Harun Yahya

Sohbetler (10 Kasım 2015; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz tekrar.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün bildiğiniz gibi 10 Kasım. Atatürk’ü saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet fakat Atatürk’ü televizyonlar anlatmıyor, biz anlatıyoruz. İşte Selanik’te doğdu, evi şu, kardeşim imanını anlatsana, İslam’a Kuran’a hizmetini anlatsana, nasıl mücahitti, nasıl mübarekti, muhteremdi bir anlatsana. İslam’ın özgür yaşanabildiği ülke olmasının sebebi, vesilesi Atatürk’tür. İslam’ın en güzel yaşandığı ülkedir Türkiye İslam aleminde. Sebebi de Atatürk’tür. Olmadık laf ettiler Rahmetli’ye, tırnağı etmezler. Müzik dinlemek imkansız olurdu. Hanımların bu şekilde giyinmesi imkansız, gülmesi imkansız. Osmanlı son dönemde alışmıştı toprak vermeye, her yeri dağıttı. Alın şurası da alınsın, burası da. Gücümüz yetmiyor diyor orayı veriyor, gücümüz yetmiyor diyor burayı veriyor. Sonra olarak da gücümüz yetmiyor alın Güneydoğu’yu diyeceklerdi. Kükreme sesi yeri göğü inletti, hiçbirini yapamadılar. Çakallar alışmışlar, “ya ne olacak?” diyorlar “alıştırdık biz bunları, sürekli bunların toprağını alıyoruz iş mi?” diyor. Adam Filistin’i almış, Yemen’i almış hiç sorun çıkmamış. Yunanistan’ı almış. Mora’yı almış, Girit’i almış, her yeri almış. On iki adaları zaten yakın zamanda aldılar. Bunlar diyorlar sen vur bunların ensesine al, hiçbir şey olmaz kafasında adamlar. Sen ensemize vurmaya kalkarsan, biz de senin boynunu kırarız kanunla hukukla. Böyle bir şey yok. Milim santim toprak vermeyiz. Bunu unutacaklar. Alışmışlarsa o alışkanlıklarını artık iptal edecekler. Şaşırdılar ya, “ne var ki bunda?” diyor “zaten milyonlarca kilometre kare değil miydi?” diyor. Ee? “Sürekli almadık mı? Parçalamadık mı? Devam ediyor işte Osmanlı’nın dağılması orayı da verin bitsin. Birkaç yer daha alırız sonra” diyor. “Size Orta Anadolu’da bir yer veririz, orada oturursunuz” diyor. Gücün yetiyorsa yap, bir görelim bakalım nasıl oluyormuş? Yok öyle şey.

Atatürk, Kuran’ı ilk defa Türkçe’ye çeviren insandır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını da ilk defa Türkçe’ye çevirtti. Yobaz takımının elinden bütün silahlarını almış oldu, bağnazların elinden. Kurtuluş Savaşı’nın o zor günlerinde Kerim Paşa Kuran’da geçen; “Allah’ın eli onların üzerindedir” şeytandan Allah’a sığınıyorum ayetini yorumlamış ve bu ayette belirtildiği gibi Allah’ın yardımıyla sıkıntının aşılacağını söylemiş Atatürk’e. Bunun üzerine Atatürk şöyle karşılık vermiş; “azizim” şeytandan Allah’a sığınırım “yedullahi fevka eydihim Allah’ın eli bütün ellerden üstündür” millet Allah’ın buyruğunu yerine getirecektir. Ve buyurduğunuz gibi milletçe de elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lütufkar dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz sonsuz Allah’tandır” diyor. Kardeşim sen bu insana olmadıkşeyler; sen şu iki lafı bir araya getiremezsin. Sen kimsin de Atatürk’e laf ediyorsun? Şu konuşmanın yarısını yapamaz. Atatürk’ün bütün eserleri 4. Cilt sayfa 137 Atatürk Nutuk’ta var açıklaması. “Atatürk bazı kereler çalışırken” Nuri Ulusu Atatürk’ün kütüphanecisi bizzat yanında bulunan “okuduğu Kuran tefsirlerinin çok etkisinde kalırdı ve de “hey büyük Allah’ım Kuran’a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor? Kuran’ı tüm dünyaya okutmalıyız” derdi. Sonra o en yakınındaki bizlere “Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?” diye sorardı diyor “Atatürk.” Delikanlımıza çok çirkin iftiralar attılar ama Allah ayaklarına doladı. Bir de bakmadılar, yine bak Dolmabahçe’yi gösteriyor, kardeşim orada insan tutulur mu tek başına? Allah’tan korkun. Sen evladınla, iyalinle, çoluk çocuğunla orada oturuyorsun, sıcak evinde oturuyorsun. O insanı tek başına oraya koymuşsun. Bu nasıl bir kafadır? Bu nasıl bir mantık? Bomboş saray, sadece korumalar var. Tek başına oturuyor, Allah’tan korkun. Yan oda da kinin kutuları var, kilo hesabıyla kinin getirtmişler. Kardeşim sizin aklınıza mı bir şey oldu? Ne işi var kininle Atatürk’ün? Karaciğerde siroz var, rahatsızlık var adam kinin veriyor kaşınmaya iyi gelir diye. Sirozun yan etkisi olarak vücutta kaşınma oluyor. Kinin verilir mi? Bu kadar mı aklınız zayıf? Hem de kilo hesabıyla. Genç yaşta çökerttiler, 57 yaş çok küçük bir yaş. Böyle şeyleri hep seyredenler oluyor, bir kişi çıkıp da sahip çıkmıyor. Kinin kutularını al, denize at. Çıkın buradan dersin. Gel Paşam seni götüreyim. Ne güzel köşkler var buralarda, birbirinden güzel. Güzel ısıtmasını da mükemmel yaparsın. Orada da o manevi küçük çocuklar var mesela evlatları, yakınları var çağır akrabaları, akrabalarıyla falan beraber oturttur. Yalnız başına niye yaşatıyorsun kardeşim? Yine de yine akıllı adamlar varmış da bir parça da olsa korudular falan. Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkardılar falan, oradan bir toparlanma oldu yani. Ama hiç bakamamışlar hiç. Hayret ediyorum 57 yaş nedir? En genç yaş. Akıl almaz çökmüş. Mesela içki içiyor seyrediyorlar. Kardeşim “Paşam biz sizi çok seviyoruz, çok azaltın” dersin. Sigarayı mesela çok az ucundan bir parça içtikten sonra “yapmayın efendim, halk rica ediyor” dersin. Mesela halkı topluca götürürsün “Paşam senden ricam” halkı kırmaz o. Herkes seyrediyor. Hep ondan bekliyorlar. İşte “Sen şunu yap. Sen bunu yap, memleketi kurtar. Şunu yap.” Kardeşim sahip çıksanıza. Kendi evladın olsa sen yapar mısın? Ağzı açık seyrediyorlar. Yani bazı kişiler için söylüyorum tabii.

Son sözü Atatürk’ün “Aleykümselam” olmuş. Ben onu yıllardan beri açıklıyorum Hoca da herhalde benden duydu anladığım kadarıyla Hacettepe Üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi Ali Güler, ben bunu söyleyeli on beş-yirmi sene oluyor yani. En az yirmi sene önce yazdım, kitaplarımda var yirmi sene önceki kitaplarımda yazıyor. “Kuran’ı Kerim’de anlatıldığı gibi Atatürk’ün ruhunu almaya gelen Azrail (a.s)’e selam verdiğini düşünüyorum” diyor.  “Selam” demiş Azrail (a.s) benim anladığım o da “aleykümselam” diyor. Tabii bu çok büyük bir mucize. Yani canını almaya geldiğinde. Onun üstüne bir konuşma yok. Onun üstüne canını teslim ediyor. Selam, aleykümselam. “Bence” diyor Atatürk “dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsan dinsiz doğmasına imkanı yoktur. Dinsiz kimse olamaz” diyor. Bediüzzaman da diyor “küfrü mutlak yoktur” diyor. “İnat eder” sadece diyor, “gurur yapar, kibir, inat eder” diyor. Mesela bak Çetin Altan hep ömrü boyunca dinsiz olduğunu söyledi. Bak son anda ne dedi? “Ben her gün dua ediyorum Allah’a” diyor. Böyle bir şey olmaz. Dinsizim diyen hiç kimse doğru söylemiyor. Öyle bir şey olmaz.

Allah ne yapıyorsa hayırla yapıyor.  Biz de çocukluğumuzda pek anlayamadık Atatürk’ü. İşte Türkiye’yi kurtardı falan dediler. İşte devrimler yaptı. Şapka devrimi. İnsanlar anlamıyor o kadar çocukken.  Sonra olayı anladık. Bir bağnaza, bir kadın kıyafetini kabul ettirmek o kadar zor ki. Ceket, pantolon, gömleği kabul ettirmek olacak iş değil. Şapkaya kafayı takmışlar. Şapkada ne var kardeşim? İstediğin şapkayı giyersin. Her türlü şapka giyilir. Aman aman kafir o. Şapkayla insan kafir olur mu? Nerde görülmüş bu? Ne kadar garip bir inanç. “Musevi giyiyorsa biz giymeyelim.” Musevi yemek yiyor o zaman sen de yemek yemeyeceksin. Şu laf mı? Musevi Allah diyor. Sen Allah demeyecek misin?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak'ın Silopi ilçesinde devriye gezen zırhlı polis aracına roketatar ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. Üç polisimiz şehit oldu. Bir polis ağır yaralandı. Son dakika haberi.

ADNAN OKTAR: Seferberlik ilan edilsin. Çok sayıda asker alalım. Mesela üç milyon, dört milyon asker alalım. İki ay eğitim verelim. İki ay komando eğitimi gibi eğitim iki-üç ay.   Üç ayın içinde de operasyonlarla konuyu bitiririz. Sonra terhis ederler. Dağ, taş asker kaynasın. Mesela Silopi'de her beş yüz metrede bir polis olsa, asker olmuş olsa, her iki yüz metrede asker olsa, polis olmuş olsa adamlar adım atamaz. Her hareketleri izlenmiş olur. Her şey görülmüş olur. Kilometrelerce alan bomboş. Kimse yok. Adamlar da cirit atıyor. Sen her yere insan doldurursan dağı taşı asker kaplarsa adam nasıl hareket etsin. Kafasını  kaldıramaz. Adamların hareket alanı acayip geniş. Püfür püfür adam rüzgara karşı yürüyor. Üç kilometre, dört kilometre tek bir polisle karşılaşmıyor. Beş kilometre, on kilometrede polisle karşılaşmıyor, askerle karşılaşmıyor. Her yer bomboş. Adım başı polis, asker olması lazım. Bir kere yapalım bitsin.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listeye girmiş Adnan Bey tekrar.

ADNAN OKTAR: Etiket maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: AllahSevgidir Aşktır.

ADNAN OKTAR: AllahSevgidir Aşktır. Çok güzel. Sevgiyi Mehdi (a.s) çıkana kadar gündemde tutalım. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar. Çünkü şeytan bu kelimeyi söyletmiyor. Bak çok çok ısrar ettik. Allah razı olsun Başbakan, bol bol sevgi kelimeleri ifade eden bir konuşma yaptı. Ama ilk defa. O kadar kapsamlı ben ilk defa duydum. Daha önce belki olmuş olabilir de. Toplanıyorlar o teyzeler, ağabeyler, babalar, dedeler “Ya Türkiye'de müthiş bir düşmanlık ve kin düşüncesi var. Herkes birbirinden nefret ediyor. Dostluk kalmadı. Arkadaşlık kalmadı.” Tamam anlattın. "Ee?" diyoruz. Bu kadar diyor. Batırdın ortalığı. Söylesene bunun çözümü sevgidir diye. Bir kelime söylüyor. Enaniyetine ağır geliyor. Aylardan beri söylüyoruz. Sevgiden bahsedin diye. Etmiyorlar. Gıkları çıkmıyor. Eninde sonunda konuşacaklar.

"Allah'tan izinsiz tek bir yaprak dahi düşmeyeceğini belirtiyor Cenab-ı Allah. Ben de çevreme baktığımda her şey sanki kendi hareket ediyormuş gibi oluyor. Bu da şuur kapalılığına yol açıyor. Buna nasıl yaklaşmamız gerekiyor? Nasıl bakmamız gerekiyor doğaya ve çevreye inşallah?" diyor. Senin kafanın içinde böyle mükemmel bir film hazırlandıysa, sen onu nasıl sakin karşılayacaksın? Mesela film sahnesi yapıyorlar. Oradan kedi geçmesi gerekiyor. Adam kediyi alıyor getiriyor. Kafeste tutuyorlar. Hayvan özel olarak bırakılıyor. Oradan kedi geçmesi sağlanıyor. Mesela güvercin uçuyor olması gerekiyor filmde. Güvercin getiriliyor özel olarak. Güvercinler salınıyor. Oradan mesela bir at arabası geçtiğini göstermesi gerekiyor. At arabası tıkır tıkır geçiyor. Ama normal hayatta nasıl zannediyorsun? Zannediyorlar. Öyle oluyor. Kendi kendine oluyor. Aynı film senaryosu gibidir. Tek tek hepsi hazırlanmıştır. Nasıl filmlerde tek tek hazırlanıyorsa orada da aynı şekildedir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Hakkari'de de askerimize ve polisimize saldırı oldu. Bölücü terör örgütünün düzenlediği saldırıda bir astsubay ve bir özel harekat polisimiz şehit oldu.

ADNAN OKTAR: İşte hükümet çok kararlı bir şekilde sadece PKK'ya yönelmeli. Durup durup IŞİD'e yöneleceğiz diyorlar. Ben dedim ki, “IŞİD'e yönelmek felaket getirir” dedim. “Müslüman'ı öldürmeye kalkmak felaket, uğursuzluk getirir” dedim. İki gün oldu. Ben bunu söyleyeli. Uğursuzluk getirir. Bunu yapmasınlar. Sen, PKK dururken IŞİD'den nasıl bahsedersin? Uzaktan, yakından alakan yok. Adamların evi ayrı, yolu sapa. Seninle bağlantıları yok. Durup durup IŞİD, IŞİD başka bir konu yok mu? Bizim IŞİD'le ne işimiz var? Bizim tek problemimiz PKK'dır. Her yerde var terör örgütleri, şiddet örgütleri. Bizi ilgilendirmez. Türkiye'yi adamlar hiçbir şekilde ilişmiyor. Sen de ona ilişme. Ne yapıyorsa yapsınlar.

Ömer Tekin, “Hocam deccal ve Hitler, Lenin, Stalin gibi insanların ruhu var mıdır? Zombilerin ruhu hangi fiili yaparken alınır?” Tabii bunlar cehennem ehli oldukları için zombi oluyorlar. Zaten o kadar insan öldüremez bir insan. Mesela beş milyon insan ölüyor. Adamın yüzü akıl almaz sakin. Mesela Stalin'in yüzünde o var. Süper lakayt şekilde sigarasını içiyor. Yani en ufak bir etkilenme olmuyor. Mesela yirmi milyon, otuz milyon insanın ölümüne sebep oluyor. Asla etkilenmiyor. Mahlukat tabii bunlar. Yani bizim bildiğimiz bir insan tarzı değil.

Bahattin Subaşı, “Hocam, bu İran'ın yaptığı bu Müslüman devlete yapılır mı? Ne istiyor bu Azeri kardeşimden. Azeri milleti çekemez bu zilleti” diyor. Ne yapmış ki İran? Biliyor musunuz ne olduğunu?

BÜLENT SEZGİN: Yok.

ADNAN OKTAR: Azerilere hakaret içeren bir skeç yayınlaşmış TV'de. Nedir konusu? Ben hiç bilmiyorum. Biraz bilgilendirirseniz.

Bahattin, “Hocam her evden bir kişi sizi seyretse PKK diye bir şey kalmaz.” Evet, bu yayınların izlenmesini akrabalardan, çevreden, insanlardan sağlamak da tabii çok önemli bir şey. Ben olsam mesela böyle bir yayın varsa, böyle bir kanal varsa, böyle bir anlatım yapılıyorsa ve ben gidip orada konuşamıyorsam ilk yapacağım hemen gidip akrabalarıma falan o kanalı açtırmak olur. Her gün birinin evine misafir olurum. Yanıma gerekirse, televizyondan anlayan, tamirattan anlayan da birini götürürüm. O meseleyi hallederim. Hatta uydusu yoksa uydu da aldırırım. Bir şekilde ucuz, masrafsız olacak şekilde ve o kanalda onu seyrettiririm. Akrabasına insanın sözü geçer. Değil mi? Bir şekilde insan onu yapabilir. Ben olsam yapardım.

İran hükümeti böyle skeçleri kasten yapmaz. İran içinde böyle ajan kılıklı, faşist anormal insanlar oluyor. Sızmış. Onlar aniden böyle atak yapıyorlar. Hükümet de boş bulunuyor. İran hükümeti aklı başında bir hükümet. Yapanlar da konunun şuuruna bile varmadan yapmış da olabilirler. Yani onu bir planlayan sinsice ayarlayan birisi olmuştur.  

Bakara Suresi, 165’te Cenab-ı Allah, “İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler.” Mesela karısına öyle, çocuğuna öyle yahut arkadaşına öyle. Yahut işyerine, malına, evine Allah'tan daha değerli görüyor. Yahut kendine olan sevgisi. “İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür.” (Bakara Suresi, 165) Müslüman, Allah'ı her şeyin üstünde sever. Kuran'da bahsedilen bu. Bakara 165’te. “Allah'a olan sevgileri her şeyden daha güçlüdür” diyor.

Ali İmran Suresi, 31’de, “De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Ali İmran Suresi, 31) Allah'ı sevmek İslam dininde çok hayati bir konudur. Hayati bir ibadet olarak belirtilir.

Sen Ben Sen diyor ki, “Sevmek başka şey. Allah sevilmez, tapınılır” diyor. Sen Allah sevilmez, tapınılır diyorsun. Kuran ayetinde de Allah'ı sevmekten bahsediyor. Allah'ı sevin diyor. Ve her şeyden daha çok sevin diyor ayette. Sen Ben Sen, ne kitap okuyorsun, ne araştırıyorsun. Kaba bir mantıkla Allah sevilmez. Çünkü sevmiyor herhalde Allah'ı anladığım kadarıyla "tapınılır" diyor. Ayet senin dediğinin tam tersini söylüyor. Bak diyor ki, "Müslümanların Allah'a olan sevgileri çok daha güçlüdür" (Bakara Suresi, 165) diyor. Kuran ayeti bu. “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin” (Ali İmran Suresi, 31) diyor. Sen bu ayetlerden habersizsen kendi kafana göre konuşuyorsan bu geçerli olmaz. Yani herkesin benim gördüğüm, birçok kişinin kendine has bir din anlayışı var. Böyle olmaz. Kuran'a göre din olacak. Bir de kızarak başlamış. Öfkeyle. Bilmiyorsun sen diyor. Sen Allah'tan daha mı iyi biliyorsun? Ben sana Kuran'dan anlatıyorum. Senin Kuran'dan haberin yok. Hep bunların tartışma kafası hep böyle oluyor. Tahmini. Bırak ya ağabey, ya olur mu ya bilmem ne falan. Bir de yağlı, yoğurtlu konuşmalar. Ya’yı çok kullanıyorlar. Bir genç kızın ağzına özellikle hiç yakışmıyor. O özenti olarak yayıldı. Her şeyin içerisinde "ya, ya." Zeytin yağ vardır. Tere yağ vardır. Bunun dışında yağ olmaz. Zırt pırt “ya, ya”lı konuşma olmaz.

Mesela bak, “İran yönetimi Serefraz söz konusu programın yöneticilerinin alındığını, görevden alındığını belirtti” diyor. Bir oyun oynamışlar. İran böyle şeylere girmez. Onlar bayağı sevgi dolu insanlar.

Ben hakikaten düşünüyorum da böyle bir kanal bu kadar güzel dini özlü, samimi, bilimsel, hurafeden tamamen uzak hayatla iç içe anlatan bir topluluk. Ben bütün hayatımı oraya vakfederim. Ben şahsım adına. Mesela görüşmediğim uzak akrabalarım da oluyor. Tek tek onlara bile giderim. Ta memlekete giderim. Bir bir hepsinde bu kanalın önemini anlatırım. Buradaki konuşmaların önemini anlatırım. Çünkü o bir anda insanlar bunu kavrayamaz. Olayın mantığını anlatırım. Yani izleyen insanlardaki gelişmeyi, inkişafı anlatırım. Faydasını anlatırım. Ve bayağı teşvik ederim. Hatta ödüllendiririm. İzliyor musunuz? İzlediyse mesela oradan bir soru sorarım. Mesela küçük bir hediye alır onu taltif ederim. Çünkü benim gücümün yettiği bir şey neyse onu yaparım. Bu benim gücümün yeteceği bir şey. Niye yapmayayım?

Atatürk diyor ki, "Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka Allah'a inanacağız" diyor. "İslam, dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun hak Peygamber olduğuna şüphe edenler şu haritaya baksınlar. Bedir destanını okusunlar.” O çok etkilemiş Atatürk'ü. “Hz. Muhammed (s.a.v.) bir avuç imanlı Müslüman'la mahşer gibi kalabalık alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer fani insanların karı değildir” diyor. "Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır." Hakikaten bu savaşta diri çıkması Peygamber (s.a.v.)’in, etrafını tamamen sarıyorlar. Tek hedefleri bu adamların. Onun için sırf Kuran değil de, İslam tarihindeki mucizeleri de görmek lazım. Bu çünkü fiili bir mucize. Bu çok büyük bir olay bu. Ayet bunu destekliyor zaten. Ayet olayı anlatıyor. Ama tarih kitabından detaylarını görmek lazım. Bir çıkıyor Peygamberimiz (s.a.v.) dipdiri aradan hayret ediyor sahabe acayip seviniyorlar. Haberi yayılıyor Peygamber (s.a.v.) şehit edildi diye. Ama ne imtihan onlara da.

Ceylan, “Sevgili Hocam yayınlarınızda hep sevgiyi anlatıyorsunuz. Ben hep imreniyorum sevgi anlayışınıza. Sevgi dolu, tutkulu, ince düşünceli karşınızdakine çok titizsiniz. Gördüğüm, yaşadığım ve tecrübe ettiğim kadarıyla bunun dünya hayatında olabileceğine kanaatim gelmedi. Ama çok dua ediyorum. Allah bana da göstersin, tattırsın inşaAllah.” Tabii kardeşim eğer din yaşanmıyorsa sevgi olmaz. Derinlik ve tutku. Mesela diyor ki, yakışıklı bilmem ne. Kardeşim et, kemik, kan sinirden oluşmuş bir varlık. Sen onu dümdüz et, kemik olarak sevmeye kalkarsan hiç sevemezsin hiç. Allah'ın tecellisi olarak sevecebilirsin. Allah o zaman sana güç verir. Olur mu öyle şey? Eti seveceğim. Onlar da eti sevecekler diye habire karınlarını Ramazan pidesi gibi yapmaya çalışıyorlar. Pazusunu güçlendirmeye çalışıyor. Kafayı ete taktılar ya. Etle de karşılaşıyor. Et. Bakıyor hiç etkilenmiyor. Sırtını dönüyor. O da et, kemik. Ne yapayım ben bunu diyor. Çünkü Allah'ın tecellisi olarak bakmıyor. Allah sevgisi olarak yaklaşmazsan, Allah'ın tecellisi olarak bakmazsan, Allah sana o gücü, o kuvveti vermez. O bağımsız bir gücü var zannediyor. Halbuki sevgi an an yaratılır. Yani insan istemesiyle olmaz. Hadi sevin, sevemez. Gücü de yetmez. Allah yaratır.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz bir sıra daha yükseldi Adnan bey şuan.

ADNAN OKTAR: Güzel. Allah Sevgidir Aşktır. Çok güzel.

BÜLENT SEZGİN: Allah razı olsun. Her gün vesilenizle her gün hatırlıyor insanlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hemen hemen herkes görüyor değil mi? Bilgisayarı olanlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Evet.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Sevgiyle ilgili yeni etiketler de yaptılar sizden sonra.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel.

"Uğursuzluk İslam’da var mı?" Allah uğursuzluk yaratabilir tabii. Mesela Allah küfre uğursuzluk veriyor, üstüne.

BÜLENT SEZGİN: Şu an beş numara oldu.

ADNAN OKTAR: Güzel. Allah sevgidir aşktır. Ne güzel. Çok gereksiz kelimeleri etikette tutuyorlar, hiç anlamı olmayan, garip garip. Halbuki böyle güzel sözler bilinçaltında güzel bir zemin oluşturur.

Günay Solmaz; "Namaz kılıyorsun, dini çok iyi biliyorsun ama hanım arkadaşları dekolte şekilde karşında oturtuyorsun. Bu nasıl oluyor?" diyor. İşte namaz nasıl bir güzellikse, din nasıl bir güzellikse kadınlar da bir güzelliktir. Cennetin süsü onlar. Cennetin en güzel süsü kadındır. En Rahmani zevk de Allah'ın tecellisidir. En büyük zevki Allah'ın tecellisinden alacağız Rahmani olarak. Ama cismani olarak tabii kadındır. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor; "Üç şeyi sevdim dünyada: Bir; saliha kadın" samimi kadın bak kadın demiyor saliha samimi kadın diyor çünkü samimi olmazsa baş belası olur, onunla yaşayamaz. "İki; gözümün nuru namaz, üç; güzel koku" diyor. Kendisi de gül yetiştiriyordu Peygamberimiz (s.a.v.), daha küçük çocukken gül yetiştiriyormuş evin çevresinde, kendi oturduğu evin çevresinde küçük bahçe yapmış evin duvarıyla sokak arasına ince şerit şeklinde bahçe yapmış. Oraya gidip orada suyu taşıyıp orada onları suluyormuş, orada gül yetiştiriyormuş. O gülleri satıyormuş, öyle harçlığını çıkarıyormuş. Minik, o güzel canıyla. Oradan güle karşı bir sevgisi var, eskiden olan sevgisi var. Ondan da tabii gül kokusu yapıyorlar yaprakları bir araya getirip presleyip gül yağı yapıyorlar. Orada yaygın gül yağı, çok kıymetli oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de hep gül yağı sürüyor üstüne, cayır cayır gül kokuyor. Daha Peygamberimiz (s.a.v.) gelmeden, yüz metreden kokusu geliyormuş. Peygamberimiz (s.a.v.) geliyor diye seviniyorlarmış yani mis gibi gül kokusu mahalleyi sarıyormuş. MaşaAllah.

Emrah Kısa; "Samimi görüşlerine güvendiğim Hocam, nefsani bir istek ile akılcı hareket etmeyi birbirinden nasıl ayırabilirim? Mesela tebliğde kullanmak üzere çok güzel pahalı bir ceket alacağım ama bu parayla kitap da dağıtabilirim. Hangisini yapmamın Allah rızasına uygun olacağını nasıl bilebilirim?" Şimdi sen lider konumunda olsan, dikkat çeken birisi olsan pahalı bir kıyafet tabii ki gerekir, güzel. Ama herhangi, halktan bir insansan tabii kitap dağıtman akılcı olan olur. Çünkü senin ceketinle adam ilgilenmez, farkına bile varmaz birçok insan. Varsa bile en fazla senden para isteyecektir. Yani sadece ceketinle etkili olamazsın. Ben mesela ilk zamanlarda sadece kitap dağıtmaya parayı harcıyordum, sadece kitap dağıtmaya.

Evet şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Atatürk Komünizme Karşı En Etkili Çareyi Açıklıyor

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor.

Masaüstü Görünümü