Harun Yahya

Sohbetler (19 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bu gece Suriye rejiminin Bayırbucak’taki Türkmen Dağı’na asker indirdiği, Rus ve Suriye uçaklarının yoğun bombardıman yaptığı haberleri var. Türkmenler bölgede PYD’nin Akdeniz’e ulaşmasına engel olan hat üzerinde yer alıyorlar ve hem PYD ile hem de Esad rejimiyle mücadele ediyorlar. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Müslümanlar’ın kutsal bölgeleri olan hac yollarını korumak amacıyla bölgeye yerleştirilen Türkmenler’in şu anda ağır saldırı sebebiyle kayıp verdiği, bombardımanda çok sayıda köylerinin yakıldığı bildiriliyor. Sosyal medyada “Türkmen Dağı’nda katliam var” etiketiyle Türkmen kardeşlerimizin Türkiye’den yardım çağrısı var.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Bu gece Suriye rejiminin Bayırbucak’taki Türkmen Dağı’na asker indirdiği, Rus ve Suriye uçaklarının yoğun bombardıman yaptığı haberleri var. Türkmenler bölgede PYD’nin Akdeniz’e ulaşmasına engel olan hat üzerinde yer alıyorlar ve hem PYD ile hem de Esad rejimiyle mücadele ediyorlar. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Müslümanlar’ın kutsal bölgeleri olan hac yollarını korumak amacıyla bölgeye yerleştirilen Türkmenler’in şu anda ağır saldırı sebebiyle kayıp verdiği, bombardımanda çok sayıda köylerinin yakıldığı bildiriliyor. Sosyal medyada “Türkmen Dağı’nda katliam var” etiketiyle Türkmen kardeşlerimizin Türkiye’den yardım çağrısı var.

ADNAN OKTAR: Nasıl bir yardım istiyorlar biliyor musun? Yardımın çeşidi nedir? Silah yardımı mı, asker yardımı mı yoksa konunun kamuoyuna duyurulması mı?

KARTAL GÖKTAN: Askeri yardım daha ziyade Allahualem.

ADNAN OKTAR: Türkiye de habire “Biz IŞİD’i hedefledik, IŞİD’i imha edeceğiz, Türk jetleri yerle bir edecek.” Asıl konu bunlar, değil mi? Bizim IŞİD’le bir işimiz olmaz diye aylardan beri söylüyoruz. Orayı alıp PKK’ya vermeyi düşünüyorlar herhalde, evet o Akdeniz’e açılmaları için. Aslında bunu tabii en iyi takdir edecek olan Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay; bizim elimizde fazla bir bilgi yok. Şimdi biz bir fikir versek bile bu biraz sathi olabilir. Ancak şöyle olabilir bilmiyorum, Rusya ile konu konuşulabilir Putin’le. Bir orta yol, makul bir bakış açısı geliştirilebilir. Türk askerinin oraya sevk edilmesi olmaz herhalde. Ama Türkiye’nin IŞİD’le uğraşması hiç olmaz. Onu bir düşünelim. Biraz bilgi toplamak lazım. Kamuoyunun tepki göstermesi sağlanabilir. Televizyon kanalları olayı çok büyük çaplı anlatabilirler. Ama Putin makul bir insan, onunla konuşulabilir aslında. Bu nedir böyle falan gibisinden. Burada asıl amaç nedir? İşte hep istihbarat gerekiyor. Bir durum değerlendirmesi yapılması lazım. Türkiye reaksiyonunu artırabilir, bütün kanallar dünya çapında olay büyütülebilir. Karşı tarafın makul olan bir mantığı varsa o konuda anlaşma yapılabilir. Tayyip Hoca bir açıklama yapmadı mı bu konuda? Başbakan bir açıklama yapsın, Dışişleri Bakanı, Başbakan. Sınırımızda olan bir şey. Aslında seferberlik yapsalar hepsi tırsar ama o sözümü dinlemiyorlar. Dört milyon asker alsak, hepsine otomatik silah dağıtılsa, değil mi? Çok mebzul de cephene dağıtılmış olsa böyle bir olayın içine hiç kimse girmek istemez. Peki Bayırbucak Türkmenleri’nin istedikleri ne biliyor muyuz biz?

KARTAL GÖKTAN: Suriye Türkmen Kitlesi Üyesi Tahsin Hoşkar bir açıklama yapmış ama isteklerine dair bir şey söylemiyor. Sadece “Mevziler ve Türkmen köyleri kara hava ve denizden yoğun şekilde bombalanıyor” diyor. Çatışmalar şu saatlere kadar hiç durmadı.

ADNAN OKTAR: Suriye hükümeti yapıyor bunu öyle mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Acaba niye orayı önemli görüyorlar? PKK açısından önemli görüyorlar herhalde.

TARKAN YAVAŞ: Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. O Rojova dedikleri Kürt bölgelerini PYD’nin olduğu bölgeleri de ilk başta Esad hükümeti vermişti onlara.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

TARKAN YAVAŞ: Bu en başında, Suriye olaylarının başında Rojova denen o PYD’nin yaşadığı bölgeyi Esad hükümeti vermişti onlara, onlara tahsis etmişti.

ADNAN OKTAR: Evet. Onları, bu konuları yazılarımızda geniş çaplı açıklıyoruz ama bunun dışında bir şey yapmak lazım. Acaba Lazkiye’yi garantiye mi almak istiyorlar? Öyle bir şey olabilir değil mi? Peki Bayırbucak Türkmenleri’nin onlara karşı, karşı atağı var mı ki Suriye’ye karşı? Barış anlaşması yapsınlar. “Siz bize karışmayın biz de size karışmayalım” desinler bir ateşkes ilan edebilirler. Eğer Esad’la savaşıyorlarsa “ben vatanımı savunuyorum” diyebilir adam. “Legal devlet başkanıyım” diyebilir adam. Ama anlaşma yaparlarsa öyle bir şey olmaz. Türkiye araya girsin ateşkes sağlansın. Esad’a karşı savaşsınlar diye teşvik edilmeleri de doğru değil. Yanlış bir politika. Sadece “Biz burada oturuyoruz kimseye karışmıyoruz, kimse de bize karışmasın” demeleri lazım. Böyle bir anlaşma yapılabilir. Bu geç de değil. Esaslı bir karşı bir atak yapılıp yani savunma yapılıp sonra da barış anlaşması yapmak lazım. Ateşkes ilan etmek lazım. Onun dışında olmaz. Yanlış bir politika izlenmiş olabilir. Hükümet bir açıklama yapsın ki biz de ona göre bir şey söyleyelim. Var mı internette orada burada bir açıklama?

KARTAL GÖKTAN: Henüz yok.

ADNAN OKTAR: Önce bir Dışişleri Bakanı açıklama yapsın, oluyorsa Başbakan açıklama yapsın, sonra da Tayyip Hocam bir açıklama yapsın. Yahut tersine baştan doğrudan Tayyip Hoca da açıklama yapabilir. Konuyu bize bir doğru intikal ettirsinler ki biz de ona göre bir şey söyleyelim. Ne olup bittiğinden haberimiz yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Milliyet Gazetesi’nde yer alan habere göre hükümetin kurulmasıyla birlikte kamu yönetimi reformu gündeme gelecek. Ve ilk etapta Avrupa yerel yönetimler özerklik şartındaki şerhlerin kaldırılması, yerinden yönetime geçişin önündeki engellerin temizlenmesi sağlanacak. Çözüm sürecindeyse güvenlik ve özgürlük dengesi gözetilmeye devam edilecek. Anayasa haricinde yapılacaklar konusunda adım atılacak. Ancak anadilde eğitim gibi büyük tartışmalı alanlar süreç içerisinde tartışmaya açılacak.

ADNAN OKTAR: Vatandaş özerkliği kabul etmediği için, başkanlık sistemine de karşı oldukları için başkanlıktan hiç bahsetmeyerek bundan vazgeçtiklerini vurguladıkları ve PKK’yla da şiddetli mücadele etmek azminde olduklarını gösterdikleri için millet güvendi. Şimdi yüz seksen derece geriye dönmüş gibi bir görüntü olursa bu çok sarsar milleti. Ne dedi? “Ben başkanlıktan vazgeçtim” dedi fiili durumdan. Şimdi direkt “Size özerkliği veriyoruz” derseler zaten Türkiye parçalanmış oluyor. Adamlarda baksana, Akdeniz’e açılması için PKK’nın son vuruşları yapıyorlar. Bayırbucak Türkmenleri’ni şehit ediyorlar. Oluk oluk kan aktığına dair bilgi geliyor bize. Ne olup bittiğinden de haberimiz yok. Hükümet açıklama da yapmıyor. Konunun vuzuhata kavuşturulması lazım. Ben seferberlik ilanı konusunda yine ısrarlıyım. En az dört milyon asker silahaltına alınması lazım en az.

Biraz piyano dinleyelim, müzik dinleyelim.

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Esad, IŞİD yenilgiye uğratılana kadar görevini bırakmayacağını söyledi. “Devlet başkanlığı seçimlerinde aday olmamı yasaklayan herhangi bir kırmızı çizgi yok” diyen Esad, “ben seçilirsem Suriyeliler’in daha iyi bir geleceği olacak” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Tamam, IŞİD’in yok olduğunu düşünelim o muhalif olanlar ne olacak diğer gruplar? Aynı kararlılıkta Esad’a karşılar. Çok muğlak bir ifade olmuş o. Her şey ayakta havada yani. Konu IŞİD’le bitiyormuş gibi bir anlatım yanlış. Bütün Avrupa ülkeleri, Amerika Esad’ın gitmesini istiyor ve muhaliflere silah yardımında bulunuyorlar, destek oluyorlar, eğitiyorlar. Benim anlamadığım PKK Esad’ı destekliyor, Amerika da PKK’yı destekliyor, buradaki mantıksızlığı anlamak mümkün değil. Bütün gücüyle Amerika PKK’yı destekliyor. Muazzam silah yardımında bulunuyor. PKK da Esad’la kol kola, Esad bütün gücüyle onları destekliyor. Hatta benim gördüğüm Suriye’de rejime hakim olma mücadelesi veriyorlar.

Suriye savaştan önce Türkmenler’in nüfusu iki yüz binden fazla. En büyük azınlıklardan birisi. Şimdi çok az kalmış sayıları. Avrupa'nın özerklik şartnamesini otuz bir ülke daha şerh koyarak kabul etmiş şerh ama. Onlara hiç baskı yapmıyorlar. Türkiye'ye baskı yapıyorlar o şerhleri kaldırmazsanız, sizi Avrupa Birliği’ne almayız demişler. Almıyorsan alma. Kendi ülkelerinde bölünme olur diye hepsi şerh koyuyor. Belçika falan bile. Türkiye'den çok sonra kabul etmiş, sözleşmeyi. Ama otuz bir ülke kabul etmiyor. Bölünme tehlikesine karşı. Türkiye'ye de sürekli bir baskı var. Avrupa Birliği’ne giren ülkelere ne olmuş? Hepsi sürünüyorlar. Yunanistan girdi sürünüyor, Bulgaristan girdi sürünüyor. Romanya sürünüyor. Hepsi perişan haldeler. Yani bizim bir çıkarımız yok. Türkiye bölündükten sonra biz Avrupa Birliği’ne girsek ne olur girmesek ne olur? Olmaz öyle şey.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan'a yönelik tecritin bir savaş ilanı olduğunu belirterek "Devlet Sayın Öcalan'a mahkumdur. Mecbur da değil, mahkumdur. Öcalan'ın gelişmelerde işaret ettiği neler varsa bir kahin gibi siyasi öngörüsü neredeyse süreçle ilgili en ufak bir sapmaya uğramadı. Devletler milyarlarca dolar ayırıyorlar bunlara. İstihbaratıyla, analistleriyle, şunları bunlarıyla. Sayın Öcalan, dört metrekarelik hücresinden bütün bunları görüyor. Artık tartışılmayacak şey var, tecrit demek Kürt halkına ve onun iradesine savaş ilanı demektir. "

ADNAN OKTAR: Tecritten kastı nedir?

OKTAR BABUNA: Öcalan'ın görüştürülmemesi.

ADNAN OKTAR: Hayır. Ailesiyle zaten görüşsün. Öyle bilmiyorum bir kanuni engel var mı da, yani kardeşleriyle görüşür, avukatıyla görüşür, birinci derece yakınlarıyla görüşür. Soyadı Öcalan olan herkesle görüşür. Ben öyle biliyorum yani birinci dereceden yakınlarıyla görüşebilir. Değil mi? Amcasının oğlu teyzesinin oğlu falan herkesle görüşür.

Özbekistan iki yüz IŞİD sempatizanını tutuklandığını açıklamış. Şimdi de Müslüman düşmanlığına bahane çıktı. Sakalı varsa IŞİD’çi, başörtülüyse IŞİD’çi. Bu büyük bir tehlike, yani IŞİD’çi olmayanları da IŞİD’çi yapacaklar. Çünkü iki yüz ailenin fertleri onlar da IŞİD’çi olur o zaman. Yani böyle haksız baskı olursa. Ailesiyle görüşebiliyorsa tamam, HDP ile görüşme öyle şey olur mu? Hapisteki insan yani mesela “ben AK Partililer’le görüşmek istiyorum” diyor. Diğer mahkumlar da ister o zaman. Olur mu? Ona has özel bir şey olmaz. Her mahkuma uygulanan ona da uygulansın. Özel bir şey olmaz. HDP ile ayrıca görüşüp yapacak yani? Bir de tam teşhis koyuyor bilmem ne falan bunlar gereksiz sözler çünkü zaten Öcalan'ın sözlerini Amerika derin devleti hazırlıyor. O da söylüyor. Yani aynı üslup kullanıyorlar. O diyor ki mesela Türkiye'de başkanlık sistemi olsun diyor Amerikan derin devleti. O da diyor Türkiye'de başkanlık sistemi olsun. Ama Amerika bizim modelimizde olsun diyor o da aynısını söylüyor Amerika Birleşik Devletleri modelinde olsun diyor. Armagedon için katiller hazır diyor. Bu bir on görü değil ki. Görünen bir şey. PKK'nın katilleri Amerika’nın emrinde diyor. Allahsız, dinsiz imansız Kitapsız, Stalinist katillerin Amerikan derin devletinin emrinde olması şaşırılacak bir şey değil. Amerika'da demokratların dinle pek alakaları yok, demokrat grubun. Bir bilgileri de yok. PKK gidiyor orada onlarla konuşuyor siz bayağı iyiymişsiniz diyor. Yani Marksist, Leninist, Stalinist olması falan onları hiç ilgilendirmiyor. Tehlikeyi de görmüyorlar. Amerika'nın yüz yıllık politikasını onlara uygulatmak istiyorlar. Bir Armagedon politikası var. Normalde demokratlar o kadar dindar değiller. Cumhuriyetçiler gibi değiller. Avrupa Birliği özerlik şerhini kaldırmasını isteyen de Öcalan. Diyor ki Öcalan, "Peki biz ileride ne yapacağız? Kürtler” PKK yani. Çünkü Kürtler devletten yana milletten yana. “PKK kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela Avrupa Birliği yerel yönetim özerklik şartı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür." diyor. Yani hazırlık bu yönde. Diyecekler mi halka herhalde “Avrupa Birliği dayattı, biz de imzayı attık, e ne yapalım? Yani bu bizim bilgimiz dahilinde irademizle oluşan bir şey değil.” Diyecekler herhalde. Halbuki çok fazla ülke tehlikeli buldukları için şerh koydular ve kabul etmiyorlar. Avrupa Birliği, ülkeleri paramparça etmek istiyor. Bütünlüğünü bozmak istiyor. Olmaz. Çok küçük küçük ülkelerden oluşsun istiyorlar. Yani onlar da kendi içinde parçalansın. Olur mu öyle şey? Bütünlük içinde gayret etmek güzel, doğru.

Türkiye'nin aslında politikası değişse, hükümetin politikası değişse bütün Avrupa, Amerika hepsi bizimle ittifak ederler. Boş yere gelenekçi Ortodoks bir görünüm veriliyor. Gereksiz yere. Halbuki hükümet normalde modern bir hükümet. Ama gereksiz yere sanki böyle kadın haklarına kapalı, müziğe karşı, resme karşı, heykele karşı, özgürlüklere karşı gibi bir görünüm veriliyor. Halbuki mecliste AK Partili kadınların mesela büyük epey bir bölümü dekolte de giyinseler değil mi şık kıyafetler giyinseler, müzik resim heykel açık açık desteklense, Avrupa ile bu yönde tam bir mutabakat olsa, laik yapımız daha iyi vurgulanmış olsa yani her dine, her inanca açık olduğumuz.

Abdullah Bıyık, “Bu millet Recep Tayyip Erdoğan’ı en kısa zamanda başkan yapacak.” Ama başkan yapacak da başkanlığın ne olduğunu biliyor musun? Bilmiyorum diyor.  Başına geleceklerden haberin var mı? Ondan da haberin yok.  Türkiye’nin ne hale geleceğinden haberin var mı? Ondan da haberin yok.  Başkanlık demek eşittir federasyon. Birleşik devletler demektir. Bak şimdi adamlar bin bir çeşit kurnazlık yapıyorlar. Avrupa Birliği’nin şartı var diyorlar. Değil mi? Özerklikle ilgili maddede konan şerhi kaldıralım. Ee, ne olacak?  Şerh kalktı mı işte herkes özerk olsun, diyor.  Güneydoğu özerk, Marmara özerk, İstanbul özerk. İlk planda İstanbul’u da ayırmak istiyor, İstanbul bölgesini Marmara bölgesini. Onu ilk planda Avrupa Birliği'ne almak istiyorlar. O bölgeyi ayırıp ayrı bir devlet olarak. Sonra Ege Bölgesi’ni almayı düşünüyorlar. Bir de Antalya falan. O bölgeyi. O kadar. Ondan gerisi size kalsın diyor. Ondan gerisi de Güneydoğu’yu da PKK’ya verelim diyorlar. Ortada da işte Çankırı, Çorum, Turhal Ankara, Konya o bölgede de siz kendi devletinizi oluşturun diyorlar. Ne yapıyorsanız yapın diyorlar. Yani her yerden sizi cendereye alacağız.  Avrupa olacak sınır ve İstanbul’un geleceği onlar açısından tamam. İstanbul’u sessiz sedasız alacaklarını düşünüyorlar zaten. Yani hiç böyle olay çıkmadan sınırlarını belirleyip Avrupa Birliği’ne alıp ayrı bir devlet yapıp burada da mülkiyet hakkı oluşturacaklar. Binaları satın alacaklar evleri yerleri her yeri satın alacaklar. Yabancıları dolduracaklar. Buranın yerli halkını da buradan sürecekler. Gönderecekler oraya buraya. Sonra hadi geçmiş olsun diyecekler, işte İstanbul bir Avrupa ülkesi. Ege de İzmir bölgesi orası da ayrı bir Avrupa ülkesi. Siz de diyecekler ey PKK  bu bölgede hakimsiniz. Türklük alemiyle, İslam alemiyle bağlantı yapabiliyorsanız yapın diyecekler.  Bu dar, küçük toprak parçasında ne yapıyorsanız yapın diyecekler.  Sonraki aşamada da oranın tamamını almayı düşünüyorlar.  Oraya buraya Türkler’i, buranın yerli milletini yani bizleri herkesi darmadağın etmeyi düşünüyorlar.

Şimdi benim çağrımdan sonra Haber Türk,  Anadolu Ajansı falan haber yapmaya başladılar şu an.  Bu Türkmenler’le ilgili olay da cayır cayır haber olmaya başladı. Daha da teşvik edelim de bütün kanallar her yer konuyu çok gündemde tutsunlar. Avrupa’yı da ayağa kaldıralım. Amerika’yı her yeri ayağa kaldıralım yayın yoluyla.

Rus hava kuvvetleri Türkmenler’i IŞID diye vuruyormuş, IŞID mevzileri diye. Bir de bu çıktı. İşine gelmeyen herkesi IŞID’çi ilan ediyorlar. Bu büyük tehlikeli. Oradaki eski evliyaların türbelerini falan da yerle bir ediyorlarmış şu an hava bombardımanıyla.

Haber Türk, Anadolu Ajansı yeni devreye girdi şu an. Her yeri uyaralım.

Türkmenler’e Nusra Cephesi yardım ediyormuş, Çeçenler yardıma koşmuşlar.

TARKAN YAVAŞ: Rusya bombalama sebebi olarak bazen Çeçenler’i de gösterebiliyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama çok mantıksız tabii. Beş bin metre havadan nerde Çeçen var, nerede IŞİD var olur mu öyle şey? Zulüm yani.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı Bayırbucak’a atılan varil bombası içindeki gülle ve kayaları gösteren bir fotoğraf.

ADNAN OKTAR: Varil bombasının içine koymuşlar bunları öyle mi? Şu kaya parçalarını koymuşlar.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: İşte zalimliklerinin boyutunu buradan anla, bu da orada çoluğun çocuğun, kadınların yaşlıların başına düşüyor bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Türkmen komutanı Ömer Abdullah bir açıklama yapmış. Uygun görürseniz okuyabilirim.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Türkiye sınırına yakın olduğu nedeniyle iç bölgelerden buralara kaçan sığınmacılar ve köylerimizde yaşayan sivillerde fazlasıyla bu hava saldırılarından nasibini aldı. Bayırbucak’ın fırınları, camileri, okulları, hastaneleri de hedef alınıyor. Bayırbucak Türkmen grupları tarafından kontrol edilen alanın Lazkiye yönünde son yerleşim birimi olan Gımam aynı zamanda Türkmen Dağı’ndan Akdeniz sahiline açılan geniş koridor özelliği taşıyor. Biz buraları terk edip kaçmayacağız tek korkumuz şu an sınıra yakın bölgelere kamp kuran ve köylerimizde yaşayan doksan binden sivilin durumu. Biz Anadolu’dan kopmadık ve şayet vatan için ölürsek çocuklarımız bu topraklara atalarının emaneti olarak sahip çıkmaya devam edecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah kabadayıyı, efeyi görüyor musun? MaşaAllah.

Ömer Faruk Ertürk, o da gülmeyi yasaklamış, gülmeyin diyor. Hayırdır inşaAllah bunlara bir şey oldu ben anlayamıyorum.

Türkmen mevzilerini napalm bombasıyla bombalıyorlarmış. Napalm bombası da atıldığında yaklaşık üç bin dereceye yakın bir sıcaklık meydana geliyor. Nitro gliserin ve benzinle bunu karıştırarak elde ediyorlar. Yani ne gerekiyorsa yapılsın bu belayı durdurmak için.

Yine sevgi etiketi yapalım, “Sevgi dünyanın kurtuluşu” diyelim.

Türkmenler’i yakarak şehit ediyorlarmış bu çok büyük bir zülüm. Camiler, türbeler şu an yerle bir ediliyormuş Rus ve Suriye hava kuvvetleri tarafından.

Fadime Demirel, “Avrupa’nın gözüne girebilmek için kadınlar dekolteli kıyafet giymek zorunda mı, bu mu özgürlük? Kadınları dekolte giymeye yöneltmek midir özgürlük, dekolte olmasa ayıp mı olur millete?” Diyor Fadime Demirel. Kardeşim başörtüsüne baskı yaparsan bu bir zulümdür, dekolteye baskı yaparsan bu da bir zülümdür. Tam özgürlük olması lazım yani sadece başörtüsüyle özgürlük sağlarsan dekolteyi ağır baskı altı alırsan bu kadın haklarını ihlal anlamına gelir. Yani zülüm olur çünkü bu bir inanç meselesi, bir kadın başını örtmek isteyebilir Kuran’a göre yorumlar çarşaf hükmünde görür kapatır ama başka kadın da kendine güvende görür örtünmek istemez. Güzelliğini göstermek ister, güzel giyinmek isteyebilir. Sen Avrupa’ya girmek istiyorsun Avrupa da beğendiğin ne? Avrupa’nın neyini beğendiğin için Avrupa’ya girmek istiyorsun? Avrupa’nın sen müziğini beğeniyorsun bak sana söyleyeyim. Heykelini beğeniyorsun, resmini beğeniyorsun, kadınların özgürlüğünü beğeniyorsun, kadınların rahatça dekolte giyinebilmesini beğeniyorsun, kadınların istediği gibi gülüp kahkaha atmasının güzelliğini istediğin için istiyorsun. Caddelerin güzelliği, dükkanların güzelliği seni ilgilendiriyor. Yoksa sen niye oraya girmek isteyesin ki? Çin’le niye birleşmek istemiyorsun? Çünkü aradığın yok Çin’de senin. Avrupa’da huşu içinde geziniyorlar o sakallı olanlar da, başörtülü olanlar da böyle hayranlıkla bakıyorlar mağazalara falan yani her şeyleri hoşuna gidiyor teknolojisi her şeyi. İstemem amma yan taraftaki cebim de açık diyor oraya gerekli malzemeleri iliştirirsen memnun olurum diyor yani kibarca. Konu bu. Niye adeta çılgıncasına Avrupa’yı istiyorsun? Gelenekçi Ortodokslar’ın en çok istediği yer Avrupa’dır. Akın akın gitmek istiyorlar çoluk çocuk ailecek. Mağazaların önünde sucuk pişirip yiyorlar böyle yerlere oturuyorlar, soğan kırıyorlar falan acayip hoşlarına gidiyor millet onlara bakıyor, onlar millete bakıyor hepsi için değil de bir kısmı böyle.

GÖKALP BARLAN: Hocam hep söylüyorsunuz bir kere gidiyorlar, yüz kere anlatıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

Biraz keman dinleyelim bakalım o sevimli hanımefendiden. Rica ediyoruz.

Tamam, şimdilik bu kadar yeter.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz, listede Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Güzel işte bu sevginin galip olması demek. “Sevgi dünyanın kurtuluşu” evet.

“Arkadaşlarınızın size olan sevgileri çok hoşuma gidiyor. Çevreme bakıyorum böyle bir sevgi anlayışı pek göremiyorum. Sevginin, saygının öneminden bahseder misiniz?”

Taha, “İnsan kendini eleştirmezse, kendini müstağni görürse akıl tutulması oluyor bu açıkça görülüyor bundan bahseder misiniz?”

Kadınlar, çiçek gibi varlıklar bunlara bu kadar ıstırap vermenin, acı vermenin âlemi ne? Bırakın dünyada güzel yaşasınlar. O zaman Avrupa da, Amerika da Türkiye’ye sonuna kadar kapılarını açar. Bu PKK alçaklarını da o zaman desteklemezler. Türkiye’de bağnaz bir düşüncenin hâkim olduğunu düşünüyorlar. PKK’yı daha modern görüyorlar, kadın haklarına daha yatkın görüyorlar. Bunlara bu hakkı vermenin bir âlemi var mı? Bu tamamen bizde olsun bu alçakları da pislik, süprüntü, aşağılık herifler de bir pislik olarak bilinsin sadece. Bu pisliklere bu hakkı niye veriyorlar? Güzel olan her şey bizden sorulsun.

Bazı kızlarla o kadar büyük farklılık var ki, çakal kızlar çok acayip oluyor. Tehlikenin diğer adı yani her türlü belaya girmeye hazır, her türlü çirkefliğe hazır, lafazan laf sokmaya, küfre, küfretmeye hazır, deli gibi bir şey olmuş bazı kızlar. Bu kadar rezalete ne gerek var? Sen kız çocuğusun mümin, muttaki ruhuna girsene, kendi halinde güzel terbiyeli yaşa. Niye uyum sağlıyorsun küfür karakterine, pisliğe niye uyum sağlıyorsun? Ne mecburiyetin var? Uzaklaş git, küfürden uzaklaşacağına, küfrün içine girip, küfre uyum sağlıyor. İnsan lağımdan tiksinir kaçar sen lağıma uyum sağlıyorsun, onunla bütünleşiyorsun. Genç kız dediğin çok efendi olur, güzel huylu olur. İffet nuruyla güzelleşir.

Kız çocuğu böyle olur, süslü, güzel, bakımlı, tertemiz iffet nuru iman nuruyla da Allah onları tertemiz sarmış. Mesela bir kişi çıkıp da onların aleyhinde konuşamaz. İffetleriyle ilgili tek bir olumsuz delil hiç kimse söyleyemez. Çünkü niye? Tertemizler. Hiç duydunuz mu? Yok, tabii.

Cevriye İlhan, “Hocam bu güzel hanımların karşısında maşaAllah kalbiniz iyi dayanıyor” diyor. Kalp zaten sevgiye açık yaratılır, sevgiyi coşkuyla alacak şekilde yaratılır, dolayısıyla kalbin dayanması diye bir şey yok, kalp zaten açtır, doymaz. Milyonlarca sevgi göndersen yine doymaz çünkü cennete müştak yaratılmıştır kalp.

Davud Memişoğlu; “Aylardır Lice’de, Silvan’da, Cizre’de siviller ölüyor. Bir sesin çıkmadı.” Orada sivilleri öldüren, şehit eden PKK. Polis onları kurtarmaya gidiyor. Asker onları kurtarmaya gidiyor. Ve canını veriyor onları kurtarırken. PKK kahpelerine, o lağım parçalarına elimizden geldiğince ilimle, irfanla karşı koyuyoruz, anlatıyoruz. Sen beni iyi izlersen PKK’nın bir numaralı zıddı olduğumu görürsün.

Anka Ateş Kuşu; sen sevginin gücünü bilmiyorsun. Sevgi küçükten başlar, dünyayı yutar. Büyük bir güçtür sevgi. Çünkü Allah insanın fıtratına koymuştur. Şeytan insanın fıtratından çıkartmaya çalışıyor. Şeytan beceremeyeceği bir işe girdi. Şeytanı ayaklarımızın altında ezeceğiz ve İslam dünyaya hakim olacak.

Mehdi (a.s)’ın Kuran’da olmadığını iddia ediyor kardeşimiz yine. O Kuran’daki ayeti bana gönderin de, okuyayım.

Cenab-ı Allah “fetihten önce infak edip, mücadele edenler, fetihten sonra infak edip, mücadele edenler aynı olmaz” diyor. Şu an bir manevi fetih var. Şu anki manevi fethin sevabı çok yüksek. Bir süre sonra İslam hakim olacak. Yine gayret edenler olacak ama sevabı çok az olur.

Hem Okur Hem Yazar; “Şefaat diye bir şey var mı?” Allah izin verirse olur tabii. Sen falanca kişiye şefaat et der, Cenab-ı Allah, ona bir güzellik olsun diye. O da şefaat eder, Allah da affeder.

Mesela bak Yasin Suresi, 21. ayette tebliğlerine karşılık, “İslam’ı size anlatmalarına karşılık sizden ücret istemeyen bu kişilere tabi olun. Ve onlar Mehdilerdir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Tabiyğu men la yeselekum ecren vehum muhtedun.” Muhtedun, mehdiler demektir. Hani yoktu?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meclisteki yemin krizini değerlendiren Sayın Deniz Baykal; “Bu mesele Türkiyelilik iyi mi, kötü mü meselesi değil. Başkanın özgürlükçü bir anlayış içinde olup olmaması meselesi de değil. İsteyen istediği gibi yemin metninde değişiklik yaparsa bu yemin olmaktan çıkar. Leyla Zana yeniden yemin etmelidir” dedi. Yemin öncesi besmele çeken milletvekili için de konuşan Baykal; “Besmeleyle başlıyorsa, daha kuvvetli yemin ediyor demektir” ifadelerini kullandı. Ve besmele çekerek yemin eden milletvekiline destek verdi.

ADNAN OKTAR: Deniz Baykal iyi insandır, değerli insandır. Sırf AK Partili değil diye, meclis başkanı seçmemek bence doğru değil. Ağabeyimiz de tabii değerli bir insan ama birçok görevi var. Güzel görevler verilebilir AK Parti içerisinde. Bence Deniz Baykal meclis başkanı olması lazım. Çok efendi, dürüst bir Çerkez delikanlısı. Dindar, efendi hiç hayatında olumsuz bir tavrı olmamış bir insan. Yani hep helale, harama titiz yaşamış bir insan. Dolayısıyla ona karşı bir vefa borcudur bu.

Dersim Koray; “Kürdistan’da çocuk, kadın ayrımı yapılmaksızın Kürtler’e katliam yapılıyor. O zulüm değil mi? Ya Lazkiye’de katledilen Aleviler?” Eğer bir Kürt anneye, Kürt çocuğa zulüm yapılıyorsa bu ahlaksızlıktır, alçaklıktır. Hangi alçaksa eli kolu kanunla, hukukla kırılır. Alevi’ye kin duyan da, yine ahlaksız, haysiyetsiz, şerefsizdir. Ama bunlar oluyor diye sen gidip Türk askerine, polisine alçakça saldırmaya kalkarsan bu da çok büyük bir haysiyetsizlik, şerefsizlik, namussuzluktur, alçaklıktır. Kürdistan dediği herhalde Lazkiye’ye yakın yerleri, PKK’nın yoğun olduğu yerleri kastediyor. Öyle bir şey oluyorsa, var gücümüzle tavır alırız. Biz kardeşlerimizi aldık, Kürt annelerimizi, Kürt kardeşlerimizi getirdik emin yerde muhafaza ediyoruz Türkiye’de. İki milyon insan var burada iki milyon. Bir milyon küsur benim kanaatim Kürt’tür. Ve en iyi şartlarda annelerimize, çocuklarımıza, kardeşlerimize  bakıyoruz. PKK’nın pis nefesini koklamalarını istemeyiz. Orada PKK’lı alçaklar varsa, annelerimizi kurtaralım, alıp getirelim. Nerede varsa söyleyin. Lazkiye’de de Aleviler’e zulüm yapıyorsa onları da gider kurtarırız, inşaAllah.

“Kayınvalidem Elmas Nur şu an Ankara Hastanesi’nde yatmakta. Hocam’dan dua bekliyoruz” diyor. Allah şifa versin.

“Hocam bir takım erkekler açık gezen kadınların kendilerinin hakkına girdiğini söylüyor. Yani açık gezmekle kul hakkı işleniyormuş. Sevgilerle.” Rana Barış. Çok münasebetsiz bir şey.

“Hocam harikasınız. Durmak yok, yola devam” diyor, Erdal.

Şeyh Nazım Hocam dünya tatlısıdır o. Şeyh Nazım Hocam Almanya’daki talebelerine müzik olsun, cümbüş olsun diyormuş, böyle tebliğ yapın, anlatın. Ama sonra tabii onları kontrol etmek biraz zor olacağı için, Üstadımızın bir ruhaniyeti var, kontrol edebiliyor. Ama orada bir kontrolsüzlük olur diye, sonra Mehmet Efendi onu engelledi. Bir hayır vardır. Çünkü olgun insanlarla böyle güzel bir ortam yapmak olur. Ama şimdi kardeşlerimizi tenzih ederim de, bazı içlerinde cahil, cühela olduğunda sorun çıkabilir. Yani o zaman hanımlar rahat edemezler. Orada haklı. Şeyh Mehmet Efendi dünya tatlısı o, maşaAllah. Çok sessiz böyle nezih, kibar bir insan.

İnsan kendini eleştirmezse, müstağni görürse deli gibi olur bak ben size Kuran’ın bir mucizesini söylüyorum. Yani bütün dinleyen kardeşlerimiz de bunu bilsinler. Kendini eleştirtmeyen insanlar vardır. Her lafa laf söyler. Lafa laf, onda üste. Halbuki mutlaka kendini eleştirmesi ve eleştirtmesi gerekiyor Müslüman’ın. Akıl sağlığı açısından bu gerekiyor. Yoksa akıl sağlığı bozulur. Muhakeme yargısı bozulur. Basireti, feraseti kapanır. Bakın etrafınıza görürsünüz. Dengesizlik meydana getirir. Makul olmaz insan. Makul, dengeli olmak için mutlaka nefsi eleştirmek lazım. Arada sırada da olsa mutlaka eleştirmek lazım. İnsanların içinde de eleştirmek lazım. O zaman makul, dengeli oluyor insan. Bu bir Kuran mucizesidir. Elle tutulur bir mucizedir. Bazı insanlara dikkat edin, tek kelime söyletmez. Hepsine teker teker açıklama yapar. En makul bir şeyi bile kabul etmez. Hakikaten eleştirilmesi gereken bir şeyi kabul etmez. Ağır tahribat yapar ve o insanlarda psikolojik çok ciddi sorun meydana geliyor. Bakın, görürsünüz. Ama kendini eleştirenler çok halim olurlar. Çok dengeli, tutarlı olurlar. Onu da görebilirsiniz. Elle tutulur bir mucizedir bu, Kuran’ın bir mucizesidir. Mesela Allah kendi yolunda olanlara yardım ediyor. Bir Kuran mucizesidir bu. Gözle görülür bir şey. Yani dinin böyle mucize olan çok fazla yönü vardır. İnsanların gözlerinden kaçıyor bu. “Siz benim yolumdan ilerlerseniz Ben size sürekli yolu açarım” diyor, Allah. Yapıyor ve bu görülüyor. “Şükrederseniz nimetimi arttırırım” diyor. Bunu da yapıyor Allah, bu da görülüyor. Elle tutulur bir şeydir bu.

BEYZA BAYRAKTAR: “Kim Allah’tan korkup sakınırsa Allah onu hiç ummadığı bir yönden rızıklandırır.” (Talak Suresi, 2)

ADNAN OKTAR: Tabii.

Rezzan Dura 47; “Nusaybin’de, Cizre’de, Silvan’da ölen siviller, çocuklar, yaşlılar, evinin içinde tarananlar da terörist mi?” Onu PKK’ya sor. PKK neden onları taramış? Polis kurşunu değil o. Terörist kurşunu onlar. O alçaklar niye oralara bomba yerleştirmişler? Niye halkın başına bela olmuşlar? Niye çocuklarını alıp dağa kaldırmışlar? Niye o güzelim genç kızları mahvetmişler dağlarda? Niye zorla yiyeceklerini gasp etmişler? O pis elbiseleriyle, lağım kokan kıyafetleriyle niye tertemiz evlerine girmişler Kürt kardeşlerimizin? Niye onları canlı kalkan olarak kullanıp, onların vurulması için ısrarla gayret etmişler? Bunların cevabını sen bana verirsen, ben seninle daha detaylı konuşacağım.

Bu gençler böyle arada sırada yazı gönderiyorlar, hepsini de okuyorum da, okurum da. Ben zulme şiddetle karşıyım ama zulmü yapan PKK. Polis orada canını ortaya koyuyor, asker orada canını ortaya koyuyor. Fedakarlıklarını takdir edeceğine böyle bir üslup kullanması doğru değil. Bir de orada kadınları, çocukları, sivil insanları canlı kalkan olarak kullanmak tam anlamıyla kahpeliktir. Halkı sevse bu alçaklar, çoluğun çocuğun olduğu evin içine girip orada çatışmaya girer mi? Köpek, çatışacaksan gel delikanlı gibi açık, göğüs göğse gel bakayım gelebiliyorsan. Niye kadınları, çocukları kalkan olarak kullanıyorsun ve onların bulunduğu, dolu dolu bulunduğu evin içine girip çatışmaya giriyorsun? Amacın onların vurulması demek değil mi? Amacın o; onların vurulması için yapıyorsun. Hangi delikanlı yapar bunu? Hangi dürüst insan yapar? Çoluğun çocuğun olduğu evin içine girip çatışmaya girilir mi? Git mesela dışarıda kendine bir mevzi bul, git orada bir çatış çatışacaksan. Ama amacın o değil senin, alçaklık amacın. Hayır, çatışmanı zaten istemem de ama böyle bir alçaklık yapılmaz. Onlara sen değer versen bunu yapar mısın? Evin içi kadın, çoluk çocuk dolu; kapıyı kapatıyor, silahı alıp pencereden polise ateş ediyor. Amacı ne? O ev kurşunlansın. Çünkü mecburen polisin ona cevap vermesi gerekiyor; böylece oradaki insanlara kurşun isabet etsin; derdi o. Böyle alçaklık yapanların neyini koruyup kolluyorsunuz? Burada ahlaksızlık ortada değil mi, alçaklık ortada değil mi?

Derya Dağıstanlı, “Hocam, çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır. Onun için kıskanmalarına gerek yok bence.” Doğru ama kıskanmaktan, içine kapanmaktan perişan oluyorlar. Olmaz.

Melisa Çalışkan, “Hocam, ne zevkli bir insansınız. Hanım arkadaşlarınız daha önceden de çok güzel görünüyorlardı ama bu 40’lı yılların modasında güzellikleri daha da ön plana çıktı. Daha kadınsı, daha cazibeli oldular” diyor maşaAllah. Tabii. O bir güzellik.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Özgür Suriye Ordusu sözcülerinden Tarık Sülo; "Önümüzdeki günlerde Türkiye, Amerika havadan; Özgür Suriye Ordusu ise karadan IŞİD'e karşı operasyon yapacak."

ADNAN OKTAR: Sen Suriye rejimiyle çatışıyordun, iflahını kestiler. Sen nereden IŞİD diye ortaya çıkıyorsun? Hadi farz edelim IŞİD'i yendin; senin iflahını keserler. Senin derdin Suriye rejimi değil mi? O senin iflahını kesmiş, pestilini çıkarmış, didik didik etmiş, yerle bir etmiş evini ocağını, her yerini misket bombalarıyla, napalm bombalarıyla yerle bir etmiş; sen oturmuşsun IŞİD'e takıyorsun kafayı. Münasebetsizliğe bak. Senin asıl amacın ne? Suriye'deki rejimin gitmesi, demokratik bir rejimin kurulması. IŞİD ne alaka? IŞİD yeni ortaya çıkan bir sistem. Bir de sanki onu halledince mesele bitecekmiş gibi: IŞİD'i yendiğini düşünelim, Suriye hükümeti senin iflahını keser, darmadağın eder seni. Şu kafa mı? Bunları dolduruşa mı getiriyorlar, ben anlamıyorum ki bu nasıl bir kafa; nasıl anlayamıyor bu adamlar? Hayır, biz IŞİD'in şiddetine karşıyız, kullandığı dehşet yöntemlerine karşıyız; Kuran'da böyle bir şiddet yok. Ama senin yaptığın neyin nesi? Sen IŞİD'e karşı mücadele yapacaksan ilimle irfanla yap; getir hocalarını alimlerini konuştur, karşılıklı müzakere yap.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyasını terör konusunda ilkeli bir tutum ortaya konulması konusunda uyardı. Erdoğan, birlikte hareket edilmemesi halinde geleceğin karanlık olacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Dün söyledim ya; "PKK bütün İslam alemi için tehlike; İslam alemi bu tehlikeye karşı uyansın, birlikte olsunlar." dedim. Tayyip Hocam da bugün hemen o konuşmamın üstüne bu açıklamayı yapmış, Allah razı olsun. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Devamında "Peygamberimiz (s.a.v.) merhamet peygamberidir, barışın timsalidir. Merhamet dini olan, sevgi dini olan, vicdan dini, dayanışma dini, ilim dini olan İslam'ın; terörle, zulümle, ölümle, cehaletle birlikte anılmasının önüne geçmek hepimizin boynunun borcudur. Şimdi mücadele zamanıdır. Teröre, zulme, cehalete, adaletsizliğe, kine, öfkeye, israfa, aşırıcılığa; dinimizin yasakladığı her türlü kötülüğe, her türlü yanlışa karşı mücadele zamanıdır."

ADNAN OKTAR: İşte o, PKK'nın başlatacağı Armagedon'la ilgili konuşma yaptıktan sonra Tayyip Hoca o tehlikeyi bence daha çok fark etti ve bu açıklamayı yaptı. Bakın tehlike nasıl açıklanıyor? Abdullah Öcalan söylüyor; "İslam dininin unutulur, inkar edilir kıldığı PKK tüm tarikatçı yapılanmalara, Müslüman gruplara karşı Armagedon'da -Müslümanlara yapılacak büyük katliamda- ağırlıklı olarak Hristiyanlar’ın ve Museviler’in yanında yer alacaktır." diyor. İslam alemi bu büyük tehlikenin farkında değil. Tayyip Hoca hemen konuya vakıf oldu. Hemen akabinde bu açıklamayı yaptı çünkü. Bütün İslam aleminin bu gelen büyük tehlikenin farkına varması lazım. Yani hemen kapıda bu. Çünkü Stalinist düşünce yutarak ilerliyor; bulunduğu yerlerdeki gençleri askere alıyor, onları da mecburen o Stalinizm’in askeri yapıyor; cinayete sokuyor, cinsi sapıklığa sokuyor; onların kendine saygısını kaybediyor, kendine esir ediyor; adam ona inanmadığı halde ona inanır hale gelmiş oluyor. Ve böyle adım adım ilerlemiş oluyor. Ve bütün dünyanın cinsi sapıklarını, alçaklarını, katillerini o topluluk içinde topluyorlar ama bu hareketin beyni PKK oluyor. Stalinist gözü dönmüş katillerden ve cinsi sapıklardan oluşan bir ordu yani deccal ordusu; kastedilen işte "deccal hareketi" budur yani fiili deccal hareketi. İslam alemi de bu deccalin farkında değil. Tayyip Hocam basiretli maşaAllah, tehlikeyi gösterdin mi hemen olaya gereken ilgiyi gösteriyor. Bazı insanlar duyarsız oluyorlar.

Albay Yeşilayna; "Hayat tarzınız sevgiyle tam uyumlu." diyor.

"Önce neşeli ortam var, müzik var diye kanalınızı seyrediyordum. Ama sonradan fikirleriniz çok hoşuma gitti. Bir yıldır sırf fikirleriniz için sizleri izliyorum." diyor. Bak, yöntem iyi demek ki.

Bir haftadan beri işlediğim bir konu çok hayati, bir haftayı da geçti; Velayet. Müslümanlar’ın birbirine olan düşkünlüğü kardeş şeklinde oluyor, örneklerle de anlattım. Tayyip Hocam’ın hoşuna gitmiş iki konu da. Ama mümin temizliği var işte mesela umursuz davranabilir, ilgisiz davranabilir ama hemen anında gündeme getiriyor. Bilmiyorlar, zannediyorlar ki işte zekatının kırkta birini verir -zekat denilen şey kırkta birdir- o da işte "karısının altınlarının bilmem neyi" hesap ediyorlar, altın üstünden hesap ediyorlar maldan değil. Halbuki Kuran'da öyle bir şey demiyor, "ihtiyaçtan arta kalan" diyor. Ve "birbirlerinizi öyle koruyup kollayacaksınız ki bu görülmemiş bir şey olacak" diyor Allah. Yani baba-evlat ilişkisi gibi olacak diyor, "her şeyiniz birbirinizin olacak" diyor Kuran'da. Bir velayet sistemi var; "Müminler birbirinin velisidir" ne demek? Adam 'veli'yi anlamıyor. Mesela çocuğun, diyor ki, "Bunun velisi kim hanımefendi?" diyorlar, "Annesi" diyor. Ne demek veli? Okula götürüyor, yemeğini sağlıyor, üstünü başını giydiriyor, ona barınacak sağlıyor, hastaneye götürüyor; veli budur. Mümin birbirinin velisi olunca nasıl oluyor? Onu hastalandığında hastaneye götürüyor, yemeğini sağlıyor, kıyafetini sağlıyor, ona ev sağlıyor, her türlü imkanıyla ilgileniyor; Velayet budur.

AYLİN KOCAMAN: Sevdiği şeyi ona veriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, kendisinin sevdiği şeyi ona veriyor, kardeşine veriyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “...Kendilerinde bir açıklık(ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler...” (Haşr Suresi, 9) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tayyip Hocam iki konuyu da çok iyi vurgulamış. Ama tabii imkanları dahilinde şimdi düşünmüştür, 'Nasıl yapsak? İslam İşbirliği Teşkilatı’yla yaparız." diyor. Halbuki hiçbir şey olmaz oradan. Yani oradan hiçbir kıpırtı çıkmaz. Bunu yapacak olan Mehdi (a.s)'dir. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor "Malı sahah üstüne dağıtır." diyor. Yani bu İslam'ın velayet müessesesini tam uygulayan Mehdi (a.s)'dir. "Öyle ki mal eşit olarak dünyada dağıtılır ve herkes dünyada zengin olur." diyor. Bununla ilgili en az altmış-yetmiş hadis var, Mehdi (a.s)'nin malı sahah üzere eşit dağıtacağına dair ve müthiş zenginlik olacağına, Müslümanlar’ın birbirini koruyup velayet sisteminin tam oturacağına dair en az yetmiş hadis var. Ama bunu Mehdi (a.s) yapabiliyor. Şimdi Tayyip Hocam söylüyor ama kimse dinlemez. Ama Allah razı olsun o ibadet olarak söylüyor. Hiç olmazsa ikili ilişkilerde de yapmazlar, çok nadir insan yapar. Yapmazlar yani ne malını verir ne mülkünü verir ne o imkanını verir ne evinin odasını verir; öyle bir şey yapmazlar. Ama o Allah rızası için tabii üstüne bir vecibe olduğu için bir Müslüman olarak, tebliğ olarak söylüyor. Mehdi (a.s)'nin dışında olmaz bu. Tayyip Hocam’ın yapacağı şey Mehdiyet’e kapıyı açmak. İslam İşbirliği Teşkilatı falan bunlardan hiçbir şey çıkmaz, Mehdi (a.s)'nin dışında bu işi yapacak kimse yok, olmaz. İyi niyetli bir insan, dürüst bir insan; Mehdiyet’in kapısını açsın, yapabileceği şey bu. Ki açtığı kanaatindeyim. Onun için uğraşıyor zaten var gücüyle onun için uğraşıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kültür ve Turizm Bakanı Topçu, Türkmen Dağı'ndaki yoğun çatışmalara ilişkin olarak Twitter hesabından açıklama yaptı ve "Suriye'de Türkmen Dağı'nda destan yazan kahraman kardeşlerimizi alnından öpüyorum." dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Kültür ve Turizm Bakanı Topçu, Türkmen Dağı'ndaki yoğun çatışmalara ilişkin olarak Twitter hesabından açıklama yaptı ve "Suriye'de Türkmen Dağı'nda destan yazan kahraman kardeşlerimizi alnından öpüyorum." dedi.

ADNAN OKTAR: Topçu yaman; hiç olmazsa sözle de olsa bir katkısı oluyor. Hiçbir işe yaramayıp susabilirdi, konuşuyor. Ama Tuğrul Türkeş'ten bu tip sözleri duymuyoruz. Halbuki elinde imkan var, konuşabilir, demeç verebilir; gereksiz yere bir temkin içerisinde gibi görünüyor; olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf gösterecektim. 1912 Yılında Balkan Savaşı'na katılmak için gönüllü olan Türkmenler’in fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Can onlar can maşaAllah.

Adateo2014; "Velayet sistemi fakir fukarayı rahatlatacak, zenginlere de manen ferahlık verecek güzel bir sistem. Açıklamanız çok yerinde oldu. Allah razı olsun." diyor.

Mefkure Atak; "Tayyip Bey neden hoca?" diyor. İmam Hatip mezunu, imamdır Tayyip Hoca, Kuran'ı bayağı iyi bilir, ilmi iyidir.

AYLİN KOCAMAN: Kuran'ı çok güzel okuyor.

ADNAN OKTAR: Güzel okuyor, evet, kıraati çok iyidir. Hocalık kutsaldır, en yüksek manevi makamdır.

"Fransa, Cezayir'de bir buçuk milyon insanı katletti Hocam. Bunun gündeme gelmemesini nasıl karşılıyorsunuz?" diyor. Anormal tabii; onların bir buçuk insanı katletmesi. Bir buçuk milyon hayvan katledilmiş olsa yer yerinden oynar; bir buçuk milyon Müslüman katledilince adamlarda ferahlık meydana geliyor, muhatap dahi olmuyorlar. Mesela bir buçuk milyon fil, gergedan falan böyle katledilmiş olsa, dağ keçisi; yer yerinden oynar, yıkarlar ortalığı adeta. Ama Müslüman’ın katledilmesi, şehit edilmesi adamların umurunda bile değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa'nın onayladığı olağanüstüsü hal şartları içinde internet yasağı getirme, sosyal medyayı gerektiğinde kapatma, polise vur yetkisi gibi koşullar var. Türkiye bunları yaptı diye Avrupa Birliği Türkiye'yi defalarca kınamıştı.

ADNAN OKTAR: İşte bu ikiyüzlülüklerini sürekli vurgulamak lazım.

Müslümanlar için en önemli şey imanın güçlü olması. Hocalar televizyona çıkarıyor, adam diyor ki; "İşte ben camiye demir ve çimento için para verdim; adamlar gitmiş kereste almışlar. Bu durumda benim durumum ne olacak?" falan. Kardeşim yedire yedire hoca efendi de anlatıyor, sakin ama hep böyle sorulara cevap veriyor. Adamların imanı var mı, imanı güçlü mü, ahirete inanıyor mu, cennete-cehenneme inanıyor mu? Umurlarında değil. İman zafiyeti perişan ediyor insanları. Dünyadaki en büyük sorun iman zafiyetidir. Kuran'da hemen hemen yüzde yetmişinde insanların iman zafiyetinden bahsedilir, iman hakikatlerinin öneminden bahsedilir Kuran'ın en az yüzde yetmişinde. En önemli konuyu adamlar en önemsiz konu gibi gösteriyorlar. İman zafiyeti oldu mu ahlak zafiyeti de oluyor. Çünkü adam Kuran'dan öğreniyor güzel ahlakı. Adam sabırlı olmaya yanaşmaz İslam olmasa; adam “Niye sabırlı olayım?” der. “Niye affedeyim?” der. “Niye cömert olayım?” der. “Niye hakkımdan feragat edeyim?” der. Her yönden çöker insan. Onun için bütün toplumlar, dünyada akıl almaz bir çöküş oluyor. Mesela Amerika'da akıl almaz bir çökme oldu, Avrupa'da adeta hayat durdu yani şehirler, hayat adeta bir ölüyü andırıyor. Tam bir donukluk meydana geldi. Birçok ülke batma noktasına geldi, Amerika da batma noktasına geldi. Amerika bas bas bağırıyor "Batıyoruz inanmıyor musunuz?" diye.

"Hocama, sorumu cevaplamasını rica ediyorum. Neden sohbetlerinizde böyle güzel hanımlar var?" Her şey güzel burada, güzel olmayan hiçbir şey yok; hanımlar da güzel, insanlar da güzel, eşyalar da güzel. Allah güzeldir, güzel olanı sever. Bu bir hadistir, "Allah güzeldir, güzel olanı sever."

Avrupa Özerklik Şartnamesi'ni kabul eden her ülke felakete gidiyor. İtalya'da da öyle, İtalya'nın kuzey kısmı daha zengin, güney kısmı daha fakir; beğenmiyorlar onlar, onlar asortik böyle sosyete takılıyorlar; "Biz ayrılalım." diyorlar. Kardeşim İtalya bir bütün, her yeri güzel; Sicilya'sı da güzel, Roma'sı da güzel, Milano'su da güzel. Oradakiler, "İstemiyoruz." diyorlar. Bu çok büyük bir tehlike. İtalya parçalanırsa İtalyan kültürü de parçalanır, yok olur, Allah esirgesin.

AYLİN KOCAMAN: İspanya'da da Katalanlar aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii İspanya'da da Katalan bölgesi aynı şekilde. Büyük bir tehlike.

Birisi bir akıl atıyor ortaya kırk akıllı çıkaramıyor yani. İslam'ın anlatımında bir uyuntu, çökmüş, bitkin dede anlatımı var; bir kısmı çıkıyor züppelik-bilmişlik tarzında anlatıyor; bir kısmı samimiyetsiz anlatıyor; bir kısmı Kuran'ın yeterliliğini anlatıyor ama üst perdeden ve Müslümanlar’ı ezen bir üslupla anlatıyor. Böyle olmaz. Sevgiyle, samimiyetle, kucaklayan bir üslupla konuşmaları lazım.

Korintliler Bölüm 8, "Putlara sunulan kurban etlerinin yenmesine gelelim. Biliyoruz ki put dünyada gerçekte var olmayan bir şeydir. Ve birden fazla Tanrı yoktur." 'Allah birdir.' diyor. Sen ne diyorsun? "Üç" diyorsun.

"İçişleri Bakanı açıklama yapsın" demiştim; Mevlüt Çavuşoğlu on üç dakika önce açıklama yapmış. Yani benim "Açıklama yapsın." dediğimden bir süre sonra açıklama yapmış eski Dışişleri Bakanı; "Suriye'de devlet terörü uygulayan zalim rejim ve destekçileri bilmelidir ki Türkmen kardeşlerimiz asla yalnız değildir." Şimdi Başbakan da bir açıklama yapsın, rica edelim ve Tayyip Hocam. Çok önemli, yeri göğü birbirine katalım.

Tayyip Hocam güzel bir şey oldu mu hemen o tarafa gidiyor, dürüst bir şey oldu mu. Onun için de Allah koruyor. Yoksa bu kadar baskıya bir delikanlı ayakta kalmazdı. Ama ben söyledim ona, "Seni gördüğün-görmediğin varlıklar koruyor ve koruyacak." dedim inşaAllah. Ve ara ara da söylüyorum. Çünkü samimi davrandığı müddetçe bu böyle olacaktır.

Avrupa'nın amacı Güneydoğu'yu PKK'ya vermek, İstanbul-Ege kısmını da Avrupa'ya almak; oralara işte oteller turizm tesisleri falan kuracaklar, Boğaziçi'ne yerleşecekler -hoşlarına gidiyor İstanbul- orayı ele geçirecekler. Kanal İstanbul projesi var ya, onu Türkiye'ye yaptıracaklar gelip üstüne çöreklenecekler, üçüncü köprüyü yapıp üstüne çöreklenecekler, üçüncü havaalanını yaptırıp ona, üstüne çöreklenecekler. Yani şu an hazırlık yaptırıyorlar sonra da üstüne çökmeye hazırlanıyorlar özerklikle, özerklik sistemiyle. İstanbul çevresini, Marmara bölgesini ayrı bir devlet yapmayı düşünüyorlar. Ege bölgesini de ayrı bir devlet yapmak istiyorlar; oranın da turizminden istifade etmek işte Fethiye, Köyceğiz, Kuşadası falan oraları kullanmak istiyorlar. Kendileri oralarda tesisler yapıp işine gücüne bakacaklar. Orta Anadolu'yu da gariban insanlara, mazlumlara işte bizim Türk milletinin geri kalanlarına vermeyi düşünüyorlar. Ama orada da ezim ezim ezerek onları da oradan göndermeyi düşünüyorlar. Çünkü orayı da tarım alanı olarak kullanmak istiyorlar; buğday, şu bu falan üretiminde kullanmayı düşünüyorlar. Yani Türk milletini yok etmeye karar vermiş adamlar ama asıl amaç İslam alemini yok etmek. İslam alemini yok etmek; onun için de PKK'yı deccalın beyni olarak değerlendiriyorlar yani asıl o katil sürüsünün etrafında insanları toplamak. Çünkü bu kadar zalim, bu kadar alçak, bu kadar haysiyetsiz bulmak çok zor dünyada; böyle lağım gibi bu kadar karaktersizi bir arada bulmak çok zor. Onun için deccaliyet bütün ağırlığını onlara verdi; yağmur gibi silah veriyorlar, para veriyorlar. Dünyanın bütün iblisleri, ahlaksızları, şeytanları, cinsi sapıkları oraya akın akın geliyor. Orada bir düğümlenme ve yığılma meydana geliyor ve gittikçe katlamalı sayısını artırıyorlar. Şimdi Akdeniz'e kadar ulaşırlarsa Türkiye'yi tam sarmış olacaklar. Türkmenler’e yapılan katliamın nedeni de o; "Bir an önce bu işi bitirelim. Konu uzamasın." diyorlar. Sonra IŞİD adı altında bütün Müslümanlar’ı yok etmeyi düşünüyorlar. Tayyip Hocam hemen uyandı o, uyarınca "İslam alemi birleşelim." dedi. Daha yeni konuştum hemen akabinde söyledi. Mesela bak, Çavuşoğlu da hemen akabinde; "Hemen açıklama yapın." dedim, hemen açıklama yaptı. Velayeti anlattım, velayet sistemini; Tayyip Hoca da aynısını anlatıyor.

Türkmen Dağı'nın düşmesi demek, PKK-Esad kontrolüne girmesi demek yani Stalinistler’in kontrolüne girmesi demek. Her ne gerekiyorsa yapalım, bu belayı durduralım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 12 Şubat 2015’te HDP Muş Milletvekili Demir Çelik’in yapmış olduğu bir açıklama var Adnan Bey. Mecliste bir basın toplantısı düzenlemişti. Demokratik özerklik ve öz yönetim adlı bir kitap yazdığını dile getiren Çelik, yedi yüz seksen bin metrekarelik Türkiye sınırları içinde tek merkez yerine 26-27 bölgeden yönetilmeyi istediklerini söylemişti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim 26-27 bölgenin aslı astarı yok. Olay karmaşık değil. Güneydoğu’yu PKK’ya vermek. İstanbul, Marmara, Ege bölgesini Avrupa’ya Antalya bölgesi de dahil olmak üzere vermek. İç Anadolu bölgesini de işte bizim milletimize vermek. Ama bunu da bir süre sonra baskı ve şiddetle, savaşlarla, saldırılarla, çapraz ateş içine alıp bitirmek. PKK zaten adım adım ilerler alır ondan sonra. Onda sonra dert değil. Oradan geçer Sivas’a, Erzurum her yeri alırlar.

Hz. Ali (r.a) diyor ki; “Zulmün karşısında hiçbir şey yapamıyorsan bile” diyor “en azından zulmü insanlara duyur” diyor. Hiç olmazsa bunu yapsınlar. Türkmenler’in yardımına, -PKK’ya karşı mücadele yapıyor biliyorsunuz Türkmenler- Kürt kardeşlerimiz de gitmişler. Araplar da şu an yardıma gitmişler. Bir destan yazılıyor orada şu an. İsimsiz kahramanlar da orada oluyorlar.

Kuran’a uyulduğunda, Kuran’a ilk baktığında insanlar anlayamayabilirler bir kısım insanlar ama dikkatlice incelendiğinde dünyada cennet gibi yaşanması için gereken bütün mükemmel kuralların çok iyi işlendiğini görürüz. Yani Kuran tam uygulandığında şahıslar fert fert bir kere çok mükemmel yaşıyorlar. Çok dengeli oluyorlar. Toplum da topluca çok mükemmel yaşıyor. Ama şimdi zannederler ki derler adam Müslüman olduğu için tarafgir konuşuyor, övüyor İslam’ı. Doğru övüyorum, tabii tarafgirim ama dediğim teknik anlamda doğru. Bilimsel açıdan da doğru. Teknik bilimsel açıdan doğru. Sırf inanç değil topluluk olarak insanların mutlu yaşaması için gereken bütün akılcı en mükemmel düzenleme Kuran’ın içinde mevcut. Bu zaten güzel ahlaklı olalım derse insan zaten güzel ahlaklı olamaz. Allah’tan korkarak, Allah’ı severek güzel ahlaklı olunuyor. Yoksa sen cömert olamazsın. Cömert birine bir mal falan adamın içi yanar. Affetmek acayip kızdırır insanı. Eğer iman yoksa, Allah korkusu yoksa affetmek çok sinir bozucu bir şeydir. Vefa, beladır vefa eğer iman yoksa. Allah korkusu yoksa alenen belaya girmektir. Vefa Allah için yapılır. Vefanın faturası büyüktür imansıza. Başını belaya sokar vefa. Mümine bereket ve nur getirir, güzellik getirir. Müthiş bir güzelliktir, bir yiğitliktir, mükemmelliktir. Sabır en büyük çile olur. İman etmeyen bir adama sabır her dakikası saniyesi kemiklerini çatırdatır acayip ıstırap verir. Ancak imanla yapılır. Onun için Kuran’a insanlar mecburlar. İlk bakışta anlamıyorlar onun için ben bunu şimdi daha anlaşılır kitap haline getireceğim bu konuları. Çünkü ilk bakan bazen çıkaramayabilir, anlayamayabilir rahatça anlayabilecekleri hale getireceğim öyle bir kitap hazırlıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransız haber ajansı Agence France Presse, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki teröristlerin arasına girip hendek propagandası niteliğinde fotoğraflar çekti. AFP söz konusu fotoğrafları Sur ilçesindeki hendeklerin arkasından çekerek yayımladı. Fotoğraflarda hendeklerin arkasında ağır silahlı teröristlerin olduğu görülüyor. Ayrıca fotoğraflarda başörtülü annelerin olması da dikkat çekiyor. Fotoğraflarda halkın PKK’ya destek verdiği görüntüsü verilmeye çalışılıyor.

ADNAN OKTAR: Evet orada kendilerince halkla iç içeyiz falan annelerimiz bizi koruyor. Anneyi orada esir etmişler kadın orada nereye otursun? Yan yana dizilmişler. Kadınlar namazında niyazında insanlar. Ama bunlar da zincirleme tehdidin avucuna düşmüş, mafyanın avucuna düşmüş güya Stalinizm’i savunan insanlar. Bu tip sistemlerde tehlike şöyledir mesela ilk iki-üç önemlidir. Üç dördü getirir zorla getirir. Dört beşi zorla getirir, beş altıyı zorla getirir. Ve bir kör gelişme meydana gelir zincirleme. Bakteri gibi gelişir. İlk baştaki bakteri işi batırıyordur. Onun için Kuran’da diyor ki küfrün önde gelenleriyle çarpışın diyor Allah ayette. Mücadele edin. Onları saf dışı bırakın diyor Allah. Mesela bu Karayılanlar şunlar bunlar tutuklansa PKK dağılır. Başlarını toplasalar dağılır. Çünkü bu adamların zaten bir fikri yok, bir inancı yok. Onlar da korkudan birbirlerine bağlılar. Mesela Karayılan onun da korktuğu birisi vardır. Öbürü öbüründen korktuğu biri vardır. En korktuğunu baştan aldın mı zincirleme çözülür.

Bayırbucak’ta yaralananlar Türkiye’ye getirilmeye başlanmış Hatay’da tedaviye alınmışlar. Böyle bir şey hiç olmaması lazım. Biz vatandaşlarımızı koruyacağız diye Türkiye hukuki hakkıysa oraya girsin bence. O bölgeye girsin. Bir arabulucu olarak olabilir. Ateşkesi sağlamak bahanesiyle girebilir. Hukuki bir pozisyona oturtalım ve müdahale edelim.

Öcalan diyor ki, “Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz.” Bitti belanın diğer adı işte bu. Bak “Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz.” Kim söylüyor? Öcalan söylüyor. “Biz AKP’yle bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz.” Felaketi görüyor musun? AK Parti eğer böyle bir şeye yanaşırsa bu sözü kabul etmiş anlamına gelecek. Sakın ha sakın. “Yalnız” diyor bak Abdullah Öcalan “başkanlık Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi olmalı.” Yani federatif Türkiye birleşik devletleri gibi. Bir çok devletten oluşmalı diyor bak adamlara; söylüyorlar bir çok devletten oluşmalı diyor.

Hukuki hakkımız nasıldır? O teknik bir konu ama elimizden gelen ne varsa yapalım.

Dinliyorum Fikret bir şeyler anlat.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “YPG Türkiye açısından bir terör örgütüdür. Bunlara DAEŞ’a karşı mücadele için bir takım silah yardımında bulunulması DAEŞ için verilen bu silahların yarın Türkiye’ye karşı doğrultulmayacağı garantisini kimse vermiyor. Aynı şekilde bu silah yardımını yapanların orada bulunan unsurlarına karşı da yarın bu silahlar doğrultulabilir. Şu unutulmamalıdır ki bir terör örgütüyle mücadele ederken başka bir terör örgütüne yardım etmek sağlıklı bir durum değildir” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Çok fazla demeç versinler böyle, bu hafif bir üslup. Daha ağır bir üslup kullansınlar. Ortalığı birbirine katsınlar. Çünkü yabancı basında da sözleri yer alıyor. Çok etkileyici olur. Adamlar arsız, adamlar kaşar, adamlar pişkin. Gözümüzün önünde, burnumuzun dibinde neredeyse rezillik yapıyorlar haysiyetsizce devam ediyorlar. Bu arsızları utandırmanın yolu bunların burnuna bunları kalkmak. Kafasına kafasına böyle vurarak anlatmak. Bunlar eşek kafalı anlamazlar nezaketli üsluba gerek yok bayağı net anlatmak gerekiyor. Bir de büyük basını toplayıp, yabancı basını toplayıp belgelerle anlatmak lazım. Bir kere bunlar DAEŞ de,  IŞİD'le hiçbir zaman için göğüs göğse çarpışmıyorlar. Hiç vaki değil. Köpek gibi korkuyorlar IŞİD'den. İt gibi. Çok uzaktan ihbarda bulunuyorlar. Sadece bunların görevi ihbarcılık. Siperlerinin ötesinde bazen bin beş yüz metre, iki bin metreden kum torbalarının arkasından atış yapıyorlar. Keskin nişancılar var. Orada adam vurmaya çalışıyorlar. Başka yaptıkları bir şey yok. Asıl bunların yaptığı Arap köylerini basmak, Türkmen köylerini basmak. Oradaki çoluk çocuk hepsini katliamdan geçirmek. Bu alçakların yaptığı bu. Bunlar şu ana kadar IŞİD'le tek bir kere göğüs göğse çarpışmış değil. Uzaktan adam vuruyorlar. Araplar’ı, Türkler’i, Kürt kardeşlerimizi dindar Müslümanlar’ı vuruyorlar. Dolayısıyla bunlara silah vermenin bir anlamı yok. Bunlar silah stoku yapıp, bir de onun ticaretini yapıyor, bunların verdiği silahları satıyorlar çeşitli terör örgütlerine. Fazla olanları ellerindekileri satıyorlar. Kendilerine ayırdıkları silahları da PKK'yı ve yeni gelen it kopuğu silahlandırmada kullanıyorlar. Ve asıl özellikleri de ihbarcılık. İşte şu koordinatta, şurada IŞİD var diyorlar. Mesela Türkmen köyü orayı bombalatıyorlar. Şu koordinatta IŞİD var diyor. Araplar’ı bombalatıyor. Müslüman düşmanı bunlar. Müslüman alemi bu belayı anlayamadı. Amerikan uçakları da o koordinatlara hiç tereddüt etmeden bomba atıyor. Onlardan haber bekliyorlar. Oradaki köyler yerle bir şu an. Haritadan silindi. Zafer kazandık diyor PKK. Sen mazlum Müslümanlar’ı şehit ederek nasıl zafer kazanıyorsun kahpe? Gücün yetiyorsa git IŞİD'le bir çatış bakayım. Hiçbir şekilde göğüs göğse IŞİD'le çatışmaya girmiyorlar. Bu kahpelerin özelliği; Müslüman köylerini bombalatıp, oraya gidip talan yapmak. Evlerden eşya hırsızlığı yapıyor ahlaksız herifler. Oradan kaçan zavallı genç kızları alıp PKK'ya getiriyorlar. Yaşlı amcaları öldürüyorlar. Şehit ediyorlar. Eğer genç birisi var ise onu da alıp zorla getirip PKK'ya dahil ediyorlar. Onların ırzına geçiyorlar. Adam öldürttürüyorlar. Mesela eline tüfeği veriyor. Zorla adam öldürüttürüyorlar onlara. Yani adam parmağına bastırıyor. Silahı eline veriyor. Zorla onlara adam öldürttürüyorlar. Böyle alçak bunlar. Sonra da diyorlar ki, sen katilsin zaten. Sen bizimle berabersin diyor. Bu alçakları göz açtırmaması lazım İslam aleminin. Bak günlerden beri söylüyorum. Tayyip Hoca da Allah razı olsun. Bu akşam o da bir açıklama yapmış bu doğrultuda. Bu çok önemli. Her yeri ayağa kaldıralım. Anlatmak çok önemli bir konu.

AYLİN KOCAMAN: Adnan Bey, haziran ve temmuz ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü YPG aleyhinde bir rapor yazdı. Ekim ayında da Uluslararası Af Örgütü yazdı. Onun üzerine Amerika hemen ağız değiştirmeye başladı. Dediğiniz gibi birazcık dünyada kamuoyu oluşturulunca bu konuda hemen geri adım atıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bunu defalarca belirttik. Fakat bizim anlatmamız sadece yeterli olmaz.  Yani hükümetin açıklamaları basında geniş yer alıyor. Çok ses getirir. Biz oraya, buraya mektup yazıyoruz. Anlatıyoruz, açıklıyoruz. Ki buna rağmen çok iyi netice alıyoruz.

AYLİN KOCAMAN: Sizden sonra aslında bütün bu raporlar yayınlandı. Sizin bütün açıklamalarınızdan sonra.

ADNAN OKTAR: Tabii. Biz tek tek belgelendirdikten sonra, anlattıktan sonra mecbur kaldılar.

Bediüzaman’ın talebesi,  Said Nursi Hazretleri’ne diyor ki, "Üstadım her şeyi kaybettik. Ne yapacağız?" diyor. Yani her şeyimize el koydular. Darmadağın ettiler. Kırıp yıktılar. Bediüzzaman orada bir küçük çaydanlıkta çay kaynıyormuş. "Çay koy Keçeli. Her şeye yeniden başlıyoruz " demiş. İşte bu kadar yani. Bak delikanlı üslubu görüyor musun? Her şeye yeniden başlıyoruz diyor. Hiç önemli görmüyor yani. “Her şeyimiz gitti” diyor. “Tarumar olduk, darmadağın olduk ne yapacağız?” diyor. “Çay koy Keçeli. Her şeye yeniden başlıyoruz.” Diyor. MaşaAllah.

Birde bu PKK, bunları kahramanlık olarak anlatıyor. Türkmen köylerinde, Arap köylerinde, Müslüman köylerinde Amerikalılar’a havadan bombardıman yaptırıyorlar koordinat verip. Sonra oraya gidip çapulculuk yapıyorlar. Onların cüzdanlarını, paralarını falan topluyorlar. Şehit olmayanları da orada şehit ediyorlar gidip başlarına bakıp. Genç kızları, genç delikanlıları da alıp sürükleyerek zorla götürüp PKK kamplarına teslim ediyorlar. “Ne yaptın?” diyor. “Bu zafer” diyor. Böyle alçak bunlar yani. Bölgenin mikrobu, lağımı bunlar.

Televizyonlardaki hocaların asıl görevi iman hakikatleri anlatıp, insanların imanını güçlendirmek olmalı. Ben hocaların konuşmalarını size örnekleri göstereceğim şimdi. Rica ettim arkadaşlarımız oradan alıyorlar. Akıl almaz boş konularla ilgileniyorlar. Dini konuları tenzih ederim.

Bediüzzaman diyor ki, "Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz." Bir iğnenin bile ustası vardır diyor. "Sahipsiz olamaz. Bir harf katipsiz olamaz. O harfin de mutlaka katibi vardır. Biliyorsun" diyor. "Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam, şu memleket kainat hakimsiz olsun" diyor.

AYLİN KOCAMAN: Çok hikmetli.

ADNAN OKTAR: Tabii. İşte böyle bir üslupla Bediüzzaman başarılı oldu. Hocalar oturmuşlar  "Mayi  muaaccel olursa" kardeşim adam imanlı mı, imansız mı baksana sen. İnsanların imanı gitmiş. Darwinist, materyalist eğitimle perişan ediliyor insanlar.

Tayyip Hocam, şu Darwinizm’e bir darbe vursa yer yerinden oynar. Dünyanın bir numaralı insanı olur. Darwinist eğitime karşı yardımcı ders kitapları yayınlatacak o kadar. Fosillerin fotoğraflarını koyacak yayınlatacak. Başka bir şey yok. Yorum da yapmayacak. Fosil bilim diye gençlere fosil resimleri. Fosilin ne olduğunu görün. Renkli basılmış fosil resimleri versin okullara. Öğrenciler ne alıyorsa, yanına mesela balığı koysun. Istakoz fosili, balık fosili. Mesela ayı kafası şu anki resmi ve fosili. Kaç bin yıllık? Bunları yayınlatsın bitti. Bir de proteinin molekül yapısını göstersin. Bir proteinin serbest kainatta tesadüfen olma ihtimalini bir nüsha olarak açıklasınlar. Tesadüfen olma ihtimali sıfır. Çünkü bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var. O zaman bir güç var. Orada yorumlamasın işte. Tesadüfen olması imkansız desin bilimsel olarak, o kadar. Bunu okuldaki çocuklara kitabı olarak dağıtsın. Aslında biz bir örnek kitap hazırlayalım da. Yani itiraz ederler diye çekiniyorlar. Bunun neyine itiraz edecek? Fosil, fosil resmi. Protein molekül yapısı açık. Matematik olarak bütün bilim adamlarının ittifakla iddia ettiği şeyi söyleyeceksin. Tesadüfen olur mu,  olmaz mı? Tesadüfen olması bilimsel olarak imkansız. Bir de hiçbir ara fosil bulunamaması. Bilim adamlarının sözleri. Şu ana kadar hiçbir ara fosil bulunamadı. Bunları koyup hazırlayalım. Ben bir örnek kitap hazırlayayım. Verin bakanlığa bunun benzeri bir kitap yapsınlar. Yani oradan ilham alarak bir kitap hazırlasınlar. Bakanlık bassın yardımcı ders kitabı olarak. Hiç kimsenin itiraz edeceği gibi bir şey değil. Nasıl baş edeceğiz diye düşünüyor olabilirler. Halbuki çok basit. Biz ikna edecek bir üslup yapabiliriz.  

En son Barzani peşmergeleri Şengal’e girmişti. PKK'yı yanlarına almamışlardı. Peşmergenin ardından buraya gitmiş PKK'lılar. Burada hırsızlık, yağma yapmışlar. Ne var, ne yoksa; peşmerge, “acayip utandık bunların ahlaksızlığından, haysiyetsizliğinden” diyor. Adamlar “yerin dibine girdik bunların adiliğinden” diyor.

AYLİN KOCAMAN: Bir de zaferi biz kazandık diye ortaya çıkmışlardı.

ADNAN OKTAR: Acayip arsızlar. Tam lağım bunlar.

AYŞE KOÇ: Türkiye'de kamplarda kalan Yezidiler de geri dönmek istemiyorlarmış Şengal’e. YPG yüzünden.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bu Şingal diyenler yanlış biliyorlar o zaman. Nereden çıkarttılar onu acaba? Eğer kaynakları varsa onu bana yazsınlar bu Şingal diyenler. Doğrusu Şengal. Biz öyle biliyoruz. Şingal, Kürtçe okunuşu öyle.

AYLİN KOCAMAN: Evet.  "e"yi,  "i" okuyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Şingal, Şengal fark etmez. Kürtçe okunuşu Şingal.  Bizim kendi lehçemiz Şengal. İki türlü de okunabilir. 

Demokrat Başkan, “Komünistler olarak Adnan Hocam’ı severek izliyoruz. Selamlarımızı iletin.” Aleyküm Selam. Eğer demokratsa yani şiddet kullanmıyorsa komünist benim dostumdur, arkadaşımdır. Akademide benim çok fazla Maocu, Marksist, Leninist arkadaşlarım vardı. Bayağı efendi çocuklardı. Yani asma, kesme falan o tip işlere girmezdi. Anlatır, konuşur. Fikir, fikirle olur. İstediği gibi konuşabilir. Ama şiddet insanlığa karşı yapılmış bir ahlaksızlıktır.

Türkmen bölgesi Rus gemilerinden füzelerle vuruluyormuş. Rusya çok ayıp yapıyor. Mühim bir dostluğunu böyle yaparsa kaybedebilir. Çok acı bir olay. Olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü