Harun Yahya

Sohbetler (15 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: G20 Liderler Zirvesi Ankara ve Paris katliamları için saygı duruşuyla başladı. Sayın Erdoğan sabah G20’ye katılan işadamlarıyla yaptığı konuşmada mal hırsı yapmamalarını hatırlattı. “Hepimiz ölüp gidiyoruz, paralar bizimle birlikte gidiyor mu? Gitmiyor. O zaman neden bunu paylaşmayalım? Asıl olan budur, bunu başarmamız lazım. Kazancınızdan daha az kazanmasını öğrenin. Parayı çok çalışan insanlarla paylaşın. Kefenin cebi yok, hiçbirimiz diğer tarafa bir şey götüremiyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Müslüman evladı olunca oturup diplomatik ağız bilmem entel dantel ağzı falan artistik üslup hiçbirine gerek duymuyor. Dümdüz Kuran’dan ne anladıysa bir Anadolu delikanlısı olarak gümbür gümbür söylüyor. Böyle olacak. Ahmedinejad da biraz öyle, eski İran.

Orhan Baba hakikaten bir dahi, müzik dahisi. Böyle bir sanatçının bir daha gelmesi Allahualem mümkün değil değeri bilinmiyor. Bak mesela öbürünü sakatladılar kapı tamamen kapandı, sadece eski eserler. İmparator’u çekti vurdular adamcağızı. Orhan Baba’yı da bir kenara aldılar gördüğüm kadarıyla. Arada sırada bir yerlere çıkarıyorlar o kadar. O da o gücü bulamıyor. Değer verildiğini görmek ister, saygı duyulduğunu görmek ister, eserlerine önem verildiğini görmek ister. Adam dudak büküp geçerse sanatçı da sanatını icra edecek, onu gösterecek gücü bulamaz. Takdir eden yoksa adam niye sanat üretsin? Kendi mi dinleyecek tek başına? Sevdikleri için yapıyor, sevdiklerinin değerini bilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Liderler daha sonra ikili görüşmeler yaptılar Adnan Bey. Obama’yla Sayın Erdoğan görüşmesinde IŞİD’le mücadele konusunun gündem olduğu ifade edildi. Obama’yla Erdoğan arasında samimiyet dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca’nın keyfi yerinde. Tayyip Hocam’a diyorum ya “Toplanıp toplanıp ayrılıyorlar” diyorum. O da diyor ki “Toplanıp toplanıp dağılmayalım bir şey yapalım” diyor ama hiçbir şey çıkmaz. Hakikaten sadece bir bayram gezmesi gibi geliyorlar, yiyip-içip giderler. Onlara bir turistik gezi olmuş oluyor, hiçbir şey yapmazlar.

BÜLENT SEZGİN: Haberin devamında, Obama şöyle demiş: “Erdoğan’la IŞİD’e karşı savaşı, sınırdaki önlemleri ve mülteci yüküne karşı Türkiye’yle ek yardımı konuştuk” dedi. Sayın Erdoğan “Terör hepimizi tehdit ediyor. Terörün her türlüsüne karşı kararlı olmak gerekir” açıklamasını yaptı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Ama pek yapacak bir şey yok. Sevgini dışında, dostluğun dışında, Kuran ahlakının dışında yapacak hiçbir şey yok yani Mehdiyet’in dışında bir şey yok. Şu an pek akılları yatmıyor olabilir, bir kaç seneye kadar net kanaatleri gelecek. Hz. Mehdi (a.s) onları aramaz, onlar Hz. Mehdi (a.s)’ı arayacaklar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Mecbur mu kalacaklar?

ADNAN OKTAR: Allahualem. Yani bunlar hiç, daha başlangıç kıvılcım bunlar çok çok büyük olaylar olacak.

TARKAN YAVAŞ: Siz söylemiştiniz Hocam. “Zaten biliyorlardı o zaman mecbur kalarak olacak.”

ADNAN OKTAR: Şu an bilmiyor değiller, çözümün Mehdiyet olduğunu biliyorlar. Ahmedinejad da diyor “Mehdi’yi arıyorlar şu an” diyor. Mehdiyet’in çözüm olduğunu biliyorlar. Bütün dünya biliyor. Mesela oradaki bütün hareketlerin hepsi Mehdiyet kökenli hareketlerdir. Yani terörist de olsa olmasa da Mehdiyet kökenli hareketler. Ama tabii Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği terörü durdurmasıdır.

Buse, “Hocam sizi çok seviyorum” diyor.

Açelya. Osmanlı’yı biz örnek almıyoruz, sahabeyi örnek alıyoruz.

Başak “Hocam, konunun batın boyutunda ledün boyutunda Kuran aslında sadece müminler için indirilmiş mi oluyor?” Tabii ki. Kafirleri hiç ilgilendirmez, münafığı da ilgilendirmez hiç muhatap olmazlar. “Sonuçta küfür ehli zaten kulakları ve gözleri kapalı olduğu için Kuran’ı anlamıyorlar.” Ben nezaketiyle anlatıyorum.

“Hocam, cehennem ehlinin ruhu yok ise ve et değil ruh acıyı hissediyorsa aslında acıyı çeken bir varlık olmamış oluyor. Cennet ehline cehennem ehli gösterildiğinde gösterilen aslında sadece acı çeken insan görüntüleri mi olmuş oluyor? Bu konu nasıl tam olarak açıklanabilir?” Ondan emin olamazsın gören korkar. Adam bas bas bağırıyor cehennemin içinde bayağı rahatsız. Bunun ruhu yokmuş o yüzden de acı çekmiyormuş dese bile bir insan bayağı korkar. Onu net ispat edemediği için anlayamadığı için korkar. Ama Allah hiçbir şekilde hiç kimseye zulmetmez. “Allah insanlara zulmetmez” diyor ayette “insanlar kendilerine zulmediyorlar” diyor. Ayrıca zaten küfrün ceza görmemesi müminlere azap olur. Küfrün ceza görmesi müminlere nimettir. O yüzden onlara bir cemile olarak yapıyor Allah. Kalpleri hoşnut olsun, kalpleri ferahlasın adaletin yerini bulduğunu görsünler diye. Ama mühim olan onlar imtihan olmuş, güzel bir imtihandan geçmiş oluyorlar.

Ahsen, “Allah Kuran’da cennet için ‘ne güzel bir karargah’ ifadesini kullanıyor. Cennetin karargah olarak kullanılması ne demektir?” Karar kılınan yer yani sonuç olan bak karargah; kararın sübut bulduğu yer, Allah’ın hükmünün sübut bulduğu yer. Orada mümin rahat ediyor, oturuyor, konuşuyor, müzik, eğlence, Allah’ı anıyor. Allah yalnız olmak istemiyor ama böyle robot gibi de varlıklar olsun istemiyor. Kendine gerçekten böyle aşık candan seven, dostane coşkuyla seven, Kendine hayran varlıklar istiyor. Onlarla sonsuza kadar beraber olmak istiyor Allah. Konu bu. Allah mekanik bir alet değil, bir ruhtur Allah. Allah sevgiyi beğenir, aşkı beğenir, tutkuyu beğenir, kulunun üstünde görmekten mutlu olur Allah. Bizim mutluluğumuz gibi değil ama onu beğenir Allah hoşnut olur.

TARKAN YAVAŞ: Hocam, ahirette sürekli tecelli olacak mı Allah’ın insan sıfatında?

ADNAN OKTAR: Tabii sık sık, rivayette “Cuma günleri” diyor belli günler Allah tecelli ediyor. Zaten anlaşılıyor tecelli edeceği herkes heyecanla onu bekliyor. Allah tecelli ediyor, müminlere tek tek ayrı ayrı selam veriyor. Herkes ayrı ayrı Allah’ın selamını alıyorlar. “Aleyküm Selam ya Rabbi” diyorlar “Aleyküm Selam ya Rabbi” diyorlar. Hoşlarına gitsin diye Allah öyle bir cemile yapıyor. İlk gördüklerinde geçenlerde anlattım secdeye kapanıyorlar “Aman hemen kalkın secdeden” diyor “artık o bitti” diyor. “Namaz yok artık” diyor. “Artık burada o anlamda bir ibadet yok” diyor “burası artık sevgi yurdu” diyor. “Sevginiz yeterli” diyor Cenab-ı Allah.

TARKAN YAVAŞ: Sohbet ortamları oluyor mu Hocam, inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Zaten en yoğun olan olaylardan bir tanesi o. Hz. Hızır (a.s)’ın olayları, otuz kere anlattırırsınız kanaatim. Ne otuzu otuz bin kere, otuz milyar kere de anlattırırsınız. Hz. Musa (a.s)’ın olayları. Hz. İdris (a.s)’ın, Hz. Zülkifl (a.s)’ın olayları, konular bitmez. Bir de müminlerin olayları var, çok kalabalıklar. Onun dışında da eğleniyorlar. Allah yalnız olmak istemiyor. Şanına yakışmıyor Allah’ın, istemiyor onu. Uçsuz bucaksız evrende tek başına olmak istemiyor. Kendi ruhundan Kendini seven dostlar olmasını istiyor. Kendi aşıkları olsun onlarla sonsuza kadar yaşamak istiyor Allah. “Yalnızlık Allah’a mahsustur” deniyor ama Allah yalnız olmayı istemiyor, beğenmiyor yani. Kalabalık istiyor Allah, O’nu sevenler olsun onlarla beraber sonsuza kadar yaşasın istiyor. Ama gerçekten seven olsun istiyor yani candan seven. Candan sevilmemek çok korkunç bir şeydir, çok kötü bir şeydir. Mesela bazıları vardır parası için sever, bazısı yakışıklılığı için sever, yakışıklılığı gitti mi atar çöpe. Gücü-kudreti için sever, adam bir hastalanır atar. Şöhreti için sever, şöhreti kaybolur atar bir kenara. Allah öyle bir sevgi istemiyor, insanların sevgisi tarzında değil; derin aşk, derin sevgi.

Bugün de yine etiket yapalım. “Allah sevgiyi sever” diyelim.

Yok, Tayyip Hocam’ın hoca yönü beni daha çok etkiliyor. Sen öbür yönüyle muhatap ol. Ben onun hoca, alim yönüyle değerlendiriyorum. Hocalık en yüksek makamdır, imamlık en yüksek makamdır. İmam Hatip mezunu değil mi? Tamam, zaten oradan imam olarak çıkıyor, hoca olarak çıkıyor yani.

Merve Ceren, “Kendime şaşıyorum, karşılıksız olarak bir insanı bu kadar çok sevdim. Seni tanımak sevgiye inanmaya ilk adım” diyor. MaşaAllah, Allah sevgini artırsın.

Bu bomba, adam öldürme, asma kesme devlet terörü de münferit terör de tamamen bitmesi lazım. Devlet terörü meşru gösterilirse adam da kendi terörünü meşru gösterir. Olmaz. Devlet terörü de olmayacak, kan hiç akmayacak, kan istemiyoruz. Bomba ne demek havadan? Ezbere sallıyorsun kimin başına gelirse. Aşağıda masum mu var, çocuk mu var ne var? Umursamıyorsun. Ne kadar korkunç bir olay. Ne kadar dehşet verici bir olay.

Bak ne diyor hanım kardeşimiz, “Allah aşkıyla sevdiğim, ceketinin rengi çok şahane, papyon yakışmış, saçlarının bombesi çok güzel rüya gibisin” diyor. “Semaver de çok güzelmiş ne kadar zevklisin” diyor, maşaAllah.

Yabancı bir savunma dergisinde ilk defa bak açılmaya başladılar, bu ünlü bir savunma dergisi, “IŞİD’in çözümü acaba İslam’ın kendisinde mi?” diye bir yazı çıkmış. Yazıda Müslümanların bir lideri olması gerektiği, bütün dünya Müslümanlarının başında bir lider olması gerektiği mantığı savunulmuş. Açıkça Mehdi dememişler ama “Müslüman aleminin bir halifesi olması gerekiyor” demişler. Çünkü terör yapana Müslümanların lideri dese ki “ne yapıyorsunuz?” dese konu biter. Hiçbir şekilde yapamaz. Müslümanların liderine bu işi yaptırmak varken gidip kendileri bombalamayla uğraşıyorlar. Müslümanların liderine bıraksana sen, o durdursun terörü anarşiyi. Sen niye giriyorsun bombayla şununla bununla da başını belaya sokuyorsun? Bölgedeki insanlara IŞİD’e katılmak dışında başka bir yol bırakmadılar. Amerika vuruyor, Rusya vuruyor, Fransa vuruyor; halkı tek koruyan orada IŞİD olmuş oluyor. Halk da IŞİD’e akın akın sığınıyor. Halbuki İslam aleminin bir lideri olmuş olsa ona gider Avrupa devletleri söylerler “böyle bir terör var ne yapacağız?” onu demelerine bile gerek yok. Zaten öyle bir olay olmaz biter. Konu kökünden biter. Ne PKK kalır ne IŞİD ne Taliban ne El-Kaide hiçbiri kalmaz. O gün konu biter. Direnmeleri yersiz. Vurdukça halk IŞİD’e doğru yönleniyor. Kaçacak tek yön bırakmışlar. Suriye hükümetine gitse öldürüyor asıyor, başka yere gitse başka türlü oluyor. Tek kurtuluşu IŞİD’miş gibi görünüyor, öyle gösteriyorlar.

AYŞE KOÇ: Telafer’den kaçan halkla röportaj yapmışlardı. Oradan bir kişi “IŞİD bize çok iyi davranıyordu” diye anlatıyor.

ADNAN OKTAR: IŞİD tabii ki oradaki azgınlara göre, PKK’ya göre, şuna buna göre halka en iyi davranan onlar. Halk da akın akın o tarafa geçiyor.

AYŞE KOÇ: Ve YPG’nin zulmünü anlatıyordu, nasıl bombaladıklarını.

ADNAN OKTAR: Tabii. Onun için IŞİD’in, El-Kaide’nin, Taliban’ın hepsinin uyguladığı şiddetin ortadan kalkması için İslam aleminin başına bir lider gerekir. Bu lider de herhangi bir insan olmaz. İmam Mehdi (a.s)’ın dışında bir kişiyi ne İran kabul eder ne diğer ülkeler kabul eder hiç kimse kabul etmez. Bir kere İran Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında lider kabul etmez. İran kabul etmedi mi zaten İslam alemi paramparça olur. Sünniler de Hz. Mehdi (a.s)’ın dışında bir lider kabul etmezler. Çünkü her alime her hocaya karşılar, her hoca birbirine karşı. Televizyona çıkan hocaların karşıtı olanlar onlara taraftar olanlardan çok çok fazla.

“Seni Yaratan’a kurban olurum. Allah razı olsun senden” diyor Hilal.

“Mehdi diye bir şey yok. Allah’ın Kuran’da yazmadığı bir şeyi neden insan söyler?” Fadime Demirel. Hz. Mehdi (a.s) Allah’ın hidayete erdirdiği ve insanların hidayetine vesile olan anlamındadır. Kuran’da Mehdi kelimesi çok çok fazla geçer. Hidayete erdiren, Allah “Mehdiler gönderdim” diyor Kuran’da “Size hidayet elçileri gönderdim, mehdiler gönderdim” diyor. Mehdi kelimesi Kuran’da geçen şekillerini gönderin de ben oradan okuyayım anlasınlar. Yani sadece mehdi kelimesi şeklinde geçmiyor Kuran’da Mehdi, birçok şekilde geçiyor ama Mehdi’yi anlatıyor.

Tayyip Hocam; iyi, gençler ve kadınlar için yeni girişimlerin başlatıldığını belirtmiş, söz olarak da olsa iyi.

Zümer Suresi 36. ayette şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah, kuluna kâfi değil mi?” Hapishanedeyken açmıştım bu sayfayı kardeşler gelmiyor, aileden gelenler yok hapishanede yalnızdım. Geliyor da saat dörtte geliyor. Dörtte de orası tatil oluyor bir dahaki hafta yine aynı o şekilde avukat geliyor gözleri doluyor. “Ne yapacağız, ne edeceğiz battık?” edebiyatında. Diyorum Allah’a tevekkül et her şey de bir hayır vardır. Allah bizleri görüyor, duyuyor bir kader üzerine geldik biz buraya dedim. Öyle konuşuyordum. Sonra bunların böyle baskısı artınca Kuran’da Cenab-ı Allah ne işaret ediyor diye baktım açtım Kuran’ı “Allah kuluna kafi değil mi?” Ayeti geldi ilk gözüme çok hoşuma gitmişti. Cenab-ı Allah ne diyor acaba diye baktım. Ve “Seni O’ndan başkaları ile” tağutla yani deccaliyetle “…mi korkutuyorlar?” Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah kimi delalette bırakırsa” kimi deccaliyete sürüklerse “o zaman onun için bir hidayetçi” Mehdi “yoktur” (Zümer Suresi 36) diyor. Eğer delalette ise onun Mehdisi yoktur. Şeytandan Allah’a sığınırım Al’i İmran Suresi 46. ayet, “ve yukellimun nas fiil Mehdi ve kehlen ve minessalihin.” “Beşikte” mehdideyken “ve yetişkin olunca da insanlarla konuşacak” İsa Mesih. oysa hiçbir peygamber için söylemiyor Allah bunu sadece İsa Mesih için söylüyor bak “o mehdideyken ve yetişkinken” burada yetişkin kırk-elli yaş anlamına geliyor. Otuz üç yaşında göğe alındı biliyorsunuz. Kehlen; saçı ağarmış olgunlaşmış erkek anlamına geliyor, kırk-elli yaş arası. “Mehdideyken ve kehlen” olgunlaştığında yaşının ilerlediği zamanlarda “insanlarla konuşacak ve o Salihlerdendir.” (Al’i İmran Suresi 46) samimi olanlardandır. Beşikteyken anlamına geliyor ama ilk anlamı o ama beşiğin Arapça’da kırk-elli çeşit açıklaması var. Niye Allah Mehdi’yi seçiyor o kelime içerisinde? Kırk-elli çeşit söyleme şekli var.

Yasin Suresi 21. ayet bak Mehdi yok diyor ya Kuran’da, “Tebliğlerine karşılık” İslam’ı anlatmalarına karşılık “sizden ücret istemeyen bu kişilere tabi olun ve onlar Mehdilerdir.” (Yasin Suresi 21) Hani ayette yoktu? İttabiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne). Mehdi’nin başka bir yazılış şeklidir muhtedun, mehdilere tabi olun diyor. “Ve onlar Mehdilerdir” onlara tabi olun yani muhtedun Mehdi’nin çoğulu muhtedun Mehdiler yani Arapça’da Mehdiler dersen birisine muhtedun diyecektir. Demek ki Mehdiler gelecek ama en son olan Mehdi en büyük olan Mehdidir. Mehdi yok diye bir şey yok yazıyor işte ayette. Bak “Tebliğlerine karşılık” İslam’ı anlatmalarına karşılık “sizden ücret istemeyen” Allah rızası için İslam’ı anlatan “bu kişilere tabi olun ve onlar Mehdilerdir” hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir. İttabiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne). “Mehdilere tabi olun” bir daha bana bu lafı söylemesinler. Mehdi yok diye Kuran’da, açıkça geçiyor işte. Nasıl yok yani?

 “Bugünün etiketini ben söyleyeyim “sevgi bir sudur iç kalbini doldur.” Alp Kaan Odabaş, aferin iyi senin de yeteneğin güzelmiş biraz daha gayret edersen daha da güzel şeyler söyleyeceksin belli.

“Kol düğmen ve tesbihin tek kelimeyle muhteşem, ayakkabılarına ise bitiyoruz.”

Muhtelif Mehdiler geleceğini Kuran açıkça beyan ediyor. Muhtedun, Mehdiler.

Evet, birisi bir şeyler söylesin.

KARTAL GÖKTAN: 18 Kasım Çarşamba günü saat 14.00’de Yaşam ve Sağlık programı yayınlanacak kanalımızda. Programın konuğu Gıda Mühendisi Zehra Uyanık. Konuğumuzun uzmanlık alanı son günlerde birçok kişinin bilimsel verilere dayanmadan konuştuğu sağlıklı gıda tüketimi konusu. Kendisi gıda takviyeleri ile ilgili yanlış kazanılmış bilgileri, asıl bilinmesi gerekenleri izleyicilerimizle paylaşacak.

ADNAN OKTAR: Evet Hocamız’ı dinleriz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir son dakika gelişmesi var. Fransa uçakları Suriye’de IŞİD’in kalesi Rakka’yı bombalıyor yapılan açıklamada on savaş uçağının katıldığı harekatta Rakka’ya yirmi hava saldırısının düzenlendiği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Şimdi yarın, öbürsü gün bir eylem bir daha yaparlar Fransa’da bir eylem daha bir eylem daha, onlar onlara onlar onlara böyle bir mantık olmaz. Sevgi esas alınması lazım, böyle olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Stadyum, hastane, meydan ve belediye binasını vurmuş uçaklar.

ADNAN OKTAR: Bak hastane, stadyum, belediye yani memurların mazlum insanların bulunduğu yerleri vuruyor, hastane tedavi olunan yerler.

Mesela stadyum vurmak mantığı ne orada garibanlar sığınıyor oraya, hastane vurulur mu? Ağzına kadar gariban zavallı insan dolu, yaşlılar, çoluk çocuk dolu. Belediye de orada çalışan memurlar, eski memurlar. Adamların hiçbir şeyden haberi yok onları niye vuruyorsun? Adamlar şimdi size misilleme yapar, siz onlara misilleme yaparsınız. Bir akıl durması var bir basiret kapanması. Sevgisizlikle hallolmaz. Merhametle, dostlukla, kardeşlikle hallolur. Kan, kan getirir. Acı, acı getirir.

Ethem, “Parti mi var Hocam? Ortam çok güzel, süper Orhan Baba da çalıyor ne kadar hoş” diyor. Parti var Türkiye’de, kaç parti var? AK Parti var, Saadet var. Var da var.

Irak, Suriye uçsuz bucaksız bir arazi, binlerce kilometrelik arazi buraya kardeşim bin milyar ton bomba atsan yine netice alamazsın. Bu nefret, bu sevgisizlik, bu acımasızlık nedir? Yani birisi bir hata yaparsa sen onun yüz misli hata yaparsan adam da bin misli hatayla sana cevap verir. Böyle bir mantık olur mu? Her şeye akılla, ilimle,sevgiyle halledeceksin. Bomba atacağına yiyecek at, kitap at, bilgi at, broşür at hemen netice alırsın.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listeye girdi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Etiket listeye girdi ayrıca izleme astronomik olmuş, şahane. Tarihimiz de ilk defa oluyor bu kadar yüksek izleme. Benim anlamadığım da telefondan izleme o kadar güç ki. Televizyonu söylemiyorum, interneti de söylemiyorum, yine bilgisayarı ortaya koyarsın açarsın. Ama cep telefonundan binlerce, on binlerce insanın izlemesi o kadar garip bir şey ki, bu fevkalade bir revaç demektir.

Tek tek Irak’ta kim varsa hepsini öldürerek netice alacaklarını düşünüyorlar. PKK da öyle, bütün araziyi imha etti,. Kim gelecek? Hiç kimse kalmamış.

Mesela Rusya da öyle, sürekli fırın vuruyorlar. Kardeşim orada halk ne yesin? Çoluk çocuk var, kaçamıyorlar, bir yere de gidemiyorlar. Yazık günah değil mi, hastane vurulur mu, fırın vurulur mu? Karşındaki hata yaptı diye sen bin misli hata mı yapacaksın? Aklı başında adam olmanız lazım, basiretli ferasetli insan olmanız lazım. Ben dedim ki, "IŞİD'i siz yer üstünde bulamazsınız" dedim. Nitekim şimdi IŞİD'den aldıkları yerlerde yüzlerce metrelik yer altında tüneller bulunmuş. "Gel beni vur" der mi adam? Yer altında yaşıyorlar. Hep garibanlar, çoluk çocuk şehit oluyor; bayağı seviniyorlar "Vurduk, indirdik" diye.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gaziantep'in Oğuzeli ilçesinde Türkiye sınırına gelen, dönmeleri için yapılan uyarılara ateş açarak karşılık verince çıkan çatışmada dört IŞİD mensubunun ölmesinin ardından sınır hattında asker alarm durumuna geçti. Çatışmada öldürülen IŞİD militanlarının cesetleri ve otomobili ise hala sınırın Suriye tarafında duruyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Gaziantep'in Oğuzeli ilçesinde Türkiye sınırına gelen, dönmeleri için yapılan uyarılara ateş açarak karşılık verince çıkan çatışmada dört IŞİD mensubunun ölmesinin ardından sınır hattında asker alarm durumuna geçti. Çatışmada öldürülen IŞİD militanlarının cesetleri ve otomobili ise hala sınırın Suriye tarafında bekliyor.

ADNAN OKTAR: Peki IŞİD'li olduklarını nereden biliyorlar? G20 Zirvesi ile alakalı olabilir mi acaba bu? Yani adamlar öbür tarafta duruyor çünkü. Kimliğine bakmamışsın, ne olduğunu bilmiyorsun, kim olduğunu bilmiyorsun; "Muhtemelen IŞİD'lidir." Benim bildiğim orada YPG kaynıyor, PKK kaynıyor.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce de söylemiştiniz, "Onların kıyafetlerini giyip özellikle de o görüntüyü vermeye çalışıyorlar" diye.

ADNAN OKTAR: Kandil, Türkiye ile IŞİD'in çatışmasını istiyor. İkide bir işte PKK'lılar sakal uzatıyorlar, kafalarına bant sarıyorlar; ondan sonra geliyorlar "Biz IŞİD'liyiz" diye. Adamlar zaten psikopat yani ölmek öldürmek onlar için bir konu değil.

Yasin Suresi 21. Ayet, “Ya Sin” şeytandan Allah'a sığınırım Tebliğlerine karşılık, İslam’ı anlatmalarına karşılık "Sizden ücret istemeyenlere uyun,” yani çıkarı olmadan size Allah'ın dinini anlatan bu insanlara, bu Müslümanlara tabi olun “onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 21) ve onlar mehdilerdir, hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir. İttabiu men la yes elekum ecren vehum muhtedun; mehdiler.

Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Kürtlerin Temsilcisi Değildir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türk Silahlı Kuvvetleri Kandil'e yine hava saldırısı düzenledi. PKK'ya ait tespit edilen sığınak ve barınaklardan oluşan kırk dört hedef, akıllı mühimmat kullanılarak etkisiz hale getirildi. Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre Temmuz ayı sonu itibariye başlatılmış olan hava operasyonlarıyla yıkıma uğradığı belirtilen Kandil bölgesinde yeniden yapılanma gayretleri çerçevesinde bazı tesislerin barınak ve depoların tamir edilmeye, canlandırılmaya çalışıldığı öğrenildi.

ADNAN OKTAR: "Barınak ve depoların canlandırılmaya çalışıldığı." Bu adamlar mağarada durmuyor mu zaten? Mağaraya etkili olan bir silah geliştirdilerse bilmiyorum. Ama mağaranın ağzında patladığında adamlar etkilenmezler. Sarp kayalar; yıllardan beri o kayalar öyle bombalanır. Adamlar da diyor, "Bize hiçbir şey olmadı. Kaldığımız yerden devam edeceğiz" diyor. Ben otuz yıldan beri bunu duyuyorum, "Bütün sığınaklar imha edildi, yerle bir edildi. Bu sefer büyük darbe yediler. Bütün tesisler hallaç pamuğu gibi atıldı." Adamların tesisi diye bir şey yok. Mağaraların içinde yaşıyor bu adamlar, dağılmış şekilde; üç kişi, beş kişi, on kişi kayalık alanlarda yaşıyorlar. Bomba atıldığında da patlar bomba o kadar. Mağara ağzına havadan atılan bir roket mağara ağzında patlar, infilak eder o kadar. Yani ne kadar tahrip gücü yüksek olursa olsun en fazla oradaki kayaları söker atar. Ancak kara harekatı yapılırsa etkili olur; ablukaya alınır, kara harekatı yapılır, o zaman olur.

Fransa şu an kadınları, çocukları, yaşlıları gözü kararmış şekilde şehit ediyor. Adı da intikam. IŞİD mevzileri diye vurdukları yer; hastanede IŞİD'linin ne işi var? Stadyumda IŞİD'linin ne işi var? Adam oraya girer mi? Onlar yer altında yaşıyorlar. Toprak altındaki tünellerde yaşıyorlar. Habire mazlum halk vuruluyor.

"Canım sevgili Hocam Mehdi (a.s)'a eşimle beraber hızlıca talebe olmak için, Allah yolunda hizmet edebilmek için duanızı rica ediyoruz. Saygı ve selamlarımızla." Aleykümselam Selim Uzuner. Halk arasında şöyle zannediliyor; "Bir Mehdi vardır onun bir mekanı-yeri vardır. Gidersin, eşi varsa beraber giderler, el öperler. "Hemen geçin evladım şuraya" derler, onlara böyle uygun bir yer ayrılır, güzel rahatça yatacakları yer. 'Aşa ihtiyacınız var mı?' derler, yiyecekleri gelir, battaniyeleri falan gelir. Paranız yoksa para verilir. Sonra oraları süpürürler." Mehdiyet böyle bir hareket değil. Mehdiyet; ben gidip Mehdi (a.s)'nin mekanına gidip bulup ona yük olma peşinde olmam. Kitap dağıtırım, İslam’ı tebliğ ederim. Kendi imkanlarımla kazanırım, kendi kazandığımla da tasadduk ederim; Allah yolunda kitap alır dağıtırım yahut broşür alır dağıtırım. Ona gücüm yetmezse internette oluşturduğum bilgileri etrafa, sevdiklerime yayarım yahut ev ev gezer anlatırım. Yani Mehdi (a.s) zannettiğimiz insanın başına gidip bela olmak değildir Mehdi (a.s)'ye hizmet etmek. "Ah bir gelebilsem." Gelip burada gevezelik yapmak farz edelim veyahut başka bir yerde gidip gevezelik yapmak Mehdi (a.s)'ye hizmet etmek değildir. Gelip musallat olmak, iş çıkartmak mesela kendi dertleri var onları hallettiriyor, okulu var okuluyla ilgili dertlerini hallettiriyor, babasının anasının işlerini hallettiriyor. Ne yapıyorsun? "Mehdi (a.s)'ye geldim de" diyor, Mehdi (a.s)'ye hizmet ettiriyor. Böyle bir Mehdilik inancı yok. Ayrıca ben Mehdi (a.s) talebesiyim, Mehdi (a.s) öncüsüyüm; benim hiç kimseye o yönde bir faydam olmaz o anlamda. Olduğunda zaten beni adam felç etmiş olur. Hizmet eden Müslümanlara gidip musallat olmak değildir Mehdiyet’e hizmet etmek. Benim Mehdi (a.s)'yi gördüğümü veyahut bildiğimi düşünüp benim yanıma gelip bana musallat olmak, benim vaktimi almak, bol bol konuşmak hatta gevezelik tarzında konuşmak "Ee daha daha nasılsın?" demek veyahut vesveselerini anlatmak, rahatsızlıklarını anlatmak, Müslüman’ı iptal etmek yahut ailesiyle yaptığı çatışmaların içine Müslümanları sokmaya kalkmak; bunlar hizmet değildir. Yani baş belası olmak şeklinde değildir Mehdiyet’e hizmet; Müslümanların üzerindeki sıkıntıları kaldırmaktır, zorlukları kaldırmaktır, gelip ekstradan bela olmak değildir. Ben bu kardeşim için demiyorum, ben onların samimiyetine inanıyorum, sevgisine de inanıyorum, iyi niyetli olduklarına da inanıyorum ama aklıma geldiği için söylüyorum. Yazan kardeşlerimiz sonuçta iyi niyetli, çalışkan, dürüst, hiç kimseye yük olmayan, temiz dürüst insanlar. Onlar değil muhatabım. Mesela adamın pis pis vesveseleri var, pis pis düşünceleri var, oturup onları anlatıyor; yok okulunda bilmem kim varmış da onunla dedikodu etmiş veyahut ortada hiçbir fitne konusu yokken ekstradan fitne çıkarıyor. "Falanca” işte “görüşülmemesi gereken bir şahıs olarak bilinmesi lazım ama falanca onunla görüşüyor" bilmem ne diyor. Kardeşim ekstradan rezalet niye çıkarıyorsun? Ekstradan pislik niye çıkarıyorsun? Müslüman’ın başına niye dert çıkarıyorsun? Olmayan şeyleri niye varmış gibi gösteriyorsun? Problemmiş gibi gördüğün şey açık, problem olmakla alakası olmayan şeyler. "Dedikodumuzu yapıyorlar." Yapsın. Yani bu nasıl bir karakter zayıflığıdır, akıl zayıflığıdır. Onu dert ediniyor. "Onlarla ben artık görüşmeyeceğim" diyor. Yani böyle mahalle bayanları olur bazı mahalle aralarında, onlar gibi içi kin dolu, böyle manyakça yani. Kan gövdeyi götürüyor, çoluk çocuk şehit ediliyor, kadınlar şehit ediliyor; pisliğin ahlaksızlığın sırası mı? "Falancayla görüşmek istemiyorum." Bilmem ne. Ya mümin muttaki, kafirle de görüşülür, müşrik, münafıkla da görüşülür; hepsine İslam tebliğ edilir. Mesela diyor ki "Hocam kapınızda hizmetçi olayım, yeter" diyor. Yani illa başıma bela olacak. Benim başıma bela olmaya niye geliyorsun? Ben sana nasıl yardımcı olayım? Adam hiçbir yerde dikiş tutturamamış, işi yok gücü yok, "Ne yapsak acaba? Gideyim de başına bela olayım bari." Bu çok büyük bir ahlaksızlık. Bunun için Müslümanları seçmek çok büyük bir adiliktir. Müslümanların başı bin bir türlü dert içinde, yer yerinden oynuyor, kan gövdeyi götürüyor. Kendine baktıracak başka adam bulamıyor musun? Koskoca sap gibi adamsın, git çalış. Niye yancılık peşindesin, niye Müslümanların başına dert olmak istiyorsun? Dertleri de bitmiyor; bir bilmem ne, bir bilmem ne, bir bilmem ne, bir bilmem ne. Halbuki şu an feryat figan ağlayan çocuklar, yaşlılar var, dünya hercümerç içerisinde. Yapacaksan git İslam’ı tebliğ et. İşte “Hocam bir arabam olsa okula rahat gidip geleceğim. Bursum yok.” Ben Kredi Yurtlar Kurumu muyum? Ben nereden bulayım sana burs? Öyle bir para varsa zaten kitaba yatırırım, İslam’ı yaymak için kullanırım. Sana niye vereyim? Sen onu rahatça temin edebilirsin, birçok bununla ilgili kurumlar var, kuruluşlar var. İlk planda aklına gelen niye ben oluyorum?

"Hayırlı akşamlar, güzel bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler. Bu aralar sizi çok kıskanıyorum çok karizmatiksiniz" diyor bir kardeşimiz. Kayhan Altınok, sen de karizmatiktirsin. İmanla hareket edersen karizman çok iyi olur.

“Hocam “kısa bir ara verelim” diyorsunuz ama kısa dediğiniz ara yarım saati geçiyor, program zaten geç başlıyor. Daha erken başlatsanız programı olmaz mı? O zaman izleme rekorunun daha da rekorunu kırarsınız.” Öyle olmuyor, sizin keyfinizin oluşması çok güç oluyor. Yemeğini yiyorsun sakin sakin, sporunu yapıyorsun, muhabbetini yapıyorsun en son artık yatma vakti geldiğinde televizyonu açıyorsun ondan sonra bizi seyretmeye başlıyorsun. Ben denedim doğru söylemiyorsun. Olur mu? Sabahleyin de geliyorum, izleme sabahları düşük oluyor ama şu an astronomik, çok yüksek. Ama bu yeni konseptin de etkisi olabilir yani kırdığımız rekorun iki misli olmuş, bu çok acayip.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye, Çin füzesi alma kararından vazgeçti. Dört milyar dolar bütçeli en büyük savunma ihalesinde iptal kararı alındı. Milli füze üretim projesi başlatılacak.

ADNAN OKTAR: O kadar titiz olmalarına gerek yok. İkinci dünya harbinde kullanılan jiroskop kontrollü füzeler var onlardan alsınlar. Gerçi karadan havaya füzeyi çok tavsiye ettiğimi söyledim, Allah razı olsun bir atak olmuş gördüğüm kadarıyla daha geçen gün söyledim çok detaylı. Daha önce de söylemiştim ama geçen gün daha detaylıca yine anlattım. Karadan karaya, karadan havaya füze bunun üstünde çok durun dedim. Satın almayla olmayacağını düşünüyorlar, kendimiz yapalım diyorlar benim zaten istediğim o, benim anlattığım da oydu. Füze; tabii uçağı vurabilen, roketi vurabilen füzeden bahsettim geçen sefer şimdi hükümetin istediği de o ama mevcut teknolojiyle bunu yapamıyorlar. Onu yapamıyorsan jiroskop kontrollü füze yaparsın, o da çok caydırıcı bir şeydir. Beş bin kilometre-on bin kilometre menzilli füze yapılabilir. Doğrudan jiroskop kontrollü yani serseri füze yani o da çok caydırıcı olur. Mesela İran’ın füzeleri o kadar kaliteli değil kontrol mekanizması ama çok ürkütücü duruyor. Mesela beş bin kilometre menzilli nereye gideceği belli değil insan acayip tedirgin olur yani hatta yeri belli olsa daha rahat eder de yeri belli olmadı mı daha caydırıcı, öyle bir politika izlenebilir. Şimdi yeni yeni teknoloji geliştirecekler diye bir şey yok; alsınlar bir roketi parçalasınlar aynısını yapsınlar. Baksınlar teknolojisine daha değiştirerek, daha geliştirerek yenisini yapabilirler. Mesela Rusya’nın füzeleri Hazar Denizi’nden bak ta Hazar Denizi’nden Suriye’yi vuruyor, Hazar Denizi’nden atıyorlar Suriye’yi vuruyor orada amaç gövde gösterisi yani yoksa onu herhangi bir obüs topuyla falan yahut işte başka namlu çapı geniş olan toplarla da yapabilirler. Ama sırf gövde gösterisi olsun diye yaptılar hatta Türkiye’nin üstünde patladı bir tanesi onu da kasten yaptılar yani o bir gövde gösterisidir. Türkiye de öyle bir gövde gösterisi yapsın. Tankla topla olmaz bu işler, uçakla da olmaz; uçaksavar sanayi çok önemlidir, uçaksavar roketler. Roket savar roketler, rokete karşı roket yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beyaz Saray, Ulusal Güvenlik Konseyi Danışman Yardımcısı Ben Rhodes, YPG’ye verdikleri destekle ilgili açıklamalarda bulundu. Rhodes, “Türk hükümetine şu iki konuda açık olduk; onların PKK’ya yönelik kaygılarını paylaşıyoruz. İkinci olarak da YPG diğer Sünni Arap muhaliflerle birlikte çalışıyor. Biz sadece Kürt güçlerden bahsetmiyoruz o alanda desteklemeyi istediğimiz Sünni Arap güçler de var” dedi.

ADNAN OKTAR: Lafı niye kıvırıyor? Koskoca adam yani zekamızla alay eder gibi bıraksın bu dalga geçer gibi konuşmayı, alenen YPG’ye PKK’ya silah veriyorlar. Sünnilerle falan da işleri yok böyle bir konu yok yani direkt Allahsız, Kitapsız, Stalinist adamlar. Abdullah Öcalan söylüyor; yapacağınız Armagedon savaşını büyük savaşta paralı katiller olarak görev alacaklarını söylüyor Öcalan yani sizin kiralık katiliniz havasındalar.

AYLİN KOCAMAN: Zaten biliyorsunuz Adnan Bey YPG ile birlikte savaşan Arap gruplar da yine Stalinist gruplar.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

AYLİN KOCAMAN: YPG ile birlikte savaşan Arap gruplar yine Stalinist gruplar. Onlara veriyoruz silah diyorlar ama zaten YPG’ye gidiyor.

ADNAN OKTAR: PKK’nın içinde Sünni ne alaka? Hepsi Stalinist, Komünist, Allahsız, Kitapsız adamlar.

Suriye’nin demokratik güçleri adıyla onlara bir makyaj yapmaya kalkıyorlar. Stalinistler’in adı ne zamandan demokratik güç oldu? O zaman Kamboçya’da, Vietnam’da, Laos’ta niye savaştınız, niye Kore’de savaştınız madem demokratik güçlerdi, madem düzgün adamlardı niye savaştın? Aynısı işte Kuzey Kore’deki sistemin aynısını istiyor bu adamlar. Dedikleri Araplar da eski Baasçılar komünist Stalinist adamlar. Sürekli isim değiştiriyorlar bukalemun gibi şimdi SDF diye yeni bir grup kurdular “Buna silah veriyoruz biz” diyor “PKK’ya vermiyoruz.” Oyun oynamayı bırak bunların zaten yüzde sekseni PKK’lı geri kalanı da solcular ve Baasçılar’dan oluşuyor. Sen neden bahsediyorsun? PKK’nın emrinde oluşmuş bir oluşum içinde tabii ki Arap da var Süryani var şu var bu var hepsi var ama bunların hepsi Stalinist ve Allahsız, Kitapsız adamlar. Böyle Suriye demokrasi güçleri, SDF bilmem ne yeni yeni böyle isimlerle kurnazlık yaptığında kamuoyuna bunları hep şikayet etmek doğrusunu anlatmak lazım. Hükümet bu konuda bir birim kursun. Bu adamlara nefes aldırmayalım.

Cengiz Bendenov, “Hocam bu gece konsept 1940’lar mı?” diyor, evet.

Hüseyin Akpınar, “Adnan Hoca’ya karşı olanlar da var. Sevenler de çok ama iki konuda sağlamdır. PKK ve evrim safsatası ile ölümüne mücadele veriyor” diyor, doğru.

Mustafa Aydın, “Sayın Hocam yerli füzeler var ama şu an terörle mücadelede kullanılmıyor.” Her şeyde kullanılması lazım ama asıl caydırıcı güç çok önemlidir. Mesela Rusya törenlerde kıtalararası nükleer başlıklı büyük füzeleri büyük arabalara koyup gezdiriyor, dünya görüyor dünyanın kanı iliği çekiliyor. Yani müthiş bir güç haline gelmiş oluyor Rusya o zaman.

Alper Yiğit 1453 Kürşat “Hocam on yıldır ailemden ayrı ve pek çok cemaatle adeta iç içeyim. Net gördüğüm şu; üslup sizin üslubunuz mükemmel” diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Paris saldırısı Avrupa’yı teyakkuza geçirdi; İngiltere terör alarmı verirken, Almanya Fransa’ya özel kuvvet teklifi yaptı. Belçika sınır bölgelerinde kontrolleri arttırdı, İtalya ise Roma’yı askerler korusun emri çıkardı. 129 kişinin öldüğü saldırılar Paris’i hayalet kente dönüştürdü. Maç, konser ve gösteriler iptal edildi Eyfel Kulesi turistlere kapatıldı.

ADNAN OKTAR: Aldıkları tedbirler şiddete davetiye çıkartacak tedbirler. Bak iki türlü hata yapıyorlar Bir; şiddete on misli şiddetle karşılık veriyorlar adamlar da on misliye karşı yüz misliyle şiddetle cevap veriyor. Böyle bir durumda da hayatı felç ediyorlar. Zaten şiddeti uygulayanlar hayatı felç etmek için yapıyor. Amacını bulmuş oluyor o zaman. Adam ne diyor? “Hayalet kente döndü.” Şimdi biraz canlandıklarında yine bir eylem daha yaparlar yine hayalet kent; hayalet hayalet hayalet adamlar insanlar canından bezerler bıkarlar yani Allah esirgesin. Orada yapılacak olan şey aklıselimle hareket etmek. “Bu insanlar ne istiyor, biz ne yapıyoruz?” diye düşünecekler. Bu insanlar dindar Müslüman insanlar fakat İslam’ı Kuran’a göre anlamıyorlar. İlave hadislerden diğer fıkıh kitaplarından çıkarttıkları izahlarla şiddeti meşru hale getiriyorlar. O zaman bu fikre bu düşünceye karşı herhangi bir hocayı çıkartsak etkili olur mu diye düşünecekler. O zaman Allah’ın Mehdi’sini arayacaklar, arasınlar bulacaklar. Ve çok iyi de bildiklerini düşünüyorum. Bak sözüm ilk defa söylediğim bir söz değil. “Şiddet tırmanacak” dedim yıllardan beri söyledim ve “Katlamalı tırmanacak” dedim bak katlamalı tırmanıyor. Şimdi önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha daha katlamalı tırmanacak, oluk oluk kan akmış olacak gereksiz yere. Mehdiyet’e tabi olduklarında kan hemen durur, insanların burnu bile kanamaz, damla kan akmaz Allah garanti ediyor. İsa Mesih (a.s)’i arasınlar ve Mehdi (a.s)’yi arasınlar. İsa Mesih (a.s)’e sevgi yayılsın, İsa Mesih (a.s)’i bir kurtarıcı Allah’ın bir dostu olarak karşılamaya bütün dünya hazırlanması lazım. Heyecanla dua ederek “Ya Rabbi bize İsa Mesih (a.s)’i göster, ona talebe olmayı bize nasip et, onun yüzümüzü mesh etmesini bize nasip et” diye dua etmeleri lazım. İkincisi “Ya Rabbi Allah’ın Mehdi’sini bize göster” diye dua etmeleri lazım. Bu duaları kabul olunacak duadır, bunu yapsınlar. Daha dua ederken bile dünya ferahlamaya başlar, bak ön alameti olarak belalar hızını keser. Bu duaya başlasınlar ilk planda bu vahşet, bu belalar azalmaya başlayacaktır bunu görecekler.

Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı PKK’lı KCK yöneticisi Zübeyr Aydar, Fransa meclisinde konuşma yapıyor. Sen teröristi kucağına oturtturmuşsun, terörü teşvik ediyorsun. Peki nasıl teröre karşı oluyorsun sen o zaman? Cinayet işleyen, adam öldüren adamları sarayda ağırlıyorsun, mecliste ağırlıyorsun. PKK’lıları saraya götürdüler, bunu da aldılar meclise götürdüler. Hani sen karşıydın PKK’ya, hani teröre karşıydın?

BÜLENT SEZGİN: Rakka’dan bir görüntü vardı Adnan Bey bu geceki, bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Şu rezalete bak. Havadan gece karanlıkta kimin başına isabet ederse etsin habire bomba atıyorlar. Garibanlar, çocuklar, kadınlar kaçacak yerleri de yok. Kaçan denizde boğuluyor, Avrupa’ya da sokmuyorlar, hiçbir yere de sokmuyorlar orada kalıyor, orada kalanları da bombalıyorlar.

Fussilet Suresi 44’te Cenab-ı Allah diyor ki; “Kuran iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır” bak şifa; topluma hayata bir şifa, anarşiye teröre karşı bir şifa yani bu hastalığı tedavi eden ilaç. “İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o Kuran onlara karşı bir körlüktür” yani onlar ne Kuran’ı duyabilir, ne anlayabilir, ne görebilir. Ahirette de öyleler, cehennemde de öyle göremiyorlar İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.” (Fussilet Suresi 44) Yani çok flu bir ses duyuyor hani uzaktan birisi bağırır da ne dediği anlaşılmaz gibi olur ya öyle duyarlar diyor Allah ayette, çok flu.

Zübeyr Aydar’ın Fransa meclisinde ne işi var, bu nasıl bir kafa böyle?

Biraz piyano dinleyelim.

Ayla Zeynep, “IŞİD’in arkasındaki en büyük güç Türkiye’nin AKP’li hükümeti ve sizin sultanınızdır. Dünya bunu biliyor. Onun için de dünyadaki itibarımız olumsuz” Ayla Zeynep. Kardeşim bu propagandaları siz yapıyorsunuz. Avrupa’nın öyle bir iddiası yok. Avrupa’daki insanların böyle bir iddiası olması için bir delil olması lazım. Türk hükümeti IŞİD’e şiddetle karşı. IŞİD de Türk hükümetine şiddetle karşı. Doğrudan kafir olduklarını iddia ediyor IŞİD; hükümetin. Dolayısıyla onların birbirini desteklemesi hükümetin birbiriyle bağlantı kurması diye bir konu yok. Yani kıyasıya birbirine karşılar. Bunu bütün dünya biliyor ama siz bilmiyorsunuz. Daha hala “MİT tırlarla giden silahlarla yaptı.” Kardeşim kaleşnikof sudan ucuz , Suriye’de. MİT tırının içinde nerede kaleşnikof çıktı? Yani IŞİD’in silaha kavuşması MİT tırlarıyla mı oldu? Adamlar baskın yapıyor PKK’ya, alıyor. Irak ordusuna baskın yapıyor, alıyor. Suriye ordusuna baskın yapıyor, alıyor. Nitekim ellerindeki silahların büyük bölümü Amerikan malı, İngiliz malı, Fransız malı ve Rus malı. Hiç Türk malı Makine Kimya Endüstrisi’ne ait bir silah çıktı mı? Yok. Dolayısıyla bu iddia çok çirkin ve çok yanlış. Bilimsel delili hiçbir şekilde yok. Sırf hükümete kızgınlıktan dolayı bu tip sözler söylemek vatana, millete, bayrağa, devlete içinde öfke duyan bazı şahısların üslubu gibi görünüyor. Hepsi için demiyorum ama bir hayli kısmı böyle.

OKTAR BABUNA: IŞİD’e katılımların da çok sayıda Avrupa ülkesinden olduğu biliniyor. Türkiye’de alt sıralarda, bayağı alt sıralarda.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

OKTAR BABUNA: IŞİD’e katılımların birçoğu Avrupa ülkelerinden yeni gelen nilitanların.

ADNAN OKTAR: Ya tabii IŞİD’in asıl elemanları hep Fransa’dan, İngiltere’den, Avusturya’dan. Ne alaka? Türkiye’yi işin içine sokmaya çalışıyorsunuz. Bu yancı yazarlar o Pakistanlı yazarlar var, Hindistanlı yazarlar falan onlarla beraber böyle bir yaranma ruhu içerisinde, onlardan aferin alma ruhu içerisinde hükümete devlete akıl almaz iftiralar atıyorlar ve bundan çok utanacaklar. Türkiye’deki İslam anlayışıyla IŞİD’in İslam anlayışı taban tabana zıt. Taban tabana demeyim de Allah affetsin yani felsefe olarak zıt.

İbrahim Akdan, “CIA’nin İsa Mesih ve Mehdi (a.s) hakkında araştırma yapan ekibinden bahseder misiniz Hocam?”  diyor. CIA’nin işte boydan boya tek bir katı sırf bu konuya ayrılmış durumda Mehdi (a.s) ve İsa (a.s). Nasıl engelleyebiliriz, neler yapabiliriz? Bu, konu bu yani.

Tayyip Hocam demiş ki; “Suriye ateşine odun taşıyan herkes çok yakında kendini aynı ateşin içinde bulmaktan kurtulamayacaktır. Bu samimiyetle ifade edilmiş dostça bir ikazdır” diyor. Tamam bunun IŞİD’in yaptığı eylemle ne alakası var? Gece gündüz ben uyarıyorum Fransa’yı. “PKK’yı destekliyorsunuz, terörü destekliyorsunuz, yarın bir gün terör sizin başınıza bela olur” dedim. Yıllardan beri söyledim. Aylardan beri söylüyorum. Ben dediğim için mi IŞİD orada eylem yaptı? Tayyip Hoca’yla ne alakası var bunun? Bu konuşma benim aylardan beri yaptığım bir konuşmanın değişik bir tekrarı. Tayyip Hoca’nın bakış açısıyla, IŞİD’in bakış açısı çok zıttır. IŞİD de ayrıca Tayyip Hoca’dan benim gördüğüm nefret ediyorlar. Bir kaşık suda boğacaklar görseler.

OKTAR BABUNA: Çok ağır ithamları oldu.

ADNAN OKTAR: Çok ağır ithamlarda bulunuyorlar. Dolayısıyla IŞİD’le hiçbir alakası yok Tayyip Hoca’nın, hükümetin de alakası yok.

AKP TC; “Erdoğan mülteci kılığıyla binlerce DAEŞ çetesini Avrupa’ya gönderdi.” Mültecileri AK Parti nereden tespit etsin? Kadın, çoluk çocuk birçok insan; hangisi IŞİD’çi, hangisi bilmem ne, hangisi hangi mezhepten, cemaatten, onlarla nasıl hükümet uğraşsın? Yani hangi hükümet uğraşıyor ayrıca bununla? Kim buna şu ana kadar o gözle bakmış? Mülteci olduğu gibi gidiyor. Ne bilsin kimin nereye gittiğini, ne yaptığını? Ayrıca yani mülteci gitmesi mi gerekiyor onun için? Fransa’da DAEŞ yahut IŞİD en az on yıl-yirmi yıl önce yerleşmiş bir sistemi var. Yani uyuyan hücreleri var, yeni yeni uyandırıyor onları. Yoksa buradan giden garibanlarla alakası yok.  Bu sefer buradaki zavallılara da dikkat çekiyorsunuz,  mültecileri bu sefer terörist gibi gösterip her görüldükleri yerde ezileceği şekilde bir sistem kuruyorlar. Farkına varmadan belki de. Sen böyle dersen mültecilere ne yapmaz adamlar? Zaten gariplerim her yerde dövülüyor, sövülüyorlar. Siz bunu direkt mültecilerin üstüne yıkıyorsunuz. En zavallı adamların üstüne yıkıyorsunuz, bu nasıl vicdan?

AYLİN KOCAMAN: Paris patlamasından önce mülteciler dediler, sonra sorumlularını bugün açıkladılar. Fransız vatandaşı, Belçika’da oturan üç kişi.

ADNAN OKTAR: Fransız vatandaşı?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Hani mülteciydi? Fransa’da bu işi yapacak yüz binlerce insan var. İngiltere’de yüz binlerce insan var bu tip işleri yapacak. Oradan buradan gelen bu gariban mültecilere bu şekilde iftira atmak zulüm olur. Fransa’da eylem yapanlardan ikisi de Belçika vatandaşı. Sen nereden çıkarıyorsun bunları?

Merve-Pelin; “Yayını izlemek için mecburen telefondan sizi izleyebiliyoruz. Seni görmek için her şeyi yapabiliriz” diyor Merve ve Pelin ikisi de telefondan izliyorlarmış. MaşaAllah. Onlar benim canım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Avrupa’nın sağ partileri ve medyası da mültecileri hedef alan haberler yaptılar. Aşırı sağcı liderler sınırların kapatılması ve sığınmacı kabulünün sonlandırılmasını isterken Polonya ve Slovakya hükümetleri Avrupa Birliği için öngörülen sığınmacı kotasını saldırıları gerekçe sayarak yok sayacaklarını duyurdular.

ADNAN OKTAR: Bak demek ki bu garibanlar için yapıldı bu eylem. Bu garibanların Avrupa’ya girişini engellemek için. Çünkü burada bir amaç var. Bu amaç buymuş demek ki. Yani mültecilerin, o garibanların oraya gelişini engellemek ve mültecilere karşı insanları saldırgan hale getirmek. Geri kalanları da öldürtecekler zalimlere gaddarlara. Bilmeden veyahut bilerek.

AYŞE KOÇ: Bu haberlerin hemen ardından mültecilerin yaşadıkları yerlere saldırılar düzenlendi Adnan Bey zaten.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

AYŞE KOÇ: Bu çıkan haberlerin ardından mültecilerin Avrupa’da yaşadıkları yerlere aşırı sağcılar saldırılar düzenlediler.

ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi? Zaten dehşet içinde yaşıyorlar. Adamlar nereye gideceğini, ne yapacağını şaşırdılar. Bu   orada onları eziyorlar. Denizde ayrı boğuluyorlar, kendi ülkelerinde bombalanıyorlar. “Terörü yapan sizsiniz” diyor. Gariban adam, nereye kaçacağını şaşırmış. Bir dilim ekmek istiyor adam başka bir şey istediği yok. Bir de donmadan, ölmeden yaşayabilirse ona bakıyor adam.

Mesela PKK’lı yönetici Fransız meclisinde konuşuyor. El Kaide’nin bir yöneticisi Türkiye’de gelse mecliste konuşsa Avrupa’da yer yerinden oynar. IŞİD’in bir yöneticisi gelse Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşsa ne olur? Dünya yıkılır adeta. Ama bak PKK’lı adam Fransız meclisinde konuşuyor alkışlarla karşılıyorlar. İşte bu teröre davetiye bu.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı diyor ki; “Korkunç olaylardan kaçmak için ülkemize gelenleri korkunç olayları yapanlarla karıştırmayalım, böyle bir suçlama yapmayalım” diyor adam. Bak yine vicdan sahibiymiş de o güzel konuşmuş.

Şimdi yine bir ara verelim. Bu sefer dans ve müzik ve ikramlar, güzel üzüm sularımız devreye girsin. Yemeli içmeli geç vakte kadar sohbet edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Big Bang’in Materyalizme Karşı Zaferi

BÜLENT SEZGİN: Sohbetimize devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet Fikret Efendi.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, kardeşlerimizin vesilenizle gerçekleştirdikleri tebliğ faaliyetleri şu şekilde. Bugün İsviçre’nin Basel şehrinde kardeşlerimiz bin beş yüz adet Türkçe Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Ağır bombardıman böyle olur işte. Güzel. Basel’in aslanları. Hanımları da birbirinden güzeller maşaAllah, çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Malatya’dan kardeşlerimiz 7 Kasım’da Adıyaman’a gitmişler. Kitaplarınızdan beş yüz adet ücretsiz olarak Adıyaman halkına hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: 8 Kasım tarihinde İstanbul Cevizlibağ’da iki yüz adet kitabınız ve çok sayıda dergi dağıtılmış.

ADNAN OKTAR: Delikanlı aleminin kalelerindendir Malatya. Birisi Malatyalıyım dediyse bil ki delikanlıyım demek istiyordur. Ankara Kırıkkale, delikanlılık aleminin kalelerindendir. Çubuk, Karaşar, Polatlı, Bala. Bala’nın delikanlıları ünlüdür. Türkiye delikanlı aleminin kalesi, her yeri.

KARTAL GÖKTAN: Samsun’da kardeşlerimiz evde bir araya gelmişler, yemek yemişler ve sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Allah ne güzel yiyecekler vermiş onlara.

KARTAL GÖKTAN: Eskişehir’de Yunus Emre Devlet Hastanesi doktor ve çalışanlarına elli bir adet kitabınızı hediye etmiş bir bayan kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de avukat bürolarına, basın ve gazeteciler cemiyetine yeni kitabınız Amerika’nın Görmediği PKK başlıklı kitabınızı hediye etmişler. Konya’da bin adet A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz. Daha sonra sohbet etmişler. Düzce’den kardeşlerimiz geçtiğimiz Pazar günü on dokuz adet, bugün de yirmi iki adet kitabınızı halkımıza ücretsiz dağıtmışlar, sonrasında sohbet etmişler. Balıkesir’den kardeşlerimiz 10 Kasım ve 13 Kasım’da yemekli ev sohbetinde buluşup iman hakikatleri, evrimin geçersizliği ve birçok konu üzerine sohbet etmişler. Sohbet sonunda kitaplarınız katılımcılara hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel topluluk, ne güzel insanlar maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 3 Kasım’da elli adet kitabınızı ve dört yüz adet A9 broşürünü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: “Hocam siz kaçta gelirseniz gelin izleriz biz” diyor İskoçya’dan bir kardeşimiz. “Biz tüm olayımızı sizin çıkacağınız saate göre ayarlıyoruz zaten evvelAllah.” Şimdi güzel de spor yaparken sporu kesemezsiniz, yemek yerken yemeği kesemezsiniz, dışarı çıkmışken geri dönemezsiniz ben ona göre ayarlıyorum. Sizin işten dönüşünüz, yemek yemeniz, duş alıyorsunuzdur, spor yapıyorsunuzdur ben size orada bir aralık payı bırakıyorum. Ve en rahat izleyeceğiniz vakte göre de kendimi ayarlıyorum. 

Akademiye giderken, güzel sanatlar akademisine, sabah erkenden kalkıyordum tebliğ yapmak için. Yürüyerek gidiyordum para vermemek için. Gidip akşama kadar tebliğ, sonra da dönüyordum akşam. Yine yürüyerek dönüyordum; ki ölüm tehditlerine rağmen.

Mehmet; “Hocam sizi çok seviyorum. İnsanlara çok güzel hizmet ediyorsunuz, insanlara İslam dinimizi sevdiriyorsunuz.” Mehmet.

Tasarımcı Sinem, modacı Sinem; “Gençliğinizin, yakışıklılığınızın sırrı Allah’a adanmış bir hayat.”

Sevda Aydoğan; “Bizim ülkemizde Müslüman olduğunu söyleyen fakat İslam’la alakası olmayanlar var. Bunlara ne diyeceksiniz Hocam?” diyor. Onlara da İslam’ı anlatmak lazım, ısrarla anlatacaksın.

Ben sabah namazları için ta Ortaköy camisine gidiyordum. Şimdi onlar korkutmaya çalışıyordu ya, ben de kasten cesaretimi gösteriyordum. Tek başıma, bir kişiyim. Kafam dimdik, arkaya doğru yatırıyordum göğsümü de iyice gererek, sabah alacakaranlıkta ta Ortaköy camisine gidiyordum, deniz kenarındaki o Mecidiye Camisi’ne. Çünkü komünistlerin kahvesine ismimi yazmışlar, çamurlu cam, arabaların sıçratmalarında çamur olmuş, oraya adımı, soyadımı, doğum tarihimi yazmışlar. “Adnan Oktar 1956” diye. Ben de diyeceğim “ya bunlar öğrenmişler, ben bittim, gitmeyeyim.” Ne takarım ben sizi? Ne alaka? İnadına oraya deniz kenarına camiye gidiyordum. Camiye namaz kılmaya gelmiştim, komünistler oraya toplanmışlar, bir cenaze getirmişler. Beni çağırdılar, yine orada da tehdit ettiler. Hiç umurumda değil, alnımıza delikanlı yazılmış bir kere. Geldiğimde, ben İstanbul’u hiç bilmem, bir tek Eminönü’nü biliyordum, akademi falan oradan yürüyüp Beyaz Saray Kitapevi vardı oraya gidiyordum. Oraları biliyordum, İstanbul’un hiçbir yerini bilmem. Ankara’nın delikanlısı. Orada da ben, geniş bir çevrem de yoktu Ankara’da. Daha çok evde olurdum, kendi bir kimya laboratuvarım vardı, maket yapıyordum, resim yapıyordum, seramik çalışmaları yapıyordum, seramik tarzı. Onlarla vakit geçiriyordum. Sokaktan pek haz alan bir tip değildim, gitmiyordum dışarıya. İstanbul’a geldiğimde de dünyayı bilmiyordum, hiçbir yeri bildiğimiz yok. Ama öyle tehdidi falan ben takacak durumda değilim. Olur mu? İslam alemi mahvolmuş ben canımın derdine düşeceğim “ya” diyeceğim “ne olur ne olmaz ben gitmeyeyim.” Ne alakası var? Allah can alacaksa her yerde alır. Peş peşe yedi el kurşun sıkmışlardı yeni geldiğimde. Sesin nereden geldiğini de tam anlayamadım, kurşunu nereden sıktıklarını da anlayamadım. Güya korkutacaklar. Allah taktir etmedikten sonra sen nereye sıkacaksın, nereye kurşun sıkacaksın? Kaderde varsa zaten mutlaka Allah ruhunu alır. Ama kaderde yoksa isterse yüz bin mermi sıksın hiçbir şey olmaz. Orada manav vardı o da biliyor o zamanlar kurşun sıkıldığını.

“Hocam merhaba. İçki ve kadeh süsü verilmiş bir ortamda Kuran’ı anlatmanın hikmetini sorabilir miyim? Bu batı özentisi gibi geliyor bana.” Alparslan Erdoğan. Biz Kuran özentisi içindeyiz. Kuran’da “Müslümanlara sunulan içkiler” diyor “her biri ayrı ayrı mühürlenmiştir” diyor “mühürlenmiştir. Ve kadehlerde” diyor “kadehlerde içerler, yaslanmış olarak” diyor “koltuklarına yaslanmış olarak.” Ve “her nereye baksan bir nimet, bir süs ve güzellik görürsün” diyor. Burası da dünyevi bir cennet gibi düşün. Cennete bir özenti, müminin özenmesi, onun hasreti. Buradaki güzelliği meydana getiren de Allah, beynimizde meydana getiriyor. Kadehler; cennet kadehlerine özlemi anlatıyor. Şişeler; cennet içkilerine, cennet şarabına olan özlemi anlatıyor. Işıklar; Allah’ın nurunu anlatır. Ağaçlar; cennet ağaçlarını anlatır. Mobilyalar da cennet mobilyalarını. Genç kızlarımız da, buradaki canlarım güzeller de cennet hurilerini, cennet vildanlarını ifade eder. Kardeşlerimiz de gılmanları, gılmanlar, cennet gençlerini ifade eder. O kalp açıcı, ruh açıcıdır. Müzik de yine cennet müziği. Dans; cennet dansı. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “ağaçlar bile dans eder” diyor “cennette.” “Huriler” diyor “bir çadır altında toplanırlar, çok güzel, insanların ruhunu mest eden, şad eden çok güzel şarkılar söylerler” diyor “ahirette.” Dolayısıyla bu ruhu Kuran’dan alıyoruz.

AYLİN KOCAMAN: “Sarhoşluk vermeyen bir içki” diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii, aşk şarabı gibi. Kalbe ferahlık veren bir şarap cennet şarabı. “Aklınız çelinmez” diyor “konuşmanız şaşmaz, içenlere zevk verir” diyor.

Biz Mecidiye Camisi’ne giderken Ortaköy’ün en başından en sonuna gidiyordum. Öyle kısa bir mesafe de değil. Ara sokaklardan geçiyordum, izbe evler vardı orada o zamanlar. Bir de günde on-on beş kişinin, yirmi kişinin öldürüldüğü dönem. Sıkıyönetim dönemi. Üç çuval sıkıyönetim dönemine ait benimle ilgili belge vardı. DGM’ye getirmişlerdi, üç çuval. Beni izlemeye ait, benim haberim yok. İlk defa orada gördüm DGM’de gördüm. Bizden habersiz neler olmuştu haberimiz yokmuş.

Hocam Şereflikoçhisar’a davet ediyoruz” diyor. Adı üstünde delikanlı. Şereflikoçhisar’da yayın balıkları da ünlüymüş. Ekrem Hasan Çebi, Şereflikoçhisar. Ferit Ekrem Hasan Çebi.

Öztürk; “Hocam bağımlılık yaptın her akşam seni izliyorum ne olur böyle. Hayırdır İnşaAllah Adnan Hocam.” Coşmuş herhalde.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerine devam edebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bursa'dan kardeşlerimiz 4 Kasım tarihinde Fethiye Mahallesi’nde bin iki yüz elli adet Türk İslam Birliği'nin kurulmasının önemi, Evrimin geçersizliği ve Komünist Kürdistan tehlikesini anlatan broşürlerden dağıtmışlar. 2 Kasım tarihinde de ev sohbetinde bir araya gelip Bediüzzaman'ın ve sizin kitaplarınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: O çok iyi. Bediüzzaman'dan okunduğunda -yetmiş küsur yaşında yaşlı bir insan- çilelere, tehdide, baskıya karşı üslubunu bir görün. Mektubundan kastım o. Bir de iman hakikatleri anlatışı yani Allah'ın sanatını anlayışında hayretini çok güzel ifade ediyor. Bir de garip bir insan, açıkça söyleyeyim yani normal bir alim değil, bilinmişin dışında bir insan yani hakikaten acip bir insan acip. Gerçi "Ben Mehdi (a.s)'bin hiçbir şekilde benzeri dahi olamam. Hiçbir cihette o ahir zamanın acip şahsı gibi olamam" diyor. Ama kendi de acip. Kardeşim "Evin içinde" talebeleri diyor bütün talebeleri, "at arabası sesi geliyordu" diyor, "odasından." At ayak sesi, "Atların ayak sesleri geliyordu" diyor. Odanın içinde ne işi var atın ayak sesinin odada? Cinler alemiyle de bağlantılı yani.

“Hocam, manna içtiniz mi? İçtiyseniz nasıl bir etkisi var?” Mustafa Kocaboğa. Ben bilmediğim bir şeyi içmem. Manna var da. O gün Sean Ali Stone, Oliver Stone’un oğlu ne sevimli acayip ferah, aldı şişeyi eline hemen kapağını açacak içecek. “Aman aman aman dur” dedim. Manna şişesi getirmiştim, direkt tepesine dikecekti.

"Takdir edilecek adamsınız. Bu saate kadar Allah rızası için dini anlatıyorsunuz. Allah sizden razı olsun."

BÜLENT SEZGİN: Devam edelim mi Adnan Bey faaliyetlere?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bursalı kardeşlerimizin 8 Kasım'daki sohbetlerine İnegöl'den kardeşlerimiz de katılmış. İstanbul'daki kardeşlerimiz 8 Kasım'da Bahçelievler ve Zeytinburnu semtinde bin adet A9 TV broşürü ve yirmi beş adet çeşitli kitaplarınızdan dağıtıp sonrasında sohbet etmişler. Ankara'daki bazı kardeşlerimiz 9 Kasım'da Keçiören Hacıkadın’da doksan dokuz adet belgesel CD’si, dokuz yüz doksan adet A9 ve evrim yoktur broşürü; 10 Kasım'da Ulus metro çıkışında yetmiş beş adet eseriniz, yüz adet belgesel CD’si; 11 Kasım'da Keçiören Kamil Ocak Mahallesi’nde bin adet A9 broşürü, yüz adet belgesel CD’si; 12 Kasım'da Dikimevi metro çıkışında elli adet Harun Yahya eseri; 13 Kasım'da Elvankent'te elli adet Harun Yahya eseri, yüz adet belgesel CD, 14 Kasım'da ise Hacettepe Acil karşısında yetmiş adet Harun Yahya eseri, yetmiş adet de belgesel CD’sini dağıtmışlar. Yalova ve Bursa'dan kardeşlerimiz 5 Kasım tarihinde Bahçelievler Mahallesi’nde bin beş yüz adet Türk İslam Birliği'nin kurulmasının önemi, Evrimin geçersizliği ve Komünist Kürdistan tehlikesini anlatan broşürlerden ve yüz adet çeşitli eserlerinizden dağıtmışlar. Adapazarı'ndaki kardeşlerimiz 10 Kasım tarihinde ev sohbetinde buluşarak kitabınızdan bölümler okumuşlar. Son olarak cuma gecesi kardeşlerimiz Bursa'nın Altıparmak semtinde bin iki yüz elli adet A9 ve PKK'ya çözüm broşürlerinin dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Bizim bu kadar açıklamamıza rağmen masadaki meyve sularının içki olduğuna eminler. Yazmıyor mu onun üstünde?

BÜLENT SEZGİN: Yazıyor.

ADNAN OKTAR: Gösterelim yayında da baksınlar. Markasını kapatalım. Nar aromalı şurup eğer Türkçe biliyorsan. Çilek aromalı şurup. Tamam işte. Daha nasıl olsun? Bu şüphecilikleri artık had safhada. Şimdi şurubu şarap diye de anlayabilirler.

Delimavi2306, bir yılda bir ay kendime tatil için vakit ayırmam gerektiğini tavsiye ediyor. Ben bir ayda dünyanın tebliğini yaparım, dünya kadar yazı yazarım. Niye boş boş durayım? O tatil olmaz ki insanın burnundan gelir, vicdan azabından insan perişan olur. Tatil değil işkenceye dönüşür o.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin sadece bir gününüzü Allah rızası için dolu dolu geçiren başka bir insan olmayabilir inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet, IŞİD, Türk Devleti'ni Kuran'la hükmetmediği için kafir devlet olarak görüyor. Dolayısıyla Türkiye'nin IŞİD'le hiçbir alakası yok. Türk Hükümeti'yle, Türk Devleti'yle bağlantı kurmaya çalışanlar vicdansızlık yapıyorlar.

"IŞİD'in, Taliban'ın, El Kaide'nin ve diğerlerinin uyguladığı şiddetin ortadan kalkması için İslam aleminin başında bir lider olması gerekir" sözüme karşılık Romanov diyor ki; "Var zaten adamların lideri. Halife ilan ettiler hatta adamı. Bozuk olduktan sonra lider olsa ne olur? Benim liderim yok ama kimseye saldırmıyorum, karıncayı ezmiyorum." Şimdi bir kere IŞİD ve başındaki kişi "Biz mükemmeliz" demiyor. "Mehdi (a.s) çıktığında biz Mehdi (a.s)'ye biat ederiz. Ondan sonra her şey düzelecek" diyor. "Şu an İslam alemi mahvolmuş" diyor onlar zaten yani "Liderimiz de mükemmel birisidir" demiyor, "Biz Mehdi (a.s)'ye tabi olacağız" diyor. Dolayısıyla lider deyince aklımıza bizim Mehdi (a.s) geliyor, herhangi bir liderden bahsetmiyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Siz söylemiştiniz, "Her küçük grubun lideri var zaten ama İslam aleminin tümünün lideri yok."

ADNAN OKTAR: Tabii her yerde bir lider var. "Benim liderim yok ama kimseye saldırmıyorum." Kimsenin kimseye saldırdığı yok zaten. O laf mı yani? Sen nesin de saldıracaksın? "Karıncayı ezmiyorum." Güzel, Allah'tan korktuğun için yapıyorsun, İslam'a Kuran'a titizliğinden yapıyorsun. Ama Allah'a karşı yaptığın suç nasıl olur? Eğer Müslüman aleminin başında birisinin olmasını istemezsen milyonlarca karıncayı ezmişten çok çok daha korkunç bir şey yapmış olursun, binlerce insana saldırmış olmaktan daha korkunç bir şey yapmış olursun. Eğer İttihad-ı İslam’ı savunmazsan, Müslümanların başına bir lider geçmesini istemezsen bu çok büyük bir zulüm olmuş olur. Dolayısıyla "Ben iyi insanım." Yani adam diyor ki mesela terörist oluyor; “Ben iyi bir insanım. Halkların iyiliğini, özgürlüğünü istiyorum. Ama ben kendi fikrimde olmayan adamı alnının ortasından vururum” diyor. “Karıncayı da incitmem. Herkese özgürlük, eşitlik ve adalet sağlansın isterim ama ben muhaliflerimi karşı düşüncede olanları otomatik silahla tararım” diyor. Lenin ne diyor? "Biz dürüst insanlarız. Biz iyiyiz, güzel ahlaklıyız biz. Ama insanları öldürmemiz gerekiyor bizim. Bizi zalimlikle suçlayanlar kendileri zalimler. Bu yanlış bir şey. Bizim adam öldürmemiz şart, devrimin ihtiyacı" diyor. Onun için senin "iyi" anlayışın kendine göre iyi olmuş oluyor, öyle bir iyi anlayışı olmaz. Kuran'a göre iyi ve kötü vardır. Yani Kuran, Tevrat, İncil hepsi İslam dininin aynı ruhunu ifade ederler.

Bayram Yanya, “Fikret Reis de tam düğünde omuzlara alınıp gezdirilecek damat tipi var” diyor. “Davulla zurnayla omuzlara alınıp Fikret Reis diyesimiz var” diyor. Hakikaten ellerini havaya da kaldırır, omuzlarda gezer böyle. Davul zurna da inletir ortalığı.

Sinan Bayram, işte bak gösterdik, anlattık.

Eyüp, “Hz. Mehdi (a.s) bugün gelse ilk önce IŞİD’i temizler.” Zaten IŞİD, “Bizi doğru yola kavuşturacak Mehdi (a.s)” diyor. Biz doğru yoldayız demiyor. “Biz mehdi (a.s)’a tabi olacağız” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili peygamberlerle kıyasladığı bir yazı kaleme aldı. “Tarihin hiçbir evresinde hiçbir lider ne kadar çok sevilirse sevilsin herkesin gönlünde taht kuramamıştır. Sadece liderler için geçerli değildir bu kural. Peygamberler için de geçerlidir. Allah’ın elçilerini seven olmuştur, sevmeyen hatta Allah’ın peygamberlerine sonuna kasar düşman olanların sayısı da azımsanmayacak ölçüde olmuştur. O yüzden “halk, Erdoğan’ı seviyor” derken kastettiğim doğru anlaşılsın isterim.

ADNAN OKTAR: İyi niyetle yazmış. Peygambere benziyor falan demiyor. Doğru yani seven olur, sevmeyen olur. Gayet normal. Sayın Kılıçdaroğlu’nu seven de var, sevmeyen de var. Sayın Bahçeli’yi de seven var, sevmeyen var. Yani bu kadar karmaşık bir konu değil ki bu, çok normal. Zaten sevgi daha yeni dünyaya yayılıyor. İnsanlar sevmeyi bilmiyor. Yine iyi o kadar seven çıkması bile mucize.

“Malatya’dan sevgiler Hocam” diyor.

“Hocam şu anda Yozgat’ta kahvehanede sizi izliyoruz” diyor. MaşaAllah.

Selin Tuncer, “Bence iğneyi kendine batırmayan Fransa’ya çuvaldız girdi. En doğru anlatım bu olur.” Öyle dememek lazım tabii yazık oradaki mazlum alakasız insanlar da vefat ediyorlar. Onların da annesi babası var. Hiç kimsenin ölmemesi lazım. Şimdi mesela Suriye’ye akıl almaz bir hava akını başladı. Irak’a da akıl almaz bir hava akını başladı. Evlerde Müslümanlar, gece uyuyan Müslümanlar şu an hallaç pamuğu gibi atılıyor. Yüzlerce, binlerce çocuk öldürdüler bu akşam, şehit ettiler.  Anneler, kız kardeşler hepsi şehit oluyorlar. Müthiş bir dehşet saçılıyor şu an. Yağmur gibi bomba yağıyor orada Müslümanların üstüne.

Tasarımcı, “Hocam, esprileriniz çok güzel oluyor. Özellikle kardeşlere yaptığınız espriler” diyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Daha yarısını bile duymadılar.

ADNAN OKTAR: Daha dur bakalım yeni başlıyoruz.

Onur Yıldırım, “PKK ile Stalin’in ne alakası var?” Bizzat PKK’lıların kendi ifadesi. PKK’nın sistemi Stalinizm’in üstüne kurulmuştur. Yani Partiya Karkerên Kurdistan; ana ideolojisi Stalinizm’dir. Marksist, Leninist, Stalinist düşüncedir. Bunu kendi kitaplarında, yazdıkları makalelerinde, parti programlarında açık açık anlatıyorlar.

“Bu geceki konseptin en yakışıklısı sensin Allah aşkıyla sevdiğim” diyor. “40’lı konseptin 40 yaşındaki delikanlısısın” diyor.

“Hocam, güzel düşüncelerinizi takdir ediyor ve takdirle karşılıyorum.” Evet.

Derya Han, “Canım Hocam, o kadar sıkıntılar çektiğin halde maşaAllah elhamdülillah tebliğ irşad devam maşaAllah” diyor. Evet evvelAllah.

“İskoçya’nın en kuzey noktasında bir kahvehaneye gittim” diyor meşhur şu kahve şirketleri var ya kahve içilen oraya gittim diyor, “Orada sizin kitabını gördüğümde şok olmuştum” diyor. On sene önce. İskoçya’nın en kuzey noktasında bir kitapçı. Kitapçı derken kahve içilen yerde kitap satılıyor düşün. “O arkadaş duysun” diyor. Duydu.

Bayram Yanyan, “Hocam hepimiz çok değerli insanlarsınız, hepiniz seçkinsiniz, güzel ve iyi insanlarsınız. Piyanist hanım da arkadaş grubunuza yakışıyor” diyor. “Masum bir iadesi var” diyor. Evet, o da sevimli, güzel bir insan.

Şu an Twitter’da en çok konuşulanlarda beşinci sıradaymışım. En çok retweet edilen kişi sıralamasında da dördüncü sıradaymışım. Zaman gelecek Twitter’da daima birinci olacağız. O günleri de göreceğiz, altını çizin. Bütün televizyonlar inşaAllah İslam’ın, Kuran’ın emrinde olacak inşaAllah. Şu an ikinci sıradaymışım. MaşaAllah.

Süt, Kuran’da övülüyor. İçiminin güzel olduğunu söylüyor Allah. Ve hakikaten hayret yani hayvanın kanından fersinden süzülüyor, çok mübdi gıda olarak diyor Bediüzzaman anlatıyor. Çok nefis.

“Bayram, tatil demeden her dakikamız Allah rızası için hizmetten geçiyor. Otuz beş yıldır bir gün dahi tatil yapmadım.” Bunu sürekli retweet yapıyorlarmış şu an ikinci sıradaymışım. Doğru herkesin gözü önündeyim. Aksi olsa binlerce insan şahit, görürlerdi. Ben bir gün tatil yapsam kemiklerim birbirine girer, vicdanım acayip ıstırap duyar. Asla yapamam.

Allah Kuran’da sütü övüyor cennette de “sütten ırmaklar vardır” diyor. Hakikaten çok naif bir tadı var, bayağı güzel. Mesela “tadı değişmeyen sütten ırmaklar” dünyada değişir. Çünkü dünyada bakteri var cennette bakteri yok. Bakteri, virüs falan yok. Burada özel olarak yaratılıyor bakteri ve virüs.

Fransa’ya da, Obama’ya yine yazı yazalım İttihad-ı İslam’la, Müslümanların başında bir baş bulunmasıyla meselenin hallolacağını söyleyelim. O da herhangi bir baş olmaz, kendi kendilerine bir uydurma Mehdi çıkarmaya kalkarlarsa Allah helak eder hepsini. Bunu yapmaya kalkanları helak eder. Her uydurma Mehdi helak oluyor görüyorsunuz. Hepsi rezil rüsva olur. Allah’ın kastettiği Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar yolu açmak lazım. Allah’a oyun oynamaya kalkarlarsa Allah yerin dibine batırır. Allah’ın yaptığını beğenmeyip de, “ben kendim Allah’ın planını bozacağım, ben Allah’ın yerine bir şey yapacağım” dersen Allah nasıl dehşet saçıyorsa yanlış yapanlara onu yapanlara da dehşet saçar. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın yolunu samimi olarak kolaylaştırmak durumundayız. Seyidine İsa Mesih ibni Meryem’in de çıkışı için zemini kolay ve güzel yapmamız lazım. Mesela sahte İsa’lar da gerçi İsa Mesih’in zuhurundan önce sahte İsalar var. İncil’de de belirtiyor, hadislerde de belirtiyor. Sahte Mehdiler de vardır. Ama her sahte İsa; Hz. İsa (a.s)’ya zemin hazırlar, her sahte Mehdi de Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlar. Onun için tedirgin olmaya gerek yok. Ne yapacağız ne edeceğiz demeye gerek yok.  Hiçbir şey olmaz. Bir de sahte Mehdi demeye gerek yok. Hiçbir Mehdi hareketi sahte harekettir diyemeyiz ama şathiyatta bulunuyor adam herhalde tarikat sarhoşluğunda oluyor o sorumlu olmaz. Sadece onları kendi haline bırakmak lazım. Mesela adam açık açık yazmış “ben Mehdiyim bana uyun” diyor. Belli ki tarikat sarhoşluğu içerisinde o kısmını geçmek lazım. Faydalı bir şeyler söylüyorsa onları alırız. Ama adama kafa takmanın bir alemi yok. Hakikaten uydurma değil tarikat sarhoşluğu içerisinde. Hüngür hüngür ağlıyor. Cezbe halinde belli. Henüz oturmamış sülukunu tamamlamamış. Mehdiyet makamına çıkmış o makamda takılmış kalmış. Mesela Makam-ı Gavsiyet var, Makam-ı Hızır var. Makamları gezerek sülukunu tamamlıyor sonra geri dönüyor. Ama sülukunun yükseldiği bir noktasında takılıp kalırsa Allah esirgesin işte meczup dedikleri hale geliyor. Cezbe halinde böyle manevi cezbe kendini Mehdi zanneder yahut kendini Hızır (a.s) zanneder. Garip sözler etmeye başlar. Kuran’ı inkar eden sözler edebilir. İmamı Rabbani de diyor “o makamda söz geçerli olmaz” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım Mutaffifin Suresi 24’te “Nimetin parıltılı sevincini sen onların yüzlerinde tanırsın.” Ne güzel bak cennette parıltılı bir sevinç. Ne bir korku, ne bir tedirginlik, ne bir üzüntü sadece sevinçten gözleri pırıl pırıl parlıyor. Halbuki aşamaları görüyor, birçok şeyi görüyor ama hepsinde sevinç duyuyor çünkü cennete gideceğinin alameti oluşmuş. Selamunaleyküm diye geliyorsa Azrail (a.s) seni mümin görüyor demektir. Aleykümselam dediğinde bitti. “Güzellikle” diyor “canları alınır.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e de Cebrail (a.s) geliyor “istersen” diyor “Cenab-ı Allah seni yanına çağırıyor” diyor “istersen biraz daha bekle” diyor. “Biraz daha ömrün uzun olsun kal ümmetin içinde” diyor “ama acele ediyorsan” diyor “hemen götürelim” diyor. “Hemen gideyim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Allah çağırıyorsa hemen gideyim” diyor. Kızı Fatma’ya söylüyor başlıyor ağlamaya “en önce sen bana geleceksin ama” diyor o zaman çok hoşuna gidiyor Fatma’nın. Hz. Fatıma’nın. O da Cebrail (a.s)’in bildirmesi “kızın Fatma senin peşinden gelecek” diyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Onu da bilmesi mucize.

ADNAN OKTAR: Tabii büyük mucize onu söylüyor. Babası, dedem canım dedem, dünyanın en güzel varlığı nezaketiyle anlatıyor kızına tedirgin etmeden. Gideceğini, Allah katına gideceğini. Ama heyecanlanıyor tabii o “Ama ilk sen geleceksin bana haberin var mı bundan?” diyor acayip seviniyor sonra. Bak işte tam mümin terbiyesi, Müslüman terbiyesi bir anda rahatlıyor. Hakikaten ilk hemen o geldi Peygamberimiz (s.a.v.)’in peşinden. “Melek-ül Mevt seni kapıda bekliyor” diyor Cebrail (a.s) Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “İçeri girmek için de izin istiyor senden” diyor. Bak güzelliğe bak Allah’ın sevgisinden dolayı Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Yoksa Azrail (a.s) kimseden izin almaz. Böyle bir olay yok herkese direkt girer selam verir alır. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’de öyle bir jest, bir güzellik yapıyor Cenab-ı Allah ona nimet olarak bir iltifatta bulunuyor. Bak şimdiye kadar kimseden izin istememiştir diyor zaten tarihinde yok hiç. Bundan sonra da istemez diyor hiç kimseden izin istemez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in izni üzerine Azrail (a.s) içeri girip selam verdi “ya Resulallah Allahu Teala beni senin huzuruna gönderdi, senin emrinden dışarı çıkmamamı buyurdu” diyor. Halbuki Azrail (a.s) değil mi öyle bir şey olmaz ama bak Allah onun emrinde ol diyor ona. “Dilersen şerefli ruhunu kabzedip ulvi aleme yükselteyim yoksa dönüp gideceğim” diyor. Yani bir süre daha kalmak istiyorsan ümmetin içinde kal diyor. Ama Cebrail (a.s) devreye giriyor “ey Habibullah, Allahu Teala sana aşık biliyorsun” diyor. MaşaAllah. O aşkı bilir de durur mu Peygamber (s.a.v.)? Ne güzel Cebrail (a.s)’in Allah’ın sevgisini ona söylemesi. Peygamberimiz (s.a.v.)’e büyük bir nimet ama aklın ihtiyarını almaz çünkü içinde bir ses duyuyor kulağının içinde. Beyninde bir ses olarak duyuyor aklın ihtiyarını almaz o. Peygamberimiz (s.a.v.) kendi kendine konuşuyor ona cevap verirken Cebrail (a.s)’in sesini kimse duymuyor. Peygamberimiz (s.a.v.) tek yanlı cevap veriyor cevap verirken.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından altı ay sonra vefat etti biliyorsunuz Hz. Fatma. Çok şahane “Yüce Dost’a” diyor. Son konuşması bu maşaAllah. Ruhunun alınacağı saniyeyi bilmesi çok acayip. Elini kaldırıyor “Yüce Dost’a” diyor o kadar. Normalde o bilinemez. Kolay bir şey değil zaten köprücük kemiğine geldiğinde o şekilde insanın takati de olmaz. Kolunu kaldıracak, konuşacak takati de olmayabilir. Çünkü o zaten başka boyuta geçmiş oluyor ama sırf ümmete güzellik olsun diye orada o konuşturuluyor. Azrail (a.s)’ı gördükten sonra tamam zaten gelmiş. Allah herkese nasip etmez böyle yani bu şekilde konuşmayı. Normalde agoni oluyor, gözünden yaş geliyor şuursuz bakar doğrusu yani ölür. Konuşuyor ama mesela La İlahe İllAllah de diyorlar La İlahe İllAllah diyor ama zaten geçmiş öbür boyuta geçmiş. Tamam agoni, ölüm yani. Ölmüş oluyor zaten. Ama orada düğün bayram, öbür tarafta işte gözünden yaş geliyor, adamlar insanlar geriliyorlar falan. Ama orada bayram yapıyor milletin haberi yok. Sürekli sevinç var onda kesintisiz, ölüm anında başlıyor sevinç sonsuza kadar devam ediyor hiç bitmiyor. “Sürekli o nimetin parıltısını görürsünüz” diyor Cenab-ı Allah. Ama Cenab-ı Allah tabii sevilmek istiyor, yalnız kalmak istemiyor Cenab-ı Allah. Dostları olsun, onu sevenler olsun istiyor ama yapmacık sevgiyi de istemiyor Allah. Yoksa Allah robot gibi kurar sever insanlar. Ama bu rahatsız edici, bu insan için de çok acı bir olay. Allah yalnız kalmak istemiyor. Ve candan gerçekten sevilmek istiyor. Hakikaten dostane sevilmek istiyor. Allah bunu beğeniyor Cenab-ı Allah. “Kendi suretimizde yarattık” diyor zaten insanı. Biz nasıl dostluktan hoşlanıyorsak, gerçek sevgiden hoşlanıyorsak Allah da beğeniyor. Yalnız kalmayı şanına uygun bulmuyor Allah yalnızlığı. Onun için sevdikleri oluyor Habibullah Peygamberimiz (s.a.v.) mesela Allah “sevgilim” diyor. Bayağı seviyor Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok çok fazla seviyor. Hz. İbrahim (a.s)’i seviyor. Halilullah Halil İbrahim.  Hz. İsa (a.s)’yı çok seviyor Cenab-ı Allah. Hz. Yusuf (a.s)’u çok seviyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı seviyor. “Ben onu seviyorum. Sen de onu sev” diyor. Cenab-ı Allah beğeniyor bunu mesela ağaçlar, çiçekler yaratıyor ama tek başına olmak istemiyor Allah. Ağaçlarla çiçekle Allah Kendisi de beğeniyor yaptıklarını. Ağacı, çiçeği, balıkları, kuşları hepsini beğeniyor. Güzel sesi, ritmi her şeyi beğeniyor Allah. Ama en istemediği şeylerden bir tanesi yalnızlık Allah’ın. İstemiyor bunu. Gerçek samimi dostlar istiyor. Onun için işte bizim çok candan Allah’ı sevip Allah’la gerçekten dost olmamız lazım. Canı gönülden sevmemiz lazım ki bu Allah’ın gayesi oluşsun. Aksi çok korkunç. Dünyayı görmüyor musun? Allah’ın nimetlerini yiyor alakayı kesmiş durumdalar Allah’la. Allah’ın bu çok zoruna gidiyor o zaman işte bu felaketler yağmur gibi yağıyor. “Hiç bilmedikleri yönden felakete sürüklerim” diyor Allah. “Ama severseniz Beni, dost olursanız hiç ummadığınız yerden size nimet veririm” diyor. Mesela Hz. Musa (a.s)’yı çok seviyor Cenab-ı Allah. Bayağı şeker bir Peygamber. Mesela, “tut” diyor “yılanı” acayip korkuyor ama tutuyor. Cenab-ı Allah onu insan gibi değildir de Cenab-ı Allah onu sempatik buluyor hareketini. Allah insanın beğendiği şeyleri Allah da beğeniyor. Çünkü insana öğreten Allah. Biz onun ahlakından parçalar yaşıyoruz. Onun aczi Allah’ın hoşuna gidiyor. Onun kaçması “korkma gel” diyor acayip çekiniyor. “Tut kuyruğundan” diyor en olmayacak şey onun için o, yılanın kuyruğu üstelik. Akıl almaz huylanır ve çok çekinir. Ama Allah emrettiği için mecburen gidip tutuyor. Tutunca esnek hareketli olan yılan hemen tahtaya dönüşüyor. Asaya dönüşüyor. Allah “git” diyor “bununla Firavun’a git aynı ey oluşacak” diyor. Adamlar da aynısını atınca bu sefer yine korkuyor “bir çeşit korku” diyor korktu diyor işte açıkça bir çeşidi yok yani korkmuş. Onu atınca çünkü bir aksilik olacak diye korkuyor. Atınca hepsini yutuyor. Ama o da çok ferahlıyor tabii onu görünce. Büyücüler falan herkes ferahlıyor. Çünkü kesinlikle yapamayacağını düşünüyorlar. Büyücüler de, kendisi bile tedirgin. Allah “bir çeşit korku duydu” korkmuş işte. Hepsini yutunca acayip ferahlıyor çok rahatlıyor. Yok adamların ipi hepsi kayboluyor hepsini yutuyor. O yuttuğunu bu sefer kuyruğundan tuttuğu asa oluyor. Nereye gitti öbürleri adamların teşkilatları kurdukları? Asanın içinde kaldı. Onlar da oduna dönüşüyor. Allah’ın ruhu var asasının içerisinde bir anda ağaca dönüşebilir o. Bir şehre de dönüşebilir, her şeye dönüşebilir. 

Allah’ı seviyor acayip şeker “Ya Rabbi bana Kendini göster” diyor bak tatlılığa bak. Olacak iş mi bu? Şimdi Allah ne dese uygun olur? Cenab-ı Allah Ben sana Kendimi göstermem demiyor. “Tamam” diyor “Ben sana Kendimi göstereceğim şu dağa bak” diyor. “Ben oraya tecelli edeceğim eğer dayanabilirsen” diyor “bak” diyor. O zaman görürsün diyor. Dağ paramparça oluyor, yıldırım düşmüş gibi darmadağın oluyor, tecelli ettiği yer parçalanıyor. Hemen orada bayılıyor yere düşüyor koca vücuduyla iki metre falan. “Aman ya Rabbi” diyor “ben Sana iman ettim, iman edenlerin de ilkiyim” diyor. Bir daha da söylemiyor. Hz. İbrahim (a.s) de öyle çok tatlı. “Ya Rabbi” diyor “nasıl diriltiyorsun insanları?” merak ediyor bak şimdi naz ehli ya çocuksu bir tatlılığa bürünüyorlar. Çocuk kalpliler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) öyleydi yaşı büyüktü altmış küsur, altmış üç diyorlar ama Allahualem altmış bir yaşında vefatı. Hicri hesaba göre altmış bir yaşında vefat etmiş oluyor. Ama yine de bakmak lazım. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela vefatına kadar çocuk yüzlü çocukluk ifadesi gitmedi yüzünden. Hz. Musa (a.s) da öyle çocuksu bir tatlılığı var. Diyor ya Cenab-ı Allah “Ona katımızdan bir sevgi verdik” o tatlılık işte sempatik çok. Şeker böyle görüntüsü. Hz. İbrahim (a.s) de diyor ona da Cenab-ı Allah diyor “Dört tane kuş yetiştir” diyor “onları dört ağacın yanına koy” diyor. O da büyük merakla onu yapıyor. Halbuki alın ihtiyarın alacak bir şey olmaz. Emek emek uğraşıyor onları hakikaten de yetiştiriyor.  Sonra onları kendine çağır diyor çağırıyor kuşları ıslık sesiyle bir şeyle kuşlar geliyor. “İşte böyle dirileceksiniz işte” diyor. O istiyor ki onun kastettiği mezardan toprağı açacak kalkacak adam. Mesela yüz yıllık ölü toprağın içindeki kalkacak onu görmek istiyor kemiklerini falan. Olur mu öyle şey? O zaman aklın ihtiyarı kalkar. Diğer müminlere karşı haksızlık olur onun için Allah yapmıyor. Sadece o şekilde ona gösterttiriyor. Bir daha da söylemiyor tabii Cenab-ı Allah’a “ben onu kastetmedim” diyemez haşa. Nezaketen öyle bir şey demez. Çok acayip bir şey olur çünkü Allah’a karşı yakışık almaz.

Hz. Musa (a.s) asayı atıyor ama büyücüler de atıyor aynısı oluyor büyücülerin attığı o yüzden aklın ihtiyarı gitmiyor. Bir yılan normal hareket ediyor. Büyücülerin attığı yılanla Hz. Musa (a.s)’nın attığı yılanın arasında bir fark yok görüntü olarak. Bayağı benziyor. Ama o yılan hepsini yutuyor. Yine aklın ihtiyarını kaldırmaz bu ama çünkü her halükarda yılanı var adamların. Orada herkes görüyor bunu. Bu sadece hepsini yutuyor, ama yutunca adamlar gerçek olduğuna kanaat getiriyorlar. Ama yine kalın ihtiyarını kaldırmaz. İman ederek yapıyorlar vicdan, yüksek vicdan kullanarak. Hz. Musa (a.s)’nın yüzüne de bakıyorlar tabii onun dürüstlüğüne, efendiliğine, Firavun’un sahtekarlığına bakıyorlar o kıyasla yapıyor. Sırf o olayla iman etmezler.

AYLİN KOCAMAN: Zaten kanaatleri gelmiş oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Michelangelo’nun Musa (a.s) heykelini gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: İşte bu tarzda maşaAllah yaklaşık iki metre küsur aslında boyu. Kollarının kuvveti falan tarife uygun heykelin görüntüsü. Vurdu mu ne olur? Araba olsa devrilir. Hakikaten ufak boylu bir arabaya vursa direkt araba devrilir.

Mesela Hz. Meryem’i çok seviyor Cenab-ı Allah. Hz. Yunus (a.s)’u seviyor ki Hz. Yunus (a.s) yaptığı hataya rağmen Allah onu seviyor. Hz. Eyüp (a.s)’ü seviyor, çok seviyor Eyüp (a.s)’ü. Çünkü o kadar çileye acıya dayandığı için. Hz. Nuh (a.s)’u çok seviyor. Hz. Süleyman (a.s)’ı seviyor.

AYŞE KOÇ: Ayette “Adem, Nuh ve İmran ailesini alemlere üstün kıldık” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hz. Adem (a.s) de, çok nurlu, çok efendi, çok güzel görünümlü bir insan. Böyle adam diyor maymun falan. Öyle değil beyaz tenli, bayağı yakışıklı, çok güzel Avrupai görünümlü Peygamber.

Kıyamet günü işte ilk Hz. İsa (a.s)’yla birlikte kalkıyorlar. Hay isminin tecellisi olduğu için Hz. İsa (a.s), ölüyü diriltmesi de Kuran’da belirtiliyor ya ilk Hz. İsa (a.s)’yla birlikte kalkacak. Kabirleri orada olacak ama tabii başka konular da var onları daha ilerde söyleriz.

“İnnalillahi ve innaileyhiraciun. Bunu de” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “vefat ettiğimde” diyor. “Ondan sonra da en önce bana sen geleceksin” diyor arkadan da. Şok oluyor bunu duyunca tabii her halükarda babası olduğu için uzun yaşamasını istiyor. Halbuki hayırlı olması önemli uzun yaşama diye bir şey yok, Cenab-ı Allah’ın taktir ettiği önemli.

“Hatırlıyorum 1998-2004 tarihlerinde sizin kitaplarınız bütün mezheplerde, onlara ait kitap evlerinde bulmak mümkündü” diyor. “Vahabiler’in mağazasında bile satılıyordu” diyor. Ama şu anda da yeniden o döndü. Şimdi hem Rusya’da, hem Suudi Arabistan’da, hem İran’da kitaplarım satılıyor. Bir tek bana mahsus.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek naaşını kabre Hz. Ali, Hz. Fadl, Üsame ve Abdurrahman bin Afv (r.a) indirdi diyorlar. Biliyorsunuz tam vefat ettiği yerde gömüldü. Yan tarafı oyuluyor orada bir yer yapılıyor oraya konuyor. Sonra ahşapla kapatılıyor. Sonra üstü örtülüyor. Bir ara oranın düzenlemesi yapılırken Hz. Ömer (r.a)’in ayağı açılmış mezarda böyle derli toplu duruyordu diyor. Hayret onca zaman geçmiş. Tabii tam diri hali gibi değil ama dağılmamıştı diyor. Şey olarak diyordu diyor ayağı yanlışlıkla açılmış mezar orayı düzeltirlerken. Şaşırtıcı çünkü çok acayip vakit geçmiş aradan. Mesela hastalığı sırasında Cebrail (a.s)’in hal hatır sormaya gelmesi çok güzel. O Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabii çok büyük bir güzellik. Biraz da Peygamberimiz (s.a.v.)’in böyle rahatlatmak için yaparken, “Ya Resulullah cennetleri süslediler” diyor “sana” diyor. “Huri ve Rıdvan da donandı” diyor. Hoşuna gitsin diye söylüyor önceden Cebrail (a.s). Ama bir ses şeklinde. Kulağına ses şeklinde geliyor.

AYLİN KOCAMAN: Kendisi emin oluyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama ilk başta bir şeyi var. Şaşırdı yani ilk başta geldiğinde. O Cebrail (a.s) gelip onu sıktığında çok şiddetli bir şok yaşadı. Orada “beni örtün beni örtün” diye bayağı yüksek sesle söylüyor. Müthiş bir telaş meydana geldi, çok şiddetli telaş. Annemiz sağ olsun Allah ondan razı olsun o dedi “sakin ol” dedi. O gelen Cebrail (a.s) dedi sen de Allah’ın Peygamberisin.” Öyle deyince rahatladı. Çünkü ilk destek veren olduğu için o olayı tam anlayamadı. Bir şey mi geliyor, kulağına ses mi geliyor, gerçekten gördüğü doğru mu? Hanımı destekleyince rahatladı. Sonra Hz. Ebu Bekir destekledi ki çok akıllı bir insan. Hz. Ali destekledi ondan sonra kalbi ferahladı. Yoksa baygınlık geçirir zaten ilk olayda. Bir de sıkıyor Cebrail (a.s) buna kim dayanabilir? Gökten geliyor, gelip sarılıp sıkıyor insan ne hale gelir ben düşünemiyorum. Bir kere de değil iki kere sıkıyor. O da koşarak iniyor o her zaman tefekkür ettiği mağaradan doğru eve. Hanımına diyor “örtün beni, örtün beni” diyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Ben pazartesi günü doğdum, vahiy pazartesi günü geldi, pazartesi günü hicret ettim ve pazartesi günü de ruhumu teslim edeceğim” diyor. Ta bak öncesinden söylüyor. Bu çok büyük mucize onu Cebrail (a.s) söylüyor. Tam dediği gibi oldu. Hakikaten hep pazartesi hep pazartesi. Ertesi gün Salı gece yarısı defnedildi Peygamberimiz (s.a.v.) biliyorsunuz. Çarşambaya bağlayan gece de hatta gece yarısında neredeyse sabaha yakın defnediyor akşam saatlerinde değil. Ama Allah bayağı güzellik yapmış. Cebrail (a.s)’i gönderiyor söylüyor önceden, cennetin hazırlandığını söylüyor. İstersen bir süre daha kal diyor. Müthiş bir şey bu. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) nezaketli Peygamber kalayım demez. Ona yakışmaz. Cenab-ı Allah sana aşık diyor şimdi orada belli ki bekliyor Allah. Değil mi? Ben Allah’ın aşkına rağmen ben bu dünyada kalayım derse bu çok acayip bir şey olur. Demez Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir şey. Net vereceği cevap o zaten.

Bir hadis var onlara kafayı taktılar ben o hadisi açıkladım daha önce. Öyle değil yani onların yorumladığı gibi değil.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “O öyle birisidir ki Yüce Allah’a ona sarılmanızı emrederek şöyle buyuruyor. Hem Allah’ın şerefine sarılın anlamı hem Kuran’a sarılmaktır. Aynı anda Kuran’ı savunan Hz. Mehdi (a.s)’a sarılmaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çünkü Mehdi (a.s)’a sarıldığınızda yine Kuran’a sarılmış olursunuz” diyor. Çünkü o sizi Kuran’a çağıracağı için. Çünkü Kuran kitap halinde. Biz mesela Kuran’a sarılıyoruz. Başka yerde de Kuran görüyoruz, ona da sarılıyoruz. Mehdi (a.s) Kuran’a davet ettiğin için, Kuran’ı yaşadığı için, ona da sarılıyoruz. Ama Kuran’a davet ettiği için.

Allah’ın Resulü (s.a.v.), Hz. Ali (r.a)’ı yanına çağırıyor. “Bak” diyor, yanağını gösteriyor. “Buradan, buradan darbe yiyeceksin” diyor, “ileride” diyor. “Kanın da sakalına doğru akacak” diyor. Hz. Ali (r.a)’a söylüyor daha sağken. Yani kanının akacağı şekli bile söylüyor. “Sakalının üstüne doğru akacak” diyor. “İki yerden darbe alacaksın” diyor. Hatta sakalını da göstererek, “bu da kana bulanacak” diyor. Sakalı da demiyor da, “bu da kana bulanacak” diyor. “İnsanların en kötüsü” diyor, başına, “burana vuracak senin” diyor. Ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den çok sonra olan bir olay bu.

“Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) da oradaydı. Biri arkadan şöyle dedi; “Galiba şehit olacak”” diyorlar. “Allah’ın Resulü şöyle buyurdu; O asla kendi kendine ölmeyecek.” Şehit edilecek diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). İmam-ı Suyuti’nin hadislerinden. Yani yatağında ölmeyecek diyor.

“İyi yayınlar Adnan Hocam. Din konusunda mert, harbi, çekinmeden konuşmanız beni çok etkiliyor. Rabbim eksik etmesin sizi” diyor, Selim Güneş.

“Hay maşaAllah, bu anlatımın eşi-benzeri yok, Sayın Adnan Oktar. Allah yalnız olmak istemiyor. Kendisini seven dostlar istiyor.” Şimdi Allahlık vasfına uygun değil, Cenab-ı Allah’ın. İstese yalnız da olur da, Allah istemiyor onu. Cennet bahçeleri var ama yalnız. Böyle robot gibi dost da istemiyor. Hakikaten kendi ruhundan, gerçekten sevenleri istiyor, aşkla seven. Mesela acıya, çileye tahammül eden, onun için ölümü göze alan. Yani hakkı Cenab-ı Allah’ın. Çünkü bütün hayatı vermiş, güzelliği vermiş, her şeyi vermiş her şeyi O’na borçluyuz. Çünkü gözü güzel diyor, Allah yaratmış. Burnu güzel diyor, Allah yaratmış. Deniz güzel diyor, onu da Allah yaratmış. Yemek güzel, Allah yaratmış, tamamı ona ait. Sevginin tamamı da o zaman ona ait olur. Aksini yaparsan kendini aldatmış ve zulüm yapmış olursun, yalan söylemiş olursun. Oyun oynamış olursun yani.

“Hocam şaşırtıcı olan şey sadece hiç tatil yapmamış olmanız değil. Allah’ın size verdiği onca imkana, maddi güce rağmen hiç tatil yapmamanız çok ilginç” diyor. Tabii ki istersem her yere giderim, her şeyi de yaparım.

“Ayetlerde ölecek kişinin canının alınacağı yere gitmesinden bahsediliyor. Kişi bilmeden mi gider öleceği yere, yoksa öleceğini bilerek mi, hissettirilir mi?” Bilmeden gider. Mesela diyor ki; “orada seni öldürürler” diyor. Başka yere gidiyor. Asıl orada öldürülüyor. Asıl orada ölüyor. Mesela tedbir alıyor, aldığı tedbirden ölüyor.

“Bir sorum olacak. Bu enerjiyi nereden alıyorsunuz?” Tabii ki Cenab-ı Allah’tan. Allah tecelli ediyor, yaratıyor. Allah’ın her an bir yaratılışta olduğunu fark edemiyorlar yani her an bir mucize yaratır. Mesela diyor ki; “burayı ne kadar güzel yaptınız” diyor. Allah’ın yaptığını fark etmiyor. Mesela piyano sesi duyuyor. “Ne güzel çalıyorlar” diyor. Allah hazırlar onu, Allah yaratır. Öyle bir şey olmaz. Beynimin içinde adam nasıl piyano çalsın? Piyano telini titreştiriyorsun. Havada titreşim meydana geliyor. Ses falan yok. Titreşim var. Beyinde ruh onu öyle yorumluyor. Beyine giden titreşim de yok onu da söyleyeyim. Beyin doğrudan alır yani. Ruh doğrudan alır. Öyle elektrikle falan uğraşmaz ruh. İşte yok beyinde gelecek de, titreşecek de. Yani beynin içinde meydana gelecek o zayıf elektriğin başında ruh beklemez. Doğrudan duyar. Öyle bir şey yok yani. Biz rüyamızda müzik dinliyoruz. Müzik aleti mi çalıyor? Titreşim mi geliyor? Ruh doğrudan dinliyor.

Selim Güneş; “Muhammed Adnan Hocam, ben Mehdi (a.s)’ın özelliklerini araştırıyorum. Bazı özelliklerini sizde görebiliyorum, maşaAllah.” Selim ben de sende görüyorum birçok özelliği.

Küfrün ceza görmesi, müminlere nimet olması şöyle: Mesela gidiyor, adam öldürüyor, çocuk öldürüyor, adam yakıyor. Allah intikam alıyor. Müminin kalbi cennette ferahlıyor. Yoksa sadece inkar ediyorsa, onun suçu hafiftir. Öbürüne bak, hem inkar ediyor, hem zulüm yapıyor. Ama o zulüm yapmamış. Zulüm yapmayanın suçu daha hafif olur. Aynı olmaz. Cehennem de tabaka tabaka. Böyle alelade mahalleler, sokaklar şeklinde yerleri de var. Hayatında hiç kimseye zarar vermiyorsa yani hakikaten Allah aklını açmadıysa yahut aklı açılmıyorsa. Ama zalimliğindense tabii ki karşılını görür. Ama aklı ermiyorsa, Allah onu takdir eder. Allah zalim değil. “Allah size zulmedip de ne yapsın?” diyor, Allah. “Size acı verip de ne yapsın?” diyor, Allah.

Allah adaletle karşılık veriyor. Mesela adamları yakıyor, yıkıyor, havadan bombalıyor. Bu yanına kalırsa, bu Allah’ın adaletine uygun olmaz. Onun için Allah onun karşılığını veriyor, müminlere gösteriyor. Mesela sırf ateist ama hiç kimseye zararı yok, zulmü yok. Allah onu takdir ediyor o olayı. Yani takdir ediyor derken, onu adalet ölçüsü içerisindeyken değerlendiriyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedesi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in peygamber olduğuna iman etmedi, kabul etmedi. Ama acayip koruyup, kolladı. Her konuda yanında oldu. Hep koruyup, kolladı. Ama hiçbir şekilde peygamber olduğuna iman etmedi. Yani ben öyle bir şey dedirtmem dedi. Bediüzzaman diyor ki: “Cehenneme mi gidecek?” diyor. “Evet, cehenneme gidecek. Ama cehennemin öyle tabakaları vardır ki” diyor, “düz bir hayattır” diyor.  Normal çeşme var, düz hayat yani. Sadece düzlüğünden dolayı rahatsızlık veriyor. Cennetle kıyaslandığından dolayı rahatsızlık veriyor. Hiçbir eziyet, rahatsızlık verilen bir şey yok. “Allah muhtemelen öyle bir yerde onu tutacak” diyor. “Cehennemin öyle bir tabakasında tutacak” diyor. Cennete girmesi mümkün değil, Peygamber (s.a.v.)’i inkar ettiği için. Ama çok iyilik yaptığı için. İşte oradan anlasınlar ateistler olayı. Bediüzzaman’ın bu açıklamasından anlasınlar.

Zehra; “İzlenme oranının yüksek olması samimiyetinizden kaynaklanıyor, can Üstadım. Sevgiye açız, ruhumuz boşlukta, arayışta. Seninle doyuyoruz. Limanımızsın can Üstadım Allah’ın izniyle. Rabbim beni sizden ayırmasın” diyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafir olanlardır. (Maide Suresi, 44) Yani mesela Allah’ı inkar ederse kafir olur, Allah’ın indirdiğini. Ama mesela Allah’ın indirdiği namazdır. Kılmaz, kafir olmaz. Fısk içinde olur. Mesela bir Allah’ın hükmünü uygulamaz. Günaha girer sadece. Müslümanlıktan çıkmaz. Ama inkar ederse, “böyle bir şey yok. Ben bunu kabul etmiyorum. Bu benim kabul edeceğim bir hüküm değil” derse, küfür içinde olur tabii ki.

Ali Arış; “Hocam gözlerimizi ayırmadan sizleri izliyoruz, saygılar.”

Orhan Baba hakikaten müstesna bir şahsiyet. Hakikaten çok önemli bir insan. İnşaAllah değeri bilinir, sanat yönüyle.

“Hocam peygamberler o zaman Allah’la direkt konuşmuşlar. Nasıl olmuş konuşmaları?” Mesela çalı yanıyor ama yanmıyor. Cayır cayır yanıyor ama yanmıyor. Alev var çalıda. Oradan ses geliyor. Bayağı duyuluyor. “Musa Ben seni seçtim. Ben Allah’ım. Ben, Ben Allah’ım” diyor. “Ben Benim, sen de sensin. Ben, Ben olduğum için Benim. Sen de sen olduğun için sensin.” Bu masonlukta çok önemli bir düstur olarak, önemli bir şifre olarak değerlendirilen bir konuşmadır. Yani içinde çok fazla sır olan bir ifadedir. “Beni sana Benim gönderdi dersin” diyor. Allah’ın her yerde olduğunu vurgulayan bir açıklama. “Ben Benim, Ben Ben olduğum için Benim. Sen de sen olduğun için sensin. Beni sana Benim gönderdi dersin soran olursa” diyor. Çok acayip bir izah, maşaAllah.

Türk Bozkurt; “Şimdi ben namaz kılmıyorum. Müslümanım Hocam. Diyelim ki cennete gittim. O zaman ben Kuran’da açıklanan nimetlerden faydalanmam mı?” Cennette gittiysen zaten cennet haşa benzetmek gibi olmasın, açık büfe gibi. İstediğini yersin, istediğini gezersin, tatil köyü gibi. Orada seni kimse engellemez. Her şey açık yani. İstediğini istediğin gibi yersin.

Musa (a.s) şöyle diyor, acayip şeker. Allah’a diyor ki: “Musa şöyle karşılık verdi; İsraillilere gidip, beni size atalarınızın tanrısı gönderdi dersem, adı nedir diye sorabilirler” diyor. Tatlılığa bak. “O zaman ne diyeyim?” diyor. Şekerliğine bak, maşaAllah. Allah diyor ki; ““Ben Benim” dedi” diyor. “İsraillilere de deki; Beni size “Ben Benim” diyen gönderdi.” “İsraillilere de ki; Beni size atalarınızın tanrısı, İbrahim’in tanrısı, İshak’ın tanrısı, Yakup’un tanrısı Allah gönderdi. Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım.” Yine Tevrat’ın tefsiri bu: “Eğer Ben Bensem, sen de sen olduğun için sensin. Çünkü Ben Benim. O zaman ben… “ Ama bu kafa karıştırır, söylemeyeyim. “Eğer Ben Bensem, Ben Ben olduğum için sen de sensin. Çünkü sen sen olduğun için. O zaman Ben Benim, sen de sensin.” Yani her yerde Allah’ın olduğunu anlatmak için söylenen bir söz bu. Her yerde, her şey Allah’ın yaratışıdır. Ama sevimliliğe bak, tatlılığa sorunun. Diyor ki bak; “İsrail’e gidip, beni size atalarınızın tanrısı gönderdi dersem, adı nedir diye sorabilirler” diyor. Şekerliğe bak. “O zaman ne diyeyim?” diyor.

Yuhanna Bölümü, 17/20/21; “Yalnız onlar için değil, onların sözüyle Bana iman eden için de istekte bulunuyorum. Hepsi bir olsunlar. Allah senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni, Senin gönderdiğine iman etsin.” Her yerde her şey Allah’ın tecellisidir anlamında bir ifade.

Bak Allah diyor ki “Allah “Ben Benim” dedi” diyor. Ateş şeklinde ona görünüyor. İsraillilere de ki; “Beni size “Ben Benim” diyen gönderdi”.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Allah ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiğini gördüğünde Rabbine hamd ile tesbih et” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela Taha Suresi, 14’te de yine bu konu vurgulanıyor bak diyor ki; "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım”  bir daha iki kere söylüyor Allah bak "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi, 14)

OKTAR BABUNA: Olaylar çok şiddetlendi son zamanlarda. Sizin söylediğiniz şekilde de gelişiyor. Onlara ne diyeceğiniz de merak ediliyor.

ADNAN OKTAR: Önce Mehdiliği hakikaten büyük bir kitle ben öylesine söylüyorum falan zannettiler. Yani alametlerini anlattık ama oradan aslında bayağı bir etkilendiler. Fakat olayın boyutu tırmanmaya geçip Mehdilik alametleri iyice keskinleşip dünyayı sallamaya başlayınca, yani bu konunun şaka olmadığını anladılar. Bir gerçek olduğunu anladılar. Ben boş bir şeyin peşine gider miyim kardeşim? Bir bildiğim var ki söylüyorum.

OKTAR BABUNA: Bir şahanelik olduğunu fark edecekler demiştiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Daha da fark edecekler bir dahaki sene. Yani çok şaşıracaklar ama dediğimin aynen doğru olduğunu görecekler ve İslam gerçekten hakim olacak. Hz. Mehdi (a.s) gerçekten çıkacak. İsa Mesih de çıkacak ama yani biz Hz. Mehdi (a.s)’ı çok makul karşılayacağız. Zannedildiği gibi olmaz. Bak işin ilginç yanı İsa Mesih’i de. Çok yakışıklı, güzel, tatlı bir delikanlı olarak göreceğiz. Yani öyle aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz. Çok zeki, güzel konuşan, çok dindar, lafını sözünü bilen böyle cesur.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey bir de bu olaylardan sonra herkes “gerçek İslam ne peki?” diye sormaya başladılar. Çünkü hep “gerçek İslam bu değil” diyorlar. Her yoldan da baktıklarında hep siz çıkıyorsunuz karşılarına. Emin oldular artık.

ADNAN OKTAR: Bugün Birleşmiş Milletler’den birisi geldi, yabancı. Bu Obama’nın ekibiyle buraya gelmişti. Geldi böyle sarıldı, alnımdan öptü falan, ben hatta tuttum da kollarından böyle hani sakin olsun falan diye ama yani mümkün değil. Kapıdan çıkıyor, bayağı önemli mevkide birisi, sırtını dönüp gitmiyor, sürekli cepheden bakarak yürüyor. Merdivenden düşecek Allah esirgesin yani geri geri, baktım olacak gibi değil kapıyı kapattım. Yani tehlikeli olacak, gitmiyor, sırtını dönüp gitmiyor.

“Hiç kimse böyle bir topluluğu bir araya getiremez inşaAllah, hiçbir menfaat olmadan.” Tabii herkes Allah rızası için geliyor. Beş kuruş kimsenin bir çıkarı yok. Herkes Allah rızası için yapıyor.

Şimdi ahir zaman alametlerini anlatalım. Anlaşıldı mı? Bir ara verelim. O arada da namaza hazırlansınlar. Bu şekilde yarın da ama bu şekilde yapacağım. Peki uykuyu nasıl halledecekler?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey birçok kişi aslında çok erken işe gitmiyorlar. Yani 10:00 gibi 11:00 gibi başlayan birçok kişi var Allahualem.

ADNAN OKTAR: Evet biraz sonra namazını kılıp yatsa.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Önceden de biraz uyuyor olabilirler.

ADNAN OKTAR: Belki işte bu sonradan uyuyup uyananlar da olabilir. Mesela işten gelince uyusun dinlensinler. Mesela 12:00 gibi devreye girsinler. Kurtarır o. Sabah da biraz uyusalar tamam. Evet evet öyle yapalım. Allah esirgesin sağlıklarına da zarar gelebilir. Biraz şimdi yesin içsinler, az kaldı sabahın girişine, namazlarını kılsınlar. Öyle yapalım. Yine de bir ahir zamanla ilgili bir film hazırlayalım.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: Mekke’deki Saat Kulesi ve Tüneller Mehdi’nin Çıkış Alametlerinden Biridir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü