Harun Yahya

Sohbetler (6 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sizin “başkanlık sisteminin üniter yapıyı koruyacağının garantisi verilsin” sözlerinizden sonra bu konuyla ilgili açıklamalar çıkmaya başladı. Burhan Kuzu Hocamız bugün yaptığı açıklamada “Türk tipi başkanlığın üniter yapıya dayalı olacağını söyledi. “Model Türk tipi olacak. Türk tipi dememizin sebebi şudur; bu sistem Amerika’da doğup-büyüdü ve orada federal yapı var. Türkiye’de de federal bir yapılı bir model kuramayacağımıza göre o zaman demek ki üniter yapıda bir model kurmalıyız.”

ADNAN OKTAR: O zaman olur. O zaman bizi hiç ilgilendirmez başkanlık sistemi ne fark eder? Ne bekletiyorlar o zaman hemen yapsınlar. Üniter sistem çok sıkı korunan bir yapı oluşturulursa yani federasyona tamamen kapalı, bölünmeye tamamen kapalı bir modelse bu kadar konuyu uzatmaya gerek yok. Yıllardan beri söylüyorum, ya ben anlatamıyorum. Başından beri dedim ki bak, “bize bu konuda garanti verin” dedim. “Üniter yapının korunacağına dair, federasyona sistemin tamamen kapalı olduğuna dair garanti verin” dedim. Israrla çıtlarını çıkartmadılar. “Bak böyle yaparsanız hükümeti alaşağı ederler” dedim. Millet oyla indirdi aşağı. Bunun lamı cimi yok şimdi de öyle, bu konunun sarahaten kanunla ayrıca sırf sözlü değil kanunla kesinleştirilirse o zaman kimin nesine lazım başkanlık sistemi? Nasıl oluyorsa olsun o bizi ilgilendirmez. Bizi rahatsız edecek bir yönü yok. Bizim derdimiz günümüz Türkiye’nin bölünmesine kapı açacak herhangi bir hukuki düzenlemenin isteyerek veya istemeyerek olması. İsteyerek kimse yapmayacağına göre istemeyerek olacak demektir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başkanlık konusuyla ilgili Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre “AK Parti üniter devlet modelli başkanlık sistemi istiyor” yazıyor.

ADNAN OKTAR: O zaman tamam. Sağlama alırlarsa bizim bir derdimiz yok. Sorun o, sadece sorun o.

BÜLENT SEZGİN: Haberde şöyle diyordu: “AK Parti yöneticileri Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa ve Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları sırasında gündeme getirdikleri başkanlık modelinin Amerika’daki sistemden üç noktada farklılık taşıdığını belirtiyorlar. Amerika’daki sistemde eyalet var bizde yok. Bizimki üniter devlet modelli başkanlık sistemidir diyorlar, bizim önerdiğimiz modelde tek meclis var. Üçüncü olarak da karşılıklı fesih yetkisi, bu Amerika’da yoktur. Türk tipi dediğimiz şey bu farklardır. Amerika’dan ayrılan yönlerini ifade etmek için bunu diyoruz bunlar dışında bir fark yok. Hatta başkanın yetkileri bizim önerdiğimiz modelde daha az” diye yazıyor.

ADNAN OKTAR: Yetkisine zaten bir şey dediğimiz yok, sorun yok. Millet de anlatamıyor olabilir, biz de anlatamıyor olabiliriz. Çok basit bizim söylediğimiz şey; bizi ilgilendiren kısım üniter yapının titizlikle korunması o kadar başka bir derdimiz yok. Ama bak burada en hayati nokta sakın bir yanlışlık olmasın; Güneydoğu’da valiler o sistemde eğer oradaki insanlar tarafından seçilecek denirse belediye başkanı gibi o zaman felaket. Çünkü polis-asker valiye bağlı zaten. Halk seçti mi halkı da PKK sıkıştıracağına göre. Çünkü alan hakimiyetini sağlamış durumda PKK şu an. Adam silahla pusatla gelecektir “vali bu diyecek, seçeceksin” diyecek zorla seçtirir. Nasıl belediye başkanlarını zorla seçtiriyorlar onu da seçtirir. Sonra da “hadi referanduma gidelim” der zincirleme olaylar gelişir Allah vermesin.

BÜLENT SEZGİN: Bildiğiniz gibi daha önce Cumhurbaşkanımız “fiili durum var” dediğinde bazı bölgelerde özerklik ilan edilmişti. “O zaman biz de özerklik ilan ederiz” demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Yok, başka türlü olmaz.

Şimdi MHP’den çok değerli bir misafirim vardı demin yolcu ettim. Çilesini çekmiş, acısını çekmiş, o zorlu günleri görmüş çok çok muhterem bir misafirim. Bayağı bir şeyler anlattı yayından önce konuştum. “Hocam, rahatsız etmiyorum değil mi?” dedi. “Aman” dedim “ne rahatsız edeceksin, çok önemli anlattıkların” dedim. Dedim “Ben ömür boyu sizin evladınızım, hizmetinizdeyim. Asla yalnız kalmazsın” dedim, “her zaman yanındayım.” Erbakan Hocam, asla vefa borcum kaybolmaz. Saadet Partisi isterse sıfır virgül sıfır bir olsun daima Saadet Partisi olacak. Fikir misyon partisidir Saadet Partisi yani Milli Selamet. Her zaman onlara vefa borcum olur.

Allah muhafaza mesela derler ki; “Üniter devleti tabii ki koruyacağız merkezden ama valileri halk seçecek.” Yani böyle ufacık bir hata çok büyük felakete sebep olur. O maddeye aradan bir şey konur geri dönüşü olmayan bir felakete sebep olabilir Allah vermesin. Aman ha aman, sakın ha sakın. Çünkü PKK tamamen kazınsa mesela sıfır PKK, Kürt kardeşlerim hemşerisini de seçsin, bir Laz kardeşimiz gelir onu da seçer baş göz üstüne hiç fark etmez. Ama ırkçılığın hortlatıldığı bir dönemde, Kürt ırkçılığının azdırıldığı bir dönemde ve diğer ırkların da ırkçılık için teşvik edildiği bir dönemde çok riskli olur. Buna karşı çok amansız kararlı tedbirler alınması lazım, asla kabul etmeyiz. Mesela yerel yönetimleri güçlendirmek, bu ne demek? Belediye başkanını sen devlet başkanı haline de getirebilirsin. Burada hata yapılmaması lazım. Adamlar diyor ki mesela belediye, polisi de kontrol etsin, askeri de kontrol etsin, kendi güvenliğini kursun, belediye her şeye baksın. Al sana bölünme. Böyle olmaz. Kürt kardeşlerimizin olduğu yere Çerkez. Çerkezlerin olduğu yere Kürt. Bu ırkçılık belasını kırmak lazım. Hepimiz Hz. Adem (a.s)’ın evladıyız. Bu rezalet nereden çıktı böyle? Aklımızın ucundan geçmeyenleri bize duyuruyorlar. Kürt; nurdur Kürt. Küt demek asalet demektir, soyluluk demektir, delikanlılık demektir. Bu nasıl bir dönemdir hayret ediyorum. Adam mesela Laz’dan başkasını insan yerine koymazsa, Kürt’ten başkasını insan yerine koymazsa, Türk’ten başkasını insan yerine koymazsa bu çok korkunç bir şey. Buna müsaade etmeyiz kanunla hukukla tabii.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz söylemiştiniz Adnan Bey “Kürt başbakan olsun hepimizi yönetsin biz çok onur duyarız, hoşumuza gider” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: İftihar ederiz. Kürt cumhurbaşkanı olsun, başbakan olsun, bütün bakanlar kurulu Kürtler’den olsun. Bizim öyle bir derdimiz olmaz kardeşim iftihar ederiz. Ama biz bölünme olayını çok tehlikeli görüyoruz. Çünkü bölündüğünde oradaki kardeşlerimizin ırzı, namusu, haysiyeti, şerefi büyük bir tehlike altına girmiş oluyor. Komünist bir sisteme teslim ediyorsun, Stalinist bir sisteme teslim ediyorsun buna müsaade etmeyiz. Böyle bir şey olmaz. Çünkü çok fazla Stalinist var Güneydoğu’da. Adam elli yıldan beri eğitiyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin bir tavsiyeniz vardı Adnan Bey, bütün kabinesi Türkiye’nin yarı yarıya kadın olsun, en az yarı yarıya kadın erkek olsun diye. Bunu yeni Kanada’nın başbakanı yapmış. Şimdi bütün dünya tebrik ediyor. Siz yıllardır söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Alenen kanun koyacaksın “meclisin yarısı kadınlardan oluşur” diyeceksin bitti.

CEYLAN ÖZBUDAK: İki de Müslüman var Kanada’nın yeni kabinesinde bakan.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kadınlar mecliste olduğunda bir güzelliktir bu. Kanun koyarsın “meclis yarısı kadınlardan oluşacaktır” bitti. Partiler ona göre mecbur olur kadın aday göstermeye. Mesela yerel yönetimleri güçlendirdiler belediyeleri, her yere hendekler kazmalar, belediyenin imkanlarıyla bomba taşımalar ne olaylar oldu herkes biliyor. Belediye yetkisini çok dikkatli değerlendirmek lazım. Belediye imar yapar kardeşim. İdareye karışmaz. Orada ırkçılık hortlar olmaz.

Erbakan Hocam’la Başbuğ Türkeş Türkiye’yi kurtaran iki kişidir ben söyleyeyim. Türkiye çoktan biterdi Allah esirgesin. Ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri. Onlar bir aydın taban oluşturdular. Ama hepsinin etkisi var Süleymanlılar da öyle. Süleymancı hakikaten hoş geliyor ama asıl Süleymanlıdır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ben herhalde ortaokulda falandım Erbakan Hocamız’ın sevecenliğini anlıyordum televizyondan gördüğümde. Normalde öyle sağa oy veren akrabalarım yoktu ama bayağı hoşuma gitmişti o zaman.

ADNAN OKTAR: Tabii, bayağı şeker o.

Bu hücrede, hücrenin yapısını Allah’ın ortaya çıkartması yani insanlara göstermesi iman açısından insanlar için çok büyük bir kolaylık. Sinirlerin yapısı o iletim sistemi falan. Bilim adamları gece-gündüz çıkıp “Fevkaladelik var burada siz farkında mısınız?” diye anlatmaları lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Genelde anlatan birkaç taneyi bir daha çıkartmıyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah’ı inkar etmek mutluluk vermez ki. Bayağı rahatsız eder insanı bayağı can yakıcıdır. Dünya; Allah’ın varlığını kabul ederlerse çok rahat ederler. Çoluk çocuk herkes ancak böyle huzurlu yaşar. Allah’ı inkarda kıyamet gibi intiharlar oluyor. Japonya’dan tut Amerika’dan çık. Delirtiyor insanları. Ya ülser oluyorlar, ya hasta oluyorlar, ya nevroz oluyor, nevrotik bir rahatsızlık oluyor, psikiyatrik rahatsızlıklar meydana geliyor Allah rahatlık vermiyor. Allah’a imanla, inançla, Allah’ın varlığını bilmekle dünya çok huzurlu olur, çok rahat olur. İnsanın kafası dinç olur. Öbür türlü, gökyüzünde gidiyorsun bir kürenin üstünde altı ateş dolu, tepen taşlarla dolu, milyonlarca göktaşı var, her an ne olacağın belli değil diye düşünüyor, her an yok olmasını düşünüyor, bir anda ortalığın cehenneme çevrilmesi ihtimali oluyor böyle yaşanır mı? İnsan deliye döner. Hangi beden kaldırabilir? İnsan zayıf bir varlık. Allah’ın varlığı da çok aşikar görülüyor, biz kendimizi kandırmıyoruz ki. Yani flu bir delil yok çok güçlü delil var. Çok çok güçlü deliller var. Beynin içinde böyle aydınlık bir alem tam renkli bunun açıklaması nedir? Dışarıda renk yok, beynin içindeki göz renk görüyor gözsüz görüyor gözü olmadan ve bir tek onlara mahsus.

CEYLAN ÖZBUDAK: Genom Projesi’nin başkanı vardı, insan genomuna baktıktan sonra “Allah yaratmış” demişti. Bir daha hiç görevlendirmediler bir şeyde.

ADNAN OKTAR: Ne kadar çirkin. Bir güç var diyor adam bir güç, sen tesadüf diyorsun. Tesadüf diyen adamı sen asıl görevinden al. Tesadüf diyen çünkü çok mantıksız konuşuyor. Görevinden almana gerek yoktu ama illa birini görevden alacaksan onu alman lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Allah ayette şöyle buyuruyor: “Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.” (Rum Suresi, 30) Bundan mutlu olacak şekilde yaratmış.

ADNAN OKTAR: Zannediyorlar ki biz ne yapalım çaresiz kaldık bir güce sığınma ihtiyacı duyalım. Öyle bir şey yok hakikaten görülüyor yani. Beynin içinde, beyin zaten mercimek kadar bu dedikleri yer. Burada nasıl bir alet edevat olur ki de bu kadar renkli, bu kadar berrak üç boyutlu bir görüntüyü birisi seyreder orada? Ben buna nasıl tesadüf diyeyim? Bu tesadüfen olacak iş mi şu? Üstelik stereo ses sistemi var ama tam üç boyutlu. Mesela birisi konuşuyor köşeden geldi ses, öbürü; radyoda falan o yok. Ama burada kuadrofonik sistem mi deniyor onu da geçmiş bir sistem var. Mesela kafanın içindeki o işte örs çekiç üzengi bilmem ne falan salyangoz bunlar öyle kaliteli ses üretmekten çok uzak bir yapı, asla olmaz öyle bir şey. Ve bunu duyan kim kardeşim, kim duyuyor? Bu ne demek? Titreşim elektriğe dönüşüyor, elektrik akımını duyan biri var. Elektrik akımı duyulur mu? Elektrik akımını duyuyor. Gözü biz görüyor zannediyoruz, göz sadece elektrik üretiyor, görüntüye ait elektriği üretiyor. Elektriği gören biri var benim kafamın içinde, ben bunu nasıl açıklayayım?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, ses ve görüntünün uyumlu olması da çok büyük mucize, maşaAllah. Bazen filmlerde rastlıyoruz konuşmalara ses uymuyor insanı çok rahatsız edici bir durum ortaya çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Bir kere gölge yaratılıyor, ışık yaratılıyor. Ben ışık dışarıda var zannediyordum, şok bir bilgi “dışarıda ışık yok” dediler. Hoppala, “renk de yok” dediler simsiyah. Ee nerede görüyoruz o zaman? Sadece beyinde. Işık ve renk sadece insana mahsus bir şey. Çünkü hayvanda şuur yok o da bilemez. Hem de çeşit çeşit renkler. Yani bak tonların haddi hesabı yok.

“Sevgi sevgiyi oluşturur” diyelim. Çünkü değil mi insan severse karşıdaki de onu sever? “Sevgi sevgiyi oluşturur.”

Bazı insanları beyni sürüklüyor. “Uyumuşum uykum gelmiş” diyor. İraden yok mu senin? “Korkuttular beni” diyor. İraden yok mu? Kafanı kullan. Mesela küstüm, darıldım, korktum, üzüldüm bunların hepsi kontrol edilebilecek beynin içindeki sistemler “yapmıyorum” dersin olur biter.

Büyükşehir olayı tehlikeli ona çok dikkat etmek lazım. Büyükşehir yasası çıkacağı zaman yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olayı. Buradan aynı neticeye gidebilir adamlar. Mesela der ki “Bu şehrin güvenliğini belediye sağlasın.” Mesela tiyatro oluyor, banka oluyor oranın özel güvenliği oluyor. “Şehrin güvenliğini niye polis yapsın ki? Biz yaparız” der bitti.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Operasyonlara izin vermeyebilir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bilim adamlarının epey bir bölümü ayıp ediyor. Bu insanları kandırmak olur. Allah’ın varlığını fark ettiğin halde, bildiğin halde insanlardan çekindiğin için Allah’ı inkar edersen büyük bir vicdan çöküntüsüne uğramış olursun. Verdiğin azap ve sıkıntıyı da düşünmen lazım. Ama bilim adamları herhalde bağnazlıktan çok korkuyorlar. Bağnazlık için de Allah’ı inkar etmek çok büyük bir tehlike. Hiç olmazsa de ki “bir Allah var, bir yaratan var” dersin, değil mi? Dinden çekiniyorsan yine dini anlatmıyorsan anlatma ama Allah’ın varlığını niye inkar ediyorsun? “Bir yaratan güç var” de bak güç de onu da kabul edelim. “Bir kudret, bir güç hakim bütün tabiata” dersin.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Diyarbakır’da şehit olan polis memurumuz Nemci Çakır, Trabzon’da binlerce kardeşimiz tarafından makamına yakışır şekilde uğurlandı. Fotoğrafı vardı. Cenaze töreninin kalabalıklığını gösteren fotoğraflar da var, maşaAllah. Şehidimiz önce çenesini sıyıran bir kurşunla yaralanmış ancak geri çekilip tedavi olmak yerine çatışmaya devam etmiş. Daha sonra başına gelen kurşunla şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım. Efeyi görüyor musun? Delikanlıyı koç yiğidi. Hz Ali (k.v) gibi yaralanıyor ama fark etmiyor. Allah gani gani rahmetiyle sarsın, nuruyla sarsın. Allah şahadetini makbul etsin. Annesine ailesine babasına Cenab-ı Allah hayırlı bereketli uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan bey, şehidimiz “Şehit olursam sakın ağlamayın ve devlete kötü bir şey söylemeyin” diye vasiyet etmişti. Cenazede de şehidin annesi ailesi insanları uyardı ağlamamaları için.

ADNAN OKTAR: Bir adam kabadayıysa, delikanlıysa, anlı şanlıysa şanına yakışır işler yapar helal olsun.

Özetle Allah’tan bahseden insan, fakat tabii demagoji tarzında değil samimi olarak, akıllı olarak Allah’ın varlığının delillerini, gördüğü delillerini bilim adamlarının anlatması lazım. Samimi olmaları lazım o zaman gerçek bilim adamı olurlar.

Yaman Koray, “Allah’ın varlığını ispatlamaya ne gerek var?” diyor “anlatmaya ne gerek var?” diyor. Allah istiyor bunu Kuran’da. “Bakmaz mısınız?” diyor “göğe bakmaz mısınız? Derin derin düşünün” diyor Allah. “Ağaçlarda, bitkilerde, hayvanlarda ve sizin kendinizde deliller var” diyor Allah. “Allah’ın nimetlerini sayın ve Allah’ın varlığının bu delillerini görün ve derin derin düşünün” diyor. Derin derin düşünün ne demek? Düşün ve düşündür. Düşündürmek için ne yapacaksın? Yazacaksın, okuyacaksın, anlatacaksın. Nasıl karşındaki güç Allah’ın olmadığını anlatmak için gece-gündüz uğraşıyor, değil mi? Darwinist-materyalist sistem nasıl okullarda üniversitelerde Allah yok diye geceli gündüzlü eğitim veriyor? Sen de Allah’ın varlığına dair delilleri anlatmak durumundasın. Bir kıyasıya mücadele var. Sen o mücadelede susarsan karşı taraf bastırıyor o zaman, olmaz. Karşı taraf derken karşı fikir.

Vincenzo Baturalp. Vincbata, “Hayvanlar da ses ve görüntü duyuyor, onların da mı ruhu var? Bu nasıl oluyor?” Hayvanın duyması fotoselül gibidir yani bir teknik alet gibi duyar mesela hemen kulağını o tarafa doğru çevirir. Yani etten yapılmış bir robottur. Japonlar robot yapıyor, mesela görüyor, mesela gel buraya diyorsun geliyor, git diyorsun gidiyor onun gibidir hayvanlar. Yani bilincinde değildir, bir makine şeklindedir. Bilinci olan tek varlık insandır. Rengi ve sesi duyan; tek insan duyar. Hayvan renk ve sesi görüntüyü duymaz ve bilmez, hissedemez. Onu teknik hisseder yani robotun hissettiği gibi hisseder. Otel kapılarına gelirken nasıl otel kapısı açılıyor, bizi tanıdığı için bize selam veriyor değil, otomatik açıyor. Yoksa “oo Hüsnü Bey hoş geldin” falan “seni tanıdım kapıyı açayım buyur içeri gel” demiyor. Şuursuz yapı, hayvan da öyledir teknik alet gibidir.

Sibel Hanım diyor ki: “Allah aşkıyla sevdiğim; Sırp olan güzeller güzeli konuğunuzun dansı, kıyafeti ve size bakışları mükemmeldi” diyor. “Allah size sevgisini artırsın” diyor. Hakikaten müthiş sevgisi çok çok güzel. Zaten yüzünden de baktın mı anlaşılıyor. Daha da artmış ve daha da artıyor. Ben de onu çok seviyorum, çok özlediğim için çağırdım zaten. Sürekli aklımda o. Her şeyi güzel tavrı, hareketleri, kişiliği, ses tonu çok güzel, konuşması, yürüyüşü çok kibar, zarafeti çok güzel. Yemek yeme şekli, oturması, kalkması her şeyi çok güzel. Çok nezaketli ve anlayışlı çok klas bir kız. Kardeşi de öyle.

“Sizleri çok seviyorum. Allah’ın izniyle tüm sohbetlerinizi izliyorum dinliyorum. Allah sizden razı olsun. Sayenizde dinimizi sevdim. Bilmediğim şeyleri sizden öğreniyorum. Rabbim sizleri başımızdan eksik etmesin. Hayırlı ve bol feyizli sohbetler. Ellerinizden öperim.” Çağrı Türkmen. Ben sizin ellerinizden öpebilirim.

Mehmet Daban, “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) gelecek diyorsunuz, daha ne kadar bekleyeceğiz?” Sen yolun yarısını aştığını göremiyorsun. Yarısını aşmışsın sonuna doğru gidiyorsun. Cumhuriyet hükümeti üçüncü hükümet yine dindar bir hükümet. Sen bunda bir işaret görmen lazım. Onu iktidara getirenin Allah olduğunu bilmiyorsun.

"Hocam size bir sorum olacak. Fena makamına geçmeye çalıştım. Bütün bedenimde hissetmeme rağmen çıkış yapamadım. Sebebi ne olabilir? Ayette geçen beni bu sultanla desteklenen sultan nedir? Soruya cevap vermezseniz de ismimi okuyun ki sorumun size ulaştığını bileyim." Bolu'dan İsa Özkan. İsa inşaAllah bir acayip çıkışın olmaz. Çünkü isim tamam. Fena makamına da çıkmışsın. İkinci aşaması ne olur bilmiyorum. Fena makamı dediği, belki herhalde benim anladığım beyninin içinde bir görüntü olduğunu bir insan istese müşahede eder çok rahat, bunu müşahede ettiğinde de maddenin olmadığını, o anlamda maddenin olmadığını görür. Çünkü beynindeki görüntüyü görüyor. Beynindeki görüntüyü gördüğünü bilirse bir adam, fena makamı değildir bu. Bu normal bir müşahededir. "Ayetlerimi göstereceğim" diyor size Cenab-ı Allah "bedenlerinizde, kendinizde" Kendinde müşahede etmesidir.

Francis Collins, DNA'nın şifresini çözdükten sonra "İman ettim" diyor, adamı yalnız bırakmaları çok çirkin. Yalnız mı bıraktılar adamı?

CEYLAN ÖZBUDAK: O şekilde bir daha görevlendirmediler öyle yüksek bir görevde. O da biraz ondan sonda geri adım atar gibi oldu. Herhalde mecbur hissetti kendini.

ADNAN OKTAR: "Laboratuvarda çalışırken Allah'ı hissettim. Kesinlikle bizden daha büyük bir güç var. Ve ben ona inanıyorum. Keşfettiğim şey öyle bir şeydi ki bu bilgiye daha önce hiçbir insan sahip olmamıştı. Fakat Allah onu her zaman biliyordu." Bu bilgileri paylaşmasına müsaade etmeleri lazım. 

CEYLAN ÖZBUDAK: Sonra Adnan Bey, çok fazla üstüne gittiler. Hatta alay eder tarzda çok fazla konuştular. "Ben dindar oldum demedim" gibi böyle bir açıklama yapmak zorunda hissetti herhalde kendini. 

ADNAN OKTAR: Onlar ne derlerse desin Allah hizbi galip olacak, istedikleri kadar uğraşsınlar.

Nimetullah Hoca ne şeker insan maşaAllah. Bizim çocuklardan birisi gitmiş de, "Onlar pırıl pırıl" diyormuş, "Gittim ben, sohbet ettik" demiş, "Kitaplar var okudunuz mu?" demiş "Okuduk" dedim, "Okuyun okuyun" diyormuş. MaşaAllah.

Ender; "Hocam saygılar sevgiler. Sizi çok seviyoruz. Sizin sayenizde dinimizi öğrendik. İyi yayınlar. Sizi çok seviyoruz."

"Allah aşkıyla sevdiğim benim. Sözlerin ihtiyaçlarıma o kadar uygun oluyor ki beni görüp görmediğinden şüpheleniyorum" diyor.

Spartakurt; "Marksist bir ateistim fakat Hocamız’ın kitapları sayesinde bu görüşümü değiştirdim" diyor. Yani "inançlı bir insan oldum" diyor.

Hülya; "Rabbimiz’in bize büyük lütfu, tüm programlarınızı severek izliyoruz."

Yok kardeşim özerklik yani Stalinist bir örgüt varken ve Güneydoğu'yu baştan başa alan hakimiyetiyle sarmışken özerklik mözerklik bunları unutsunlar. Asla olmaz, hiçbir şekilde müsaade etmeyiz, kanunla hukukla müsaade etmeyiz.

GökhanAtılgan; "Adnan Oktar parti kursa seçim vaatleri ne olurdu acaba? Söyler misiniz?" Hoşunuza giden herşey olurdu.

Köy hayatı çok güzel, insanları çok çok güzel köylerin. Bozulmadı da köyler. Ama tabii insanlar biraz birbirlerinden yıldılar. Fakat köylüler kendi aralarında o kardeşliği sevgiyi bütün güçleriyle devam ettiriyorlar, bozulmadı. Ama bazı köyleri boşalttılar tabii o yönden iyi değil. 

Evet, birileri bir şeyler söylesin.

BÜLENT SEZGİN:Eski Hakkari Milletvekili Adil Zozani; parlamenter sistemin yıllardır Türkiye'ye dayatıldığını ifade ederken, “Üstelik bu sistem doğru düzgün işlemiyor. AK Parti’nin başkanlık sistemi teklifinin önemsenip tartışılması ve herkesin bu sürece katkı vermesinde yarar var” dedi. “Öcalan'ın da bu tartışmaya kapı kapatacağını kimse düşünmesin” diyor. 

ADNAN OKTAR:Bu yeni gelen sesler bizi bayağı ürküttü. Gene bir uğursuzluk var. Yine bir uğursuzluk etrafı sarıyor. Kötü bir şeyler olacak gibi geliyor. Sakın ha, ben bu başkanlık işinden vazgeçtim desteklemiyorum. Bu işten bir şey çıkacak. Bir uğursuzluk kapıda görünüyor. Bu konuşmalar falan belli olay. Birileri bir yerden dokunuyor. Asla kabul etmiyoruz. Bu mutlaka Türkiye’yi bölecek bir ruhun mantığın ürünü gibi görünüyor. Kabul etmiyoruz. 

CEYLAN ÖZBUDAK:Hiç gerek yok dediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR:Yok kardeşim. Şu konuşmalar olmasa insan yine hani acaba falan diyebilir ama üniter sistemi kaldırmak istedikleri anlaşılıyor. Buna müsaade etmeyiz. Asla istemeyiz. Milletin sürekli üstüne, üstüne gitmenin alemi yok. Önce işte akıldaneleri gönderdiler. Kardeşim istemiyoruz. Bu kadar ısrar olur mu? İstemiyoruz. Çünkü yapılacak işlem, amaç açık.Karadeniz'den Akdeniz'e kadar bir hat meydana getirmişler. İslam alemi ile bağlantımızı koparmak istiyorlar Türklük alemi ile. PKK'yı da kullanmak istiyorlar bu iş için. Yani büyük bir felaketin hazırlığı var. Bir de bunu tatlı dille yapmaya kalkıyorlar. Önce saldırganlıkla yapmaya çalıştılar yapamadılar, şimdi tatlı dille asla kabul etmiyoruz. Başkanlık sistemini başımıza bela haline getirecekler. Şu an olmasa da, mesela başkanlık sistemini yapar der ki; "üniter sisteme dayalı" diyecek. Ama sonra bunu bir tartışalım diyebilirler. Ben Tayyip Hoca’nın iyi niyetine güveniyorum ama böyle bir şeye gerek yok. Yapacaksak yine başbakan olsun cumhurbaşkanlığından sonra. Başbakan olarak seçelim. Yetki istiyorsa istediği kadar yetki verelim. Ben bu işten vazgeçtim. Yahut ben kabul etmiyorum. Ben huylandım bu işten. Bu konuşmalar hiç normal şeyler değil. Bu nedir bu?

Engin Kaplan; "Bilim adamı mutlaka ateist olur diyorsun yani."  Bu çocuklara ne oldu bunlara? Nedir bunların hali böyle? Bilim adamı Kuran’da da belirtiliyor, Allah'a inanır ama adamın Allah'a inandığını söyleme hürriyeti olmalı lazım. Bu hürriyeti elinden alıyorlar bu çok çirkin.

"Tekirdağ'dan üniversite öğrencileri topluca izliyoruz" diyor."Evimize güneş gibi doğup aydınlatıyorsunuz"diyor.

Harun; "MaşaAllah Hocam derin bilgi ve hikmet sahibi sohbetleriniz hiç sıkmıyor, sakin sakin anlatıyor arada esprilerle kafamızı rahatlatıyorsunuz. Giyinme, güzel konuşma, iltifatı, sevgiyi saygıyı öğretiyorsunuz. Derin sevgiler" diyor. 

"Erbakan Hocamız ve Bağbuğ Türkeş Türkiye’yi kurtaran iki önemli insandır" sözüme karşılık Evren Yz İzmirli; "Ölmüşlerden medet ummak yanlış" diyor. Vefat etmiş ama Türkiye'ye büyük hizmet etmiş bir insanı anmayı onlardan medet ummak olarak görüyor. Biz Alparslan'ı anıyoruz, Fatih Sultan Mehmet'i anıyoruz, Yavuz Sultan Selim'i anıyoruz, Atatürk'ü anıyoruz. Geçmişini unutan bir adam kendini de unutur. Geçmişine önem vermeyen bir adamın ruhu bomboş olur. İnsan geçmişi ile güçlenir. Geçmişinden aldığı tecrübelerle bilgi ile o aşkı, o ruhu, o heyecanı yaşar. Sen geçmişini, büyüklerini unutursan, belli ki boş bir ruha doğru gideceksin, boş bir mantığa doğru gideceksin. Böyle olmaz. Hiçbir yerde görülmemiş bir şey.

Gürsel Çilek TC, “Şimdi Adnan Hoca zamanı haydi arkadaşlar. Çok güzel, tavsiye ederim” diyor.

“Hocam iyi akşamlar, severek izliyoruz, çok seviyoruz. Bu yüzden izliyoruz. Allah’ın varlığından şüphe eden arkadaşlarım var. Ne yapabilirim acaba?” Halbuki bu bilinen bir konu. Zaten Allah anlatıyor Kuran’da, uzun uzun anlatıyor. Kuran’ın neredeyse yüzde yetmişi bu konuya ayrılmıştır. İnsan imani yönde vesvese eder. Şüpheleri vardır Allah’ın varlığından, dinden, ahiretten. Mesela bak cinler Allah’ın varlığına inanıyor, ama yeniden dirileceğine inanmıyorlar. Mesela dinsiz demiyor cinler için ama “Biz öldükten sonra dirilmeyiz” diyor. Duvardan geçiyor, bir anda Amerika’ya gidip geliyor ama “Ben nasıl olacağım ki, dirileceğim ki?” diyor. Seni böyle yaratan güç, buna gücü yetmez mi? Bunu nasıl akıl edemiyorsun? Ve seni bir de normal bir insan gibi de yaşatmıyor, bin beş yüz, iki bin sene yaşatıyor, bunu da görüyorsun. Mesela insana yetmiş sene ömür veriyor ama sana iki bin sene ömür veriyor. Demek istese iki bin sene yapan, iki yüz bin sene de yapar, iki yüz milyar sene de yapar.

Gençlerin bu tek yanlı, dar ve sığ düşünmelerine ben şaşıyorum. Mesela bu “Geçmişteki insanlardan medet ummak” diyor. Kardeşim sen sahabeleri anıyorsun, ehlibeyti anıyorsun, peygamberleri anıyorsun. Bütün peygamberler vefat etmiş. Hatta babası ölüyor, babam şöyle apardı, babam böyle yapardı diye anıyorsun. Resmini asıyorsun. Sen nasıl bir adamsın ben anlamıyorum ki? Ben bunlara ne cevap vereyim yani, mantık ne şekle gelmiş? Artık kardeşlerimizin takdirine bırakıyorum.

Mete Aygül, Botan “Sizin mevcut ortamınızın İslam’daki yeri nedir?” En güzel hali işte İslam’ın uygulamasının. Kadınlara saygı var, erkeklerle beraberler, dışlanmıyorlar kadınlar. Kadınlar ön planda. Sayıca da küçük tutulmuyor. Çok fazla sayıdalar, her yerde böyle olması lazım işte. Mecliste de böyle olsun, sokakta da böyle olması lazım. Özgürce giyiniyorlar, özgürce dans ediyorlar, gülüyorlar. Yani insanlıklarının gerektirdiği her şeyi rahatça yapıyorlar. Baskı altında değiller.

Mesela mecliste, beş yüz elli kişilik mecliste seksen üç bayan var. Ama burada bak bayanların sayısı daha çok. İşte ideal olan budur. Hanımlar özgür; kalkıyor, oynuyor, müzik dinliyor. İstediği gibi giyiniyor, istediği gibi yatıyor, kalkıyor. İstediği yere gidiyor, böyle olması lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir de siz idare işlerini özellikle hanımlara bırakmaları daha güzel olur diye söylemiştiniz, bedenen bir şey talep etmeyen işleri.

ADNAN OKTAR: Tabii canım. Kadının değdiği her yer güzelleşir. Kadın mübarek bir varlıktır. Mesela HDP o konuda uyanıklık yapıyor, çoğu HDP’den kadınların. Öyle olması lazım.

EBRU ALTAN:Siz başta tavsiye etmiştiniz hemen uymuşlardı onlar.

ADNAN OKTAR: Tabii onlar uyanık, beni bayağı iyi takip ediyor onlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kıbrıs’ta ezan sesinden rahatsız olan Avukat Feza Güzeloğlu hoparlörden okunan sabah ezanını Lefke Kaza Mahkemesi’ne dava etti. Mahkeme dava sonuçlanana kadar hoparlörlerle sabah ezanının okunmasını durdurmak için talep ettiği ara emrini vererek, Lefke’deki üç camide ezan okunmasını yasakladı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bir olaya el koysun. Ezan sesi çok güzeldir. Büyük ferahlıktır. Ama bilmiyorum, evlere çok yakınsa hoparlörler, hoparlörleri yukarıya doğru verebilirler, ağzını yukarıya doğru verirler. Gayet güzel olur, her yerde duyulur. Atmosfere kadar çıkar. Berekettir. Ezan sesinin olmadığı yer bereketli olmaz. Ezanın ulaştığı her yerde bereket olur.

Leyla, “Heybetlim, nurum, Allah aşkıyla sevdiğim. Seni çok seviyorum aslan seyidim, muhteşemsin. Fındık burunlu kuzum” maşaAllah.

İbrahim Ocakoğlu, MHP Şanlıurfa Teşkilat Başkanı. Şanlıurfa’nın şanlı başkanı “Ülkeyi yönetenler vatanı sevenleri sevmiyor. Hocam sevgiyi öğretin bunlara. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyor. Yok ya niye? Severler, Tayyip Hocam ülkücüleri sever.

Bazen MHP’ye gönül vermiş, MHP için hizmet etmiş, ömrünü o yolda vakfetmiş değerli büyüklerimiz oluyor. Bunlar bazen unutuluyor, bu değerli insanlar. Demin konuştuğum o değerli büyüğümüz de öyle. Bütün ömrünü vakfetmiş bir insan. Rahmetli Başbuğ’a çok güzel hizmetler sunmuş bir insan “Hocam biraz kırgınım. Beni adeta terk ettiler. Hocam vaktinizi mi alıyorum?” dedi. “Sen bizim için çok kıymetlisin, sen baş tacısın. Ben senin emrindeyim ömür boyu” dedim.

İpin Ucundaki Adam, “Doğru söylüyorsunuz Hocam, kadın kutsaldır.”

Hacı Mir, “Şırnak’tan selamlar Hocam. Sizi izlemekten çok zevk alıyoruz. Sizi severek izliyoruz, sevgimiz coşuyor” diyor.

“Her din İslam ise Kafirun Suresi kim için?” Eyüp Beyazay. Kafirun Suresi kâfirler içindir. Kafirleri anlatır ama Müslüman okuyacak tabii. Kafir gelip o sureyi okumaz. Müslüman okuyacak. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde getirdiği din İslam’dı. Hz. Musa (a.s.) geldiğinde getirdiği din İslam’dı. Hz. İbrahim (a.s.) geldiğinde getirdiği din İslam’dı. Bütün bu dinlerin tamamı İslam dinidir. Fakat zamanla tahrif olan yönleri olabilir. Kuran onları düzeltiyor işte.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey yaralı köpeği Devlet Hastanesi’ne götüren bir çocuk vardı. Cumhurbaşkanımız ona köpek hediye etmiş.

ADNAN OKTAR: Bu hediye ettiği köpek mi?

BÜLENT SEZGİN: Hediye ettiği köpek evet bu.

ADNAN OKTAR: Ama ne şeker çocuk. Alıp hastaneye götürüyor, sevimliliğe bak. Çocuğu geri göndermeleri çok çok ayıp olmuş. “Çok iyi etmişsin. Tam zamanında getirmişsin acil müdahalesine” Bir veteriner çağırmak zor mu? Açarsın telefonu. “Çocuk böyle getirmiş. Gel beş dakika bak” dersin. Eline almış koskoca köpeği, geri gidiyor. Veteriner aramaya gidiyor.

Alara Aslan, “Kıymetli Hocam’a söyler misiniz? Bana dua etsin. Onu çok seviyorum.” Allah’tan sana duam, Allah’ı çok sevmeni Allah sana nasip etsin. En önemli konu budur. Allah’ı aşkla sevmek. Ondan gerisi çok kolay.

Kız çocukları benim gördüğüm, din konusunda daha titizler gibi geliyor bana. Dahafedakarlar. Daha vefalı oluyorlar, daha sadıklar gibi geliyor bana. Kuran’da da buna işaret ediliyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında da ilk Hz. Hatice mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i tasdik eden. İlk vahyi gören o. İlk biat eden, peygamberliğini tasdik eden, ona cesaret veren, onu koruyup kollayan o. Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok çok güzel destek olmuş annemiz maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 258 bin kişilik okuyucu kitlesine sahip Rus haber internet sitesi Pravda’da yeni bir makaleniz çıktı bugün. 1903’te kurulmuş olan en eski ve en köklü Sovyet gazetesi Pravda’nın Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra üçe bölünmesiyle en önemli yazarlarının görev almaya devam ettiği kollarından biri olan bu site, Rusya’nın en önde gelen İngilizce yayın organlarından biri. “Türk-Rus ilişkilerinin geleceği” başlığını taşıyan bu yazınızda 1 Kasım erken genel seçimlerinde AK Parti’nin yüzde elliye yakın oy almasının ardındaki sebeplerinin en başında PKK ile mücadeledeki kararlılık ve başkanlık sistemi söyleminden vazgeçmeleri olduğundan bahsediyorsunuz. Türkiye’nin Suriye savaşı sebebiyle Rusya ile farklı taraflarda olmasına karşın bu ülkeyle ilişkilerini hep koruduğunu ve yeni dönemde de iyi ilişkilerin devam edeceğini ve bölge barışı için bunun hayati önem taşıdığını belirtiyorsunuz. Bağımsız Kürt Haber Ajansı Ekurd’de 4 Kasım’da çıkan makalenizin başlığı, “Bölgenin güvenliğinin temel unsurlarından biri Irak Kürdistan bölgesinin istikrarıdır. Türkiye’deki son seçim sonuçlarını yorumladığınız makaleniz HansIndia ve MBC Times sitelerinde yer aldı. “İran ekonomisinin yenilenmesinde Türkiye’nin önemi” başlıklı yazınız Boşnakça olarak TheBosnia Times internet sitesinde çıktı. Diplomacy Pakistan News haber sitesi bu hafta “Keşmir halkının kendi kendini yönetme hakkına sahip olması çok doğaldır” başlıklı makalenize yer verdi. Katar’ın önde gelen İngilizce yayınlarından olan 1996 yılında kurulmuş ThePeninsula Katar sitesinde farklı tarihlerde yer alan dört makalenizin başlıkları şu şekilde; “Kuran ahlakı ve Allah korkusu”, “Kuran sevginin temelini oluşturur”, “İnananlar için çözümsüz bir konu yoktur” ve “Ramazan, Kuran’ın indirildiği ve oruç ibadetinin gerçekleştirildiği kutsal aydır. Son olarak Amerika’da yayın yapan Hikmet Dergisi’nde “Sevgisiz insan içten içe çürüyen ağaç gibidir” başlıklı makaleniz çıktı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte bu Allah’ın bizlere verdiği bir nimet. Her yerde dünyanın en uç bölgelerinde; Rusya, Suudi Arabistan, İran, burada bir Türk’ün, Müslüman’ın, Sünni bir Müslüman’ın yazısının çıkması mümkün değil. Ama bak, her yerde çıkıyor elhamdülillah. Hem de en büyük gazetelerde hem de kapaktan.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Times Gazetesi’nde yer alan haberde Kuzey Irak Kürtleri’ninIŞİD’e karşı savaşmak istemediği iddiası yer aldı. Amerikan Savunma Bakanı Ashton Carter’ın, Iraklı Kürt gençlerini Musul’da IŞİD’e karşı savaşması için teşvik ettiği, ancak peşmergenin nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları bölgelerin ötesine ilerlemeye pek de sıcak bakmadıklarına dikkat çekiliyor. Peşmerge güçleri Musul’dan sadece dokuz mil, yani yaklaşık on dört buçuk kilometre uzakta. Amerikan yetkililer, bu yılbaşında Musul’un geri alınmasına yönelik mücadelenin sonbahara kadar tamamlanacağını söylemişlerdi ancak Kürt güçleri ilerlemek için herhangi bir girişimde bulunmadı.

ADNAN OKTAR: Canım, boş yere Müslüman kanı akıyor. Ben söyledim. “Bu savaşa girmeyin” dedim. Barzani’ye de mektup gönderdim. Amerika Birleşik Devletleri’ne direnecekler. Yani o savaşa girdiklerinde boş yere imha olurlar, yazık.

Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

Masaüstü Görünümü