Harun Yahya

Sohbetler (8 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Çağ Gazetesi AK Parti’nin eyalet sisteminin altyapısı için hukuki bir adım attığını iddia etti. Haber şu şekilde: “Eyalet sisteminin altyapısı bölge istinaf mahkemeleri yirmi Temmuz’da hizmete giriyor. Bu çerçevede altı yeni bölgede bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin kurulmasına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayınlandı. Karara göre bölgelerin coğrafi konumlarıyla iş yoğunluklarına göre kurulan İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Adana, Erzurum ve Diyarbakır bölge adliye mahkemelerine ek olarak Antalya, Antep, Kayseri, Sakarya, Trabzon ve Van Bölge Adliye Mahkemeleri kuruldu. On beş bölgede kurulan mahkemeler PKK’nın özerklik sistemiyle örtüşüyor” denildi.

ADNAN OKTAR: Ama bu mahkemelere hakimleri Adalet Bakanlığı atamayacak mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet. HSYK atayacak.

ADNAN OKTAR: Tamam. Orada hakimleri o bölge halkına seçtirirlerse tehlikeli. Mesela oranın belediye başkanına seçtirirlerse risk o zaman olur. Yoksa devlet gönderiyorsa aynı zaten ne fark eder?

BÜLENT SEZGİN: Haberin devamı vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti’nin anayasa değişikliği için HDP ile anlaştığını ve bu adımın verilen ilk taviz olduğu iddia edildi. Ayrıca dönemin Adalet Bakanı Ergin’in 2010’da müsteşarı, genel müdürler ve daire başkanlarıyla Amerika’ya gidip eyalet sistemini incelediği, daha sonra ardı ardına kaymakamlar, valilerin Amerika’ya giderek eyalet sistemi stajı gördüğü öne sürüldü. Geçen seneyse okul müdürleri, yardımcıları ve kurum yöneticilerinin tamamının bulundukları illerin valileri tarafından atanması yönünde yönetmelik hazırlandı. Ayrıca Türkiye’de yedi bölgede dini yüksek ihtisas merkezi kuruldu. Böylece din işleri gibi önemli bir konu da yerel makamlara devredildi.

ADNAN OKTAR: Evet. Tayyip Hoca bir yamuk varsa ona uyanıktır. Öyle bir şeye müsaade edeceklerini zannetmiyorum. Göz göre göre öyle bir şeyi hayata geçirmez AK Parti. Gece-gündüz araştırıyorlar o kadar danışmanları var, bir açık vereceklerini zannetmiyorum.

Evet, Fikret Bey dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Haber Türk’te yer alan habere göre artık Abdullah Öcalan ve HDP ile bir süreç olmayacak. Asla bir masa kurulmayacak. Terör bitene kadar müzakere yürütülmeyecek. Muhatap halk olacak. Kürt vatandaşların talepleri yeni anayasa çalışmaları zemininde hayat bulacak. Aşiretler, dini kanaat önderleri, korucu aileleri, Kürt halkının HDP dışındaki temsilcileri, sivil toplum örgütleri yeni dönemde bu mekanizmanın içine sokulacak. Geri dönüşler için gerekli yasal düzenlemeler yapılacak. Ancak bu konuda da terör örgütü ya da HDP muhatap alınmayacak. Silahlı unsurlar temizlendikten sonra bölgede devlet mekanizması dışında kurulan sözde mahkeme, zabıta, vergilendirme gibi illegal oluşumlara belediyelerin illegaliteyi özendiren faaliyetlerine neşter vurulacak.

ADNAN OKTAR: Evet, bunlar tamamlanırsa o zaman kimsenin hükümete bir sözü kalmaz. Ama bu olmazsa Allah esirgesin. En hayati konu bu.

Allah bir mücadele ortamı, bir imtihan ortamı olsun diye PKK’yı yaratıyor. Normalde olacak iş değil. O kadar adamın ona itibar etmesi de olacak iş değil. Ama Allah’ın takdiri olunca her şey oluyor. İmtihanın bir gereği olarak bu şekilde tanzim olmuş kaderde. Onların temizlenmesi, yaratılışı da Allah’a aittir temizlenmesi de Allah’a aittir. Kimsenin bir şey yaptığı yok. Sadece bu görüntüyü seyrediyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listede Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok iyi. Her gün listede oluyor, değil mi? “Sevgi sevinçtir mutluluktur.” Tabii ki. Boş yere insanlar kendilerine acı veriyor. Kuzu eti gibidir, limonata gibidir sevgi, dimağa, kalbe, ruha ferahlık getirir hayata anlam verir. Sevgi olmayınca hayat bitti demektir. Sen sevgiyi ortadan kaldırmak için uğraşıyorsun. Devam edelim yükseltelim, güzellik yükselsin.

“Allah aşkıyla sevdiğim, sen var ya yürekleri donmuş merhametleri harekete geçiren, esas vazifesi sevmek olan yürekleri sevgiyle dolduransın. Sen var ya yılmayan yorulmayan sevgi kahramanısın. Allah aşkıyla coşmuş tükenmeyen enerjine hayranım. Seni seviyorum” diyor bir hanım kardeşimiz.

Reco. Recon, “Dinsiz Marksist bir örgüt PKK; Müslüman Kürtlere kendini sevdiriyor. Türkiye Cumhuriyetinin bazı fertleri kendini sevdiremiyorsa ben bunda kasıt ararım.” Ama değişti bu çizgi. Eskiden öyleydi hakikaten, PKK kendini sevdiriyordu ama devlet kendini sevdiremiyor gibi bir görünüm vardı, bu ortadan kalktı. Şimdi iyiye gidiyor, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’da hendeklerin kapatılması için çalışan özel harekat polislerimize halkımız sevgiyle yaklaşması, çay ikram etmesinin fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Onlar ne sevimli varlıklar. Hepsi de kabadayı maşaAllah, hep delikanlı. Cesaretleri çok çok güzel, şevkleri çok çok güzel, maşaAllah. Saç-baş ağarmış ama efelikte fütur yok. Bir daha göster delikanlıyı. Bak görüyor musun yaşı ileri görülüyor ama Koçyiğit, efenin hası. Yediği içtiği helal olsun onların, maşaAllah. Onlar Kuran’da işaret edilen mübarek varlıklar. “Güçlü kullarımı gönderirim evlerin aralarında onları arar bulurlar” diyor. “Şehre girerler, evlerin aralarına girerler, evlerin aralarında tek tek onları arar bulurlar” diyor “güçlü kullarımı” diyor. İşte Allah’ın güçlü kulları onlar, Kuran’da işaret edilen mübarek taife. Taife-i mücahidin, cehd ehli olan taife. “Bir taife-i mücahidini azamın son zamanlarına bakar” diyor. Bak, bir taife-i mücahidinin azam. Büyük “bir mücahit taifenin son zamanlarına bakar” diyor “1506 rakamıyla” diyor, inşaAllah. “1506’ya kadar açık galibane inşaAllah, 1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içinde” diyor “vazife-i tenviriyesini yapmaya devam edeceğine üç ayette remzen işaret ediyor ve parmak basıyor” diyor.

Birinci cümle: “Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî 1500 makamıyla ahir zamanda bir taife-i mücahidinin son zamanlarına..” Bu üç-dört yerde var bu bir tanesi yani ayrı ayrı hepsinde.

İkinci cümle: “Zahirîne ale'l-hakk 1506 makamıyla galibane mücahidinin tarihine ve üçüncü cümle: hattâ ye'tiyallahü bi emrihî 1545 makamıyla pek az bir farkla hem Fatiha’nın hem Vel Asr Suresi’nin iki cümlesinin gaybı işareten işaret edip tevafuk eder.” Biz son zamanda geldik, son zaman da güzel. Bak televizyon, internet şu bu hepsi İslam’ın dünyaya hakim olması için Allah tarafından oluşturulmuş harika sistemler. İnternetin oluşum amacı Mehdiyet’tir. Televizyonlar radyolar sırf İslam’ın dünyaya hakim olması için özel Allah tarafından meydana getirilmiş harikalardır. Hz. Süleyman (a.s) zamanında benzerleri vardı, televizyonun benzeri vardı, bu tarz cihazların daha sade, daha kolay teknolojiyle elde edilen halleri vardı. Ayrıca cinler de devreye girdiği için netice alınıyordu. Şimdiki nesil yavaş yavaş açılacak.

Atatürk rahmetli, neslin bağnaz sistemle zehirlenmesini ortadan kaldırdı. Dolayısıyla kafası açık berrak, beyni açık berrak, zihni tertemiz bir gençlik yetişti. Şimdi bu gençliğe Kuran tertemiz ve arı olarak, saf ve duru olarak kolayca aktarılabiliyor. Eğer bağnaz bir nesil olsaydı o ağır zehirlenmeyle Kuran’ın bu tertemiz nurunu akıtmak mümkün olmazdı. Çünkü bağnazlığın, gelenekçi Ortodoks sistemin süzgecinden Kuran geçemiyor. Yani şeytan öyle bir ağ kuruyor ki oradan geçiremiyorsun. Bir kısım insanları adeta felç ediyor, paralize oluyor yani iptal oluyor. Onun için Allah birinci aşamasını bu şekilde temiz arı ve duru hale getirdi. Şimdiki gençlere bakıyorum nur gibiler. Genç kızların delikanlılara karşı hiç kafalarında bağnazlığın kiri hiç yok bilmiyorlar. Kulaktan dolma üç beş tane bağnaz fikir var ama onlara zaten inanmıyorlar. Özgür düşünen, kafaları açık berrak gençler. İslam’ı anlatmasının kolay olmasını böylece Cenab-ı Allah yüz yıl öncesinden sağlamış yaklaşık, yetmiş sene-seksen sene öncesinden sağlamış. Biz o berrak açık temiz yolda gidiyoruz. Yol eskiden çok kirliydi, zorluydu, engeller vardı içinde. Her yeri kirli değildi ama birçok yeri kirliydi.

Ahir zaman için meydana gelecek bütün aleti edevatı Hz. Ali (k.v) hep anlatıyor. “Ahir zamanda demir demirin üstünde gidecek” diyor. “Aa nasıl olur?” diyorlar. “Bildiğin demir demirin üstünde gidecek” diyor. Bakıyoruz tren demir; demir demirin üstünde gidiyor. “Demir havada uçacak” diyor. Adamlar “aa” diyorlar. Uçuyor, uçak oluyor uçuyor. “Bahçe ve köşklerin her birinde ışıklı bir ayna olur” diyor, “bu aynada kişi her şeyi görür” diyor “uzağı ve yakını görür” diyor. Televizyonu anlatıyor. Niçin? Hz. Mehdi (a.s) devrinde İslam’ın dünyaya hakim olması için. Çünkü öbür türlü mümkün değil çok zor. “Ta ahir zamanın geniş dairesinde” diyor Bediüzzaman bak “geniş dairesinde.” İşte bu teknolojinin, internetin, televizyonun şunun bunun “her şeyin geliştiği zamanda” diyor. “Asıl sahipleri Mehdi ve şakirtleri..” Bak Hz. Mehdi (a.s)’ı ayrı vurguluyor. Hatta böyle şeylerde Bediüzzaman bazılarının üçkağıtçılık yapacağını bildiği için o kısımların altını çizmiş kendi el yazısıyla ayrıca yazmış “Mehdi ve şakirtleri” diyor. Yani ahir zaman sahtekarlarını görmüş demek ki. Yoksa niye el yazısıyla yazsın normal yazar. Kitap getiriyorlar kitapta yeniden tashih ediyor düzeltiyor. Kendi el yazısıyla “Mehdi ve şakirtleri” diyor “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir o ekilmiş tohumlar sümbüllenir biz de” diyor “ben de kabrimden seyredip Allah’a şükrederim” diyor. “Ben Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde ölü olacağım” diyor. Ama bazı Nurcular Müslümanlar’a kara büyü yapıyorlar böyle kafalama büyüsü, bu kadar açık olan bir şeyi göremiyor adam.

ERDEM ERTÜZÜN: Hadiste “Hz. Mehdi (a.s)’ı avucuna baktığında talebelerini görecek” diyor.  

ADNAN OKTAR: “Talebeleri de avucuna baktığında Mehdi’yi görür, Mehdi de avucuna baktığında talebelerini görür” diyor. İşte bilgisayarlar el kadar oldu, telefonlar avuç içinde, avuç içine baktın mı görülüyor.

OKTAR BABUNA: “Herkes yattığı yerden Mehdi’yi görür” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela şimdi de yine ayrıca koluna saat bağlıyor, saati bağladığında avucunun içinde görüntü yani cildinin üstünde oluşuyor. Yani bilgisayarlı telefon var ama saat şeklinde kolunda bilezik halinde, geçenlerde gösterdiler, elinin üstünde de oluşuyor, avucunun içinde de oluşuyor. Yani cildinin üstünde bütün görüntüyü şahsı görüyor, onunla konuşabiliyor doğrudan avucunun içinde. Aynısı ifadenin. Bak, “avucunun içinde görüşür” diyor. Avucunun içinde karşıdaki insanın görüntüsü cildinin üstünde oluşuyor ve avucunun içinde onunla da konuşuyor.

Cemile, “Hocam, hayvanlarda görülen yavrusunu koruma hissi hakkında ne düşünüyorsunuz? Genelde buna içgüdü diyorlar ama tam olarak bir açıklık getiremiyorlar. Hayvanlardaki bilinç, zeka, içgüdü, akıl konuları hakkında biraz açıklama yapabilir misiniz?” Allah bilgisayar gibi onları yaratmış. Bu Japonlar’ın yaptığı bilgisayar var ya bilgisayarlı robotlar var konuşuyor, yürüyor, hareket ediyor mesela çay getiriyor. Hayvan da aynı şekildedir yani etten oluşmuş bilgisayardır. Yani rengi görür, ışığı görür ama bir bilgisayarın gördüğü gibi görür. Bir fotoselül gibi. Biz birçok otele gittiğimizde görüyoruz değil mi? Geldiğimizde otel kapısı bize saygısından açılmıyor, tanıdığı için açmıyor öyle kodlandığı için açıyor. Hayvan da o şekilde kodlu, o hazır kodlanmış haline içgüdü deniyor. İçinde olan güdüyü ona yerleştiren bir güç var; işte o Allah.

Benay, “Enfal Suresi 22’de ‘yerde debelenenlerin en kötüsü’ ifadesi var.” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Debelenenlerden kasıt nedir?” Hareket eden, debib, debbabe. Elma çürüdüğünde çürüğün içinde yayılması ona da debib yahut debbabe deniyor ona benzer kelimeler. Yani dabbe kelimesinden türüyor. Alkolün vücutta yayılması, sessizce yayılma, mesela mikrobun vücutta yayılması veyahut tankın hareket etmesi, arabanın hareket etmesi debib hareketli cisimler, gözle görülmeyen cisimlerin hareketi veyahut görünen cisimlerin hareketi için kullanılıyor debbabe, debib. “Tükellimuhum” diyor Allah “ahir zamanda yerden mamul bir dabbe zuhur edecek” diyor, işte internet, bilgisayar. “O tükellimuhum insanlarla konuşur nasla” diyor. Nas, halkla insanlarla konuşur. Nas, halk diyor belirli bütün halkla insanlarla konuşur onlara hitap eder. Hadiste de “başı insan başı gibidir” diyor. Televizyonda konuşan insan zaten insan oluyor. “Sakallıdır” diyor. Muhtemelen internetten işte Hz. Mehdi (a.s) konuşacak, sakallı, insanlar da onu dinleyecek. Ama onu anlatırken hadisler çok garip ve ilginç bir şekil almış. Nakledenler de çok acayip naklediyorlar. Mesela “yerde kökü vardır” diyor, “örümcek ağı gibi bütün dünyanın yerlerinde yayılır” diyor. İnternet ağı yer altından kablo olarak geçiyor. “Denizin altından da geçer” diyor denizden de fiber kabloyla geçiyor. “Binlerce kilometre uzundur” diyor kuyruk şeklinde yani. Adam da upuzun bir hayvan kuyruğu zannediyor halbuki değil. “Göğe kadar ulaşır” diyor “gökten yere seslenir, yerden göğe seslenir” diyor televizyon, radyo, internet uçakta rahatça bağlantı kurabiliyor, değil mi? Mesela internetten bağlantıyı uçaktan yere, yerden uçağa rahatça kurmak mümkün oluyor. Detay detay ince ince açıklamış “yerden mamul.” Neyden yapılıyor bilgisayar? Alüminyum yerden elde edilen bir şey, demir, bakır, kobalt, çinko, silikon “yerden mamul” diyor açık. Hz. Ali (k.v)’nin de söylediği de televizyon çok net, ışıklı bir ayna “insanlar uzağı yakını hepsini görürler” diyor “bahçelerde evlerde her yerde olacak” diyor. Hz. Mehdi (a.s) için, Mehdiyet için kurulmuş bir sistem. Adamlar da eğlenmek için olduğunu zannediyor yahut küfürleşmek için Allah onlara yarattı zannediyor, değil. Hz. Mehdi (a.s)’ın emrine vermek içindir. “O söz başlarına geldiği zaman” diyor yani “kıyamet yaklaştığında, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru yaklaştığında, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulü yaklaştığında yerden dabbet-ül minel ard, yerden mamul bir dabbe.” Mesela bak Allah Suriye’yi karıştırdı, Amerika, Rusya olayın içine giriyor, isteseler de istemeseler de oluyor.

“Her türlü renk vardır” diyor “dabbetül arzda” diyor hadiste. Bak, televizyona baktın mı, internete baktın mı her türlü renk var. “Fil kulağı gibidir” diyor hakikaten açılıp kapanıyor. İncelik fil kulağı gibi ince ve açılıp kapanan. “Müminlerin nuruna nur katacak” diyor “müminler nurlanacak fakat kafirlerin yüzü simsiyah kesilecek” diyor. Demek ki televizyonda Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüklerinde içlerine oturacak, adamı kan boğacak, moraracak sinirden. Demek ki onu kızdıracak bir şeyler olacak ki o kadar morarması niye olur? Belki onun ihtişamı, gücü, neşesi, gücü kudreti adamları rahatsız edecek. Ama bak “müminlerin nuruna nur katar” diyor. “Kafirin yüzü simsiyah kesilecek, müminin yüzü nur ve ışık olacak” diyor aydınlanacak diyor. “Olağanüstü hızlı olacak” diyor yani “bir anda şarkta garpta olacak” diyor. Öyle oluyor, mesela konuşuyor insan bir anda Amerika’da oluyor ışık hızıyla hareket ettiği için. “Sesini herkes duyacak dünyada” diyor. İnternet her yerde duyuluyor, değil mi? Mesela sahabe o zaman hayret ediyor “bu nasıl bir sestir, nasıl bir varlık ki bağırdığında böyle herkes duyuyor?” Halbuki tahakkuk ettiğinde çok normal bir şey olduğu anlaşılıyor. “Münafıklara yalancı damgası vuracak” diyor yani onların sahtekarlığını teşhir edecek. “Münafığın yüzü simsiyah kesilecek” diyor. Demek ki aşağılayacak. “Tükellimuhum” bak sadece konuşur diyor. Ayaklanır, konuşur, yürür demiyor bak “yüzü insan yüzü gibidir” ondan başka bir şey söylemiyor “yüzü ve sakallıdır” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın televizyonda, internette görüleceğine dair çok açık ifade. Ama hepsi karışınca tabii anlatın deyince adam 1400 yıl önce adam duymuş, oradan biraz söylüyor buradan biraz söylüyor hepsi bir araya gelince çok garip bir varlık gibi akla geliyor. Halbuki olay tahakkuk edince bakıyoruz tam oturuyor olay, yüzde yüz oturuyor olay.

 

Begüm. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hocam, Allah bazı ayetlerinde ‘cehennem için yarattık’ ifadesini kullanıyor, bu tam olarak ne demektir?” Cehennemin tamamı şuurludur yani bir hayvandır, bir canlıdır cehennem. Allah’ın mahlukatından bir mahlukattır. Taşı toprağı falan hepsi toplam bir bedendir. Mesela kafir geldiğinde üstünde onu rahatsız ediyor, birden toprak açılıyor mesela içine düşürür, kolunu kelepçeler yani korku filmi gibidir öyle düşünün. Üstüne yürür. Mesela açıldığında perde kafirlerin üstüne yürümek istiyor birdenbire, böyle saldırgandır cehennem, Allah kontrol ediyor. Bir mahluk yani cehennem, yani bir tesis gibi sistem değil canlı bir mahluk. “İnsana delicesine susamıştır” diyor. Onları ezmek, canını yakmak için müthiş iştiyak duyan yani küfrü ezmek için iştiyak duyan bir varlık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın AK Parti’nin politikalarına karşı tavır aldığı için yedi ayı aşkın bir süredir tecrit altında tutulduğunu savundu.

ADNAN OKTAR: Cezaevi zaten tecrit altında olur yani ne demek? Neyi kast ediyor? Avukatı akrabası falan görüşmeye gidebilir. Ama BDP’liler şunlar bunlar hiçbir mahkuma böyle bir şey olmaz. Onda bir gariplik var. Bir de PKK temizlenmeden başkanlık konusunu bu kadar çok gündeme getirmek çok çok yanlış. PKK ayakta, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi ayakta, YDG-H ayakta, KCK ayakta, Marksist Leninist Komünist Parti ayakta; bu kadar sistem ayaktayken ve bunlar hallolmazken ve büyük bir tehlikeyken sen paldır küldür başkanlık sistemini kurmaya kalkarsan adam da der ki; “hadi hayırlı uğurlu olsun, bizim de istediğimiz buydu. Başkanlık sistemi federasyon demektir, biz de federasyonu ilan ediyoruz” diyebilirler. Konu başkanlık sistemi değil; ülke güvenliği, Türkiye’nin bölünmesi tehlikesine karşı tedbir alınması. Şu an Güneydoğu’ya hiçbir parti mensubu gidemiyor. Milliyetçi Halk Partisi olsun, Cumhuriyetçi Halk Partisi olsun açıkça toplantı yapamıyor. AK Partililer de gidemiyorlar. Halen herhangi bir köye kasabaya gidemiyorlar. Yani bize ait bir yurt parçası değilmiş gibi gösteriyor PKK. Operasyon yapılıyor bilmem ne, tüp gaz ele geçti falan onlarla bir netice alınmaz. Şu ana kadar PKK’ya bu tip operasyonlar her zaman yapıldı, PKK daha da azıp kudurarak gelişti. Çünkü ideolojik karşı propaganda yapılmıyor. PKK’nın ideolojisi yok edileceği yerde bilakis devlet kitaplarında Darwinist-materyalist eğitim yapılıyor yani Marksizm’in temeli oturtuluyor. Dolayısıyla arkasından bu kadar bela varken “hadi en acil şey başkanlık sistemi” dersen bu olmaz. Ayrıca Başbakan mükemmel bir insan gayet güzel Türkiye’yi idare ediyor. Şu an bizim bir başkanlık sistemine ihtiyacımız yok, böyle bir tıkanma da görülmüyor, sistemin işlemediği bir yer de yok. Varsa bize söylesinler.

“Cennet ehli cehennem ehlinin bilincinin kapalı olduğunu bilecekler mi yoksa kendileri gibi hissediyor gibi mi düşünecekler?” Onu Allah kapalı tutuyor yani bilincinin kapalı olduğunu söylüyor ama onun ne olduğuna dair bizim kesin bilgimiz olmaz. Ama “gözleri görmez” diyor Allah “ kulakları işitmez, hayvanlar gibidir hatta hayvanlardan da aşağıdırlar” diyor. Yani bilinçlerinin kapalı olduğunu söylüyor. Biz zaten biliyoruz bunu dünyada, biliyoruz ama Allah yine de küfrü helak ediyor. Helak ettiğinde helak edildiğine dair bir duygu oluyor bizde görüyoruz yani.

“Selam aziz Seyidim.” Aleyküm Selam. “MaşaAllah caziben delikanlılığın, güzelliğin gün geçtikçe daha artıyor” diyor.

Ajda; "Bir insanın eşini veya kocasını put edinmesi ne demektir?" Benim anlayamadığım da hakikaten mesela kadın altmış yaşında adam yetmiş yaşında oluyor, kadını vurmaya çalışıyor. Birbirlerini kıskanıyorlar, "dışarı çıkamazsın" falan diyor, adam tirit ya bastonla gidiyor, "Sen kadınlara baktın fark ediyorum" diyor, o da "Sen de bakkal Mustafa Efendi’ye baktın" diyor. Acayip kavga, bazen de çekip vuruyor ya, "Kıskançlık cinayeti efendim" diyor. Akılsızlığına gülüyoruz, aptallığına. Tabii cinayeti çok korkunç da. Put ediniyor tabii o yüzden de helak oluyorlar, akşama kadar paçasının arasında oturuyor adam, "Çık bir adam dışarı git" falan diyor kadın; o ona o ona. Yani bütün hayatları helak oluyor; o onu İslam’dan uzak tutuyor, o da onu İslam’dan uzak tutuyor. Adeta birbirlerinin şeytanı oluyorlar, bu çok korkunç bir şey.  

Bir de başkanlık sistemi tek partili sisteme götürebilir ülkeyi. Parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı esas; yasama, yürütme, yargı birbirlerini denetliyor. Başkanlık sistemi ise yürütmeyi güçlendiriyor, yürütmenin yasama ve yargıyı kontrol altına alması ve tek parti sistemine gidiş söz konusu oluyor. Hadi biz Tayyip Hoca’ya güveniyoruz, Allah ömrünü uzun etsin, bir şekilde çekildiğini düşünelim onun ve yerine ilginç bir adam geldi; ne yapacağız, nasıl kurtulacağız? Bitti. Artık Allah esirgesin, şu Kuzey Kore lideri Kim Jong var ya, onun gibi bir adam gelirse al başına belayı, gönderemezsin de bir daha. Onun için Tayyip Hoca böyle bir riski de göz önünde bulundurması lazım. Parlamenter sistemde üç erk, bağımsız yargı, normal işleyişi denetliyor. Böyle kritik bir ortamda ana konu başkanlık sistemi değil. Millet hop oturup hop kalkıyor, Avrupa Birliği de habire bastırıyor belediyelerin özerkliğinin genişlemesi için. Özerklik şerhi var Türkiye'nin, özerkliğin serbest olmasını istiyor Avrupa Birliği. Öyle olduğunda zaten Türkiye paramparça olur.

Bir de üniter yapılı bir ülkede, yapı üniterse, orada bir bölge; "Biz bir referandum yapmak istiyoruz, ayrılmak istiyoruz" dediklerinde bu uluslararası hukuk açısından mümkün olmuyor. Yani NATO müdahale edemiyor, kimse müdahale edemiyor. Çünkü devletin sistemi üniter. Ama başkanlık sisteminde üniter yapı kalktığında, Allah esirgesin, adamlar haklı konuma geliyor. "Referandum istiyoruz" dediklerinde hiçbir şey denemiyor. Tamam diyorsun. Referandum da onların dediği gibi olursa, PKK'nın desteğinde, ayrılıyor. Böyle büyük bir tehlike var. Onun için bu konuyu yeniden değerlendirmek lazım. Bu tehlike yeniden büyümeye başladı.  

GÖKALP BARLAN: Sizin daha önce söylediğiniz gibi Adnan Bey, "Eyaletler halindeki bir başkanlık sistemi gelip eyaletleri toplayıp tek bir millet oldular. Biz de zaten üniter tek bir millettik. Parçalanmak olur" diye açıklamıştınız inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. O, parçalanmış ülkeler oluyor, paramparça zaten federasyonlar halinde; onları birleştirmek için bu yapılıyor, başkanlık sistemi. Ama böyle üniter yapıda, hadi başkanlığa gidelim diyen bir sistem yok. Bu inanılır gibi değil. Parçalanmış ülkeyi bütünlenmek için yapılıyor, bütünlenmiş bir ülkeyi parçalamak için başkanlık sistemi devreye sokuluyorsa bu asla kabul edilemez. Büyük bir tehlike olur bu.

AYLİN KOCAMAN: Başka bir örneği de yok bunun.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela hep sağ seçilecek diye bir şey yok, bir de bakarsın azılı solcu birisi başkan seçilir ileriki dönemlerde; millet yakayı nasıl kurtaracak? Ne yapsın ondan sonra? Günü kurtarmak anlamında bir düşünceyi kabul etmek mümkün değil. Amerika'da başkanlık sistemi oldu ama federatif yapı vardı, paramparçaydı Amerika; bir başkan etrafında topladı adamlar. Sen burada toplanmışı parçalayacaksın bu sefer. Böyle olmaz. Ulus devletten başkanlık sistemine geçmeye çalışan hiçbir ülke yok dünyada. Bir tek Türkiye'de çıktı bu garip düşünce, hiçbir yerde yok.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Türkiye'deki Okul Kitaplarında Evrim Aldatmacası

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza fasılla devam ediyoruz.

Elinize, ağzınıza sağlık Allah razı olsun çok güzeldi, muhteşemdi. Şimdi kısa videolarla devam ediyoruz yayınımıza.

VTR: Doğadaki Geometrik Düzen.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü