Harun Yahya

Sohbetler (14 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Paris’teki terör saldırılarında en son bilgilere göre 129 kişi hayatını kaybetti. 99’u ağır 352 kişi yaralandı. Saldırganlardan birinin kimliği tespit edildi. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande saldırı hakkında “Bu özgürlüğümüze yapılmış bir saldırıdır ve Fransa acımasız davranacak” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi, benim söylediğimin tam tersini yapıyor “acımasız davranacak.” Sen acımasız davranırsan karşındaki adam on misli daha acımasız davranır. Terörü desteklemiş oluyorlar bunu demekle, böyle olmaz. “Biz şiddete sevgiyle, kardeşlikle karşılık vereceğiz” demesi lazım. “Sonuna kadar barışı savunacağız” demesi lazım. “Acımasız davranacağız.” Adam yarın ertesi gün başka türlü bir eylem daha yapar. “Acımasız.” Acımasızlığa daha acımasız karşılık verilir, niye körüklüyorsun böyle şeyleri? Olur mu? Sevgiyi ağızlarına bir türlü almak istemiyorlar, çok yanlış. Olmamış. Hadi ilk şokla böyle konuşuyor diyelim, böyle bir üslup olmaz çok yanlış.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Paris’te terör olaylarının yaşandığı gün saldırganların birinin maçın başlamasına on beş dakika kala stada girmeye çalıştığı ancak son anda fark edilip durdurulunca kendisini kapının önünde patlattığı ortaya çıktı. O sırada stada seyirciler arasında Mehmet Aslan, “Eğer Hollande maça gelmemiş olsaydı güvenlik önlemleri bu kadar sık olmazdı ve canlı bomba stada girebilirdi. Allah korusun bugün ben de ölmüş olabilirdim” şeklinde bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Şimdi, canlı bombaların girebileceği yerlerin haddi hesabı yok. Düğün salonlarına girebilir, gazinolara girebilir, konser salonlarına girebilir, okullara girebilir, girer oğlu girer. Fransa’da zibil gibi gazinolar var büyük, marketler var. Her yer her şey tehdit altında olmuş oluyor ama stat tehlike altındadır belki en az tehlike orada olur, statta olur. Çünkü geniş alan olduğu için bombanın etkisi de dar olacaktır. Ama dar bir yerde basınç da meydana getiriyor. Çok tehlikeli olabilir, cam-çerçeve aşağı dökülüyor bilmem ne. Onun için böyle şiddet üslubunu hiçbir şekilde kullanmamaları konusunda dünya liderleri anlaşsınlar, bir toplantı yapsınlar, “Şiddete karşı ne yapılabilir?” diye. En güzel çözüm sevgi, barış, kardeşliktir ısrarla bunu savunmaktır. Yani “acımasız olacağız” sen adamı delirtirsin “acımasız.” Zaten acımasız olmuşsun daha önce. Cezayir’de olmuşsun, orada olmuşsun, burada olmuşsun her yerde acımasız olmuşsun, hep dehşet saçmışsın, havadan Müslümanları bombalamışsın. Diyorsun ki sanki yaptıkların yarım kalmış gibi “devam edeceğiz.” Bu ne demek? Sen geçmişi temizleyen bir üslup içinde ol, değil mi? Damla kan akıtılmasını istemiyoruz, insanların burnu dahi kanasın istemiyoruz” de. “Her şey bilimle, akılla, sevgiyle ikna ederek konuşarak halledeceğiz” de. Karşında hayvan yok ki insan var. Çok acayip bir üslup “acımasız olacağız.” Sen her yeri hedef haline getirirsin bunu söylersen. Her yer, insan toplanan her yer, metrolar şunlar bunlar hepsi tehlike altına girer; bunu düşünmüyor. Orada başbakan, cumhurbaşkanı kimi bulursalar getiriyorlar çoluk çocuk şimdi yeni moda çıktı. Böyle artist gibi olan eli yüzü düzgün böyle gariban genç kızlar, gariban delikanlılar oluyor bazen, onlar öyle tiplere çok hayran oluyorlar, böyle Clark Gable gibi saçlar taranmış, dişleri falan parlıyor yandan gülüş atıyor “tam aradığımız lider buydu” diyorlar. Sanki film setinde. Aklı başında böyle kültürü görgüsü gelişmiş, tecrübesi gelişmiş adam bul. Artistle senin ne işin var? Yeni moda artist modası, habire orada burada nerede artist varsa koşarak pop sanatçıları gibi merdivenlerden çıkıyor, elini açarak aşağılara koşuyor, millet alkışlıyor, kafasından konfetiler. Biraz sonra sanki darbukayla sazla başlayacak yani böyle şarkıcı havasında, şarkıcı olsan da şarkıcıyım de biz saygı duyarız güzel. Ama ne alaka? Bunlar genellikle ülkeleri batırıyorlar bir kısmı hepsi için demeyeyim. Bazı garibanlar da böyle tiplere çok acayip hayran oluyorlar. Mesela Yunanistan’ı batırdı adam bir türlü bırakmıyorlar adamı. Adam bir çıkıyor alkışlıyorlar böyle sanatçı çıkmış gibi, yeniden duygusal moda giriyorlar “sürünsek de seni destekleyeceğiz” falan.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa’da yüz kişinin rehin alınıp öldürüldüğü konser salonundan kurtulan kişiler, saldırganların ellerinde büyük silahları olan iki kişi olduğunu ve rastgele etrafa ateş açtıklarını söylediler. İnsanlar kaçmaya çalışırlarken birçoğu bu ateş sonucunda hayatını kaybetmiş. Son anda kaçanlar sahne tarafında bir kapıdan girerek ve çatıya çıkarak kaçmışlar. Bir kısmı ölü taklidi yaparak kurtulmuş. Binanın çevresinde oturan Fransızlar kaçanları evlerine alarak saklamışlar. Birçok kişi bu şekilde kurtulmuş.

ADNAN OKTAR: Bak iki kişi bile böyle eylem yapabiliyorsa, iki kişiyle dünya ayağa kalkıyorsa demek ki çok kapsamlı eylem yapılabilir bu ortaya çıkıyor. Bunda “biz şiddeti daha da artıracağız” dersen çok acayip bir laf olur. O vatandaş o sözü düzeltsin. “Boş bulundum olayın heyecanıyla böyle söyledim, tabii ki şiddete karşıyım, dehşete karşıyım, sevgiyi arıyorum, barışı arıyorum, kardeşliği arıyorum ilimle irfanla yanlış yolda olan insanı düzelteceğiz” diyecek. Öyle olmaz.

EMRE ACAR: 10 Ocak’ta sizin bir konuşmanız var yine bu programda “Avrupa’da sevgisizlik olursa böyle terör eylemleri artabilir. Özellikle 2015’in sonlarında Fransa ve Avrupa’da şiddet eylemleri olabilir, kan akabilir” diyorsunuz Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak, Allah söyletiyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim kıymetlim, yiğidim, heybetlim, yakışıklım, ömrüm ve canım hak olan Allah yolunda feda olsun. Seni Allah için çok seviyorum. Rabbim beni senden bu dünyada ve cennette de ayırmasın.” İnşaAllah. Evet bir hanım kardeşimiz yazmış, Aynur Hanım yazmış.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Dışişleri Bakanı Kerry, DAEŞ’in günlerinin sayılı olduğunu, ondan yakında kurtulmanın mümkün olacağını söyledi. Paris saldırılarının ve son yaşanan başkaca terör eylemlerinin dünyanın bir çeşit ortaçağ ve imha edip kaos çıkarmaya çalışan modern faşizm yaşadığını gösterdiğini belirtti. “Bu insanlara söyleyebileceğimiz tek şey yaptıkları bizim kararlılığımızı pekiştiriyor. Hepimiz karşılık vereceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Öyle olursa kan gövdeyi götürür. Böyle olmaz. Daha fazla iltihak olur IŞİD’e. En ılımlı gruplar bile, ılımlı bilinen gruplar bile IŞİD’e iltihak ederler milyonlarca askeri olan bir şiddet grubu oluşur, böyle olmaz yanlış yapıyorlar. Anlamazdan gelmesinler bu işin çözümü, bu konunun çözümü Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’dır. Seyidina İsa Mesih (a.s) ve İmam Mehdi (a.s) bu iki zatı arasınlar. Ve sevgi, barış, kardeşlik bunun dışında olmaz. Bu etki tepkidir. Mesela bir demir parçasını tavandan sarkıtalım, sen ona bütün gücünle vur, o şöyle bir gider bu sefer bir de gelir sana yeniden vurur. Bir daha vur yine geri gider yine gelir sana vurur. Şiddet böyle bir olaydır. Sen adamın anasını bacısını darmadağın edersen, havadan bombalarsan, anasına bacısına gözünün önünde tecavüz edersen, erkek çocuklarını üst üste yığarsan çırılçıplak adam bunu unutmaz ve dehşet ortamı meydana gelir ve bütün İslam alemini kana boğarsın. Hristiyan alemini kana boğarsın Allah esirgesin, dünyayı birbirine katarsın. Şiddet ve dehşetle bu işler olmaz aklıselimle, halimlikle, Hz. İbrahim (a.s)’ın yöntemleriyle olur. Cenab-ı Allah ne diyor Hz. İbrahim (a.s) için: “O halim bir kuldu. Ne Hristiyan’dı ne Yahudi’ydi” diyor, değil mi? “O Hanif bir Müslümandı mümindi” diyor. Hanif, İslam dininin modern anlayışı, sevgi anlayışı, barış, kardeşlik anlayışıyla çözülür. Şefkatle halimlikle yaklaş, koruyucu ol bir anda durur terör. Teröre sen şiddet uyguladıkça terörün en çok ihtiyacı olan şey şiddettir. Bütün şiddet gruplarında şiddet grubunun güçlenmesi için en elzem olan şey karşı tarafın şiddet kullanmasıdır. Ki o haklılığı oluşturmak için bunu arar. Çünkü diyecek ki “bak görüyorsun bu hayat memat meselesi canımıza kast ediyorlar, ne yapmak lazım? Bunları berhava etmek lazım. Nasıl yapacağız? Her imkanınla bunları öldüreceksin” diyecektir. Ama sen sürekli barıştan, kardeşlikten, sevgiden bahsedersen karşı taraf ne desin? Nasıl bir bahane bulsun, ne diyecek? Böyle bir üslup olmaz. Aklıselimle hareket etmeleri lazım, çok yanlış. Tank, tüfek, top ona güveniyorlar onların hiçbiri etkili olmaz.

KARTAL İŞ: Hollande’nin yaptığı açıklamadan sonra IŞİD’in yaptığı açıklamada “artık markete bile huzur içinde gidemeyeceksiniz” diye açıklama yapmışlardı.

ADNAN OKTAR: Bak, her yeri tehlike alanı haline getirmiş oluyorlar.

GÖKALP BARLAN: Siz daha önce de söylemiştiniz bütün bu ülkelere “PKK’ya destek veriyorsunuz, silah veriyorsunuz, sonra aynı şey sizin başınıza gelir” demiştiniz. Aynı şekilde oluyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, ben Fransa’yı defalarca uyardım “şiddeti teşvik etme, şiddet yanlılarına silah veriyorsun.” Sarayda ağırlıyor, PKK’lı teröristleri sarayda ağırlıyor. İşte bak karşılaştığın olay ne? Terör. Sen teröriste böyle destek verirsen terör seni sarar, şiddet seni sarar. Amerika olsun, Fransa olsun Fransız pilotları uçak gemisinde şampanya içiyorlar pilotlar, hedef gösteriliyor, birbirine çak işareti yapıyorlar, uçaklara biniyorlar gidip bombalıyorlar Müslümanları. Çocuklar paramparça oluyor, milletin eli yüzü yırtılıyor, yanıyorlar. Sen gidiyorsun havadan evinin içinde oturan yaşlı anneleri, babaları, kadınları, çocukları napalm bombasıyla yakıyorsun yahut misket bombasıyla paramparça ediyorsun. Ve bahanen de diyorsun, “IŞİD’i vuruyorum.” Orada IŞİD’li olduğunu nereden biliyorsun havadan? Üç bin-beş bin metre havadan senin bulunduğun yerden IŞİD’li olduğunu nerden biliyorsun? Atıyorsun. IŞİD’li orada durur mu? Evin içinde soğuktan barınan yaşlılar oluyor, anneanneler, dedeler, halktan insanlar oluyor. Fırının önünde ekmek kuyruğu oluyor kalabalık, PKK bildiriyor diyor ki “teröristler şu bölgede toplandı” PKK bildiriyor telsizle. Ekmek almaya geliyorlar fırının önüne doluşmuşlar, havadan napalmla vuruyorlar. Bu ne? Terör ve şiddet. Veyahut hastaneleri mesela seyyar hastaneler oluşturuyorlar, orayı hedef olarak gösteriyor PKK telsizle. Ve bütün köylüler halkı orada tehdit ediyorlar sıradan.

“Genel olarak batılıların Paris’teki saldırı gibi Müslümanlar tarafından yapılan saldırılar için bazı eleştirileri var. Şiddeti Darwinist eğitimle açıklıyorsunuz ama bu şiddeti Müslümanlar’ın kendisi yapıyor ve Darwinist değiller” diyor. Ama bu Darwinist eğitim konusu ta İbni Miskeveyh’lerden başlamış. Yani İslam alemi hep Darwinist yetiştirildi. Bu modern alimler, yeni alimler, yüz yıl önceki alimlerin de büyük bir bölümü Darwinist’ti. Dolayısıyla Darwinist yetiştirilmediler diye bir konu yok Darwinistler. Ana felsefe ve köken okullarda da Darwinist eğitiliyorlar. O, kalplerinde müthiş bir tahribat ve sevgisizlik meydana getiriyor. Şiddet eğilimi ve ölüme yatkınlık meydana getiriyor. Yani insanları diriltme, canlandırma, yaşatma değil de bir an önce kendini de öldürme, insanları da öldürme eğilimi meydana getiriyor. Darwinizm’in insanlara sunduğu bela budur. Hangi İslam ülkesinde Darwinist eğitim yok? Diyor ki “karşı” diyor. Irak, Suriye en koyu Darwinizm’in uygulandığı ülkeler. Fas, Tunus, Cezayir. İran’a kaç defa uyarı gönderdik, kaç defa da burada sohbetlerde anlattık “müzelerde Darwinist propaganda yapılıyor” diye. İran şeriat devleti diyorlar ama koyu Darwinist’tir İran.

PİRAYE HANIM: Adnan Bey, bir de siz sık sık söylüyorsunuz “Bazı Müslüman gruplar Kuran dışı kaynakları referans alarak da hareket edebiliyorlar. Bu yüzden şiddete yönelebiliyorlar” diye sık sık hatırlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Hem ruhu boşalmış bir insan, çünkü Allah korkusunu, Allah sevgisini Darwinizm yok ediyor. Din artık bir kulüp gibi, felsefe gibi oluyor onlar için. Müslümanım diyor ama Müslümanlığın temel özelliği nedir? Allah’a derin iman, Allah’ı çok coşkuyla sevme. Baktığımızda bu tip insanlarda bunu göremiyoruz. Yani derin bir iman olmuyor. Çünkü derin bir iman olması için iman hakikatlerini bilmesi lazım, bilimsel araştırma yapması lazım, Kuran mucizelerini bilmesi lazım, her şeyi araştırması lazım. Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ancak bilim adamları Allah’tan korkarlar” diyor “hakkıyla, gerçek anlamda korkarlar” diyor. Demek ki bilim önemli, araştırma önemli. Ama sen militan gibi yetiştirirsen adam kendini öldürür yani bir kulüp halinde yetiştirirsen. Mesela PKK’lılardan intihar bombacısı çıkar mı? Hepsi intihar bombacısı tamamı. Katil çıkar mı? Hepsi katil, bir moda bu. Stalinist, Marksist kafa İslam alemini de böyle yetiştirdi, aynı onların yöntemlerini kullanıyorlar. Şiddet, dehşet, iman zafiyeti hepsinde aynı ortak ve Darwinizm’in meydana getirdiği bir felaket bu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Papa, Paris saldırılarının ardından yaptığı açıklamada saldırıları kınadı. Olaydan acı duyduğunu ve sarsıldığını söyleyen Papa “bu insani değil, böyle bir şeyin hiçbir gerekçesi olamaz” dedi. Papa, sunucunun “birçok defa parçalı 3. Dünya Savaşı yaşandığını söylediniz” hatırlatması üzerine “bu da onun bir parçası” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte Armageddon. Adını kibarlaştırıyorlar ama adı Armageddon. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışından önceki büyük savaş. Papa da kabul ediyor, “Armageddon şu an devam ediyor” diyor. Daha önce de söyledim Papa’nın bu konuşması benim konuşmamdan sonradır. Ben “Armageddon şu an yaşanıyor” dedim. Yani “parçalı, dağıtılmış, yavaş yavaş ilerleyen şekilde Armageddon yaşanıyor” dedim. Sormuşlardı bana ta bir buçuk sene önce o zaman, sonra Papa bu açıklamayı yaptı.

Hz. Mehdi (a.s)’ın zahir olmasının yaklaştığı açıkça görülüyor, Papa da bunun farkında herkes farkında. Üçüncü savaş diyorsunuz, üçüncü savaş Armageddon işte son savaş. Şu an o gelişerek devam edecek. Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar. Hz. Mehdi (a.s) konusunda direnenler yavaş yavaş bayrağı teslim ediyorlar. Yani dediğimin doğru olduğunu anlamaya başladılar.

“Arap İslam coğrafyasında bir sorun olduğunda sürekli olarak batıyı eleştiriyorlar. “Neden müdahale etmiyorsun?” diye sürekli batıyı kınıyorlar. Müdahale edince de ‘sizin yüzünüzden oldu her şey’ diyorlar.” Kardeşim müdahale; ilmi müdahale yapacaksın akılla, kitapla, bilgiyle. “Git milleti kafadan bombala” diyor muyuz biz size? İlimle irfanla olur. Ha sana diyenler oluyorsa sana oyun oynuyorlar. O kadar bomba atacağına kitap at. Çoluk çocuğa çikolata at, yiyecek at konu kökten biter. Yiyecek at, sevgini göster. Her roket binlerce dolar, on binlerce dolar değerinde. On binlerce dolarlık roket atacağına havadan yiyecek içecek at halka, kıyafet at. Halk seni bağrına basar. Sevgi göster, kitap gönder, dersin “böyle bir şey yok, İslam’da böyle bir şey yoktur” de, “sevgi vardır” de. Ama alışmışsın senin silah fabrikatörlerin seni zorluyor. Sen niye bana oyun oynayıp yalan söylüyorsun? Sen yüzlerce, binlerce silah fabrikası kurmuşsun, bu fabrikalar geceli gündüzlü silah imal ediyor ve stok doluyor, silah stokları doluyor, bombalar, roketler bilmem neler. Sana diyor ki patronlar “benim stoklarım doldu ben bunları satamıyorum. Sen satın almıyorsun neyi bekliyorsun?” diyor. “Derhal patron” diyor “hemen bir kriz çıkaralım senin silahlarını hemen satalım” diyor. İslam alemine yağmur gibi bomba yağdırıyorlar havadan ve Müslüman ülkelere de ödetiyorlar. O para babalarına dağıtılıyor oradaki, o silah baronlarına dağıtılıyor para. Bu bombalamalardan sonra da şimdi Suriye yerle bir oldu, Irak yerle bir oldu ya, şimdi imar projeleri oluyor akıl almaz mutluluk duyuyorlar. Çünkü biliyorsunuz ev yapımı, iş yapımı şunlar bunlar falan bunlar durdu, bunun için böyle bir şeye ihtiyaç oluyor. Yani yıkılmış yerler olması gerekiyor. Çünkü yeni ev yapacakları yer yok, fabrika yapacakları yer yok hiçbir yer yok. Ama yıkarsan sıfırdan başlamak gerekiyor. Adamlara muazzam iş imkanı. Şimdi asıl kaymağı yeni yiyeceklerini düşünüyor onlar. Onun için havadan bombalama sürekli teşvik ediliyor. “Bütün binaları yıkın” diyorlar “her yeri yıkın.” Çünkü petrolü var ya adamların mesela petrolünün elli yıllık gelirine el koyuyorlar. Oranın bütün imarı onların oluyor. Hem silahtan para kazanıyor hem imardan para kazanıyor böyle bir mafya sistemi kurmuşlar.

Batılıların silah konusuna getirdikleri açıklama şu şekildeymiş; “Batılılar Müslüman Arap ülkelerinin bir kısmı Yemen, Irak, Suriye “gelin bize silah verin, teröristlerle savaşın” diyorlarmış. İran Suudiler’le birlikte savaşıyor. Yemen de batıdan işbirliği istiyor, aynı şekilde Irak hükümeti de istiyor. “Bize yardım edin IŞİD’le savaşalım” diyor. Suriye’de radikal teröristler var “bize yardım edin” diyorlar. Silahları özel olarak onlar istiyor o yüzden veriliyor” diyor. Şimdi bir adam senden silah istiyorsa bu bir hakarettir. Senden ne isteyecek? Kitap istesin, yazı istesin, bilgi istesin, öğretmen istesin, aydınlatıcı insanlar istesin. Öğretmen gönderiyorsun Darwinist öğretmen gönderiyorsun. Adamın zaten başı belada iyice başını belaya sokuyorsun. Teröristlerin büyük bir bölümü üniversite mezunu. Dalga mı geçiyorsun sen? Darwinist eğitiyorsun Darwinist, öyle eğitim olmaz. Darwinist eğitirsen böyle olur ve bu gittikçe de şiddetlenir. Bir kere sen Allah’a meydan okuyorsun. Ne demek? “Tesadüfen yaratıldı” diyorsun. Ortaokul, lise, üniversitede cayır cayır Allah’ın olmadığı anlatılıyor. Sevgiyle bir yaklaşsana, bir kere sözümü tut, bir Kuran ahlakıyla bir yaklaş, bir Mehdiyet’i ön plana al ve bütün dünya cennet gibi olacak ve bu bilimsel bir gerçek. Ama bu Armageddon işte illaki olacak Allah’ın takdiri.

KARTAL GÖKTAN: Bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 17 Kasım Salı günü saat 14:00’te Hayata Dair programı yayınlanacak kanalımızda. Altuğ Berker ve Sedat Altan’ın konuğu Tercüman ve Türkiye Gazetelerinden yazar olarak tanıdığımız Yavuz Bülent Bakiler. Aynı zamanda tanınmış bir şair olan konuğumuz Yavuz Bülent Bakiler’in çok sayıda şiir kitapları da bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Yavuz Bülent Bakiler dünya tatlısıdır. Allah ömrünü uzun etsin. Çok efendi tam tipik Osmanlı’dır. Son devrin son Osmanlıları. Allah kalbine güzellik sevgi nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gaziantep’te merkezde Beykent Mahallesi’nde terör örgütü IŞİD’e ait bir hücre evi tespit edildi. Gece saatlerinde polis ekipleri belirlenen hücre evine operasyon düzenlediler. Operasyon sırasında patlama yaşandı. Yaralı polisler varmış. Bir saat önce gerçekleşmiş olay.

ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi eve polisin girmesi tabii riskli bir şey. Şiddeti ön plana alan örgütler polisin içeri girmesi durumunda ya polise kurşun yağdırıyorlar veyahut bomba patlatıyorlar. Buna karşı eve girmek değil de evi ablukaya almak daha doğru olur. Adamların oradan çıkmasını beklemek lazım. Yahut evin tavanından yavaş yavaş girmek olabilir. Çünkü yiyecek içecek sıkıntısı meydana gelir mesela suyunu kesebilirler, elektriğini kesebilirler mecbur olur çıkarlar. Değil mi? Gerekirse bir hafta, on gün, on beş gün ablukaya alınabilir. Polisi direkt evin içine sokmak bence doğru değil.

Mesela bak Hollande diyor ki; “IŞİD’in bu saldırıları savaş nedenidir.” Bak, Türkiye’de eylem yapan PKK’ya Fransa silah veriyor teröristlere. Bu olaylar onların ülkesinde olmuş olsa yani Türkiye’deki olaylar, Fransa’nın bir bölümünü böyle kontrol altına alsa, sınırında Stalinist bir devlet oluştursa, ki oluşma aşamasında, Fransa cinnet getirir. Müslüman ülkeleri bunlar kolay görüyorlar.

Dinliyorum.  

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Paris'teki katliamla ilgili yaptığı açıklamada, "Terörist eylemler için hiçbir mazeret yok ve IŞİD, Nusra ve benzerlerini yenmek için daha fazlasını yapmamamız için hiçbir gerekçe yok" dedi.

ADNAN OKTAR: Daha fazla bombalama?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Armageddon'un çapını daha da genişletecek. Ama bu sefer bak Rusya'da da eyleme başlayacak bunlar. Adamlar söylüyorlar, "Rusya'da okyanus gibi kan akıtacağız" diyorlar. Sonra da bak, feryat figan insanlar ağlıyor, anneler ağlıyor, çocuklar ağlıyor, dehşet ortamı oluyor. Dehşet dehşeti doğurur. Yanlış yapıyor. Yanlış bir açıklama yapmış. "Şiddeti sevgiyle ortadan kaldıracağız. Barış ruhuyla, kardeşlik ruhuyla, bilgiyle, kültürle ortadan kaldıracağız" desin. Bu, intihar gibi bir şey bu söz, çok çok yanlış.

Kuran Müslümanlığını, gerçek Müslümanlığı savunmadıkları müddetçe, Mehdiyet’i savunmadıkları müddetçe, İsa Mesih (a.s)'e sevgiyle yaklaşmadıkları müddetçe, onun gelişini heyecanla beklemedikleri müddetçe bu belalar artarak devam eder. Çözüm de Mehdiyet’tedir, açıkça söyleyeyim. Fark etmemek bir çözüm değil.

BÜLENT SEZGİN: Beşar Esad, Fransa'nın başkenti Paris'te en az yüz yirmi yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili, "Fransa, Suriye'nin beş yıldır yaşadığı terörü dün akşam yaşadı" açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Ama bu bir açıklama değil ki. Anlamı ne? "Bizim başımıza geliyordu sizin de başınıza geldi, oh olsun" der gibi bir laf oluyor. Olmaz öyle. Çözüm sunması lazım. Ben ona otuz kere söyledim, özel kişilerle de haber gönderdim; "Kuran Müslümanlığını savun, bağnazlığa karşı olduğunu söyle, Mehdi (a.s)'nin gelişini beklediğini söyle, her gruba her inanca saygılı olduğunu söyle. Kurtulacaksın" dedim. Sözümü dinlemedi. "Korktu da böyle söyledi derler" diye haber göndermiş. Buyur.

Bir de şu an vefat eden insan sayısı kaç Fransa'da?

OKTAR BABUNA: Yüz yirmi sekiz-yüz yirmi dokuz.

ADNAN OKTAR: Ama ağır yaralılar da var.

KARTAL GÖKTAN: Doksan dokuz kişi ağır yaralı, üç yüz elli iki kişi yaralı toplamda.

ADNAN OKTAR: Allah vermesin onlardan da vefat edenler olabilir. Dolayısıyla vefat edenlerin sayısının daha da artması ihtimali var.

Akıl tutulması var ama çok şiddetli bir akıl tutulması. Şiddet oluyor; adam daha da büyük şiddeti savunuyor. Muhtemelen şimdi daha da şiddetin dozunu artıracaklar. O vaziyette İslam aleminde de müthiş infial meydana geliyor; ortada olan adamlar, onlar da şiddetin içine giriyorlar. O zaman kırar geçirirler birbirlerini çok tehlikeli olur. Ve gittikçe gelişen bir Armageddon var şu an.

"İyi akşamlar Adnan Bey. Merak ettim masalarda duran şişeler içki mi? İçki haram değil mi? Bu arada sohbetlerinizi severek dinliyorum. Sade ve öz ve sevgi dolu anlatışınıza hayranım. Allah sizi yolunuzda daim etsin. Saygılar." Nadir.

"Hocam meyve sularında gözüm kaldı yemin ederim" diyor Oğuzhan Solukhanoğlu. Bir de ne meyve suları yani bal gibi hakikaten mis gibi üzüm kokuyor, mis gibi meşrubat kokuyor. Masadakilerin hepsi meyve suyu.

"Hocam İzmir'de üniversite öğrencileri olarak yurtta oturduk, hayatta bize ilham olan programınızı seyrediyoruz. Sağlık öğrencisiyiz -Tıp öğrencisi herhalde- Bizlere evrim dayatması yapıyorlar. Rabbim bizi Darwin'den ve komünizmden korusun."

Gokohan, “Ambiyans şahane, konsept mükemmel, zevkinize hayranım.” MaşaAllah.

“Hocam, şu an” diyor “Mardin’de topluca seyrediyoruz” diyor “kahvehanede.” Nasıl bir kahvehaneymiş* MaşaAllah. Delikanlıymış onlar.

Özlem Diker. Alkol haram, alkol içmek için bir neden yok. Meyve suyu mis gibi gayet güzel meyve suları. Kokusu güzel, tadı güzel, niye içki içesin? O acıya ne gerek var? O rahatsızlığa ne gerek var?

Vinchense Baturalp, “Ben program olduğunu anlamadım Clark Gable’ın bir filmi sandım” diyor. Ama bayağı beğenmiş. “Kaliteli film, siz de güzel canlandırmışsınız. Bu kadroyla bu film yeniden çekilebilir A9 TV’de bölümler şeklinde yayınlanabilir. Film muhteşem, canlandıran kadro muhteşem.”

TC Fatih Korkmaz. O da konsepti beğenmiş. Çok teşekkür ediyor.

Yıldız Altaş, o da piyanodan zevk alıyormuş, hoşuna gitmiş. Başka parçalar da istiyor.

Kadir Kısa, “Selam canım Hocam cennette helal, haram, namus anlayışı, Allah korkusu devam eder demiştiniz bunu biraz daha açıklayabilir misiniz inşaAllah? “ Cennet içkileri var, cennet yiyecekleri var hepsi helal, helal olduğunu bilerek yiyoruz. Haram olsa yemeyeceğimizi biliyoruz. Konu bu. Allah korkusu; cehennemi görüyoruz. Cehennem bize televizyon ekranı gibi gösteriliyor. Halimize şükrediyoruz ama içimizde bir Allah korkusu oluyor. Allah’a sevgimizi daha artıran bir Allah korkusu.

“Değerli Hocam sevgiyle beğeniyle izliyoruz sizi ve çok seviyoruz.” Batuhan. “Osmanlı tarzı dekorlar çok elit ayrıca sarı ışık çok güzel bir ambiyans olmuş. MaşaAllah. Sayın Adnan Oktar Hocamız bu işin üstadıdır program çok güzel gidiyor.”

“Hocam İznik’te öğrenciler topluca seyrediyoruz sizi” diyor ne güzel.

“Piyanoyu çalan kardeşimizi tebrik ediyoruz Hocam” diyor. Yeni konsept çok güzel.

“Aziz Seyidim maşaAllah hadsiz güzelsin yine.”

“Ebu Basir dedi ki. Ebu Cafer el Bakır (a.s)’a şöyle söylerken duydum. Bu işin sahibi Muhammet Mehdi’de Peygamber (a.s)’ın dört alamet özelliği var dedi” diyor. “Ben İmam (a.s)’a sordum o da dedi ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den naklen Musa (a.s)’dan olan alamet ne? İmam (a.s) dedi ki, “korku ve gece uyanık kalma.” Gece faaliyeti diyor. Bir; sürekli tehdit altında olması. Çeşit çeşit tehditler altında olması işte ahir zamanda nasıl olabilir Hz. Mehdi (a.s)’a yönelik? Herhalde it kopuğun, terör örgütlerinin şunun bunun tehditleri olabilir. Ona benzer tehditler. Korku dediği o yani gerilim meydana getirecek her şey. “Ve gece uyanık kalma” Hz. Musa (a.s)’nın bir özelliğidir gece uyanık kalırdı o. Tehlikeye karşı, hem tebliğ yapıyor, hem faaliyet yapıyor geceleri. O yönden Hz. Mehdi (a.s) benzer diyor Hz. Musa (a.s)’ya. Kuran’da şeytandan Allah’a sığınırım “oku” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e “o kalemle yazmayı öğretendir” diyor. Hz. Musa (a.s) Tevrat’ın hükümlerini neyin üstüne yazdı? Taşın üstüne yazdı. Kim yazdı? Kendisi yazdı. Neyle yazdı? Kalemle yazdı. Kalem ve çekiç. Buradan da anlıyoruz ki Hz. Musa (a.s) da duvarcı ustası. Kalem ve çekiç ayette diyor ki  “kalemle yazmayı öğretendir.” Kaleme dikkat çekiyor. Kalem taş oymasında kullanılan sivri uçlu demire denir aynı zamanda. Çekiçle o vurdukça orada taşı oyar ve yazı çıkar. Şimdi o Hz. Musa (a.s)’nın oyarak yazdığı tabletlerden birisi o kutsal sandığın içinde bulunacak. Kendi eliyle yazdığı. Tevrat’ın on emri biliyorsunuz on emri. Kalemle. Kalem; bir kere sırf kalem locası diye loca var. Çekiç, kalem masonlukta semboldür. Taş ustası yani taşı oyarak yapıyor. Tevrat'ta diyor Hz. Musa (a.s) için, "Dağa çıktı. Allah'ın hükümlerini taşın üstüne yazdı" diyor. Çekiçle ve kalemle. Sonra da inip geliyor. Sonra da diyor; Elindeki tableti atıyor. O kırılıyor. Yazdığı taş tablet kırılıyor. Onun parçası işte şeyde bulunan kutsal sandıkta bulunan. Parçası derken yani onun okunabilen bölümü. Zaten ayette diyor, "O parçasında şu yazıyordu" diyor. Değil mi? Üstünde çıkacak yazıyı bile Allah belirtmiş. Yazısına kadar belli. O yazıyı yazan Hz. Musa (a.s). Taş ustası, duvarcı ustası. Hızır (a.s) da öyledir. Hem taş ustası, hem duvarcı ustası.

“Bir bilimsel araştırma dergisi olan Plus One’da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre olumlu duygular içeren Twitter sosyal medyada çok hızlı yayılıyor.” Yeni başlamış. Bizim öncülüğümüzde başlayan bereket bu. Bilim adamları bu sonuca gelişi güzel seçtikleri üç bin sekiz yüz sosyal medya kullanıcısının tweetlerini bir bilgisayar programı yardımıyla inceleyerek ulaşmışlar. Demek ki, sevgi gücümüz her yeri sarmış. MaşaAllah, Elhamdülillah.

Altuğ Güvenç, “Tevrat bozulmadı mı?” Tevrat'ın bozulmayan yönlerini işte Kuran söylüyor. Allah ayette söylüyor.

Güvenç , “Tevrat'ın bozulmayan yönünü nereden biliyorsun? Hükmü bitmedi mi?” Kuran'la bu konular açıklanmıştır. Kuran'ın gönderme yaptığı yerler var Tevrat'ta. Allah oraya bakın diyor. Veyahut bir hüküm olduğunda Allah diyor ki, "Yanındaki Tevrat'ta bunu görecekler " diyor. “Bu hükmü” diyor. Yahut “yanlarındaki kitaba niye uymuyorlar?” diyor. “Niye Tevrat'ın hükmünü uygulamıyorlar?” diyor. Dolayısıyla bu konuyu en iyisi ben kitap haline getireyim de orada daha detaylı olsun. Böyle kısa kısa sorular, kısa kısa cevaplar şeklinde olarak pek akıllarında kalmıyor. Ben bunu kitapçık haline getireyim. Muharref, Tevrat ve İncil’in geçerli hükümleri nelerdir? Kuran bu konuyu nasıl açıklıyor? Hadis bunu nasıl açıklıyor? Onları gösterelim. Tabii özellikle de Kuran.

“Müminlerin birbirinin velisi olduğunu anlatmıştınız. Enfal Suresi, 72. ayette "İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur" diye buyuruyor. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Allah. Kuran'a göre hicreti de açıklayabilir misiniz?" diyor. “Allah, Kuran'a göre hicreti nasıl açıklıyor?” diyor Aydan. Hicret demek yani müminlerden yana olmak. Müminlerle kalbi, ruhu her şeyi birlikte olmak. Müminleri kendi kardeşi gibi, babası gibi, ağabeyi gibi görmek. Ailesinin aynısı görmek. Öz kardeşinin aynısı görmek.

Mesela "Müminler birbirlerinin kardeşidir" diyor. Kısaca anlamamız için söylüyor Allah. Kardeşlere biz nasıl velayet ruhu içinde yaklaşıyoruz? Koruyup kolluyoruz. Müminler hem birbirinin velisidir, hem kardeşidir diyor; iyi anlasınlar diye. Yani birbirlerini her yönde koruyup kollarlar. Ama hicret etmeyen demek ne demek? Müminlerle ilgilenmiyor. O onları kardeş kabul etmiyor. Ama kendisinin kardeş kabul edilmesini istiyor. "Öyle olmaz" diyor Allah. O da sizi kardeş kabul edecek. Siz de onu kardeş kabul edeceksiniz. Öyle olur diyor.

"Allah'tan bağımsız bir güç olamaz demiştiniz. Peki Allah'ın dilemesiyle bir kişiye nazar değebilir mi?" Olmaz, öyle bir şey olmaz. Nazar diye bir olay yok bir kere. Kötü bakış vardır. Kötü bakışla da muhatap olmaz.

“Kişi kıskanç kötü gözle bakarsa, Allah karşısındakine hastalık, musibet verebilir mi?” Öyle bir şey olmaz. Kötü bakandan gözünü çekersin. Nasıl bir pislikle karşılaştığımızda, iğrenç bir şeyle karşılaştığımızda hemen gözümüzü çekiyoruz. Pis bir bakışla karşılaştığımızda gözümüzü çekeriz. O pisliğin kirini görmek mide bulandırır. Odur yani. O mide bulantısı vermesidir. Ama bu insanın elinde olan bir şey. Bakmadın mı iğrenç bir şeye etkilemez. Pis bir bakış da öyledir.

"Allah aşkıyla, ihlasla sevdiğim canım Hocam. Kuran'da Allah şeytandan Allah'a sığınırım, "Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir" diye bildiriyor. Allah'ın seçtiği hidayet ehli dışındakiler Kuran'da seçim varmış gibi çok ayet var. Bunun hikmeti nedir?" Rukiye Yüksel. İnsanların seçim hakkı diye bir konu olmaz. An içinde yani sonsuz kısa zamanda herkes yapacağını yaptı, bitirdi. Allah katında. Öyle cüzi irade, külli irade diye bir şey yoktur. Ama Allah'ın adaleti bu konuda tamdır. Mesela bak şu an ben kolumu kaldırmak istemiyorum. Kaldırmıyorum. Kimse beni zorlayamıyor şu an. Cenab-ı Allah beni zorlamaz. Öyle bir şey olmaz. Ama kaderimde olmadığı için kaldıramıyorum. Ama mesela şu an kaldırıyorum. Bu da kaderimde. Şimdi indirdim. Bu da kaderimde. Ama hiç kimse beni kolumdan tutup itmiyor. Yani özgür irademle yapıyorum. Fakat kaderimdedir. An içinde yaptım bitirdim. Anlamaya kalkarsan bir avuç beynin bunu halledecek, anlayacak hali yok. Bunu unutacaksınız. Beynin hacmini, güçsüzlüğünü insanın aczini kabul etmenin dışında bir yol yok. Kardeşim düşün bak. Sonsuz zaman an içinde bitiyor. Nasıl açıklanabilir bu? Nasıl açıklarsın? Bitmiyor.  

"Hocam, herkesin yaşayacağı ömür kaderde belli değil midir? Bir insanın kaderde belirlenmiş ömrü uzayıp, kısalabilir mi? Fatır Suresi, 11’de şeytandan Allah'a sığınırım, “Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır” diye belirtiliyor. Bu ayete göre insanın belli bir ömrü uzatılıp, kısaltılabilir mi? Buradaki bahsi geçen kitap, nasıl bir kitap olabilir?" Bak, " Ömrünün kısaltılması da bir kitapta yazılı" diyorsun. Kaderde işte. Şimdi mühim olan bu bir kitapta yazılı mı, yazılı değil mi? Önceden belli mi? Belli değil mi? Sen ondan gerisine artık kafanı yorma. Yani bütün yaptıkların kaderde demektir.

Muaz Dede; “Adnan Hocam bu cüzi irade deyimini dilimize getiren senin örnek aldığın büyük Hocan Said Nursi. Şimdi napcan?” Ne yapacağım? İşte doğrusunu söyleyeceğim. Said Nursi; “Benim açıklamalarım, benim izahlarım hicri 1400’e kadar geçerli” diyor “1400’den sonra imam Mehdi’ye uyacaksınız” diyor. Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehit, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem bir kutbu azam olarak” diyor “bir zatı nuraniyi Cenab-ı Allah gönderecek. O zat da” diyor “ehli beyti nebeviden olacaktır. Ben de o mübarek zat geldiğinde onu ve talebelerini mezarımdan izleyeceğim” diyor “seyredeceğim” diyor. Müsaade et de biz de Mehdiyet ruhuna uyalım artık. Etmesen de uyarız. Şimdi cüzi irade dediğinde Bediüzzaman nasıl açıklıyor? “Yine Allah’ın katındadır, yine Allah’ın kaderindedir” diyor. O zaman cüzi irade diye bir şey yok anlamına geliyor bu. Çünkü cüzi irade Allah’ın kontrolünün dışındadır demiyor Bediüzzaman, o da Allah’ın bilgisi dahilindedir diyor. O zaman cüzi irade de, külli irade de yok, sadece Allah’ın külli iradesi var her şeye hakim.

PİRAYE HANIM: Adnan Bey bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki canım. Ben onun sözüne yine uyuyorum. Bak diyor ki o; “Ahir zamanda siz Hz. Mehdi (a.s)’a uyun.” Mehdiyet nedir? Kuran ruhudur. Kuran ruhu. Kuran ruhuna göre böyle. Kuran’da bir cüzi iradeden bahsetmiyor. Dolayısıyla Bediüzzaman da dikkatlice incelendiğinde cüzi iradeyi de Allah’a bağlamakta.

“Allah’a hamd olsun sizinle aynı devirde yaşamayı, sizi sevmeyi, sizi tanımayı, imanıma sizin vesile olmanızı nasip etti Cenab-ı Allah” diyor. “Hanım kız kardeşimizin dansı şahaneydi” diyor.

“Hocam bazı şarkıların içinde uygunsuz sözler geçiyor, kadere isyan. Bu şarkıları dinlememek mi gerekir?” O kısmını geçin veyahut bilgisayarda silin. Ben öyle yapıyorum. Hangi parça olursa olsun dikkat ederseniz hep silinmiştir o kısımları. O kelimeleri, o cümleleri çıkartın.

“Hocam hanımlar hepimiz evde toplandık çayla börekle sizleri dinliyoruz” diyor. Çay güzel de börek kilo aldırır.

Famil İbadov; “Merhaba, ben Azerbaycan’dan yazıyorum. Aranıza nasıl katılabilirim? Adnan Oktar’ı çok seviyorum.” İşte sevgi, samimiyet yeterlidir. Müminler zaten kardeştir.

Bora Güneş; “Sayenizde dinimizi, İslam’ı daha çok sevmeye başlıyoruz. Hocam Allah sizleri eksik etmesin başımızdan.”

Ergün Yılmaz; “Yıllar önce kitaplarınızla tanıştım, adamın dibi Adnan Hocam. Bence Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemeyin o zaten gelmiştir, yıllardır aramızda.” İnşaAllah görürüz, inşaAllah talebesi oluruz.

Gökhan Yücetepe;  “Hocam beni de alın yanınıza sizi çok seviyorum.” Gelin canım sanki kapıdan geldiniz de kovduk. Gelin bir şey dediğimiz yok.

Tayfur Ayşenur Onaran; “Hocam bilmediğimiz konular hakkında yapmış olduğunuz eşsiz yorumlarınız için ok teşekkür ederiz, çok şey öğrendik.”

“Oku” diye Cebrail (a.s) sıkıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i. “Ben okuma bilmem” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), canım benim o can havliyle. Bir daha sarılıyor bir daha sıkıyor, yine “okuma bilmem” diyor. Ondan sonra yine devam ediyor ayet. “O en uzak bir ufuktaydı” diyor biliyorsunuz. Bütün ufku kaplıyor Cebrail (a.s), kanatlarını açıyor. Fenalık geçiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) gördüğünde. Ondan sonra koşarak aşağı doğru hanımının evine kadar geliyor, kendi evine kadar koşarak geliyor “beni örtün, beni örtün” diye. Kapıdan girer girmez “beni örtün” diyor. Hz. Hatice annemiz Peygamberimiz (s.a.v)’in başını okşuyor yanına yaklaşıyor sevgiyle. “Ne oldu? Anlat” diyor. Anlatınca “müjdeler olsun sana” diyor “sen Allah’ın peygamberisin, o gelen de Cebrail (a.s)” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bayağı titriyor heyecandan.

Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Alak Suresi, 1. “Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak'tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak Suresi, 1-5) “Öğretmen” diyor “yazmayı öğretiyor.” Halbuki yazmayı öğreten Allah’tır. Okumayı öğreten de Allah’tır. “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden (Alak Suresi, 6-7) “Hayır; gerçekten insan, azar” Darwin’in ölüm yıldönümünü veriyor, ölüm tarihini veriyor. “İnsan gerçekten azar” deccaliyetin ölüm tarihini veriyor. “Kendini müstağni gördüğünden” yani kendini Allah’tan bağımsız gördüğünden, Allah’tan ayrı bir güç olduğunu gördüğünden. “Müstağni” istisnadan geliyor müstağni.

“Niye bütün kızlar birbirine benziyor?” Bütün kuşlar birbirine benzer, balıklar benzer. Müminler ümmettir. Allah diyor ki; “Balıklar bir ümmettir, bütün kuşlar bir ümmettir birbirine benzer, müminler de bir ümmettir birbirine benzerler.

Nef, “Cüzi irade insanın iradesini temsil eder, insanın iradesi yok mu diyorsun?” Sen “insanın iradesi var ayrı bir güçtür” dersen Allah’ın üstünde bir güçten bahsetmiş oluyorsun, insanı ilahlaştırmış oluyorsun. Allah’tan başka bir ilah daha var diyorsun. Allah’ın gücünün yetmediği, Allah’ın kontrol edemediği bir varlıktan bahsediyorsun sen. Allah onu ilmiyle kavrayamıyor diyorsun. Ne yapacağını bilemiyor, Allah’ın bilemediği, kontrol edemediği bir varlık diyorsun. İlah olduğunu iddia etmiş olursun. Şirk olur Allah esirgesin.

Müşra Arkan; “Hocam kaç saattir yayındasınız maşaAllah, dikkatle izliyoruz sizi.”

“Türkiye’nin gelecekte dünya üzerindeki konumu ne olur ekonomik ve dini anlamda?” Türkiye lider olacak açıkça söyleyeyim.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi’yi ve arkadaşlarını görüyor gibiyim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) , yekaze halinde. “Aynı renk, aynı boy, yüzleri aynı ve elbiseleri de aynı” diyor, birbirlerine çok benzerler diyor. “Aynı renk, aynı boy, yüzleri aynı ve elbiseleri de aynı gelir Mehdi (a.s.)’a bağlanırlar” diyor. (İbn Tavus. el-Melâhim ue'l-fiten sayfa. 122) Şimdi diyorlar ki “Sizler niye birbirinize benziyorsunuz?” Mehdi (a.s.) talebesiyiz biz. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor Mehdi (a.s.) talebeleri için? “Onları; Mehdi (a.s)’i ve arkadaşlarını görüyor gibiyim. Aynı renk, aynı boy, yüzleri aynı ve elbiseleri de aynı olarak İmam Mehdi (a.s.)’ye bağlanırlar, biat ederler” diyor, (İbn Tavus. el-Melâhim ue'l-fiten sayfa. 122)

“Doğu tarafından gelen” yani Mekke ve Medine’ye göre doğu tarafı oluyor, doğu tarafı ama tabii onun açıklaması yok, doğu-batı izafi bunlar. “Deha sahipleri” çok akıllı, çok zeki, anlayışlı ve geniş fikirli oldukları halde kıyafetlerine insanların taaccüp ettikleri” hayret ettikleri yani bu nasıl bir kıyafet dedikleri “kimselerin zuhur ettiğini işittiğinizde işte o zaman muhakkak saatin gölgesi üzerinize düşmüştür.” Mehdi (a.s)’nin çıkış vakti gelmiştir. Sizin kıyafetlerinize taaccüp ediyorlar, efendim demek ki Mehdi (a.s.) talebelerine de taaccüp edecekler. Biz de Mehdi (a.s) talebesi olduğumuza göre bize de taaccüp ediyorlar, normal. Naim Bin Hammad Kitab-ul Fiten 121’de bu dediğim.

Emin Usta evet o da kıyafet konusunda dediğimi kabul etmiş.

Evet, biraz şu Cübbelinin ahir zamanla ilgili sözlerini dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Videolarla devam ediyoruz inşaAllah.

VTR: Cübbeli Ahmet Hoca, Kıyamet Alametlerinin Anlatılmamasının Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alameti Olduğunu Anlatıyor

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü