Harun Yahya

Sohbetler (17 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, anlatın bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Bugün 26. Dönem meclisin açılışı yapıldı. Leyla Zana yemin etmeden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönerek Kürtçe olarak “Onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla” dedi. Ve yemin ederken “Türk milleti adına” demek yerine “Türkiye milleti adına” dedi. Açılışı yöneten Deniz Baykal bu durumu fark ederek metin değiştirildiği gerekçesiyle yeminin geçersiz olduğunu söyledi. Baykal yeniden yemin etmek üzere Zana’yı kürsüye çağırdı. Bu sırada genel kurul salonunda olmayan Zana yeniden kürsüye çıkmadı. Engelli AK Parti Bursa Milletvekili Bennur Karaburun ise yeminine başlamadan önce besmele çekti.

ADNAN OKTAR: Evet. Nasıl diyecek? “Türk milleti” diyecek. Daha önce de öyle bir olaylar olmuştu seneler önce. Kanun neyse ona uymaları lazım. Yeni adetler çıkartmak; o zaman kanun hukuk kalmaz ki. Çünkü Türkiye’de kanunu hukuku kabul ettiğini söylüyorlar, mahkemelerin kanunlarını kabul ettiğini söylüyorlar, tabi olduğunu söylüyorsun o iddiayla meclise giriyorsun zaten, değil mi? Seçilirken bunu kabul ederek geliyorsun, sana sürpriz yapmıyorlar ki. O yüzden olmamış. Benim bildiğim o zaman on yıl tutuklu kalmıştı Leyla Zana. Evet. “Türkiye milleti” ne alaka? Alman milleti, Fransız milleti, Arap milleti falan bu şekildedir. Mesela Suriye’de Suriye milleti, Suriyeli vardır. Kelimelerin üstünde bu kadar oynama yapmak, o zaman mahkemeler falan her şey durur. Hakim mesela bir şey soracak, sen bambaşka tavır göstereceksin. Hakim dilekçe isteyecek “ben dilekçe vermek istemiyorum.” Ne olacak? Usul adap önemli.  Leyla Zana’ya yakışmaz. Nezaketli kibar bir hanım olarak biliyoruz. Gençliğinde öyleydi yine öyle olması lazım. Bu tavrını düzeltsin, bunda utanacak falan bir şey yok, gurur yapacak da bir şey yok. Usule, adaba, tüzüğe uymak durumundayız, değil mi? Kanun devleti değil mi Türkiye, hukuk devleti değil mi? Hukuka uyacak değiştirirse olmaz. Mesela yeminden bağımsız bir şey söylemiş. Kimse bir şey dediği yok. Ama yemin kanunla belirlenmiş. Evet, Leyla Hanım düzeltir. Ama şimdi bak, Leyla Hanım bu konuda gurur yapması doğru olmaz o zaman kimse kanuna hukuka uymaz. Yani uymadığını düşünelim, o zaman demeyelim de o zaman tabii alakasız oluyor, çünkü herkes kanuna hukuka uyar. Uymadığını düşünelim o kendi de mağdur olur o zaman. Kendi de rahatsız olur. Der ”kanuna hukuka uyalım.” Madem usul, kanun, hukuk adap var onu uygulasın. Kibar bir hanım, ona yakışmıyor çok ayıp olur. Gurur meselesi yapılacak bir şey değil.

TARKAN YAVAŞ: Bir milletvekili de Arapça başladı konuşmasından önce.

ADNAN OKTAR: Bunlar gereksiz şeyler. Kanun hukuk neyse o olsun Allah aşkına. Şimdi orada öbürü Farsça konuşacak, öbürü kimse bilmiyor ne dediklerini falan, bunlar sükse mi? Bunlar çok gereksiz tavırlar ayıp yapıyorlar. Dikkat çekmek için yapıyorlarsa olmuyor. O Arapça konuşan o da HDP milletvekiliymiş. Allah aşkına şu akıl mı? Arap da olsa, İngiliz de olsa orada Türkçe konuşacak olur mu öyle şey? Kimse anlamıyor bilmiyor meclis çalışmaz o zaman. Herkes ayrı dilden konuşursa ne olur o meclis? Bıraksınlar bunları bunlar sükse de değil, bir hizmet de değil. Yani birilerine şirin görünmek istiyorlarsa o olmaz. Ama Leyla Hanım kibar kızdır ona hiç yakışmamış onu ayrı tutuyorum, dönsün gereğini yapsın. Olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: IŞİD’le mücadelede kara harekatının işe yaramayacağını söyleyen Amerikan Başkanı Barack Obama, IŞİD’e karşı Suriyeli, Iraklı ve Kürt güçlerinin desteklenmesinin en verimli strateji olduğunu ifade etti. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry ise “Suriye’nin kuzeyinde Türkler’le operasyon başlatıyoruz” dedi ve şunları söyledi: “Suriye’nin kuzey sınırının yüzde 75’i Türkiye’nin kendi çabalarıyla güvenceye alındığı, kalan 98 kilometrelik kısmı Türkler’le birlikte biz bir operasyona girerek kapatacağız” dedi. Habere göre Ankara’daki yetkililer Kerry’nin sözlerinde IŞİD’e karşı bir kara operasyonu değil, geçmişe göre daha güçlü ve etkin bir hava operasyonu kastettiğini belirttiler.

ADNAN OKTAR: Sınırının yüzde 75’ninin güvence altına alındı denilen yer, yüzde 75’i PKK’nın kontrolünde şu an, “geri kalanı da PKK’nın kontrolüne vereceğiz” diyor. Bu bir meydan okuma, buna Dışişleri Bakanlığı notayla cevap vermesi lazım. Amerikan elçiliğine nota vermesi lazım. Bu üslup meydan okuma. Yüzde 75’i güvence altına alındı diyor. Yüzde 75’i teröristler tarafından sarılmış Türkiye’nin Güneydoğu sınırı. Nasıl güvence altına alınıyor? Göstersene haritayı. O sarı bölge güvence altına aldık dediği bölge tamamı PKK’nın kontrolünde nasıl güvence altına alınıyor?

BÜLENT SEZGİN: “Bunu Türkiye ile beraber başardık” dedi, “Türkiye başardı bu bölgeyi.”

TARKAN YAVAŞ: “Geri kalanı da Türkiye ile başaracağız” dedi.

ADNAN OKTAR: “Geri kalanı da başaracağız” diyor. Onu da PKK’ya verecek herhalde. Ne konuştuğunu bir düşünsün. Bunlar Türk insanını ne zannediyor? Bunlar alay mı ediyor, şaka mı yapıyor bu ne yapıyor? Beş yüz kilometre kalınlığında, yaklaşık İran’ı da dahil edecek bin iki yüz kilometrelik alan yedi yüz kilometre değil, bin iki yüz kilometrelik alan PKK’nın kontrolünde. Çok küçük bir bölge var PKK kontrolünde olmayan, “orayı da boşaltacağız” diyor ”orayı da PKK’ya vereceğiz” diyor. Yani sağlama alacağız diyor. Bu, Türkiye’nin Güneydoğu’su yani Irak toprakları Suriye sınırında ve İran bölgesinde tamamında bin iyi yüz kilometrelik alan PKK’nın kontrolünde. İran yine bunları sıkıştırıyor tabii İran’da o kadar değil de ama Irak ve Suriye bölgesinde PKK hakim. “Türkiye’yle güvenceye aldık” diyor. Şimdi burada bir gariplik var. Bunu onun anlatımından sonra sen ne demek istedin?” deyip haritanın başına getirip gösterip kameraların karşısında ona anlattırmak lazım. Bence Tayyip Hocam basın toplantısı yapsın Kerry’yi de çağırsın “arkadaş bize göster nereleri kurtardın, nereleri temizledin Türkiye ile beraber? Halk da görsün biz de görelim, herkes sevinsin” demesi lazım. PKK’nın işgal ettiği bir bölgeyi “Türkiye ile beraber biz başardık burayı kurtardık temizledik” demek çok anormal bir laf.

Saygı duruşu için önceden hazırlık yapılması lazım. Saygı duruşunda kimin ne yapacağı belli olmaz. Uluorta kalabalığa “hadi saygı duruşuna” adamların büyük bölümü protesto edebilir. Çünkü Fransa PKK’yı desteklediği için Fransa’ya gıcık olanlar var ama tabii nezaketen saygı duruşu gerekir. Ama “hadi saygı duruşuna” dersen işte böyle olaylar da olur. Hazırlanmadan etmeden kalabalık kitlelerin içine girilmez. Ne kadar emin oluyorlar “hadi saygı duruşu” işte kalkmıyor. Olur mu öyle şey? Azerbaycan devlet başkanını da getirdiler maça götürdüler adamı yuhaladılar. Ezbere yapılmaz bu işler. Ona göre seyircinin önceden hazırlanması lazım. Polis, milli istihbarat mensupları falan herkes orada tedbir alması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’da “bombalı araç var” ihbarı yüzünden kırmızı alarm verildi. Almanya Hollanda maçı iptal edildi, tren garları boşaltıldı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’da “bombalı araç var” ihbarı yüzünden kırmızı alarm verildi. Almanya Hollanda hazırlık maçı iptal edildi, tren garları boşaltıldı.

ADNAN OKTAR: Bu panik nereye kadar? Bu nedir böyle? Böyle hayat mı olur? Ermenistan devlet başkanı kimdi o daha önce maça gelen, adamı yuhalamışlardı? Bir misafir geleceği vakit, “biz çağırırız mesele hallolur” olmaz.

Ülkü Çiftçi, “Paris’teki saldırıları düzenleyen teröristlerin PKK kimliği ve referansıyla Avrupa Birliği sınırından girdiklerini biliyor muydunuz?” Bilmiyorum ama PKK’nın tam işine gelecek bir şey. Çünkü Müslümanlar’a saldırı yapılması için, cinayetlerin artması için böyle bir şeye ihtiyaç vardı, bunu da Fransız derin devleti planlamış benim gördüğüm ve uygulamaya koymuş. Çünkü Milli İstihbarat Teşkilatı bunları uyarmış “burada böyle bir olay olacak tedbir alın” demiş. Adamların umurunda bile değil. Niye? Çünkü daha iyi bombalama demek, para babalarına, silah fabrikatörlerine daha fazla para akışı demek. Orada Fransız halkının ölmesi, Müslümanlar’ın orada imha edilmesi onlar için hiç önemli değil. Para babalarına oluk gibi akıyor mu akmıyor mu? Adamlar buna bakıyor. Silah fabrikatörlerine silah satışından gelecek paralar önemli oluyor derin devletler için. Derin devletlerle zaten silah fabrikatörlerinin epey bir bölümü yani büyük bir bölümü iç içeler. Yani hep aynı masada yiyip-içen adamlar. Ortak hayat süren adamlar. Bunların sürekli savaşa ihtiyacı oluyor, kana ihtiyacı oluyor ki satış yapılsın para kazansın.

Leyla Zana’ya abuk sabuk konuşmayla mesele hallolmaz. Nezaketli bir dil gerekir. Gereksiz bir şey yapmış. Şimdi üstüne gidersen gurur meselesi yapacak, daha da aksi hareket eder. Onun için nezaketiyle gönlünü alarak onu düzeltmesini istemek lazım. Gereksiz bir gerilim konusu. Ama bu tabii anlaşmalı yapılmış bir şeyse çok çok tehlikeli. Yani anayasayı değiştirmek için bir adım, bir delil oluşsun gibisinden bilinçli ve anlaşmalı yapıldıysa bu çok korkunç olur. Aman sakın. Öyle şeylerden hiç hoşlanmayız milletçe, ben hiç hiç hoşlanmam. Bir plan projeyle bu yapılıyorsa bunu hiç kimse kabul etmez. Onun için Leyla Hanım’a nezaketiyle söylüyorum, olmuyor bu. Çünkü eğer bunu kabul ettirirse o zaman anayasaya da konması için kapıyı aralamış olacak, olmaz.

Makbule Kula, “MaşaAllah bugün yine çok şık ve çok zarifsiniz, duruşunuz, üslubunuz gönlümüze ışık saçıyor.”

Faruk BJK04, “Sana bir soru soracağım Hocam. Kürtçe anadilde eğitim Kürt’e hak mı değil mi?” Şimdi Kürtçe okullar, özel okul olarak olabilir istiyorsa adam, kurs olabilir Kürtçe. Ama eğer sen Kürt’ü seviyorsan bütün Türkiye’de onların rahat yaşamasını sağlamak istiyorsan ona kendi anadilini öğreteceksin yani memleketinin dilini, vatanının dilini öğreteceksin. Onun vatanının, memleketinin dili ne? Türkçe. Amerika’da ne? İngilizce. Adam İspanyol asıllı oluyor Amerikalı su gibi İngilizce biliyor. Meksikalılar öyle, Kübalılar öyle su gibi İngilizce biliyorlar. Herkes İngilizce’nin dışında bir dil tahayyül dahi etmiyor. Otuz milyonun üstünde İtalyan var Amerika’da cayır cayır İngilizce konuşuyorlar ve eğitim İngilizce. Bu onlar için bir konfor çünkü. Şimdi İtalyanca bilse, anadilde eğitim almış olsa İtalyan, Amerika’da nereye gitse zorlukla karşılaşacak. Mesela eczaneye gidecek derdini anlatamaz. Lokantaya gider anlatamaz, okula gider derdini anlatamaz. Türkçe bildi mi Türkiye’nin her yerinde o konforu yaşar. İyilik yapmış olmuyorsun. Mesela Çerkezce öğrenmek isteyenler var, kursa gidiyor Çerkezce öğreniyor. Kendi ailesi arsında Çerkezce konuşuyor hoş güzel. Arapça konuşuyor çok güzel. Ama Türkiye’de eğitimin mutlaka Türkçe olması lazım bütün milletin konforu açısından. Tek dil mecburuz. Hastaneye gitse derdini anlatamaz, bir yere gitse derdini anlatamaz, sen iyilik mi yapıyorsun? Mesela Diyarbakır’dan İstanbul’a otobüsle, lokantaya geldi “buyurun” diyor adam, ne anlatsın nasıl söylesin? İşaretle mi konuşacak? Bu vatan bütün Kürt kardeşlerimize ait. Türkiye’nin tamamı Kürt kardeşlerimizindir, tamamı Türkler’indir, tamamı Lazlar’ındır, tamamı Araplar’ındır hepimizin. Dolayısıyla yerel dillerde eğitim yapar da eğer o şahsa kendi memleketinin vatanının dilini öğretmezsen olmaz. Bir insanın anadili kendi vatanının dilidir. Vatanı da Türkiye onların.

“Bir tane Hocam, papyonun rengi çok güzelmiş” diyor. “Senin üzerinde asıl anlamını bulmuş. Sen bizim tertemiz nurlu bir hayat yaşamamıza vesile oluyorsun. Ahiretimizin kurtulmasına inşaAllah vesile oluyorsun. Allah senden razı olsun. Üzerimizdeki hakkını ödeyemeyiz. Seni çok seviyorum, Allah aşkıyla seni seviyorum ve daha da derinleşmek istiyorum” diyor bir hanım kardeşimiz.

Zaten şu an seçmeli ders olarak da Kürtçe öğretiliyor. Öğrenci isterse Kürtçe öğreniyor, kurslar da olabilir aç istediğin gibi. Kürtçe dilde üniversite bölümleri var oraya da gidebilirler. Kürtçe edebiyatı bölümü var. Ama bırak herkes vatanında rahat yaşasın. Şimdi ben mesela soyumda Araplık da var, Arapça öğrendiğimi düşün, desem ki “sırf bana Arapça ders verin.” Ee? İstanbul’a geldim kime ne dert anlatayım, ne anlatayım, nasıl konuşayım? Olur mu öyle şey?

Sözcü, Cumhuriyet Gazeteleri Türkiye’den bu elemanların gittiğini söylüyormuş. Adamlar Yunanistan’dan geçiyor, Yunanistan’dan mı gitmiş oluyor? Türkiye’ye de bir şekilde uğramış olabilirler. İş mi şu? En başı gelişi İngiltere’den geliyor adam, onu niye söylemiyorsun? En başta İngiltere’den geliyor, İngiltere’den Suriye’ye geliyor, Suriye’den Türkiye’ye, Türkiye’den Yunanistan’a, Yunanistan’dan oradan geçiyor. Birçok Avrupa ülkesinden geçiyor onların hepsini say. Türkiye transit geçtiği yerlerden birisi. Niye Türkiye’yi ön plana alıyorsun? Şu akıl mı?

Gökhan, “Selam Hocam.” Aleykümselam. “Biri bana dese ki karizma nedir? Adnan Oktar derdim. Adamın hem maddesisin Hocam hem de karizmanın hasısın” diyor. Bunların üslup çok şahane. Kendi aralarında da öyle konuşuyorlar herhalde.

Biz Kürtçe’nin yok olmasını istemeyiz. Kürtçe de, Aramice de bütün yerleşik diller hepsi kalsın ve gelişsin, onların kürsüleri kurulsun. Her üniversitede Kürtçe kürsüsü olsun, Kürt dili edebiyatı dünyanın her tarafında okunsun öğretilsin. Niye isteyeyim kaybolmasını? Aramice de, hepsi, bütün diller.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya İçişleri Bakanı, “İstihbaratın kaynağına ve tehlikenin boyutuna dair yorumda bulunmayacağım” demiş. İstihbarat başkanı da “patlayıcı olduğuna dair çok güçlü delil var” demiş.

ADNAN OKTAR: İstihbaratı yine Türkiye vermiştir. Uyuyor bunlar, uyuyorlar horul horul uyuyorlar. MİT maşaAllah iyi çalışıyor. Bak Türkiye’de önlemiş İstanbul’da. İstanbul’da bir halt karıştıracaklardı demek ki İstanbul bayağı bir sallandı, deprem oldu büyük bir oyun dönmüş İstanbul’da belli. Yine birilerine bir şey yapmaya kalktılar herhalde Allah ayaklarına doladı. İstanbul’un bu kadar sallanması normal değil, bayağı sallanmış İstanbul. Kaç defa üst üste deprem oldu; uyarı. Sonra da Paris’i zaten Milli İstihbarat bildirdi buna rağmen ellemediler. Silah fabrikatörleri falan böyle purolarını yakıp keyifle sırıtmışlardır “sakın ellemeyin” diye. Zaten aradıkları o.

“Sanat, estetik, kalite, modernliğin ve şıklığın tek adresi, tek hocası, tek üstadı Ahmet Muhammed Adnan Hoca.” Vay bayağı uzun. Bir kartvizitim olsa demek ki. Tek değil de üstatlarından diyebilirler ama tek denmez.

Kuran’da Cenab-ı Allah, “Kalemle yazmayı öğrettim” diyor. Hz. Musa (a.s) Tur Dağı’nda taş üstüne Allah’ın hükümlerini yazıyor çekiçle. Elinde taş tabletler var, onları elinden atıyor kardeşiyle karşılaştığında sinirlendiği için, çok üzülüyor, çok müteessir oluyor atıyor. “Onların bir parçasında” diyor, tablet kırılmadı aslında da sadece attı elinden. O bir nüshası işte kutsal sandığın içinde. Hz. Musa (a.s)’ın bizzat eliyle çekiç ve kalemle yazdığı o yazı, Allah’ın bir hükmü. O dağa çıktığında taş tabletler götürüyordu, Allah’ın hükümlerini onlara yazdı.

Yine bir etiket yapalım. “Sevgi insanlığın kurtuluşudur.”

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın IŞİD’le savaşan Suriyeli gruplara yani YPG’nin de dahil olduğu Suriye demokratik güçlerine ikinci kez mühimmat yardımında bulunduğu bildirildi. İsmi açıklanmayan yetkili, Amerikan sevkiyatının karadan yapıldığını ve cumartesi günü tamamlandığını belirtti.

ADNAN OKTAR: Amerikan sevkiyatı zaten gece-gündüz devam ediyor. Sanki ara ara yapıyorlarmış gibi. Amerikalı profesyonel katiller zaten orada. Onlara her gün günlük mühimmat gidiyor zaten ve oradaki bütün PKK’lılara da günlük mühimmat gidiyor havadan. Kara yoluyla da götürüyorlar. Öyle bir şey yok. Kobani’de de hükümet de açıkladı “biz tırla oraya yiyecek götürdük” dedi. Büyük bölümü PKK’nın eline geçti. Bunlar vahim hareketler, vahim bir gelişme. Hükümetin bu konuda hep deşifre eden, olayları ortaya döken, konuyu dünya kamuoyuna taşıyan bir politikası olması lazım.

OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz “MİT’in elinde çok belge vardır, sunsunlar bunu medyaya biz de kullanalım” diye, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela iki yüz ton silah, bir iki yüz ton silah yine, akıl almaz bir silah yığınağı yapıyorlar. Ve bölgeyi adeta cehenneme çevirmeye hazırlanıyorlar. Bu Armagedon planının bir parçası.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Davutoğlu, konuşmasında, “Hiçbir şekilde kibir ve gurura kapılmayacaksınız. 7 Haziran’ın mesajı unutursanız 1 Kasım’da verilen oyun hesabını millet bizden dört yıl sonra sorar. Yukarıdan bir dil kullanmayacaksınız. Eğer bir parti görevlisi görev aldıktan sonra evini arabasını yaşam tarzını değiştiriyorsa, ben o adamı partiye sokmam. Eğer şaibeli bir durum varsa bunun hesabını sorar, yollarımızı ayırırız. Bu konuda benden de hesap sorabilirsiniz. Hanımın çalıştığı yer belli, benim ekonomik durumum belli buna rağmen farklı bir ekonomik değişim görürseniz gelin hesap sorun, ben de sizden hesap soracağım” diyerek vekilleri uyardı. 

ADNAN OKTAR: Şimdi buradaki dürüstlüğü hakikaten Türkiye çapında takdir edilen bir dürüstlük yani hakikaten malla, mülkle, dünyayla hiçbir işi yok. Hakikaten hiçbir zenginliğe de ulaşmadı başbakan olduktan sonra. Hali vakti neyse aynısı, fark eden bir şey olmadı o çok net, o onun bir üstünlüğü. Bu güzel, millet o yüzden onu çok seviyor zaten. Dürüstlüğüne kimsenin bir sözü yok. Bu konuşma da çok mükemmel olmuş, bayağı güzel yani en beğenilen yönlerinden birisi.

Mısır’da düşen uçak sabotaj olduğu belli oldu onun değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet, Ruslar.

ADNAN OKTAR: Rusya son kırk sekiz saatte üç bin sekiz yüz sorti bombardımanı yapmış. Yazık, günah gece gündüz Müslüman ölüyor, onlar da misilleme yapıyor. Bütün dünya diken üstünde. Hâlbuki sevgiyle yaklaşsalar konu bitecek.

Türkiye, sahte pasaport vermiş de göndermiş gibi gösteriyorlarmış teröristleri. Teröristler zaten her yerde sahte pasaport kullanıyorlar. Sanki Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı teröristler alın size sahte pasaport. O zaman silah için Türkiye mi verecek silahı onlara? Terörist silahı kendi bulur, sahte pasaportu kendi bulur. Dolayısıyla şu devlet bu devlet veriyor diye bir şey yok. Bu çok çirkin, iftira bunlar.

Yine piyano devam etsin.

Atılan iftiranın mantıksızlığına bak, Türkiye sahte pasaport verip gönderiyormuş. Peki Milli İstihbarat Teşkilatı niye Fransa’yı uyarıyor? Böyle olay olacak, böyle adamlar geliyor dikkatli olun. Niye uyarsın? Mantığa bak hem uyaran biz oluyoruz. Milli İstihbarat Teşkilatı çok detaylı olarak olayı bildirdi Fransa’ya, böyle bir terör olayı olacak haberiniz olsun tedbir alın diye. Lafa bak.” Türkiye pasaport verip gönderdi” ne kadar çirkin ifade. Hükümeti yıpratmak için en kötü yöntemleri kullanıyorlar. En vicdana uygun olmayan yöntemler Allah’tan korksunlar.

Sayın Ahmet Davutoğlu’nda millet huzur buluyor o insanda. Bütün aileler herkes seviyor. Ben herkesle konuşuyorum ben sevmeyen adamla karşılaşmadım. Bunu AK Parti çok iyi değerlendirmesi lazım. Böyle bir imkân kolay kolay ele geçecek bir imkan değil. Bir de irticalen güzelde konuşuyor, akıcı güzel konuşuyor.

MHP Afyon Teşkilatı’ndan yazmışlar, “Hocam’ın ellerinden öperim. Bunu Hocam okuyabilse keşke. Vatan millet uğruna gençliğini harcamış, Turan ülküsü için hayatını adamış, dilinden zikir düşmez, onu kimseler görmez, Allah’tan başkasından korkmaz benim liderim.” Sabri Duysak. Helal olsun, lidere sadakat çok önemlidir. O insan bütün ömrünü vermiş sanki böyle alelade bir görevmiş gibi. Bu Rahmani bir görevdir yani İlahi bir görevdir. Allah tarafından yönlendirilir bu liderler, sıradan insanlar olmaz böyle insanlar. Mesela CHP’nin Genel Başkanı da öyle, Büyük Birlik Partisi’nin başındaki muhterem kardeşimiz de öyle, bu insanlar alelade insanlar değil. Bu çileyi çekmiş bu yollardan geçmiş insanlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Obama ile Erdoğan görüşmesinde, Obama’nın çözüm sürecinin yeniden başlamasını isteği ifade edildi. Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, PYD’nin tutumunu Türkiye’deki çözüm sürecinin geleceğinin belirleyeceğini belirterek görüşmede Amerikan tarafının çözüm sürecinin yeniden canlandırılmasının Suriye’deki çözüme de olumlu katkı yapacağı mesajını verdiği ifade ediliyor. Görüşmede Erdoğan’ınsa çözüm sürecinin geleceği konusunda ipucu vermediği öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Çözüm süreci diye bir şey yok ki adamlar ülkeyi işgal etmiş çete. Biz çeteyle pazarlık mı yapacağız, mafyayla pazarlık mı yapacağız? Olur mu öyle şey, ne demek çözüm süreci? Adam dağı, taşı silahla işgal etmiş, adamla konuşacağız; lütfen buradan çıkar mısınız? Bizim de sizden isteyeceklerimiz var. Buyurun ne istiyorsunuz? İşte şu Güneydoğu’da bir özerklik, federasyon. Ee? Bir de şu Abdullah Öcalan’ ı bırakın. Başka? Katilleri de bırakın. Ee? İşte daha da var ama şimdilik şunları bir yapın biz de ona göre düşüneceğiz. Mantıkları bu, asla olmaz böyle bir şey.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meclis başkanlığına en yaşlı üye vasfına sahip olan Deniz Baykal yaptı ve konuşmasında şunları söyledi. “Hepimiz aynı siyasi birliğin paydaşıyız. İşte o halka Türk milleti denilmektedir. Laikliği dinsizlik olarak sunmanın nelere yol açmakta olduğunu görüyoruz. Devleti cemaatleştirmenin sakıncalarını görenlerin mezhep ve din dayatmalarının ne sonuçlar doğuracaklarını gördüğünü savunuyoruz.”

ADNAN OKTAR: Deniz Baykal, yaman bir Çerkez delikanlısıdır. Beş vakit namazında, dürüst aslan gibi bir koç yiğittir. Bence meclis başkanı da seçilmeli AK Parti öyle güzel bir jest yapsın, o değerli insanı, böyle güzel bir görevle taltif etsin. Geçen sefer o fırsatı iyi değerlendiremediler, bu sefer yapsınlar. Bayağı aklı başında bir insan ve üslubu da vicdanlı, öyle tarafgir, katı bir tavrı yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’nin geçen yıla oranla savunma giderleri harcaması iki katı arttı. Eylül ayında yüz doksan milyon kırk dört bin lira olan savunma ve güvenlik harcamaları ekim ayında beş yüz on dokuz milyon iki yüz yirmi dokuz bin liraya çıktı. Geçen ekim de bu yılın aynı ayında yapılan harcamaların yaklaşık yarısı kadar iki yüz elli milyon yüz kırk üç bin liralık savunma ve güvenlik harcaması yapılmıştı.

ADNAN OKTAR: Savunmaya harcanan para helal, mecburuz çünkü düşmanımız çok azgın bir de Armagedon hazırlığı da var adamların yani pek şakaları yok. Türkiye’nin Güneydoğusu boydan boya içten ve dıştan işgal edilmiş durumda, PKK işgali var. Sınırların dışı da işgal edilmiş durumda içi de. Amerika da gözümüzün içine baka baka adeta alay eder gibi konuşuyor. Burayı güvenliğe kavuşturduk Türkiye ile beraber diyor sağlam bölge diyor, PKK’nın kontrolüne vermiş sağlam diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul ve Ege’deki 4.2’lik depremlerin ardından Yunanistan’da 6.7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte bir işaret var, bir şey var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da yaşanan terör olayından sonra Müslümanlar’a ırkçı saldırılar yapılmaya başladı. Lille kentinde İslamcılar dışarı yazılı pankart taşıyan grup protesto gösterisi düzenledi Creteil Camii’nin girişi işaretlendi. Bir Müslüman’a ait helal kasabın kapısına ırkçı yazılar yazıldı Fransa’da.

ADNAN OKTAR: İşte bu Armagedon’u başlatmak için Fransız gizli servisi kapıyı açmış. Türkiye uyardığı halde. Ama bunların bu tavrına karşı ısrarla sevgiyi savunacağız. Sevgiyi savunanlar galip gelecektir göreceksiniz. Çünkü biz sevgi ile yaratıldık. Sevgiye göre yaratıldık. Sevgisizlik, acımasızlık mağlup olacak, sevenler galip gelecekler. Hep beraber göreceğiz. Allah’la savaşamayacaklarını görecekler. Şeytanın tarafları mağlup olacak Hizbulşeytan. HizbulAllah onlar da galip gelecekler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İdil’de hendek kazıp yollara barikat kuran ve polisle çatışmaya giren teröristleri etkisiz hale getiren özel harekatçılar gösteri yaptı. Özel harekatçılar Türkiye’m şarkısı eşliğinde silah sıkıp tekbir getirdiler. Dün saban erken saatlerde başlayan ve yaklaşık üç saat boyunca Turgut Özal ve Yeni Mahalle’de teröristlerle çatışmaya giren polis özel harekat timleri teröristleri bölgeden püskürttükten sonra zırhlı araçlar eşliliğin de İdil İlçe Emniyet Müdürlüğü bahçesinde bir araya geldi ve tekbir getirdi. Video var.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Çok sevimli. Yani şu gördüğümüz manzara tabii yüreğimize sevinç getiriyor. İçimize surur getiriyor. Kalbimize ferahlık getiriyor çok güzel. Bir de şu gerçeği görüyoruz ki Milliyetçi Hareket Partisi zannedildiği gibi sırf iktidarda olmakla değil tabanda çok güçlü. Bu gerçeği de görmüş oluyoruz. Polis içinde de, orduda da ülkücü zihniyet -ben yıllar önceki tespitimde de bildiğim gibi- sessiz sedasız oturmuş durumdadır. Ama kimi mesela AK Parti’yi destekler, kimi Milliyetçi Hareket Partisi’ni destekler. Kimi Büyük Birlik Partisi’ni destekler. Hatta belki CHP içinde bile çok vardır yani. Milli istihbarat Teşkilatı’ndan yani yapısı itibariyle devlet zaten devletin yapısı itibari ile devlet felsefesi olarak ülkücü felsefe zeminde oturmuştur. Atatürk’ün üslubuna da baktığımızda ülkücü olduğunu görürüz. Yani ruhunda felsefesinde ülkücülük olduğu görülür. O da Türkiye için bir güvencedir. Yani ülkücülükten kasıt Osmanlı’dan, Selçuklular’dan gelen o devlet terbiyesi geleneği. Vatan için, Allah için, Kitap için, din için kendini rahatça feda eden. Fakir de olsa Allah için yaşayan kabadayı demektir. Delikanlı demektir. Gözünü daldan budaktan esirgemeyen yiğit demektir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey etiketimiz listede yine maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: “Sevgi insanlığın kurtuluşudur.”

ADNAN OKTAR: Ülkücüler de bir şeyler yapmışlar.

Eskiden öyle değildi. Mesela emniyette sol çok rahatsız edici boyutlarda yaygınlık kazanmıştı. Komünistler daha Türkçesi. Komünist polisler vardı bayağı dert çıkıyordu iş çıkıyordu. Sonra yavaş yavaş Süleyman Demirel zamanında başlaması ile olayların,  Demirel rahmetlinin ülkücülere desteği bayağı iyi olmuştu işin doğrusu bu. Yani ülkücü hareket onun zamanında çok güçlendi. Özal da sessiz sedasız destek verdi o zamanlar. Birçok bakan ülkücüydü. ANAP da. Tayyip Hocam’ın da kökeninde ruhunda biraz ülkücü bir fıtrat hissediliyor. Yani ülkücülere kapıyı açıyor gibi görünüyor. Ama tabii ülkücü zihniyeti asıl temsil eden Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi’dir. Yani iki zihniyet. Bir Alperenler bir de ülkücü ocakları. Allah hiç birine zeval vermesin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Van Milletvekili Beşir Atalay, HDP kanadından çözüm sürecinin buzdolabından çıkmasına ilişkin yükselen seslere “Zaten buzdolabında demek yani tekrar bir gün çıkabilir demek. Dolayısı ile o anlam içinde saklı. O güveni inandırıcılığı tabii vermeleri lazım. O epey kaybedildi şu anda. Onun tekrar verilmesi durumunda o buzdolabından her zaman çıkabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Van Milletvekili Beşir Atalay, HDP kanadından çözüm sürecinin buzdolabından çıkmasına ilişkin yükselen seslere “Zaten buzdolabında demek yani tekrar bir gün çıkabilir demek. Dolayısı ile o anlam içinde saklı. O güveni inandırıcılığı tabii vermeleri lazım. O epey kaybedildi şu anda. Onun tekrar verilmesi durumunda o buzdolabından her zaman çıkabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Buzdolabından çıkartıyorsun da yani neyin pazarlığı yapılacak? Yani biz adamlara hangi tavizi vereceğiz? Onlar da bize hangi tavizi verecek? Ben bunu anlayamadım. Bir ara diyorlardı ya baldıran zehri falan yedik, yiyeceğiz. Kan kusacağız işte bilmem ne şurubu içtik diyeceğiz falan. Şarkıcı artist Türkiye’nin işte böyle çeşitli ileri gelenleri falan diyelim Türkiye’nin akıldaneleri mi, en akıllıları mı diyelim? Türkiye’ye dağıldılar bir şeyler anlattılar. Bizi neye ikna etmek istiyorlar ben bunu anlamak istiyorum. Eğer Türkiye’nin bölünmesi ise bunu ölümüne kabul etmeyiz. Bunu unutacaklar. Bunun dışında ise adamlarla biz neyin pazarlığını yapıyoruz ben anlamadım. Buzdolabına girdi buzdolabından çıktı bilmem ne. Kebap dükkânında olur bu. Akşamdan yemekler bozulmasın buzdolabına koyarsın değil mi? Geri çıkartırsın ertesi gün bir daha koyarsın Bu nedir bu? Bizim öyle buzdolabı muhabbetimiz yok. Buzdolabı ile de işimiz yok. Buzdolabına giren çıkan oturan dağılan öyle bir şey olmaz. Biz asker, polis katilleri ile cinsi sapıklarla durum değerlendirmesi yapamayız. Onlarla konuşulacak bir sözümüz de yok. Onların anlayacağı dilden onlara anlatılması gerekiyor bu kadar. Bu da benim gördüğüm ilimle irfanla olur, bilgi ile.

En çok konuşulanlara dördüncü sıradaymışım şu an.

“Adnan Bey, birkaç gündür kıyafet ve masa düzeni değişti nedenini merak ediyorum.” Allah değiştiriyor. Allah kâinatı sürekli değiştirir. Baharda değil mi bambaşka oluyor dünya? Kışın bambaşka oluyor. Allah sürekli değiştiriyor. Değişim güzeldir. Ömür boyu aynı mekan aynı ev. Bazı dedeler oluyor evi terk etmez. Babadan kalma ev oluyor harabe oluyor yine çıkmak istemiyor. Benim çok şükür öyle bir sorunum yok.

OKTAR BABUNA: Sizin bulunduğunuz ortamlar hep değişir maşaAllah. Hep daha güzelleşir.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Aslan Hocam, Hazreti Hızır (a.s)’ın olduğu yıkılmakta olan duvar Azerbaycan’da olabilir mi?” Neriman Mehmedova. Herkes kendi memleketinde zannederse olmaz. O yıkılmakta olan duvar Hz. Süleyman (a.s)’ın duvarı.

“Merhaba Hocam, keşke herkes sizin gibi doğruları anlatsa. Ama bazıları yalan söylüyorlar reyting yapmak için. Sizi severek seyrediyorum yıllardır.” Hüseyin Taşyurt.

Yunus Emre Barkul, “Allah anılırken bacak bacak üstüne atmak doğru mu?” diyor. Kuran’ın hükmü açık. Cenab-ı Allah diyor ki, “Ayakta iken, yan gelmiş yatarken, otururken Allah’ı anın.” Sen eğer bacak bacak üstüne atmışken yahut uzanmışken veyahut işte yürürken Allah’ı anmaktan kaçındığın için ömrün boyunca hiç Allah’ı anmıyorsun. Ama Kuran’ın hükmüne uyarsan ömrün boyunca Allah’ı anarsın. Banyoda da anarsın, cinsel ilişkide de anarsın. Yemek yerken de anarsın, hasta iken de anarsın, koşarken de, eğlenirken de, oynarken de her zaman Allah anılır. Sen Allah’ı unutman gerektiği yerler var zannediyorsun. İnsan rahat oturduğunda rahat uzandığında Allah’ı anamaz diyorsun. Ancak hazır ol da olur gibi düşünüyor. Onun için mesela diyor ki, “Kuran’ın olduğu odada insan uzanamaz. Yatamaz.” Ne yapması gerekiyor? Kendi çıkmayacağına göre Kuran’ı çıkarıyor. Bu da şu anki facianın neticesi. Kuran’ın anlaşılmaması sonucunda bir facia meydana geldi. Uydurma hurafelerle hareket ettiler sonuç bu oldu. Hz. Aişe; terbiyesizlik yapmayın diyor, kadın muhteremdir diyor. O zaman yobazlar böyle söylüyorlar o da böyle söylüyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Kadınların Kuran okumasını da istemiyorlar. Okuma yazma öğretmeyin diyorlar kadınlara.

ADNAN OKTAR: Tabii. Dışarı çıkmasın diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın geniş bir okuyucu kitlesine sahip önde gelen İngilizce gazetesi İran Daily’de ve onun internet sitesinde yeni bir yazınız yayınlandı. Bu yazınızda bazı batılı ülkelerin mültecilere karşı insan hakları değerleri ile çelişen tavırlarını eleştiriliyor, sınırların açılarak ve güvenli geçiş sağlanarak bu soruna bir an önce son verilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu yazınız aynı zamanda İran’ın resmi devlet haber ajansı IRNA’da da yayınlandı. 1978 yılında Katar’ın eski Başbakan Yardımcısı Abdullah bin Hamad El-Atiye tarafından yayınlanmaya başlanan ve ülkenin dört İngilizce yayın organından biri olan prestijli yayın organı Gulf Times Gazetesi ve internet sitesinde ilk defa olarak bir yazınız yer aldı. Yazınızın başlığı “Türkiye-Katar dostluğu Ortadoğu’da birlik ve barışın önemli bir teminatıdır.” Sizin yazınızın yayınlandığı aynı gün Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan da bir yazısı yer aldı aynı gazetenin aynı sayfasında. New York merkezli bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily’de “Mülteciler Avrupa Birliği’nde kötü çalışma koşullarına maruz kalıyorlar” başlıklı makaleniz yer aldı. Bu makalenize sitesinde ayrıca yer veren MBC Times sitesi aynı zamanda Fransızca olarak “Her kırk saniyede bir intihar gerçekleşiyor” başlıklı makalenizi de yayınlandı. “Özgürlükler beldesi Amerika tehlikede mi?” başlıklı makaleniz Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinden New StreetsTimes’ın gazete baskısı ve internet sitesinde yer aldı bu hafta. Diplomacy Pakistan News haber sitesinde çıkan yeni bir yazınız var, başlığı şöyle “Batı, Ortadoğu’da kimi silahlandırıyor?” Kırgızca olarak Barakelde sitesinde yayınlanan beş yeni makalenizin başlıkları şu şekilde “Kuran’da gerçek cihat”, “Hücrenin içindeki sistemler”, “Hücrede enerji üretimi”, “Hücredeki protein üretimi” ve “Mucize moleküller: Proteinler.” Seçimlerin sonuçlarını değerlendirdiğiniz “Türkiye’deki diğer yüzde elli” başlıklı yazınız Boşnakça dilinde The Bosnia Times sitesinde çıktı. “Kimsenin görmediği kimsenin duymadığı ülke Yemen” başlıklı makaleniz Arapça yayın yapan Sasa Port Media haber ajansında yayınlandı. Amerika merkezli haber sitesi Jefterson Corner’da “Terörizm ve Türkiye” başlıklı makaleniz yer aldı. Son olarak News Rescue sitesinin bu hafta yer verdiği yazınız “Kuzey Kore sitili diktatörlüğün kurulması engellenmelidir” başlığını taşıyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah dünya çapında, Allah’ın bize bir lütfu. Bana Lütfu ilahi. Cenab-ı Allah böyle bir güzellikle beni şereflendiriyor. Nimet Allah’tan. Yazıyı yazan Allah, kaderde ben görüyorum. Kalemle yazmayı öğreten diyor Cenab-ı Allah. Kalemle yazan da Allah’tır. Biz bir hiçiz. Mutlak varlık olan Allah’tır. Onun tecellisiyiz. Varlık olarak biz bir hiçiz. Allah’ın ruhunu taşıyoruz. Ne güzel şeref bak, Allah ruhundan üfürüyor bize. Ruhundan değil mi? Ne kadar büyük bir onur, güzellik. Ruhumdan üfürdüm diyor Allah. Kendi ruhunu veriyor bize. İnsan çok mukaddes bir varlık.

Türk Bozkurt, “Hocam, Erdoğan “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıyorum” dedi. Ülkücülere “kafatasçı zihniyet” dedi. Nasıl bu ülkücü olur?” Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıyorum dediği ırkçılık. Kuran’ın emrettiği nedir? Irkçılığı kaldırın. Irkçılık haysiyetsizliktir. Korkunçtur. Mesela PKK ırkçıdır. Dehşet verici. Saf Kürt ırkının üstünde duruyor. Biz insanları ırkı ile değil imanı ile takvası ile değerlendiririz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin milliyetçilik anlayışında ırk yok. Hars milliyetçiliği vardır. Rahmetli Atatürk ne diyordu? Türküm diyen herkes Türk’tür. Arap, Laz, Ermeni kim olursa olsun. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın dediği faşizan ırkçı, genetik ırkçı kafadır. Onu ayaklar altına alıyorum diyor. Ülkücülere kafatasçı zihniyet demez çünkü devlet kadrolarına hep ülkücüleri aldı. Halen de almaya devam ediyor. Hükümete de Tuğrul Türkeş’i aldı o da ülkücü. Kafatasçı olarak görse niye alsın? Ülkücülerin içerisine sızmış, sızmaya çalışan genetik ırkçılar vardı. Ülkücüler onların hepsini temizledi. Koymadılar, partiye demokratik bir mücadele vererek koymadılar. Kafatasçı bak adı üstünde kafatasçı, kafatasını ölçüyor adam ona göre karar veriyor. Onu kastediyor Tayyip Hoca. Ülkücüleri sever Tayyip Hoca açıkça söyleyeyim. Ülkücü zihniyet hep aklı başında hareket ediyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin de çok emeği geçti bunda. Bak hiçbir olay çıkmadı şu ana kadar. Hep nezaketli makul bir çizgide gidiyor. Tayyip Hoca zaten saf kan ülkücüdür de demedim yani. Konuşmaya dikkat edersen kısmen dedim yani kısmen. Ülkücü ruh vardır dedim. Halis ülkücü olmak ayrıdır. Ona kalırsa bizim milletin tamamı ülkücüdür yani. Ama kimi yüzde yetmiştir, kimi yüzde ellidir, kimi yüzde yirmi ama ülkücü zihniyet hakimdir. Osmanlı ülkücüydü. Selçuklular ülkücüydü. Alparslan ülkücüydü. Fatih Sultan Mehmet ülkücüydü. Rahmetli Atatürk ülkücünün hasıdır mesela. O hakikaten tam ülkücüdür. Büyük Türkiye’yi anan, isteyen herkes ülkücüdür. Vatanını, milletini, bayrağını seven herkes ülkücüdür. Allah Kitap uğrunda ölmeyi göze alan herkes ülkücüdür.

Mesela oğlu Yağmur Adsız anlatıyor babası sürekli eve gelen misafirlerin kafatasını ölçüyormuş. Hoş geldin oturun falan kafanızı bir ölçeyim kumpasla falan. Kafatası çapını önden arkadan, alıp onları deftere işliyormuş. Kafatası dediği o işte, hakikaten kafatası. Şu anda var ama çok çok az. Orada burada ender nadirattan bodrum katlarında bulursun. Böyle kafatasçılar var. Ama Milliyetçi Hareket Partisi içersinde asla yer alamazlar. Yani ta eski devirde onları partiden attılar. Çok eski devirde.

Kalender, “Mehdi (a.s) ne zaman çıkıyor?” İşte Allah’ın kurduğu bir sistem var. Saat nasıl kuruluyor? Allah da dünyayı kurmuştur. Zamanı geldiğinde saat nasıl çalıyor? Mehdi (a.s) de öyle ortaya çıkar. Yani o konuda hiç telaş etmeye gerek yok. Dünya kurulmuş düzeninde gidiyor. İsa Mesih de vakti geldiğinde mecburen çıkar. Kader onu çıkaracak. Kader içinde çıkacak, Allah çıkaracak inşaAllah.

“Başkaları saatlerce tartışma programları yaparken Sayın Adnan Oktar tek cümle ile olayı özetledi. “Allah’la savaşamayacaklarını görecekler” çok net” diyor. Doğru. Allah’a meydan okuyorlar. Allah hepsini helak ettiğini herkes görecek. Hepsi mağlup olacak. Şeytan hizbi mağlup olacak.

Hazreti Ayşe diyor ki “Ben yatıyordum yatakta” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) namaza dururdu. Kıbleye dönerdi, ben de orada yatakta yatar olurdum. Bana karşı namazını kılardı. Benim yanımda namazı bozan şeyleri saydılar” diyor o zamanın bağnazları. Ta o zamanda başlamış bela. “Dediler ki köpek, eşek, kadın namaz kılan birinin önünden geçerse namaz bozulur.” Bak görüyor musun nasıl atış yapıyorlar? “Ben de dedim ki “hanımları haşa köpek konumuna soktunuz. Halbuki Peygamber Efendimiz ben onun yatağında onunla kıble arasında yatarken namaz kılıyordu” diyor. Yani “Siz Peygamber (s.a.v.)’den daha mı iyi biliyorsunuz?” diyor -haşa-.

Evet, Fikret Bey dinliyorum sizi.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın Ankara Büyükelçi John Bass, Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Türkiye ile ortak operasyon yapacakları yönündeki açıklamasının detaylarını paylaştı. Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry; CNN’e IŞİD karşı Türkiye ile ortak operasyondan bahsettiği saatlerde Amerika’nın Ankara Büyükelçisi John Bass de yeni seçilen vekillerin yemin törenini izlemek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde idi. Bass, Kerry’nin açıklaması ile IŞİD’in kontrolündeki sınır bölgesinde örgütün insan ve mal kaçakçılığını engellemek amacı ile yapılacak ortak operasyonu kastettiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Türkiye için en büyük tehlike PKK’dır. Biz PKK’yı bırakıp bizimle alakası olmayan işlere girmeyiz. Amerika da yakamızdan düşsün. Bu adamları sokmasınlar içeri çok gıcık hareketleri, çok rahatsız edici. PKK’yı adam sıfır tehlike görüyor. Yüzlerce kilometre alan PKK’nın kontrolüne girmiş. Türkiye’nin içinde de işgal var. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması var, biz neyin peşindeyiz adamlar neyin peşinde? Bu kadar ferah olmaları inanılır gibi değil.

Anadolu Sevdalısı, Fuat Avni Ağabey, “Davutoğlu mu dürüst? Bir tane örnek verebilir misin?” Davutoğlu’nun dürüstlüğünü bütün Türkiye görüyor. Sen göremediysen sana ne diyeyim ben? Elinden yüzünden akıyor dürüstlük. Hayır, yanlış bir şey yaptığında uyarıyorum zaten, söylüyorum. O konuda halim bir üslupla anlatım zaten herkesin üstüne bir borçtur. Dili dönen anlatabilen anlatsın eleştirecek tabii ki. 

Hülya, “Allah seni sonsuza kadar delicesine sevmemi nasip etsin” diyor.

Barış Taş, “Hocam sesiniz çok güzel” diyor. MaşaAllah.

“Hocam sizi dinlerken Allah’tan en çok istediğinizin Allah’ın sonsuz aşkı olduğunu söylemiştiniz. Bunu bizim istememiz imtihan ağırlığını artırır mı? Buna dayanamama gibi durum oluşabilir mi?” Olur mu? Allah aşkı çok zevklidir, güzeldir, Allah’ın lütfudur. Ne kadar Allah aşkı artsa o kadar güzel.

Evet dinliyorum ben Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Paris’teki saldırıların ardından Amerika’da Teksas, Arkansas, Indiana, Illiyonis, Louisiana, Alabama ve Michigan eyaletleri güvenlik endişesiyle Suriyeli sığınmacıları kabul etmeyeceğini Beyaz Saray’a bildirdi. Göçmen kabul edilmesi konusu federal yönetimin yetkisinde olduğu için Beyaz Saray’ın bu açıklamalara nasıl yanıt vereceği önem taşıyor.  

ADNAN OKTAR: Bak amaç belli oldu. Şimdi bak bu tip eylemlerde kim ne çıkar sağlar ona bakmak lazım. Mesela Ankara bombalamasında kim çıkar sağladıysa bakıyoruz aynı. Mesela Paris’teki bombalamada da aynı çıkarı sağlıyorlar. Yani Suriyelileri yok etme kafası var. Hadi sana sığınmadı; para ver adama, yiyecek ver onu da kabul etmiyorsun. Üst baş ver, kıyafet ver. Eğitimini sağla, sağlığıyla ilgilen. Denizde boğuluyor, yardım istiyor gemiyle yanından geçiyorlar el sallayıp geçiyor. Bu bir cinayet olur bu.

“Sayın Bahçeli bütün ömrünü davasına vermiş candan halis bir ülkücüdür, dava insanıdır kıymetinin bilinmesi gerekir” sözüme karşılık Soner Yıldırım “Hocam bir ömürde koltukta oturulmaz ki.” Ne kadar oturacağını sen tespit edemezsin, sevenleri tespit eder. Bu izafi bir şeydir mesela bir yıl başkanlık yapar sen dersin ki fazla. Olmaz. Çakı gibi Sayın Devlet Bahçeli. Vakit geçtikçe tecrübesi artmış oluyor. Bir de hiçbir çıkarı yok Allah rızası için yapıyor. Dava adamları son anına kadar dava adamıdır. Erbakan Hocam komaya girdi daha hala liderdi. Hizmet ediyordu. Artık koma halindeydi yatakta böyle. Taşın üstünde teyemmüm ediyordu taşla, namazını kılıyordu. Oradan daha hala ağzını zor açıyordu yine partiyi idare ediyordu.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli’nin bugün meclisten konuşmasından bir bölüm vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Milliyetçi Hareket Partisi’nin zayıflaması, kaybetmesi hatta baraja takılması maksadıyla siyasi tarihimize kara bir leke gibi geçecek her neviden saldırı icra edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi ilkelerinden ödün vermeden, inandığı doğrulardan sapmadan yolunda kararlı ve emin adımlarla yürüyecektir. İçimizden veya dışımızdan hiç kimse boş yere hesap yapmamalı. Boş yere Milliyetçi Hareketin istikrarsızlık sarmalına düşeceğini zannetmemelidir” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli bugünkü meclis konuşmasında, “Milliyetçi Hareket Partisi’nin zayıflaması, kaybetmesi ve hatta baraja takılması maksadıyla siyasi tarihimize kara bir leke gibi geçecek her neviden saldırı icra edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi ilkelerinden ödün vermeden, inandığı doğrulardan sapmadan yolunda kararlı ve emin adımlarla yürüyecektir. İçimizden veya dışımızdan hiç kimse boş yere hesap yapmamalı. Boş yere Milliyetçi Hareketin istikrarsızlık sarmalına düşeceğini zannetmemelidir. Partimizin tüm kadroları sabırla, özveriyle inanmış bir yürekle görevlerinin başındadır” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Milliyetçi Hareket Partisi’ne eğer bir mühendislik uygulanırsa bu, yapanın çirkinliği olur. Milliyetçi Hareket Partisi’ne de hiçbir şey olmaz. Çünkü bir fikir partisi, bir misyon partisi sen ne yaparsan yap balistik çelik gibi ayakta kalır. Büyük Birlik Partisi de öyle. İsterse sıfır virgül sıfır oy alsın. Hiç fark etmez. Bunlar dava partileri, Saadet Partisi de öyle.

YPG, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğinde Halep’e saldırıyormuş. Bu doğru mu haber? Harita üstünde bana Halep’i göster. İşte onların amacı, Amerika’nın da amacı o bölgeyi tamamen ele geçirmeleri, oradan o aradaki bağı da, o ara bölgeyi de Türkiye’ye boşalttırmak istiyorlar. “Türkiye IŞİD’le savaşsın burayı boşaltsın” diyorlar. Şimdi o asıl parçayı aldıktan sonra Akdeniz’e ulaşmış oluyorlar. Aradaki o koridoru da Türkiye’den rica ediyoruz diyorlar. Bombalıyor mu diyor asker mi sokuyor ne yapıyorsa yapsın boşaltsın YPG’ye teslim etsin diyorlar. Böylece ta Karadeniz’den Akdeniz’e kadar Komünist Kürdistan’ın haritasını çıkartmış olacaklar. Bu hayat memat meselesi. Ve bütün Müslüman alemini Stalinist, komünist PKK’ya kırdırmak istiyorlar. Müslümanlar’ı komünistleştirmeyi de bunlara görev olarak vermişler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransız Le Monde Gazetesi, Akdeniz’deki Rus gemilerinin Suriye’deki DAEŞ hedeflerine roket saldırısı düzenlediğini Fransız uçaklarının da eş zamanlı olarak hava operasyonu yaptığını yazdı.

ADNAN OKTAR: Ama karadan hiçbiri gelmek istemiyor ne hikmetse.

“Sevgili Adnan Hocam yine her zamanki gibi muhteşemsiniz sizi çok seviyoruz” Turan Kaya. Allah razı olsun. Kendine bakıyorsun aynada kendini görüyorsun.

Memedli, “Hocam sizi her gün Rusya’dan dinliyoruz. Sizinle gurur duyuyoruz. Bayraklarımızı da bir görüp çok sevindim.”  

Bir Alevi kardeşimiz yazmış,  “Gönlü güzel kıymetli Adnan Hocamız canımız selam diyorum.” Aleykümselam. “Özellikle ciddi ve ağır duruşunuz sizin kemalinizin belirtisidir. Çok da yakışıyor sizlere. Her konuda derin ve adil düşüncelerinizle gerçekten takdirlerimizi kazanıyorsunuz. Evet dünyada zalim kol geziyor. Mukaddes İslam dinimize düşman gözüyle bakılıyor. Yaşanan olaylardan sonra bazı çevrelerce siz de belirttiniz sevgi ve Mehdiyet inşaAllah hakim gelecektir. EyvAllah dost, selametle Alevi kardeşiniz fakir Ahmet.” MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mısır’da düşen uçağın terörist bir saldırıya uğradığının ve patlayan bir bombanın düşmesine sebep olduğunun belirlenmesinin açıklanmasının ardından konuşan devlet başkanı Putin “Sorumluları bulacağız özel kuvvetleri görevlendirdim” dedi bunun için. 

ADNAN OKTAR: Sorumluları bulacağız ne fark edecek? Olan olmuş, ölen ölmüş. Başlangıçta tedbir alınması lazım. Adamlar da orada netice almış oluyorlar çünkü bir daha uçak seferi yapılmıyor. Rusya’nın da orada hatası sevgiyle yaklaşmaması. Dünya ülkelerinin en büyük hataları hep şiddetle meseleyi halletmeye kalkmaları. Sevgiyle bilgiyle halletmek akıllarına gelmemesi bir mucize. Bundan daha kolay ne olur? Bir adam mesela sarhoşu bile ikna etmek mümkün oluyor, deliyi bile ikna ediyorsun. Konuşarak halledersin. Adamı komünist hale getirdilerse yanlışlığını anlatırsın. Terörist hale getirdilerse ikna ederek doğrusunu anlatırsın insan bu nihayetinde.

“Hocam aslansınız” diyor Bozkurt. “Türkler İslamiyet’ten önce de Allah’a inanıyor muydu? Oğuz Kaan Hz. Zülkarneyn olabilir mi?” Türkler İslamiyet’ten önce tabii İslam’ın bozulmuş bir şekline inanıyorlardı. Çünkü Gök Tanrı diyor yani her şeye egemen Gök Tanrı. Belli ki Allah’a inanıyorlar. Mesela kadınlara sevgileri, saygıları çok yüksek. Kadın kesin söz sahibi. Her yerde hürmet görüyor. Kimse kadınlara sarkıntılık yapması bir olay yok tahayyül dahi edilemiyor eski Türkler’de.

Ali Said, “Hocam Allah sizi dinlemeyi nasip etti. Bu akşam yaptığınız yorumlar çok önemli. Siz çok değerli bir insansınız. Allah razı olsun.” Değerli olan sizsiniz.

“Adnan Hocam dünya görüşünüz ve siyasi düşüncelerinizle tamamen hemfikiriz. Başarılı örnek yayıncılığınızı takdir ve tebrik ediyorum.” Ufuk. “Saygılarımla.”

“İmajınızın tarifi yok Hocam. Hocam sizi büyük bir keyifle izliyorum. Samimi söylüyorum sabahlara kadar siz ekranda olun ben TV başında” diyor. Kadir Akın.

Bu masaların görüntüsü cennet masası görüntüsünde. Allah şişelerde, başka böyle süslü kupalarda içki dağıtımı olacağını söylüyor Kuran’da. Ve “üstleri mühürlü” diyor. İbriklerle veyahut hoş olan şeylerle. Ve “kadehlerle” diyor “içerler” diyor. “Sakiler onlara bu içkileri dağıtır” diyor. Ama bunlar alkollü içki değil baş ağrıtmıyor, rahatsızlık vermiyor. Kuran onu da belirtmiş. Burada ki içkiler de alkollü içki değil baş ağrıtmıyor, rahatsızlık vermiyor aynı Kuran’daki gibi. “Nereye baksan bir mülk görürsün, bir güzellik görürsün” diyor Allah. Burada nereye baksan bir mülk ve güzellik görüyorsun. “Yeşillikler içindedir” diyor Allah burada da yeşillikler var. “Çiçekler içindedir” diyor Allah. “İnsanların yüzünde iman parıltısını görürsün” diyor herkeste burada iman parıltısı var. “Huriler şarkı söyler” diyor. “Dans ederler” diyor aynısı var. Allah anılıyor. Herkese saygı sevgi var. Herkes nezaketli, kültürlü, görgülü, afif. Mis gibi bir hava var. Herkes nasıl davranacağını, nasıl hareket edeceğini biliyor.

Teoman Kalemdaroğlu; “Hocam şu an sizi izliyorum maşaAllah çok dinçsiniz. Bu kadar güzel insanın da bir arada olması da çok güzel” diyor.

Bayram Yanya; “Adnan Hocam’ı dinledikçe sevgi dolar gönüllere, huzuru arayanlar bir göz atmalı sohbetlere.”

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Mısır’da turizme teşvik için Şarm El Şeyh’e gelen yabancı turistleri Ezher hocaları ellerinde çiçeklerle karşılıyorlar. Fotoğraf vardı. Fotoğraf gösterebiliriz. Mısır’dan Rusya’ya giden uçağı IŞİD’in düşürmesiyle Mısır turizmi durma noktasına gelmişti.

ADNAN OKTAR: Yazık. Hoca efendileri böyle şeylerde kullanmak, onları küçük düşürüyorlar, çok acı bir olay. Yani polis talimat vermiştir, onlar da onu yapıyordur. Ne hallere getiriyorlar Müslümanlar’ı? Yazık günah yani. Onların ne üstüne vazife, ne alakası var turist karşılamak?

Emir Doğan; “Adnan Bey, ben Türkçe öğretmeniyim. Eserlerinizden birkaçını inceleme imkanım oldu. Gerçek şu ki; gerek baskı kalitesi, gerek üslup ve anlaşılabilirlik, gerekse tefekkür zenginliği bakımından eşsiz eserler olduğu açık, dini yaşanabilir şekilde anlatan, hem de bilimsel içerikli eser bulmak günümüz İslam toplumunda çok nadir rastlanan bir durum. Ayrıca eserlere hep ücretsiz erişme imkanı tanımanız da size duyduğum sevgi ve saygıyı müthiş artırıyor. Saygılarımla.” Doğru maşaAllah.

Fransız düşünür Victor Hugo yüz elli yıl önce şöyle bir söz söylemiş; “Paris’te bir adam öldürülürse bu bir cinayettir fakat Doğu’da elli bin insan boğazlansa” “fakat” diyor bak Doğu’da elli bin insan boğazlanırsa bu sadece bir meseledir” diyor yani değersizdir diyor önemi yoktur diyor.

Osmanlı torunu Faruk; “PKK’ya karşı yaptığınız çalışmalar çok başarılı” diyor.

Hakan FB; “IŞİD daha ne kadar silah yığılmasını bekleyecek? YPG’nin gücü muazzam artıyor tüm dünyanın gözü önünde.” IŞİD müdahale mi etsin diyor? Olur mu öyle şey? Tek yapılacak şey sevgidir. İlimdir, akıldır. Dehşet dehşeti getirir. Silah silahı getirir. Kan kanı getirir. Öyle yol olmaz. Öyle bir yöntem olmaz.

Afrin ve Kobani Halep’in ilçeleri biliyorsunuz. Cerablus’u da alırlarsa PKK ,merkezde Şam rejimi var. Bütün Halep ili PKK’nın oluyor o zaman. Amerika’nın planı da bu. 2012’den beri YPG o bölgede tüm muhaliflerle savaşıyor. Bütün Müslümanlar’a savaş açmış durumda. Yani o bölge Türkiye tarafından temizlenirse Özgür Suriye Ordusu o bölgeye gelemiyor. O zaman sadece PKK’nın kontrolü olmuş oluyor. Cerablus Halep’in ilçesi olduğu için, Halep de merkezde Şam rejimi var. Şimdi PKK’nın asıl amacı Şam rejimini ele geçirmek ve bütün bölgeye Stalinist komünist bir Suriye kurmak. Ama bu zaten Suriye’nin, Baas’ın genel felsefesidir. Baas zaten Stalinist’tir, Stalinist komünisttir. Ama PKK militanları bu ölmüş sistemi yeniden diriltip bölgeye hakim ediyor, yaptıkları bu.

Şimdi aşağıdaki piyanoyu dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü