Hüdhüd de cin. Çünkü imandan sorumlu, imandan sorumlu olması için şuur sahibi olması lazım. Onun cin olduğu anlaşılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Hüdhüd Müslüman mı?

ADNAN OKTAR: Öyle görünüyor. Ama biraz asi ve bilmiş böyle tam kontrolünde değil. Onun için Hz. Süleyman (a.s) sürekli korkutuyor, onun yöntemi o. Cinleri de korkutuyor halkı da öyle korkutuyor. Askeri müdahale yapmıyor ama “gelir dümdüz yaparım” diyor, “hepinizi ezerim, ordum çok güçlü, beni de  biliyorsunuz” diyor. “Aman sen böyle bir şeye girme, biz ne diyorsan yapacağız” diyorlar. Teknolojiyle çok etkiliyor, sanat ve teknolojiyle, kalite. Hz. Süleyman (a.s)’ın silahları bunlar kalite, sanat ve çok fantezi teknoloji. Fantezi teknoloji kullanıyor. Mesela bir havuz yaptırıyor havuz değil ama baktın mı net havuz ama camdan. Derin su zannediyor net öyle yaklaşsan da öyle görünüyor. Mesela şu an o teknolojiyi tam yapamadılar. Ona yakın yapıldı, ona yakın tam yapılamadı. Mesela Sebe Melikesi’ni getirtiyor, çok güzel Hz. Süleyman (a.s) yakışıklı bir insan boylu boslu. Sebe Melikesi de fevkalade esmer güzeli çok güzel bir kadın, onun şanını duyuyor. Biraz herhalde gönlü de sevmiş ki merak da ediyor. Hem oraya İslam’ı tebliğ etmek hem de o hanımlarla tanışmak istiyor ama delikanlılığını da gösteriyor böyle. “Gelir hepsini dümdüz ederim” diyor. Kadın olmasına rağmen o mantıklı ama ordusu da korkmuş. Yani “biz emrindeyiz” diyorlar “her şeyi yaparız ederiz, kırar-yıkarız da sen emredersen” diyorlar. Ama kadın durumu anlıyor tabii, Hz. Süleyman (a.s)’ın ordusu kahredici bir ordu, müthiş bir teknolojiye sahip ve askeri yönden ezici. “Bak rezil rüsva etmeyeyim, ezip kırmayayım nezaketiyle gelin” diyor. Hepsi güzelce geliyorlar. Ama geldiğinde aşağılamıyor, çok güzel karşılıyor, çok çok güzel karşılıyor. Hep böyle sürprizler, hoşlarına gidecek şakalar mesela atlarını gösteriyor, kuşlarını gösteriyor, oradaki sarayı gezdiriyor. Sarayın ihtişamını, oradaki altın kakmalar, mobilyaların güzelliği, o ahşap mobilyalarının güzelliği bir kadın ruhu için, sanattan anlayan biri için tabii çok etkileyici. Ama bir de fantezi sanat uygulaması var, işte havuz onlardan bir tanesi, o sadece bir tanesi anlatılanların. “Öyle ordularla gelirim ki” diyor Hz. Süleyman (a.s) “karşı koymaları mümkün değil” diyor. Çünkü silah gücü ve silah kalite gücü çok yüksek. Sırf insan sayısı açısından değil ve ordu çok eğitimli. Yoksa Habeş ordusu da çok yaman bir ordu ama yapacakları bir şey yok. Ama tabii mesela kadının gönlünü çok güzel alıyor, ona sürekli harikalar gösteriyor, oradaki o güzellikleri gösteriyor kadının içi eriyor çok seviyor. Zaten gelirken de Hz. Süleyman (a.s)’a yabani kuşlar, altın, çok güzel keresteler, akik taşlar, yakut, zümrüt zibiller gibi ama böyle güzel maymun türleri, kuş türleri. Hoşlandığını biliyor öğrenmiş. Zaten bütün saray dolu hayvanat bahçesi gibi sarayı. Bahçesi var bütün hayvanlar var hepsini gezdirmiş Hz. Süleyman (a.s), kadının gönlünü fethediyor. “İslam buysa” diyor kadın “böyle güzellikse, sanatsa, kadınlara bu kadar hürmet ediliyorsa, kadın böyle özgürse, böyle bir sevgi ortamı varsa, bu kadar bir nefaset varsa.” Her yer pırıl pırıl. Hizmetçileri mesela nefesi kesiliyor onu ayrıca belirtiyor. Bütün hizmetçiler çok şık giyinmiş ketenden ve sayıyor, uzun böyle altından falan süslü hepsi tek üniforma gibi giyinmişler. Çok yakışıklı gençlerden oluşuyor hizmetçiler. Çok güzel kızlar ve çok güzel hizmetçilerden oluşuyor. Mesela kimi içecek getiriyor, kimi meyve getiriyor, kadının nefesi kesiliyor o kalitenin karşısında. “Allah’a şükür biz zaten Müslüman olmuştuk” diyor kadın. İslam böyle anlatılır.

GÖKALP BARLAN: Tahtı da söylemiştiniz teknolojiyi, oraya getirtmesini.

ADNAN OKTAR: Nefesi kesiliyor. Tahtından bahsediyorlar konuşuyorlar, Hz. Süleyman (a.s) açtırıyor perdeyi “böyle miydi” diyor, kadının nefesi kesiliyor tahtın aynısı “sanki aynısı” diyor. Orada amaç kadının gönlünü fethetmek. Akıl almaz bir teknoloji gösteriyor. Muhtemelen görüntü olarak getirtiyor tahtı. Ama çok kaliteli bir görüntü olarak bir televizyon gibi bir şey yapmış ama herhalde bu televizyon teknolojisinin bizim bilmediğimiz bir yönü var onu uygulamış. Daha kolay daha bilinen bir yöntem olabilir. Çünkü “kitaptan ilmi bulunan birisi” diyor. Kitap, o zaman Tevrat var Torah var, Torah’dan öğrenmiş onun içinde gizli bir bilgi, kim bilir nasıl çıkarttı ve nasıl uyguladı? Ama amacı ne? Tebliğ.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Ahir zamanda Mehdi devrinde” diyor bakın dikkat edin “Yemen’in” bildiğimiz Yemen “kuzey ve güneyinde bir fitne çıkar. Yemen halkı yönetimde anlaşmazlığa düşer ve Yemen iki ayrı devlete ayrılır.” Kitabü’l Yevmül-Halas, sayfa 562. Bin yıllık kitap. Peygamber (s.a.v.) doğru mu söylüyormuş? Bak Yemen ikiye bölündü aynısını söylüyor Peygamber (s.a.v.), bin yıl önceden bildirilen hadis kitabında. 1990 öncesinde Kuzey ve Güney Yemen olarak ikiye bölündü biliyorsunuz. 2015 itibariyle yeniden fiilen ikiye bölündü, Sana ve Aden hükümeti olarak ikiye bölüdü.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Kulun kadınlara karşı sevgisi çoğaldıkça fazilet bakımında da imanı artar” diyor. “İmanıyla doğru orantılı olarak kadınlara sevgi duyar” diyor. İbn-i Babeveyh-i Men la Yahzuruhul Fakih, cilt 3, sayfa 384.

Murat Ahir Aslanoğlu, “Hocamız ‘cehennemin dünya gibi yerleri de var’ dedi. Bunların algısı yani beş duyu şuur genelde kapalı mı? Bunu anlatabilir mi?” Kapalı, beş duyusu da kapalı. Cenab-ı Allah’ın oradaki beyanı çok açık. Mesela diyor ki: “Orada cehennemde şiddetli ahu eninler duyulur” diyor, azap çığlıkları can yanmasından. Sonra diyor ki Cenab-ı Allah “fakat onların hepsinin Ben kulağını sağır ettim” diyor “kulakları duymaz” diyor. Kime etki ediyor bu? Yine müminlere etki ediyor. Kafir cehennemden etkilenmez, kinini daha artırır başka bir şey olmaz. Mümine etki yapar. Mümin cehenneme baktıkça “aman cennet ne kıymetliymiş” diyor. Diyorlar ya hani bıkar mıyız falan. Bıkmayı şöyle bırak yani taşını toprağını öper. Çünkü sonsuza kadar görebiliyor cehennemi.

Mümin Allah’ın ruhunu taşıdığı için Allah’ın çok zoruna gidiyor insanların dünyaya bu kadar bağlı olmaları ve Kendini anlamamaları ve Kendiyle ilgilenmemeleri. Allah sürekli bunu dile getiriyor Kuran’da. “Nasıl anlamazsınız?” diyor sonlu olan, ölümlü olan, kısacık olan, acz içinde olan bir dünyayı görüyorsunuz” diyor “sonsuz size vereceğim ahireti önemsiz görüyorsunuz bunu neden yapıyorsunuz” diyor Allah sürekli. Kuran’ın neredeyse yüzde yetmişi bu konulara ayrılmıştır.

ERDEM ERTÜZÜN: Cennette olan cehenneme girecek olsaydı orada bulunacağı yeri nasıl olurdu diye gösteriliyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Cennet ehline cehennemdeki yeri gösteriliyor, “eğer gelmeseydin yerin burasıydı” deniyor. O zaman tabii daha da titiz oluyor, odası yeri şekli orada görmüş oluyor. Kafire de cennete gitseydin yerin neresi olduğu gösteriliyor, o da ona akıl almaz bir iç acısı oluyor. Yani onulmaz bir ıstırap duyuyor, kahredici bir ıstırap duyuyor o zaman.

“Hocam, çok ilginç tespitleriniz var çok dikkatimi çekiyor. Bence toplumların en büyük problemi şu anda zina. Günaha girmemek için zina günahına nasıl bir çözüm bulmalıyız? İlgilenirseniz sevinirim.” Bursa’dan Fatih. Bir kadına sen eğer saygı duyuyorsan, seviyorsan acırsın zaten, şefkat duyarsın. Sen onun geleceğini düşünmüyorsan, onurunu, sağlığını, sıhhatini düşünmüyorsan dehşet verici bu. Manen öldürmüş oluyorsun onu zaten. Manen öldürdüğün bir adamdan sen ne zevk bekliyorsun ne bekliyorsun? Onun hastalanması seni ilgilendirmiyor, geleceği ilgilendirmiyor, onuru ilgilendirmiyor, huzuru ilgilendirmiyor, imanı ilgilendirmiyor, ahireti ilgilendirmiyor sen nesin? Ve ne istiyorsun o güzel varlıktan ve seni niye istesin böyle bir şeyi? Adeta nefret eder gibi bir üslup bu. Ne diyor adam? “Ahiretin beni ilgilendirmiyor” diyor “dünyan da beni ilgilendirmiyor, sağlığın da beni ilgilendirmiyor, huzurun da, güzelliğin de, neşen de hiçbir şeyin beni ilgilendirmiyor” diyor. Ne istiyorsun? “Kullanmak istiyorum” diyor. Bu hakaret bu, çok kızdırıcı. Bir kadın nefret eder böyle bir adamdan acayip öfkelenir. Hepsi için demiyorum ama bu sözlerimi genelinde böyledir. Kadın mübarek muhterem bir varlık. Sen ona şefkat duyacaksın, sevgi duyacaksın, koruyup kollayacaksın, iffetine haysiyetine zarar getirmeyeceksin. Seviyorsan helaliyle al nikahla yani. Niye kirletiyorsun, niye canını yakıyorsun, niye üzüyorsun? “Senin hayatın beni ilgilendirmez ne yaparsan yap, git çalış hayatını kazan” diyor. Olur mu? Sen onu prenses gibi yaşatacaksan, kraliçe gibi yaşatacaksan sevme hakkın olur. Onun dışında sen onu unut. Zaten o seni unutur yani. Çünkü sevdiğine dair bir alamet yok. İnsan mesela çocuğunu seviyor ama ne yapıyor? Koruyor, kolluyor, yediriyor, içiriyor, hastaneye götürüyor, ufacık bir şey olsa tedirgin oluyor, “aman aman bir şey olmasın” diyor. İşte insan da sevdiği kadını en az çocuğu gibi koruyup kollayacak. Kuran’ın hükmü bu, velayet gereği budur. Velayetin hükmüdür. Müminler birbirinin velisidir. Sen sadece pisliğini dökmek istiyorsun. O çöp kutusu değil. “Selamun Aleyküm” diyor “sap gibi adamım” diyor, ee, “askerliğimi de yaptım” diyor “hazırım” diyor. Bu kadar mı akılsızsın? Bu kadar mı akılsızsın? Bir kadında ne kadar itici etki yapacağını düşünebiliyor mu bunun?

“Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.” (Meryem Suresi, 71) Tabii bu ayete bakmak lazım küfür için de söylenmiş olabilir yani küfrün tamamı girecek anlamına gelebilir. Ayetin siyak ve sibakından anlaşılabilir.

Hz. Süleyman (a.s)’ın üç yüz nikahlı hanımı vardı, yedi yüz de cariyesi vardı. Hep böyle kral kızları, hep soylu ailelerin kızları. Hz. Süleyman (a.s)’ın derdi onları güzel yaşatmak, mutlu olmalarını sağlamak, ahiretlerini imanlarını kurtarmak, neşe ve sevinç içinde kaliteli güzel bir hayat yaşamaları ve onların güzelliklerine doyamıyor. “Atlar ikindi vakti geldiler” diyor akşama yakın. Muhteşem görünümlü böyle, kısrak anlamına geliyor oradaki şey. “Perde çekildi” diyor “atlar gizlendi” diyor. Sonra “gitti Hz. Süleyman (a.s) boyunlarını ve bacaklarını okşamaya başladı” diyor. O coşkun sevgisinden. Hanımlarına da çok coşkun bir sevgiyle bağlılar. Mesela Hz. Süleyman (a.s) doksan yaşında eşi on dokuz yaşında. Kendi doksan yaşında eşi on dokuz yaşında. Niçin evlenmiş? Kadın ahireti istiyor, güzelliği istiyor, sevgiyi istiyor. Vefatında da kendilerini ona adadıkları için “sonsuza kadar biz senin eşiniz” dediler, o şekilde yaşayıp o şekilde vefat ettiler. Hiç kimseyle evlenmediler.

Cehennem bölüm bölümdür. Allah’ın adaletine uygun olması için. Mesela adam sırf Allah’ı inkar etmiş ama hiç kimseye bir kötülük yapmamış, o onlarla aynı muameleyi görmez. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e iman etmemiş ama kabul etmemiş Peygamber (s.a.v.)’i ama Peygamber (s.a.v.)’e her türlü yardımı yapmış kafirlerle aynı olmaz. O yüzden cehennem görünür şekilde ayrı ayrıdır cennet öyle değildir, cennet bütündür herkes orada ayrı ayrı zevk aldıkları için. Ama orada cehennem ehli görür, kendinden daha uygun bir konumda olan adamı görür. O bile canını yakar. O yüzden cehennemde bulundukları yerden kaçıp öbür yere geçmek istiyorlar ama her seferinde rezil rüsva oluyorlar. Allah’a oyun oynayabileceklerini zannediyorlar akılsızca. Mesela tünel açmak istiyor, kendince ilkel bir merdiven yapıp oraya gitmek istiyor yahut birilerini kandırmak istiyor. Sürekli hayatları böyle geçiyor, oyunla geçiyor.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verelim mi Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 1979’dan beri yayın hayatında olan İran’ın ilk ve en büyük İngilizce gazetesi Tehran Times’te yeni bir yazınız yayınlandı. “Türkiye seçimleri bize ne mesaj veriyor?” başlıklı bu makalenizde, 1 Kasım seçimlerinden dördüncü defa ilk parti olarak çıkan AK Parti’nin oylarını artırmasının nedenleri arasında AK Parti’nin terörle mücadele konusunda kararlı oluşu ve Başbakan Davutoğlu’nun manevi değerlere verdiği önemin halk üzerinde etkili olduğundan bahsediyorsunuz. Bu yazınız aynı zamanda gazetenin her gün on bin ziyaretçiye ulaşan internet sayfasında da yer aldı. Hedef kitlesi işadamları, üst düzey yöneticiler ve diplomatlar olan ve Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olma özelliğini taşıyan Arab News Gazetesi ve onun internet sitesi iki yazınıza yer verdi bu hafta. Yazılarınızın başlıkları şöyle; “Güvenlik konseyi denetlenebilir mi?” ve “Yaşlanmanın önüne geçilemez.” 1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında yer alan News Streits Times “Allah’ın rızasını kazanmak” başlıklı yazınızı gazete ve internet sitesinde yayınladı. Her ay beş yüz bin kişiye ulaşan farklı kesimden okuyucu kitlesine sahip, ağırlıklı olarak üniversite öğrencilerine hitap eden ve İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBS Times sitesinde Fransızca olarak çıkan makaleniz “Ruhunuzu disipline edin” başlığını taşıyor. “Prof. Dr. Aziz Sancar’ın 2015 Nobel Kimya ödülüyle insanlara verdiği ders” başlıklı makaleniz İngilizce olarak Suudi Arabistan merkezli Riyadh Vision sitesi ve New York merkezli bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily’de yer aldı. News Rescue haber sitesinin yer verdiği “Kunduzdan alınması gereken ders” başlıklı makalenizde Taliban’ın yenilgiye uğratılmasının ancak ideolojik olarak mağlup edilmesiyle mümkün olacağı üzerinde duruyorsunuz. Arnavutluk’un günlük İngilizce gazetesi Tirana Times, Arnavutluk ve Türkiye arasındaki stratejik işbirliğinin barışa nasıl katkıda bulunacağına değindiğiniz makalenizi yayınladı geçtiğimiz günlerde. “Yanlış, iyi, kötü ve çirkin algısı” başlıklı yazınız Hindistan’da yayınlanan Hans India sitesinde yer buldu. On bir yıldır yayınlanan elli üç bin tirajlı Hiba Dergisi’nde “İnsanların çok fazla konuda bilgisi var ama birbirlerini anlamıyorlar” başlıklı makalenize yer verdi. Üç ayda bir basılan bu derginin internet sitesi ayda bir milyon ziyaretçi alıyor. Makaleleriniz basılı dergiyle aynı zamanda bu sitede de yayınlanıyor. Amerika merkezli site Jefferson Corner 30 Ekim tarihinde “Rusya’nın Müslüman dünyasına bakışı” başlıklı yazınıza yer verdi. Boşnakça makaleniz “Eğlence dünyasında mutluluğu yakalamak Cazinnet sitesinde yer aldı. Son olarak Daily Mail sitesinde yayınlanan makalenizde de “İslam dünyasının en aciliyetli ihtiyacının sevgiye dayalı birlik” olduğunu anlatıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünyanın en ünlü yayın organları. Suudi Arabistan’da hiçbir yerde hiç kimsenin yazıları çıkmıyor. İran’da hiçbir yazarın yazısı çıkmaz. Rusya’da da böyle. Ve ana sayfada en çok okunanlarda, maşaAllah.

Sanatçının teşci edilmesi önemlidir. O emek veriyor, sen de o emeğe karşı takdirini alkışla ifade edeceksin.

Fikret, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Washington Post, PYD'nin Tel Abyad'daki binlerce Arab’ı tutuklayıp Kürt televizyonlarında bağlılık yemini ettikten sonra serbest bıraktığını yazdı. Haberde yer alan bilgiye göre PYD'nin amacının Amerika'yla IŞİD'e karşı Rakka'da savaşmak değil. YPG temsilcisi Polat Can, "Bizim stratejik önceliğimiz Afrin'i Kobani'ye bağlamaktır." dedi.

ADNAN OKTAR: Onlar Stalinist devlet kurmak peşinde, Amerika'nın derin devleti de ördek gibi onların oyununa düşüyor. Oradaki o açıklığı bırakmak istemiyorlar; boydan boya, yaklaşık bin iki yüz kilometre falan boyunda yaklaşık beş yüz kilometre eninde bir devlet bir toprak parçasını Büyük Kürdistan olarak, Kızıl Kürdistan, Komünist Kızıl Kürdistan olarak hazırlamak istiyorlar. Ama vatandaşı olmayan, seveni olmayan bir vatan hazırlamak istiyorlar. Senin kurduğun komünist Kürdistan'a, kızıl Kürdistan'a kim gidecek? Hiç kimse gitmez. Herkes fellik fellik kaçıyor. Bunlar sanal bir devlet, sanal bir millet oluşturmaya çalışıyorlar. Bu büyük bir tehlike.

Şimdi adamların iddiası sırf Türkiye sınırı değil tabii İran'daki bölümü de içine almak istiyorlar. Ama Suriye ve Irak kısmını hallettiklerini düşünüyorlar. Türkiye'nin de iç kısmına girip Güneydoğu'yu alıp akıl almaz büyüklükteki bir devletten bahsediyor bunlar. Ama halkı yok, sadece komünist Kürdistan. İran'ı da içine almayı düşünüyorlar, o bölgeyi de. Olmayacak iş, boşa uğraşıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Hakkari Yüksekova'daki operasyonda iki askerimiz şehit oldu, Adnan Bey, on beş terörist de öldürüldü.

ADNAN OKTAR: Nerede ve nasıl oldu? Bir daha söyle.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari Yüksekova'daki operasyonda iki askerimiz şehit oldu bugün, on beş terörist de öldürüldü. Türkiye'nin Kandil'i olarak adlandırılan bir bölge var, İkiyaka Dağları ve arasında kalan otuz kilometrelik Doski Vadisi. Yaklaşık bir aydır operasyonlar Buhara'da yoğun olarak devam ediyor. PKK açısından stratejik önem taşıyan üç bin beş yüz rakımlı dağlarda ve vadide PKK'nın yüzde doksan oranında temizlendiği haber veriliyor. PKK'lılar bu bölgeden Türkiye'ye girip eylem yaptıktan sonra derin vadiden yine Kuzey Irak'taki kamplara kaçabiliyorlar. Bölge, teröristlerin hem Türkiye'ye kolay geçişini sağlıyor hem de İkiyaka Dağları'nda yığınak yaptıkları silah, mühimmat, yiyecek, giyecek ve kışlık erzak depolarıyla hiçbir yerden yardım almadan altı-yedi ay bölgede yaşamalarına imkan veriyor.

ADNAN OKTAR: İşte büyük bölümünü hallettiklerine göre, temizlediklerine göre -ki hepsini tutuklasınlar- sonra mesele hallolur. Allah şehitlerimize gani gani rahmetini sersin, nuruyla sarsın, Allah annesine babasına uzun ömür versin, Cenab-ı Allah sabr-ı cemil ile kalplerini ferahlandırsın, kalplerine inşirah versin, cennette hepsini Allah bizlere kardeş etsin.

Halife 5. Murat'ın kızlarının resmi var, sende var mı?

BÜLENT SEZGİN: Resim gelmişti Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, Halife 5. Murat'ın kızı. Bak o devirde başörtüsü yok, müzik en güzel şekilde icra ediyor, sanata sevgisi büyük, kaldığı yer tertemiz. Osmanlı'nın son dönemlerinde bir kısım halifeler karşıydı bağnazlığa ama halka bunu anlatmak çok zordu. Mesela bak o mübarek hanımefendi de tam bir modern Müslüman görünümü içerisinde.

Üniversitede okuyan çok kız arkadaşım var. Çok acıyorum onlara, binalar buz gibi soğuk, beton gri, kirli yerler, nefes alınamayacak amfiler, tahta sıralar Abdülhamit'ten kalma. Kardeşim çocuk saat dokuzda geliyor, dörtte-beşte çıkıyor. İki saat yol, en kestirmeden gittiğini düşünsek sabah trafiğine takılıyor, santim santim ilerleyerek iki saat yol, iki saat de dönüş dört saat.

EBRU ALTAN: Bir dersin kampüsü de bir başka kampüste.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu soğukta bilmem ne. Çocukların banyoda elini yüzünü yıkama ihtiyacı olur, temizlik ihtiyacı olur, yemek yiyecek. O beton zeminlerde, o betondan oluşmuş dünyada, o havasız ortamda; banyoların hali içler acısı. O tertemiz genç kızlar orada nasıl yaşasın? Buna bir kolaylık bulunması lazım. Kaç yıl okul var? Beş yıl. "Sen kaç yaşındasın?" diyorum. "On dokuz yaşındayım." Beş yıl; gençliğinin en güzel yılları beton zeminlerde geçiyor, havasız ortamlarda geçiyor. Buna bir kolaylık bulalım. Çocuklara yeşillik, bahçelik yerlerde, güzel, büyük otağ tarzında çadır yaptırırsın. Sinemayla öğretirsin, filmle öğretirsin. Mesela tarih dersini filmle gösterebilirsin. Diğer şeyleri de öyle, eğlenceli ve iç açacak. Onlara yiyecek imkanı sağlanması lazım. Kantinlere gidiyorlar, sandviç bilmem ne, arasına peynir konmuş falan. O şekilde beslenir mi bir genç kız? En hayati yılları o beş yıl. Bitti sonra "Hayırlı uğurlu olsun" diyor. İsimlerini vermeyeyim de çeşitli bölümler, "Hadi bakayım şimdi kendine iş bul" diyorlar. Çocuk gidiyor bir iş yerine, "Münhal iş var mı?" Yok. "Hadi git şimdi" diyor, başka bir yere, oraya gidiyor, "Münhal iş var mı?" Yok. Biri gidiyor, "Tamam olur. Otur bakalım." Ne kadar? "Sana bir bin lira maaş veririz." Beş yıldan beri onun için mi okudu bu çocuk? Yolda yine iş yerine giderken iki saat yolda gidiyor, iki saat de dönüş. Sabah dokuzdan akşam beşe kadar. Bunun bir durduğu duraksadığı bir yer olması lazım. O çocuklar okulu bitirdiklerinde rahatça iş bulmaları lazım. Bir de makul, onları ihya edecek bir maaş olması gerekiyor. İnşaAllah Mehdi (a.s) devrinde bunlar çözülecek. Böyle hayat çok zor. Böyle hayat olur mu? Bir genç kız, genç kızlığı diye bir şey kalmıyor. Ne olur? Su gibi çocuk onlar. Uykusuz da kalıyor gece. Kardeşim şimdi okuldan geliyor, yemeğini yiyor zaten bir de ev ödevi veriyorlar; çocuk ödevini yapıyor, bayılıp kalıyor artık yani. Sabaha zor yetişebiliyor, erkenden kalkıyor yeniden yollara düşüyor; yeniden aynı şey, yeniden aynı şey, yeniden aynı şey. Bu yöntemde bir yanlışlık var. İlkokul çocukları; çocuklar doluyor tahta sıralara oturuyorlar yahut mikadan. Saatlerce çocuk orada oturuyor, beş saat-altı saat-yedi saat. Hatta diyor ki bakan, "Eğitim; böyle eğitim mi olur? Sabahtan akşama kadar eğitim olacak" diyor. Yani sabah çocuk dokuzda gidecek, sekizde-sekiz buçukta; akşam beş buçukta bitecek. Bir daha öyle, bir daha öyle, bir daha öyle; nefes aldırmadan yani. Halbuki mesela tarih; çok sevdirerek filmlerle anlatılabilir. Coğrafya; gezdirerek de anlatabilirsin çocuklara, parkta bahçede de anlatabilirsin böyle geniş yerlerde ferah. Fizik de mesela uygulamalı anlatırsın. Aklında kalacak şeyleri anlat. Çocuklar fizik formülünü ne yapsın? Unutacağı şeyi niye ezberletiyorsun çocuğa? "Hammurabi kaç yılında doğdu?" Ne yapsın kaç yılında doğduğunu? Kaç yılında doğduysa doğdu. Bana ne?

BÜLENT SEZGİN: Kimse de hatırlamıyor zaten sonra.

ADNAN OKTAR: Hammurabi'yle bizim ne işimiz var ya? İster Necdet Ağabey olsun ister Hammurabi olsun. Kimse kim. Bizi onların doğum tarihi, ölüm tarihi bizi ne ilgilendirir? Ne olur? Kafa beyin dayanmaz buna kardeşim. Onun dedesinin de tarihini öğreneceksin, onun dedesinin de öğreneceksin. Pratik bilgi önemlidir yani pratik genel kültür. Genel kültür dersi yapılsın, çocuklar kültürlü görgülü. Görgü dersi de yok. Adap-edep dersi yapılabilir. Mesela edep-adap nasıl olur, görgü nasıl olur, kalite nasıl olur? Mesela bir genç kız nasıl yürür; bir genç bir hanıma karşı nasıl davranması gerekir; nezaket nedir; terbiye nedir? İlkyardım nasıl yapılabilir? Hastalıkların genel özellikleri anlatılabilir. Mesela adamın biri bayılıyor; ne yapacağını bilmiyor, tepe takla adamı ters çeviriyorlar; tansiyondan adam yaralanmış oluyor, bayılmış oluyor, adamı tepesinin üstüne dikiyorlar, büyük bir tehlike Allah esirgesin. Halk da bilgisiz oluyor geçenlerde bir tanıdık; adama masaj yapmışlar köye gitmiş "her yerim ağrıyor, kulunçlarım" falan, adamın kaburgasını, her yerini kırmış adam, alenen kırmış yani. Masaj yaptırıyorum diye böyle akıl almaz sakatlananlar var. Pratik bilgiler verilebilir gençlere, genel kültür mesela sevgi dersi; sevgiyi öğretmenler sürekli işleyebilirler, nezaket falan. İnternette konuşuyor adamlar zırvalıyor birçoğu. Abuk sabuk yani çok nefret dolu; bunlar değişebilir. Temizlik nasıl olur? Temizliğin detayları öğretilebilir, bilmiyor bir çoğu temizliği. Çocukların cildi çoğu bozuk, genç kızlara da bakıyorum, sonradan benim yanıma gelince birçoğunun cildi düzeliyor. Bilmiyorlar kendilerine bakmayı, yemek yemeyi de bilmiyorlar. Önlerine ne gelirse, ne bulursa yiyor. Çok sağlıksız oluyorlar. Gencecik yaşta, on dokuz yaşında bambaşka bir şey olmuş. Sonra ben biraz ilgileniyorum, aslan gibi oluyor bayağı güzel oluyor.

Ben felsefede okurken İstanbul Üniversitesi'nde oradan biliyorum, akademide de öyle; bir kantin, orada işte gazoz var, sandviç var, en alası peynirli sandviç yahut sucuklu. Sandviçe bak hizaya gel, sucuklu, bir de çiğ sucuk, evlere şenlik, üstüne de gazoz. Bütün her yerde, öğrencilerin olduğu yerde besleyici yiyecekler bulunması lazım; mesela ayranın iyisi, ekmeğin yahut sandviçse neyse onların iyisi beslendiklerinde onlarda alerji yapmayacak, sağlıklarını bozmayacak, kolesterollerini yükseltmeyecek şekilde olması lazım. Anca dolduruyorlar okullara çocukları, ha babam de babam işte profesör geliyor, oleik asitler palmitik asitler, olefinler falan diyerekten böyle. Tamam da yani çocuğun kafası beyni falan. Ona ihtiyacı olan şeyleri öğretmek lazım. Onu ne ilgilendirir? Unutacağı yüzde yüz olan şeyi niye öğretiyorsun? Mesela tıpta da acayip yükleniyorlar nefes almadan, bütün kitabı ezberletiyor adeta. Pratil öğreneceği şeyleri. Branşlarını başta ayırın mesela adam cerrahiyse direkt baştan pratik olarak öğretin; direkt girsin adam. Mesela ameliyatlara sok, göster, orada pratik olarak anlat. Pratik önemli. Adamı bu sefer ihtisas için doğuya gönderiyor, oradan geliyor burada bilmem mecburi hizmeti daha var. Bir bitiyor, saç baş dökülmüş, bembeyaz olmuş bir doktor perişan. Bir de maaşları da az zaten. Bir de hasta yakınları saldırma modası çıkardılar, kapıyı pencereyi kırıp acilin camlarını aşağıya indirip içeriye. Kahramanlık zannediyor. O insan akşama kadar ayakta, acayip zor bir şey, kan revan içinde adamlar geliyor, bağıranlar çağıranlar feryat edenler. Ne kadar zor bir şey. Biraz anlayışlı davranmaları lazım. Doktorların maaşı yükseltilse, hastaneler de çok geniş güzel olsa içleri ferahlar onlar da böyle stres içinde olmazlar. Mesela hastanelerde bütün binalar onları sarmış. Devlet istimlak etsin hastanelerde. Hastaneye bir güzellik yapsın devlet. Mesela şehrin ortasında hastane, güzel, öyle olması lazım. Çevresindeki bütün binaları satın alsın devlet, yıksın; yıksın, ya onun tesisi haline getirsin, yan tesisi haline getirsin veyahut yıksın, bağlık bahçelik yapsın. Adam bakıyor mazot deposunu görüyor pencereden, öbür taraftan bakıyorsun binanın arka havalandırması görünüyor. Korku filmi gibi. Böyle şey olur mu? Hastanenin her yeri yeşillik, güzellik olur. Bahçesi mesela, bahçesinin kantini olması lazım. İç açıcı olması lazım her yer. Hasta adam orada ne olur? Yataklar çelikten, daracık çelikten; adam onun içine girmek ister mi? Allah vermesin oraya giren tamam, oradan gider artık, Allah vermesin. Işıklar floresan ışığı; kardeşim iktisat edecek başka şey bulamadın mı? Devlet para almasın hastanelerin elektriğinden. Biz iktisat edelim de hastane iktisat etmesin. Yemesi, içmesi, her yeri güzel olsun. Doktorların beslenmesi, nöbetleri neşeli olsun. Gerçi benim gördüğüm doktorlar çok efendi oluyorlar, çok nezaketli oluyorlar. Geliyorlar bazen ziyaretime buraya, sohbet ediyoruz konuşuyoruz çok dışa dönükler. Ama daha iyi imkanlar sağlanabilir, her yerde hürmet görmeleri lazım. Bu saldırma maldırma; doktora saldırmanın hükmünün daha ağır olması lazım cezasının. Eskiden polise saldırmanın cezası ağırdı. "Düğmesini koparma" diye bilinirdi halk, "Bir düğmesi kopsa işte bittin" falan derlerdi. Şimdi polise kafa atanlar, tekme tokat girenler, küfredenler. Elinde sopalarla polisin karşısında bekliyorlar adam düdük çalıyor hep beraber saldırıyorlar, adam elini kolunu sallayarak evine gidiyor. Olmaz öyle şey.

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Devam ediyoruz yayınımıza.

ADNAN OKTAR: Evet bir şeyler söyleyin de konuşalım hadi bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Sabun köpüğünün donma anı dışarda.

ADNAN OKTAR: Şahane. Bununla bayağı iyi oynanabilir. Bayağı iyi. Direnci de artıyordur değil mi kuvveti?

Müslümanlar’ın birbirleriyle uğraşması iyi bir şey değil. Çok çok çok yanlış bir hareket. Özellikle eski dost düşman olmaz derler. Bu kadar kargaşa bu kadar PKK tehlikesi varken bölünme tehlikesi varken işi gücü bırakıp Müslüman’a laf söylemek, tavır almak çok çok günah olur. Hatalı olur. Ahirette açıklanması güç bir durum meydana getirir. Özellikle Müslümanlar birbirlerini mazlum gördükleri için kıyasıya birbirlerine giriyorlar. Bunun mantığı da çok korkunç. Birbirlerini kolay görüyorlar. Mesela küfürle hiçbir muhataplıkları olmuyor. Onlarla ilimle, irfanla mücadele etmek gibi akıllarına bir şey gelmiyor ama birbirlerine karşı akıl almaz bir kırıp yıkma ve ezme mantığı oluyor. Günah olur bu. Çok yanlış.

GÖKALP BARLAN: “Çekişmeyin çözülüp yılgınlaşırsınız gücünüz gider” diye buyuruyordu Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım; “Çekişmeyin çözülüp yılgınlaşırsınız gücünüz gider.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Hem de nasıl gidiyor yani.

“Evrimci ateistler bana insanlık tarihinin Hz. Adem (a.s)’den daha eski olduğunu söylüyorlar ne cevap vereyim? Bir de evrim teorisini artık bilimsel olarak artık kanun olduğunu iddia ediyorlar bu doğru mu? Sizi seviyoruz. İsim yazmamış. Marksistlerde, ateistlerde öyle bir şey vurgulamak için insan ruhunun zayıf yönlerini kendi ruhlarıyla kıyaslayarak bulma metodu var. “Artık bu teori” diyor “kesin kanun” diyor. Onda da hazır bir eziklik ruhu oluyor, hiç uğraşmadan elde edilecek bir eziklik ruhu. Kanun nasıl oluyor?  Fizik kanunları bile değişiyor. Adam fizik kanunu diyor, değişiyor. Madde sonsuz diyorlardı, değişti. Maddenin başlangıcı olduğu anlaşıldı. Bu teorinin en uydurmasıdır, dünyadaki teorilerin en en uydurmasıdır tesadüf iddiası. Kainattaki bütün bu mükemmellikleri ama tarifi mümkün olmayacak derecede mükemmel olan sistemleri tesadüfle anlatıyor. “İnsanlar tesadüflerle oldu” diyor, meyveler, portakallar, limonlar, tavus kuşları, kuşlar, balıklar aklına ne gelirse “hepsi tesadüfler sonucu oluştu” diyor. “Kainat da tesadüf, her şey tesadüf” diyor. Bu bir teori ama en çürük teori. Sen ne diyorsun? Burada bir bilinç var diyorsun, burada bir mühendislik var. Dolayısıyla bir yaratan var diyorsun. Senin dediğin haklı ve doğru, bilimsel olan bu. Onun bilimsellikle alakası yok, bir şeye tesadüf demek nasıl bilimsel oluyor? Bir saat var, bakıyoruz diyoruz ki bu fabrika yapımı, şu fabrikada yapılmış. Öbürü diyor ki “tesadüf” diyor. Tesadüf diyene bilimsel diyeceksin, bir ustası var diyene de bilimsellikten uzak diyeceksin. Bu olmaz.

Enfal Suresi 46’da Cenab-ı Allah; “Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46) Sabrederseniz sizinle beraberim diyor Allah. Ne kadar güzel. Garanti veriyor Cenab-ı Allah ve sabredenlerle de beraber oluyor.

Bir hanım kardeşimiz diyor ki; “Bu gece Beril Hanım sarı giymiş, adeta bir güneş gibi parlıyor. Sizinle karşılıklı kaşık oynamalı” diyor.

“Hocam siz bir mürşitsiniz.” İrşat eden anlamında, tarikat şeyhi olmayarak. Tabii, müminlerin hepsi mürşittir. Emri bil maruf, nehyi anil münker yapan insan mürşit olur.

“Adnan Bey, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı IŞİD’e yıktıracağı söyleniyor. Bu konu hakkında görüşlerinizi merak ediyorum. Hayırlı geceler.” Gökhan Centürk. Müslümanı ezmek, Müslümanı yok etmek, Müslümanlara zarar vermek için insanların epey bir kısmı şeytanla el ele çırpışıyor, çırpınıyorlar da, uğraşıyorlar da. IŞİD Mescid-i Aksa’yı niye yıksın? Mescid-i Aksa’da IŞİD’in ne işi var ayrıca? Ben IŞİD’i savunuyor değilim ama Müslümanı savunurum. IŞİD’in felsefesinin yanlış yönlerini görüyorum ben ama Müslüman bir topluluk olduğunu da görüyorum.

Boran Avşin, İlhan Diren, cehennem hakkında Kuran’da detaylı bilgi var. Hadislerde de detaylı bilgi var. İkisinden karışık anlatıyorum.

Taner Özkan, “Hocam, IŞİD siyah sancak olabilir mi?” Evet, işte “siyah sancaklılar” diyor. Anlatıyor hadiste. Biz onu yayınlıyoruz zaten.

“Tayyip Hoca’nın 2023 hedefi ne olabilir?” İşte Türkiye’nin müreffeh olması, iyi olması ve İttihad-ı İslam’ı da istediği anlaşılıyor. Yani Türk İslam Birliği’ni istediği anlaşılıyor hükümetin.

Deniz Yerlikaya, YRLKY, “Adnan Hocam, “Kalıcı dövme de bir sanat dalı ama günah” bunun gibi konuşmalar vs. duyuyorum. Biraz bilginizden paylaşır mısınız? Şu an izliyorum TV’den.” Dövme niye günah olsun? Derinin altına yapılmış bir süs. Ben gibi. Yakışıyor da hanımlara. Laf o yani.

34DMR, “Adnan Hoca canlı yayında bir elli kaşık havası oynuyor” diyor. “MaşaAllah” diyor. “Adnan Ağabeyim, bir günde zeybek oynadığınızı görmek istiyorum. Harikasınız.”

Ahmet Arslan, Manadan Yana, “Seni sevmediğimiz yalan.”

Uydudan izlemekten bazı ülkelerde zorlanıyormuş kardeşlerimiz. Orada bir arıza olabilir bazı ülkelerde.

Sami Pala, “Adnan Hocam, geçenlerde Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini bildiren yıldızlardan bahsetmişti. Bu yıldız ne zaman görülmüştü? Çok merak ettik.” İşte Lulin var, iki uçlu o mesela, çok şaşırtıcı. Başka? Halley var. Bethlehem var.

Köksal Akın, “Efendim, sizi beğeniyle izliyorum. İstanbul Ataşehir’den Köksal Akın.”

“Merhaba, sizi devamlı olarak Tahran’dan izliyoruz. İki ay kadar oldu ki kanalın sesi biraz düşük geliyor. Lütfen bu sorunu bir şekilde çözün.” Güney Azerbaycan’da da yine aynı şekilde bir olay oluyormuş. Seste biraz düşüklük oluyormuş. Onu da halledelim. Tahran’da izleme çok yüksek oluyor maşaAllah, İran’da.

Ceyhan, “Adnan Bey, evlat sevgisi insanı ihlâstan nasıl uzaklaştırır?” Canım, evladını ahiret için yetiştirmek istemiyor. Dünya için yetiştirmek istiyor. Allah da felaket veriyor. Çocuğa da felaket veriyor. Kendine de felaket veriyor. Allah için yaşamak lazım.

“Adnan Bey, Allah’ın kaderde sonsuzluğu da bitirdiğini söylemiştiniz. Sonsuzluk nasıl bitebilir?” İşte o sonsuzluğun zaten kendisi anlaşılacak gibi değil ki bitmesi anlaşılsın. Ama sonsuzluk çok acayip, çok çok acayip yüz katrilyon sene geçiyor, yüz katrilyon çarpı yüz katrilyon sene daha geçiyor ama Müslüman’a daha dünmüş gibi geliyor. Mesela cennete daha yeni gelmiş gibi yeni geldiğini hatırlıyor mesela yüzlerce katrilyon sene geçiyor.

Ufuk German, “Başkanlık sistemi ile Amerika Birleşik Devletleri gibi dünya devleti olmanın zararı ne? Türk İslam Birliği’nin nasıl kurulacağını sanıyorsunuz acaba?“ Türk İslam Birliği’nin kuruluşu devletin sistemini değiştirerek olmaz. İmanlı nesil yetiştirerek kültürlü nesil yetiştirerek, kalbi imanla, Allah sevgisiyle, Kuran mucizeleriyle yıkanmış, düzelmiş, güzelleşmiş insanlarla olur. Sen sistemi değiştirirsin, Mısır’da başkanlık sistemi vardı alaşağı oldular. Amerika Birleşik Devletleri gibi olmadı, Libya’da başkanlık sistemi vardı alaşağı oldu. Irak’ta Suriye’de hep aynı belalar meydana geldi dolayısıyla başkanlık sistemi eşittir Türk İslam Birliği değildir. Türk İslam Birliği’nin önünde şu an önünde hiçbir engel yok. Türk İslam Birliği sevgiyle imanla olacak bir şeydir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında, PKK tasfiye edilene kadar terörle mücadelenin devam edeceğini söyledi. “Önümüzdeki dönem konuşma tartışma dönemi değil açık söylüyorum sonuç alma dönemidir. Bu işe artık bir isim aranıyorsa bunun adı artık Milli Birlik Kardeşlik sürecidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Milli Birlik ve Kardeşlik diye bir toplantı yaptık bütün ileri gelenler geldi. Milli Birlik ve Kardeşlik şuuru diye. Aynısını daTayyip Hocam söylüyor.

AYLİN KOCAMAN: Cumhurbaşkanımıza çağrı yaptınız, kardeşliğe vurgu yapması için.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tayyip Hocam çok iyi gidiyor tabii ki Allah rızası için yapıyor ne yapıyorsa.

Antalya Sporcu, “Sanhedrin sizi ziyarete geldiğinde Mehdi (a.s)’la ilgili, sizin “ben Mehdi’nin kokusunu alıyorum” dediğinizde o kişi de size “ben görüyorum duyuyorum” dedi diyorsunuz, yani siz misiniz Mehdi yani?“ Yani siz misiniz yani? Yok, ben değilim yani. O yaniler fazla olmuş. Yani diyerekten olmaz. Yani falan konuşmalarda çok sık kullanılacak kelimeler değil.

Ben mesela Türkiye’nin İttihad-ı İslam’a gideceğini, Türk İslam Birliği’ne gideceğini görüyorum ve duyuyorum da ne demek bu? O anlamda.

“Adnan Hoca ne desen hükümet aynısını yapıyor bu nasıl iş?” Hükümet olsun bakanlar olsun Başbakan olsun hayır bir şey, güzel bir şey gördüğünde tabii ki onu yapar. Hükümetin özelliği o. Başbakan oturup evde düşünecek hali yok. Vatandaş bir şey söyler, danışmanı bir şey, bir başkası bir şey söyler güzel gördüğü şeyleri alır ve uygular. Cumhurbaşkanı’nın çok fazla danışmanı var niye var? Fikir üretiyorlar, ben de fikir üretiyorum. Benim fikrimi beğenirse benim fikrimi alır.

Şimdi yine kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı’nın Görülmesi Hz. Mehdi’nin Geldiğinin Müjdesidir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü