Harun Yahya

Sohbetler (23 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Buyurun konuşalım.

KARTAL GÖKTAN: Silvan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde devriye dolaşan polis ekip aracına kimliği belirsiz kişiler tarafından çapraz ateş açıldı. Saldırıda araçta bulunan iki polis memuru yaralanırken saldırganlar kaçtı. Hastaneye kaldırılan yaralı polislerden biri şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetini makbul etsin. Allah rahmetiyle sarsın. Şehadetini biz de tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimizin fotoğrafı da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Komiser Yardımcısı Enis Kırımlı.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan koç yiğit, ağabeyinin aslanı o cennet kuzusu. Annesine babasına Cenab-ı Allah sabrı cemil nasip etsin, onlara Allah uzun ömür versin. İyilikle güzellikle yaşamayı nasip etsin. Şehidimiz kahpe bir pusuyla şehit edildi. Bu alçaklar hiçbir zaman için böyle göğüs göğse ortaya çıkmıyorlar. Çapraz ateş, sırtından vurma, sinsi gizlenmek, işte dürbünlü tüfekle uzaktan vurmak, yola mayın döşemek sıfır numara kahpe bunlar. Bizim aslanlarımız delikanlının hası.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Demin gösterdiğimiz şehidimizin ismi farklı Adnan Bey. Silvan’da ağır yaralanan Komiser Yardımcısı Enis Kırımlı tedavi gördüğü hastanede şehit oldu. Az önce gösterdiğimiz de diğer şehidimiz. Biri Silvan’da biri Siverek’te.

ADNAN OKTAR: O da gazi olmuş. Allah gazasını mübarek etsin.

KARTAL GÖKTAN: İkisi de şehit olmuş.

ADNAN OKTAR: Şu an ikisi de şehit. Allah ikisine de gani gani rahmet etsin. İkisi de koç yiğit. Çapraz ateşte tabii ki öyle bir şey olur. İşte mümkünse zırhlı araçla gezseler şehir içinde öyle daha doğru olur. Zırhlı araç sayısı artırılması lazım. Polis arabalarında zırh yok. Her ikisinin de şehadetini tebrik diyorum. Allah annelerine babalarına hayırlı bereketli uzun ömür versin, hayır bereket içinde yaşatsın, sabrı cemille kalplerini yıkasın Cenab-ı Allah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eski Devlet Bakanı Kamuran İnan hayatını kaybetti Adnan Bey. 86 yaşındaki İnan’ın cenazesi yarın Bitlis’in Hizan İlçesi’nin Gayda Köyü’nde toprağa verilecek. Allah’tan rahmet diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Rahmetli çok efendi bir insandı Kamuran İnan. Asil bir insandı, çok güzel hizmetleri oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de Bayırbucak bölgesinde Türkmen Dağı’nın en stratejik noktası olan Kızıl Dağ’ın tamamen rejimin kontrolüne geçtiği bildirildi. Bölgedeki son durum hakkında bilgi veren Türkmen Birliği yetkilisi şunları söyledi: “Biz şu an karadan herhangi bir saldırıdan korkmuyoruz. Ancak hava saldırısı bizi çok zorluyor. Elimizde yirmi üç kalibrelik doçkalar var, onların da sayısı fazla değil. Menzilleri de dört kilometre kadar. Ancak Rus uçakları yüksekten uçup Türkmen köylerindeki sivillerin üzerine bomba yağdırıyor. Şu anda mücahitler direniyor. İkinci sahil tümeninin şu anda en büyük çabası sivilleri Yamadı bölgesine taşımaya çalışmak.

BÜLENT SEZGİN: Bölge haritası vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bahsedilen Kızıl Dağ bölgesi.

ADNAN OKTAR: Evet o bölge. İşte çocuk hanım kim varsa Türkiye kısmına alalım bir an önce, orada sivil kalmaması lazım. Evet, işleri zor tabii. Benim anladığım uçaksavar istiyorlar, uçaksavar roket istiyorlar. Uçaksavar roket sanayi Türkiye’nin en hayati konularından birisi olması lazım. Bizde en az kırk bin-elli bin uçaksavar roket olması lazım en az. O zaman çok yıldırıcı olur. En güçlü devletler bile öyle bir şeyin karşısında diz çökerler. En önemli şey budur, roket savar ve uçaksavar roket. Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu olsun diğer kurumlar olsun yoğun olarak buna önem verirlerse, böyle bir çalışma yapılırsa çok iyi netice alınır. O zaman şu ilk insansız hava araçlarından başlanır, onlardan birkaç tane düşürdün mü herkes ayağını denk alır “geleni vururuz” dersin olur biter. Hiç kimse de kıpırdayamaz. Diğer ülkelerde var bizde ne kadar var belli değil. Olsa da yurt dışından falan getiriyorlar. Baksana o sınıra Hollanda’dan oradan buradan NATO kapsamında roket savar yahut uçaksavar getiriliyor. Biz en alasını yapalım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş’a suikast düzenlendiği iddiasıyla ilgili Diyarbakır Valiliği yaptığı incelemeyi açıkladı Adnan Bey. Aracın gerekli kriminal incelemelere tabii tutulduğu ifade edilen açıklamada, ilk belirlemelere göre aracın arka camının sağ tarafında üç santimetreye üç santimetre büyüklüğünde hasar olduğunun gözlemlendiği, ancak herhangi ateşli silah atış artığına rastlanmadığı, hasarın sert bir cisim çarpmasından meydana geldiğinin değerlendirildiği belirtildi. HDP valiliğin bu açıklaması üzerine Diyarbakır Valiliği konunun üzerini örtme telaşıyla kurşun izi olmadığını açıklamıştır” dedi. Ve Figen Yüksekdağ şunları söyledi: “Dokuz milimetrelik bir zırhlı camda iki milimetrelik bir oyuk oluşturacak bir çarpmadan bahsediyoruz. Bağımsız bir laboratuvara inceleme yaptıracağız. Aracın emniyetten çıkmasını bekliyoruz” dedi. Yüksekdağ olaydan bir hafta önce kendilerine çeşitli suikast duyumları geldiğine işaret ederek, duyumların emniyet güçlerine ulaşmamasına ve bu konuda önleyici tedbirlerin alınmamasına bir anlam veremediklerini dile getirdi.

ADNAN OKTAR: Niye yalan söylesinler? Hakikaten birisi taş atmış olabilir bilmem ne yahut demir parçası atmış olabilirler. Kurşunsa kurşundur zaten niye böyle bir şeye tevessül etsinler. Kurşun izi bilinir zaten. Herhangi bir uzman da çağırsalar dışardan yahut içeriden herkes bilir. Telaş etmelerine gerek yok. Resmi kurumun da yalan söylemeye mecburiyeti yok. Kurşunsa kurşun gelmiş der yani. PKK’lılar da yapmış olabilir. Rahatça gözdağı vermek istemiş olabilirler Selahattin Hoca’ya. Yahut bir serseri kurşun  gelmiş olabilir. Ama kurşun değil diyorlarsa doğrudur. Bu kadar şüpheci olmaya gerek yok. Ama yine de incelesinler baksınlar. Mecbur değiller tabii illa bu şekilde düşüneceksiniz denmez. İçleri rahat edinceye kadar uzmanlara inceletsinler. Ama bence doğru dedikleri. Olay çok kuşkulu. Öyle bir suikast olmaz. Oradan mermi sıkacak da oradan ona gelecek olacak iş değil. Üstelik zırhlı araba olduğunu biliyor adam, öyle şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cem Küçük, “Devletin ilgili kurumlarının güvenlik ve istihbarat raporlarında gerekirse RTÜK’ün kurum olarak lağvedilmesi ve HSYK tarafından tahsis edilecek tek dereceli basın mahkemelerinin RTÜK’ün yetkilerini devralmasından bahsediliyor” iddiasında bulundu. Yazısında, “Paralel yapı soruşturmasının RTÜK ayağında çok sayıda kişi yargılanacak” ifadelerine de yer verdi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Suç varsa ceza da vardır.

Mesela koruma sayısı da on dörde çıkarılmış Demirtaş’ın. Onu o gün söylemiştim. Aynı dediğim gibi hem önde hem arkada eskort polis düzenine geçilmiş, aynı söylediğim gibi yapılmış. Güzel maşaAllah. Ama burada kötü niyet aramak olmaz. 

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere Başbakanı David Cameron’un Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile görüşmesinin ardından, IŞİD’le mücadelede Suriye’ye hava saldırıları düzenlemeye ikna olduğunu duyurdu. İngiliz parlamentosunda yapılacak oylamadan sonra İngiltere’nin Kıbrıs’taki üssü kullanarak IŞİD’e karşı mücadeleye katılacağı söylendi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere Başbakanı David Cameron’un Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile görüşmesinin ardından, IŞİD’le mücadelede Suriye’ye hava saldırıları düzenlemeye ikna olduğunu duyurdu. İngiliz parlamentosunda yapılacak oylamadan sonra İngiltere’nin Kıbrıs’taki üssü kullanarak IŞİD’e karşı mücadeleye katılacağı söylendi.

ADNAN OKTAR: Ama Suriye’ye kafayı takmış vaziyetteler değil mi? Acaba neden bunlar Suriye’ye kafayı taktı? Çünkü IŞİD’in Libya’da da büyük bir grubu var. Yemen’de, Nijerya’da büyük ekipleri var. İsteseler oraya yönelirler ama onlar illa Suriye’ye diyorlar. Kafa herhalde başka bir kafa.

KARTAL İŞ: Adnan Bey, Nijerya’daki Boko Haram örgütü var. Onlar IŞİD’den daha çok adam öldürmüş durumdalar 2014 yılında.

ADNAN OKTAR: Onunla pek ilgilenmiyorlar.

OKTAR BABUNA: Siz daha önce dikkat çekmiştiniz; ne zaman Kobani’ye dokunuldu o zaman orayı bütün güçleriyle bombalamaya başladılar.

ADNAN OKTAR: Evet. Çünkü baktılar ki PKK’yı IŞİD yok edecek yani açıkça hasım. “Aman bizim PKK’ya kimse dokunmasın” dediler. “Ey dünya bak ey deccal, senin çocukların deccalın avanesi IŞİD tarafından yok edilecek acil yardım” dediler. Daha önce zaten IŞİD’e kimsenin bir şey dediği yoktu. Ne zaman ki PKK’ya saldırmaya başladı o zaman hava bombardımanları başladı, o zaman cinnet geçirdiler.

Suriye geneline yayılmış seksen binin üstünde IŞİD militanı var. Hava bombardımanıyla olmayacağı belli. Ama bunların derdi günü PKK’nın orada geniş yer edinmesi. IŞİD bahanesiyle ‘bunlar IŞİD’e karşı mücadele ediyor’ diyerek geniş bir alanı PKK’ya vermek. Mesela şimdi Akdeniz’e açılmaları için hem Rusya hem Amerika derin devletleri bütün güçleriyle gayret ediyorlar. Orada amaç; PKK alan hakimiyeti sağlasın tek dertleri bu. Eğer bunların amacı IŞİD’le mücadele olsa IŞİD’in diğer yerleşim yerleri daha yakın. Mesela Fransa için; Libya’da muazzam bir hakimiyetleri var IŞİD’in, gider orayı vurur. Yahut Yemen’deki IŞİD mevzilerini vurur istese yahut Nijerya’da. Ne yapıyor? Suriye. Çünkü oralar onları ilgilendirmiyor. Onların derdi günü PKK. Deccal kendi evlatlarına çok titiz. Ayette diyor ya “küfür birbirlerinin velisidir” şeytanın dostları birbirlerinin velileridir. Deccaliyete karşı IŞİD bir savaş veriyor yani PKK’ya karşı. Ama yöntem doğru mu? Kuran’a göre doğru değil. Nasıl olması lazım? İlimle irfanla olması lazım, kan dökmeden olması lazım. Çünkü hadiste Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde ilimle irfanla deccaliyeti yok ettiğini hadisten anlıyoruz. Diyor ki “deccal Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gördüğünde tuzun suda erdiği gibi erir. Ne kadar etkili bir bilimsel mücadele olacağı oradan anlaşılıyor.

CAN DAĞTEKİN: Hocam, Yüce Allah başka bir ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” (Nisa Suresi / 76) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama işte Taliban’ın, IŞİD’in yöntemleri şiddet. İslam’da şiddet yok; ikna ile yapacaksın. Bediüzzaman da diyor “Medenilere ikna yolu” diyor. Medeni insanlar laf-söz dinliyor, konuşabiliyorsun. Ancak şuuru kapalıysa o zaman fiili müdahale olabiliyor. Mesela adam laf-söz dinlemiyor bilmiyor putperest bir kavim, vahşi, saldırgan hiçbir konuşma imkanı yoksa o zaman fiili müdahale yapılıyor. O da can yakmadan. Birbirlerini öldürüyorlarsa araya giriliyor yatıştırıyor. Çünkü mesela akıl hastası da olsa adam birine saldırıyorsa yaralamaya kalkıyorsa ne yapıyorlar? Araya girip o olayı engelliyorlar. İkna edemezsin orada onu, o tarz.

Özetle derin devletlerin, deccaliyet sisteminin derdi PKK’yı ayakta tutmak ve bölgeye hakim etmek, Türkiye’yi parçalamak, Türkiye’yi ortadan bölmek, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir hat oluşturmak dertleri bu.

IŞİD deccaliyete karşı savaşıyor ama deccaliyetin en kötü yönü olan şiddeti kullanıyor. Halbuki ilimle irfanla yapması lazım. Çünkü deccal sürekli kan döküyor. Kana karşı ilimle yaklaşması lazım, sevgiyle, dostlukla, kardeşlik ruhuyla yaklaşması lazım. Ama bak dikkat ederseniz şiddet şiddeti doğuruyor. Dolayısıyla deccaliyet daha da azgınlaşıyor. Mesela son altı yılda IŞİD kat kat gelişti büyüdü bu şiddet olaylarından dolayı yani şiddet kullandıkları için. Şiddeti bir kenara bırakacaklar baş edemezler böyle. Deccalın yöntemini ortadan kaldıracağız.

Deccala karşı mücadelede deccalın kendi yöntemleri olmaz. Muhammedi, Rahmani yöntemler gerekir. O nedir? İlim, irfan, sevgi. Şiddet ve dehşet olmaz. Eğer ilimle, irfanla, sevgiyle ortaya çıksalardı İslam çoktan dünyaya hakim olurdu biterdi.

YASİN BEY: Adnan Bey, Allah Kuran’da da buna dikkat çekiyor. Bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” ( Fussilet Suresi / 34) diye bildiriyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha o ayeti oku.

YASİN BEY: Şeytandan Allah’a sığınırım: “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.” ( Fussilet Suresi / 34) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte ayet açık. Sevgi her şeyi hallediyor, dostluk her şeyi hallediyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: İnsanların birbirlerini neden sevmeleri gerektiğini siz anlatıyorsunuz. O şekilde sevgiyi bilip-öğreniyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet.

Deccal kendi yöntemleriyle ortadan kalkmaz. IŞİD’in hatası burada. Sevgiyle. Şiddete şiddet olmaz. Akılla ilimle yapacak.

“Sevgi sevinçtir” diye bir etiket yapalım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Vladimir Putin sekiz yıl sonra ilk kez İran’ı ziyaret etti. İran’la askeri işbirliğini konuşan Putin, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’le de görüştü. Ve Hamaney’e özel sandıkta muhafaza edilen tarihi Kuran hediye etti. Fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Putin yaman delikanlı. Hediyesi de güzel bir hediye olmuş. Ama tabii Putin’i Rus derin devletiyle baş başa bırakmak olmaz. Türkiye de, İran da Putin’e sahip çıkarlarsa Putin’in çok büyük faydası olur. Ruhunda İslam’a karşı bir sevgi olduğu görülüyor. Müslümanlara karşı da içinde bir sevgi var. Ama sen git derin devletle savaş dersek yahut mücadele et onlarla başa çık dersek baş edemez. O mücadelesinde ona akılcı, sevgiyle, bilimle destek vermek lazım. Savaştan kastımız zaten ilmi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Iğdır’da PKK tarafından sözde mahkeme olarak kullanılan ve jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonda imha edilen mağarada ele geçirilen belgeler, PKK’nın tehdit ve silah zoruyla bölge halkına yaptığı zulmü gözler önüne serdi. Belgelerde vergi adı altında istenen “parayı ödemeyenlerin yargılamaya gelmeyenler cezalandırılacaktır” tehdidi içeren notlarla çağrıldığı belirlendi. PKK’nın sözde adalet komisyonu tarafından yapılan ve beş yüzü aşkın tutanakla belgelenen sözde yargılamalarda bölge halkına sürgün ve elli bin liradan yedi yüz elli bin liraya kadar para cezası verildiği anlaşıldı.

ADNAN OKTAR: Yani bir mafya yapılanması kurmuşlar, halktan gasp ediyorlar. Paralarını mallarını gasp ediyorlar. İşte cinayet işliyorlar, ahlaksızlık yapıyorlar, kahpelik yapıyorlar.

“Hocam, Mehdi açık açık Kuran’da yazıyor mu?” Ayette açıkça Cenab-ı Allah “Mehdiler gönderdik” diyor. “Muhtedun” Mehdiler. Arapça Mehdiler demek Muhtedun’dur. “Mehdiler gönderdik” diyor Allah.

Roket savar, uçaksavar roketler Türkiye’nin en hayati ihtiyacı. Uçaksavar ve roket savar. Bu silahlara tam sahip olursak hiçbiri bize kabadayılık yapmaya kalkamaz. Bu doçkalarla falan olacak iş değil. Rokete karşı roket, uçağa karşı roket. Bu tip silahlarla donandığımızı görürlerse, roketlerin burnunu havaya doğru tutarsın, fotoğraflarını da yayınlarsın, “karşılamaya hazırız” dersin o zaman adam gelmez. Aklını peynir ekmekle yemedi.

Yasin Suresi 21. Ayet, “İslam’ı anlatmalarına (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).” (Yasin Suresi 21) İttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne).” Mehdiler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cemil Bayık bugün Amerika’ya IŞİD’e karşı mücadelede işbirliği çağrısı yaptı. Şunları söyledi: “Amerika’yla dolaylı yoldan bağlantıdayız. Ancak IŞİD’le mücadelede eşgüdüm sağlamak için doğrudan ilişki kurmak istiyoruz. PKK ve Suriye’deki kardeş örgütü YPG IŞİD’le mücadelede en etkin güç olarak kendini kanıtladı. Amerika öncülüğünde IŞİD’i yıpratıp yok etmek için yürütülen harekatın da en önemli parçalarından biriyiz. Uluslararası toplum IŞİD’i ortadan kaldırmak istiyorsa en iyi savaşan güce, PKK ve YPG’ye yardım etmeli.”

ADNAN OKTAR: IŞİD onlar için bir fırsat oldu. Derin devletler satranç maçı gibi oyun oynuyorlar. Bir yer kirlendiyse lağımla yıkanmaz. Bunlar kendilerinin lağım olduğunu söylüyorlar. “Orası da kirlenmiş” diyorlar, ee, “gelin bu lağımla bunu yıkayalım” diyorlar. Pislik lağımla yıkanmaz, kir lağımla yıkanmaz, hastalık lağımla yıkanmaz. IŞİD bir hastalıksa, bir rahatsızlıksa sen ona getirip lağımı ilaç olarak tavsiye edemezsin.

Öcalan diyor ki: “Armagedon’da bu kiralık katilleri, bu alçakları kullanabilirsiniz” diyor Avrupa’ya, Amerika’ya derin devletlere. Çünkü her türlü kahpelik alçaklık bunlarda. Tam deccal askeri olacak adamlar. Haysiyetsizlik, şerefsizlik, namussuzluk, üçkağıtçılık, gaspçılık, sinsilik, pislik, Allahsız Kitapsız olmak, Stalinist komünist kafayla her türlü rezilliği yapma mantığı bunlarda. Dolayısıyla derin devletlerin arayıp bulamayacağı bir lağım ordusu bunlar, pislik ordusu. Öcalan da bak keşfetmiş diyor ki: “İslam dininin unutulur inkar edilir kıldığı PKK, tüm tarikatçı ve Müslüman İslami yapılanmalara karşı Armagedon’da ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Museviler’in yanında yer alacaktır.” Hristiyanlar, Museviler seni ne yapsın? Lağımı ne yapsın Hristiyan, Museviler. Onlar Allah’ a inanıyor. Sen Allah düşmanısın. Değil mi? Hristiyan, Musevi’nin seninle ne işi olsun?

Kürt bir kardeşimiz yazıyor Güneydoğu’dan, “Kürt gençleri korkunç bir ağın içine alınmış. PKK suça bulaşmış çocukları ‘burada kurtuluşunuz yok’ diyerek Rojava’ya gönderiyor. Adli siyasi suçtan dolayı korkutularak Rojava’ya gönderilen çocuklar IŞİD’e karşı savaştırılıyor ve çoğu hayatını kaybetti. Rojava’da hayatını kaybeden bu çocukların naaşlarını örgüt propagandası için kullanıyor bu sefer PKK. Ortalama yaş on beş-yirmi. Rojava’ya gönderilmeyen adli siyasi suçlu çocukları bu sefer silahlandırarak hendekler kazarak burada ölüme gönderiyorlar” diyor. Bu mikrop ordusunu Türk devletinin kökünden kazıması gerek bir an önce. Hepsini tutuklasınlar, geniş çaplı tutuklama gerekiyor. Kanun hukukta değişiklik yapılsın. Yeniden KCK ile ilgili düzenleme yeniden düzenlenerek KCK’lılar yeniden tutuklansınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cemil Bayık, çözüm süreci konusunda da şunları söyledi: “Doğrudan veya dolaylı olarak Türk devletiyle PKK arasında iletişim kurulmadı. Çözüm sürecinin tekrar başlaması için iki taraf ateşkes üzerinde anlaşma sağlamalı. Ve üçüncü bir taraf barış için çerçeve oluşturan on maddeli Dolmabahçe mutabakatını izlemeli.”

ADNAN OKTAR: Dolmabahçe mutabakatı diye bir şey yok. Yapıldıysa da yanlış yapılmış. Öyle bir şey olmaz. Yapan kimse söylesin. Eğer varsa öyle bir şey “vazgeçtik” desin. Mutabakat bir kağıda yazılan metin değil mi? Alırsın ortadan yırtarsın adamların suratına atarsın. Bu kadar kolay. Kağıda gücü yetmiyor mu bunu yapanların, değil mi? Bir haşırtı sesi duyulacak, elinde top haline getireceksin toparlayacaksın alıp fırlatıp atacaksın bu kadar. Dolmabahçe mutabakatı diye bir şey yok. Mutabakat olmaz PKK’yla ne mutabakatı? Sen Türkiye’yi açıkça bölmek istiyorsun, mutabakat olur mu?

Birçok insan da bu büyük mücadelenin ortamında kendi derdinde. Evlensin, çoluk-çocuk sahibi olsun, köşe dönsün, yazlık alsın, kışlık alsın, keyfine baksın. Hatta Türkiye’de bu olayları duymak istemediği için sürekli yurt dışında oluyorlar birçoğu. İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupalılar kaçmıştı ya Afrika’ya falan, birçok Avrupalı kaçmıştı. Türkiye’de de birçok insan yurt dışına kaçıyor ki böyle olayları duymamak için. Sen duymaya tahammül edemiyorsun dünyada bu olayları insanlar çocuklar yaşıyorlar. Vatan terk edilip kaçılmaz. Gel burada ilimle, irfanla, sevgiyle mücadele et. Bin bir bahaneyle araziye geçiyorlar, öyle olmaz. Bahane ararsan bulursun. Kaçmak isteyen bahanesini yanında bulundurur. Öyle olmaz. Bediüzzaman diyor  “Suudi Arabistan’da olsanız daha iyi olmaz mı?” diyorlar “kesinlikle istemem” diyor. “Ben İstanbul’da olacağım” diyor. “Olayın yeri burası İstanbul” diyor “mücadelenin yeri de İstanbul” diyor. “Mekke’de, Medine’de seni ağırlayalım çok saygı görürsün” diyorlar. “Orada sana hakaret ediyorlar uğraşıyorlar seninle” diyorlar. “Hakaret de etseler, uğraşsalar da, hapse de atsalar ben orayı terk etmem” diyor. “Olayın merkezi orası çünkü” diyor. İstanbul Konstantiniye, hadislerde Konstantiniye geçiyor.

PKK “tekrar çözüm süreci gelsin” diyor “yalnız bizden bu sefer silah bırakmayı beklemeyin çünkü biz IŞİD’e karşı mücadele ediyoruz bilakis bizi daha da silahlandırın” diyor. Adamlarda şeytani kafanın ucu bucağı yok. Avrupa da bak adamların asıl derdi hiçbir şekilde IŞİD değil. Orada insanları asıp-kesmeleri IŞİD’i hiç ilgilendirmez ayrıca IŞİD’in şu an kimseyi kestiği falan da yok. Keseceği adam da kalmadı IŞİD’in. Ama IŞİD’i yok etmedeki gayeleri PKK’yı yok eder diye korktukları için IŞİD’i yok ediyorlar. Yoksa IŞİD’in orada insanları asar-keser olması onları hiç ilgilendirmiyor. Uzun süre katliam yaptı IŞİD hiç umurlarında değildi. Ne zaman ki PKK’yı doğramaya başladı o zaman büyük bir tehlike olarak hem Avrupa derin devletleri hem Amerikan derin devletleri devreye girdi. Şu an IŞİD’le mücadelenin tek nedeni PKK’yı kurtarmaktır. Avrupa’nın tek bir tane amacı var, Amerikan derin devletinin, Avrupa derin devletinin tek bir amacı var; PKK’yı IŞİD’in elinden kurtarmak. IŞİD çünkü çok köklü bir katliamla PKK’yı yeryüzünden silmeye azmetmiş bir örgüt. Keserek, doğrayarak “hepsini kesip-doğrayacağız” diyorlar. “Mağaralarına gireceğiz onları orada da doğrayacağız” diyorlar. Bu, dehşete kaptırdı Amerika ve Avrupa derin devletlerini. “Bizim evlatlarımızı yok edecekler aman kurtaralım” konu bu. Tabii ki asma-kesme çok yanlış bir yöntem. Çünkü karşında Marksist, Leninist, Stalinist bir düşünce varsa bilimsel metotla onu dümdüz edersin. Fakat olayın arka planı budur, tek nedeni de budur. Şu an Fransa’nın yaptığı operasyon Fransa’da IŞİD’in yaptığı eylem değildir. Sadece PKK’yı kurtarmanın peşinde Fransa. Fransa’da insanların orada ölmesi falan Fransa’yı hiç ilgilendirmez. Fransız derin devletinin derdi o değil. Çünkü Fransız derin devletine zaten bu bilgi gitti biliyorlardı. Özellikle engellemediler hatta yol açtılar teşvik ettiler kolaylaştırdılar. Bunu yaptırarak şu an PKK’yı kurtarma operasyonunu başlatmış oldular. PKK’yı kurtarma operasyonu şu an Fransa, İngiltere ve Amerikan derin devletleri için bir numaralı konu. En büyük dertleri. Çünkü “Türkiye’yi bölecek ve parçalayacak, İslam alemini de mahvedecek ana güç olarak onları gördükleri için, bu güç giderse Türkiye İttihad-ı İslam’ı kurar, Türk-İslam Birliği’ni oluşturur, bizim yüz yıllardan beri verdiğimiz mücadele boşa gider” diyorlar. Çünkü PKK’yı emek emek yetiştirdiler. Bölgeyi iyi tanıyan kiralık katillere ihtiyaç vardı, çünkü bunlar tanımıyorlar bölgeyi. Bölge şartlarına dayanıklı, bölgeyi iyi tanıyan böyle bir lağım aşağılık adamlardan oluşan, cinsi sapıklardan oluşan, kahpe kalleş katillerden oluşan bir orduya ihtiyaç vardı. İşte bu PKK. Şu an onu kullanıyorlar.

Fransa, Rusya, İngiltere, Amerikan derin devletlerinin hepsi Marksist, komünist kafadadır. Hepsi Allahsız Kitapsız. İran derin devleti de Allahsız Kitapsızdır. Komünisttir yani eski Tudeh’çilerden oluşuyor. İran Komünist Partisi en büyük partilerden bir tanesiydi. Elemanları dağılmadı duruyor.

İşte o Türkmen Dağı bölgesindeki olay, bir an önce PKK’nın Akdeniz’e ulaşması. Onun için uğraşıyorlar. İran derin devleti, İngiliz derin devleti, Fransız derin devleti ve Amerikan derin devleti bunların hepsine komünistler hâkim. Zaten derin devlette faaliyet yapabilmesi için bir adamın, zalim, kahpe, kalleş, cinsi sapık ve haysiyetsiz olması gerekiyor. Yoksa onu oraya almazlar. Yani derin devlete almazlar. Çünkü her türlü pisliği yapar derin devlet. Müslüman’ı da öldürür, sağcıyı da öldürür, solcuyu da öldürür. Yani manyaktır, şeytanın temsilcisidir derin devlet. Şeytanın o ülkedeki şubesidir, ordusudur. Dolayısıyla kendi ellerinde yetiştirdikleri deccal ordusunu kurtarmanın peşine girdiler şu an. İngiltere’nin IŞİD ile hiçbir işi yok. Fransa’yı da hiçbir şekilde ilgilendirmez. Ama özellikle bu operasyonu yaptırdılar ki müdahale daha kesin ve sert olsun Fransa halkı da bunları desteklesin. Halbuki asıl istenilen şey orada, deccaliyetin deccal ordusunun palazlanması yani PKK’nın palazlanması. Tek dertleri bu. PKK bölgeye hâkim olsa, Türkiye’yi bölse Allah esirgesin, IŞİD bunun on misli olsa Avrupa’yı hiç ilgilendirmez. Adamların yolu eğri, kapısı sapa yani adamları hiç ilgilendirmez. Çünkü bölgede bir güç. Libya’da mesela Nijerya’da falan onları hiç ilgilendirmiyor. Onlar için bir tehlike değil. Kasten kendileri için tehlike gösteriyorlar. Özel hazırlıyorlar.

KARTAL İŞ: Adnan Bey Musul’a yönelik de ilk öyle başlamıştı Amerika operasyonu. Hiç orayla ilgilenmiyorlar. Dediğiniz gibi sadece o halkla ilgili bombalama yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii yani bakın dikkat edin, bütün sorun Karadeniz’den Akdeniz’e kadar hat meselesi başka bir şey yok. Bütün ağırlığı o noktaya verdiler. Yoksa IŞİD’in oradaki varlığı onları hiç ilgilendirmez. Mesela Taliban, El Kaide falan hâkimler birçok bölgede. Pakistan’da, Afganistan’da adamlar muhatap dahi olmuyorlar. Umurlarında bile değil. Yani çünkü Taliban’dan, El Kaide’den IŞİD’in hiçbir farkı yok. Hepsi aynı öyle olsa, mesela Taliban’a, El Kaide’ye yağmur gibi bomba yağdırırlar. Rus uçakları, Amerikan uçakları, İngiliz uçakları. Çünkü sitil yöntem aynı. Onlar da asıp kesip bombalıyorlar. Ama dikkat ederseniz onları hiç kâleye almıyorlar. Bütün dikkatlerini o hatta verdiler. Türkiye’yi bölecek olan hatta verdiler. Bütün ağırlık orada gidiyor. İnsanlara da “işte bak IŞİD’e karşı mücadele ediyoruz. IŞİD zalim, gaddar” insanlar da buna inanıyor tabii. Hâlbuki dertleri IŞİD ‘in zalimliği, gaddarlığı değil. Onların derdi PKK’nın orada rahatça hâkim olması. Hâkim oldu mu zaten onları hiç ilgilendirmez. Şu an PYD yani PKK-Baas ortaklığı var. Baas özelliği Stalinist olmasıdır. PKK; Stalinist. Aynı özelliğe sahip oldukları için tek noktadan hareket ediyorlar. Şimdi Suriye demokratik güçleri diye Amerika bir kafalama yaptı. PKK-Baas ortaklığı. Kardeşim ikisi de terörist, ikisi de Stalinist. Sen ne diyorsun? Suriye demokratik güçleri. Nasıl demokratik oluyor? Cinayet örgütü PKK nasıl demokratik oluyor? Bu süslemenden biz senin bu sözlerine inanacak mıyız? Süslü bir laf söylüyor yani PKK’yı PKK olmaktan çıkartıyor ona ad koyuyor. Ne adı diyorsun. Suriye demokratik güçleri diyor. PKK nerde? Yok oldu diyor. Suriye demokratik güçleri nedir diyorsun. Adı üstünde görmüyor musun? Suriye halkının demokratik güçleri diyor. Burada PKK vardı ne oldu diyorsun. İşte demokratik güç oldu diyor. Yeni oyun da bu, bunu da bayağı yiyen var. Yiyor yani adam.

CAN DAĞTEKİN: Siz sürekli örnek veriyorsunuz Adnan Bey katilin adını değiştirdiğiniz zaman sanki suçunu örtmüş gibi oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Kobani’yi kurtarmak için iki bine yakın bombardıman yaptı. Hiçbir yere böyle bir şey yapmadı Amerika. Kobani niye? Çünkü PKK’nın kalbi olarak görüyorlar. Deliler gibi orayı savundular kurtarıp PKK’ya teslim ettiler. Yoksa adamlar IŞİD’miş hiç ilgilendirmez. Milyarlarca dolar harcadı kendi ekonomisini batırdı ama delicesine PKK’yı koruyup kurtardı bölgede. Ve geniş bir alanda PKK’yı hâkim etti Amerika. Ve avanesi yani Amerika derken Amerikan derin devleti ve devamı.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’da aşırı sağcılar özellikle cumhuriyetçi bazı başkan aday adayları genel olarak Müslümanlara ve Suriyeli mültecilere yönelik ırkçı ve nefret söylemleri ile öne çıkıyor Adnan Bey. Bir başkan adayı; ülkede ki tüm Müslümanların fişlenmesini ve Müslüman olduklarını belli eden bir kimlik veya özel sembol taşıma zorunluluğu getirilmesini kesinlikle desteklediğini açıkladı. Bir diğeri; Suriyeli mültecilerin tamamına -estağfirullah- kuduz köpek muamelesi istedi. Bazı cumhuriyetçi yasama üyeleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonlara yapıldığı gibi Müslümanların toplama kamplarına toplanmasını önerdi. Amerika’da muhafazakâr internet sitelerinden World Net Daily’de Bird Prilutsky adında bir köşe yazarı da “Amerika’nın Mekke’yi bombalayarak haritadan silmesi gerektiğini yazdı. IŞİD’in bombalanmasının yeterli olmayacağını, Müslümanlığın doğduğu yeri dümdüz ederek, bir nokta altı milyar Müslüman’a unutamayacakları bir ders verilmesinin gerektiğini ”söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte adamlar derin devlet mensupları, Amerikan derin devlet mensupları bu tarzda insanlardan oluşuyor. Genellikle zulmü, acımasızlığı ruhuna sindirmiş, Hristiyanlıkla da alakası olmayan, kendini Cumhuriyetçi tanıtan, Hristiyan dindar tanıtan ama zalimliği din haline getirmiş adamlardan oluşuyor. Müslüman âlemi de uyuyor. Daha hala birleşme konusunda, İttihat konusunda daha hala tereddütteler. Tereddüt değil zaten direkt karşılar.

Mesela Bangladeş’te alimler, hocalar teker teker asılıyor. Bütün Müslümanlar seyrediyorlar bak yaklaşık iki milyar Müslüman korku dolu gözlerle seyrediyorlar. Sırf birleşmeye inat ettikleri için. Hâlbuki birleşmiş olsalar Bangladeş’te ne oluyor falan dese Bangladeş buhar olur. Anında bırakır bu rezilliği. Yaşlı başlı, yetmiş seksen yaşında alimleri, hocaları habire asıyorlar. Adam Bangladeş’ten de haberi yok. Mısır’dan da haberi yok. Mısır’da hapishanelere dolmuş genç kızlar var, çatışmalar var, olaylar var. Müslümanlar birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Her yerde acı ıstırap var.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”(Nisa Suresi,75) diye Yüce Allah Müslümanlara soruyor. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bu Cemaat-i İslami lideri var. Yaşlı başlı bir insan. İki gün önce onu astılar. Her gün Müslümanlar asılıp kesiliyor. Bugün İslam ülkeleri toplantısı yapıldı. Hangi yiyecekler helal, hangileri haram olur. Uyuşuk bir üslupla saatlerce onu tartışmışlar. Bak İttihad­­­-ı İslam’ı konuşacaklarına, küfür dünyayı kuşatmış, Müslümanlar mahvoluyor. Çoluk çocuk doğranıyor, asılıyor, kesiliyor, bombalanılıyor. Onlar değil de hangi yiyecekleri yiyebilirler, saatlerce onu konuşmuşlar. Ve uyuyor zaten konuşurken de. İslam Birliği’nden bahsedilince boş gözlerle bakıyorlar. Hani ne anlatıyorsun gibisinden. Çocuklar birkaç tanesiyle konuşmuşlar üç beş kişiyle. İttihad­­­­­­-ı İslam gerekiyor falan. Hayret ediyorlarmış. Anlamaya çalışıyorlarmış. Nedir sorun, nerden icabet etti der gibi. O hangi yiyecekleri yiyebilir onun peşinde. Bak buraya bir de devletin parasıyla geliyor bunlar. Oradan buradan toplanıyorlar. Uyuyor, ayakta uyuyor bazıları. Yemek fazla geliyor rehavetinden uyuyor oturduğu yerde, koltukta birçoğu uyuyorlar. Saatlerce hangi yiyecekleri yiyebilirler onu konuşuyorlar. İslam ülkelerinin ileri gelenlerini devlet topluyor, bir araya getiriyor. Milyonlarca liraya mal oluyor bu geliş gidişler. Toplantı da bitiyor. Çekip gidiyor adam. Mesela Mısır’dan alim geliyor farz edelim. Ben burada yemek yiyorum, bana bir şey yapmıyorlar diyor. Kardeşim Mısır’da kan gövdeyi götürüyor. Görmüyor musunuz ne halde Mısır’ın hali? Müslüman kardeşler huzursuz, ordu huzursuz, halk huzursuz.  Her yer gergin. Daha önce kardeş kavgası oldu biliyorsunuz. Şu anda da her an bir kardeş kavgası olabilir. Büyük bir tehlike var.

Bayık diyor ki PYD; PKK’dır diyor. “PKK’nın siyasi koludur“ diyor. PKK’dır diyor. Sinirlioğlu Hoca ne diyor? Onun alakası yok diyor. PYD’nin. O bir siyasi partidir diyor. HDP gibi diyor. HDP çıkıp diyor mu? Biz PKK’nın siyasi koluyuz. Dediğinde direkt tutuklanırlar. Ama PYD açık açık söylüyor. Biz PKK’yız diyor adamlar. Cemil Bayık açıkça söylüyor. Sinirlioğlu Hoca bunu söyleyince nasıl mücadele edeceğiz adamlarla? Legal bir siyasi partidir diyor PYD. Ne diyeceğiz o zaman? Devletin Dışişleri Bakanı söylüyor. Hoca Allah rızası için bu üslubunu düzeltsin. Bu bizim aleyhimize kullanılıyor. Konuları anlatamıyoruz Avrupa’ya, oraya buraya. Buna bir çözüm getirsin. Böyle bir konuşma olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da bir taksi durağını ziyaret etti. Duraktakilerle beraber çay içen Erdoğan, durağa gelen telefonlara baktı. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hoca yaman. Halka inmeyi biliyor. Mesela şu yöntem, mükemmel bir yöntem. Halkın tam istediği. Çünkü bizden birisi imajını mükemmel vermiş oluyor. Bayağı güzel.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Daha önce PKK'lıların mezarlıklarına operasyon düzenlendiği ve mezarları yıkıldığı iddia edilmişti. Bugün ordumuz bu konuyla ilgili detaylı açıklama yaptı. Mezarlık olarak yapıldığı iddia edilen alandaki binalarda ele geçirilen mühimmat ve silahların listesi yayınlandı. Fotoğraflarla mezarlara dokunulmadığı gösterildi. Cephanelik olarak kullanılan on altı adet tek katlı yapı ve eklentilerin yıkıldığı açıklandı. Fotoğrafta var bu arada. Ele geçirilen silahlar arasında roketatar, antitank roketatar mühimmatı, kaleşnikoflar, uçaksavar mühimmatları, Kanas suikast silahı, gece görüş dürbünü, el yapım patlayıcı malzemeleri gibi çok sayıda malzemenin yanı sıra on beş kilo esrar vardı. Bununla ilgili haber bu şekildeydi. Sadece oradaki binaları ve mühimmatı toplamışlar. Yıkmışlar.

ADNAN OKTAR: Evet. PKK'nın aymazlığı ve ferahlığını görüyor musun? Türkiye'nin ortasında PKK kamp oluşturuyor ve bina tarzında tesis kuruyor. Tesisleri de garnizon gibi silahlandırıyor. Ama akıl almaz bir silah stoku yapıyor. Nasıl bir belanın içinde olduğumuzu göstertmesi açısından bu esaslı bir delil.

OKTAR BABUNA: PKK yöneticilerinin bir açıklaması olmuştu Hocam inşaAllah. “Biz silah falan bırakmayız. Türk askeri silah bıraksın” demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Nerenin silah bırakması diyor. Bu mezarlık konusunun açıklamasını istemiştik. Ben istemiştim. Allah razı olsun. Onlar da bir açıklama getirmişler. Çünkü belgeyle açıklayın dedik. İspat edin. Avrupalılar göstertiyor dedim. Anlattım. Değil mi? Fotoğraflarla, belgelerle gösteriyor. Yıkılmış binalar, şunlar, bunlar her şey ortaya çıkıyor dedim. Siz de bunu ispatlayın gösterin. Sözle olmaz dedim. Şimdi onu yapmışlar. Doğru yapmışlar. İyi yapmışlar. Ama tabii bu binaları bunları böyle pervasızca yapıyor olmaları da bu vakte kadar bu tesislerin görevde kalmış olması da ayrı bir felaket. 2015 yılındayız adamlar oralara muazzam binalar tesisler yapıyor. Türkiye'nin ortasında göz göre göre. Pervasızca da silahlandırıyor. Ve orayı adeta şehir haline getirmişler. Karışan, görüşen de yok. Bugünkü, dünkü iş değil bunlar. Çok eski konular yani.

Amerika'nın derdi orada uygulanan IŞİD şiddeti değil. IŞİD şiddeti hiç ilgilendirmez onu. Çünkü onlarla bir bağlantısı yok. Alakası da yok. Eğer IŞİD şiddetiyse Şii milisler de diri diri insanların derisini yüzüyorlar. Binlerce ev yaktılar. Damdan insanları atıyorlar. İnsan kellelerinden tepeler oluşturuyorlar Şii milisler. Hapishaneleri içinde tutuklular varken yakıyorlar toptan. Hep beraber insanlar binayla beraber yakılıyor. Amerika bir kere bile bunları eleştirmedi. Onların bir derdi yok adamların. Böyle bir olayla derdi yok. Orada uygulanan şiddet onu ilgilendirmiyor. Onun derdi günü Türkiye'nin bölünmesi. Türkiye'nin bölünmesi için kullanılacak olan bu katil ordusunun korunması. PKK'nın korunması. Amerika derin devleti çılgın gibi başkanlık sistemini savundu. Biran önce yapın dedi. Türkiye birleşik devleti olsun dedi. Öcalan'da diyor ki; Amerika'nın bu sistemi Türkiye'de uygulanması lazım. Türkiye Birleşik Devleti olması lazım. Başkanlık sistemine hemen geçmemiz gerekiyor. Biz AK Parti'yi bu konuda destekleyeceğiz diyor Öcalan. Böyle bir ortamda da Tayyip Hoca çıkıyor. "Başkanlık sistemini savunuyorum"  diyor. Mübarek sen aklı başında bir insansın. Belanın kapıya geldiği belli. Ve açıklamıyorsun da yani. Üniter sistemi savunan, bir başkanlık sistemini savunuyorum da demiyorsun. Meksika modeli diyorsun. Meksika Birleşik Devleti, Amerika Birleşik Devletleri’nin aynısı. Meksika'nın farklılığı mafya devleti olması. Mafyanın hakim olması. Amerika'dan farkı bu. Ama paramparça Meksika. Öcalan diyor, "Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz" diyor. “Biz AKP ile bu temelde başkanlık ittifakına girebiliriz” diyor. Onun için bu adamların seni başkan yaptırmayacağız falan bunlar hikaye. İçleri eriyor. Biran önce başkanlık sistemi gelsin de Türkiye param parça olsun istiyorlar. Ama Tayyip Hoca da, bunu açıklamıyor işte. Burada müthiş bir açmaz oluyor. Gürül gürül çıksın. Türkiye'de üniter sistemi asla yıktırmayız. Meydana gelecek olan başkanlık sisteminde apayrı bir sistem. Amerika Birleşik Devletleri’ne benzemeyecek. Meksika'ya da benzemeyecek desin. Çünkü Meksika'ya benzeyecek diyor. Meksika'ya benzemeyecek. Üniter yapıyı tam koruyan, federasyona kapalı, bütünleştirici bir sistem olacak desen zaten şu ana kadar kimse bir şey demez de. Zaten cumhurbaşkanlığından farkı yok onun. O yapının şu an ki cumhurbaşkanlığından bir farkı yok.

Şeytandan Allah'a sığınırım Maide suresi, 110; "Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, Mehdideyken de, (Mehdiyleyken de) yetişkin iken de" Yani kırk-elli yaşındayken de, "insanlarla konuşuyordun.  Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim." (Maide suresi, 110) Kitabı ve hikmeti; Kuran. Allah orada bir işaret veriyor. "Kitabı ve hikmeti."  Ardından Tevrat'ı ve İncil'i sayıyor. Buradaki kitap ne? Tevrat'ın Ve İncil'in dışında kitap ne var?

OKTAR BABUNA: Kuran.

ADNAN OKTAR: Kuran var. “Öğretmiştim.” Şimdi "Beşikteyken" anlamına da geliyor. " Mehdiyleyken" anlamına da geliyor. “Mehdiyle beraberken” anlamına geliyor. Kuran. İsteyen "beşikteyken de" anlayabilir. Ama "Mehdiyleyken de"  anlamına gelecek gibi. " Mehdiyle beraberken de" anlamına gelecek gibi. "İnsanlara konuşuyordun" diyor.

Özerklik, büzerklik falan diyerek bunların hepsi bölünmedir. Çok tehlikeli.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Siz zaten söylemiştiniz Hocam. Bütün olan bir ülkenin Başkanlık sistemine geçerek parçalanması dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Bütün olan bir ülkenin Başkanlık sistemine geçerek parçalanması dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir inşaAllah siz daha önce söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Başkanlık sistemi olan ülkeler zaten bölünmüş ülkelerdi. Başkanlık sistemiyle onları birleştirdiler. Ama bir bütün ülkenin parçalanıp başkanlık sistemine geçmesi dünyada yok. Böyle bir sistem hiç yok. Mesela Amerika paramparçaydı. Birleştirdiler başkanlık sistemi oldu. Ama sen bütünü bölüp başkanlık sistemine geçmeye kalkıyorsun. Bu hiç olmaz. İşte Tayyip Hoca’ya da o yüzden söylüyorum. O zaman yapmayacaksan böyle bir şey bunu hassasiyetle vurgularsın. Yapı üniter yapı olacak dersin. Bitti. Üniter yapı dersen zaten o başkanlık sistemini cumhurbaşkanlığından farkı kalmıyor. 2009 yılında Amerika’nın ünlü düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi’nin hazırladığı bir rapor var. Bu raporda diyor ki, “Türkiye federasyona geçsin ama bu halka alıştırarak yapılması lazım” diyor. Yani bizi ikna edeceklerdi. Federasyon olsun diye bir türlü diyemedi. Leyla Zana diyor ki, "Bize artık özerklik yetmez. Bizim mutlaka federasyonu sağlamamız, federasyonla ayrılık referandumuna gitmemiz ve kendi geleceğimizi, kendimiz tayin etmemiz lazım." İşte asıl samimi konuşan bu. Asıl amaç bu. Amerika'nın da asıl istediği bu. Adam seni ne yapsın? Büyük bir devlet olmalarını istiyorlar. Komünist, Stalinist bir devlet. Karadeniz'den, Akdeniz'e kadar Türkiye'yi bölmüş, parçalamış böylece İslam Birliği’ni yok edeceklerini düşünüyorlar. Türklük aleminin son kalesi Türkiye. Devreden çıkmış olacak. Konu da bitmiş olacak. Bu kadar. Ondan sonra bak adamlar ne diyor: "Müslümanları toplama kamplarına toplayalım" diyor. Orada kitle halinde imha etmeyi düşünüyorlar. Ama bunu yaparken de “Biz beceremeyiz. Bunu PKK'ya yaptıralım” diyorlar. Konu bu. Bak Mekke'yi bombalayalım diyor. Kabe’yi bombalayalım. Onu PKK'ya yaptırmayı düşünüyorlar asıl. Yani Müslüman alemini doğrudan karşılarına almak istemiyorlar. Ama PKK'ya yaptırırsa bunun doğru olacağını düşünüyor. Mekke, Medine'yi bombalatmayı hazır bu plan olarak düşünüyorlar. Bunun için havaalanlarına ihtiyaç var. Onun için bir askeri güç olması gerekiyor. “Biran önce devlet olun” diyorlar PKK'ya. “Geniş topraklarınız olsun. Havaalanlarınız olsun. Size uçak da verelim. Uçaksavar da verelim. Bomba da verelim. Ne gerekiyorsa verelim. Gidin Mekke'yi, Medine'yi bombalayın. Müslümanları kitle olarak yok edin. Kitle katliamı yapın. Ve onların başına bir deccal olarak sizi dikelim” diyorlar. Konu bu. Yani bir yandan buradan zemin hazırlığı var. Öbür yanda da Müslümanları pasifize eden bir ekip var.

Hakan Polat, “Hocam IŞİD Türkiye için tehdit olabilir mi?” IŞİD şu an hiçbir ülke için tehdit değil. Suriye'de boş alan var. Oraya oturdular o kadar. Irak'ta da boş alan var. Boş olan ülkelere oturuyorlar. Konu bu. Ama şu an PKK'nın desteklenmesi için derin devletlerin müthiş bir bahanesi olarak kullanılıyor. PKK'yı büyütmek için. Çünkü durduk yere PKK'yı desteklese Amerika olmayacak. Ama havadan tonlarla silah atıyor, malzeme atıyor. “Niye atıyorsun?” diyoruz. “PKK'ya silahı gönderiyoruz ki, IŞİD'le mücadele etsin.” Halbuki asıl Türkiye ile mücadele etmesi için silah atıyor. IŞİD'den köpek gibi korkuyor zaten onlar. İt gibi kaçıyorlar. Yani silahlı bir mücadeleye girmiyor PKK, IŞİD'le. Hiç girmedi. Sadece hava bombardımanlarında hedef gösteriyor. O gösterdiği hedefler de hep çoluk çocuk, yaşlı, kadın, Müslümanların olduğu bölgeler. Aslında Müslüman imhasını şu andan itibaren başlamış durumdalar. Kitlevi olarak. “Ne yapıyorsun?” diyorsun. “Ben IŞİD'liyi vuruyorum” diyor. Aşağıda IŞİD'li yok. Garibanlar var. Çoluk çocuk var. Kadınlar var. "Olabilir belki aralarında IŞİD'li vardır" diyor. Ve böylece adım adım, yavaş yavaş bu naif insanları, bu güzel insanları Müslüman toplumu yok ediyorlar göz göre göre.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Amerika'nın Irak ve Suriye'de yapmış olduğu hava saldırılarının yoğunluğunu gösteren bir harita vardı. Uygun görürseniz gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Evet. Bakalım.

BÜLENT SEZGİN: IŞİD'in merkezi Rakka olmasına rağmen en az bombardımanı neredeyse oraya yapmışlar. Daha ziyade dediğiniz gibi o Türkiye'nin güneyindeki…

ADNAN OKTAR: Evet yüksek sesle söyle. Kobani'ye yapılmış.  

BÜLENT SEZGİN: Kobani'ye, Şengal bölgesine.

ADNAN OKTAR: Şengal bölgesi evet yani PKK'nın korunması gereken bölgelerde müthiş bir yoğunluk var. Rakka'ya da usulen yapılıyor.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi evet.

OKTAR BABUNA: Tam da dediğiniz gibi o hattı da Akdeniz'e bağlayan bombardımana devam ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir an önce deccali sistemin kurulmasını istiyorlar.

Adamlar diyor ki, “Mutabakat metni var.” Durup durup onu söylüyorlar. Ben daha önce de söyledim. Mutabakat metni evet var dersin varsa. Kabul etmiyoruz şu an dersin. Ne olacak derse? Enayiliğine doyma dersin. Bu kadar. PKK'ya söylenecek söz budur. “Orada mutabakat yapmamış mıydık?” diyor. Tamam, olduğunu farz edelim.  O senin kerizliğinden, enayiliğinden. Hiçbir şekilde kâle almıyoruz. Kabul de etmiyoruz. Lafa bak durup durup sanki anayasaymış gibi. Ne mecburiyetimiz var? Kerevizliğinden onların, kereviz salatası olmasından. Alır yırtıp suratına atarsın. Bu kadar basit. Enayiliklerine doymasınlar.

Osman Baydemir, HDP'nin savunduğu demokratik özerkliğin ne olduğunu 2010’da anlatıyordu. “Özerk Doğu Karadeniz olacak” diyor. Doğu Karadeniz çünkü oraya da hakim olmaları gerekiyor ya ilk oradan başlıyor. Dilinin altından baklayı çıkarıyor. “Özerk Orta Karadeniz olacak.” Sonra ikinci aşamayı söylüyor. “Aynı zamanda özerk Kürdistan olacak.” Ama asıl üstünde durduğu özerk Doğu Karadeniz. Orayı bir kontrol altına alırlarsa konu bitecek. Özerk Orta Anadolu falan demiyor. Çünkü öyle bir konusu da yok. Direkt konuya geçmiş. “Özerk Kürdistan olacak” diyor. Böylece Karadeniz'den Akdeniz'e kadar bir hat. Ondan sonra İttihad-ı İslam'ı imkansız hale getirecekler kendi kafalarına göre. "Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar" diyor. Cenab-ı Allah şeytandan Allah'a sığınırım. "Onlar, ne kadar istemese de Allah nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor" diyor. İşte o Mehdi (a.s)’yle tamamlanacak. Bir kısmı da şeytandan Allah'a sığınırım, var ya Kuran'da "Sen ve Rabbin gidin savaşın." Adam çekip gidiyor bir yerlere. Müslümanlara diyor ki, “siz devam edin.” Dünyanın birçok ülkesinde öyle. Mesela Suriye'de de öyle. Orada garibanları, koskoca delikanlıları adamlar bıraktılar. Çocukları, anneleri, yaşlıları; kendileri Avrupa'ya gittiler. Niye gidiyorsun Avrupa'ya? “Refah içinde bir hayat istiyorum da onun için” diyor. İttihad-ı İslam'ı yaymak için, Kuran'ı İslam'ı daha rahat yaşamak için dese yine bir dereceye kadar insan düşünebilir. Ama niçin diyorsun. “Avrupa'da güzel bir hayat var da onun için istiyorum” diyor. Hani sen karşıydın Avrupa'nın müziğine, resmine, heykeline, dekoltesine karşıydın? Akın akın oraya gidiyorsun. Yaşlıları, çocukları da bırakmışsın. Sen önce yaşlıları, çocukları götür. Değil mi? Sonra kendin gidersin. Canının derdine düşmüş. Hepsi için demiyorum. Ama bir kısmı orada vicdanını kullanmıyor. Kardeşim çoluk çocuk hiç olmazsa onlara bir yardımcı olursun. Yaralandıklarında değil mi yaralarını sararsın. Yiyecek getirme imkanın olur. El kadar çocuk iki yaşında, bir yaşında çocuk. Ne yapsın o yani?

ERDEM ERTÜZÜN: “Düşmanlara galip gelince de biz sizinle beraber değil miydik” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Zaten hep beraberdik" diyor. "Biz yurtdışındaydık ama kalbimiz sizinleydi hep" diyor. Sen onu Müslümanlara böyle anlatıyorsun. Ahirette cehennem üstüne üstüne gelecek. Seni kapmak için çok sabırsızlanacak. Sorgun, sualin bittiğinde de cehennem seni çekip alacak gidecek. Orada nasıl anlatacaksın? Bu bahaneleri bakalım göreceğiz.

CAN DAĞTEKİN: "Biz müşriklerden değildik" diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Orada başka fitneler olmadı"  diyor."Biz müşriklerden değildik demelerinden başka fitneleri olmadı" diyor.

Biraz piyano dinleyelim. Devam edelim.

Başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: İran Lideri Ayetullah Ali Hamaney, terör örgütü IŞİD’in kurulmasının arka planında Washington yönetiminin olduğunu, örgütle mücadele adı altında oluşturulan koalisyonlara güvenilmemesi gerektiğini ileri sürdü.

ADNAN OKTAR: Hamaney aklı başında bir insandır, bir şey diyorsa yanlış da olsa boş değildir. Bir bildiği vardır. Çünkü IŞİD bahanesiyle PKK bölgeye oturtulmaya çalışıldığına göre burada bir acayiplik var. IŞİD’in ana merkezlerini Amerika vurmuyor fakat PKK’nın tehlikede olduğu her yeri akıl almaz şekilde vuruyor. Şimdi bunu böyle bize kakalamaya kalkarlarsa biz buna inanmayız.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye’de adı her zaman sivil toplum kuruluşlarıyla anılan Can Paker; “Halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte başkanlık sistemine geçilmiştir, bundan geriye dönüş yok. Türkiye’de beyaz Türklerin yetmiş yıllık kurumsal hakimiyeti AK Parti’yle yıkıldı. Bu yüzde on beşlik kesim başkanlık sistemi üzerinden korku yayıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi konuşma iyi gitmiş de en son kısım çok münasebetsiz olmuş. “Başkanlık sistemi üzerinden korku yayıyor.” Kardeşim korkulacak kadar var, Türkiye paramparça olacak. Ne yapalım lakayt mı davranalım? Türkiye Birleşik Devletleri’ne alkış mı tutalım? “Ne güzel Meksika modeline geçtik, mutluyuz” mu diyelim? Tabii ki tavır koyacağız. Ama ondan gerisi doğru, hakikaten Müslümanları adam yerine koymuyordu birçok adam. Şu an ayakları yere bastı. O doğru. Küçük bir azınlık Türkiye’yi yönlendirmeye çalışıyordu onlar da yere bastılar. Ama öbürü korku değil, o savunma refleksi. Vatanı, milleti bölünmesin diye savunan insanlar tabii ki titiz olacaklar. Lakayt mı davranalım? Meksika Birleşik Devletleri diye Cumhurbaşkanı açıklama yaptı, bu model istiyoruz diye. Biz de tavır koyuyoruz tabii ki ona. Bu olmaz. Tavır koyuyoruz derken kabul etmiyoruz. Millet olarak kabul etmiyoruz, Türkiye’nin yüzde sekseni-doksanı kabul etmez bunu. O geri kalan da bilmediği için kabul eder. Bilerek hiç kimse kabul etmez. Olacak iş mi şu? Amerikan derin devletinin silahla halledemediğini barışçıl yoldan halletmeye kalkıyor. Adam diyor bak; “Bir tek Güneydoğu için değil” diyor. Doğu Karadeniz’e de kafayı takmış bu. İlk bilinçaltındaki konuşma mantığı hemen yansımış. Bak, ilk Doğu Karadeniz’den başlıyor, ana hedef bu çünkü. Doğu Karadeniz, Güneydoğu ve Akdeniz. Bu kadar. Bir hat. Sonra “Türk İslam Birliği’ni unutun” diyecekler. Allah’ın Mehdi’sine set çekmeye çalışıyorlar, İsa Mesih’e set çekmeye çalışıyorlar, İttihad-ı İslam’a, Allah’ın nurunu tamamlamasına set çekmeye çalışıyorlar.  Buna müsaade yok, Allah müsaade etmez.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Nusaybin ilçesinde teröristler tarafından jandarma karakoluna uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlenmesi üzerine çatışma çıktı. Bu saldırıyla eş zamanlı olarak Mardin’in Dargeçit ilçesinde teröristlerin bıraktığı park halinde bulunan bir kamyonette yapılan incelemede üç yüz kilo bomba yüklü olduğu tespit edilince çevrede alınan güvenlik önlemlerinin ardından güvenli bir şekilde patlatılarak imha edildi.

ADNAN OKTAR: Üç yüz kilo. Türkiye’yi adamlar cephaneliğe çevirdiler. Üç yüz kilo yani iğne iplik değil ki bu. Bomba ve silahlar nereden temin ediliyor onun üstüne duralım. Bu herhalde bir fabrikada bir yerde üretiliyor. “Nerede yapılıyor, nerede sevk ediliyor?” bunun bir araştırılması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, etiketimiz listede.

ADNAN OKTAR: Her gün olduğu gibi maşaAllah. “Sevgi sevinçtir” doğru.

Birisi bana güzel bir şeyler anlatsın.

OKTAR BABUNA: İman hakikati anlatabilir miyim Hocam inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Evet ne anlatacaksın?

 OKTAR BABUNA: Sinir iletisini anlatabilirim eğer uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet o çok şaşırtıcı, hayret verici fakat tabii düşününce de tam beynin hayret merkezini tam harekete geçirmeyen bir anlatım, bir bilgi. Normalde şok olması lazım insan onu duyunca ama Allah beyne bir sistem kurmuş o şok oluşmuyor. O izah edilecek gibi bir şey değil.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Gelen birçok uyarı mesela bu ışık olabiliyor ses dalgası olabiliyor veya dokunmada olduğu gibi bu ciltteki alıcıları deforme eden herhangi bir uyarı elektrik sinyallerine çevriliyor. Ama bu bildiğimiz elektrikten çok farklı, şehir elektriğinden. Çok çok küçük düzeyde böyle yani şöyle söylenebilir; iki yüz voltluk şehir elektriği varsa, burada oluşan elektrik bunun, bir voltun binde birinden daha az oranda. Yani bir voltun binde birinden daha az bir oranda bir elektrik sinyali oluşuyor. Ve bir saniyenin binde biri kadar hatta daha kısa bir sürede oluşan bir elektrik akımı söz konusu. Bunun hızı da saniyede doksan veya yüz elli metre veya Formula 1 arabalarından daha hızlı, üç yüz yetmiş kilometre hızla gidebiliyor saatte. Son derece süratli oluşuyor. Şöyle oluşuyor; hücrenin üzerinde protein yapıları var. Bu protein yapıları bir uyarı olduğunda, bir minik elektrik uyarısı olduğunda birdenbire içi açılıyor bunların, dışarda bulunan tuz iyonları hücrenin içerisine giriyor. Bildiğimiz tuz iyonu. Şehir elektriğinde elektron akımları oluyor, burada bir iyon yani artı yüklü bir tuz molekülü. Hücrenin içerisine girdiğinde, hücrenin içerisi normalde hep eksi olarak tutuluyor ama o kadar düşük bir eksilik ki bu eksi yetmiş milivolt. Yani bir voltun binde birinin yüzde on beşi oranında bir elektriksel ortam var hücrenin içerisinde. Bunlar girdiğinde on beş milivoltluk bir değişim meydana geldiğinde birdenbire eşik değer, bu atlaya atlaya, hücrenin üzerinde kablolar var bu kabloların üzeri de -elektrik akımını yürüten kablolar- hakikaten elektrik kablolarında olduğu gibi izole edilmiş kablolarla sarılı, aralarında boşluklar var. Bunlar birbirini aktive ederek böyle sıçraya sıçraya gidiyor elektrik akımı. Normalde bütün uyarılar hepsi tuz iyonlarının hareketinden ibaret. Yani ışık, ses, dokunma, tat, koku hepsi aynı şekilde ama biri beynin arka tarafına gittiğinde ışık oluyor, diğeri beynin yan tarafına geldiğinde, bu elektrik atlaya atlaya tuz iyonları geldiğinde ses haline geliyor, üst tarafına gittiğinde dokunma oluyor, alt tarafına geldiğinde koku ve tat haline geliyor. Bütün sinir hücrelerinin de birbirinden bir farkı yok.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu burada anlatıldı. Şimdi görüntüyle ilgili elektrik geliyor, elektriğin karşısına ruh geçiyor elektriği üç boyutlu görüntü olarak görüyor, bir de gözü olmadan. “Göz olmadan insan görebilir mi?” diyor. İşte görüyor. Göz olmadan insan göremez diyorlar değil mi? Peki beynin içindeki elektriği bu gören, üç boyutlu gören ve renkli gören, ne bu? Gözü yok, siniri de yok hiçbir şeyi yok. Sadece o elektrik akımına bakıyor, bütün görüntüyü görüyor üç boyutlu olarak. Acaba o elektrik akımına bakıyor mu bir de o var? Böyle yetenekli bir gücün oradaki o zayıf elektrik akımına niye ihtiyacı olsun? Ve üstelik çok bozuk bir elektrik akımı, çok zayıf. Gelen akımda hiçbir şey yok. Bir yere bağlasan, bir televizyon ekranına falan hiçbir şey olmaz. Bulanık, flu bir şey oluşur. Hiçbir şey oluşmaz. Bu elektrik akımını karşısına geçip üç boyutlu görüntüyü gören, gözsüz gören kim? Yine öbür elektrik akımının da giden, kulaktan gelen elektrik akımının karşısına geliyor birisi, kulağı olmadığı halde dinliyor üç boyutlu stereo olarak sesi duyuyor. Öbürü de dokunma hissinin geldiği sinirin başına geliyor, parmağı yok, dokunma sağlayacak hiçbir şeyi yok, o elektriğe yaklaşıyor ve dokunma olayı oluşuyor beynin içinde. Bu kadar yetenekli bir gücün -kokuda da aynı şekilde, tatta da aynı şekilde- dili yok tadıyor, elektrik akımını tadıyor ve “ne güzel portakal, ne güzel limon” diyor “ne güzel üzüm” diyor. Diyor derken duyuyor yani konuşma yapıyor duyuyor, kulağıyla da duyuyor. Şimdi bu gücün benim gördüğüm elektrik akımına hiçbir şekilde ihtiyacı yok. Göze, kulağa, bacağa da ihtiyacı yok. Bu ne bu? Bu neyin nesi yani? Bilim adamları öbür kısmıyla ilgileniyor ama benim gördüğüm bu konuyu anlamak istemiyorlar. Ana konu da bu. Asıl görenle ilgilenmiyor. Buradaki acayiplik öyle anlatılacak gibi değil benim anladığım.

OKTAR BABUNA: Siz bir acayipliğe daha dikkat çekmiştiniz Hocam inşaAllah, onu da açıklayamıyorlar. Gözün normalde içinde sıvı var demiştiniz. Hakikaten ışığın buradan geçmesi zor. Sonra önünde damarlar var, sinir hücrelerinin önünde, onu geçmesi zaten imkansız. Onun arkasında iki kat sinir hücresi var, daha ışığa hassas hücrelere gelmeden önce. Onu da açıklayamıyorlar. Normalde gözün bir de üzerinde bir kör nokta var yani sinir kablosunun çıktığı yer orada artık ışığa hassas hücre hiç yok. Kocaman bir alanı görmüyoruz yani biz karşıya baktığımızda. Normalde gözün teknik olarak zaten yaratılış itibariyle görmesi imkansız.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi benim anladığım herhalde bilim adamları korkup utanıyorlar, birbirlerinden çekiniyorlar. Buradaki fevkaladeliği bağıra bağıra anlatmaları lazım.

AYLİN KOCAMAN: Bir tane bilim adamı bir şey söylemişti, beyinle ilgili çalışan bir bilim adamı; “Biz her yere baktık, beynin içine dışına her yerini inceledik, bu görüntüyü izleyen bir insan aradık, bir varlık aradık ama bulamadık” diyor. Ama sonucunda bunun ruh olduğunun sonucuna bir türlü varamıyor korkusundan Allahualem.

ADNAN OKTAR: Kardeşim neyse şimdi olayın daha detayına girmeyeyim de. Bunu anlamazlıktan gelmek bir suçtur, Allah katında bir suç. Fevkaladelik görülmeyecek gibi değil.

Çaktırmadan Türkiye'nin Güneydoğu’sunu vereceklerdi. Kendilerine göre İslam alemini de yavaş yavaş eritip yok edeceklerdi. Müslümanların garibanlığından istifade ile acımasızca bir katliam düşünüyorlardı. Allah boğazlarına tıkadı, hiç ummadıkları olaylar oldu. Bir de onların göremedikleri var, yarım gördükleri var; göremedikleri zaten onların çevresinde geziyor, yarım gördükleri de onlara asla müsaade etmez inşaAllah. Onu söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 24 Kasım Salı günü saat 14:00'te Hayata Dair programında Sedat Altan ve Pınar Akkaş'ın konuğu Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Gazeteci Yazar Mehmet Cemal Çiftçigüzeli. Sabah, Bugün, Milli Gazete, Zaman, Tercüman gazetelerinde yazar olarak tanıdığımız Sayın Mehmet Cemal Çiftçigüzeli aynı zamanda uzun yıllar Ayhan Katırcıkara müstear ismiyle yazılar yazdı. Bir de Adnan Bey, yakın zamanda bizim programlarımızdan birine katılmış olan Yeşilçam'ın unutulmaz ustası, birçok ödüllü filmi olan yönetmen senarist Oğuz Gözen bugün vefat etti. Rahmetli Oğuz Gözen sizi çok sevdiğini, programlarınızı severek takip ettiğini ve çalışmalarınızı çok takdir ettiğini söylemişti. Sizin kitaplarınızdan kendisine hediye etmiştik. Hatta sağlık durumu nedeniyle programı biz ertelemek istemiştik, geldiğinde sizi göreceğini düşündüğü için programın ertelenmesini kabul etmemişti. Arkadaşlarımızın katıldığı panellerden birinde de kendisine plaket takdim edilmişti.

ADNAN OKTAR: Mübarek bir insan olduğu belli. Allah gani gani rahmet etsin. Görüşmedik ama şimdi görüşüyoruz inşaAllah.

Müminleri sevdikleri karşılar. Biz iki doğunun iki batının insanlarıyız; hem cennetin iki doğusunu hem iki batısını şu an görüyoruz ama idrak edemiyoruz hem de dünyanın iki doğusundan biri olan doğu ve batıyı görüyoruz; biz iki cihetliyiz. Yani müminler iki cihetlidir; bir bedenleri cennettedir bir bedenleri dünyadadır. Zamansızlık boyutu içerisinde bu oluyor. Ama biz zamanlı olunca tabii ilgili zaman boyutunu sadece görebiliyoruz. Anı, an an yaşayarak görebiliyoruz; öbür yaşadığımız anı göremiyoruz. Şu an cennette de biz yaşıyoruz sevdiklerimizle ama o kısmı göremiyoruz. Zaman bize ikiye bölünmüş durumda yani çift cihetliyiz. Çift cihetli olduğumuz için cennet boyutunu yaşadığımız halde göremiyoruz. Onun için ölen şahsı bütün dostları karşılıyor; o da diyor ki "Ben öldüm de tamam, siz yaşıyordunuz siz ne zaman öldünüz?" diyor halbuki onlar çoktan ölmüş oluyorlar. Zamansızlık anlaşılacak gibi değil.

Fikret Bey, sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika'nın Virginia eyaletinden Senatör Richard Black, dünyadaki terör finansının Suudi Arabistan ve Katar tarafından sağlandığını belirterek Türkiye'nin Suriye'deki IŞİD, El Nusra gibi örgütleri desteklediğini öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Türkiye'nin? Türkiye sadece PKK'ya karşı mücadele yapıyor. Türkiye enayi değil. Onların ne olduğunu anlamadım da yani ne kafada olduklarını. Bıraksınlar bize münasebetsizliği, bizim Nusra'yla ne işimiz var, IŞİD'le ne işimiz var? Ne zorumuz yani? Türkiye'yi bölmeyi amaçlayan bir hareketi Amerika destekliyor, Amerikan derin devleti; Fransız, İngiliz derin devletleri destekliyor. Havadan bombardımanla PKK'nın hakimiyeti için geceli gündüzlü adamlar uğraşıyor biz de işi gücü bırakıp IŞİD'le uğraşacağız öyle mi? Bu münasebetsizliğe karşı en iyisi yine mektupla bunlara bu konuyu anlatalım tek tek. Çünkü uzun bir yazıyı da pek okumuyor bunlar, kitap falan okumuyorlar ama kısa bir yazı olursa bunlar ayıkabilirler. Yani bunu kabul etmeyeceğimizi anlamaları çok önemli. Bizi Ortadoğu'da böyle rahatça kafalanan, kandırılan bir topluluk olarak görüyorlar; kolay operasyon yapılan, kolay netice alınan bir yer olarak görüyorlar. Herhalde biz kendimizi tam tanıtamadık, iyi tanıtmamız gerekiyor. Bunu yapacağız, onlar da bizi iyi anlamış olacak kısmetse.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimizin vesilenizle gerçekleştirdikleri faaliyetlere dair haberler var, Adnan Bey. 17 Kasım Salı günü, Düzce Akçakoca'da kardeşlerimiz evde bir araya gelip sohbet etmişler. Bursa'dan kardeşlerimiz 12 Kasım'da Atatürkçü Düşünce Derneği Gemlik Şube Başkanı Emrah Murat Tacar'ı; Gemlik Muharip Gaziler Dernek Başkanı Kadri Tan'ı; CHP Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan'ı ve Gemlik Müftüsü Muammer Turan'ı ziyaret ederek sizin çeşitli kitaplarınızdan kendilerine hediye edip sohbet etmişler. Ayrıca ev sohbetinde de bir araya gelip Bediüzzaman Hazretleri’nin ve sizin kitabınızdan bölümler okumuşlar. Bir kardeşimiz geçen gün eserlerinizden sekiz kitap ve iki dergiyi Ümraniye Oto Sanayi'de dağıtmış. Kardeşlerimiz Çorum'un İskilip Bayat ilçesinde Perşembe günü sekiz yüz adede yakın kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Alanya'da 20 Kasım akşamı kardeşlerimiz toplanmışlar, sohbet etmişler. Konya'da çok sayıda A9 broşürü dağıtmış kardeşlerimiz sonrasında sohbet etmişler. Ankara'dan kardeşlerimiz 18 Kasım'da Demetevler Metro çıkışında elli adet kitabınızı; 19 Kasım'da Sincan Tren İstasyonu çıkışında doksan adet kitabınızı; 20 Kasım'da Batıkent Metro çıkışında elli adet kitabınızı; 21 Kasım'da Kızılay'da altmış adet kitabınızı dağıtmışlar. Şanlıurfa'da sizin Amerika'nın Göremediği PKK, Karanlık Tehlike Bağnazlık ve diğer kitaplarınızdan hediye etmişler halkımıza kardeşlerimiz. Antakya Merkez’de Türk İslam Birliği standı açmışlar ve iki yüz elli adet kitabınızı, altmış adet dergiyi, altmış adet tanıtım broşürünün dağıtımını yapmışlar daha sonra da beraber sohbet ederek dua etmişler. Gebze kent meydanında kitaplarınızdan yüz kırk üç adet ve dergilerden elli iki adet halkımıza ücretsiz olarak dağıtılmış sonrasında sohbet için kardeşlerimiz toplanmış ve kitabınızdan okumaya devam etmişler. Pazar günü Balıkesir'de halkımıza yüz yetmiş adet kitabınız dağıtılmış sonrasında da evde bir araya gelmiş kardeşlerimiz, sohbet etmişler. Adapazarı'ndan kardeşlerimiz 15-16 Kasım tarihleri arasında bin dokuz yüz adet A9 TV broşürünü dağıtmışlar ve onlar da çeşitli konularda sohbet etmişler evde. Son olarak geçtiğimiz akşam da Belçika'da kardeşlerimiz bir araya gelmişler, hazırladıkları sunumlar eşliğinde konular anlatıp sohbet etmişler ve sonrasında beraber yemek yemişler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. İçlerine samimi, dürüst arkadaşlar dahil oluyor, benim gördüğüm, gittikçe şimdi sayıları artıyor. Ama tabii karaktersiz, İslam'ı kullanmak isteyen, dini kullanmak isteyen, Müslümanları kullanmak isteyen çıkarcı, egoist, sinsi tiplerden de kaçınmak lazım. Böyle ahlaksız, basit insanlar Müslümanları kullanmak ister; kendi gücü imkanı dahilinde onlardan çıkar sağlamak ister, sinsice Müslümanlara yanaşmaya çalışır, hem kendi alemini dünyasını yaşar hem de Müslümanlardan bir şeyler elde edeceğini düşünür. Böyle insanları tabii kovmak değil de mümkün mertebe uzakta durarak ama kitap vererek, bilgilendirerek eğitmek lazım. Tabii yoksa zaten lağım gibi adamı lağımın içine itersen olmaz, iyi doğru yola kavuşması için ara ara nasihat edip daha çok Allah'a yaklaşması için gayret etmek lazım.

Hayret edici şekilde arsız bir kararlılıkla İslam alemini yok etmek istiyorlar, bazı işbirlikçi ahmaklar da onlara yardımcı oluyor. Kardeşim bu kadar aptallık olur mu? Ahirete gideceksin haysiyetsiz herif, ahirette doğrudan cehenneme gidersin. İmansızsan da bu dünyada çok aşağılanmış haysiyetsiz konuma düşmüş oluyorsun. Bu nasıl bir iştir? Yani yerli işbirlikçilere ben hayret ediyorum, bu haysiyetsizliklerine hayret ediyorum. Nasıl bir çıkarın var ki bu kadar karaktersizlik yapıyorsun? Dünyaları verseler insan böyle bir ahlaksızlığı yapmaz.

Yayla Dağ sınırında Suriyeli mülteci kıza bir güya TSK personeli tarafından taciz edildiği söyleniyor. İftira da olabilir, böyle şeylere hemen inanmak doğru değil araştırmak lazım. Ama Türkiye seksen milyon, suç işleyen insan da çıkabilir ayrıca, bu Türk Silahlı Kuvvetleri’ni lekeleyecek bir şey olmaz.

"Terörle mücadele ilimle olur, kan dökmeden yapılmalıdır." sözüme karşılık Arthur Sophie, "Benim profilimde Kandil düz ova haline getirilsin yazıyor tabii." diyor. Tamam, çok güzel düz ova haline getirilmesi. Dozerle bir yer açılıyor, düz ova haline getiriliyor; bir yer düz ovaysa dağ haline getiriliyor. Burada "Kan dökülsün." demiyoruz ki biz, "Kandil düz ova haline getirilsin." diyoruz. Gayet de rahat yapılabilecek bir şey.

AYLİN KOCAMAN: Bir videonuz var zaten onu seyretse anlayacaktır.

ADNAN OKTAR: Evet, onu incelemeden konuşmuş.

"Elli milyon oyu iki saatte sayabilen bir ülkeyiz Hocam." diyor. Bilgisayarla mı sayılıyor oylar?

OKTAR BABUNA: Elle sayılıyor, her sandığın oyları ayrı ayrı sayılıyor inşaAllah, tek tek.

ADNAN OKTAR: Dökümü yok mu onun? Vardır bir yerde dökümü, tamam, onu yayınlasınlar. Şüphe edecek bir şey yok ki onda.

AYLİN KOCAMAN: Yüksek Seçim Kurulu'nda oluyor zaten hepsi.

ADNAN OKTAR: Tamam. İnternette de yayınlasınlar mahalle mahalle, köy köy.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emniyet kaynaklarına göre PKK terör örgütünün Türkiye kırsalında yaklaşık iki bin beş yüz teröristi bulunduğu, yurtdışında ise eli silahlı ve çeşitli yaş gruplarında dokuz binin üzerinde örgüt üyesi olduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Dokuz binin çok daha üstündedir tabii. Sırf yurtdışından, Amerika'dan, Almanya'dan falan bayağı sapıklar geliyor, üçkağıtçı manyaklar geliyor. Nerede kriminal tip varsa onların içinde zaten. Bir de Kürt gençlerin de bir kısmını korkutarak içlerine sokuyorlar. Yahut çocuğa suç işletiyor mesela uyuşturucunun içine sokuyorlar, ispatlı oluyor; "Eğer PKK'ya girmezsen seni uyuşturucudan tutuklatırız." diyorlar, o da hapse girmemek için onların içine giriyor. Rezalet paçadan akıyor yani.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Esad bugün yaptığı açıklamada, Viyana toplantısında alınan altı ay içinde geçiş hükümeti ve on sekiz ay sonra seçim kararı hakkında; "Seçimde aday olmak benim hakkım fakat bu konuda konuşmak için çok erken." diye konuştu. Rusya'nın hava saldırılarının başlamasından bu yana Suriye'de durumun iyiye gittiğini söyleyen Esad, Viyana'daki görüşmelerin Moskova'da devam etmesini tercih ettiğini belirtti. Diyalogdan yana olduğunu ifade eden Esad, yeni bir anayasanın yazılması ve referanduma tabi tutulmasının da en fazla iki yıl süreceğini belirtti.

ADNAN OKTAR: İki yıllık ömrü var mı bakalım? Allah aşkına bu nasıl konuşma? Allah ömrünü uzun etsin ama bu dünya öyle zannettiği gibi bir yer değil. İki yıla Suriye'de insan kalmaz. Geceli gündüzlü insan öldürüyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Başkanı Barack Obama'nın IŞİD karşıtı koalisyondaki özel temsilcisi olan Brett McGurk, Özel Kuvvetler’in çok yakında yola çıkacağını bildirdi. Obama, Ekim ayında elli Amerikan Özel Kuvvetler askerinin Suriye'ye gönderilmesine izin vermişti. Amerika'nın CBS Televizyon Kanalı'na konuşan McGurk, Rojava'ya gönderilecek olan birliklerin IŞİD'e karşı savaşan PYD'nin silahlı kanadı YPG ile Rakka operasyonunun planlamasını yapacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm işte birlikte beraber PKK'yı bölgeye hakim etmenin derdindeler. IŞİD işin hikaye kısmı, onu bahane ediyorlar. Bu çok büyük bir vicdansızlık ve anormallik. Bu oyunu bütün dünyaya anlatmak lazım. Adamların derdi o değil, öyle bir şey olsa Taliban, El Kaide; hepsi hareket halindeler, hepsi birbirinin aynı. Onlara karşı operasyon yapıyorlar ama bütün ağırlık Türkiye sınırında oluyor ve dertleri günleri PKK'nın bölgeye hakim olması; ana konu bu. Ve bütün dünyanın önünde bu oyunu oynuyorlar.

Ahmet Kocataş; "PKK hakkındaki konuşmalarınız çok güzel. Gerçekleri konuşuyorsunuz. Sizi seviyoruz."

"Başkanlık sisteminde alınan kararlar çok hızlı devreye girecektir." Kardeşim bunun çözümü çok kolay; kanun çıkarırsın zaten başkanlık sistemiyle sen kanun çıkarmayacak mısın? Kanun çıkaracaksın hızlı hareket etmesi için. Yine kanun çıkart, hükümet senin elinde. Başkanlık sistemine ne gerek var? Nerede bir tıkanma varsa kanun çıkarırsın, en süratli netice alacak hale getirirsin.

Mehmet Taşdemir; "Hocam ülkemizin ve İslam aleminin düşmanlarına korkusuzca yanıt veriyorsunuz. Helal sana." diyor. Öyle, ben çekinmem.

ADNAN OKTAR: Şimdi kısa bir ara verelim. Sazlı sözlü güzel devam edelim sonra.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: O zaman piyanist durduğuna göre herhalde sesimi duyduğu için durdu.

Fikret, dinliyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre İsveç de terör korkusu artıyor.

ADNAN OKTAR: Kim?

BÜLENT SEZGİN: Deutsche Welle.

ADNAN OKTAR: Bu kimdir?

BÜLENT SEZGİN: Bir Alman kanalı Allahualem.

ADNAN OKTAR: Alman kanalı.

BÜLENT SEZGİN: Gazete.

ADNAN OKTAR: Gazete, tamam.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Terör korkusu artıyor İsveç’te. Özellikle Suriye’ye giderek IŞİD saflarında savaşan militan İslamcı gençlerin geri döndüklerinde buraları da kan gölüne çevirmelerinden endişe ediliyor. Benzer endişe ve korkular komşu ülke Danimarka’da da yaşanıyor. Paris saldırılarından sonra Danimarka polisi de güvenlik önlemlerini üst düzeye çıkardı.

ADNAN OKTAR: İşte İslam hâkim oluncaya kadar, Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar bu korku, bu dehşet karşılıklı atışmalarla, karşılıklı gelişmelerle devam edecek gibi görünüyor. Çünkü buna dur diyen yok bunu önleyen de yok, sadece teşvik eden var. Kavgayı bütün dünyada milyonlarca insan teşvik ediyor. Bunu durduracak olan, bu kavgayı ortadan kaldıracak olan beklemede şu an. Allah vakti gelince ki az bir süre kaldı. O ilgili şahsı ortaya çıkaracak ve bu kavga sona erecek. Böyle büyük kavga yaparlar, polis gelir ayırır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: New York’un en ünlü mafya gruplarından Sicilya kökenli Gambino ailesi, IŞİD saldırılarına karşı tetikte olan New Yorkluları bu örgüte karşı korumayı teklif etti. MBC’ye konuşan Gambino ailesinden Giovanni Gambino, mafyanın New Yorkluları FBI, İç Güvenlik Örgütü gibi kuruluşlardan daha iyi koruyabileceğini iddia ederek, “Resmi güvenlik kuruluşları genellikle geç harekete geçiyor ve olan bitenlerin tam resmini göremiyor, çünkü insan istihbaratları zayıf” dedi.

ADNAN OKTAR: Vay be önce babaya gidilecek. Baba kedi severken New Yorklular sıraya girecekler, baba koru bizi diyecekler ama polise gittiyse rencide olduğunu söyleyecek. Niye polise gittiniz? Şaka yapıyor herhalde değil mi mafya? İstihbarat gücü varsa devlete istihbarat versinler. Böyle böyle desinler. Devlet nasıl desin mafya? O zaman mafya devleti olur. Mafyaya muhtaçsa bir devlet o devlet olmaktan çıkar başka bir şey olur. Olmaz öyle şey. Ama devlete yardımcı olmak istiyorlarsa, bilgi ediniyorlarsa bir bilgi vermeleri lazım. İstihbarat tamam, istihbaratları güçlü olabilir çünkü hakikaten halk arasında adamları çok oluyor. Ama devletin gücü kıyası kabil değil. Ucu bucağı yok yani mafya ne yapabilir ki? Herhalde onu ücret karşılığı yapacaklar; daha da vahim. Orada halkı herhalde irrite edip, paniğe kaptırıp IŞİD’le mücadele için bütün dünyayı PKK’yla dost hale getirmeye çalışıyorlar. Çünkü Amerika PKK’yla anlaşıyorsa mafyayla çok daha rahat anlaşabilir. Çünkü mafya çok daha ehven, PKK’ya nazaran yani cinayetleri çok daha azdır. PKK’nın on binlerce cinayeti var dolayısıyla herhalde oradan bir ışık aldılar. Bu mafya yapılanmasına Amerika destek olduğuna göre bize de destek olurlar diye düşünüyordur. Amerika’nın böyle bir teklifi de anormal karşılayacağını zannetmiyorum. Çünkü mühim olan orada İslam aleminin yok edilmesi. İslam alemini deccaliyet olarak görüyorlar bunlar. PKK’yı bir deccal yapılanması olarak Müslümanların üstüne sürmeyi düşünüyorlar. Şimdi New York halkına verdikleri mesaj şu; “Devlet bile sizi koruyamıyor artık mafya sizi koruyacak duruma geldi o zaman bunları kim yok edebilir? PKK yok edebilir. O zaman PKK’ya hem silah verelim, hem para verelim, hem yardım yapalım, orada devlet kurmalarını sağlayalım. Hem IŞİD’i yok etsin, hem İslam alemini yok etsin, hem Türkiye’yi bölsün ne dersiniz?” diyorlar. Bu çok tehlikeli bir oyun, Amerika bunu yaptığına yapacağına bin kere pişman olabilir. Çünkü Amerika da her halükarda bir kanun hukuk devleti, kanun hukuk yakalarına yapışır. Bu gayri meşru oyundan vaz geçmeleri lazım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İtalya’da da eski bir gizli bir servis görevlisi mafyanın İtalya’yı terörden koruyacağını söyledi. Haftalık Panorama Dergisi’ne konuşmuş Edera kod adlı eski ajan. “İtalya terör saldırılarından ancak iki şekilde korunabilir. Telefon dinleme gibi önleyici müdahalelerle ve mafyayla.”

ADNAN OKTAR: Benim anladığım PKK’yı meşru hale getirmek için önce mafyayı meşru hale getirmeye çalışıyorlar. Yeni bir oyun tezgahlanıyor benim gördüğüm. İkisi eş zamanlı olmuş. Her yerde mafyayı ön plana çıkartıp dehşeti ve şiddeti daha da artırmayı düşünüyorlar. Şimdi mafya ön plana çıktığında IŞİD’in yeni hedefi mafya olmuş olacak. Mafyadan insanları öldürecekler onlar. Onlar da IŞİD diye Müslümanları öldürmeye başlayacak kan gövdeyi götürecek. Kimin ne yaptığı belli olmayacak yani kanunsuz hukuksuz müthiş bir kırım yaşanacak. Böyle akıl tutulmasına karşı aklı başında olan insanlar susmasınlar. Bu müthiş bir akıl tutulması. Böyle şey olmaz mafyayla hallolacak şeyler değil bunlar. Sevgiyle, bilgiyle, ilimle hallolacak şeyler. İkna ederek ve konuşarak olacak. Ellerinde o kadar televizyon kanalı var, gazeteler var, okullarda eğitebilirler. Herkesi aydınlatabilirler. Mafya bile bir bilgilendirme sonucu o insanları elde ediyor. Mafya da eğitimle olur. Bir mafya kültürü var onun sonucunda mafya oluşuyor. IŞİD de bir kültürle oluşuyor adamlar eğitiyorlar. Yanlış olan yönler anlatılır ve insanlar doğruyu gördüğünde doğrudan yana gelirler. Amerika’da da, İngiltere’de de her yerde mafya genellikle sağ görüşlü oluyor. Bu çok vahim. Bu sefer sağı bambaşka bir çizgide gösterecekler sağ eşittir mafya gibi gösterecekler. Bu da ciddi bir tehlike olur.

İkinci Dünya Savaşı başladığında Amerika Birleşik Devletleri Alman sabotajlarına karşılık New York limanının korunmasını mafyadan Lakünisyano organizasyonuna vermiş. Onlar korumuşlar. Herhalde bunların böyle bir mafya tecrübesi var, bu çok yanlış. Kanunla hukukla akıllı bir şekilde netice alınabilir.

Hz. Mehdi (a.s) için Tevrat’ta diyor ki, ahir zamanda gelecek Moşiyah, Mehdi (a.s) için “Yüzünün ışığıyla aydınlat kurtulalım” diyor. Yani yüzündeki nurla ışıkla aydınlat kurtulalım. Mezmurlar 80/7. Yine Mezmurlar 80/19’da, “Yüzünün ışığıyla aydınlat kurtulalım” diyor. Yine aynı. “Mısır’dan bir asma çubuğu getirdin, ulusları kovup onu diktin onun için toprağı hazırladın kök saldı bütün ülkeye yayıldı. Gölgesi dağları, dalları koca sedir ağaçlarını kapladı. Sürgünleri Akdeniz’e, filizleri Fırat’a dek uzandı.” Hz. Mehdi (a.s)’ın hakimiyetinden bahsediyor.  Gelişmelerin de Mısır’dan başlayacağını da belirtiyor. Oradan başlayacak diyor bütün her yere bak “filizleri Fırat’a dek uzandı” en son PKK’ya kadar. Onun da yenileceğine işaret ediyor Tevrat. “İlgilen bu asmayla, ilgilen sağ elinin diktiği filizle.” İşte bu filiz Hz. Mehdi (a.s) Moşiyah. “Kendine seçtiğin oğulla.” İşte bu Allah’ın Kendine seçtiği Moşiyah Hz. Mehdi (a.s). Mezmurlar 80/14-15 Tevrat’ta. Mezmurlar 80/17’de “Elin sağ kolun olan adamın üzerinde, Kendine seçtiğin insanın üzerinde olsun.” Sağ kolun dediği Hz. Mehdi (a.s) yine Moşiyah, Kendine seçtiğin insan dediği yine Hz. Mehdi (a.s) Moşiyah. “Ya Rab ülkenden hoşnut kaldın Yakup soyunu eski gönencine kavuşturdun.” Yani İsrail soyunu eski gönencine kavuşturdun. Yani Hz. Süleyman (a.s) devrindeki gibi. Diyor ya Kuran’da Hz. Süleyman (a.s) devri gibi olacak. 85/1. “Ya Rab sevgini göster bize, kurtarışını bağışla kulak vereceğim Rab Tanrı’nın ne diyeceğine. Halkına sadık kullarına esenlik sözü verecek yeter ki bir daha akılsızlık etmesinler. Evet, o Kendisi’nden korkanları kurtarmak üzeredir. Görkemi ülkemizde yaşasın diye sevgiyle sadakat buluşacak. Doğrulukla esenlik buluşacak. Sadakat yerden bitecek, doğruluk gökten bakacak ve Rab iyi olan neyse onu verecek. Toprağınızdan ürün fışkıracak, doğruluk önü sıra yürüyecek adımları için yol yapacak.” “Ey Ebu Hureyre” diyor “sen insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun.” Hz. Mehdi (a.s) grubuna söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ebu Hureyre dedi ki; “Ya Resulullah onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım. Resulullah buyurdu ki, onlar benim ümmetimde ahir zamanda gelecek bir topluluktur ki” Hz. Mehdi (a.s) topluluğu “kıyamet gününden tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklar. İnsanlar, durumları gösterip de onları gördükleri zaman onların peygamber olduklarını sanacaklar.” O Hz. Mehdi (a.s) topluluğunu görüp peygamber sanacaklar. Peygamberler geliyor sanacaklar. “Ta ki ben ümmetimdir ümmetim deyip de kendini tanıtıncaya kadar. Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgar misali geçip gidecekler.” Hiç sorguda sualde beklemiyorlar. Doğrudan cennete geçiyorlar. “Nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak” geçerken bak Hz. Mehdi (a.s) cemaati. El ve Asaya-il İbn-ül Arabi’nin eserinden.

Bediüzzaman’a Demokratik Parti iktidarı sırasında Pakistan Eğitim Bakan Yardımcısı Ali Ekber Paşa Türkiye’ye ziyarette bulunuyor 1952’de. Bediüzzaman’ı ziyaret ediyor bu şahıs, misafir Bediüzzaman’ı Pakistan’a davet ediyor orada her türlü imkan sağlanacağının taahhüdünde bulunuyor. Radyo istasyonu ve matbaanın tahsis edileceğini söylüyor Bediüzzaman’a. Bediüzzaman diyor ki, “Kardaşım Ali Ekber Şah” diyor adama “bu hizmetleri göğüs göğse yapmak icap ediyor. Siperin arkasında hizmet olmaz. Esas hastalık burada başladı” İstanbul’u bunu söylüyor. “Ben Mekke’de de olsam buraya gelirim asıl hizmet buradadır, cephe buradadır” diyor Bediüzzaman. Son Şahitler cilt 3, sayfa 238’de. Bak radyo yayını hepsini halledelim diyor Bediüzzaman kabul etmiyor. Cephe gerisinden olmaz diyor göğüs göğse mücadele gerekir diyor. Yani yurt dışından mücadele olmaz diyor. Tabii ilimle irfanla. Seyit Salih Özcan Ağabey’e haber veriyor bu şahıs konuşmak için. Seyit Salih Özcan Ağabey bayağı yaman Rahmetli canım benim “ben Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüm” dedi. “Bu aralar yine göreceğim” dedi sonra da Allah rahmet etsin bir süre sonra vefat etti. Dünya tatlısıydı maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Sizin hastaneyi ziyaretinizden bir fotoğraf vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Canım benim; bakabiliyor muyum? Dünya tatlısı evet maşaAllah. “Selam” dedim aleyküm selama benzer bir sesler geldi böyle, ses çıkarttı ama tabii çok zor konuşuyordu. Ama başını şöyle salladı hafif, bir parça gülümser gibi yaptı hafif.

OKTAR BABUNA: Sizi görünce tam uyanmıştı ama.

ADNAN OKTAR: Evet bayağı açıldı. Çok neşesi geldi.

Hz. Davut (a.s), Hz. Mehdi (a.s) için dua ediyor Allah’a “Sen ey Allah’ım ben kulun için bir soy çıkaracağını bana açıkladın. Bundan dolayı kulun önünde sana dua etme yürekliliğinde bulundu. Ya Rab sen Allah’sın. Kuluna bu iyi sözü verdin. Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamayı uygun gördün. Çünkü Ya Rab onu kutsadığın için sonsuza dek kutlu kılınacak.” Bu soy işte Hz. Mehdi (a.s)’la biten bir soy.

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi üzerine biliyorsunuz Cezayir bayraklarıyla kutlama yapan tüm Müslüman Cezayirlilerin üzerine Fransız ordusu ve polisi tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı kırk beş bin Cezayirli şehit edildi; kırk beş bin, otomatik silahlarla. Akıl almaz bir katliam yaşandı. Fransa mesela utanmıyor bu yaptığı katliamdan. Bunun için özür de dilemiyor. Hiç suçu günahı yok. Adamlar çatıdan çıkıyor tarıyorlar. Onun video filmi de vardı. Yüz otuz iki yıl sürdü bu işgal, Fransız işgali; bir milyondan fazla insanı şehit etti Fransa, bir milyondan fazla.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Piyanoyla yayınımıza devam ediyoruz.  

Masaüstü Görünümü