Harun Yahya

Sohbetler (13 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Her şeyi eviren çeviren düzenleyen Cenab-ı Allah’tır. Biz yapıyormuşuz gibi görünüyor ama Allah yapar. Cennette de müminler böyle koltuklarına oturuyorlar, karşılıklı sohbet ediyorlar. Cennet şarabı dağıtılıyor, orada sakiler var yakışıklı güzel insanlardan oluşan, güzel hanımlardan oluşan sakiler var. “Onlar mühürlü şaraptan içerler” diyor. Nasıl bir şarap bu? İçinde alkol yok, insana zarar veren bir şey yok, lezzeti tarif edilemeyecek gibi ilk defa tadacağız, kısmetse.

Müminler zevk sahibi oluyorlar. Zevk sahibi olduğu için cennetten zevk alıyor. Bir adam sanattan anlamıyorsa cennetten de anlamaz. Cennetin bardakları süslü. Anlamayan ondan sadece bir şeyler içecek kap olarak muhatap olur anlamaz. Cennetin iki özelliği var; bir teknik yönden güzel olan nimetler var, bir de işte denizi, gölü, ırmağı güzeldir cennetin. Arazisi çok geniştir. Dünya küçük; uçakla bir yerden bir yere gidiyorsun bitiyor. En uzak yer bilmem neresi diyorlar kısa sürede adam bitiriyor. Cennet öyle uçakla gitmeyle bitecek gibi bir yer değil. Çok geniştir bayağı geniş. Ayette diyor Cenab-ı Allah “nereye baksan bir mülk görürsün.” Yalnız Cenab-ı Allah’ın tabii içerlediği bu dünyaya insanların bu kadar kaptırması. Çünkü Cenab-ı Allah bunu usulen yaratıyor dünyayı, buna kaptırmalarını istemiyor Cenab-ı Allah. Ahirette dünya hayatını istiyor asıl.    

Cenab-ı Allah diyor ki: “Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki,” tabii çekişip kapışma hızlıca almak isterler anlamında yoksa kavga ederek omuzlaşarak değil. Gelenekçi tefsirlerde bu tip ifadeler oluyor, sanki omuz omuza itişiyorlarmış gibi. Halbuki cennette zibil gibidir yiyecek içecek, hiç kimsede de hırs yoktur. “..onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur.” (Tur Suresi, 23) Orada münasebetsiz konuşmalar yok, rahatsız edici konuşmalar yok. Hep faydalı ve güzel konuşmalar. İnsan sıkılmıyor adamların konuşmasından. Hani vardır ya burada zırlama tarzında adam esir alıyor. Gelenekçi ve Ortodoks Müslümanlar’da bu çok yaygın. Mesela bir yere görüşmeye gidiyor, aklını beğeniyor olabilirsin yahut hakikaten dertlerin olabilir ama bir insanı esir almak çok ayıptır, çok çirkin bir şeydir. Bir nevi hastalıktır bu. Bir buçuk saat, iki saat nefes almadan bir insana adamın öksürmesine bile müsaade etmiyorsun, nefes almasına müsaade etmiyorsun. Dır dır dır sürekli konuşulmaz, nefes almadan. Kısa bir konuşursun, yine karşındaki de kısa bir şey konuşur yine konuşursun ama bir nefes aldırılır yani. Bu ciddi bir hastalık olarak çok yaygın. Özellikle gelenekçi Ortodoks Müslümanlar’da çok yaygın. Emekli olanlarda şunlarda bunlarda, bunların işi gücü olmuyor bir kısmının canı sıkılıyor, akıl almaz artık gevezelik boyutunda çok konuşuyorlar. Bir insanın işi mi var, bir yere mi yetişmesi gerekiyor veyahut o bir şey mi anlatmak istiyor onu ilgilendirmiyor habire konuşuyor. Bir de çok güzel konuştuğunu zannediyor. İnsan ara ara karşıdakinin fikrini de yoklar, ne düşünüyor acaba, “sizin görüşünüz ne?” der, değil mi? Çok bilmiş şekilde ben bilirim mantığıyla anlatmak olmaz. Cennette böyle can sıkıcı sohbetler yok.

“Karşılıklı yetenazeune” biraz bozulacaklar ama “karşılıklı kadeh kaldırırlar” diyor kapışırlar demiyor. “Karşılıklı alıp-verirler” diyor. O ona yiyecek ikram ediyor o ona yemek ikramı, o ona kadeh ikram ediyor, o ona kadeh ikram ediyor. Karşılıklı kadeh kaldırıyorlar yani birbirlerine kadeh ikram ediyorlar. Kapışma yok. Çok acı bu, gelenekçi tefsirlerin bu üslubu. “Karşılıklı yiyecekleri alıp veriyorlar, içecekleri alıp veriyorlar yani ikram ediyorlar. Onu da alıp-verme şeklinde, halbuki karşılıklı ikramda bulunuyorlar. Masada sofrada karşılıklı ikramda bulunuyorlar ve “karşılıklı kadeh kaldırırlar” diyor ayette. Ağırınıza gidecek ne var bunda söyleyin? Çekişirler, tepişirler bilmem ne havasında bir üslup yani çekişirler ne demek? Yani itekleşiyorlar birbirlerini itiyorlar kakıyorlar falan o anlamda söylüyorlar. İllaki gelenekçi üslupta olacaklar, illaki o kendi kültürlerinde olacak. Bir kısmı için söylüyorum tabii. Bu çok rahatsız edici.

“Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).” (Saffat Suresi, 46)

“Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.” (Saffat Suresi, 47)

“Dopdolu kadehler.” (Nebe' Suresi, 34)

Şeytandan Allah’a sığınırım: “İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan.” (Nebe' Suresi, 35) Çünkü dünyada en çok insanın karşılaştığı yalandır. Mesela bir kız arkadaşı oluyor nefes almadan yalan söylüyor. Erkek arkadaşı oluyor o da nefes almadan yalan söylüyor. “Bugün neredeydin?” diyor “Uludağ’daydım daha yeni geldim” diyor. Halbuki yalan öyle bir şey. Yalanları ortaya çıkmasın diye de yeni yeni yalanlar ve yalan destekçileri de ayarlıyorlar. “Anne seni arayan olursa şöyle de, baba seni arayan olursa böyle de.” Bu kadar sürünmeye ne gerek var? Dürüst normal yaşasan da bu belanın içine girmesen.

“Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.” (Saffat Suresi, 48) O da Allah’ın bir lütfu güzelliği.

Cennette sanatçıya ihtiyaç yoktur, oradaki bütün huriler gılmanlar buradaki sanatçıların bir milyar misli daha güçlü sanatçı. Onlara sanatçı dahi denemez orada. En ala sanatçı bile orada bir hiçtir o anlamda. Cennet hurilerinin makamları, şarkı söyleme şekilleri, oradaki sazların güzelliği, cennet sazları, cennet müziği dünyayla kıyası kabil değil. Yani hafakan basar sizi dinletseniz “aman aman değiştir” dersiniz cennette. Orada bütün huriler gılmanlar hepsi sanatçıdır. Ağaçlar da sanatçıdır, ağaçlar da dans eder, şarkı söylerler istediğinizde.

Kadehler vardır demiyor Allah “içi dolu kadehler vardır” diyor. Kadeh deyince adamın aklına süs gibi kadeh zannedebilir, değil mi? Ama bak o detayı da veriyor Allah “dolu kadehler vardır” diyor. Müminler birbirlerine ikram ediyorlar kadehleri. Huriler ve gılmanlar orada hizmet eden güzel erkekler ve kadınlar, yakışıklı delikanlılar ve güzel kadınlar. Çok saygılı, hiçbir şekilde yorulmayan yani bir milyon sene ayakta dursa yorulmaz. Ama burada bir hizmet eden insan üç beş kere şey yapsa bile hemen oturma ihtiyaç duyuyor yoruluyor. Akşam oldu mu da yorgunluktan bitap düşüyor. Ama gılmanlar ve huriler milyarlarca sene, trilyonlarca sene orada duruyorlar, geziniyorlar hiçbir şekilde yorgunluk duymazlar. Sadece keyif ve estetik için otururlar. Yorgunluktan hiç kimse oturmaz cennette, hiçbir Müslüman. Karşılıklı tahtlarda oturuyorlar ama dünyada alışık oldukları için hoşlarına gidiyor. Yoksa havada da bağdaş kurup oturur, durur da, ayakta da durur, yürüyerek de konuşabilir. Ama alışık olduğu için dünyada illaki çekiyor.

CAN DAĞTEKİN: Uyku ihtiyacı da öyle değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet.

“Cennet şarabı nedir?” diyor Sefa Yeşildağ. Bu dünya içkileri mesela bira var acıdır tadı, rahatsız edebilir ve sersemlik verir insana çok rahatsız edici, bayağı acı tadı. Çok ciddi şekilde rahatsız edici. Cennet içkileri öyle değildir çok şiddetli haz verir içildiğinde. Kokusu, tadı, damakta bıraktığı lezzet tarifi mümkün değil ve istediğin kadar içersin. Bir insan dünyada ne kadar en fazla bir iki şişe içebilir. Cennette ırmak gibi içsen hiç etkisi olmaz. Yani vücutta birikmesi yok. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “bu kadar içki içiyoruz bu kadar şey içiyoruz vücut bunu nasıl alıyor?” diyorlar “misk kokusu gibi bir ter şeklinde çok hafif belli belirsiz bir ter şeklinde” diyor “vücuttan o yiyecekler ayrılır” diyor. Ama nefis bir koku şeklinde, çok çok güzel bir koku vücutta belli belirsiz. Mesela içki içeceklerine bak bunlar meyve suyu ne güzel. Bir parça sulandırdın mı gayet şahane içki oluyor. İçinde alkol yok bir şey yok hepsi de birbirinden faydalı mineral de dolu. Mesela bak bu nar suyu var, üzüm suyu var, çilek suyu var, mango suyu var, fındık aromalı bayağı güzel. Ne olacak içki içip de karaciğerini perişan edeceksin, beynini perişan edeceksin, mideni perişan edeceksin, tansiyonun fırlayacak ve acayip kilo aldırır. Çünkü vücut alkolle karşılaşınca ne yapacağını şaşırıyor, onu yağa çevirmek için uğraşıyor süratle. Karaciğer zaten şoka giriyor. Şarap da çok tatsız tuzsuz bir şey bayağı rahatsız edici, bir lezzeti yok. Adam damağına alıyor içiyor şak şak ağzını vuruyor “nefis” bilmem ne. Neresi nefis onun? Dürüst olsana neresi nefis? Kokusu rahatsız edici, tadı acı zehir gibi bayağı rahatsız edici, nerede bunda güzellik? İçtikten sonra başın dönüyor, miden bulanıyor. Zehirleniyorsun alenen, bütün zehirlenme alametleri oluyor. Nedir burada insanı mutlu eden? “Nefis” diyor, kardeşim bırak. Kebap falan yaparsın Tokat kebabı aklım alır. Onun nefis neresi var? Dürüst olsana. Ama mesela taze üzüm suyu vardır, güzel onu süzersin, hafif posalı da olabilir hakikaten insan bir dikişte içer bayağı lezzetli. Lezzetli keskin bir ayran vardır lezzetlidir, ben buna inanırım ama onun inanacak bir yönü yok.

Cennet içkisi, bir beyaz içkiden bahsediyor Cenab-ı Allah, bilmiyoruz ne olduğunu. Ama bayağı Müslümanlar’ın hoşuna gidiyor, iç iç doymuyorlar. Ama bu dünyada hemen doyuyorsun. Mesela tepsiyle kebap getiriyorlar bir avuç bir şey yiyebiliyor insan çok az bir şey yiyor. Orada olduğu gibi sıyırıp bitirirsin. Ondan sonra “daha yok mu?” diye yine devam ediyorsun. Ne midede rahatsızlık verir ne kolesterol ne bilmem ne. Ama cehennem ehli için öyle değil. “Sürekli o pis içkileri yani cehennemin o pis içeceklerini içmek isterler” diyor. Dehşetli bir susuzluk hissi duyuyorlar çok şiddetli ama içtikleri şey ondan daha berbat, onun rahatsızlığını gidermek için içtikleri şey. Mesela çok aç oluyorlar şiddetli, şeytan başını andıran meyveler var, çok rahatsız edici pis kokulu deli gibi onları yiyorlar. Evrimle oldu diyorlardı ya, al işte evrimin nasıl olduğunu düşün evrim olsaydı nasıl olurdu? Senin dediğin gibi olsa nasıl olurdu? Görüntüsü bayağı tiksinti verici. Ama en çok cehennemin özelliği benim gördüğüm incelediğimde bunların evrim iddialarında meydana gelecek haller. Mesela mutasyona uğramış insanlar onların dediğine uygun. Mesela kafası geriye dönmüş “yüzü geriye dönüktür” diyor Allah. Mutasyona uğradı diyorsun, tamam işte sen mutasyona uğramış oluyorsun o zaman senin dediğine göre. Mutlak bilime inanıyorsun, işte mutasyon sonucunda genetiğin senin kafanı geriye çeviriyor ne yapacaksın? Allah yaratmadı diyordun. Mesela kolu belinde oluyor cehennem ehlinin. Mesela dört beş tane bacağı oluyor ama çarpık çurpuk yürüyemiyor, bin bir türlü eziyet. Onların dediği her şey oluyor. Meyveler çok iğrenç ve çok kötü. Tesadüfen oldu demiyor muydu mutasyonla? Tamam işte onların dediği gibi olmuş oluyor. Gözleri mutasyondan dolayı görmüyor. Onların iddiasına göre öyle değil mi? Mutasyon ne yapıyor? Yıkıcı etki yapıyor yahut çok bulanık görüyor, çok çok flu görüyor. Yahut bir gözü görüyor bir gözü görmüyor. Mesela kulağı işitmiyor, cızırtılı işitiyor veyahut tamamen işitmiyor. Mutasyon diyordun değil mi? Tesadüfen diyordun al sana mutasyon işte. Bilim seni destekliyor iddiasındaydın, olmuş oluyor işte.

Cennette tabii ağaçlar dans ederler, hem müzik hem dans. Cehennemin kendine has bir gürültüsü var uzaktan duyuluyor bu. Bir de şuurlu bir varlık yani öfkelidir cehennem, bütünü canlı bir varlıktır yani konuşuyor. Cenab-ı Allah “doldun mu?” diyor, Cenab-ı Allah’a “daha var mı Ya Rabbi?” diyor öyle bir varlık. Cehennem bekçileri karşılıyor gelenleri, gruplar halinde getiriliyorlar. Yedi ayrı kapıdan giriyorlar cehenneme giriş. O şımaranlar alaycı olanlar var ya atom forvet hoplama zıplama takımı böyle peş peşe o arkadaşlarıyla beraber hep birlikte sevk edilecekler. Kimse işte onlar. Yani küfrü inadi içinde olanlar, kararlı olanlar, Allah’a kendince baş kaldıranlar başları öne düşmüş olarak geliyorlar fakat sezdirmeden göz ucuyla etrafı seyrediyorlar gözünü tam etrafa kaldırmadan. Münafıklara en şiddetli azap yapılıyor, cehennemin en derin yerlerine bırakılıyorlar. Dar küçük dehlizlerde tutuluyorlar cehennemde. Yani böyle labirent gibi karanlık dehlizler onun içerisinde tutuluyorlar. Kapıları var, normal bildiğimiz kapılar değil de tabii rahatsız edici görünümlü kapılar. Kilitli, kilidi de açıkça görülüyor. Cehennem ehli ateşe karşı dayanıklı oluyor, ateş onları yakıp yok etmiyor sadece rahatsızlık veriyor. Oluyor, “yüzünün eti dökülür” diyor Cenab-ı Allah ayette. “Yüzünün iskeleti çıkar” diyor “yeniden ona et giydirilir” diyor “yine devam eder” diyor. Onun için iskelet yüzlü çok fazla insan vardır cehennemde, yani yüzünün eti dökülmüş sadece kafatası kalmış insan ama canlıdırlar yani hayatlarını devam ettiriyorlar. Sıkılmaları için yani burada yaptıkları o züppeliklere karşı eller boyunlarından bağlanıyor dar dehlizlere konuluyorlar yaptıklarına karşılık. Yüzlerce yıl, binlerce yıl o şekilde kalıyor, sonra başka türde onu rahatsız edecek bir pozisyona getiriliyor. Onun için pek derin düşünmeyenler başlarına gelecek felaketi tam anlamıyorlar.

Mesela şarap markası bilmek veyahut onu ifade etmek çok müthiş heyecan veriyor. İçindeki ne bunun? Çok rahatsız edici bir şey. Bunun markası olsa ne olur markası olmasa ne olur? Bir şişenin içine sülfürik asidi doldursan bu, markası var bilmem kaç yıllık desen nihayetinde zehir bu yani ve rahatsız edici bir şey. Bunu niye süsleyip püsleyip allayıp pulluyorsunuz? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Mesela ağzına alıyor biraz tak tak dilini vuruyor “bilmem kaç yıllık, şuranın” diyor. Aman ne büyük marifet. Sana bir zehir sunuluyor zehrin kaç yılık olduğunu tespit ediyorsun. Diyor ki, “Yüz yıllık bir zehir bu, bilmem nerede imal edilmiş bir zehir.” Zehir tadımcısısın kardeşim, kendine de zarar veriyorsun etrafına da zarar veriyorsun.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Güneydoğu’ya Güven ve Huzur Hakim Olmalı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne zaman oldu bu patlama? Anlatsana bana detay ver.

KARTAL GÖKTAN: Bu akşam saatlerinde bir hazırlık maçı oynanıyordu Fransa ile Almanya arasında. Stadyumun hemen yakınında üç farklı patlama olduğu haber verildi. Paris’in doğusunda on birinci bölgede bir konser salonu var, orada da ateş açıldığı kaydedildi. Salonda yüz kişiyi rehin almışlar. Restoranda kaleşnikofla ateş açılmış.

BÜLENT SEZGİN: Yeni bir patlama daha olmuş şu anda.

ADNAN OKTAR: Nerede?

BÜLENT SEZGİN: Yine aynı yerde Fransa’da.

KARTAL GÖKTAN: İlk üçü eş zamanlı olarak olmuştu. Bu dördüncü patlama.

ADNAN OKTAR: Barışın, sevginin dışında bir yol olmaz. Bunun dışına dünya büyük bir hercümerç içerisine girecek Allah esirgesin. Bak dedim “olaylar büyüyecek” dedim. Söyledim mi söylemedim mi? “Daha da katlanacak artacak” dedim. Şimdi bak bunlar bu şiddete karşılık daha da büyük şiddet yapacaklar. Bu sefer şiddetin dozu on misli yüz misli artacak. Bak şimdi bu örgütler açıklama yaptılar dediler ki “Deniz gibi değil okyanus gibi kan akıtacağız” dediler. Şimdi buna ne gerek var?  Buna ne gerek var? Sevgiyle yaklaşın, merhametle yaklaşın. Genel olarak bir konuşalım dersiniz, bir barış ortamı bir sevecenlik ortamı olsun. Her gün Ortadoğu’da yüzlerce insan ölüyor kimsenin umurunda değil. Akdeniz’de sularda boğulan insanların haddi hesabı yok. Binlerce insan boğuldu. Sahile çocuk sabilerin cesetleri vuruyor yine umurlarında değil. “Avrupa’ya nasıl almayız?” bu adamlar onun derdindeler. Alma tamam da yardım et, yiyecek ver, kıyafet ver adamlar ölüyor mahvoluyorlar. Bombaya para veriyorsun, havadan bombalamaya para veriyorsun, o parayı da gidiyorsun garibanlardan yine alıyorsun. Irak’ın başına gelenlere bak. Kendi halkını, kendi ülkesini bombalatıyor, milyonlarca dolar da para veriyor üstüne. Bütün silah fabrikalarının stokları boşaldı şu an, seri üretime geçtiler. Oluk oluk para akıtıyor Irak şu an.

AYŞE KOÇ: Siz anlatmıştınız Adnan Bey. Suudi Arabistan’da bütün bu Fransa’nın ürettiği silahların parasını Suudi Arabistan ödüyor Mısır’ın aldığı.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

AYŞE KOÇ: Suudi Arabistan bütün bu Müslümanlar’ın aldığı silahların parasını o ödüyor. Mısır alıyor ama Suudi Arabistan ödüyor. Mısır Fransa’dan yeni savaş gemileri aldı, yeni savaş uçakları aldı hepsinin parasını Suudi Arabistan’a ödetiyorlar. Fransa sattı.

ADNAN OKTAR: Defalarca anlattık bu konuyu ama yine aynı oyunun içinde yalpalayıp duruyorlar. Suudi Arabistan’ın akıl almaz geliri var, olduğu gibi Amerika’ya silah parası olarak onu ödüyor. Bütün gelirini Amerika’ya ödüyor, onlar da oluk oluk silah gönderiyor, o silahlar da Müslümanlara karşı kullanılıyor.

Şimdi bu Fransa’da yapılan şiddet yeni şiddeti meydana getirecek gibi görünüyor. Şiddeti kökünden ortadan kaldırmak gerekiyor. Şiddeti dünyada hiç kimse, hiçbir grup, devletler de kabul etmemesi lazım. Devlet şiddetini meşru görüyorlar. Devlet de şiddet kullanmaması lazım. İnsan öldürülme kaldırılması lazım, hiçbir yerde, hiçbir şekilde havadan bombalama, karadan bombalama. Konuşursun, sevgiye davet edersin, herkes birbirini sever, dost olur, arkadaş olur. Ne gerek var? Fransa’yla alıp verilemeyen nedir? Fransa’nın da Irak’la, Suriye’yle alıp veremediği nedir, Afganistan’la alıp veremediği nedir? Git orada dost olun, arkadaş olun, beraber müzik dinleyin yiyin için. İşte bağnazlık, gelenekçi İslam, buna karşı da batının egoist, sevgisiz, nefrete yatkın tavrı tabii bu batının hepsi için değil, batının bir kısmında oluyor ama halkın geneline bu etki yapıyor. Tamamen ortadan kalkması lazım. Allah Mehdiyet’e bizi mecbur ediyor adeta. Başka hiçbir çözümü yok.

Fransa’da olağanüstü hal ilan edilmiş, Hollande sınırları kapatma kararı aldığını söylemiş. Sanki o bir çözümmüş gibi. Öyle olmaz, sevgiyle olur çözüm, itidalle olur. Böyle bir yöntem olmaz. Sınırı kapatsan ne olacak? Mültecilerin gelmemesi içinse bu daha da kötü. Bir anlamı yok. Toptan bir sevgi kararı almaları lazım, sevgiyi gündem yapmaları lazım.

“SevgiTerörün Çözümüdür” diyelim bir etiket yapalım. SevgiTerörün Çözümüdür.

Fransa’da asker sokağa inmiş. Çatışmaların boyutu kestirilemiyormuş. Kabine acil toplantıdaymış. Polisten halka evinizden çıkmayın çağrısı yapılmış. Tüm sınırlar kapatılmış. Terör eylemleri halen devam ediyormuş. Söyledim, çok büyük olaylar olacak dedim. Dediler ki “bundan da mı daha büyük?”“Evet” dedim “bundan daha büyük olaylar olacak” dedim “artarak devam edecek” dedim. İmam Mehdi (a.s)’nin zuhuruna kadar bu böyle. Bana inansınlar dediğim doğru.

CAN DAĞTEKİN: “2015 yılının sonlarında 2016’da da devam edecek” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet dedim. Aylardan beri söylüyorum sözümü tutmuyorlar. Mehdiyet bir gerçek, İsa Mesih’in nüzulü bir gerçek. Allah onları görmek istiyor, İslam’ı dünyaya hakim etmek istiyor. Hristiyan aleminin başına da Hz. İsa Mesih’i geçirecek Cenab-ı Allah. Onlar da Müslüman Hristiyanlar olarak ortaya çıkacaklar yani Muhammedi Hristiyanlar. Ve iki büyük güç birleşip dünyaya hakim olacak. İslam dünyaya hakim olacak, bunun dışında bir yol yok. Bu da barışla, sevgiyle olacak, kardeşlikle olacak.

Obama; “Bu saldırı bütün insanlığa yapılmıştır. Teröre karşı Fransa’nın yanındayız” diyor. Ama diğer yandan PKK’yı ve PYD’yi destekliyor Obama. Fransa’da sarayda PKK’lılar ağırlanıyor, Fransız sarayında ağırlanıyor PKK’lılar. Bak o zaman da dedim ben yaptıklarında “Bak başınıza bunlar bela olur” dedim, “Bunları böyle destekliyorsunuz ama bunlar sizin başınıza bela olur” dedim, aylar önce söyledim.

Twitter’ı kapatmışlar. Türkiye Twitter’ı kapatmaya kalksa yeri yerinden oynatırlar “Ne oluyor, demokrasi mi gidiyor?” Sen yapıyorsun. Demek ki zaruri durumda yapılıyormuş.

Etiketi İngilizce yapalım da dünyaya da duyurmuş olalım. Çünkü anlamaz diğer insanlar, yabancı olanlar anlamayabilirler. Onu İngilizcesiyle değiştirin. Yarın da yine öyle İngilizce yapalım. “Sevgi şiddetin çözümüdür” diyelim yarın da.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam Adnan Oktar’la Sohbetler sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü