Harun Yahya

Sohbetler (21 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler başlıyor. Adnan Bey Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Cenab-ı Allah her gün bir yerleri süslüyor. Aslında cennetteki olayın yani orada uygulanan yöntemin aynısı buradaki yöntem. Burada kadehlerin kalitesi daha altta oluyor tabii cennete oranla. Meyveler, eşyalar hepsinin kalitesi daha altta olur. Ama yaratılış şekli açısından aynı. Kadeh fabrikada yapılıyor değil Allah yaratıyor. Fabrika görüntüsünü de, fabrikada adamın onu yaptığı gibi gösterilir bize, o görüntüyü Allah orada oluşturur şahıs kendi yapıyorum zanneder. Müthiş bir sebep zinciri var. Cennette sebep zinciri yoktur. Yani cennet meyvesi vardır doğrudan olur. Çekirdek, aşamalar, gelişmeler bunlara gerek yok.

KUTAY YABAŞ: “Bunlar bizim daha önce de nimetlendirildiklerimizdir” diyorlar gördükleri zaman cennet meyvelerini, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, çünkü aynısı, aynı yöntem. Ama kalitelisi daha iyisi.

Fahri Yıldız, “Şu anda Diyarbakır’dan, Siirt’ten, Antalya’dan, Alanya’dan gelen Mehdiyet aşığı hizmet ehli kardeşlerimizle Manavgat’taki evimizde hayranlıkla Hocamız’ın canlı sohbetini izliyoruz. Bütün kardeşlerimize kucak dolusu saygılar sevgiler. Ağabeyimiz’in nur ellerinden aşkla öpüyor hayır dualarını bekliyoruz.” Ben de sizin kardeşiniz olarak ellerinizden öpüyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa son yaptığı açıklamada, dün gece geç saate kadar Kızıl Dağ’da çatışmaların sürdüğünü söyledi. Türkmen birliklerini etkili kara savunması sonucu Kızıl Dağ’ın kaybedilmediğini belirtti ve şunları ifade etti: “Dünden bu yana bölgede anormal bir değişiklik yok. Yalnızca göç var. Dün yaklaşık iki yüz aile Yayla Dağı’na geçti. AFAD ek çadır gönderdi. Biz orada toprağımız için süper güçler karşısında savaşıyoruz. Teslim olup bırakacak değiliz. Oradaki birliklerimiz inanıyorlar. Sonuna kadar mücadelemizi vereceğiz. Dün Türkiye’nin hava desteğiyle Sultan Murat Tugayları DAEŞ’in elinden iki köyü geri aldı. Yaklaşık dört aydır orada ilerleyemiyorduk. Bu bizim için moral verici bir gelişme oldu” dedi.

ADNAN OKTAR: DAEŞ eğer Türkmen köylerini işgal ettiyse DAEŞ’le konuşulur geri çekilirler. Çünkü Türkmen köyleri mümin muttaki tertemiz insanlar. Yani DAEŞ “Ben illa burayı işgal edeceğim” iddiasında olmaz. Bazı konularda DAEŞ’le konuşulsa mesele hallolur. DAEŞ daha çok PKK’nın işgal ettiği alanları vuran bir sistem. Komünistlerin, Stalinistler’in azgınlaştığı yerleri daha çok vuruyorlar. Tabii ki vurulmasını biz istemeyiz, vurularak olmaz ilimle irfanla olur. Konuşulsa dersin “biz Müslümanız muttakiyiz bizim sizinle bir işimiz yok” mesele biter. Kürt dindar kardeşlerim de çok büyük hata yaptılar. Gittiler IŞİD’le çatışmaya girdiler. Halbuki otuz kere söyledim “konuşun musalaha cihetine gidin “arkadaş bizim sizinle bir işimiz olmaz biz burada oturuyoruz” o kadar. Yapılacak olan bu.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye Türkmen Hareketi Partisi’nin Başkan Yardımcısı Tarık Sulo “Esad yeni bölgeler ele geçirmek istiyor. Jeopolitik açıdan Türkmen Dağı bölgesi Esad yönetiminin Aleviler’in etkisini genişletmek ve PYD’nin Akdeniz’e açılmaya yönelik amacı açısından önem arz ediyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Orada sadece PKK’nın Karadeniz’le Akdeniz arasındaki bağlantıyı kurması başka bir şey yok. Esad rejimi diye bir şey yok, PKK var. Amerikan derin devleti ve İngiliz derin devleti için Suriye diye bir şey yok. Onlar zaten Suriye’yi gözden çıkartmış durumdalar sadece PKK’yı esas alıyorlar. Orada Müslümanlar’a karşı acımasız, psikopat, Stalinist azgın bir deccal rejimi kurmak istiyorlar konu bu. Bunun için de acele ediyorlar, adamlar daraldı. Baktılar Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruna da az kaldı eli ayağı boşalmış vaziyette meseleyi halletmeye çalışıyorlar. Kurtuluş yok. Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtulamazlar. Hz. İsa Mesih (a.s)’dan da kurtulamazlar. İllaki olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “İsa Mesih’i gördüğünde tuzun suda eridiği gibi erir deccal” diyor. Yani büyük bir kitle şeklinde görünüyor ama halkın içerisinde eriyip yok oluyor. Hz. İsa (a.s) mübarek sağ eliyle bir karıştırıyor konu bitecek. Ama asıl vuruşu yapan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Ama Hristiyan aleminin coşmasını, birleşmesini sağlayan da Hz. İsa Mesih (a.s)’dır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yedi aylık bir bebeğin fotoğrafı vardı Adnan Bey. Bugün Rus hava saldırılarında annesiyle beraber hayatını kaybetmiş.

ADNAN OKTAR: Ah yerim ben onu Ağabey’inin canı. Cennet kuzusuymuş demek ki. Allah gani gani rahmet etsin. İnşaAllah cennette müminleri o şeker haliyle karşılar. Orada da vildan oluyorlar cennette de vildan oluyorlar yani büyük insan olmuyorlar hep çocuk olarak kalıyorlar. Cennet bahçelerinde eğleniyorlar Allah onları öyle yaratmış. Cenab-ı Allah bir gösteriyor tanıtıyor ondan sonra alıyor. Yaratan Allah, alan da Allah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ege Denizi’nden yayınlanan bir görüntüde Suriyeli mültecileri taşıyan bot Yunanistan Sahil Güvenlik Gücü tarafından batırılmaya çalışılıyor. Bottan düşen ve boğulma tehlikesi geçiren elli sekiz mülteci Türk Sahil Güvenlik Botu tarafından Suriye uyruklu sağ olarak kurtarılıyor ve Didim limanına ulaştırılıyor. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu alçak kimmiş? Bunu tespit edip dünyaya rezil etmek lazım. Cinayete tam teşebbüs. Bu kadar insanın öldürülmesine tam teşebbüs etmek insan sayısınca mükerrer müebbet hapis cezası gerektirir. Bu alçağı bulup uluslararası mahkemede yargılatmak lazım. Sonuna kadar da takip edelim. Ahlaksıza bak, içinde kadınlar çocuklar var, kadın çığlıkları göklere yükseliyor umurunda bile değil. Eline mızrak gibi bir şey almış onunla botu deliyor haysiyetsiz herif. İşte Allahsız, Kitapsız, dinsiz imansız olunca, katil ruhlu olunca, psikopat ruhlu olunca böyle oluyor. Bu alçak muhtemelen PKK’lı falan bir tiptir. Bu haysiyetsizi her ne pahasına olursa olsun bulalım. Türkiye ilgilensin, dilekçe de verelim. Oradaki şahitler de var, insanlar da var sonuna kadar takip edelim.

BÜLENT SEZGİN: Çipras bu asker hakkında konuşmuş Adnan Bey. Yunanistan Sahil Güvelik Ekipleri tarafından batırılan mülteci botunun görüntüsü Çipras’a gösterildi izletildi. Çipras “utandım” dedi. “Çok üzüldüm ve utandım. İnsanlığa sığmayacak kadar korkunç bir olay. Bunu yapanları bulup cezalandıracağım” dedi.

ADNAN OKTAR: Gereği yapılsın. Alçak herif yatsın yatabildiği kadar. Haysiyetsiz.

Timuçin 48 Halikarnas, “Mehdi (a.s)’yi çağıra çağıra yeni dünya düzeni adı altında insanlığı mutlak faşizmin kucağına oturtacaklar.” İnsanlık zaten mutlak faşizmin kucağına oturmuş, Hz. Mehdi (a.s) mutlak faşizmden insanlığı kurtaracak. Bak nasıl şeytan ters gösteriyor görüyor musun? Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliği şeytanın bastığı her yerde ayağını kırmaktır. Faşizmin ayak seslerini yok etmektir. Özgürlük, sevinç, bayram ruhu, iman neşesini bütün dünyaya tattırmak, Hz. Mehdi (a.s)’ın bir yönü de budur. Mutlak adaleti sağlamak, mükemmel adaleti sağlamak, müthiş bir sosyal adalet oluşturmak, fakir bırakmamak, dünyada fakir kalmayacak. Kadınlara tam anlamıyla özgürlük tanınacak.

Bu gemiyi yöneten kaptan bu adamı biliyordur. O kaptanın da cezalandırılması lazım. Bu psikopatı gemiye bilerek almış. Adam yanında özellikle mızrak gibi bir şey bulunduruyor sivri. “Böyle bir şey olduğunda bunu bu şekilde yap bu botu patlat” diye biri emir vermiş. O tek başına yapmaz onu. Ekip bunlar ekibini de bulmak lazım. Ekibi de cezalandırılsın.

GS Mehmet, “Gaziantep Nizip’ten selamlar Hocam.” Aleykümselam. “Hocam sizi büyük bir zevkle izliyoruz.”

Ömer, Arif, Halil, “Hocam bekar evindeyiz topluca sizi izliyoruz” diyor.

“Üstadım, bu gece Diyarbakır’dan, Siirt’ten, Antalya’daki aslan kardeşlerimize misafir olduk. Hocamız’ı izliyoruz” diyor. Göreyim bakayım bu ekibi kim bunlar? MaşaAllah maşaAllah sofralar kurulmuş, maşaAllah muhabbet son safhada. İyi güzel, Allah muhabbetinizi artırsın, kalbinize ferahlık neşe versin. Cenab-ı Allah sizi hidayetle sarsın, nuruyla sarsın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’de yayınlanan The Guardian Gazetesi’nde David Graeber imzasıyla yayınlanan yazıda, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan hakkında IŞİD’e destek konusunda ağır iddialara yer verildi. Yazıda şunlar söyleniyor: “IŞİD nasıl saf dışı bırakılabilir? Bölgedeki herkes bunun cevabını biliyor. Tek gereken Suriye’de YPG ve Irak ile Türkiye’de PKK adı altında bulunan oldukça geniş Kürt güçlerini serbest bırakmak. Askeri olarak olağanüstü verimli oldukları kanıtlandı ve IŞİD’in bölgedeki ideolojisine tamamen karşılar. 2014 yılında IŞİD tarafından soykırımla tehdit edilen binlerce Ezidi’yi kurtaran PKK’ydı. Suriye’deki Hristiyan toplulukları koruyan ise YPG. Olağanüstü bir şekilde askeri olarak yararlı olduklarını da kanıtladılar ve parti tabanlarının sahip çıktığı demokrasi ve kadın hakları gibi başlıkları IŞİD’in bölgedeki ideolojisinin tam olarak karşısında yer alıyor. Türkiye, Suriye’nin Kürtler tarafından kontrol edilen bölgelerine uyguladığı blokajın benzerini IŞİD bölgelerine uygulamış olsaydı, IŞİD’e sunduğu iyi niyetli ihmali YPG ve PKK’ya da yöneltseydi kanlı halifelik şimdiden çökmüş olurdu. Muhtemelen Paris saldırıları da gerçekleşmezdi.” 

BÜLENT SEZGİN: İşte adamların gizli zihniyeti, ruhlarındaki o gizli niyet, gizli çirkin hedef bu yazıyla özetlenmiş. Adamların derdi günü bölgeye PKK’yı hakim etmek IŞİD’i bahane ederek. Mesela diyor ki adam; “Paris saldırısını durdurmak mı istiyorsun? PKK’yı destekle. Hristiyanlar’ın rahat olmasını mı istiyorsun? PKK’yı destekle. Bölgede kadın hakları mı istiyorsun? PKK’yı destekle. İyi olan her şey için PKK’yı desteklemek gerekir” diyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bölünmesinin de çok faydalı olacağına inanıyor. Türkiye’nin Güneydoğu’sunun PKK’ya verilmesi, orada büyük komünist, Stalinist bir devlet kurulmasının bütün bölgenin hayrına olacağı kanaatinde, muhtemelen kendi de aynı kafada. Bu tehlikenin kaynağı asıl İngiliz derin devletidir asıl yöneten. Bunlar da İngiliz derin devletine şirinlik yapan tipler kendilerince. Bunu böyle konuşturanlar, bu gazetede yazdıranlar da hep aynı işbirlikçi takım. Tehlikenin büyüklüğünü görüp basın buna karşı dünya çapında bir çalışma yapması lazım. Türkiye’nin de Dışişleri Bakanlığı’nın dünya çapında bir çalışma yapması lazım. Bu yazdığına yazacağına pişman olur. Her seferinde tek tek bu kötü niyetli adamlara hükümet cevap versin bu yayınlansın, halk da duysun, dünya halkları da duysun dünyadaki insanlar da.

PKK’nın belini kıracak bir şey; evrimin olmadığını bilimsel olarak ispatlamak. Ama en iyisi işte hazır bir kitap olsun, öyle bir kitap hazırlayayım da onu bakanlık başka bir isimle yayınlayabilir yardımcı ders kitabı olarak. Oradan ilham alarak da hazırlayabilir. Yahut belge gönderelim kendileri tamamen orijinal hazırlasınlar hepsi de olur.

Evet dinliyorum ben.

KARTAL GÖKTAN: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığına New York’ta bir mektup gönderilerek, “Birleşmiş Milletler’in bir an önce konuyu ele alması talep edilmiştir. Rus tarafıyla da temas sürdürülmekte ve konuyla ilgili hassasiyetimiz net bir şekilde iletilmiştir kendilerine. Sayın Başbakanımız, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hulusi Akar ile telefonda görüşerek son durumla ilgili bilgi almıştır. Sayın Başbakan, MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan’ı da Başbakanlık resmi konutuna çağırarak sürecin istihbari boyutu ile ilgili bilgi almış ve gerekli talimatları vermiştir.”

ADNAN OKTAR: İşte aradığımız buydu, bize hemen açıklama gelmesi. Ama geç açıklama yorucu oluyor tabii. Süratli açıklama gerekir bu tip şeylerde, saat hesabıyla. Kırk sekiz saat, yetmiş iki saat çok geç vakitler. Yirmi dört saati aşmaması lazım. Bu iç ferahlatıcı olur, gönül açıcı olur. Biz zaten biliyoruz Başbakan’ın titiz olduğunu, gereğini yapacağını biliyoruz ama bunu duymak istiyoruz. Yoksa tabii ki Milli İstihbarat Teşkilatı olsun Genelkurmay olsun böyle ehemmiyetli bir konuda lakayt davranmayacağını herkes bilir, gerekeni yapacağını herkes bilir. Ama duymak ayrı bir şeydir. Hakke-ul yakin; gözümüzle göreceğiz kulağımızla duyacağız.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İHH’nın Türkmen kardeşlerimize çadır ve yemek yardımı yapılması için düzenlediği bir kampanya var Adnan Bey. Cep telefonlarından 3072’ye Türkmendağı yazıp mesaj yollandığında kardeşlerimiz bu kampanyaya beş TL destek vermiş olacaklar. İHH’nın bir kampanyası daha var. Her gün fırınlarında ekmek yapıp Suriyeliler’e dağıtıyorlardı. Un stokları bitmiş, un yardımı istiyorlar. Bunun için de 3072’ye un yazıp gönderilmesi yeterli oluyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: İHH’nın Türkmen kardeşlerimize çadır ve yemek yardımı yapılması için düzenlediği bir kampanya var. Cep telefonlarından 3072’ye Türkmendağı yazıp mesaj yollandığında kardeşlerimiz bu kampanyaya beş TL destek vermiş olacaklar. İHH’nın bir kampanyası daha var. Her gün fırınlarında ekmek yapıp Suriyeliler’e dağıtıyorlardı. Un stokları bitmiş, un yardımı istiyorlar. Bunun için de 3072’ye un yazıp gönderilmesi yeterli oluyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: 3072’ye un denilecek. Tamam. Herkes duymuştur. İHH’ya helal olsun.

Damla hakikaten tam bir sanat eseri, çok güzel. Nur gibi. Şimdi pislik tipleri kızdıran o. Bakıyor elinde yüzünde nur yok, iblis gibi suratı. Bakıyor bu insanlara elinden yüzünden nur akıyor, iffet nuru, iman nuru, temizlik nuru. Çok ağırına gidiyor.

DAMLA PAMİR: Ve size olan sevgimizi müthiş kıskanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Ana nokta orası zaten. Kıskansalar da, çatlasalar da, patlasalar da Allah dediğini yapar. “Ağızlarıyla” diyor “Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müşrikin ve müşrikat, kafirun ve kafirat istese de, ne yaparsa yapsın Allah’ın nurunu söndüremezler” diyor Cenab-ı Allah. Söndürme bir yana daha da parlatmış oluyorlar. Çünkü ateşin üstüne rüzgar geldi mi daha iyi yanar. Sizin bu nurunuzu kıskananlar olmadık edepsizlik yapıyorlar. Onları şeytan dürtüyor, şeytan dürttükçe onlar da borazan gibi ötüyorlar. Şeytan bunlara üfürüyor, üfürünce de zurna gibi garip sesler çıkartıyorlar. Şeytan yenilecek bunu kafalarına koysunlar.

MaşaAllah ciltleriniz çok temiz. O sizin iman damganız gibi maşaAllah. Helal yiyorsunuz, helal içiyorsunuz, helal konuşuyorsunuz. Sağınız Rahmani, solunuz Rahmani her yeriniz nur, bereket. MaşaAllah.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan Ağabey’inden haber alamadıklarını söyledi. Yetkililerin Abdullah Öcalan ile görüşmelerine izin vermediğini ifade eden Mehmet Öcalan, duruma sessiz kalınmasına tepki gösterdi. Şunları da ekledi: “Devlet kimseyle görüştürmüyor. Bu durum karşısında herkes neden kör, sağır ve dilsiz? Bu sessizlik niye? Neden kimse bunu gündeme getirmiyor?” dedi.

ADNAN OKTAR: Nasıl gündeme getirmiyor? Biz defalarca gündeme getirdik. Günlerden beri de söylüyoruz. Birinci dereceden yakın akrabasıyla görüşebilir, avukatlarıyla görüşebilir. Babası, amcası, eşi, kardeşi. Mesela kardeşiyle görüşebilir kanuni hakkı. Eğer bir mahkeme kararı yoksa görüştürmeme diye bir olay olmaz. Şu an kardeşi görüşemiyor muymuş, Mehmet Öcalan?

KARTAL GÖKTAN Evet o şekilde olduğunu söylüyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan Ağabey’inden haber alamadıklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Gitmiş oraya yani görüşmek istemiş, görüştürmüyoruz mu demişler?

KARTAL GÖKTAN: Onu tam olarak belirtmemiş.

ADNAN OKTAR: Öyle şey olmaz. Mahkeme kararı olmadan böyle bir şey olmaz. Gitsin müracaat etsin, görüşemezse söylesin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da üç ay boyunca devam edecek olağanüstü hal yasası uyarınca güvenlik güçleri makul şüphe gerekçesiyle hiçbir kanıta gerek duymadan aramalar yapabilecek. Ancak aramalar avukatlar, hakim ve savcılar, milletvekilleri, senatörler ve gazetecilerin iş yerlerini kapsamayacak. Terör propagandası yapan internet siteleri ve sosyal medya ağları kapatılabilecek. Kamu düzenini tehdit ettiği düşünülen kişiler ev hapsinde tutulabilecek. Ve terörizmle ilgili olduğu değerlendirilen kişilerin etraflarıyla iletişimi kesilebilecek.

ADNAN OKTAR: Bunlar zaten olması gerekir. Terörist faaliyet internette varsa sen nasıl susuyorsun? “Günaydın Üsküdar’da sabah oldu” der gibi bir şey. Terörist faaliyet yapıyorsa zaten dünyanın hiçbir yerinde buna göz yumulmaz.

Fransa diyor ki; “Terörist faaliyetlerin hiçbirine izin vermeyeceğiz. İnternette, orada, burada.” Peki sarayda niye PKK’lıları ağırlıyorsun, burnunun dibinde? Hani izin vermiyordun? Niye mecliste PKK’lıları konuşturuyorsun? Terörist, adam öldürmüş, bombalama yapmış adamları meclise sokuyorsun. Şimdi de ne diyor? “İnternette bile izin vermeyeceğiz.” Birden kibarlaşmış. Zaten izin vermemen lazım. Meclise sokma, mecliste ne işi var PKK’lıların? Sarayda ne işi var PKK’lıların? Aklını başına al.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dün Adnan Bey, çok uzun süreden sonra ilk defa olmak üzere iki kız PKK’ya katılmak için Suriye’ye gittiği için İngiltere’de tutuklandı.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dün iki hanım PKK’ya katılmak için İngiltere’de tutuklandı Suriye’ye gittikleri için. Geri döndüklerinde tutuklandılar. Artık tutuklamıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Demek ki akıllanmaya başlamışlar.

Fransa ilk olarak şu PKK’lıları tutuklamayla başlasın. Zibil gibi PKK’lı var. Eğer teröre, anarşiye ciddi karşıysa, terörün anarşinin asıl merkezi olan PKK’lıları Fransa’da tutuklasın. Eğer tutuklamıyorsa son derece samimiyetsiz, Fransız halkını kandıran bir yapı var demektir. Yıldırım hızıyla PKK’lıların binalarını da mühürlesin, mallarına el koysun, bankadaki paralarına el koysun, PKK’lıları ya hapsetsin yahut sınır dışı etsin. Dürüst, samimiyse bunu yapsın. Yapmıyorsa inanmayız. Şimdi ısrarla Fransa’dan onu soralım. Hangi PKK’nın yapılanmasını kapatmış? Hangi faaliyetini durdurmuş Fransa’da? Cayır cayır faaliyet halindeler şu an. “Terörist var mı, nerde? diyor “arıyor” diyor. İşte ben de sana ihbar ediyorum. PKK’lılar. On binlerce insanı şehit etmiş, binlerce bombalama yapmış, bina yakmış, asker öldüren şehit eden, gözü dönmüş terörist takımı Fransa’da elini kolunu sallayarak geziyorlar. Dürüstsen, samimiysen, anarşiye, teröre karşıysan kaldır işte onları. Kaldırmıyorsan sen teröre karşı değilsin, terörü destekliyorsun demektir. PKK’ya operasyon yapmıyorsa Fransa yalan söylüyor demektir, ilgili birimler, ilgililer yalan söylüyor demektir, oyun oynuyorlar demektir. Bir de iyi terörist, kötü terörist diye ayırıyorsa daha da büyük rezalet.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Birleşmiş Milletler’e mektup göndermiş. Bayırbucak Türkmenler’inin Birleşmiş Milletler gündemine alınmasını istemiş.

ADNAN OKTAR: Hiç yoktan iyidir tabii. İyi bastırmaları lazım. İyi bir karar çıkarttırmaları gerekiyor. İran’la da birlikte hareket edilmesi lazım. İran’ın bizim en iyi dostumuz olması gerekir. Tarihe dayalı da dostluğumuz var, aynı İslam dinine mensubuz. Yan yana, sırt sırta komşuyuz. Huyumuz, suyumuz da birbirine benzer. Allah’ımız bir, Kitabımız bir kıblemiz bir. İran’la ittifak çok isabetli olur.

Sincaplar komik, kediler komik, tavşanlar komik. Komedi filmi gibi, karton filmigibi adamlar. Bakışları komik, hareketler bir kere acayip komik.

CEYLAN ÖZBUDAK: Yolda gelirken bir tane çok çok minik bir kedi yavrusu gördük. Beyaz bembeyaz ve bacak boyu şu kadar. Elim kadar toplam hepsi zaten. Oynaya oynaya gidiyordu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

İranlı Şii milisler Türkmenler’e saldırıyorsa Şii milisleri çağırırsınız “ya kardeşim” dersin “La ilahe illaAllah” diyor muyuz ikimiz?” Diyoruz. “Muhammeden Resulullah diyor muyuz?” Diyoruz. “Kıblemiz aynı mı?” Aynı. Bitti. “Ne yapıyoruz biz ya?” dersiniz. Şii milisler çok fanatik ama onları kim fanatik hale getiriyor? Bir de onları etkilemek için Şiiler’in liderleriyle görüşmek lazım. Kim lideri mesela en üsteki alim hocası kimdir? Onunla görüşürsün. Onlar onların sözünü dinlerler. “Hocam” dersin “biz Allah’a şükür Müslümanız. Siz de Müslümansınız. Aynı Allah’a aynı Kitaba inanıyoruz, kıblemiz de bir.” Bitti. “Birbirimizle uğraşmayalım, şeytanı sevindirmeyelim. Dost olalım” dersin. Olur biter. Ne fark eder Sünni-Şii? Zalimse hocasına söyleyip nasihat ettirirsin. Bir daha da yapamazlar. Sistani olabilir, Mukteda es Sadr olabilir. Mukteda laf söz dinleyen bir insan. Mukteda Hoca söylese Şiiler yerin dibine girer, anında hiza olurlar.

AYLİN KOCAMAN:  Adnan Bey, Şii milisler daha önceden Türkler’i kaçırmışlardı. Siz hemen bu Şii liderlere çağrı yapmıştınız. Bunun üzerine ikisi de Sistani de, Mukteda es Sadr da çağrı yapmıştı. Onun üzerine hemen bıraktılar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ayrıca da dedim ki, “Rencide edersiniz bunu yaparsanız” dedim “rencide oluruz” dedim. Bir Müslüman’ın rencide olması hiç iyi bir şey değildir. Nezaketiyle rica ettik, istirham ettik. Onlar da bu istirhamı kırmadılar. Yine aynı şekilde Türkiye rencide olduğunu söyleyebilir. Onlar söylemiyorsa başkası söyler. Resmi görevliler söyleyemiyorsa gayri resmi kanaldan da söylenebilir. Kardeşlik bağıyla olaya bakmak lazım. Sevgi bağıyla. Şiiler bayağı takva, dindar Allah’tan korkan insanlar. Oradaki adamlar belki cahilliklerinden, belki yoldan çıkarılmışlardır. Kötü yolda yönlendirilmişlerdir. Mesela Hamaney söylese akan sular durur. Türk Dışişleri Bakanlığı, Hamaney Hoca’ya söylesin. Böyle bir durum var. Biz Müslüman'ız kardeşiz. Bu da yakışıksız durumlar oluyor dese konu biter.

Sünniler’i sevdirmeyi, Şiiler’i sevdirmeyi bir ibadet gibi uygulamak lazım. Şiiler Mehdi (a.s)’den bahsedince hüngür hüngür ağlayan insanlar. Hasan (r.a), Hüseyin (r.a), Hz. Ali (r.a) dedin mi,  gözyaşları döken insanlar. Nur gibi insanlar. Bu insanlara karşı öfke Sünni katı bakış açısından kaynaklanıyor. Şii nur gibi Müslüman'dır. Alevi nur gibi Müslüman'dır. Sünni nur gibi Müslüman'dır. Tamamen cehaletten kaynaklanan tarafgirlikten kaynaklanan bir öfke. Hiçbir anlamı yok. Hiçbir amacı yok. Ve çok çirkin. Kardeşim Şiiler’in camisine giriyoruz. Mehdi (a.s)’den bahsediyor ağlıyor. İran dini liderleri mesela Cumhurbaşkanı olsun, Başbakan olsun, bakanlar,  Mehdi (a.s)’den bir bahset hep gözyaşı dökerler. Anayasasını bile Mehdi (a.s)’ye göre ayarlamış bir topluluğa sen nasıl nefret duyarsın? Hem de Avrupa Birliği’ne girelim diyorlar bu kafayla da. Avrupa Birliği’nin sanatına, bilimine, temizliğine, kadınların özgürlüğüne hayranlar. Ama kendisi bunu istemiyor. Heykel istemiyorum diyor. Resim istemiyorum. Müzik istemiyorum. Dekolte istemiyorum. Hanımlara özgürlük istemiyorum diyor. Ee? Avrupa' ya da hayranım diyor. Avrupa'ya girmek istiyorum diyor. Kardeşim bu müthiş bir çelişki. Ya zihniyetini düzelt yahut istemediğini söylediğin her şeyin olduğu Avrupa'ya niye girmek istiyorsun onu açıkla. Senin istemediğin her şey var Avrupa'da. O zaman niye canı gönülden girmek istiyorsun Avrupa'ya? Demek ki seviyorsun, beğeniyorsun.

Irak'ta Maliki’yle başlamış bu zulüm Sünniler’e. Ama sen nefret edersen Şii'den insan nefret edildiğini hissederse kalbinde sevgi kalmaz. Niye nefretle yaklaşıyorsun? Bağrına bas. Ne güzel Irak zengin olsun kardeşim. Sen de rahat et. Ben hayretler içinde kalıyorum bu kafaya. Şii camisini mesela yerle bir edip yakıyorlar. Niye yakıyorsun? Allah'ın değil mi Kuran'da korunması gerektiğini söylediği yerlerden biri de camiler ve mescitlerdir. Havralar ve kiliselerdir. Havra, kilise, cami yakılmaz, yıkılmaz. Allah koruyun diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten çok iyi biliyorsunuz Adnan Bey inşaAllah. Özellikle Saddam döneminden beri de Şiiler’e karşı çok ciddi bir baskı politikası vardı.

AYLİN KOCAMAN: Zaten o yüzden Amerika Şii bir başkan getirmek istedi. Sonradan oraya Saddam'dan sonra.

ADNAN OKTAR: Sen bir daha anlat yavrum.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten çok iyi biliyorsunuzdur inşaAllah. Özellikle Saddam döneminden beri Şiiler’e çok yüksek bir baskı vardı. Bayağı uzun süre.

ADNAN OKTAR: İşte Saddam'ın psikopatlığı, ahlaksızlığı.

AYLİN KOCAMAN: Kürtler’e de.

ADNAN OKTAR: Kürtler’e değil mi? Akıl almaz zulmettiler o mazlum insanlara.

CEYLAN ÖZBUDAK: Onu dengelemek için de Amerika, Şii bir başkan getirmek istemişti. Maliki'yi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o da tam zıddını yapıyor. Bir kere hocaların bu nefret politikasını durdurması lazım. Şii nefreti, Sünni nefreti çok korkunç şeyler bunlar.

Şii alimler de Sünniler’e karşı Şiiler’i kışkırtmasınlar. Hepsi aynı, arada hiçbir fark yok. Nur gibi tertemiz insanlar iş çıkartmasınlar. Kardeşim öyle bir durum ki Türkmenler bir avuç bak, Türkmenler çok az. Çok az Sünni Türkmen var, çok az da Şii Türkmen var, birbirlerini kırıp geçiriyorlar. İnanılır gibi değil. Ne fark eder? Mesela şu an burada birçok kişi Şii olsa ne kaybederiz? Ne olur? Camiler sonuna kadar açık oluyor, kimsenin ibadetine karışmaz, namazına niyazına karışmaz, orucuna karışmaz, Hz. Mehdi (a.s) dedin mi gözyaşı döküyorlar. Sünniler de öyle. Ne var yani? Müdahaleci ruh güzel değil. Elleme adam ne yapıyorsa yapsın. O müdahale kafası kötü. Şii’ye müdahale ediyor, elleme istediği gibi ibadet etsin. Sünni’ye müdahale ediyor, elleme ne yapıyorsa yapsın. Hristiyan’a, Musevi’ye müdahale etme. Yahut Kuran’a göre yaşamak isteyen insana ona da müdahale etme.

Yunus; “Hocam evimize gelen misafirlerimize sunumlu anlatım yapmaya başladım. Tüm eş, dost akrabaları bu şekilde ziyaret ederek hem bilgi, hem imani konularda sohbet etmek istiyorum.” Doğru, çok güzel. Akraba ziyaretlerinde boş laf edeceğine orada sunumlu güzel bir şeyler anlatmak, kitap hediye etmek. Lokum, çikolata hediye edeceğine kitap hediye et.

KARTAL GÖKTAN: Yunus kardeşimizin yaptığı sunumun resmi vardı Adnan Bey isterseniz gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aferin. İşte mücahitlik böyle olur. İlimle irfanla, ikna ederek, konuşarak, misafirlere kendi yaptıkları kurabiyelerden sunabilirler, çay sunarsın, ıhlamur sunarsın çok güzel bir hizmet olur.

Ben anlamıyorum dünyanın bu kadar zor ortamında sen bir yere gidiyorsun mesela bir Şii camisi ne güzel. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor, on iki imamdan bahsediyor daha ne istiyorsun? Neyine kinlenirsin? Neyine öfkelenirsin? Yahut bir Sünni camisine gidiyorsun sessiz sakin güzel, bir kısmı Kuran okuyor bir kısmı namaz kılıyor. Neyine öfkeleniyorsun bunun? Ne kadar suni zorlamalar var. Kin ve nefret için ne zaman fırsat çıksa da birbirimize bu nefreti sunsak kafasında oluyorlar. İnsan “nasıl bir fırsat olsa da sevsem” demesi lazım. İşte bunu sağlayacak olan Hz. Mehdi (a.s). Biz hayretten hayrete düşüyoruz ama ortam öyle bir mucize olarak. İnsanların birbirini sevmesi hayret edilecek bir şey gibi gösteriyorlar, birbirine düşman olmasını da gıda gibi sanki ihtiyaç gibi gösteriyorlar. Bütün dünyanın büyük çoğunluğunun bunu kabul etmiş olması da bir mucize. Adam çamurdan hoşlanıyor. Adama sütlaç getiriyorsun onu yemiyor, çamur getiriyorsun tabakta büyük bir iştahla onu yiyor. Onun gibi bir şey. Hayret edilecek hale gelmiş insanlar. Bu da Cenab-ı Allah’ın Mehdi’sini çıkaracağının alameti.

“Sayın Adnan Bey, Vahabilik Amerikalı ajanların ortaya çıkarttığı -haşa- kafirlerden oluşan bir toplumdur. Çok iyi araştırdım ilk Mehdi (a.s)’nin ilk mücadele edeceği toplumdur. Tövbe edin. Bu tarz olayları canlı yayında lütfen yayınlamayın. Mehdi (a.s) geldiğinde sırf bu konudan dolayı sizinle de mücadele edebilir dikkatli olun. Sevgiyi unutmayın, sevgiyle kalın.” Emrah Kayahan. Kardeşim görüyor musun ortaya atılan fitnenin çirkinliği ne boyutlarda? “Amerikalı ajanların” hangi ajan olduğu da belli değil, “ortaya çıkardığı -haşa- kafirlerden oluşan bir toplumdur.” Nur gibi Müslümanlar’dan oluşuyor niye kafir olsunlar? La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen adam kafir olur mu? Kıblen aynı, Allah’ın bir, Kitap’ın bir her şeyin bir. Allah’tan kork. Beş vakit namazında insanlar niye kafir olsun? “Mehdi (a.s)’nin ilk mücadele edeceği toplumdur.” Hz. Mehdi (a.s)’ın en seveceği toplumlardan birisidir Vahabiler, Şiiler, Sünniler hepsi kardeş. Niye uğraşsın onlarla? Hepsi Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak zaten. “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde sırf bu konudan dolayı sizinle de mücadele edebilir.” Hz. Mehdi (a.s) bizim alnımızdan öper. “Dikkatli olun.” Allah razı olsun zaten Allah’ın emridir dikkatli olmak, herkes dikkatli olacak. “Sevgiyi unutmayın.” Allah unutturmasın. Sevgiyi unutmayan tek bir toplum varsa hakkıyla o da karşında. Çocukluğumdan beri. Ben hatırlatınca sen sevgiyi hatırlıyorsun. “Sevgiyle kalın.” Allah hepimizi sevgi içinde yaşatsın. Allah razı olsun.

“Hocam iyi yayınlar, benim adım Ufuk Kahraman. Ben de bir gün locada misafiriniz olmak, sohbetinizi canlı dinlemek isterim.”

“Başkan olarak bulunduğum süre boyunca Amerika’nın sınırları tüm dünyadan gelen mültecilere açık olacaktır” demiş Kuala Lumpur, Malezya ziyareti sırasında Obama.

CEYLAN ÖZBUDAK: Ama eyaletlerine valiler almayabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Pratik önemlidir, şu ana kadar kimi almışlar? Kimseyi aldıkları yok. Suriyeliler’den de çok az bir avuç insan aldılar. Almıyor Amerika öyle bir şey yok.

KARTAL GÖKTAN: Obama’nın Malezya’da mülteci çocuk merkezi ziyaretinde çocuklarla konuşurken bir fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Malezya’da onu kabul ederim, Malezya’da almalarını da ama Amerika’ya almazlar. Pratikte böyle bir şey yok. Amerika Birleşik Devletleri  maksimum yirmi bin kişi aldı. Bak Türkiye iki milyonun üstünde mülteci aldı, Amerika en fazla yirmi bin kişiyi kabul ediyor. Sırf İstanbul’da tüm Avrupa’nın aldığı mülteciden daha fazla mülteci var, sırf İstanbul’da. Düşün yani. Ama tabii Obama şu ana kadar gelen Amerikalı başkanlar içerisinde en halim olanı.

İmam Hz. Ali (r.a) diyor ki: “Cifir ilminin hakikatlerini Mehdi insanlara anlatacak.”  Cifr ve Alamet-ül Zuhurli İmam Ali Müellif Muhammed Mehdi Zeynel Abidin sayfa 238’de. Yani “Cifir ve ebced ilminin sırlarını açıklayacak” diyor Hz. Mehdi (a.s) zamanı gelince. Cefr ilmi veyahut sır ilmi veyahut rakamların ilmi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey. Endonezya’nın önde gelen İngilizce gazetesi kırk bin tiraja sahip Jakarta Post’ta bugün yayınlanan “Myanmar’daki Müslümanlar” başlıklı yazınızda 8 Kasım’da seçimlerin yapıldığı Myanmar’da yönetim kimde olursa olsun bu ülkede yaşayan Müslümanlar’ın soykırım ve etnik temizliğe maruz kaldıklarını belirtip saldırıların durdurulması için bu ülkeye uluslararası müdahale gerektiğine değiniyorsunuz. Bu hafta Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan geniş bir okuyucu kitlesine sahip Arap News gazetesinde iki yeni yazınız yayınlandı. “Garip bir Suriye planı” başlığını taşıyan ilk yazınızda Amerika’nın PYD’ye değil sadece bölgedeki Arap gruplara silah yardımı yaptıklarına dair açıklamalarını ele alıyorsunuz. Ancak silah verilen bu Arap grupların da aslında PYD’nin silahlı gücü olan YPG ile birlikte hareket eden Stalinist görüşlü gruplar olduğunu ve Amerika’nın bu açıklamasının tamamen bir kelime oyunu olup Türkiye’nin gönlünü kazanmaya ve muhtemel uluslararası suçlamalardan kurtulmaya çalışma çabaları olduğunu söylüyorsunuz. Yayınlanan ikinci makaleniz ise “Allah’ın ayetlerini görebilmek” başlığını taşıyor. 1845’ten beri yayın hayatında olan Malezya’nın en yerleşik İngilizce gazetelerinden News Straits Times “Seçim zaferi Rohingyalılar’a neler getirecek?” başlıklı yazınıza gazete ve internet sitesinde yer verdi. Türkiye’deki seçim sonuçlarını ele aldığınız “Türkiye’deki diğer yüzde elli” başlıklı makaleniz Suudi Arabistan’da yayınlanan Arapça günlük gazete Mekke Newspaper’da yer aldı. Bu makaleniz aynı zamanda Boşnakça olarak Cazin sitesinde, İngilizce olarak ise Riyad Vision’da yayınlandı. New York merkezli Kürt yayın organı Ekurd Daily’de “Kunduz’daki hastane saldırısının ardından düşünülmesi gerekenler” başlıklı yazınız yer aldı. Kuveyt merkezli çok dilde yayın yapan Truth Seeker sitesinde çeşitli iman hakikatleri ve Kuran mucizelerini ele aldığınız dört makaleniz çıktı. Bosnia Times’da bu hafta yayınlanan Boşnakça yazınızda Arnavutluk ve Türkiye’nin arasında kurulacak stratejik işbirliğinin barışa getireceği katkılara değiniyorsunuz. Hans India bu hafta “İyi terörist-kötü terörist diye bir şey yoktur” başlıklı yazınıza yer verdi sitesinde. “Kendi yönetim biçimini tayin etmek Keşmir halkının en doğal hakkıdır” başlıklı yazınız Daily Mail sitesinde yer aldı. “İslam dünyasının en aciliyetli ihtiyacı sevgiye dayalı bir birliktir” başlıklı makaleniz Azerice olarak Bakü Sesi, News Bakü, köşe yazılarımız ve Ziyas adlı haber sitelerinde yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu işte Allah’ın lütfu. Dünya çapında geniş çaplı yayın yapmamız, her yere sesimizi duyurmamız, Allah’ın etkili kılması hayret verecek bir güzellik. Suudi Arabistan’da bir yazarın yazılarının yayınlanması olacak iş değil. Yayınlamaz Suudi Arabistan, görülmemiş bir şey. İran’da olmaz, Rusya’da olmaz. Ve oranın devlet gazeteleri bunlar, en ünlü, en büyük gazeteleri. Çok etkileyici, çok güzel bir üslupla kaleme aldığım bu yazılar insanların kalbine şifa oluyor inşaAllah. Yazan Allah, okutan Allah vesile ediyor kulunu. Sadece vesile, o kadar.

İslam alemini bambaşka bir görüşle dünyaya sundular, İslamofobi yayıldı, bütün dünyada Müslüman nefreti adım adım daha da yayılıyor. Kadın haklarını PKK’ya bıraktılar, özgürlüğü PKK’ya bıraktılar. Dansı, dekolteyi, resmi, sanatı, estetiği, kaliteyi biz bilmeyiz diyorlar, demokrasiyi, insan haklarını, her türlü özgürlüğü PKK’ya bırakıyorlar. PKK da bütün bu anlatılanların düşmanı olduğu halde kendilerince şeytani bir uyanıklıkla sahip çıkıyorlar. Halbuki buna sahip çıkacak olanlar Müslümanlar’dır. “Bu Müslümanlıkta yok” diyor. O zaman ona küfür sahip çıkıyor ve Müslümanlar’ı da ezim ezim ezdiriyorlar. Müslümanlar’ı modern dünyadan uzak, sevgiden uzak, kadınlara karşı saygıdan uzak, kadın haklarını korumayan, kadının kılığına kıyafetine her şeyine karışan, kadına dünyayı cehenneme çeviren, kadınları aşağılayan bir sistem gibi görüyorlar. Onun için hükümet bu güzellikleri PKK’ya vermesin, Türk milletinin bir vasfı olarak Avrupa’ya göstersin. Kadın haklarını, özgürlüğü, kadınların dekolte giyinmesi, müzik, resim, sanat, heykel, demokrasi güzel olan her şey, ona hükümet sahip çıksın. Kaliteye hükümet sahip çıksın, estetiğe hükümet sahip çıksın. “Bu Türk milletinin özelliğidir, üstün vasfıdır” desin. Bak, bu PKK’ya bırakılmış görünüyor ve bütün Avrupa da bunu PKK’dan bekliyor. “Siz” diyor “İslam alemini yok edin, İslam alemi bundan anlamaz PKK anlar, biz PKK’ya her türlü yardımı yapalım” diyorlar. Şimdi buradaki bu arkadaş da farkına varmadan İslamofobiyi tetiklemiş oluyor.

Bana Kuran’la konuşmayan yazı yazdığında geçerli olmaz anlattığı. Çünkü “Allah böyle diyor” diyor ama Kuran ayeti vermiyor. “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır?” diyor Cenab-ı Allah. Ben Kuran’dan ayet getirin deyince bu sefer harıl harıl aramaya başlıyor. Kuran’da bulamıyor, saatlerce arıyor bulamıyor. Öfkeden etlerini yiyecek neredeyse. Kuran’da niye yok diye bu sefer Allah’a öfkeleniyor haşa. O zaman diyor “Allah’a şükür hadis varmış ki bak Kuran’ın eksiğini gidermiş” diyor. Ondan sonra ne diyor? Hadis Kuran’a ihtiyaç duymaz. Hadisin Kuran’a ihtiyacı yoktur. Bak ne kadar korkunç bir ifade. Ama Kuran’ın hadise ihtiyacı vardır. Yani “Kuran’ın uydurmaya ihtiyacı vardır” diyor. “Ama uydurmanın Kuran’a ihtiyacı yoktur” diyor. Anlatmak istediği bu. Çünkü anlattıkları hep uydurma. Kuran’la çelişen, Kuran’ın dediğinin zıttı hükümler. Peygamber (s.a.v.) Kuran’ın zıttı bir hüküm açıklayamaz.

KARTAL GÖKTAN: Etiketimiz listede Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yani öyle olması lazım. “Elin oğlu” diyeceğine, “Sevgiyle güzel yaşayalım” de.

ERDEM ERTÜZÜN: Şeytandan Allah’a sığınırım; “o nefsinden konuşmaz, O’nun söyledikleri vahyolunmakta olan bir vahiydir” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Hz. Ali (r.a) hutbesinde ekalim, iklimler kıtalarla ilgili bir hutbe vermiş, 1400 yıl önce. “Yeryüzünde yedi kıta vardır” diyor bak bu sonra öğrenildi. Bilinmiyordu yedi kıta olduğu. 1400 yıl önceki Hz. Ali (r.a)’nin hutbesinden alınmış eserde yazıda bu geçiyor. “Yeryüzünde yedi kıta vardır” diyor. “Demir demirin üstünde gidecek” diyor. Televizyonu tarif ediyor, “Bahçelerde aynalar ışıklı olacak, insanlar her şeyi görecekler oradan” diyor. “Işıklı aynalar olacak” diyor. Uçağı da söylüyor, “demir havada uçacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den ne duyduysa anlatmış.

OKTAR BABUNA: Amerika’yı tarif ediyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hz. Ali (r.a); 1400 yıllık eser bu, “Yedi kıta vardır” açıkça söylüyor.

Polat Recina; “Vallahi kafayı yiyeceğim, yoksa öldük de cennete mi geldik? Bu kadar güzel bir ortam, maşaAllah süpersiniz.”

Ümit Arabacı; “Çok çağdaş ve modernsiniz. Sevgi ve barış kokuyorsunuz, maşaAllah” diyor.

Hz. Ali (r.a) diyor ki; “Ahir zamanda Konstantiniyye, Sakalibe” Rusya Slavlar “Endülüs” Endülüs dediği İspanya, “Habeşistan, Hasalef, Kuzey kutbuna yakın yerler” yani Kuzey Amerika, Meksika ve sonrası “Tolus” Fransa’nın güneyinde bir şehir o zamanlar “Paris, Çin, dünyanın uç ülkeleri Almanya’ya yakın komşular” yani anlamı Arapça karşılığı bu. “Bu ülkelerin hepsinde karmaşa çıkacak, fitneler baş gösterecek. İmam Mehdi’nin gaybeti kübrası 1400-1500 arasına kadar sürecek. Nebi (s.a.v.) buyurdu; “Hüseyin’in çocuğu Mehdi 2000 yılında zuhur eder” çok açık. Hz. Ali (r.a)’nin hutbelerinden toplanmış, kitap haline getirilmiş eser. Şiiler’e kızıyorlar mesela bak onların o sevgi bağı, sevgi hırsı, kararlılığı Hz. Ali (r.a)’nin bütün sözlerini muhafaza etmelerine sebep olmuş. 1400 yıllık kitap, eser, el yazması.

Yasin Saraç; “Sabaha kadar yayın yapın Hocam” diyor.

Eylül Buse; “Harika maşaAllah, izlenecek tek program ve tek kanal.”

Şahan Can; “Hanımefendiler ve beyefendiler çok kaliteliler. Sanki gökten inmiş melekler kadar temizler, maşaAllah” diyor.

Berkan Aktik, “Hoca işi biliyor.” Yani ne demek işi biliyor? Sanattan anlarım. Güzellikten anlarım. Estetikten anlarım Allah’ın izniyle, inşaAllah.

Hakan Binay; “Hocam hurileri bu dünyada buldu. Kimsenin yaşamadığı bir dünya hayatı yaşıyor” diyor. Allah’a hamdolsun. Doğru hakikaten cennet hurisi gibi tertemizler, afifler benim kız arkadaşlarım. Şeyh Hişam Hocamız’ın doğum gününden bir görüntü varmış. “Allah Mehdi zamanında doğum gününü kutlamayı da nasip etsin” diye söylüyorlarmış, konuşuyorlarmış. Var mı video?

BÜLENT SEZGİN: Var.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Museviler’de de vardır böyle sevinçle Allah’ı anarak dans ederler veyahut bu şekilde bir mutluluk olduğunda, bir sevinç olduğunda onu hoş danslarla ifade ederler. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da var, düğünlerde böyle eğleniyor müminler sevinçlerini ifade ediyorlar. Sonra adamlara bir enaniyet geldi yapmamaya başladılar. Halbuki doğrusu yaptıkları bu.

KARTAL GÖKTAN: Etiketimiz bir sıra yükseldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yani gerekir, güzel olmuş.

“Hocam takva sahibi insan nasıl olur?” Mehmet Gülay. Samimi olur, Kuran’a uyar o kadar. Samimi olur, Kuran’a uyar takva budur.

“Canım Hocam Allah aşkıyla sizi çok seviyorum, bir tanemsiniz. Siz bizim için büyük nimetsiniz. Allah hem bu dünyada, hem ahirette sizden ayırmasın” diyor Habibe.

“Ahir zaman geldiğinde şehirler, evler, saraylar ve imarat” yani büyük apartman gibi binalar “harap edilir” diyor. Bu da ancak hava bombardımanıyla oluyor şu an. Kitab-ı Cifr İmam Ali. İmarat kelimesi üst üste katlı evler anlamında. İmarat o zaman yoktu. Üst üste katlı evler. Tek katlı evler oluyordu. En fazla iki katlı oluyordu evler. Yani bu çok katlı evler için söylenen bir söz. Onu bilmesi de Hz. Ali (r.a)’nin bir harika yani, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirmesi harika.

“Hocam insanlar rüyadan uyanıp rüyaya geçer demiştiniz. Cennet, cehennem de bir rüyamı? Hiçbir zaman gerçeği göremeyecek miyiz?” Selman. Senin anladığın anlamda madde yok. O anlamda onu göremez. Madde hep gölge varlıktır. Bunu bileceksin.

“Hocam bazen akrabalarım “benim için dua et” diyor. Kimin duası kabul olur belli olmaz diyorlar. Galiba gördüğü herkese söylüyorlar. Bu doğru bir şey mi?” Güzel, duaya insanı teşvik etmek, mühim bir ibadettir. Mühim bir ibadete teşvik etmiş oluyor. Mühim bir ibadeti hatırlatmış oluyor güzel.

“Hocam sizden Allah razı olsun. Kitap okumayı pek sevmiyorum. Şu an kitaplarınızı sesli dinleyebiliyorum. Böyle daha iyi anlıyorum. Yani biri olmazsa diğeri var. Eksiksiz dini anlatıyorsunuz” diyor maşaAllah.

Yusuf Tezcan; “İnternette Türkmen kardeşlerimize yapılan zulmü izledim. Hocam yerimde duramıyorum. Bir şeyler yapmam lazım. Yol gösterin.” Diyor. Ne yapılır? İşte İHH’ya yardımcı ol. Bir adres verdiler değil mi? Neydi o İHH’nın şeyi? Bir daha söylesene.

KARTAL GÖKTAN: Cep telefonlarından 3072’ye Türkmendağı yazarlarsa.

ADNAN OKTAR: 3072’ye Türkmendağı diyecekler.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Kampanyaya beş TL destek vermiş oluyorlar. Bir de 3072’ye, un yazarlarsa.

ADNAN OKTAR: 3072’ye un diyecek sadece. Oraya da un parası gidiyor.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam.

Yusuf Ulusoy; “Hocam yakışıklısınız. Hanım kardeşlerim de çok güzel. Merak ediyorum özellikle sempati duyduğunuz biri var mı? Seçim çok zordur sizin için” diyor. Hepsi birbirinden güzel. Hepsi topluca Allah’ın tecellisidir. Allah işte bin bir yüzle, bin bir sesle, bin bir güzellikle tecelli eder. Öyle anlayacaksın. Bin bir derken milyonlarca.

Şeyh Hişam talebeleri böyle dans ediyorlar diye bağnazlar delirmişler. Söylemediklerini bırakmıyorlarmış. Sapkın diyorlarmış. Halbuki bu doğru. Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında da var. Düğün yapılıyor. Bu şekilde mescitte eğleniyor müminler aynı bu şekilde. Tam sünnete uygun bir tavır. Bir nevi düğün bu da. Yanlış yapıyorlar. Çok fazla hadislerde de çok fazla kaynak var. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) kızıyor. “Niye def çalmıyorsunuz, niye oynayan yok?” diye kızıyor. Tevrat’ta da var, Museviler’de de bu adettir. Bu şekilde eğlenirler.

Şeytandan Allah’a sığınırım, “Denizde yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O'nun ayetlerindendir.”(Şura Suresi, 32) Gemiyi Ben yapıyorum diyor Allah. Beyninizde Ben gösteriyorum diyor. Doğru. Gemiye baktığımızda kenardan gözümüze bastırdığımızda gemi bir aşağı, bir yukarı sağa sola gidiyor. Neden? Çünkü beynimizin içinde bir görüntü. Kim yaratıyor görüntüyü? Allah yaratıyor. "Ben yaratıyorum." diyor Allah.

Ahmet Tuncel Kahraman, "Hocam Allah aşkına kediciklerle aranızdaki diyaloğu tam olarak anlatır mısınız? İnsanlar da bilsin." Konuşuyorum şu anda da görüyorsun. Diyalog konuşma değil mi? Konuşuyoruz, sohbet ediyoruz, eğleniyoruz, gülüyoruz, yemek yiyoruz, geziyoruz. Allah Allah. Nedir yani? Ne anlatmam gerekir? İşte bak burada da görüyorsun, servis yapıldı güzel yiyecekler var. Diyalog; ben çok hoş konular anlatıyorum.

"Hocam sadaka ömrü uzatır diyorlar rüya görüyorum ömrün uzamış diyorlar. Ömrü uzatan başka bir şey var mı? Çok yaşamak istiyorum. Altmış-yetmiş sene bana az geliyor." diyor. Dua et ama Allah'a ada ömrünü Allah'a adarsan Allah ömrünü uzatır inşaAllah. Yani "İslam’ı tebliğ edeceğim, dini yayacağım Ya Rabbi ömrümü uzat." dersen uzatır inşaAllah. Ama "Keyif edeceğim, eğleneceğim, işime gücüme bakacağım." dersen; "Burası eğlence yeri değil." diyor Allah.

Fevzi; "Her şey kaderse neden sorguya çekiliyoruz? Allah, 'Hanginizin iyi-kötü davranacağını sınamak için dünyayı yarattım.' diyor. Demek ki iyiyi-kötüyü insan seçiyor." Sen seçmiyorsun, Allah yaratıyor. Allah diyor, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz... (İnsan Suresi, 30) ...Her şeye nutku verip-konuşturan Allah... (Fussilet Suresi, 21) Nutku Allah yaratır diyor Allah. Konuşmayı Allah yaratıyor. "Neden sorguya çekiliyoruz?" Adam ahlaksızlık yaptıysa, zulüm yaptıysa onu müminler görüyor, sorguya çekilmesini. Mümin de sorguya çekiliyor; "Sen" diyor "Cenab-ı Allah, "Şu kadar sadaka vermişsin, doğru mu?" diyor. "Evet yaptım Ya Rabbi." diyor. "Namazlarını aksatmadan kılmışsın, doğru mu?" diyor, "Doğru" diyor. "Tebliğ yapmışsın, kitap dağıtmışsın; doğru mu bunlar?" diyor. Hepsi soruluyor tek tek, "Yememişsin yedirmişsin, içmemişsin içirmişsin, sabretmişsin, seni öfkelendirmişler affetmişsin; Bunlar doğru mu?" diyor, "Doğru." diyor. Zaten melekler gülüyorlar yani seviyorlar gülümseyip, orada amaç onore etmek; yani onu zor duruma sokmak, rahatsız etmek değil. Küfürde rahatsız etmek için yapıyor Cenab-ı Allah, canını yakmak için; "Şöyle ahlaksızlık yapmışsın, doğru mu?" diyor, "Doğru" diyor, ona göre bir karşılık alıyor, "Şu doğru mu?" ona göre bir karşılık alıyor. Yani akıl almaz aşağılanıyor. Su gibi terlediği söyleniyor hadiste, şakır şakır akıyor böyle ter sorgulamanın şiddetinden, çok bunaltıyor Cenab-ı Allah. Ama müminin de neşesi artsın diye yapılıyor; zaten cennet ehli onu götürmek için bekliyorlar yani oradaki sorgulaması sırf neşesine neşe katsın diye yapılan sorgulama ve çok kısa sürüyor. Yani usulen yapılan bir sorgulamadır. Öbüründe belasını bulması için yapılıyor.

Şii-Sünni kardeştir; bunun üstünde duralım.

Şu an Bayırbucak için önümüzdeki saatler kritik olacakmış. Herkesten dua etmesini istemiş kardeşlerimiz. Allah muzaffer etsin. Allah kafirlerin kalbine dehşet, korku salsın; Allah müminlere heybet, güç, kuvvet versin, yardım etsin. Allah küfrü helak etsin; müminlere kanat gersin Cenab-ı Allah, rahmetiyle kuşatsın, melekleriyle yardım etsin. Küfrün basiretini bağlasın Allah ferasetini, basiretini, aklını bağlasın; kardeşlerimizin gönlüne ferahlık, suhulet, cesaret versin, inşirahla kalplerini ferahlandırsın. Allah Bayırbucaklı kardeşlerimize cesaret versin kalplerine. Şii kardeşlerimize de Allah kalplerine yine sevgi, merhamet, hürmet versin; müminlere karşı kalplerine sevgi koysun Cenab-ı Allah. Aradaki gayz, öfkeyi kaldırsın; kardeş etsin. Oradaki hanım kardeşlerimiz ve çocuklar özellikle çok önemli; onları önden her ne pahasına olursa olsun bir çıkaralım. Beyler artık orada bir süre kalacaklar mecburen. Türkiye de elinden geleni yapıyordur; Başbakan, "Sabaha kadar ayaktaydım." diyorsa doğru söylüyordur. Zaten böyle bir şeyde o uyarıya gerek olmadan gereğini yapar; Başbakan vicdanlı bir insan, mümin, muttaki, temiz bir insan.

KARTAL GÖKTAN: Etiketimiz yedinci sırada.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Ali Hamaney Ayetullah, geçen mayıs ayında yaptığı konuşmasında; "İslam düşmanları, Müslümanlar arasında etnik ve dini ayrımcılık yapmaya çalışıyorlar. Şii ya da Sünni diye bir ayrım yoktur." dedi "Müslümanlar’da." Nur gibi insan işte bak, Hamaney Şii'dir. Ama çok güzel ahlakını gösteriyor, hani "Ben Şii'yim Sünniler’e karşıyım." demiyor, "Biz kardeşiz. Bu ayrımı bizi bölmek isteyenler yapıyor. Bize oyun oynanıyor." diyor. Mübarek insan işte, dediklerin doğru.

Bayırbucak için bence devlet gereğini yapıyordur, özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı. Hakan Hoca delikanlının, efenin hasıdır; orada olabilecek her şeyi yapar. Ama tabii karşımızda Rus derin devleti var, Suriye derin devleti var, İran derin devleti var. Mesela Hamaney için de bela İran derin devleti. Ahmedinejad'a derin devlet yapmadığını bırakmadı. Nur gibi delikanlıdır Ahmedinejad, çok mübarek muhterem bir insandır, çok temiz bir delikanlıdır. Ezim ezim ezdiler, mecliste kepazelik çıkardılar, bayağı rezillikler çıkardılar. Mazlum, masum, temiz bir insan olduğu için kıskandılar.

Selçuk Eren; "Aslında şunu merak ediyorum, birçok din ve peygamber geldi. Allah bu kadar yüce ve büyükken neden bu kadar çok din geldi? Hep diyoruz diğer dinlerde bozulmalar oldu o yüzden sürekli bir peygamber ve yeni kitap gerekti. Peki neden bu kadar güçlü ve kudretli Allah'ın gönderdiği din korunamadı? Hadi insanlar beceremedi, bu kadar Yüce Allah neden önüne geçmedi de hep yeni din göndermek isteği duydu?" Allah tekdüzelik istemiyor. Müşrikler de oluyor, kafir de oluyor, Müslümanlar oluyor; Müslümanlar’ın Sünni’si oluyor, Şii’si oluyor, Vahabi’si oluyor; Hristiyanlar; Ortodoks, Katolik oluyor. İmtihan dünyasında bu çok renklilik gerekiyor; tekdüzelikte imtihan olmaz. Masonlar olacak, tapınak şövalyeleri olacak, o olacak, bu olacak, gri olacak, kırmızı olacak, yeşil, mavi, mor olacak; adam da der ki "Niye sırf mavi renk olmadı? Niye tek ekmek olsaydı, hepimiz onu yeseydik ne olurdu? Hepimiz yerin altında yaşasaydık ne olurdu, evlere ne gerek vardı?" Allah renkliliği sever. O renkli dünyanın içerisinden işte Mehdi (a.s) çıkıyor; o karmaşanın içinde seçmek önemlidir. Hastalıklar oluyor, dertler oluyor, olaylar, kavgalar, gürültüler, baskılar, sıkıntılar, zorluklar; onun aralarından geçerek yüceldi mi, yükseldi mi Allah onu seviyor. Filmlerde bile çok maceralı olursa seviyorsunuz, karmakarışık oluyor değil mi? Tam adam kaçacakken kapı kapanıyor, kapıyı adam bombayla patlatıyor açıyor, kaçarken muhafızlar yakalıyor, hapse atıyorlar, hapisten tünel buluyor kaçıyor; için eriyor, bayağı hoşuna gidiyor. Tekdüze bir film oldu mu seyretmiyorsun; ne kadar karışık maceralı olursa o kadar hoşuna gidiyor. Allah da dünyanın işte maceralı olmasını istiyor. O zaman güzel oluyor, renkli oluyor. Cennet de öyle maceralıdır. Dünya mesela Mehdiyet baştan sona bir maceradır. Binlerce yıl; bin dört yüz yıllık değil üç bin yıllık dört bin yıllık bir macera beş bin yıllık bir macera. Ta o zamanlar Firavun Mehdi (a.s) zannediyor Hazreti Musa (a.s)'yı, düşün, Moşiyah zannediyor. Bak, ta o zaman başlıyor olay. Hazreti Süleyman (a.s), ta kendi devrinde masonluğu kuruyor Mehdi (a.s)'ye yardımcı olsun diye. Masonluk üç bin yıl-dört bin yıl Mehdi (a.s)'ye hizmet edeceğim diye bekliyor, dört bin yıl. Tapınak şövalyeleri binlerce yıldan beri Mehdi (a.s)'ye yardım etmek için bekliyor. Şiiler bin dört yüz seneden beri Mehdi (a.s)'yi bekliyorlar. Sünniler bekliyor.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

VTR: PKK'ya Çözüm Eğitim Sisteminde

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü