Harun Yahya

Sohbetler (18 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş gediniz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’ya bölge halkından da darbe geldi. Silvan’da PKK’nın silahlandırdığı 2300 kişi silahlarını attı. Çatışmadan kaçan aileler Silvan’ı terk ettiler.

ADNAN OKTAR: 2300 kişiye silah dağıtmışlar.

BÜLENT SEZGİN: Silah dağıtmışlar, silahları bırakmış halk da.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte bak zorla olmaz bu işler. Ne kadar akılsızlar. Bu devrimci duygusal gelenek, Marksist mantık çok akıldan uzak, mantıktan uzak bir görünümde oluyor. Yani halkı bir silahlandırırız hemen ayaklanırlar. Her şey kolay geliyor onlara. Özellikle Birinci Dünya Harbi dönemlerinde o zamanlarda iletişim yoktu halk aydınlanamıyordu. Ama şu an Güneydoğu halkı aydınlandı. Gece-gündüz PKK’nın ne mal olduğunu anlattık. Ve Güneydoğu’da en çok izlenen kanalız. Dolayısıyla PKK’nın ipini pazara çıkardık, bundan sonra unutsunlar. Dümdüz oldular.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Fransa’da terör eylemi yapıldığı düşünülen kişilere karşı operasyon yapıldı. Saatlerce süren çatışmalar sonucunda bazı polisler yaralandı. İkisi ölü, yedi kişi gözaltına alındı. Operasyona Fransız askerleri de katıldı. Fransa’da olağanüstü halin üç ay daha uzatılması gündeme geldi. Ayrıca bugün iki Fransız uçağı bomba şüphesi sebebiyle acil iniş yaptı.

ADNAN OKTAR: Sertlik, alaycılık falan değil de sevgi, merhamet, akıl ön plana çıksın. Dindar Fransa kurtulur. Böyle panikle, panik zaten terörün iştahını iyice kabartır. Böyle olmaz. Allah sevgisi, Allah korkusunu ön plana almaları lazım. Nefret üslubu, bombalama üslubu bu hiç olmaz.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ne diyor? “Terörle ilişkisi olduğu anlaşılan herkesi sınır dışı edeceğiz” diyor. Türkiye’nin PKK’ya uygulaması gerekir bu sistemi işte. Adamlar PKK bayrağıyla sokakta geziyor. Polis yakaladı mı işlem yapılacak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılacak. Ne yapıyorsa yapsın. Yöntem bu olmalı. Bak gösterdikleri reaksiyon, bir eylemde adam üç ay olağanüstü hal ilan ediyor, yer-gök birbirine giriyor. Türk milletinin canı azizdir, değerlidir. Bizim milletimizin, insanlarımızın canı azizdir. Oradaki alınan tedbirlerin daha mükemmelini almamız lazım, böyle olmaz. Yüz bine yakın terör eylemi yaptı PKK, elli bine yakın insanı şehit etti. Sadece altı ayda üç bin çocuğu dağa çıkardı. Bu Fransa’da olsa üçüncü dünya harbi çıkardı, müttefikleri falan da desteklerdi. Ama PKK’ya Fransa tabiiacımasızca destek oluyor. PKK’lıları saraya çağırıyor Hollande, “Oo hoş geldiniz beyefendiler buyurun, teşekkür ederiz ziyaret ettiğiniz için, ne güzel faaliyetleriniz var” tarzında bir üslup geliştiriyorlar.

OKTAR BABUNA: Mecliste de konuşma yaptırdılar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Fransız meclisinde PKK’lıları konuşturuyorlar, alkışlıyorlar onu da, iftihar ediyorlar. PKK’ya adamların bakış açısı bu ama kendilerinde terör olsun istemiyorlar ama Türkiye’deolsun istiyorlar. Böyle olmaz. Bunu her yerde vurgulamak lazım. Fransa Müslümanlar’ı ucuz görmeyecek. Ucuz görürse bu olmaz.

OKTAR BABUNA: Dün Victor Hugo’nun sözünü hatırlamıştınız Hocam, “Bir Fransız ölürse cinayet olur, elli bin Ortadoğulu öldürülürse mesele olarak kabul eldir” diye.

ADNAN OKTAR: Bir problem var derler diyor o kadar.

Karadeniz’de bol bol tütün ekimi var, bol bol çay ekimi var. İşin vahim yanı ikisi de insana yaramayan şeyler. Orada çok büyük yanlışlık yapılmış. Karadeniz’de avokado olur, meyveler güzel, sebzeler yetiştirilmesi lazım faydalı şeyler. Dağ-taş çay, dağ-taş tütün. Tütünle bizim ne işimiz var? Tütün ekimini durdurmak lazım. Onu teşvik edecek hiçbir şey olmaması lazım. Ama mesela tütün bahçesini sebze veyahut meyve bahçesine çevirenlere teşvik uygulanması lazım. Türkiye’de tütün kalmasın. Ne kadar ürkütücü bir şey, onu özenle de hazırlıyorlar yaprakları tek tek dizerek emek vererek. Zehir, neyini hazırlıyorsun onun? Bazen dışarıya çıkıyorum, genç kızlar falan bir elinde telefon bir elinde sigara. Telefonu hiç bırakmıyor, kulağına yapıştırıyor konuş konuş nedir bitmeyen bu konuşma? Daha da olmazsa telefonda bir şeylere bakıyor, onunla yaşıyor yani arkadaşı, avucunun içinde arkadaşı böyle. Bütün dünyası telefonu. Çeşitli şirketler de işte dedenle konuşursan bedava, halanla konuşursan size piyango çıkacak bilmem ne daha da teşvik ediyorlar. Zaruri olduğunda telefonla konuşulur. Ben çok çok nadir telefonla ayda yılda bir telefon ederim. O da eğlenmek için zevkine yani. Telefonda ne bitmeyecek konu? Sevdiğin varsa akşamzaten gider görüşürsün yahut sabah görüşürsün karşılıklı konuşursun. Telefonda bitmeyen nedir yarım saat? Ailesiyle konuşuyor mesela dırdırdır iki saat, iki buçuk saat. Kardeşim hallolmayan nedir? Sen zeki akıllı insansın, insan bir dakikada bitirir. Bir türlü halledemiyor böyle kararsız Kasım gibi “Yapsak mı acaba yapmasak mı acaba?” falan. Söyle gitsin. Birbirlerinden görüyorlar uzun telefon konuşmalarını telefon şirketleri de teşvik ediyor “sabaha kadar konuş” bilmem ne “eğer dedense bedava.” Öyle yaparsan adam bütün işin gücünü bırakır onunla uğraşır. Bu işlerde bir ayarlama, düzenleme, yönlendirme güzel olur, tavsiyeler güzel olur.

Şimdi Leyla Zana da bunu söyledi, adamlar baktım akşamları ağızlarında bir şeyler geveliyorlar. Diyorlar “Bu nedir? Nihayet Allah’ın kanunu değil ya değiştirelim, herkes istediği gibi yemin etsin.” Bu nereye gider, değil mi? Adam mesela Kürt milleti adına yemin eder yahut Arap milleti adına yemin eder. Adam Arapça da konuşuyor kasten yapıyorlar.

KARTAL İŞ: Figen Yüksekdağ “Tolere edilmeli” diye bugün açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Tolere hiç edemeyiz. Tolere edilecek bir şey yok. Çünkü bu bir planın küçük bir parçası, bir bölümü. Bunu kabul ettirdikten sonra öbürlerini de kabul ettirecekler. Başlangıcından hiç kıpırdattırmamak lazım. Yani bunun bir proje olduğu açık belli planlanmış, öyle rastgele söylenmiş bir şey değil. Ve bunun içeriden de destekçisi olduğu anlaşılıyor, destekçileri olduğu anlaşılıyor. “Sen bir söyle arkası gelir” mantığında birileri bir şey söylemiş. Bir dürtükleme var. Bu olmaz. Türk milletinin şu an bütün dikkati bu konunun üstünde. Büyük bir itinayla takip ediyoruz. Çünkü Türklük denilen şey, Fransızlık denilen şey, Almanlık denilen şey o milletin o topraklar içindeki bütünlüğü, o insanların bütünlüğü. Türkiye’de en az yüz çeşit etnik köken vardır en az. Afrika kökeninden tut Çin kökeni hepsi vardır. Japonluk, Türklük, Çerkezlik, Nogaylık, Kürtlük, Abazalık aklına gelen her şey.

Yine sevgi etiketi yapalım. “Sevgi çözümdür” diyebiliriz. Çünkü şu an asıl olay o yönde gidiyor.

Halkı telefon müptelası yaptılar adeta bir kısmını. Sigara tiryakileri oluyor ya müptela oluyor adam yahut alkole müptela oluyor, telefon iptilası oluştu. Arkasından televizyon dizisi iptilası başladı. Adam yemeğini dahi yemiyor televizyondaki diziyi seyredeceğim diye. Her şeyi bırakıyor, nefesleri kesiliyor, hayat iptal oluyor. Ticari görüşmesi varsa durduruyor, bir şey yapacaksa durduruyor her şeyini iptal ediyor. Böyle bir şey olmaz, olmaması lazım. Futbol maçının naklen yayınıyla, dizilerle, telefonlarla insanları adeta düşünemez hale getiriyorlar. Kötü niyetle yapmıyorlar ama sonuç bu oluyor düşünemiyorlar birçok insan. Mesela en fazla iki yüz kelimeden oluşuyor konuşma dağarcığı. Ufku çok dar oluyor. Bir şey düşünemiyor, bir konuyu araştıramıyor, derinlik olmuyor. İnternette görüyoruz baktığımızda, adam meramını da anlatamıyor ve her şeye karşı öfkeli. Mesela Türkiye-Yunanistan maçı oluyor yuhluyorlar. Neyiyuhluyorsun? Yüzlerce sene beraber Osmanlı’da kardeşçe yaşadın, dostumuz, komşumuz bir ülke neyini yuhluyorsun? Kardeşlik böyle mi olur, sevgi böyle mi olur? Yuhlanacak ne var? Mesela evlerde falan da öyle, oturuyorlar kızın elinde telefon, öbür çocuğun elinde de telefon habire telefonla uğraşıyor. Ya telefonda oyunlarla oynuyor, ya arkadaşına mesaj gönderiyor, ya mesajlarına bakıyor ama bütün ömrü orada geçiyor. Bu eziyet, kalk bir hareketlen şöyle güzel şeyler yap. Oku, araştır, hareket et. Hastaneye gidiyorlar, hastaneden selfie çekiyoruz diye, sanki böyle çok eğlendirici bir durum varmış gibi onu bile. Mesela ayağı kırılıyor onu çekiyor onu paylaşıyor, kaburgası kırılıyor sargılarla onu paylaşıyor. Bu kadar kendilerini yoracak, bu kadar zihinlerini çelecek hale getirmeleri doğru değil. Biraz rahat yaşayacakları gibi olması lazım. Mesela bir yere gidiyorlar, güzel bir şelale veyahut güzel bir araba yahut güzel bir manzara görüyorlar sadece fotoğrafını çekmeye uğraşıyor. Fotoğrafı nasıl çekebilirim? Kendisi oturup ona bakıp, ondan zevk alıp tefekkür etmek yönünde olmuyor. Fotoğrafı çekti mi çekip gidiyor. Bir bak güzelliğine, değil mi? Şöyle iman gözüyle değerlendirme yap “Allah ne güzel yaratmış” de. Caddelerde sıçrıyorlar havaya o anda fotoğrafını çekiyor ayakları yerden çekilmiş yerçekimine karşı hani böyle uçan adam havasında. Hayır güzel neşelerini vurgulamak için ama bütün hayat da bununla geçmez. Sürekli bir şamata, bir bağırtı çağırtı, bir yaygara hali, bir suni neşe, o ona bağırıyor, o ona bağırıyor, gereksiz şeylere gülüyorlar, gereksiz şeylere bağırtı çağırtı adeta sarhoş gibi. Böyle makul mutedil hale gelmeleri çok vakit alıyor. Geçenlerde öyle iki hanım geldi, acayip heyecanlılar. O onu heyecanlandırıyor, o onu heyecanlandırıyor, şamata şengül havalara uçuyor. Zor sakinleştiler. İkinci gelişlerinde baktım hakikaten itidalli olgun olmuşlar daha makul, düşünebilir. Bir de onun kötülüğü ürkek, tedirgin, insanlara güvenmeyen, kapalı bir ruh hali meydana geliyor. Tek dostu telefonu oluyor adeta yani sanal dostları oluyor.

Bir arkadaşın beli incinmişti hastaneye gitmiş. Yazılar vermişler nasıl spor yapacağı ama basit bir incinme sıradan bel tutulması gibi. Oradaki şeyleri yapmak; akşama kadar uğraşsan ancak yapılır. Sağ ayağınızı yavaşça havaya kaldırın, sonra sağa sola üç kere bükün, sonra dördüncü kere kendinize doğru çekin, sonra beşinci kere öbür ayağınıza getirin onu yukarıya doğru çekin, onu sağa sola çekin. Millet de inanıyor o insanlar da, akıl almaz eziyet çekiyor, onu kafada tutmaya çalışıyor okuyor. “İkiyi atladın olmadı yeniden baştan bir daha” diyor. Bir daha sağa çekiyor bir daha sola çekiyor, bir daha yukarıya. Bir şey olduğu yok onunla alakası da yok. Normal spor yaparsan geçer, dinlenirsen geçer. Ne alakası var? “Olmadı ki fazla kaldırdın kolunu” diyor. Onunla mı uğraşacaksın kardeşim?

Kanserojen olmayacak hiçbir yiyecek yok. Nihayetinde adam öldürmeyen hiçbir şey yok gibi görünüyor. Bırakın normal insanlar yaşasın. Zararlı şeyler belli zaten onları yemezsen olur biter. Düşünemiyorum, hepsine bir konu bulmuş vaziyetteler. Mesela adam plastik bir şeye oturuyor “cilt kanseri olursun” diyor, öbüründe bilmem ne olursun diyor, öbüründe kafan gider diyor. “Telefon dalgaları beyninizi harap ediyor” diyor. Adam telefonu mecburen kulağına götürüyor “sakın kulağınıza götürmeyin uzaktan dinleyin” diyor. Adam telefondan korkar oluyor, beynini eriten bir alet cihaz gibi görüyor. Hem ihtiyacı var hem nefret ediyor, onu kendine, beynine zarar veren bir şey gibi görüyor. Bu kadar köşeye sıkıştırmanın bir alemi yok milleti. Normal yaşasın insanlar. Her gün televizyona çıkıyorlar işte “şunu yapmayın bunu yapmayın, sağa dönmeyin, sola dönmeyin.” Yasak olmayan hiç bir şey yok gibi görünüyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Tıbbi kontrollerden de çok çekiniyorlar onlar da zarar verecek diye.

ADNAN OKTAR: Evet. Bizzat kanser olan doktorlar, tedavi yapan doktorlar o zehirli ilaçtan almıyorlarmış tedavi için kullanılan. Kemoterapi zehir değil mi?

OKTAR BABUNA: Hastaların üçte biri ondan ölüyor, üçte biri kanserden, üçte birienfeksiyonlardan. Yani tedavi öldürücü bir tedavi.

ADNAN OKTAR: Doktorlar hiç yanaşmıyormuş, kanser doktorlar.

OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz çok ilkel bir tedavi diye, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir de şu göz kesiyorlar ya mercek ayarı yapılıyor falan, onu yapan doktorlar kendilerine hiç yaptırmıyorlarmış, ailelerine çocuklarına da yaptırmıyorlarmış birçoğu. Kendileri hepsi gözlüklü.

OKTAR BABUNA: Ama yan etkilerini de hiç söylemiyorlar genelde yapanlar da, bilinmiyor.

ADNAN OKTAR: Yan etkisi düz etkisi var mı? Milyonlarca adam yapmış. Hiçbir şey olmamış çakı gibi geziyorlar. Millete ne yapacağını şaşırtıyorlar. Sağa kaçıyorlar, “aman aman kaçmayın tehlikeli” diyorlar. Sola kaçıyorsa “oraya da kaçmayın.” Aşağı “aşağı da kaçmayın” diyorlar. Bir kolaylık yapsalar iyi olur. Mesela adam bir yiyecek alıyor, aman diyorlar o hormonlu. Onu içme asitli, şunu yeme antibiyotikli. İnsanlar ne yapacağını şaşırdılar. Şimdi “Bu pazara hoş geldiniz” diyor “burada hormonlu gıda bulamazsınız” diyor. Bakıyoruz çarpık çurpuk patlıcanlar, kötü kötü domatesler. Allahualem satılmayan malları toplamışlar pazardan. Bu niye böyle yamuk yumuk diyorsun “hormonlu değil de onun için böyle” diyor. “Hakiki, asıl bunlar yararsana” diyor. Pazar artıkları böylece tüketilmiş oluyor.

“Hani” kelimesi acayip çok kullanılıyor. Ne alakası var? Bir de ne desen “aynen aynen.” Ayla güneşle alakası yok dümdüz konuşacaksın. Mesela birbirini eleştiriyorlar işte adam bulaşıyor tartışıyor falan, işte “adama yürüdü sabah sabah.” Yürüme ne demek? Adamla tartıştı dersin konuştu eleştirdi bir şey dersin. Bir kısmı da bundan gerçekten etkileniyor yani bir kapalı sistem kurulmuş. İşte yabancı kelime kullananlara karşı hayranlık duyuyor, dünyası küçük. Mesela yabancı ülkelere karşı hayranlık duyuyor. Mesela Fransa’da bir adam öldüğünde hakikaten ne yapacağını şaşırıyor adam, çok büyük eylem yapıyor ama Müslüman bu normal. İslam aleminde on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan öldürülüyor, şehit ediliyor umurunda bile değil. Ama Fransa’da ölüyor uykusu kaçıyor bayağı onu önemli görüyor. Çünkü ezik, onlara karşı ezik, Müslümanlar’ı da değerli görmüyor. Halbuki hepsine aynı reaksiyonu göster, Fransa’ya da aynı reaksiyon, Müslüman’a da aynı reaksiyon, değil mi? Musevi’ye, Hristiyan’a hepsine aynı olması lazım.

EMRE ACAR: Siz “Basitliğin Kirli Kültürü” adında bir kitap zamanında yazmıştınız Hocam bu günleri önden görüp.

ADNAN OKTAR: Biz bunu tabii çok detaylı anlattık ama tabii okuyana faydalı olacak gibi. Herkes internete girmiyor boş işlerle uğraşıyorlar, bazı kişiler herkes derken bazı kişiler boş işlerle uğraşıyorlar. Bol bol okuyan araştıran olursalar tabii çok güzel olacak.

Mesela Amerikan hayranlığı, Fransız hayranlığı, İngiliz hayranlığı. Mesela şu Çipras’a olan hayranlığın nedeni sadece genç olduğu için, eli yüzü düzgün olduğu için yani hani birzekasından, yeteneğinden falan kaynaklanmıyor, bir pop sanatçısı gibi görüyorlar. Onunla resim çektirmek, onun ünlülerle resim çektirmesi ayrı bir lüks oluyor. Onunla resim çektirenler ayrı bir övünüyor. Halbuki normal bir delikanlı. Sadece eli yüzü düzgün genç başka bir özelliği yok. Yunan halkı da mesela adamlar sürünmeyi kabul ediyorlar ama değiştirmiyor, çünkü değiştirse değiştireceği adam yok yerine, başka kimse yok.

İnternette de o Facebook sayfalarında yahut başka sayfalarda her biri ayrı bir karakter oluşturuyor. Kimi böyle entel dantel, kimi mafya karakteri, bir kısmı silah sergisi gibi yapmış Facebook’unu. Otomatik silahlar, tabancalar. Bir kısmı entel dantel. Sadece dar bir çevre edinmiş oluyor o da onun kalitesini göstermiş oluyor güya. Bütün serveti Facebook’taki görüntüler oluyor onunla sükse yapıyor. Bütün zenginliği, hayatı, çevresi o sanal görüntüler oluyor. Onunla havaya giriyor hakikaten. Bir gün İngiliz oluyor, bir gün Fransız oluyor, bir gün Amerikalı oluyor, oranın görüntüleriyle bağlantı kuruyor. Mesela yabancılarla ilgili resimleri falan koyuyor. Onları tanıyor biliyor olmak, onları beğeniyor olmak onun için bir sükse unsuru olmuş oluyor. Mesela dindarlarla bağlantıdan utanıyor adam. Bediüzzaman’ın ismini anmak istemiyor veyahut bir sevdiğinin ismini anmak istemiyor. Ama mesela bir entel züppenin resmini, ismini, yazısını falan koyduğunda yüceldiğini zannediyor. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan’dan kaçınır, hiçbir şekilde adını dahi anmak istemez. Yahut Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin. Öylece kendine olağanüstü bir dünya kurduğunu zannediyor. Bu onun ruhunda tahribat yapıyor bu sefer. Yani sevgisizlik tarzında bir tahribat.

Fizikçi Ablanız, “Haklısınız Adnan Bey” diyor. “Telefon sanki vücudumun bir parçası gibi” diyor. Hakikaten öyle yani yapışık yaşıyorlar.

Ethem Aydoğan, “Gerçek İslam ahlakıyla yaşamak elbette takdire şayan bir durumdur fakat Araplaşma, asimile edilmek de yanlış bir durumdur.” Araplaşmak değil ki o, müşrikleşmek. Araplaşmakla ne akalası var? Peygamberimiz (s.a.v.) Araplaşmış mıydı? Sahabeler Araplaşmış mıydı, değil mi? Ama şirke karşı mücadele ettiler. Müşrikleşmek tehlikesi vardır Araplaşmak tehlikesi yoktur onu yanlış biliyorlar.  Yani müşrik Araplar’a benzedikleri için sorun çıkıyor. Yoksa dindar, Kuran Müslüman’ı olan bir Arap’a benzersen doğru yolda olursun. Peygamberimiz (s.a.v.) Arap’tı biz onun peşinden gidiyoruz. Ama bu Araplaşmak değildir. Kuran’ın nuruyla yıkanmaktır, Kuran talebesi olmaktır.

İsa Demirci, “Dünyaları küçük olanlar yabancılara karşı akıl almaz bir hayranlık ve eziklik duyuyorlar.” Hakikaten çok zavallılaşıyorlar. Mesela yabancı bir yazar adı sanı duyulmamış adamlar, bir de ondan bir merhaba falan da gelirse mahvoluyor bitiyor. Yani internette kendine bir imparatorluk kuruyor o imparatorluğun da başına kendini geçiriyor, internet imparatoru böyle. Ortada hiçbir şey yok dünyayı yönetiyor oradan internetten, dünyanın en akıllı adamı olarak. Bu bir hastalık, bazıları için tabii.

CAN DAĞTEKİN: Hocam geçenlerde söylemiştiniz, yurt dışında çok kötü bir restoranda gidip yemek yiyip onun süksesini yapıyorlar arkadaşlarına.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

CAN DAĞTEKİN: Geçenlerde söylemiştiniz, yurt dışında çok kötü bir restoranda gidip sonra onun süksesini yapıyorlar arkadaşlarına demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Çok kötü değil canım, bütün cebindeki parayı topluyor gidiyor orada bir çorba içiyor parayı tüketiyor zaten. Orada bir resim çektiriyor ama acı acı da gülüyor garibim, onu Facebook’una koyuyor bütün millete gösteriyor bilmem nerede çorba içtim diye. Paralar nerde? Gitti diyor.

GÖKALP BARLAN:Adnan Bey, ayette şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz, inşaAllah, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.”(Hadid Suresi, 20)

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.” (Hadid Suresi, 20)

ADNAN OKTAR: Evet. İşte onların derdi de övünme oluyor. Mesela Türk milletini beğenmeme, kendi halkını beğenmeme. Fransız takılıyor, sadece Fransızlar’la görüşüyor, sadece İngilizler’le konuşuyor. Pakistanlılar’da falan çok yaygın o.

Fikret Efendi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. Kardeşlerimiz Acıbadem Mahallesi’nde bin adet A9 TV broşürü ve on dört adet kitabınızı dağıtmışlar geçen gün. Faaliyeti yapanlardan Durmuş kardeşimiz sizi çok seven oğlu Yusuf’un resmini göndermiş.

ADNAN OKTAR: Yusuf dünya tatlısıymış o, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Pazar günü Balıkesir Bandırma’da eserlerinizden ücretsiz olarak site ve evlere iki yüz adet kitap, yirmi beş adet CD ve altı tane de dergi dağıtılmış. Kardeşlerimiz Diyarbakır’da özellikle çocuk ve gençlere çok sayıda imani ve bilimsel eserlerinizden hediye etmişler.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır da? MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 15 Kasım günü kardeşlerimiz Kayseri Tuna Caddesi’nde halkımıza kırk adet kitabınızı, çok sayıda dergi ve kırk adet belgesel CD’sini dağıtmışlar, faaliyet sonrasında da sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Rize’de Vedat, Melisa, Serdal, İslam ve Bilal kardeşlerimiz 15 Kasım’da iki yüze yakın kitabınızın dağıtımını yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

Tasarımcı Gökhan, “Üstadım, her akşam seni ailece izlemeden ne keyfim yerine geliyor ne de çay içebiliyorum. Hayat kaynağısın maşaAllah” diyor. “Çok seviliyorsun” diyor.

“Hocam, süper bir beyin yapınız var, ufkunuz gerçekten çok geniş. Sizi seviyorum. Barış Tokdemir.”Her türlü güç Allah’tandır. Şahsa mahsus bir akıl, yetenek, zeka olmaz. An an yaratılır Allah tarafından.

KARTAL GÖKTAN: Devam edebiliriz isterseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den kardeşlerimiz 6 Kasım’da Gaziemir Beyazevler mevkiinde yirmi adet kitabınızı ve iki yüz adet PKK’ya çözüm broşürü, 8 Kasım’da Otokent’te üç yüz adet PKK’ya çözüm broşürü, 9 Kasım akşamı Konak meydanında gençlere yirmi adet kitabınızı, 10 Kasım’da Gürçeşme Mahallesi’nde yirmi adet kitabınızı, 12 Kasım’da gündüz Halkapınar Metro’da yirmi beş adet kitabınızı, gece ise Basmane Metro’da üç yüz adet PKK’ya çözüm broşürünü, 13 Kasım’da Bornova Metro’da yirmi adet kitabınızı ve üç yüz adet PKK’ya çözüm broşürünü, 14 Kasım’da ise Balçova’da yirmi adet kitabınızı halkımıza dağıtmışlar. 16 Kasım’da kardeşlerimiz Kurtuluş Metro çıkışında elli adet Harun Yahya eseri, yetmiş adet belgesel CD’si dağıtmışlar Ankara’da. 17 Kasım’da ise Mamak Saime Kadın’da yedi yüz adet A9 broşürü ve yüz adet belgesel CD’sini hediye etmişler halkımıza. Dün Düzce Akçakoca’da bin adet iman hakikatleri broşürü dağıtmışlar. Bingöl’den kardeşlerimiz geçen hafta sekiz yüz adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Dağıtıma katılan kardeşlerimizin tümü özellikle de Filiz kardeşimizin annesi size sevgilerini iletiyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha son kısmı oku.

KARTAL GÖKTAN:Bingöl’den kardeşlerimiz sekiz yüz kitabınızı dağıtmışlar geçen hafta. Dağıtıma katılan kardeşlerimizin tümü özellikle de Filiz kardeşimizin annesi size sevgilerini iletiyor.

ADNAN OKTAR: Evet bilmukabele. MaşaAllah büyük hizmet yapıyorlar. Allah kalplerine inşirah ferahlık versin.

Mesela şimdi Fransa Avrupa Birliği’ne yardım için başvurmuş,Hollande. “Avrupa Birliği kurallarına göre üye ülkelerden birine silahlı saldırı yapıldığında diğer ülkeler yardım etmek durumunda.” Türkiye için de, Türkiye NATO’da. PKK saldırıyor. NATO ülkesi Amerika gidiyor silah yardımı yapıyor teröristlere; Almanya, Fransa NATO'ya üye, cayır cayır silah yardımı yapıyor.

"Selamunaleyküm" Aleykümselam, "Hocam MaşaAllah'ın var çok şıksın. Karizman yeter." Necmi Doğaner.

"Kanalınız süper, sürekli izliyor, takip ediyorum." Yunus Akpınar.

Kadir Akın; "Yıllardır sizi izliyorum. Muhabbetiniz can-ı gönülden. Herşeyi anlatıyorsunuz maşaAllah. İnşaAllah Müslümanlar çok ileri gidecek" diyor.

Silvan'da askerimize yakışıksız tavırlar gösterenler mi oldu?

KARTAL İŞ:Evet, yolda yürürlerken bayağı bir şey yapmışlar, askerleri taciz etmeye çalışmışlar hem sözlü olarak hem fotoğraflarını çekerek; askerler ama hiç istifini bozmadan dümdüz yürüyerek çıkmışlardı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama işte orada, mesela Silvan'da elli bin asker yürütseler onlar bunu yapacak gücü bulamazlar, halkın da çok hoşuna gider. Yeri göğü inleterek, "Herşey vatan için!" diyerek "Ya Allah Bismillah Allahu Ekber" diye yürüseler yer gök inler.

"Sizi izlemekten büyük haz duyuyorum. Ne olur sohbetlerinizi biraz daha uzun tutun." Mert Demir.

Fransa Türkiye'yi sık sık uyarıyor "Orantısız güç kullanma PKK'yla mücadele ederken" falan diyor. Senin yaptığın şu anki orantılı mı? Bütün Fransa'yı ayağa kaldırdın, sıkıyönetim ilan ettin, olağanüstü hal, millet sokağa çıkamıyor, her yere baskınlar yapıyorsun; "Bu bir savaştır. Savaş başladı. Avrupa Birliği yardıma gelsin" diyorsun. Demek ki insan canı kıymetliymiş, Fransız’ın da canı kıymetli, Müslüman’ın da, Türk’ün de; herkesin; Hristiyan’ın da, Arap'ın da Çerkez’in de; hepsinin canı kıymetli. Kendileri de ertesi gün Rakka'da yüz binlerce insanı bombaladılar, çoluk çocuk binlerce insanı şehit ettiler. Türkiye'yi de tembih ediyor Fransa, Hollande falan "Aman PKK'ya karşı orantısız güç kullanmayın sakın ha" diyor. Senin yaptığın ne? Yüzlerce sorti yaptılar, yerle bir ettiler Müslümanlar’ı, binlerce Müslüman’ı şehit ettiler hemen daha gecesinde. Askere o saldırıyı yapanlar sivil görünümlü PKK'lılar; çok dikkatli olmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç fotoğraf vardı Silvan'da askerlerimizle ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet, bakayım.

BÜLENT SEZGİN: İki-üç asker var oradan geçen, bazıları slogan atıyor; halkın bir kısmı da koluna giriyor askerin, koridor açıyorlar.

ADNAN OKTAR: Askeri koruyorlar?

BÜLENT SEZGİN: Evet. İki-üç asker var sadece.

ADNAN OKTAR: Onlar işte PKK'lı, saldırganlaşanlar. O koç yiğitlere de helal olsun, askere yardım yapanlar. Onlar ana kuzusu; Yozgat'tan, Turhal'dan, Tokat'tan gelmiş mazlum, tertemiz evlatlar veyahut Van'dan, Bitlis'ten, Siirt'ten gelmiş tertemiz evlatlar; kuzu gibiler, yirmi yaşında koç yiğit. Orada onlara saldırgan tutum yapmak PKK'nın ahlaksızlığı. Rakka'da bir milyon sivil halk yaşıyor, IŞİD'li sayısı toplam beş bin-altı bin kişi falan ancaktır Rakka'da. Bir milyonluk şehri yerle bir etti Fransa. Yağmur gibi bomba yağdırıyorlar. Oradaki, Fransa'daki katliama karşılık binlerce insanı şehit ettiler çoluk çocuk, kadın demeden. Bir de "IŞİD'i vuruyoruz" diyor. Kardeşim bir milyonluk şehirde beş-altı bin IŞİD'li var; sen bir milyonluk şehri yerle bir ediyorsun. Feryatlar göklere yükseliyor, yazık adamların oradan haber gönderecek gücü takati de yok, nereye sığınacaklarını ne yapacaklarını da bilemiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listede Adnan Bey maşaAllah. "Sevgi çözümdür"

ADNAN OKTAR: Güzel, evet MaşaAllah. Her gün böyle bir güzellik oluyor.

Biz Silvan'da on iki gün acayip titiz davrandık, polis; "Aman sivil halka bir şey olmasın" diye. Fransa öyle düşünmüyor; bir milyonluk şehri yerle bir ediyor. "Niye?" diyorsun, "Ya bunların içinde IŞİD'li de var da onun için" diyor. Ama bak, Türkiye'nin gösterdiği titizliğe bak Silvan'da tek bir sivile zarar gelmemesi için günlerce asker-polis uykusuz orada bekliyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni kurulacak hükümetin önceliğinin PKK ile mücadele olacağı bildirildi. KCK'ya yönelik operasyonların artarak devam edeceği, YDGH üyeleri için ağır yaptırımlar uygulanarak tutuklanacakları iddia edildi. "YDGH milis gücü gibi yapılanmalara silahlı olmasa da ağır yaptırımlar getirilmesi, yasaların etkin uygulanması söz konusu olacak. Bu tür faaliyette bulunanlar tutuklanacak. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde her türlü paralel devlet yapılanması tehdit olarak sayılmıştı. Dolayısıyla KCK başta olmak üzere bu tür yapılanmalara asla müsamaha gösterilmeyecek. Diyarbakır'da iki-üç bin kadar YDGH'li olduğu; bunların istedikleri zaman bir araya geldikleri belirtiliyor. Önümüzdeki süreçte KCK operasyonlarının artarak devam edeceği ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: İşte eğer bunu uygularsalar tamam o zaman. KCK'lıları serbest bırakan kanunu değiştirsinler, yeniden bir düzenlenme yapılsın. Fiiliyat görelim, uygulama; YPG'lilerin tutuklandığını görelim, YPG'ye operasyon yapılsın. Türkiye'nin sınır boyunu boydan boya kaplamış vaziyetteler, son aşamaya geldi, Akdeniz'e ulaşmaları an meselesi. Karadeniz'den Akdeniz'e kadar hat oluşturup İslam alemiyle bağlantımızı koparmak istiyorlar, Türklük alemiyle bağlantımızı koparmak istiyorlar. Buna asla müsaade edilmemesi lazım. Hiç vakit kaybetmeden gereği yapılsın.

Geçen gün mesela Silvan'da "Hamile bir kadın evin önünde vuruldu" diye şamata yaptı PKK'lılar. Otopsi raporunda, kurşun değil şarapnel parçalarıyla vurulmuş bu hanım. Oğlu KCK'lıymış patlayıcı yaparken elinde patlamış ve kadın da ölmüş şarapnel parçasından. Onu Türk askerine, Türk polisine yıkmaya çalıştı PKK. Bunlarda yalancılık, sahtekarlık, düzenbazlık tarif edilir gibi değil yani.

KARTAL GÖKTAN: Az önce Diyarbakır'da bir patlama meydana gelmiş Adnan Bey, evler sallanmış. Ama kaynağı bilinmiyor patlamanın, bombalı saldırı olması şüphesi var, can kaybı yok.

ADNAN OKTAR: Yine PKK'lılar bomba imal ediyorlardır, ellerinde patlamıştır olay. Çünkü bunların kafa da çalışmıyor, habire kurcalıyorlar, ne bulsalar kurcalıyorlar; onu da öyle patlatmış olabilirler.

Eski üstatlar ortada yoklar. Nejat Baba’nın bilinmemesi çok acı. Ama Nejat Baba herhalde altın kemeri Ümit Yaşar'a herhalde tevdi eder tahmin ediyorum. Ama daha var tabii, Nejat Baba’ya maşaAllah. Ama yeni parçalar söylemiyor, yeni kasetleri falan yok. Yazık, o insanları çok güçsüz bırakıyorlar. Ne yapabilir o, nereden para bulsun? Yeni parçalar yapacak ama hayatla boğuşturuyorlar onları, öyle şey olmaz. Her zaman söylüyorum, ne olur yani üç-beş bin lira devlet maaş bağlasın garantiye alır tarzda. Bütün o sanatçılar, o çocuklar bayağı zor durumdalar yani onlar delikanlılığa bir şey sürdürmüyorlar ama zor durumdalar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Figen Yüksekdağ, Leyla Zana'nın yemin etmesi konusunda şunları söyledi; "Bizler demokratik bir şekilde anayasayı değiştirmeyi gündemimize alıyorsak, Türkiye'nin böyle bir şeye ihtiyacı varsa vekillerin ettiği yemin metni de bu demokratik tartışmalardan azade değildir, bağımsız değildir. Zana yemini tekrar etmeyeceği konusunda açıklama yaptı. Demokratik bir tutum olarak görüyoruz. Aslında demokrasilerde toleransın olduğu ülkelerde bu tip zorlamaların olmaması gerekir. Bu nedenle bence yemini tekrar ettirme kuralından vazgeçilmeli.

ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, sen bir adım atıyorsun, bir adım daha atıyorsun etrafı kolluyorsun, bir adım daha atıyorsun etrafı kolluyorsun; olmaz. Biz bunun nereye gideceğini biliyoruz, bu adımların niye atıldığını da biliyoruz. Irkçı bir üsluba gerek yok, hiç yakışık almıyor. Türk deyince, yüz ayrı etnik grubu içine alan bir açıklamadır. "Türk'üm" diyen herkes Türk'tür, "Alman'ım" diyen herkes Alman'dır, Fransız'ım diyen herkes Fransız'dır; "Türk'üm" diyen herkes de Türk'tür. Uzatmaya gerek yok. Yani oradaki amaç güzel değil, kötü bir amaç var. Bu anlaşılıyor, zekamızla alay etmesinler. Müsaade de etmeyiz. Bir yerlerden ışık aldıkları da görülüyor, o ağababalarına siz saygılarımı iletin, asla müsaade etmeyiz yahut selamlarımı iletin saygı olmaz da selam gönderelim. O ağababaları da aklını başına alsın, planın nereden geldiğini de biliyorum ben; bıraksınlar bu işi.

Kardeşim, buna "Bu şekilde bir konuş, arkası gelir" diyen aklını başına alsın. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Münasebetsizliği bıraksınlar. Türkiye'nin bölünmesine kapı açacak her şeyin kıvılcımını havada yakalarız. Zekamızla dalga geçer gibi bir üslup da istemiyoruz. Nerede tezgahlandığı da belli bunun, planlandığı da belli. Ağababaları kendi aklını kendine saklasın, müsaade etmeyiz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir canlı yayında gündemi değerlendirdi. Başkanlık sistemi konusuna değinen Erdoğan, "Ben konuyu dile getirmeye devam edeceğim. Bundan neden çekiniliyor?" dedi. Başkanlık sistemi nedir? Bırakalım bunu halk tartışsın, akademisyenler tartışsın. Bundan neden çekiniyorlar? Sorunların altında aslında bir sistem problemi var. Sanki bu 'Erdoğan'ın şahsi meselesi' diye görüyorlar, bu benim şahsi meselem değil, bu milletimin meselesidir. Milletimin önüne getirelim; ne derse millet, 'Baş göz üstüne' diyelim."

ADNAN OKTAR: Tamam referandum yapsın Tayyip Hocam, cevabını verelim konu kapansın. Dünyanın her tarafında başkanlık sistemi ülkeyi bölünmeye götürecek tarzdadır, federasyona açık bir sistemdir, federasyona kapalı bir başkanlık sistemi dünyada yok. Zaten tek kelime de ne Tayyip Hoca’dan duyduk, ne başkasından duyduk ki "Başkanlık sistemini düşünüyoruz biz fakat düşündüğümüz şekilde; federasyon şu bu falan hiçbir şekilde yok, doğrudan üniter yapıyı sağlama alan kararlı bir yapı var" diyemiyorlar. Otuz kere söyledim, "Söyleyin" dedim; söylemiyorlar. Halk neyi tartışsın? Halka bir şey ortaya koyun da ona göre tartışsın. Başkanlık sisteminin ne olduğu bilinmiyor; "Halk tartışsın." Halk neyi tartışacak? Bilinmeyen tartışılır mı? Önce bir şeyi ortaya koysunlar mesela Meksika modeli desi Tayyip Hoca. Tamam, eğer buysa kastettiği, bunun arkasında duruyorsa; bu hiçbir şekilde olmaz. Başkanlık sistemi Meksika'da Meksika Birleşik Devletleri şeklinde; "Türkiye Birleşik Devletleri" şeklinde olacak o zaman, mahvolduk demektir. Bunu kabul etmeyiz, bunun tartışılacak bir yönü de yok.

CAN DAĞTEKİN: Başkanlık sisteminin ne olduğunu da aylarca siz anlattınız Hocam. Halk sizin vesilenizle öğrendi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birkaç televizyon kanalı çırpınıyor ama açıklamıyor. "Başkanlık sistemini istiyor musunuz?" diyor halka, "Oley, istiyoruz isterik" diyor. Peki, neyi istiyorsun? Federasyonlar olduğunu biliyor musun? Meksika'nın birleşik devletler şeklinde olduğunu biliyor musun? Türkiye'nin birleşik devletler olmasını ister misin? "İstemem" diyor. Neyi kastediyorsun başkanlık sisteminden sen? Eğer cumhurun başı olmasını kastediyorsan zaten Cumhurbaşkanı Tayyip Hoca şu an, cumhurun başı; hem başkomutan hem de bütün Türkiye'deki milletin başı, cumhurun başı işte. Ne istiyorsun o zaman? Geriye federasyon kalıyor. Onu da kabul etmeyiz. Yani bir kere ısrarla "Federasyona kapalıyız, kapalı olacağız" denmedikten sonra, "Üniter yapıyı titizlikle koruyacağız" demedikten sonra bu iş olmaz. Bunu uzun uzun Tayyip Hoca anlatacağına desin ki, "Federasyon mümkün değil. Üniter yapıda çok kararlıyız. Başkanlık sistemimiz dünyadaki hiçbir başkanlık sistemine benzemiyor. Modeli de oluşturduk" desin. Biz bu tartışmanın içerisine girmeyelim o zaman. Biz tartışmanın içerisine girersek böyle olur, söylüyoruz işte. Sen ne diyorsun? Meksika modeli diyorsun, Meksika Birleşik Devletleri. Biz bunu istemiyoruz. O zaman yeni bir model söylüyorsan onu söyleyeceksin açıkça. Onun dışında kabul etmeyiz.

KARTAL İŞ: Siz federasyon özerklik esaslı başkanlık sisteminin olamayacağı yönünde onlarca yazı yazdınız inşaAllah. Her ülkeye de neden olamayacağını, bütün sorunları anlattınız.

ADNAN OKTAR: Defalarca anlattım. Sen halkın karşısına çıkarsan, "Başkanlığı istiyor musunuz?" dersen "Evet" derler sana nezaketen. Hürmeten öyle denir, başka türlü ne desinler? Ama bak, Cumhurbaşkanı olmak istedin seni Cumhurbaşkanı yaptık. Başbakan olmak istiyorsan Başbakan da yapalım. Ama bu başkanlık sistemi Türkiye’yi bölünmeye götürecek bir sistem. Bunu kabul etmeyiz. Ayrıca Başbakan’dan biz çok memnunuz. Bayağı iyi bir insan yani. Neden değiştirmek istiyorsun? Yani neyi yapamadı? Neyi beceremedi? Deki mesela “Başbakan şunu yapamıyor. Ben onun yerine geçip şunu yapacağım” de. Her şeyi gayet güzel yerine getiriyor bu insan. Sorun ne peki o zaman? Sorun Abdullah Öcalan’a verilen sözse birileri için. Biz bunu kabul etmeyiz. Çünkü Abdullah Öcalan ne diyor? “Ben, Amerika’da olduğu gibi başkanlık sistemi istiyorum” diyor. PKK ne diyor? Federasyona dayalı başkanlık sistemi, diyor. Biz bunu kabul etmeyiz. Amerika da aynısını istiyor. Tayyip Hoca Allah’a şükür ki bunlardan etkilenmedim ben, diyor. Meksika modeli istiyorum, diyor. Meksika da birleşik devletlerden oluşuyor. Ne fark eder yani? Birileri söz vermiş olabilir. Tayyip Hoca desin ki, bu adam söz vermiş bunun sözü geçerli değildir desin.  Bu kadar.

KARTAL GÖKTAN: IŞİD’e yönelik operasyonlar için de bir açıklama yaptı, Sayın Erdoğan. Şu an kara harekatı yapacak güçler hazır, dedi.

ADNAN OKTAR: Kara harekatı. Kara harekatı yapmaya gerek yok. Eğer Türk ordusu orada duracaksa IŞİD çekilir zaten. Ama Türk ordusu oradan geri çekilip yerine PKK yerleşecekse bu çok büyük bir zulüm olur. Amerika’nın kastettiği eğer buysa bu çok korkunç. O haritayı göstersene.

BÜLENT SEZGİN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak, o sarıyla işaret edilen Türkiye sınırındaki o bölge tamamen PKK kontrolünde. O gri olan bölge IŞİD’in kontrolünde olan bölge. Bu Akdeniz’e onların ulaşmasını engelleyen bir set oluşturuyor şu an. Şimdi Türk ordusuna, Türk askerine ve hükümetine diyorlar ki bu gri bölgeyi açın. Burayı boşaltın. Afrin’e kadar açın. Afrin PKK’nın kontrolünde. Dolayısıyla iki taraf birleşsin bu sarıyla belirtilen. Ve PKK buraya hakim olsun diyor Amerika. Türk ordusu da orada duramayacağına göre oraya PKK yerleşecek demektir. O zaman biz bu harekatı niçin yapıyoruz? Amacımız ne? Derdimiz ne? Bu PKK’ya yarayacak bir harekat olacak gibi görünüyor. Bize bu konuda bir garanti versinler. Eğer oraya PKK hiçbir şekilde sokulmayacaksa zaten söyleseler IŞİD’e, IŞİD çekilir. Türk ordusu orada kalacaksa ama kanunen kalamaz benim bildiğim, kalamaz. Yabancı bir toprağa yabancı bir ordu girmiş oluyor. Ve orada kalıcı oluyor. Bunu kabul etmezler. O zaman oraya girecek olan güç PKK olacaktır.  Zaten Akdeniz’e artık yürüme mesafesi kalmış oluyor. Çok büyük bir tehlike. PKK o zaman Hatay’ı da ele geçirir rahatça. Bu yapılıyorsa onu da yaparlar. Zaten aşağı gelmelerine çok az bir mesafe kalmış. Akdeniz’e ulaşmaları bir koşu mesafesi. Mesela Taha Akyol, Doğan Medyası falan Amerikan modelinde başkanlık sistemi istiyoruz diyorlar. Aslında Tayyip Hoca da utanıyor benim anladığım. Onu demek istiyor da diyemedi. Meksika modeli diyor. Halbuki Meksika modeliyle Amerikan modeli arasında hiçbir fark yok. Meksika’da sadece bir mafya hâkimiyeti var. Devlete mafya hakim. Başka bir şey yok.

Şimdi hanım kardeşlerimiz geldiler. Bir düzenleme yapmak için kısa bir ara verelim. Ondan sonra yine devam edelim.

BÜLENT SEZGİN:  Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN:  Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yayına devam ediyoruz.

BÜLENT SEZGİN:  Evet, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birisi bir şey söylesin.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Suriye kolu lideri Salih Müslim Paris’e giderek terör saldırılarında hayatını kaybedenler için düzenlenen anma törenine katıldı. Saygı duruşunun ardından mini bir miting düzenleyen Müslim, “İnsanlık düşmanı, barbar DAEŞ çetelerinin Fransa’da yapmış olduğu katliamı nefretle kınıyoruz. Bu gerici çetelerle iki yıldır Kürtler mücadele ediyor ve tek bir tane DAEŞ üyesi kalana kadar da mücadele edeceğiz. Şu anda Fransa’yı en iyi Kürtler anlıyor. Ve her zaman Fransa halkının yanında olacağız” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Yağcılığı görüyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Evet. 

ADNAN OKTAR: Tehlikenin büyüklüğüne bak. Türkiye’de yüz binin üstünde şehit ettiler. Ondan tek kelime söylemiyor orada yüz elli kişi öldürüldü. Ki tabii çok korkunç bir şey. Ama bak orada hemen yağcılığa başlamış. Bu çok acayip bir şey. Türkiye’deki yüz binin üstündeki şehit onun için önemli olmuyor. Her gün asker polis şehit ediliyor. Bombaladılar buraları, yeri göğü birbirine kattılar. Bunlar önemli olmuyor. Ama Fransa’ya yağcılıkta haddi hesabı yok. Bunların oyunlarına gelmemek lazım. Bu adamı Türkiye’ye sokuyorlar. Mesela tutuklanması lazım. Geldiğinde illegal bir örgütün lideri. Gelip burada karşılıyorlar adamı. Hoş geldin beyefendi falan diyorlar.

Tayyip Hocam Meksika Birleşik Devletleri diyor ama Meksika mafyanın devlete hakim olduğu bir ülke. Yani birleşik devletlerin başındaki adamları da mafya seçiyor. Uçsuz bucaksız bir hakimiyeti var. Brezilya; orada da başkanlık sistemi var. Polis devleti Brezilya. Dehşet saçıyorlar halka. Arjantin darbeler ülkesi. Zırt pırt darbe oluyor. Biz böyle bir felaketin içine sürüklenmeyelim. Tayyip Hocam bu sevdadan vazgeçsin. Öcalan ne diyor? “Başkanlığı destekleriz” diyor. Öcalan’ın desteklediği sistemden ne beklenir? Cumhurbaşkanlığı istedi. Hemen cumhurbaşkanlığını verdik. Yine istesin yine seçelim. Ama başkanlık sistemi olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Nijerya’da da terör saldırısı gerçekleşti. Otuz iki ölü, seksen yaralı var. Ancak bu olayın Fransa’daki terör saldırısı gibi gündem olmaması çoğu yerde haber bile yapılmaması dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Nijerya’da.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Afrikalı.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Adam, adam yerine bile konmuyor. Orada otuz iki tane fok balığı öldürülse, otuz iki fil öldürülse yer yerinden oynar. Ama Afrikalı öldürülmesi adamların umurunda bile değil. Yani çok korkunç bir durum var. Aynı olay Almanya’da olsa yer yerinden oynar. Bu ırkçı kafa dünyayı mahvediyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ülkesindeki terör saldırıları sonrası hiçbir yabancı düşmanlığı antisemitizm ve Müslüman karşıtlığına müsaade etmeyeceklerini söyledi.

ADNAN OKTAR: Hele şükür. Biraz kendine gelmiş.

Hakan Yağcı, “Konya’da dört arkadaş bekar evinde sizi seyrediyoruz” diyor. “İnşaAllah hayırlara vesile olur” diyor “Sizi ve ekibinizi çok seviyoruz.”

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Duran Kalkan yaptığı açıklamada Tayyip Erdoğan’ın sonuç alma dönemi dediğini hatırlattı ve şunları söyledi. “Gerçekten de final düzeyinde bir büyük mücadele yaşanıyor. Önümüzdeki kış dönemi böyle büyük bir mücadeleye sahne olacak. AK Parti kendisine verilen görev ve faşist, kültürel soykırım siyaseti çerçevesinde bizi halk olarak, hareket olarak imha ve tasfiye etmek için her türlü saldırısını yürütecek, bir bütün olarak direneceğiz. Ev ev, sokak sokak, mahalle  mahalle, kasaba kasaba, dağ dağ, vadi vadi direneceğiz. Barikat da kazacağız, hendek de. Sokak başında direneceğiz, vadide direneceğiz, dağda direneceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani komünist ihtilal yapıncaya kadar devam edeceğiz, diyor. Elinden geleni ardına koyma. Biz de gereğini yaparız. El mi yaman bey mi yaman görürsün.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Britanya’da Müslümanlar’a yönelik saldırılar arttı. Kuzey İrlanda'da Müslüman bir ailenin evine molotofkokteyli atıldı. İskoçya'da bir cami yakılmak istendi. Başkent Londra'da ise metroda yolculuk eden başörtülü bir kadın sözlü tacize uğradı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Müslümanlar’ı da açmaza soktular. O başörtülü hanıma sorsan zina eden kadına ne yapılması gerekiyor diye, "Taşlanarak öldürülmesi gerekiyor" der. Mesela diyor ki "I'm a muslim" diyor. İşte “gelin bana sarılın" diyor. Onlara da sorulsa "Museviler hakkında görüşün nedir?" dese. İşte taşın ağacın arkasına saklanacak, “gel beni öldür dedi " diyecek. Yani onları yanlış bilgilerle perişan ettiler. Onlar da ne yapacağını bilmiyor şu an. Kalplerinde bir sevgi var doğru güzel bir İslam anlayışı var. Ama pratikte bunu yaşama imkânları olmuyor. Yani onu anlatıp savunma imkânları yok. Mesela sorsa biri dese ki Allah'tan ki sormuyorlar. "Buhari’de burada sakal kesenleri öldürmeyi emrediyor. diye gösterse "Peygamber dediyse doğrudur" diyecek demediği halde. Dolayısıyla orada ciddi bir açmaz, bir felaket zemin var. Bu ancak Mehdîyet’in çözeceği bir şeydir. İsa Mesih'in huzurlu rahat ortaya çıkışında gene Mehdîyet’tir. Vesile olan.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Paris'te 129 kişinin öldüğü saldırıyı düzenlediği iddia edilen intihar eylemcilerinden yirmi yaşındaki Bilal Hadfi'nin öğretmeni Sara Staccino, Belçika radyosuna konuştu. Staccino, Hadfi'nin bir yılda tamamen değiştiğini söyledi. Hadfi'nin Brüksel'in merkezindeki bir lisede iyi bir öğrenci olduğunu belirtti. “İlgili, sosyal ve güzel bir öğrenciydi. Ama bir yolda aniden değişti" dedi.

ADNAN OKTAR: İşte gelenekçi eğitim böyle yapıyor. Gelenekçi Ortodoks eğitim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan terör olayları karısında bir kısım medyanın hükümete sahip çıkmayan tavrını eleştirerek şunları söyledi; “Bir şey benim canımı yakıyor. Ankara’da terör olayı yaşandığında olayın üzerinden dakikalar geçtikten sonra bazı siyasiler çıkıp “Katil devlet, katil Beştepe” ithamlarında bulundular. Fakat Sayın Hollande’la ilgili böyle bir şey duydunuz mu? Bunlar böyle yapıyor da ülkemin medyası neden bunu yapmıyor? İşte milli duruş budur biz buna hasretiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bu konuda yerden göğe kadar haklı. Bu dediği doğru. Bak Fransa yeri göğü birbirine kattı tek bir olayda. Ve gitti mazlumları havadan bombalayarak binlerce insanı şehit etti. Tek kelime basında “orantısız güç kullandın, zulüm yapıyorsun bu böyle yapılmaz” diyen olmadı. Hayranlıkla seyrediyor adamı. Zulmün çözümü sevgidir, barıştır, akılcılıktır, ilim irfandır, bağnazlığa karşı Kuran hakikatleriyle yapılacak mücadeledir. Şu an anlamazdan gelenler olabilir ama çok yakın bir zamanda olaylar iyice büyüyünce anlayacaklar. Dediğimi bir yere yazın aynen göreceksiniz. Aynısı oluşacak.

Bu Amerikan derin devletinin, Fransa’nın, İngiltere’nin, Türkiye’nin İslam alemiyle bağını kopartmak için yaptığı şeytani plan adım adım ilerliyor. İslam alemi ayağa kalkması lazım çünkü PKK bu hattı çizdikten sonra İslam alemine katliama başlayacak. Yani Suriye devletinin başına geçirecekler PKK’yı Irak’ı da ele geçirecek. Felaket kapıda. İslam alemi daha hala uyuyor bir kısmı. Olayın fevkaladeliğini fark etmiş değiller. Deccal zuhur etti. Bu deccal ordusu PKK. Amerikan derin devleti, İngiliz derin devleti, Fransız derin devleti de bütün gücüyle destekliyor. Binlerce ton silah yağdırılıyor her gün fakat “Ara ara biz silah veriyoruz” diyorlar. Buna karşı İslam alemi sanki bu olayın lokal bir olay olduğunu zannediyor. Halbuki bak Abdullah Öcalan açıkça söylüyor “Yapacağınız Armagedon’da kiralık katil ihtiyacını karşılayacak çete PKK’dır” diyor. Açıkça anlatmış.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası AK Parti sözcüsü Ömer Çelik açıklama yaptı. Ömer Çelik konuşmasında, AK Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan adayının Milli Görüş’ün eski ağabeylerinden İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman olduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: İsmail Kahraman. Evet eski ağabeylerdendir. Değerli bir ağabeyimiz. Ama ben Deniz Baykal olsun diye düşünüyorum. Güzel bir jest olur. Deniz Hocam yamandır. Mümin muttaki bir insandır. Ama Hoca da hakikaten Saadet Partisi’ne, Milli Selamet’e yıllarını vermiş muhterem bir şahıs.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Küresel terör indeksi raporuna göre 2014’de otuz iki bin altı yüz elli sekiz kişi terör saldırılarına kurban gitti. Bu saldırıların yüzde elli biri DAEŞ ve ona bağlığını ilan eden Nijerya’daki Boko Haram gerçekleştirdi. Terörün ülkelere maliyeti de 52.9 milyar dolarla rekor kırdı. 2000’den bu yana terör kaynaklı ölümlerin yüzde üçünden azı batı ülkelerinde yaşandı. Raporda ayrıca küresel ölçekte cinayet sonucu ölenlerin terör kurbanlarından on üç kat fazla olduğu vurgulandı.

ADNAN OKTAR: Le Mond’un haberine göre Fransa Suriye’deki vatandaşlarını yargılamadan dronla imha ediyormuş, Müslüman cihatçı diye. Dron filosu olan ülkeler başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bu şekilde ölüm listesi hazırlayıp tespit ettikleri şahısları infaz ediyorlarmış. Orantılı orantısız kimse sormuyor bunları.

Nazmi Doğaner; “Hocam MaşaAllah’ın var, çok şıksın, karizman yeter. Ellerinden öpüyorum. Allah seni başımızdan eksik etmesin Hocam.” Biz sizlerin ellerinden öpüyoruz.

“Seni seviyoruz Hocam, varlığın yeter” diyor. MaşaAllah.

Servet Temel; “Adam gibi adam Adnan Bey” diyor. Bu çok yoğunlaştı son zamanlarda.

Az önce Diyarbakır’da olan patlama polis arabası için ve PKK tarafından tuzaklanmış. Ama bomba araç geçtikten bir-iki dakika sonra patladığı için şehidimiz olmamış. MaşaAllah.

Selim Göneş; “İyi yayınlar Adnan Hocam. İstanbul’a yerleşiyorum, Allah nasip ederse sizi görmek istiyorum. Mümkün müdür, ne yapmam gerekiyor?” İşte bağlantı adresi var bizim, oradan kardeşlerimizle konuşursun, onlar da seni getirirler yahut kendin gelirsin.

Alevi Dedesi. Alevi dedeler çok mübarek insanlardır.

Avahisaz; “Napak seninki gibi ortamımız yok ki” diyor.

Yasin İnce; “Şu an keyifle sizi izliyorum. Bu kadar genç kalmanın sırrı nedir?” İman. İmanlı olursan Allah korur inşaAllah.

Güney Arkiner; “Hocam Bob Marley çalalım” diyor.

Hazal Alpan; “Hocam neşeniz bol olsun, mizah anlayışınıza ve gülüşünüze hastayız. Ailecek sevgiler” diyor.

Ales Ziyafesi; “Adnan Bey, Hz. Mehdi (a.s) hakkında açıklama yapar mısınız?” Bizim internet sitemizde çok detaylı bilgi var.

“Masalarda bulunan şişelerin içinde ne var öğrenebilir miyim?” Meyve suyu.

Asiye; “Selam nurum. İsmimi canlı yayında söylerseniz çok mutlu edersiniz” diyor Asiye Nezahat Hanım.

“Hocam nereden buldunuz böyle güzel kızları? İyi yayınlar.” Önder Aytekin. İşte bunların kafasında böyle bir şey var. Böyle pazar gibidir, çarşı gibidir yahut bahçe bir gibidir, gül bahçesi gibidir. Girersin işine gelenleri toplarsın. Allah’ın yarattığını bilmiyorlar. Beyninde insan o sevdikleriyle beraber yaratılır. Bu masalar, bu sandalyeler hepsi beraber topluca yaratılıyor. Kader öyledir. Kader sırf insanı yaratmaz, eşyayı da yaratır, sevdiklerini de yaratır, dostlarını da yaratır bütün hayatını birlikte yaratır. Konulu olarak insan yaratılır, bütünüyle yaratılır.

Safa 29, “Adnan Bey, çok güzel bir ortam var, bu güzellik nasıl olurda bazı örümcek beyinli insanları rahatsız eder? Modernlikten ve güzellikten kimseye zarar gelmez. Saygılar” Cihangir Çetinkaya. Zarar geldiğinden değil o kıskandığından, acı çekiyor. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar derler. Zenginin haberi bile olmuyor ama mesela bazı züğürtler bunlar mana züğürdü tabii. Kafa züğürdü, bir kısmı için diyoruz tabii.

Alfredo, “Sizin amacınız nedir?” Amaç Allah’ın rızasıdır. Rahmeti, hepsinin başında Allah’ın rızası. Rahmeti ve cenneti.

Kavgam , “Karşılıksız bir şey olur mu? Bu kadar para harcayıp bu kadar kitabı babanızın hayrına dağıtmıyorsunuz herhalde.” Allah rızası için. Allah’ın rızası için yaşar Müslüman. İslam’ı dini pek bilmiyor gençlerin bir kısmı. Niçin kitap dağıtılır, niçin iyilik yapılsın? Niye tebliğ yapılsın? Niye insanlara fayda sağlanmaya çalışılsın? Çünkü egoist bencil düşünüldüğünde tabii bir mantık bulamıyor. İslam’ı Kuran’ı bilmemekten kaynaklanıyor. İslam’a göre her şey Allah rızası içindir. Paranı dağıtırsın Allah rızası için, hizmet edersin Allah rızası için. İyilik yaparsın Allah rızası için.

Neşet, “Kuran’da ezan da yok ama uygulanılıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) böyle bir uygulama başlatmış olamaz mı?” Kuran’a yeni bir ilave hiç kimse yapamaz. Kuran’da ne varsa odur. Ama hoşuna giden bir şey varsa yapabilirsin. Dinle Kuran’la çelişmiyorsa olur.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce demiştiniz. Farzdır demek zaten orada.

ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’ın hükmüdür, Allah’ın hükmüdür diyemezsin.

“Gerçek Kral Mesih çıktığında” Tevrat’ta “başarılı olduğunu ispatladığında onun konumu yüceltilecek ve yükseltilecek. Herkes ona dönecek ve kendi atalarının onlara yanlış bir miras bıraktıklarını ve sahte peygamberlerin ve ataların onları yanılgıya düşürdüklerini anlayacaklar.” Yani cahil hocaların, cahil alimlerin onları yanılgıya düşürüldüklerini anlayacaklar. Mişna Tora, Kralların Yasaları ve Savaşları bölüm 11, halaka 4. “Bu çağda kıtlık veya savaş olmayacak.” Mehdi (a.s) döneminde, “İyilik için gıpta veya rekabet, bolluk içinde akacak. Tüm güzellikler toz kadar kolay bulunabilecek. Tüm dünya yalnız Allah’ı tanımakla meşgul olacak. Mişna Tora, Kralların Yasaları ve Savaşları bölüm 11, halaka beş. “Ümmetin son grubu” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetin son grubu yani Mehdi (a.s)’nin grubu. “Kökleri sağlam dalları ve yaprakları güzel, meyveleri tatlı çok hayırlı, adaleti görülmemiş ve hakimiyeti uzun süreli olacaktır.” İbn-i Tavus, Sadus-Suud sayfa 34. Bihar-ul Envar cilt 52, sayfa 384. İlzam-ün Nasib cilt 2, sayfa 259.

Obama’nın o konuşması yanlış anlaşılır, olmaz.

Haham Hiyya ve Haham Simeon hakkında şöyle söylediler. “İrbid vadisinde sabah erken saatlerde yürürken ufakta şafak söktüğünü gördüler. Bunun üzerine haham Hiyya dedi ki İsrail’e kurtarıcının” Hazreti Mehdi (a.s)’ın “gelişi işte böyle olacak. İlk başlangıçta sadece çok az görülür olacaktır. Sonra daha parlak ışıldayacak ancak sonrasında tüm ihtişamı ile şafak gibi sökecektir. Midraş Şir ha-Şirim Rabâh bölüm 5/10.

Musevi kaynaklarında şöyle geçiyor, “Dünya yaratılmadan önce yedi şey yaratılmıştı.” Bak “dünya yaratılmadan önce yedi şey yaratılmıştı. Ve bunlar bir Tevrat. İki tövbe etmek, üç Adnan cennetleri, dört cehennem, beş Allah’ın arşı, mescit ve Mesih Mehdi’nin adı.” Bunlar daha dünya yaratılmadan önce yaratıldı diyor. Tevrat’ta şöyle yazılmıştır, “Kralın adı” Mehdi (a.s)’ın adı “sonsuza dek yaşasın güneş durdukça adı var olsun.” Pesachim 54/A. Nedarim 39/B. Haham Celileli Joseph şöyle demiştir; “Varış muhteşemdir. Çünkü Kral Mesih Hz. Mehdi (a.s) İsrail’de tecelli ettiğinde barış sözleri ile konuşmaya başlayacak. Hep barıştan bahsedecek. Çünkü şöyle yazılmıştır.” Yeşaya 52/7, “Dağları aşıp gelen müjdecinin ayakları ne güzeldir” Mehdi (a.s)nin yani. “O müjdeci ki esenlik duyuruyor, iyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor.” Derek Erez Zuta bölüm 11, Barış Üzerine Bölüm alıntı sayfa 101, bölüm 9. “Moşiyah Mehdi (a.s)’a atfedilen harikalardan birisi de Moşiyah Mehdi (a.s) güç harcamadan savaşlarında mücadele edeceği ve düşmanlarını kılıç veya ok kullanmadan yerle bir edeceğidir. Bu farklılık yalnız Moşiyah Hz. Mehdi (a.s)’a verilmiş bir özelliktir. Çünkü şöyle der; dünyayı ağzının değneği ile cezalandıracak, kötüleri soluğu ile öldürecek.” Yani Tevrat’ta şöyle denmiştir “dünyayı ağzının değneği ile cezalandıracak” yani konuşarak cezalandıracak “kötüleri soluğu ile öldürecek” konuşması ile öldürecek. Yeşaya 11/4. “Moşiyah Mehdi (a.s) ordular ve zor kullanarak savaşmayacak.” Bak “Moşiyah Mehdi (a.s) ordular ve zor kullanarak savaşmayacak. Fakat bunun yerine Allah’a tevekkül eden ruhu ile mücadele edecektir. Benzer şekilde ilk kurtarıcı Hz. Musa (a.s) da Firavun’a asası ile gitmiş ve ağzının değneği ile onun öfkesini yenilgiye uğratmıştır.” Kisvei Ha-Ramban cilt 1, sayfa 322.

Paris’te saldırıların ardından bulunan Suriye pasaportu aylar önce öldürülmüş bir rejim askerine ait çıkmış. IŞİD ile konunun hiç alakası yok anladığımız kadarı ile. Bir de her böyle saldırının ardından nedense mutlaka kimlik pasaport bulunuyor. Bomba patlıyor adamın üstünde adamın böyle lime lime oluyor paramparça oluyor ama kimliği pasaportu bütünü ile hiç lekelenmeden gıcır gıcır bulunuyor.

AYLİN KOCAMAN: Suruç’ta da hiç yanmamış bir nüfus kağıdı vardı.

ADNAN OKTAR: Suruç’ta da öyle adamın üstünde bomba patlıyor artık toz haline geliyor ama kimlik olduğu gibi duruyor. 11 Eylül saldırılarında bina buhar oldu eridi adamların kimlikleri tapu gibi durdu. Yani polisin kendince yaptığı taktikler. Ama milletin zekası ile alay eden taktikler. Yani Amerikan polisinin ve Fransız polisinin yaptığı münasebetliler.

Safa29, “Hocam sevgi sözünüz sloganı için tebrik ederim. Sevgiyi nasıl öğrenmeliyiz? Açıklama yapar mısınız?” Kuran yani Kuran’daki ruh. Kuran’daki Allah’ın o muhteşem gizli ve açık sistemi. Sevginin bütün felsefesi ruhu alt yapısı üst yapısı Kuran’da öğretilir. Sevgi çok kıymetlidir öyle herkesin ele geçireceği bir şey değil. Cennet de kıymetlidir, Allah’ın rızası kıymetlidir. Sevgiyi herkes elde etse zaten sevgi alelade bir şey olurdu. Sevgi yüksek bir duygudur. Onun ilmi Kuran’dadır. Fedakârlık, cesaret, basiret, cömertlik, sabır, Allah korkusu, Allah sevgisi hepsinin üstünde.

Bayram Yanya, “Bulgaristan göçmeni var mı arkadaşlarınızdan hiç?” diyor. Bizim Dany Bulgar zaten, Ortodoks Bulgar’dı, o sonra Müslüman oldu maşaAllah. Üç Musevi kardeşimiz vardı onlar Müslüman oldu. Nadya Rus Ortodoks tu o da Müslüman oldu.

Evren Öztürk, “Hocam üçüncü dünya savaşı çıkacak mı?” Şu an devam ediyor üçüncü dünya savaşı zaten.

Aykut, “Çözüm süreci sevgi ile devam edebilir mi?” Ama sen seviyorsun da adam seni sevmiyor. Biz insanları seviyoruz. Ama PKK Müslümanlar’ı sevmiyor. Cinayet şebekesi olarak Amerika ile anlaşmış ve bütün gücü ile Müslümanlar’ı yok etmek için ahlaksızlık yapıyor. Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir hat oluşturmuş. Amerikan derin devleti, Rus derin devleti hatta Çin derin devleti ile İngiliz derin devleti, Fransız derin devleti ile anlaşıp bütün Müslümanlar’ı yok etmek üzere bir karar almışlar. Ve bunun tetikçiliğini de PKK yapıyor şu an. Ama yaptığına yapacağına bin pişman olacak. Tuzun suda eridiği gibi eriyecek. Deccalın tepeleneceği hadislerde uzun uzun anlatılıyor. Kırk yıllık ömrünü doldurdu deccal.

“Tebrikler Hocam, sizin gibi böyle modern hocalar lazım ülkeye. Keşke bütün Hocalar sizin gibi olsa. Almanya’dan selamlar” Melisa Aksünger. “Keşke bütün Hocalar sizin gibi olsa” ben hoca değilim. Ama tabii Kuran’a bağlı, Kuran’a göre hareket eden hocalar olsa çok güzel olur.

“Hocam selamlar. Attığım mailler gitmiyor mudur nedir? Okumadınız bayağıdır. Tepedeki namaz ne zaman kılınacak, düzen sağlandıktan sonra mı?” Kadir Yaman. Tapınak Tepesi’ni kastediyor. Tapınak Tepesi’nden aşağı ineceğiz. İsa Mesih, Mehdi (a.s) hep beraber. Namazı Kubbet-üs Sahra’da kılacağız bir de o ağlama duvarının önünde. Oralara seccade sereceğiz orada kılacağız. O Mescidi Aksa dolacak oralar zaten.  Ara sokaklar her yer. Yani en az iki üç milyon insan toplanır. Öyle dar alanda kılınmayacak. Ve tekbirlerle Bab-ı Lut Kapısı’ndan geçeceğiz. Mehdi (a.s) önde İsa Mesih önde biz de peşinden inşaAllah. Üç bin yıldan beri açılmıyor o kapı. Mehdi (a.s) ile birlikte açacağız, İsa Mesih’le.

“Sayın Adnan Oktar, selam Hocam.” Aleykümselam. “Hocam sizi kardeşim gibi seviyorum. Öylesine derin ki ekranda çok lezzetli bir şey yediğinizde içtiğinizde bu benim için coşku vesilesi oluyor. Yediklerinizin içtiklerinizin kalitesini özellikle vurgulamanız çok önemli benim için. Babam derdi bana ve kardeşime siz yiyince doyuyorum ben diye. Sanırım böyle bir duygu. Sizi seviyoruz aslan Hocam” diyor Hakan.

Ebu Cafer Bakır Aleyhisselama şöyle arz ettim. “Bize kaim Muhammed Mehdi Aleyhisselamdan haber ver.” Resullullah ferman etti: “Onun dünyaya gelişi anlaşılmayacak.” Dedim ki “hangi yolu izleyecek?” Buyurdu ki “Resulullah’ın yolunu izleyecek. Önceki hurafeleri iptal edip yeni şeylerle gelecek.” Gaybeti Numani sayfa 196. Çıkış şekli şöyle olacak diyor Tevrat’ta da “Moşiyah Mehdi önceleri tanınmayacaktır. Yeşaya Moşiyah’ın ortaya çıkışını tarif ederken kim olduğunun babası, annesi, ailesi veya akrabaları tarafından bile bilinemeyeceğini söylemiştir” diyor. Annesi de bilmeyecek, akrabaları da bilmeyecek onun Mehdi (a.s) olduğunu. “Çünkü şöyle söylenmiştir” Yeşaya 53/2, “Bir fidan gibi büyüdü kurak yerdeki kök gibi.” Yani kurak bir topraktaki kök gibi bir fidan gibi büyüdü. Ramban Igeret Teyman 4. Kim olduğunu bak babası bilmiyor, annesi bilmiyor, ailesi bilmiyor, akrabaları tarafından bile bilinemeyecek diyor. “Bir fidan gibi büyüdü” diyor Tevrat’ta öyle geçiyor. “Kurak yerdeki kök” gibi diyor “ve ardından belirlenen zamanla ilgili gününde kurtarıcı olmaya layık olacaktır. Ve ardından kendisinin Moşiyah Hz. Mehdi (a.s) olduğunu fark edecektir.” Haham Chaim Vital Arbuay Morris Şekel Kesef alıntı kaynağı Acharit HaYamim cilt 2, bölüm 6. “Moşiyah Mehdi gelmiş geçmiş en akıllı insan olarak bilinen Kral Süleyman’dan daha hikmet sahibi olacaktır.” Rambam Maimonides şöyle der; “Hazreti Mehdi, Davut soyundan gelen Kral Süleyman’dan daha akıllı olacaktır.” Rambam Hilkos Tulsi Vivah 9/2. “Kurtarıcı Moşiyah’ın gelişinden önce her kişi doğru yoldan sapacaktır.” Yani büyük bir çoğunluk doğru yoldan sapacak. “Allah tüm dünyanın Moşiyah Mehdi’den haberdar olması için bunu meydana getirecektir. Allah onların kalplerini ve ağızlarını bu kavramlarla dolduracaktır. Hatta sahte fikirler ve yanlış yollar ile.” Yani işte Darwinizm, materyalizm, komünizm. “Böylece zamanı geldiğinde atalarından yanlış bilgileri miras aldıklarını fark edecekler ve bilecekler.” Tabii gelenekçi Ortodoks Müslümanlar da kastediliyor. “Eğer insanlar Moşiyah Mehdi aleyhisselam gelmeden önce onu fark etselerdi çıkışı ile birlikte işlerini çok zorluk çekmeden yerine getirmesi ve herkese açıklaması mümkün olmayacaktı.” Yani Moşiyah Mehdi gelmeden önce onu fark etmemeleri çok önemli diyor. Çıkışı ile birlikte işlerini zorluk çekmeden yerine getirmesi ve herkese açıklaması o zaman mümkün olmazdı diyor. Fark edilmemesi işte o yetmiş perde Mehdi (a.s)’nin rahat hareket etmesini sağlayacak diyor. A Bernabe Yesoş Masiko 1/1. Süleyman (a.s) hakkında diyor ki “Süleyman ve Kral Mesih gibi krallar denizlere ve karalara hükmedecekler. Süleyman hakkında bunu nerden biliyoruz? Çünkü şöyle yazılmıştır. Tifsah’tan Gazze’ye kadar Fırat ırmağının batısındaki bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu. Birinci Krallar 4/24. Tevrat. “Aynısını Kral Mesih Hz. Mehdi (a.s) için olduğunu nereden biliyoruz? Çünkü şöyle yazılmıştır Tevrat’ta” Mezmurlar 72’ye 8, “Egemenlik sürsün denizden denize Fırat’tan yeryüzünün ucuna dek. Midraş Rabbah Sayılar Seder Naso 14. “İlk kurtarıcı olan Musa seksen yaşındaydı ve kendi için de İsrail’in kurtarıcısı olacağını ne biliyordu ne de hissediyordu.” Burada tabii işaret de var. “Hatta Yüce bir olan Allah ona seni Firavun’a göndereyim.” Mısır’dan Çıkış 3/10, “…dediğinde buna rağmen imtina etti (kaçındı). Ve kendi üzerine alıp kabul etmek istemedi. Bu nedenle Allah’ın izniyle son kurtarıcı için de aynısı geçerli olacaktır. İlk kurtarıcıda olduğu gibi aynısı son kurtarıcıda da olacaktır. Ve bu takva kişi Moşiyah olduğunu kendisi bilmez.” Yani benzeyecek olan budur diyor. Hz. Musa (a.s) nasıl kendini bilmediyse Moşiyah Mehdi de kendini bilmeyecek. Ama Allah diyor “Musa (a.s)’yı gönderdiğinde o kaçındı” diyor. Tabii bu bir zelle olmuş oluyor Peygamber zellesi. Ama Hz. Mehdi (a.s)’da bu yok. Hz. Mehdi (a.s) doğrudan deccalın üstüne çöküyor. Ve yalnız çöküyor, tek çöküyor. “Davutoğlu Moşiyah Mehdi hapishaneden tahliye edilecektir.” Aynen böyle geçiyor. Üç bin yıllık eser hatta üç bin beş yüz yıllık eser. “Çünkü şöyle der; genç ceza evinden krallığa yükselebilir.” Genç o zaman bak “genç ceza evinden krallığa yükselebilir.” Vaiz 4/14. Tevrat’ta geçiyor. Haham Yehuda Shaul “Mesih geldiğinde” isimli kitabından. “Genç ceza evinden ancak krallığa yükselebilir” diyor görüyor musunuz? Mesih Moşiyah o zaman genç. “Moşiyah Mehdi gerçek asilliğe sahiptir. Kendisine bağlı olanların ihtiyaçlarını hatta tüm dünyanın ihtiyaçlarını kendinden önde tutar. Bu nedenle gördüğü zulme rağmen sabretmiş ve hepsinin üzerinde yükselmiştir. Böylece onun liderliği tüm insanların izleyeceği doğruluk ve dürüstlük yolu olacaktır. Moşiyah Mehdi en mükemmel biçimde kamil olacaktır. Daha sonra ortaya koyacağı hakikat ve iman yoluyla kutsal tapınak tekrar inşa edilecek ve Allah’ın görkemi tüm insanlığa aşikar olacaktır. Bu ancak gerçek liderlik olan melakut olabilir. Allah’ın hakimiyetiyle tecelli edebilir.” Chaim Kramer Mesih Kim, Ne, Neden, Nasıl, Nerede, Ne Zaman? isimli kitabından sayfa  21 22.

Musevi alim olan haham Yafet Ben Allen’in Tevrat tefsirinden bu konuşma, “İlk olarak Mehdi Moşiyah ancak uzun ve zorlu denemeler sonrasında en yüksek makama ulaşacaktır.” Yani Allah onu zorlu çok çetin imtihanlardan geçirdikten sonra yüksek makama ulaşacaktır. “Ve ikincisi bu denemeler ona bir tür işaret olarak gönderilecek.” Yani bu kadar köklü çile ve sabır ona bir işaret olarak gönderilecek. Normal bir insanda olmayacak bir imtihan zorluğu. “Bu denemeler Mehdi Moşiyah’a bir tür işaret olarak gönderilecek ve böylece belalarla kuşatılmışken davranışlarında saflığını koruduğunu gördüğünde Mehdi kendisinin beklenen şahıs olduğunu anlayabilecektir” diyor. O zaman ümit edecek diyor.  Yani dayanılmaz imtihanlardan geçecek diyor. Bir insanın dayanamayacağı. O zaman anlayacak diyor Mehdi (a.s) olabileceği ihtimalini diyor. Ona işaret olarak bu gelecek diyor. Bunlar hep Tevrat kaynaklı anlatımlar. Hahamların anlattıkları Hz. Mehdi (a.s)’la ilgili. Üç bin beş yüz yıllık, üç bin yıllık kaynaklardan alınarak anlatılan izahlar, Tevrat’tan alınan izahlar.

“Davutoğlu Moşiyah Mehdi hapishaneden tahliye edilecektir.” Üç bin beş yüz yıllık açıklama.  Ne diyor? Hz. Mehdi (a.s) daha kainat doğmadan, kainat oluşmadan, kainat yaratılmadan Hz. Mehdi (a.s) yaratıldı diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın ismi yaratıldı diyor. Ve “Adnan cennetleri yaratıldı” diyor Tevrat’ta. “Cezaevinden çıktığında genç olacak” diyor.

“Hocam merhaba” Mehmet 1113, “Kuran’da derin düşünen insanlar konusunu açabilir misin? Ne anlamalıyız bu konudan? Allah’a emanet olun.” Derin düşünme derin düşünmedir. Bir sathi yüzeysel düşünme vardır. Bunu insanlar yaşar bilir, derin derin düşünürler. Mesela çıkarıyla ilgili bir şey olduğunda nasıl derin düşünüyor? Değil mi? Yüzeysel düşünmüyor.

AYLİN KOCAMAN: Mesela siz Adnan bey herhangi küçük bir böceği bile görseniz hemen onu Allah’ın yarattığını üzerindeki detayları her şeyi çok derin düşünerek tefekkür ediyorsunuz. Hiç görüp geçmiyorsunuz aynı bir şey olsa bile sürekli gördüğünüz.

ADNAN OKTAR: Nefesim kesiliyor.

Evren Öztürk, “Hocam senin gençlere dans dersleri vermek lazım” diyor. Doğru. “Hocam o horon faciaydı. Neydi o öyle?” diyor. Yarın olağanüstü bir çalışma yapacaklarını umuyoruz.

Hüseyin Taşkurt, “Merhaba Hocam ben Hüseyin Taşkurt. Ataşehir Kayışdağı’nda oturuyorum. Uzun yıllardır sizi seyrediyorum. Benim sorum döğme yapmak günah mıdır?” Öyle bir şey yok. Nereden çıktı o?

Rüştü, “Beni bilenler bilirler. İnsan sarrafı sayılırım Hocam. Hocam sizi televizyonda ilk izlediğim gün sanki yıllarca sizi tanıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. Şu an sizi bana sorsalar ilk olarak size çok akıllı ve emin bir kIŞİDir derim. Allah yolunuzu sonuna kadar daim ve açık etsin” diyor. MaşaAllah. Allah razı olsun. Aynaya bakıyorsun kendini görüyorsun. Nurla bakan nur görür.

“Hocam iyi geceler, iyi yayınlar. Yayın süper. Siz de öyle maşaAllah. Ama iki gecedir canlı yayın takip etmekten uykusuzluktan ölmek üzereyim. Ama yine de buna değer. Sabah iş olsa neye yarar? Geceyi değerlendirmek lazım. İyi yayınlar.” Orbay Uludağ. İşten geldiğinizde biraz uyusalar. Değil mi? Mesela yedide geldiklerini düşünelim. İki-üç saat uyusalar sonra onu biraz da sabah uyuyup telafi edebilirler.

Samimiyet, “Sayın Oktar, bin beş yüz yıllık tarihinde ilk defa böyle bir Kafkas dansı gördük. Böyle Kafkas dansı mı olur Adnan Hocam?” Telafi edecekler. Telafi edecekler yarın inşaAllah. Göreceğiz. Yarın itibariyle o gelişme başlayacak, on beş gün sonra mükemmel çizgeye ulaşacak.

“Talebeniz olmak için” diye birçok kardeşimiz yazıyor ama ben hoca değilim. Kardeş kardeşe zaten hoca vaziyeti alamaz. En fazla kardeşiniz olurum. Kardeş oluruz, dostuz, kardeşiz. Dolayısıyla hocalık iddiasını kabul etmem. Hep beraber sohbet ederiz,  konuşuruz o.

“Karadeniz oyunlarını ilk kez oynadınız devamını istiyoruz. Size çok yakışıyor. Çok memnun olduk” diyor. Cumhure Topkara.

“Müminler zamana karşı imtihan olduklarında imanlarının yıpranmaması için ne yapabilir?” Azerbaycan’dan Miraga.  Niye? Allah güzel bir imtihanla imtihan ediyor yani zor görmek yanlış.

 Biraz piyano dinleyelim.

Hüseyin Başkurt, “Oradaki hanımlardan din değiştiren oldu diyorsunuz. Ama Tevrat okuyorsunuz. Allah’ın dinleri olmaz. O tektir, dini de tektir.” Kuran’da Allah katında din İslam’dır, diyor. Hz. İbrahim’in hanif dinine uyun, diyor. Hz. Nuh (a.s) da İslam dinindeydi. Hz. İsa (a.s), Musa (a.s) hepsi İslam dinidir. Dolayısıyla Tevrat’ta İslam’a uygun hükümler varsa, ahir zaman hadislerine uygun hükümler varsa bunlar geçerli olur. Çünkü Kuran gönderme yapıyor zaten Tevrat’a ve İncil’e. Oraya baksınlar, diyor Allah. Dünya hakimiyeti olacağını söylüyor. İslam’ın dünyaya hakim olacağını. Bu, Tevrat’ta ve Zebur’da belirtilen bir hükümdür, diyor Allah. Oraya bakın, diyor. Baktığımızda orada Mehdi (a.s)’den Moşiyah’tan bahsedildiğini görüyoruz. Dünya hakimiyetinden bahsedildiğini görüyoruz.

AYŞE KOÇ: Hz. İsa (a.s) da şöyle söylüyor şeytandan Allah’a sığınırım, “Benden önceki Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra ismi Ahmet olan bir elçinin müjdecisiyim” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tevrat’ın ve İncil’in bozulmuş, tahrif olmuş yerleri geçersizdir. Onu da zaten Kuran açıklıyor. Cenab-ı Allah Kuran’da bunu belirtiyor. Yanlış olan yerlerin Kuran’da açıklandığı belirtiliyor. Kuran’ın bir özelliği de yanlışı düzeltmesidir. Mesela Tevrat’ta bir yanlışlık varsa düzeltir, İncil’de bir yanlışlık varsa düzeltir. Ama mesela İncil’de Allah birdir, diyor. Sen bu geçersizdir, diyemezsin. Bu geçerli Allah’ın hükmüdür.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor:  “Onlar ki yanlarındaki Tevrat’ta ve  İncil’de yazılı  bulacakları ümmi, haber getirici olan elçiye uyarlar.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak, “Yanlarındaki, kitapta yazılı ve bunu görecekler” diyor Allah. 1400 sene önceki ifade bu. O zaman ki Tevrat bu. O zamanki, İncil.

OKTAR BABUNA: Allah şöyle buyuruyor şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Tevrat’tan sonra Zebur’da da arza salih kullarım varisçi olacaktır” diye yazdık.”

ADNAN OKTAR: “Yazdık” işte “Bakın” diyor Allah. Baktığımızda Moşiyah’tan, Mehdi (a.s)’den bahsedildiğini görüyoruz.

IŞİD tabii Tayyip Hoca’ya da çok şiddetle karşıdır. Sayın Ahmet Davutoğlu’na da çok şiddetle karşıdır. Yani çok ağır hakaretler ediyorlar. Yani küfür derecesinde hakaretler ediyorlar. Dolayısıyla IŞİD ile hükümetin uzaktan yakından alakası yok. Çok çirkin, bağlantıdadır denmesi. Rejimi de, Sayın Davutoğlu’nu da hepsini de kabul etmiyorlar.

Canan Doğan, “Gece neşem, nurum. Neşeniz, sevginiz, aklınız ve derin imanınızla gözümüze, gönlümüze şifasınız. Vesilenizle ruhumuz ihya oluyor” diyor. Allah razı olsun her zaman diyorum. Aynaya bakıyorsun, kendini görüyorsun.

Tabii Kuran’da anlatılan ahlakta mülkiyet hırsı yok. Yani her şey herkesin oluyor. Kardeşlik ön plana çıkıyor. Herkes malını, mülkünü kardeşiyle paylaşıyor. Yediğini, içtiğini, elbisesini, eşyasını her şeyini. Öyle bir yere bir şey biriktirmek, hırs yapmak öyle bir şey yok. Sonradan çıkarmışlar kırkta birinin bilmem kaçını vereceksin altının. Öyle bir şey yok. Kuran, ihtiyaçtan arta kalan diyor. İşlerine gelmediği için onu kendilerince düzenlemişler. Yine de şükür ki kırkta bir demiş. Bunlar binde bir falan da diyebilirlerdi. On bin de bir falan da diyebilirlerdi.

AYŞE KOÇ: Bir ayette Allah şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırı,. “Sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir daha.

AYŞE KOÇ: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sevdiğiniz şeyden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz.”

ADNAN OKTAR: Tabii.  Bak ihtiyaçtan arta kalan, diyor. Bir tabak yemek yedikten sonra insan doyuyor. Geri kalan? İşte ihtiyaçtan arta kalan o. Mesela kardeşin gelmiş. Koskoca beş odalı evin var. Sokakta yatıyor. Odalarını kardeşleriyle paylaşıyor. Öyle bir şey olmuyor yani. Ve bu, büyük bir sevinçle yapılıyor. Mesela o kardeşi bu sefer zengin oluyor, o odasını paylaştığı kardeşi. Muazzam imkanlar sağlıyor. Mesela hayvanlar çoğaltıyor falan. Getiriyor kardeşine o hayvanlardan veriyor. O da oradan aldığını başkasına veriyor. Müthiş bir zenginlik müthiş bir paylaşım ruhu. Bir velayet ruhu var. Bir kardeşlik ruhu vardır İslam’da. Böyle mal hasisliği, malı yığma, parayı yığma, altını gümüşü yığma, böyle bir şey yok. Kuran’da diyor, o yığdıkları altın ve gümüşten böğürleri dağlanacak diyor ahirette. Altın, gümüş yığmak yok.

AYLİN KOCAMAN: Müslüman için, “Mala olan sevgisine rağmen yetime, yoksula veren” diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yetime, yoksula, yolda kalmışa, esire.

Murat Bulut Erzurum, “Hocam içten, sempatik, sevecenlik dolu halin ve ekibinize selamlar. Ekibe değil de sen bana de. Aleyküm selam. Ekibin önü sonu yok. Onunla baş edemezsin. Öyle olmaz. Bana selam verdi ben de ona aleykümselam diyorum. “Allah sizi nazardan saklasın” diyor, Murat. Öyle bir şey olmaz. Bütün güç Allah’ın elindedir. “Tüm vardiyadaki arkadaşlarım sizinle”  diyor. Gece vardiyasında çalışıyorlar demek ki maşaAllah.

Ahmet Davutoğlu hoca çok şeker bir insan.

MR MR, “Sizce bu kadar hadise uydurma diyenler, sahih değil diyenler gerçekleştiğini gördüğü halde neden sessiz kalıyor? Neden bu kadar İslami gazete ve TV yayınlamıyor? Neden Müslümanlar’ın şevkini artıracaklarını bildikleri halde maç programı, eğlence programı ve dizilerle insanları oyalamalarla uyutuyorlar?” Bir kısmı öyle yapıyor tabii.

Kıvırcık, “Siz nasıl insanlarsınız? Her gün neşeli nasıl oluyorsunuz? Sizin hiç derdiniz mi yok?” diyor. Biz tevekkül ediyoruz. Sabrediyoruz. Allah’ı sevdiğimiz için o bizde eriyip yok oluyor dertler. Çileler yok olur. Müminin zırhından geçemez. Takva zırhından, tevekkül, sabır zırhından geçemez dertler. Erir.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin imtihanınız zor bir imtihan. Defalarca suikast tehlikesi vardı. Siz tevekkülünüzle aştınız hepsini. Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah.

İmparator, “Bu ne ya? Bu kadar güzel insan ajanslarda bile yok. Nereden buluyorsun?” Allah yaratıyor insanları. Siz ajanstan çıkar zannediyorsunuz. Ajanstakini de Allah yaratır. Allah sevdirir. Mesela ajanstan geliyor insan hakikaten sevgi, dolu oluyor. Sevdirmezse hiçbir anlamı olmaz.

Zaten Sinirliyim isimli arkadaş yazmış, “Bu insanlar sana güneşe bakar gibi bakıyorlar. Karım bana böyle bakmıyor. Bir de her dediğini anında yapıyor bunlar. Ben çocuğuma dahi yaptıramıyorum” diyor. İşte o da sevgi ve Allah rızasının ön planda olmasından kaynaklanıyor.

Hakan FB, “IŞİD daha ne kadar silah yığılmasını bekleyecek? YPG’nin gücü muazzam artıyor.” İşte IŞİD’e güvenmeye gerek yok. Kendi devletimize güveneceğiz inşaAllah. En başta Allah’a güveneceğiz. PKK ile baş etmek için yani IŞİD yeterlidir mantığı yanlış.

“IŞİD’le mücadele adı altında resmen Türkiye’ye karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya silah yardımı yapıyor PKK’ya. Sonra bu PKK PYD bu silahları kime karşı kullanır diye düşünmüyorlar mı? Olay O kadar açık ki” diyor. Mustafa Altıntaş. Bütün Türk milletini çok güçlü şekilde uyarmak lazım bunların niyeti bozuk, bir tek Türk milletini değil bütün İslam alemini yok ettirmek için bu alçakları kullanmayı düşünüyorlar. Ve bunları geceli gündüzlü silahlandırıp eğitip bunlara geniş toprak alanları da veriyorlar. Yani inanılmaz bir toprak alanını bunlara terk ettiler ve Türkiye’ye de diyorlar ki diğer yerleri de temizleyin gelsin buraya PKK yerleşsin diyorlar. Bu çok büyük bir tehlike. 

Evet dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN:  Bazı gazeteciler köşelerinde G20 zirvesinde herkesle görüşen ve Türkiye’yi temsil eden kişinin Sayın Erdoğan olduğunu ve Başbakan Davutoğlu’nun ortalıkta bile görünmediğini belirterek “Dışarıdan bakanlar Sayın Erdoğan’ı ülkenin başkanı, Sayın Davutoğlu’nu da herhangi bir bakan ya da Antalya’nın belediye başkanı falan zannederler. Bu ülkeye çoktan başkanlık sistemi geldi bile” yorumunda bulundular.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN:  Bazı gazeteciler köşelerinde G20 zirvesinde herkesle görüşen ve Türkiye’yi temsil eden kişinin Sayın Erdoğan olduğunu ve Başbakan Davutoğlu’nun ortalıkta bile görünmediğini belirterek “Dışarıdan bakanlar Sayın Erdoğan’ı ülkenin başkanı, Sayın Davutoğlu’nu da herhangi bir bakan ya da Antalya’nın belediye başkanı falan zannederler. Bu ülkeye çoktan başkanlık sistemi geldi bile” yorumunda bulundular.

ADNAN OKTAR: Ne kadar acayip bir yorum. Gelen adamların büyük bir bölümü zaten cumhurbaşkanı mesabesindeki olan adamlar yani hemen hemen tamamı o. O cumhurbaşkanlarının yanına cumhurbaşkanı çıkıyor bunda şaşıracak ne var? Başkanlık sistemi öyle bir anda oturtulan bir olay değil ki. Başkanlık sistemine geçilmiş olsa binlerce, on binlerce hükmün kanunun ortadan kaldırılması gerekiyor, değiştirilmesi gerekiyor. Bütün devlet yapısının değiştirilmesi gerekiyor. O zannettikleri gibi kolay bir şey değil ve çok da riskli bir şey. Ben yaptım oldu öyle bir şey yok.

Tayyip Hoca mazlum Anadolu delikanlısı, Kasımpaşa’da yetişmiş bütün ömrü çileyle acıyla geçti. Ben hep bilirim, gözümüzün önünde yetişti. Ne ıstıraplar çekti, Güneydoğu’ya gider, yerlerde yatar, parti oraya buraya gönderir. Erbakan Hoca’nın dizinin dibinde yetişti, bütün ömrü acıyla geçti. İlk defa namaz kılan, Kuran okuyan birisi başbakan olacak nefesimiz kesildi. Ben dedim ki Cumhurbaşkanı olunca herhalde kolundan tutup indirecekler zannettim. Acayip olaylar çıktı darağacında resimleri yayınlandı. Bu kadar zorlukla iktidara getirilen bir insanı sen üç beş kasetle indirmeye kalkarsan onu daha önce yapanlardan bin kat daha kötü olursun. Daha önce yapanlarla sen mücadele ediyordun, uğraşıyordun onlardan daha kötü konuma geliyorsun. Yapacaksan oyla, demokratik yolla yap alnından öpeyim. Ama onun dışında olmaz. Bıktık usandık biz sağın böyle devrilmesi olaylarından bundan sonra böyle olaylara müsaade yok. Ya askeri darbe bu sefer askeri darbe olmayınca fotoğrafla, kasetle devirmek. Bu nereden çıktı?

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Muharrem İnce, Ahmet Hakan’la yaptığı röportajda eğer CHP lideri olursa rakip olarak kendisine Sayın Davutoğlu’nu değil Sayın Erdoğan’ı göreceğini söyledi. Ahmet Davutoğlu’nu ise bir siyasi figür olarak görmediğini ifade etti. “Ahmet Davutoğlu her an değişebilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye canım? Başbakan şeker gibi insan bütün Türkiye seviyor onu. Bu zorlama ile olmaz. Sevgisiz bir üslup kullanmış. Samimi sevgiyi bilen herkes çok seviyor Başbakan’ı. Nur gibi çocuk gibi acayip şeker sempatik bir şey, yazık, günah ona laf söylemek.

Bak Tayyip Hoca’nın 2010’daki hali var. Var mı o sende?

BÜLENT SEZGİN: Evet, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak gencecik delikanlıyken beş yılda ne hale geldi? Bu kadar çile, acı çektirmenin bir hali var mı bu insana, yazık günah değil mi? Bu vatanın evladı yani. Hayır, eleştir ben mesela sabahtan akşama kadar eleştiriyorum ama ezmeye kalkarsan olmaz. İktidarını devirmeye kalkarsan olmaz, o zaman karşısında çok insanlar olur. Milletimizin bir kere vicdanı olur, aklı olur. Ve böyle bir şeye müsaade etmeyiz ve etmem. Oyun oynamaya kalkanın kolunu bacağını kanunla, hukukla kırarız. Oyun oynamak yasak. Ama dürüstçe demokratik yolla ne yapıyorsan yap.

Biraz piyano dinleyelim. İzleme çok çok yüksek ne yapacağız mecburen devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü