Harun Yahya

Sohbetler (22 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: “Hocam, siz İran ve Şiiler’i sevmemizi söylediğinizde İran ve Şiiler zalim Esad’ı destekliyor. Yine Suriye’de mazlum Müslümanlar’ı, Türkmenler’i katlediyorlar Hizbullah da dahil. Son olarak, Şiiliğin itikadında Kuran’a ters bidat görüşleri olduğu tüm ulema ve alimler tarafından delilleriyle malum. Bunlara ne diyeceksin? Hiç mi bu çarpık görüşlerine eleştiri getirmeyeceksiniz? Hep mi ehlisünnete karşı muhalefet yapacaksınız merak ediyorum?” Güray Şanlı. Gelenekçi Ortodoks görüş açısından Şiilikle Sünnilik arasında bir fark yok. Her ikisinde de acı ve felaket var, her ikisinde de kadınlar eziliyor her ikisinde de sanat estetik yok, her ikisinde de hürriyet yok. Birinin diğerinden farkı yok. Esad zalim diyorsun, Amerika ondan daha zalim. İki milyon insanı şehit etti. Fransa ondan daha zalim yüz binlerce, milyonlarca Cezayir’de Müslüman’ı şehit etti. Zalim olmayan adam zaten parmakla sayılıyor liderler arasında öyle bir konu yok. Dolayısıyla “Şiiliği eleştirmiyorsunuz,” falan öyle bir konu yok. Vahabilikte de, Şiilikte de, Sünnilikte de çok vahim bir tablo var. Bir kere kadın devrede değil. Her üçünde de taşlayarak öldürme var ve bütün hükümler kadınların aleyhine. Bir kadın muhalifliği açık açık görülüyor ve sanat karşıtlığı her üç mezhepte de hakim. Ama her üçünü de sevmek durumundayız, şefkat göstermek durumundayız. Eleştirmek ayrı, eleştirmek çok açık olan bir konu var zaten. Dün Şii milislerin yaptığı şiddeti eleştirdik insanları doğruyorlar mahvediyorlar. Mukteda Es-Sadr’ı eleştirdim, Hizbullah’ı eleştirdim Şii bu örgütler. Ama İslam alemini mahvetti şeytan. Baştan yeniden tanzim etmeye düzeltmeye çalışıyoruz. Kan gövdeyi götürüyor. Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi Esad’ın öldürmesinden daha fazla. Suriye’de şu an, Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi Esad’dan daha fazla. Ama Allah’a şükür Atatürk rahmetli ılımlı bir gençlik yetiştirtti. Yani gelenekçi Ortodoks İslam’a karşı bir gençlik yetiştirdi, oradan işimiz kolay, İslam’ı anlatmak kolay.

Son altmış yılda on bir milyon Müslüman öldürüldü, şehit edildi on bir milyon. Şimdi bak on bir milyon Müslüman öldürüldü, şehit edildi ama çoğu mezhep çatışması ve Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi. Yani yüzde doksanı Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi şeklinde oluyor. Müslüman Müslüman’dan nefret ediyor. Şu an Türkiye’de de Avrupa’da da Müslümanlar’ın birbirlerine nefretleri tarif edilecek gibi değil. Mesela Süleymancı’dan Nurcu nefret ediyor, Nurcu’dan Süleymancı. Mesela Şeyh Nazım Hocam dünyalar tatlısı o kadar çok ki nefret edeni. Allah hidayet versin. Hadsiz hesapsız nefret edeni var. Dünyanın en tatlı insanı, en güzel insanı. Muhammed Raşit Erol, hemen hemen bütün Nurcular demesem de epey bir nurcu karşı. Epey bir Süleymancı karşı, onlar da onlara şiddetle karşılar epey bir bölümü. Halbuki nur gibi Müslüman, hepsi efendi, hepsi mazlum, birçoğu ezik gariban insanlar ama birbirleriyle uğraşıyorlar. Açın bakın interneti, o ona o ona, o ona o ona. Kendilerinin dışında kimseyi sevmiyorlar. Kendi aralarında da birbirlerini sevmiyorlar. Oralarda da didişme edişme var. Küçük hizipler oluşturuyorlar küçük klanlar oluşturuyorlar orada da birbirleriyle kapışıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün akşam saatlerinde Selahattin Demirtaş’a suikast girişiminde bulunulduğu açıklandı. Demirtaş yaptığı açıklamada, “Makam aracının kurşungeçirmez arka camının kafa hizasında mermi izi tespit edildi” dedi. Silah sesini fark etmediğini söyleyen Demirtaş, araçtan indiklerinde korumaların mermi izini gördüğünü belirtti. Twitter’de yazdığı mesajında da Demirtaş, “ölüm Allah’ın emri” dedi.

ADNAN OKTAR: Demirtaş’ın korumasını devlet iyice artırsın. Hem ön kısmında bir eskort polis arabası, hem arkada bir eskort polis arabası olması lazım. Kurşunun herhalde nerede atıldığından haberleri yok. Acaba kör bir kurşun mu? Çünkü yağmur gibi havaya kurşun sıkıyorlar. Geçenlerde de birisinin arabasına geldi, onun da öyle bir serseri kurşun olduğu anlaşılmıştı.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet. Ama suikast yapacak böyle suikast yapmaz. Mantıklı değil hedef gözeterek yapılmış bir şey değil. Onun kör bir kurşun olma ihtimali çok yüksek. Çünkü havaya çok fazla kurşun sıkıyorlar, o yukarı çıkıyor büyük bir süratle düşüyor. Söyledim, geçenlerde de bir arabaya geldi, onun da öyle kör bir kurşun olduğu anlaşıldı. Ama tabii tesadüfen çarpmış, tevafuken çarpmış bir kurşundur deyip yan gelip yatmak olmaz. Polis korumasını iyice artırmak lazım. Bir de Selahattin Demirtaş’a suikast yapıp ne yapacaklar? Ortalığı karıştırmak istiyor olabilirler. Çünkü bir anlamı yok bunun. Yani neyi değiştirir bu? Çok münasebetsiz bir hareket olur. Ortalığı karıştırmak isteyen dangalakların belki bir oyunu olabilir. Bir bakmak lazım yorgun mermi mi, havaya atılmış düşmüş mü? Açısından da anlaşılır. O balistik uzmanları anlar onu polis bir incelesin. Açısını, kaç metreden atıldığı hepsi ortaya çıkar. Balistik inceleme raporu bir gelsin ondan sonra bir şey söyleyelim şu an erken. Ama her halükarda Selahattin Hoca’nın korunmasında tedbirin artması önemli.

Biraz PKK’ya eleştiri yapar gibi bir üslubu olmuştu Demirtaş’ın. Bayık falan abuk sabuk böyle üst perdeden küstah ifadelerde bulunmuştu. Bilmiyorum yani bir PKK tehdidi mi, gözdağı mı veriyorlar araştırılırsa anlaşılır.

Ömer Tekin, “Selam Hocam” Aleyküm Selam “Bela ilk geldiği an ve sonrası nasıl karşılamalıyız? Halimiz düşüncemiz nasıl olmalı?  Teşekkürler saygılar hürmetler.” Çok önemlidir belanın geliş anı çok kıymetlidir. Güzel bir imtihan anıdır. Mümin o fırsatı kaçırmayacak. “Ya Rabbi, senden geldim Sana döneceğim, Seninim, her şeyi Sen yaratırsın. Bir musibet isabet ettiğinde o daha meydana gelmeden o Sen’in katında hazırdır, dolayısıyla ben Senin yaptığın uygulayacağın her türlü güzelliğe imtihana hazırım” diyecek “her türlü hayra muhtacım, bu imtihanı güzellikle yaşamamı bana nasip et” diyecek. Etrafındakiler de onun o imtihanını tebrik etmeleri lazım. Telaşa kaptırarak falan değil.

Beyn-i İflas Yapmayın Şöyle Şeyler isimli arkadaş, “Bence kardeşlik önce kızıl elmadan geçer öyle değil mi?” diyor. Tabii Türklük aleminin birleşmesi çok daha kolay. Niye sallıyorlar, niye bekliyorlar ben bunu anlayabilmiş değilim. Hepsi istiyor, şu an hiçbir mantık yok. Türklük aleminin birleşmemesi için açıklanacak hiçbir bahane yok bekliyorlar. Hepsinin gayet güzel modern hükümetleri var, ortam gayet uygun her şey hazır. Sadece “he” diyecekler, “tamam” diyecekler bir kalemde olur. Çünkü bir mezhep derdi de yok, başka bir şey de yok.

Peygamberimiz (s.a.v.), “Ahir zamanın o gariplere ne mutlu” diyor. “Benim zamanım garipti” diyor guraba. “Ahir zaman da gariptir” diyor. Yani acip “ne mutlu o acayip olanlara” diyor.

Sevgi etiketi yapalım. “Sevgi neşedir” diyelim.

İspanya’da devam eden Mavi Marmara davasında İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yargılanması kararı alınmış. Netanyahu İspanya’ya giderse gözaltına alınacakmış. İsrail’in eski gücü kalmadı. Bu nasıl oldu hayret ettim ben. Sessiz sedasız yok oldu. Müthiş bir Amerikan desteği vardı Amerikan desteği de kalktı. Müthiş bir Avrupa desteği vardı o da kalktı. Ama bir de muhalifliğe dönüştü bu çok tehlikeli.

AYLİN KOCAMAN: Aslında siz o zaman Tevrat’tan bölümler söylemiştiniz. “Bir bereketsizlik gelir” diye. Darwinizm’e dönmüşlerdi çünkü İsrail halkı. “Onun sonucunda bereketsizlik gelir eğer Allah’a yaklaşmazsanız” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben bana sorduklarında yine söyledim, bak Tevrat’ta Allah açık açık söylüyor “bütün dünyayı karşınıza dikerim” diyor “darmadağın ederim sizi” diyor.

Netanyahu biraz bilmiş böyle kendinden emin, üst perdeden bakan, kimseyi kâle almayan bir havası var. Halbuki sempatik sevecen olsa, neşeli dışa dönük olsa çok daha güzel olur. Bu iyi bir şey değil. Netanyahu’nun o gereksiz gururu ona yakışmıyor. Mütevazi mazlum sempatik bir görünüm verebilir. Bütün dünyada da bu olumlu etki yapar. Bunu yapması lazım.

Demirtaş’a suikast de yabancı istihbaratın işi de olabilir. Türkiye’yi karıştırmak istiyor olabilirler. Yalnız emniyet herhalde bunu yeterli bir uyarı olarak görmesi lazım. Polis eskortu versinler, iki eskort yani hem önden hem arkadan takip edecek şekilde. Bu riskli. Ama öldürmek isteyen öyle bir şey yapmaz onu da söyleyeyim. Öldürmeyle alakası olmadığı belli. Tek bir kurşunla olmaz bir de alakasız bir yerden. Onu hedeflemediği anlaşılıyor. Zırhlı arabada falan olacak iş değil o.

Abdullah Öcalan diyor ki; “Tepede üst noktada yani devletin üst yönetiminde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ve Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarına da tarih boyunca yol gösteren din adamları değil miydi? Şimdi de rejimin saldırılarına yol gösterecek din adamları vardır. Mesela o Adnan Hoca’lar nasıl ortaya çıkarıldı” diyor. Yani “Devletin üst noktasına etki eden din adamları var” diyor. Örnek “Adnan Hoca” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus savaş uçakları dün Deraa’da -bir fotoğraf göstereceğim- bu güzel kızı ve tüm ailesini şehit etmişler.

ADNAN OKTAR: Ah benim canım, ah benim dünyalar tatlım, cennet kuzusu benim balım. Rus uçakları mı vurmuş bu çocuğu? Nerede oldu, ne zaman oldu?

BÜLENT SEZGİN: Haberde Deraa bölgesinde dün.

ADNAN OKTAR: Türkiye nota versin. Böyle münasebetsizlik olmaz. Bunun hesabı aylarca yıllarca sürer. Yanlış oluyor. Çoluğu çocuğu orada burada şehit etmek, bunu bir an önce durduracak şey İslam aleminin ani birleşmesidir. Birden karar verip birleşecekler. Bunun dışında bu felaket devam eder.

BÜLENT SEZGİN: Yine aynı şekilde Rus uçaklarının şehit ettiği Ahmet ve Mustafa kardeşlerin fotoğrafı da vardı. İdlip bölgesinde Suriye’de.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah severim ben onları Ağabey’inin canları onlar. Cenab-ı Allah onları işte bu çileli dünyadan alıp dünyanın bütün güzelliği bir araya gelse o kadar güzel olmayacak Cenab-ı Allah cennetine alıyor.

Ahir zaman için Tevrat’ın 4000 yıl önce belirttiği hükümler var. Ahir zaman için ama bu devrimiz için. “Rabbe karşı gelenler paramparça olacak.” Yani Allah’ı, dini, İslam’ı önemsemeyenler paramparça olacak. Şirk koşanlar, İslam’ı, Kuran’ı değiştirenler. “Rab onlara karşı gökleri gürletecek.” Yani bombardıman sesleri, büyük patlamalar duyulacak. “Bütün dünyayı yargılayacak” bütün dünya huzursuz olacak. “Kralını” Moşiyah’ı yani Hz. Mehdi (a.s)’ı “güçle donatacak. Mesh ettiği kralın gücünü yükseltecek.” Yani Moşiyah’ın gücünü yükseltecek. (Birinci Samuel, 2 /10)

Hz. İsa Mesih (a.s), onun zaten özelliği odur, sevdiklerinin başını mesh ediyor, yüzlerini mesh ediyor. Hz. Mehdi (a.s) ile karşılaştıklarında o kutsal zeytinyağıyla başını mesh edecek, saçlarına zeytinyağı sürecek Hz. Mehdi (a.s)’ın, evet. İşte o, Tevrat’ta belirtilen o mesh ettiği Moşiyah’ın. Moşiyah’ın mühim özelliği o. İsrail’de yetişen kutsal zeytinyağı var Zeytin Dağı’nda yetiştirilen. O yağla başı mesh ediliyor, başına zeytinyağı sürülüyor bütün başına, pırıl pırıl parlıyor başı. O, Tevrat’ta çok vurgulanan bir husus. Zaten Moşiyah Mesih denilmesinin sebebi de o; mesh edilmiş yani başına yağ sürülmüş anlamına da geliyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 23 Kasım Pazartesi günü saat 16:00’da Sedat Altan, İbrahim Köprülü, Altuğ Berker ve Kartal İş’in sundukları Gündem Analiz programında iki konuğumuz olacak. İlk konuğumuz Türkolog Gazeteci Yazar Meryem Aybike Sinan. İkinci konuğumuz ise Irak Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mehmet Tütüncü.

ADNAN OKTAR: Bir daha baştan.

KARTAL GÖKTAN: 23 Kasım Pazartesi günü saat 16:00’da Sedat Altan, Seral Köprülü, Altuğ Berker ve Kartal İş’in sundukları Gündem Analiz programında iki konuğumuz olacak. İlk konuğumuz Türkolog Gazeteci Yazar Meryem Aybike Sinan. İkinci konuğumuz ise Irak Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mehmet Tütüncü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her ikisi de değerli insanlar, her ikisini de izleyeceğiz, inşaAllah.

“Selamun Aleyküm” Aleyküm Selam. “Üstad Bediüzzaman’ın acip şahıs demesinden ne anlamalıyız? Allah yar ve yardımcınız olsun.” Fikret Demir. Üstad diyor “Ben ahir zamanın o acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. Çünkü, Sungur Ağabey’e de sorduğumda “Mehdi (a.s) nasıl birisi olacak?” diye sordum “Bediüzzaman ‘bambaşka olacak’ dedi” diyor böyle elini açarak söyledi “bambaşka.” Demek ki hiçbir cemaatin, hiçbir mezhebin kabul etmeyeceği, şaşıracağı, garip bulacağı bir insan. Sayısının az olması da o yüzden zaten, 313 kişi olması o yüzden. Hiçbir gruba benzemiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu Suriye gündemli güvenlik toplantısı düzenledi. Çankaya Köşkü’nde geçekleşen görüşme kırk dakika sürdü. Türkmen Dağı’ndan iki bin, Kürt Dağı’ndan ise yaklaşık iki bin beş yüz kişinin Türkiye sınırına geldiği, AFAD ve Kızılay’ın sınırın sıfır noktasında her türlü insani tedbiri aldığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu Suriye gündemli güvenlik toplantısı düzenledi. Çankaya Köşkü’nde geçekleştirilen görüşme kırk dakika sürdü. Türkmen Dağı’ndan iki bin, Kürt Dağı’ndan ise yaklaşık iki bin beş yüz kişinin Türkiye sınırına geldiği, AFAD ve Kızılay’ın sınırın sıfır noktasında her türlü insani tedbiri aldığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Güzel.

Zekeriya 4, Tevrat’ta; “Benimle konuşan melek yine geldi ve uykudan uyandırır gibi beni uyandırdı. ‘Ne görüyorsun?’ diye sordu. “Som altın bir kandillik görüyorum” diye yanıtladım. Tepesinde zeytinyağı için bir tas…” Masonlar bana öyle bir tas getirdiler zeytinyağı için. Bir de yine Museviler o kutsal zeytinyağından getirdiler yine kapalı bir kap içerisinde, Mesih yağı deniyor ona, duruyor öyle, tas da duruyor zeytin yağ da duruyor bir ara göstereyim. “Tepesinde zeytinyağı için bir tas, üzerinde yedi kandil” yedi kollu kandil de getirdiler gümüş “kandillerde yedişer oluk var. Ayrıca kandilliğin yanında, biri zeytinyağı tasının sağında, öbürü solunda iki zeytin ağacı da var.” İşte biri Hz. Mehdi (a.s), diğeri Hz. İsa Mesih (a.s)’a bakıyor o zeytin ağaçları. Burada sembolik anlatılıyor. Mesih demek zaten kutsal yağ ile mesh edilmiş anlamında.

ADNAN OKTAR: Şimdi kısa bir ara verelim. Güzel Ankara havalarında devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK’ya Çözüm Eğitim Sisteminde

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hz. Ali (r.a.) diyor ki: “Ahir zamanda gizliliklerin” yani hücrenin, uzayın, atomun ”gizliliklerinin ve uzayın keşfi Kaimimiz Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur zamanının işaretidir.” Kim diyor bunu? Dedem Hz. Ali (keremullahü veçhe)’den. Kimden duyduğunu söylüyor? Resulullah (s.a.v.)’den duyduğunu. O Mehdi (a.s)’ı çok seviyor Hz. Ali (r.a), kendi soyundan geleceğini bildiği için, coşmuş mübarek. Anlatmış da anlatmış. Anlatmış. Bak içine de sinmemiş, bu sefer onu kitap haline de getirttirmiş. Ezberlemiş şiası. Şiası demek, onu sevenler. Şii ne demek? Hz. Ali (r.a.)’ın sevenleri anlamında, şiası. Bak şiası arslan gibi saklamışlar. Hariciler yok etmeye çalışıyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a acayip kincidirler hariciler. Nefret ediyorlardı Hz. Mehdi (a.s)’dan. Firavun da, Hz. Mehdi (a.s)’dan nefret ediyordu. Hz. Mehdi (a.s)’den nefret ettiği için o Hz. Musa (a.s.) devrinde bütün erkek çocuklarını şehit etti. Onların içinden çıkacak diye. Korktu, oradan çıkacak diye. Çünkü bütün kahinler hepsi söylediler “Bir Mehdi çıkacak, Moşiyah bütün dünyaya hakim olacak.” O da tabii dangalak kendi zamanında çıkacağını zannedip korktu. Bütün çocukları şehit etti. Şimdi de ahir zamanda çok korkan hocalar var. Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diye. Ödleri kopuyor. Ama bu korku şu an ayyuka çıktı. Korkan korkana. Yetmiş perde sarmış Hz. Mehdi (a.s)’ı, görebilene aşk olsun. Öyle bir sarma ki, Hz. Mehdi (a.s) kendi bile kendisini göremiyor. Öyle bir derecede sarmış Cenab-ı Allah. Tevrat tefsircisi hahamlar diyor ki: “Annesi, babası, ailesi onlar da fark edemezler Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s.)’ı” o kadar perdelenmiş.

Şia demek Hz. Ali (r.a)’ın takipçisi. Takipçi kelimesinden geliyor. Talebeleri, takipçileri. Senin şian diyor mesela Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Ali (r.a)’a.  Senin takipçilerin, seni sevenler. Şia oradan geliyor.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz yine listedeydi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Sevgi Neşedir. Güzel. Dediler ki bana “bu saatte yükselmez.” Ben ne dedim? Yükselir. Ne oldu? Yükseldi. MaşaAllah, ne güzel.

İnkişaf-ı set diyor Hz. Ali (r.a.). Bak “gizliliklerin ve uzayın keşfi, “inkişaf-ı set ve buruç” yani inkişaf; açılmak keşfedilmek, set; örtü ve gizlilik anlamına geliyor, buruç; yıldızlar uzay anlamına geliyor.

Hz. Ali (r.a)’ın şiası, Hz. Mehdi (a.s.) çıkınca aynı şia, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şiası oluyorlar. Yani bu da yine hadis. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “Senin şian Mehdi (a.s.) çıkınca Hz. Mehdi (a.s.)’ın şiası olacak” diyor. Şiiler onun için Hz. Mehdi (a.s) dediğinde cinnet geçirirler sevinçten. Her yerde yer, gök inliyor İran’da. Bir milyon asker tutuyorlar ‘Hz. Mehdi (a.s) ordusu’ diye. Mukteda Es-Sadr, o da öyle çok büyük bir ordu tutuyor Hz. Mehdi (a.s.) ordusu diye. Şiiler baş göz üstüne bekliyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Independent Gazetesi’nin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk geçtiğimiz günlerde yaşanan Paris saldırısını değerlendirdi. Geçtiğimiz hafta Fransa’yı kana bulayan Paris saldırılarının failleri “bilindiği anlamıyla Müslüman değil” diyor. Örneğin katliamın fikir babası olan Abdelhamid Abaaoud saldırının ardından Saint-Denis’de viskisini yudumlayıp esrar çekerken görüntülendi. Avrupa’nın ilk kadın canlı bombası ise içki ve sigara içmesi ve çok sayıda erkek arkadaşı olmasıyla ün yapmıştı. Olayların diğer failleri Salah ve İbrahim Abdesselam kardeşleri ise bar sahibi ve işletmecisi olan hırsızlardı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu teselli değil ki. Bunlar laf mı? Yüzbinlerce, milyonlarca insanı terörist haline getirdiler. Nefret, sevgisizlik, acımasızlık, dehşet ve şiddet dünyanın bir numaralı konusu oldu. Televizyonlar bunu anlatıyor. Gelenekçi İslami denilen güya eserler dehşeti ve şiddeti anlatıyor. Kadının nasıl taşlanarak öldürüleceğini anlatıyor. Sakalını kesen bir insanın, tıraş olan bir insanın nasıl öldürülmesi gerektiğini ve nasıl kesilmesi gerektiğini anlatıyor. PKK, dehşeti ve şiddeti anlatıyor. Terör örgütleri, dehşet ve şiddeti anlatıyor. Sevgiden bahseden yok. Bundan sonra devir Hz. Mehdi (a.s)’ın devri. Bundan sonra asıl fıtratımıza döneceğiz. Sevgiye, merhamete ve şefkate. Bu teselli mi? Böyle bir şeyde öyle bir hedef gösteriyor ki sanki içki içen insanlar veyahut başka türlü rahat yani barda yaşayan, bar sahipleri potansiyel teröristtir çıksa çıksa onların içinden çıkar. Terörist her yerden çıkar. Sen onu hedef gösteriyorsun bar sahibini. Olur mu öyle şey? İçki içeni hedef gösteriyorsun içiyorsa içiyordur adam niye terörist olsun? Milyonlarca insan var içki içen hiçbiri de terörist olmuyor. Bar sahipleri de var eğlence yeri sahibi hiçbiri adam öldürdükleri falan yok. Dolayısıyla böyle bir üslup olmaz. Oradaki asıl olan cehalettir. Sevgisizlik ve yapılan şiddet propagandası. Televizyonlarda, internette her yerde şiddet, acımasızlık, merhametsizlik öğretiliyor. İnternetteki gençlerin kendi aralarındaki konuşmalara bakıyoruz hepsi zulüm üstüne.

İngiltere’de Netanyahu’nun yargılanması için yüz on iki bin imza toplanmış. İngiliz vatandaşı bu imzayı atanlar. Eğer oylama sonucu kabul edilirse ki kabul edilecek gibi görünüyor o zaman Netanyahu İngiltere’de de yargılanacak. Sadece Türkiye’de değil Avrupa genelinde de İsraillileri toptan cezalandırma düşüncesi çok yayıldı. İngiltere’deki bu kampanyada o. Bak yüz on iki bin vatandaş imzası, İngiliz vatandaşı imzası. Eskiden böyle bir şey düşünülemezdi dahi. Dünya İsrail’in tersine döndü. İsrail dindar olsun, Allah'a dönsün. Bu Allah'tan onlara İlahi bir uyarı. Tevrat'ta var bu; Allah'ın kalplerine korku salacağı, dünyanın her yerinde aşağılanıp ezilecekleri, dünyanın her tarafına yayılacakları, dehşet ve şiddet görecekleri belirtiliyor. Tevrat'ın aslına dönmezlerse. Museviliğin kurtuluşu dindarlıktadır.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey maşaAllah vesile oldunuz, Maltepe Belediye Başkanı otobüslere bir yazı yazdırmış; "Daima Sevgi Kazanacak."

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ali Kılıç Hoca. Bir daha oku haberi.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah vesile oldunuz, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç otobüslerin arka tarafına bu şekilde bir yazı yazdırtmış.

ADNAN OKTAR: Ne yazıyor?

BÜLENT SEZGİN: "Daima Sevgi Kazanacak."

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ali Kılıç Hoca’yı tebrik ediyoruz. Sevgi konusundaki bu çalışması.

Çok kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bethlehem Yıldızı'nın Görülmesi Hz. Mehdi'nin Geldiğinin Müjdesidir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Tevrat’ta Cenab-ı Allah diyor ki, Museviler’i Allah uyarıyor Allah’ın hükümlerine uymaları söyleniyor. Allah’ın emirlerine uymadıklarında Museviler’in başlarına birçok felaket geleceğini belirtiyor Cenab-ı Allah, “…Ama Tanrınız Rabbin sözünü dinlemez bugün size ilettiğim buyrukların kuralların hepsine uymazsanız şu lanetler üzerinize gelecek ve size ulaşacak. Kentte ve tarlada lanetli olacaksınız, sepetiniz ve hamur tekneniz lanetli olacak, rahmetimizin meyvesi, toprağınızın ürünü sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları lanetli olacak. İçeri girdiğinizde lanetli olacaksınız” bak içeri girdiğinizde lanetli olacaksınız, “dışarı çıktığınızda da lanetli olacaksınız. Rabbe sırt çevirmekle yaptığınız kötülükler yüzünden el attığınız her işte o sizi lanete uğratacak, şaşkına çevirecek sonunda üzerinize yıkım gelecek yeryüzündeki bütün uluslar için dehşet verici bir örnek olacaksınız. Yaptığınız her şeyde başarısız olacak sürekli sıkıştırılacak, yağmalanacaksınız sizi kurtaran olmayacak, ev yapacak ama içinde oturamayacaksınız, bağ dikecek ama üzümünü toplayamayacaksınız, öküzünüz gözünüzün önünde kesilecek ama etini yiyemeyeceksiniz. Sürekli sıkıştırılacak, ezileceksiniz, gözlerinizle gördükleriniz sizi çıldırtacak çok tohum ekecek ama az toplayacaksınız. Bütün bu lanetler başınıza yağacak çünkü Tanrınız Rabbin sözünü dinlemediniz, size verdiği buyrukları, kuralları yerine getirmediniz. Aç, susuz, çıplak kalacaksınız her şeye gereksinim duyacaksınız” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz bir sıra daha yükseldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. “Sevgi Neşedir” çok güzel. Baksana orada gereksiz sözler var.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Bir iman hakikati anlatabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Hücre bölünürken DNA’nın kopyalanması gerekiyor. DNA çift sarmallı zincir, iki tane zinciri var, bunlar ortadan ayrılıp bir tanesi üzerinden kopya çıkartılıyor. Tabii kopya çıkartılırken on binde bir ihtimalle hata yapılabiliyor. Şimdi önemli bir sorun var. Hata yapıldığı zaman bu hatanın yapıldığı zincir mi orijinal kabul edilecek diğeri mi? Eğer hatanın yapıldığı kopya orijinal kabul edilirse o zaman diğer harf değiştirileceği için büyük bir facia olurdu. Burada proteinler diğer orijinal DNA’ya konan işaretler var, özel işaretler var. Onları görüyorlar, ayrıca kopyanın üzerinde minik çentikler var onları tanıyorlar. Hiçbir zaman hata yapmıyorlar daima kopyada olan hatayı düzeltiyorlar. Orijinale dokunmuyorlar.

ADNAN OKTAR: Sabah konuşuyorduk da bu o kadar acayip bir olay ki, etten bilgisayar var fabrikada yapılmamış. Bir Yaratan yaratmış yani ateistler için söylüyorum; bir mühendis, bir mimar, yüksek bir akıl ama nefis yüksek bir akıl yaratmış ama şimdi bunu tam anlatamıyoruz. Bunun heyecanını, şaşırtıcılığını tarif etmek ayrı bir konu şimdi teknik olarak anlatıyoruz. Karanlık simsiyah yer bunun aklı yok fikri yok çentiği sen nerden tanıyorsun nereden biliyorsun gidip sağlamını alıp getirmek gerektiğini? Sana onu haber getiren adamla nasıl konuşuyorsun? Sana o ne diyor, adresi sana nasıl veriyor? Şu adreste diyor, karanlık hücrenin içinde o adresi sen nereden buluyorsun? O DNA sarmalını -karmakarışık bir ip sarmalı- çözmek mümkün değil, olacak gibi değil büyük bir ustalıkla çözüyor, geliyor onu buluyor. Bir de ayıranlar da var yani başında bekliyorlar aldın mı hemşerim diyorlar aldım diyor. Getiriyor adam imal edilen -bak nerede imal edildiğinin- adresten eve teslim belirli bir açıyla kalıp gibi oraya oturtturuyor. Tamam diyorlar kontrol edenler hadi şimdi o zaman kapatın diyor. Böyle bir şeye bakan bir adam Allah’a hemen inanır. Yahut olağanüstü bir güce, Allah demiyorsa da baş döndürücü bir akla inanır. Ama ne yapıyorlar nasıl oluyor, bize mi böyle gösteriliyor? Bize de böyle gösteriliyor olabilir. Bir acayiplik var, dünyanın ayağa kalkması lazım böyle bir durumda, bütün dünyanın ayağa kalkması lazım. Mesela dışarıda ışık olmadığı anlaşıldı bu yeri göğü oynatacak bir şey simsiyah bir evren var. Sadece insan beyni ışığı biliyor. Hayvan beyni bilmiyor, fotoselülil gibi o yani teknik biliyor, bilgisayarın bilmesi gibi biliyor. Bir tek insan şuurlu olarak biliyor. Zamanı hiçbir hayvan bilmiyor, bir tek insan beyninde kıyaslama ile zamanı biliyor. Ve sadece beynin bir ürünü zaman, uzayda zaman yok, sırf insan mahsustur zaman.

Işığı, cismi rengârenk biçimli olarak içimizde birisi görüyor ve duyuyor. Bu da yani insan aklını atar çok büyük bir olay bu ama Cenab-ı Allah ikinci bir güç meydana getiriyor,  insan bunun hayretini tam ifade edemiyor. Normalde insan yerlere yatar böyle bir şeyde, çok büyük bir olay bu yani dünyanın ayağa kalkması lazım. Ama nasıl yapılıyorsa sanki bir büyü yapılıyor insanlara beyin uyuşuyor ya böyle bir harikuladenin karşısında. Hani bazı vakalar vardır ya adam mesela silahı alır adamın üstüne gelir adamları vura vura ilerliyor hipnotize olur, bakar adama böyle etkilenmez, ağır bir hipnoz var insanlarda inanılmaz bir hipnoz var. Bu harikuladeliği göremiyorlar, bu hipnozu çözecek bir anlatım onun üstünde duruyorum. Yani teknik anlatım değil, hipnozu çözecek bir anlatım. Onun için hem dua ediyorum hem de bir yol arıyorum. Bu görme sinirinin beyne gitmesi olayı biri açıyor biri kapıyor. Saniyenin milyonda biri kadar, yüz binde biri kadar ne oluyoruz, bu nasıl bir tekniktir bunu bilgisayar falan hiçbir şey yapamaz bunu, bu nasıl bir ustalıktır, bunu yapan yüksek akıl nasıl görülmez? Umurlarında bile değil adamların. İnanılır gibi değil. Onun için bir anlatım tekniği sırf üç konu için bir şu kromozom, şu beyne ileti yani sinirlerin. O kadar acayip bir sistem ki adam özel kimyasal bir maddeyle biri kapatıyor özel bir kimyasal maddeyle öbürü açıyor, biri kapatıyor biri açıyor, biri kapatıyor biri açıyor ne kadar sürede biliyor musun? Saniyenin yüz binde biri kadar vakitte bitiyor iş. Bu nasıl bir iştir? Bu nasıl bir teknolojidir? Bu nasıl mükemmel bir mühendislik? Kimsenin de umurunda değil, kimsenin derken milyonlarca insanın umurunda değil birçok insanın umurunda değil. Bu şaşırıcılığı anlatan bir üslup, dil. Şu kuşa bile bakıyorum, hayvan cümle kuruyor, cayır cayır konuşuyor. Harfleri dizmesi gerekiyor, hayvanın şuuru tamamen kapalı, tam anlamıyla kapalı; gırtlağı yok bir şeyi yok her sesi hiçbir insanın taklit edemeyeceği mükemmellikte taklit ediyor; telefonun zili, kapı zili, matkap sesi; aynısını yapıyor, hayvan bu yani. Ne yaptığının da farkında değil? Bu nedir bu? Bunun sarsıcılığı olması lazım. Bunu bir insan nasıl göremez? Ve insanları bunu göremez hale nasıl getirdiler? Bunu bulmak lazım. Bir parça ilerleyecek gibiyiz benim gördüğüm, anlatımda bir parça. Ama Allah inşaAllah devamını getirtir. Bu fevkaladeliğin görülmemesi çok acayip. Bilim adamları; adamların nefesi kesiliyor konuşurken, kendileri anlatıyorlar, "Aklımı atacağım." diyor adam, "Böyle bir olay, inanamıyorum. Bunu bir insanın görüp de şoka girmemesi imkansız" diyor. Ama ne oluyor da bunu insanlar böyle rahat alabiliyor? Bunu bir çözmek; bunun üstünde duracağız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, siz kitaplarınızda bitkilerde de muhteşem bir akıl gösterisi olduğunu belirtiyorsunuz. Bir video vardı tohumun büyümesini gösteren, hızlı çekim bir video.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Taş değil mi? Taşın içerisinde gelişiyor, kum yani. Bak kuvvete bak. Senin ne etin budun var ne gücün var da onları oturup kaldırıyorsun havaya. Köklerin taşların içinde ilerleyişine bak, MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Siz anlatmıştınız, ihtiyacı olan mineralleri topraktan kökler uzanarak seçiyor.

ADNAN OKTAR: Mikroplu böyle leş gibi suyun içine konuyor; içine geçen su nur gibi. Onu süzen de milimetrenin onda biri kadar kök. Bunun içine pis su nasıl karışmaz kardeşim? Milimetrenin onda biri kadar artık yani. Değil mi? Mesela adam üst üste kağıtlar koyuyor, bilmem ne, süzgeç yapıyor; su leş gibi geçiyor yine altına, mikrop da geçiyor hepsi geçiyor yani. Bundan hiçbir şey geçmiyor.

Netanyahu ile ilgili imza kampanyası: Tabii İngiltere gidip onu tutuklamaz şüphesiz de ama yine de böyle bir şeyin gündeme gelmesi, bu tip şeyler İsrail'in politikasını köklü olarak değiştirmesi gerektiğini gösteriyor. Yani o şiddet politikaları, sertlik değil de onun yerine sevgi; büyüklük böyle ekabirlik yerine muhabbet ve dostluk ruhu esas olması lazım. Eskiden İsrail'de vardı öyle bilmişlik, kendinden eminlik, büyüklük hissi; bu yakışık almaz yani Musevi ahlakında bu yok, Tevrat'ın ahlakında bu yok. Hazreti Musa (a.s) öyle dik başlı birisi değildi; Hazreti İbrahim (a.s) halim bir insandı kendini beğenmiş birisi değildi. Müslüman’a kendini beğenmişlik yakışmaz, Musevi’ye de yakışmaz. Musevilik de eski bir İslam dini nihayetinde onun için klasik bir İsrail şımarıklığı, İsrailli gururu, İsrailli büyüklüğü şeklinde değil de; İsrailli mütevaziliği, İsrailli sevecenliği, efendiliği şekline dönüşmesi lazım. Yani köklü bir ahlak ve tavır değişimi İsrail'de şart ve dindarlığın özellikle gençler arasında yayılması, dindar bir İsrail şart. Fakat tabii bağnaz bir dindarlık değil yani Hazreti Musa (a.s) dönemindeki gibi modern, samimi, canlı ve gerçek bir Musevilik. İsra, 8'de Cenab-ı Allah diyor ki Museviler "Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder..." Bu çok güzel, Cenab-ı Allah onlara bir güzellik kapısı açıyor bak; "Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (bozgunculuğa)” büyüklüğe, kibire, enaniyete “dönerseniz biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz..." [İsra Suresi, 8] diyor Allah. Şu an dünyada yalnızlaşıyorlar, bu büyük bir felaket, ciddi bir tehlike. Ben gittikçe araştırdıkça bunları görüyorum; dünyanın her tarafında bir Musevi nefreti yayılıyor. Eskiden böyle bir durum yoktu, Birleşmiş Milletler de bayağı etkiliydi, İsrail aleyhine karar çıkmazdı; çok rahat İsrail aleyhine karar çıkabiliyor. İsrail'in sevgiye dönmesi lazım, dindarlığa dönmesi lazım, dostluk ve kardeşlik ruhuna dönmesi lazım. Özellikle bazı siyasilerdeki o ekabirlik ve büyüklük hissi, bazı gençlerdeki o şımarıklık, o saldırganlık, dik başlılık kafası bütün dünyada nefretle karşılanıyor. Sevecen ve efendi bir kişilik İsrail'in ruhunda olması gerekir çünkü Tevrat'ın anlattığı bu.

İmamı Rabbani diyor ki; "Mevhum olarak varlık hayale dayalı görüntü" yani hayal şeklindeki dünyadaki görüntü "vehminin ve hayalin kalkmasıyla kalkmamış olsa dahi işin aslında vardır. Misal olarak farz etsek ki vehim sahiplerinin tümünden vehim zahir olmuştur yine de bu vücut sabit olur." Yani biz bir şey görmesek bile o görüntü var olur diyor, doğru. Yani o kişinin görmemesi bir şeyi değiştirmez. "Vehimlerin zevali ile zail olmaz." Yani insan onu vehmetmesinin kalkması görüntüyü ortadan kaldırmaz. "İşin aslının ve vakanın bundan başka manası da yoktur." Hani diyorlar ya adam 'Ben öldüğümde görüntü de ölüyor mu?' Yok, sen öldüğünde sen sadece o görüntüyü göremezsin başkaları onu görür; Allah görür, melekleri görür, başkaları görür. Görüntü kaybolmaz yani sonsuza kadar bir görüntü kaybolmaz; ses de görüntü de kaybolmaz.

"Adnan Hocam kıyametten sonra dirileceğimiz zaman ahirette nasıl bir vücut elbisemiz olacak?" Burhan Karahan. Müminlerinki çok güzel vücutları; bağırsak yok, mide yok, sadece ciğerleri var. Ama küfürde hem mide var hem bağırsak var. Yani iki ayrı insan cinsi yaratılacak. Nasıl kadın-erkek cinsi ayrı dünyada orada da kadın-erkek müminlerin bedenleri ayrı oluyor, kadın-erkek kafirlerin bedenleri ayrı oluyor; iki ayrı insan cinsi oluşuyor. Yani biyolojik yapısı değişik mesela müminde vücudu acıya duyarlı değil ama küfürde vücut acıya duyarlı yaratılıyor. Mümin acıyı bilmez, dokunma hissi vardır ama acı hissi yoktur. Mesela acı; dilde acı, vücutta bir yerin acıması, bir yere çarpmada acıma; böyle bir şey olmaz. Ama küfürde gelişmiş olarak var. Fakat cehennem ateşinin bildiğimiz ateş olmadığını anlıyoruz çünkü adamlar konuşuyor, züppelik yapıyorlar daha hala; ateşin içinde insan öyle bir şey konuşamaz, havalara hoplar. Mesela "Yüzünün etleri dökülür." diyor, ama daha hala itlik yapmaya devam ediyorlar orada. O zaman bizim anladığımız anlamda olmadığı anlaşılıyor. Yine tabii görüntü olarak oluşturuyor Allah ve sürekli değişiyor. Ama herkese bu uygulama yapılıyor diye bir şey yok mesela insan yaktıysa Allah da onu yakıyor, insan öldürdüyse mesela ezerek öldürdüyse Allah da onu eziyor orada; o tarz.

AYLİN KOCAMAN: Cehennemde, dünyada bildiğimiz gibi hastalıklar var mıdır?

ADNAN OKTAR: Cehennem her türlü belanın, pisliğin olduğu bir yer. Cehennemin tamamı canlı ve çok rahatsız eder insanları. Ama küfür ehli ondan pek etkilenmiyor yani şuurları kapalı olduğu için, müminler çok etkileniyorlar cehennemden; oraya gitmeyi hiçbir şekilde istemiyor, cennetin kıymetini daha çok biliyorlar o zaman oraya baktıkça cennetin kıymetini daha iyi biliyorlar. Ara ara merak edip bakıyorlar küfürden insanların ne olduğunu görmek için, gördüğünde tabii Allah'a şükrediyorlar, haline şükrediyor. Mesela bazı insan hastaneye gider, hastaları görür, döner; haline şükreder, onun gibi yani. Haline şükretmesi için daha çok hikmet yönü odur cehennemin.

BEYZA BAYRAKTAR: Cennette ağaçlar bile dans eder demiştiniz. Cehennemde de canlı diyorsunuz. Azap vermek için mi?

ADNAN OKTAR: Yani her şey insanları rahatsız ediyor, her şey saldırgan. Huzur bulmuyor yani hiçbir şekilde huzur bulmuyor. Cehennemin tamamı böyle bir tabiri caizse onlara canavar şekline dönüşüyor; bütünü canavar yani korku filmi gibidir. Ama etkilenmiyorlar. Mesela ukalalıkları değişmiyor, "Göz ucuyla bakarlar." diyor Allah. Yine züppe tavırları yani o ortam onları yine o derece rahatsız etmiyor cehennem yine devam ediyorlar terbiyesizliğe. Mesela birbirleriyle boğuşuyorlar, birbirlerini arıyorlar, birbirlerini dövüyorlar, birbirlerini kovalıyorlar halbuki öyle bir ortamda böyle bir şey yapamamaları lazım.

BÜLENT SEZGİN: Birbirlerini suçluyorlar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Birbirlerini suçluyorlar, evet.

AYLİN KOCAMAN: Pişmanlıklarını gizlemeye çalışıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, mesela "Rabb'ine söyle de" diyor, züppelik yapıyor. Halbuki Allah'tan doğrudan kendi isteyebilir "Rabb'ine söyle de size verdiği yiyeceklerden bize de versin." diyor. Yani gördüğümüz vakit anlayacağız ama insanların kafasında canlandırdığı gibi değil benim gördüğüm. Sadece sıkıcı bir yer rahatsız edici bir yer. Ana özelliği bu. Bediüzzaman da öyle diyor yani asıl etkisi kıyastan meydana gelir diyor yani cennetle kıyaslamadan meydana gelir diyor ama oradakilerin zaten şuuru kapalı yani insan değiller. Allah ölü onlar diyor. Ama tabii cennet ehli baktıkça cennetin topraklarını öpüyor tabii gördükçe çok rahatsız ediyor ama kalpte bir sıkıntı meydana getirmez cehennem. Müminde o kalkıyor yani sıkılma, acı, korku hisleri o hisler kalkıyor. Negatif hisler olmuyor. Ama küfürde o negatif hisler gelişmiş olarak var. Korku da var, acı da var ama onların avantajı diyeyim yine Allah’ın bir rahmeti şuurları kapalı yani ölü olmaları. Şuurları açık olsa onun on saniyesine dayanamazlar. Öyle züppelik falan yapacak halleri hiç kalmaz. Ama şuurları kapalı olduğu için yarı deli vaziyetteler. Dengesiz bir ruha sahip oluyorlar. Bazen insan şaşırıyor, gidiyor mesela gece gündüz adam öldürüyor, cinayet işliyor. Şu mesela şebbihalar falan öyle gece gündüz Müslüman öldürüyor sonra oturuyor peynir, ekmek yiyor, yemek yiyor. Gidip uyuyor, horlayarak. Onu yapan insan nasıl yaşar? İşte mahluk yani cehennem mahluku gibi mahluk. İki taraf arasında çok müthiş bir zıtlık meydana getiriyor Allah. Cennetle cehennem arasında.

Hz. Adem (a.s)’in cennetteki eksikliği o zaman cehennem yoktu. Yani ona cehennem gösterilmedi. O cehennemi görmüş olsa öyle bir olaya o hiç girmezdi. İstediği kadar şeytan öyle desin. Ama Allah tek yanlı cennet yaratıyor diye düşündü o. En kötüsü yine en fazla Allah tazil eder. Uyarır ama her halükarda cennette olur. Niye yedin der sadece o kadar. Öyle zannediyor o çok şaşırıyor zaten, o boyuttan alınınca o olaylar gelişince. Cehennemi bilmiyor çünkü cezalandırmayı bilmiyor. Cehennemi ve cezalandırmayı öğrendiğinde mükemmel bir insan oluyor. Adamlar diyor ki niye gerekiyor? İnsan gelişmiyor işte bak peygamber olduğu halde Hz. Adem (a.s) değil mi, ulu’lazm peygamber; olmuyor. Böyle bir kişilik oluşuyor o zaman.

Kısa bir ara verelim. Devam edelim inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Gizlenen Ahir Zaman Mucizelerinden -1- Fırat’ın Suyunun Kesilmesi

Masaüstü Görünümü