Harun Yahya

Sohbetler (25 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir şey yapıyor olmak diğer bir şeyi ertelemeyi gerektirmez. Bazı tipler oluyor yemek yiyordum telefona bakamadım, telefona bakıyordum yemek yiyemedim, çalışıyordum tebliğ yapamadım, tebliğ yapıyordum çalışamadım. Bunlar münasebetsiz izahlar yani bahaneler çok çirkin bahaneler. Ahirette sorulduğunda bülbül gibi şakır böyle tipler. İman zafiyetinden oluyor, akıl zafiyetinden olur. Bahaneye gerek yok.

Şeytandan Allah’a sığınırım, cennette “ve zeraviyyu” güzel halılar yaygılar olacağından bahsediyor Cenab-ı Allah. Süslü halılar, yerler böyle halıların çok çok güzel kıyaslanmayacak şekilde yaygılar olacak diyor yerde.

Cennetteki su kristal gibi mükemmel ve ayrı zevki var dünya suyu gibi değil.  “Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.” (Gaşiye Suresi, 12) diyor. Sürekli beslenen su sistemi var, küçük ırmaklar, büyük ırmaklar.

Yastık, cennetin ünlü özelliklerinden birisi de güzel yastıklardır, süslü görülmemiş güzellikte yastıklar.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün 25 Kasım Başbuğ Türkeş’in doğum yıldönümü. Kendisini sevgi ve rahmetle anıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Başbuğ çok muhterem, çok akıllı, şuurlu gerçek dava adamıydı. Çok güzel devlet terbiyesi vardı. Devlet terbiyesini de birçok gence öğretti. Şimdi onun yetiştirdiği gençler devletin en önemli kadrolarındalar. Türkiye’ye adeta ruh verdi ruh, Başbuğ’un özelliği o. Efendilik, nezaket, vatana, millete, bayrağa, devlete olan sevgi o konuda en güç şartlarda, en zor şartlarda eğitim verdi.

Başbuğ’un bir yakını belirli bir zaman dilimi içinde gelmişti buraya, Başbuğ’u anlattı bana çok detaylı. Dünya tatlısı. “Hep ayakta anlatırdı” diyor. Parti teşkilatına gidiyormuş mesela ilçe teşkilatına hiç oturmadan ayakta herkese işte ülkücü ruh, vatan millet sevgisi, Allah sevgisi, Allah korkusu. Başbuğ’un mühim bir yönünü daha detaylı anlattı, “tasavvuf yönü vardı” dedi yani “mürşit yönü vardı” dedi. “Tasavvufta mürşit yönü vardı” dedi. Hiç bilinmeyen bir yönü. O da Başbuğ gibi konuşuyor. Başbuğ çok “efendim” derdi. “Efendim” arada cümlenin arasına giriş yapardı sonra yine konuşmasına devam ederdi. Tok sesli, kurt bakışlıydı hakikaten, bildiğin normal kurdun gözü gibiydi gözleri, yapısı da öyleydi. Koyu gözlü bayağı keskin çok hareketliydi gözleri. Çok efendi, böyle tane tane konuşan, çok imanlıydı, imanı bayağı kaviydi Allah’a çok güveniyordu. Ondaki ruh çok hayati, Başbuğ’un gençlere verdiği ruh çok çok hayati. Ailesine sahip çıkmak lazım. Bu ciddi çapta yapılması gereken bir konu. Öbürü vefasızlık olur, ayıp olur. Nasıl yapılacak? Tabii sevenler zaten koruyup kolluyorlardır o ayrı mesele de benim dediğim resmi yönden yani devlet desteğiyle korunup-kollanmaları. Devletin koruma altına alması, devlet imkanlarıyla yani.  

Başbuğ’u ben bizzat görmüştüm, anlatmıştım. Sohbet etmiştik. Bir kendi mülkü olan ülkücülerin bağlantı kurduğu, işte kaldığı, faaliyet yaptığı bir bina vardı. O semti bilen yok değil mi burada? Bak hep bunlar üçüncü nesil. Orada ayakta karşılamıştı beni. Akıl almaz hürmetliydi. Mesela ben oturmadan oturmadı o kadar nezaketli. Tam Osmanlı beyefendisi, çok çok asildi böyle. Hiç boş konuşmuyor, havadan sudan hiç konuşmaz hep vatan millet bayrak o tarz.

Yine bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi şifadır” diyelim. Çünkü hakikaten her şeyi çözen, hastalıklara da, sosyal bunalımlara da her şeye de en etkili ilaç sevgi. Bitki bile sevgide bayağı güçlü gelişiyor hayret ediyorum. Mesela sevilen balık çok dinç oluyor bayağı sıhhatli oluyor. “Sevgi şifadır mutluluktur” diyelim. Yahut mutluluk yönünü başa alalım “Sevgi mutluluktur şifadır.”

Serdar M Ebuzer, “Çok cesursunuz. Otuz yıldır takip ederim hiç taviz vermediniz komünizme ve PKK’ya. Devlet başkanları bile bu kadar sert eleştiri yapmaz. Helal olsun size” diyor. MaşaAllah.

Cüneyt. Vahiy geldiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) uykusunda da vahiy var ama bu nadir. Bayağı net rüya şeklinde öyle bizim bildiğimiz rüya şeklinde değil. Uyanıklık gibi. Ama ekser Kuran hükümleri birçok şey, dünyevi konularda da biliyorsunuz vahiy geliyordu, onlar Kuran’da yoktur onun şahsına yönelik, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedemin şahsına yönelik de vahiyler geliyordu. Ama mutlaka uyanık. Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy geleceği vakit zaten hissediyor. Bir ağırlık şeklinde, üstünde ciddi bir ağırlık çöküyor. Diğer sahabeler de bunu fark ediyor zaten, rengi soluyor veyahut kızarmaya başlıyor. Vahiy tam başlayacağı anda da Peygamberimiz (s.a.v.) gözlerini kapatıyor. O zaman sahabeler de gözlerini kapatıyorlar bakmıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Genellikle de tamamında Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstü tülbentle örtülüyor nezaketen. Yüzü başı tamamen örtülüyor omuzlarına kadar tülbentle yüzü örtülüyor. Vahiy devam ediyor. Zaten anlaşılıyor vahyin devam ettiği. Oradaki herkesin üstünde de bir basınç oluyor. Vahiy bittiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzünden tülbendi açıyorlar. Ondan sonra o kendine geliyor daha bir rahatlıyor yani bir yarı baygınlık gibi oluyor vahiy geldiğinde. İlk başlarda ezberlemeye çalışıyordu Peygamberimiz (s.a.v.) dilini kıpırdatarak. Cenab-ı Allah “bir daha yapma” dedi. “Ezbere almaya çalışma, Biz sana zaten onu ezberleteceğiz, kalbine raptedeceğiz, o bizim işimiz” diyor Cenab-ı Allah “sen sadece dinle” diyor Allah, o şekilde. Çok uzun sureler geliyor mesela ayet hepsini su gibi ezberden söylüyordu sonra. İlk başta Peygamberimiz (s.a.v.) tedirgin oluyordu unutur muyum acaba diye. Çünkü çok büyük bir sorumluluk. Unutmamak için sürekli tekrarlıyor, o da onu çok yoruyordu, Allah “bir daha yapma” dedi yapmadı.

Cenab-ı Allah diyor “Biz sizi arkanızdan sarıp-kuşattık.” Biz ekranın sadece ön cephesini görüyoruz arka cephe hiç görünmüyor değil mi şu an? Cephe ekran görünüyor o kadar. “Ben sizi arkanızdan sarıp-kuşattım sizi oradan seyrediyorum” diyor Allah “ve görüyorum” diyor “ve dinliyorum, konuşmanızı da Ben yaratıyorum” diyor. Buradaki hatırlatmada ne var? “Sizi istesem” diyor “arkanızdan da çeker alırım. Arkanızda duruyorum” diyor Allah. Her insanın öyle “sırtınızdayım” diyor Allah. Cepheden de görür Allah yandan da her cihetten görür ama o detayı veriyor.  Bak “siz sadece cepheden görebiliyorsunuz ama Ben sizi sırttan da görüyorum” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus uçakları Türkiye sınırına yakın Öncüpınar Sınır Kapısı’na beş kilometre mesafede bulunan Azez kasabasını ve yardım TIR’larının olduğu koridoru bombaladı. Saldırıda yardım gönülsü yedi kişi şehit oldu, on kişinin yaralandığı, yirmi TIR’ın yandığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: İşte bu bizim asla kabul etmeyeceğimiz olaylar. Ben her türlü adam öldürme, kan akıtma, bombalama olayına karşıyım. Fikirle düşünceyle olur. Böyle bir dehşet ve vahşet sistemini asla kabul etmem.

BÜLENT SEZGİN: Vurulup yanan TIR’ların resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Önceden söylenmesi lazım. Eğer insani yardım malzemesiyse “Biz insani yardım malzemesi getireceğiz” çünkü bir savaş var Suriye’de. Yani kabul edilmese de bir devlet var Suriye devleti var. Bu TIR’lar Suriye hükümetine haber verilmesi gerekiyor giderken. Sevgiyle ilimle iknayla diplomatik yollarla halledilecek konu dehşet ve vahşet yöntemine çevrildi. Kıran kırana.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün de “Rusya ve Türkiye kardeştir” başlıklı yazınız yayınlandı yabancı basında. Tayvan’ın en önde gelen iki İngilizce gazetesinden biri olan dört yüz bin tirajlı The China Post Gazetesi ve onun internet sitesinde çıktı bu yazınız. “Rusya ve Türkiye kardeştir” başlığını taşıyor. Rus uçağının düşürülme olayı sonrasında tarafların itidalini korumalarının önemini vurguluyor, Türk-Rus dostluğunu ve sevgisinin uzun yıllara dayandığını, sağduyu ve aklıselimle hareket edildiği takdirde bu sorunun üstesinden gelinebileceğini anlatıyorsunuz yazınızda.

ADNAN OKTAR: Dostluk her yönden kar ve güzellik getirir. Sevgi her yönden kurtarıcı olur. Çünkü nihayetinde biz İttihad-ı İslam oluşturduğumuzda Rusya’da pırıl pırıl aydınlık bir İslam anlayışı hakim olacak. Müslümanlar camiye gidecek, Hristiyanlar kiliseye gidecek, Museviler sinagoga gidecekler müthiş bir özgürlük ortamı olacak. Türkiye ile Rusya’nın sınırlarını kaldıracağız, vize olmayacak, pasaport olmayacak. Orada kazasko oynayacağız buraya gelip harmandalı oynayacağız güzel bir ortam olacak. Ama keyif için şeytanın azgın kan dökücü ruhuna uygun bir üslup kullanılmasın. Bundan kaçınmak lazım.

İlhan Aslıipek, “Ben Selçuk Üniversitesi’nde okuyan öğrenciyim. Sizleri çok severek takip ediyorum. Özellikle Hocamız’ın üzerinde sürekli durduğu turan idealini sürekli desteklemesi bana gurur veriyor.” Bu şaşacak bir şey değil ki. Konya, Yozgat, Çorum, Turhal, Tokat Türkiye içinde, değil mi? Türkistan, Tacikistan, Kazakistan onlar da aynı. Yozgat’ın özelliği ne? Türk Müslüman değil mi? Örf anane gelenek her şeyimiz aynı, onlarla da aynı. O zaman ayrı olmanın anlamı ne? Mesela Ruslar hepsi bir aradalar, Almanlar hepsi bir arada. Türk kavmi de makul olan bir arada olmasıdır. Dolayısıyla vizelerin pasaportların kalkması suretiyle müthiş bir dostluk bağı, arkadaşlık bağı kurulması gerekiyor. Ama hiçbir ülkeye, hiçbir devlete, hiçbir ırka, hiçbir dine düşmanlık olmaz. Hepsini seven, sayan, koruyup-kollayan bir ruh, bir ahlak anlayışı her yere hakim olması lazım.

“Sağ kurtulan pilotu uyarmadılar” diyorlar. Bugün bizim Genelkurmay ses kayıtlarını yayınlamış. Defalarca uyardıklarına dair ses bandı var. Üst üste, üst üste defalarca uyarılıyor.

Ufuk Karaman. Tabii Müslümanlıkta bir velayet sistemi vardır. Bütün Müslümanlar birbirlerini öz kardeşini destekler gibi desteklerler. Bu doğru yani Kuran’da mebzul ayet var.

“Hocam, masadaki şişeler için bir soru sordum alkolsüz mü diye, neden cevap vermiyorsunuz?” Palı Beyi MRTAKDL. Göster de rahatlasın. Ne yazıyor orada? Sıfır alkol ne demek? Alkolsüz içki.

Emre Doğru, “Mahalle yanıyor, siz “sevgi mutluluktur şifadır” diyorsunuz” diyor. İşte yangını önleyecek söz budur. Yangın neyle önlenir suyla engellenir değil mi? Yangın seyredilmez. Sen yangını seyrediyorsun, biz “sevgi mutluluktur şifadır” sözüyle şeytanın beynini parçalıyoruz. Şeytanın en rahatsız olduğu söz nedir biliyor musun? Sevgi sözüdür. Şeytanın beynini parçalar sevgi sözü. Şeytanın en nefret ettiği sözdür sevgi.

Oradaki Türkmenler yıllardan beri hiçbir şekilde hiçbir yere saldırmadılar hep savunma konumundalar. Onların hepsi akrabadır yani aynı soydan gelen akrabalar köylüler hep oranın köylüleri. Terbiyesizlik yapmasın o tombul Salih Müslim.

Ali Kol 2, “Bazı yanlışlarınız var alemciyim falan.” Alemciyim. Yetmiş bin alem var. Alemlerden biri de bizim dünya alemimiz yani içinde bulunduğumuz alem. Ben de alemciyim. Ne güzel alemcilik. Neşeli, sevgi dolu, kadınları seven, müzikten hoşlanan, eğlenceden hoşlanan hayat dolu insan demektir.

Ayşe Küçükosmanoğlu, “Bu uzlaştırıcı tavrınız takdire şayan.” Tabii öyle olmak lazım.

Alper İnanç, “Hocam Selam.” Şeyh Ahmet Yasin Hocamız bir şey diyorsa doğru yapıyordur o.

“Hocam saygılar. Milyar dolarlık servetiniz olduğu söyleniyor.” Orada para istiyormuş. Ufuk Karaman. Benim ilginçtir, öyle üstüme kayıtlı hiçbir malım mülküm falan yok. Bankada da param da yok. Herkesin az veya çok bir şeyleri vardır yani ufak da olsa bir şey vardır bende öyle bir şey yok. Ama zamanı gelecek sular seller gibi para dağıtacağız, mal dağıtacağız, yiyecek dağıtacağız. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s’)’ın hazinelerini, yardımcılarından oluruz da biz bizzat dağıtırız. Ben de sizler de. Bütün Müslümanların malı adeta bütün Müslümanlara ait. Mesela bir oğul babasının evine nasıl gidiyor, kapıyı açıp giriyor, buzdolabını açıp yiyor, değil mi? Aynı bu hakka sahip oluyor Müslüman. Çünkü bütün müminlerin malı ortak oluyor velayetten dolayı. Ama tabii gönül rızasına dayalı olarak. Hani böyle gasp etme gibi değil de mümin kendi severek malını veriyor, evine severek davet ediyor. Kapıyı vuruyor mesela diyor ki “ben Allah misafiriyim” diyor, “oo” diyor seviniyorlar. Hz. İbrahim (a.s) nasıl seviniyor misafirleri görünce? “Hemen sevindi geldiklerinde” diyor Allah ayette. Hemen buzağı kestiriyor, süt getirtiyor, yoğurt getirtiyor. Mesela Konya’da bir eve girecek “Selamun Aleyküm.” Konya’daki İstanbul’daki bir eve gelecek “Selamun Aleyküm.” Hemen ona misafir odası ayrılacak, beraber yiyecek içecekler. Mesela baktı ki ceketi güzel değil kaldırıp atacak onu çöpe, “al sana yeni ceket” diyecek kendi ceketlerinden ona bir ceket verecek. Sistem budur.

“Amerika Birleşik Devletleri’nde satanistler son olaylarda baskı gören Müslümanlara sahip çıkıp istiyorlarmış. Ne düşünüyorsunuz?” Orhan Güven. Zaten satanistler gerçek anlamda satanist olmuyor. Onu işte etkileyici bir şey olarak görüyor, kadın da olsun erkek de olsun cazip bir şey gibi görüyorlar. Yoksa şeytanı onlar odunla kovalar yani. Gerçek anlamda satanist olmaz zaten. Şeytana inanan zaten Allah’a inanır niye şeytanla uğraşsın?

Halis Şimşek, “Hocam Tokat Zile’den sevgiler. Nasılsınız? Bu arada süpersiniz” diyor. MaşaAllah.

Gundi. AK 4147, “Suriye, Türkiye, İran ve Irak bölünmesin.”

Ramazan Yılmaz, “Hocam, ellerinizden öper duanızı beklerim. Allah kısmet ederse Bayırbucak Türkmen kardeşlerimizi destekliyorum” diyor. Tamam. Bir olay çıkmadan, kanun hukuka göre hareket edersen güzel.

Oktar Hocam anlat.

OKTAR BABUNA: İman hakikati anlatabilir miyim Hocam?

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: DNA zincirinin üzerinde protein kodlayan bölgelere gen deniyor. Bunlardan yirmi beş bin tane var iki metrelik DNA zincirinde;milimetrenin milyonda biri kalınlığında yaklaşık DNA zinciri. Bu yirmi beş bin tane bölgenin toplamı DNA’nın yüzde ikisinden daha az bir bölge meydana getiriyor. Bu her bir gen yani yirmi beş bin taneden bir tanesi birden çok daha fazla protein üretebiliyor. Allah şöyle bir sistem yaratmış genin üzerinde mesela genin otuz santimlik bir yer olduğunu düşünelim, protein kodlayan bölge, kodlamayan; kodlayan kodlamayan parçalar var. Bunlardan mesela bir sinekte bir tanesinde doksan sekiz tane protein kodlayan bölge var arada kodlamayan bölge var. Bunları kırpılma metodu denen bir metotla protein kodlayan bölgeden çıkartıyor proteinler tarafından ve bunlardan otuz sekiz tane değişik protein üretilebiliyor. Mesela şöyle bir örnek verebiliriz; protein birinci parçayı alıyor buna yirmi yedinci parçaya ekliyor, seksen üçüncü parçayı ekliyor üçünü bir araya getirdiği zaman bir protein oluyor. Aldığı işarete göre her zaman doğru proteini üretiyor. Bunun normalde bilimsel bir açıklaması yok. İstediği gibi otuz sekiz bin tane proteinden kapkaranlık bir ortamda o parçaları ayırıp istediği kombinasyonu yaparak doğru proteini her zaman üretiyor.

ADNAN OKTAR: Mesela işte bu dünyayı ayağa kaldıracak bir olay. Ama bunun idrakte hayrete dönüşmesi gerekirken insanların hayret mekanizmasında bir kasılma var. Hayretten adeta bayılacak hale gelmesi lazım, şaşkınlıktan şaşkınlığa düşmesi lazım. Dünyayı mesela uzaylılar doldursa insan nasıl şaşırır? Onun bin katı daha çok şaşırması lazım. Beyinde bu şaşırmayı tutan nedir? Hangi telkin bunu açar bunun üstünde durmak lazım. Şu anlattığın olay beyini felç edecek bir şey yani insanı hayretten hayrete düşürecek çok büyük bir olay.

Twitter’da en çok konuşulanlarda ikinci sıradayız.

Tabii, bu kavgalar mucize olarak oluyor, insan fıtratında kavga yok insan yapamaz bunu. Adam öldürmek çok korkunç şey, bombalamalar, şunlar bunlar. Ama imtihan için de bu illaki gerekiyor. İşteCenab-ı Allah böyle bir ortamda Mehdi’sini ortaya çıkarıyor, İsa Mesih’i böyle bir ortamda ortaya çıkarıyor. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) ve İsa Mesih için uygun ortam olmuş olmuyor. İyi insanlar böyle ortamda çıkıyor. Mesela barışı, sevgiyi böyle bir ortamda muhafaza etmek çok güçtür. Bir an önce kavgaya girmek ister insanların birçoğu. Ama biz ısrarla sevgiyi savunuyoruz. Hiçbir baskı bizim itidalli mutedil hareket etme özelliğimizi kaldırmıyor. Hiçbir yazışma, hiçbir konuşmayla bizde olumsuz bir ruh hali gelişmiyor. Israrla sevgi, kardeşlik, barış, akılcılık, dostluk, neşe, sevinç bunların üstünde duruyoruz. Bak kaç türlü telkin yapılıyor bize, kaç türlü konuşma yapılıyor, olaylar kaç türlü gelişiyor hiç fark etmiyor. İllaki sevgi.

İlkokulda çeşitli silgiler vardı böyle kokulu silgiler. Kokulu kalemler olurdu, bayağı da kokuyordu. Kalemtıraş olurdu, küçük sepet olurdu orada, çöp sepeti. Kalemtıraş böyle güzelce kullanıp kalemleri uygun hale getirirdik. Silgileri hoşlanmadığımız bir şey olduğunda silerdik, bir de elin kenarıyla o itiliyor ama oralar da batıyor üst baş. O önemli olmuyor. Defterlerin kenarında mutlaka süsleme şartı vardı, çiçek, üzüm, şu bu renkli olarak yapardık her sayfaya. Ama bayağı da görüntüsü güzel oluyordu, hoş oluyordu. Sonra bize bir tarih cetveli istediler işte Hunlar bilmem ne, bütün olaylar resimli olarak yapılacak. O milimetrik çizim olan kağıtlar vardı onu rulo haline getirmiştik rulo gibi. İlk tarihten başlayıp en sonuna kadar tek tek, Atina’nın resmini falan hepsini çiziyorduk tek tek. Haritalar, Türkiye haritası ezberden yapılıyor. İlkokuldaki eğitim aslında en güçlü eğitim orada oluyor, en zorlu eğitim orada oluyordu. Her şey öğretiliyor. Ortaokul ikinci derecede ama pratik eğitim yok, çocukların hayatta kullanacağı halbuki görgü, nezaket, saygı, materyalizm nedir, Sünnilik nedir, Alevilik nedir?  Pratik hayatta kullanılacak bilgiler verilmesi lazım. Tıp bilgileri mesela tansiyon nedir, kolesterol nedir? Bayılan bir insana ne yapılır? Eşya dizaynı nasıldır? Birçok şey öğretilebilir. Habire fizik formülleri ezberletiyorlardı. Kaybolacağı belli, unutulacağı belli. Tarih bilgisi; işte Atilla kaçta doğdu, kaçta öldü? Onu çocuk nasıl muhafaza etsin? Ömür boyu kalmayacağı belli, hiç.

Ali Sarıgül yazmış, “Hocam çalışmalarınız çok değerli hikmet dolu. Adeta seddi Zülkarneyn (a.s) gibi küfre set oluyorsunuz” diyor.

Ali Özkan, “Mübarek Sultanım Adnan Hocam, sizi çok seviyorum. Allah’ım izin verirse yanınızda olabilirseminşaAllah, Kudüs’te sizinle ve Hz. İsa (a.s) ile namaz kılabilirsem ve Hz. Mehdi (a.s)ile namaz kılabilirsem. Sultanım beni de götürün Kudüs’e.” Bolu Hamza Bey Köyü’nden Özkan. “Allah’a emanet olun” diyor.

Oktar yine dinliyorum seni. O demin anlattığın konuyu bir daha anlat.

OKTAR BABUNA: DNA’nın üzerinde DNA’da bütün özellikler kodlanıyor proteinler yoluyla. Proteinleri kodlayan bölgelere gen deniliyor. Protein veya RNA kodluyorlar ama protein kodluyorlar asıl. Yirmi beş bin tane bölge var iki metrelik DNA üzerinde. Bu bölgelerin, yirmi beş bin tane ayrı genin toplamı DNA’nın yüzde ikisinden daha az bir bölgeyi oluşturuyor. Bu genlerden bir tanesi birden fazla protein üretebiliyor. Sinekte mesela on beş bin tane genden bir tanesi bu şekilde otuz sekiz bin tane ayrı protein üretebiliyor. Tek bir gende otuz sekiz bin tane ayrı protein. Allah şöyle bir sistem yaratmış değişik proteinlerin üretilmesi için; bütün genin tamamında küçük küçük protein kodlayan bölgeler var. Protein kodlayan bir bölge, hemen yanında kodlamayan, onun yanında tekrar kodlayan, kodlamayan. Böylece toplamı bunların, doksan sekiz tane protein kodlayan ve arada da doksan sekiz tane protein kodlamayan bölge var. Bir tane proteinin oluşması için herhangi bu parçalardan birkaç tanesinin birleştirilmesi gerekiyor ama kapkaranlık bir ortamda. Bunu yapan proteinler o parçaların tamamını çıkartacak önce, kırpma yöntemiyle ayıklaması gerekiyor o doksan sekiz tane parçayı. Bunlardan değişik kombinasyonlar meydana getiriyor ama bu son derece zor bir şey. Örneğin bir proteinin diyelim otuz sekizinci parçanın, sonra kırk yedinci parçanın, sonra da üçüncü parçanın yan yana gelmesi gerekiyor. Otuz sekiz bin tane proteinden sadece bir tanesi bu. Proteinler hangi protein gerekiyorsa onu o doksan sekiz tane parçanın arasından buluyor. Mesela otuz yedinci parçayı alıyor, sonra gidiyor seksen yedinci parçayı, sayı sayması gerekiyor, seksen yedinci parçayı getiriyor onun yanına koyuyor. Sonra gidiyor başa dönüyor üçüncü parçayı alıyor ona ekliyor bir tane protein meydana getiriyor ama bu mutlaka ihtiyacı olan protein gönderiyor onu. Sonra başka birkombinasyon yapıyor, sonra başka bir kombinasyon. Bu bilimsel hiçbir açıklaması olmayan, kimsenin açıklayamadığı bir konu.

ADNAN OKTAR: Bir de bu parçaları herhangi bir yerde birleştirdiğimizde bir protein olmuyor değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani dışarıda birleştirdiğimizde.

OKTAR BABUNA: Ama onun bir de bin beş yüz tane ayrı proteinde tekrar katlaması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Evet ama birleştirmek istediğimizde, birbirine yapıştırdığımızda yapışıyor mu bunlar?

OKTAR BABUNA: Yapışmıyor.

EBRU ALTAN:Teknik olarak olmuyor zaten mutlaka hücre içinde yaptırılması gerekiyor.

OKTAR BABUNA: Kimse yapamıyor onu evet.

ADNAN OKTAR: Evet.

Hayrettin Koş; "Bir dişin üçüncü kez çıkması bana göre mümkün, kök hücreyle belki. Size göre?" Olur tabii, olabilir. "DNA'nın kopyalanması, hücredeki faaliyetler çok muhteşem olaylar ama niye yeteri kadar şaşırmıyoruz?" İşte orada bir gariplik var.

Dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Mardin'in Nusaybin ilçesinde on üç gündür devam eden sokağa çıkma yasağını değerlendiren Mardin Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, "Sokaklar paramparça, susuz. Ekmek yok. İnsanlar bizi “perişanız, açlıktan kırılıyoruz” diyerek arıyorlar. Ama bunları bile ulaştıramıyoruz. Sokağa çıkma yasağı halkı korumak içinse gelsinler halkla konuşsunlar." dedi.

ADNAN OKTAR: Hayır, ekmek dağıtımı olsun zaten, ara ara bu sokağa çıkma yasağı da kaldırılabilir de. Ekmeği, yiyeceği, ilacı vatandaşların hepsine sağlanması lazım hatta ücretsiz ekmek dağıtımı olması lazım. Orada görevliler herhalde buna titizlikle dikkat ediyordur. Çünkü ekmek, yemek olmadan yaşamaları umulmaz, mümkün değil. Halkın ihtiyaçlarını ayrı ayrı tek tek sorabilirler, soruyorlardır. O kadar başıbozuk bir sistem olduğunu zannetmiyorum. Yetkililer ara ara açıklama yapsalar bu tip izahlara karşı çok dengeleyici olur, bayağı iyi olur. Hani "Siz bilmiyorsunuz ben biliyorum." gibi oluyor ama bunu terse çevirmek lazım. Halka gösterilen titizlik, ilgi, alaka, şefkat; tıp konusunda nelere dikkat ediliyor, yiyecek içecek konusunda nelere dikkat ediliyor; herşeyin açıklanması lazım. Yasağın da, sürekli zannetmiyorum ki devam etsin. Yani sürekli olmaz. Ara ara kaldırıldığını duyuyoruz, televizyonda haberlerde söylüyorlar. Yani idarecilerin bilgisi olur bu tip şeylerde. Ama yine de bir anormallik varsa söylesinler, biz de ilgilileri uyaralım.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK'ya Çözüm Eğitim Sisteminde

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın.

Masaüstü Görünümü