Harun Yahya

Sohbetler (30 Kasım 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Kuş, balık falan havalar soğuyor, hayvanların ısılarına çok dikkat etmek lazım, yani ev şartlarına göre ayarlı oldukları için onlar.

Bülent Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PYD, halihazırda kontrol ettiği Afrin ve Kobani’yi birleştirmek için Rus şemsiyesi altında iki yönden harekete geçti. PYD 5 gündür Rus hava uçaklarının desteğiyle, Suriye’nin kuzeyindeki Azez-Cebarlus hattında ilerlemeye çalışıyor. Söz konusu bölge Türkiye ve Amerika’nın IŞİD’den arındırmayı planladığı güvenli bölge olarak biliniyor. Putin 23 Ekim’de, “PYD ile Esat rejimi güçlerinin birleşmesi gerektiğini” söyleyerek, örgüte Suriye’deki iç savaşa rejim safında devam etme çağrısı yapmıştı. Konuyla ilgili bir de harita vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. O bölgede çatışma var. PKK’nın Akdeniz’e ulaşması için uğraşıyorlar. Amerika da seyrediyor, Fransa da seyrediyor. IŞİD farz edelim 1000 kişi şehit ettiyse, PKK 100 bin kişi şehit etmiş terör örgütü, bunlar teröre karşı değil, bunlar Müslüman’a karşı. Bak PKK Müslümanlığa karşı diye hem Rusya, hem Amerika, hem Fransa derin devletleri destekliyor. Bu çok anormal bir durum. Terörist olmasını önemli görmüyor. Fransa teröristi cumhurbaşkanlığı sarayına çağırıyor. Mecliste konuşma yaptırıyorlar teröriste, teröriste silah veriyorlar. 100 binin üstünde insanımızı şehit etti PKK. Komünist, Stalinist oldukları için, onları terörist olarak görmüyorlar. Müslüman olanı terörist olarak görüyorlar. Bunların derdi terörist aramak değil. IŞİD’in, en az 100 misli cinayeti vardır PKK’nın, hiç önemli görmüyorlar. Ve bütün güçleriyle Fransa, İngiltere, Amerika, Rusya PKK’yı destekliyor, sırf Allah’sız Kitapsız, dinsiz imansız diye ve Müslüman düşmanı diye. Müslümanlar da daha hala uyuyor, daha hala bakan da ne diyor “bu parti nihayetinde” diyor, PYD’ye. “PKK ile alakası yok, hatta karşılar” diyor. Öcalan’ın emrinde Stalinist bir örgüt, nasıl terör örgütü olmaz?

BÜLENT SEZGİN: Putin bugün Paris’teki iklim toplantısında konuştu Adnan Bey. “Türkmenler bahane, IŞİD petrolü için Rus uçağını vurdular” dedi. Şöyle diyor: “Uçağımızı vurma kararının, petrolü tankerlere doldurmak üzere limanlara sevkiyat yollarının güvenliğini sağlama isteğine dayandığını düşünmek için nedenimiz var” dedi.

ADNAN OKTAR: Putin şimdi burada ayıp yapıyor. O kadar uçağın var imkanın var havadan fotoğrafla belgele, konu bitsin. Tamamen hayali. Bir tek şahidi ispatı olmaz mı onun belgesi fotoğrafı olmaz mı, koskoca tanker. Sen yardım malzemesi getiren tırları vuruyorsun. Böyle bir şey olsa, tankerleri de havaya uçurursun, değil mi? Petrol tankerlerini havaya uçurursun, anında. Sorana da dersin işte “Türkiye’ye gidiyordu petrol tankeri havaya uçurdum” dersin. Tek bir vakıa yok, tek bir fotoğraflama yok, tek bir belge yok. Putin itibarını sarsacak şeyler yapıyor. İslam aleminde sevilen bir insan, bunu böyle yaparsa, bu olmaz. Sözüne güvenilir insan konumunu devam ettirmesi lazım. Bu olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan da Putin’e cevaben “terör örgütlerinden petrol alacak kadar şerefsiz değilim” dedi. “Terör örgütleriyle bu tür alışverişleri yapacak kadar haysiyetsiz değiliz. Burada çok çok iddialı bir şey ortaya koyarım, böyle bir şey ispat edildiği anda bizim milletimizin asaleti şunu gerektirir; ben bu makamda durmam. Ama Sayın Putin’e diyorum ‘sen o makamda durur musun?’ Bu kadar açık bunu konuşuyorum. Bugün bunu buradaki bazı liderlerle de paylaştım, biraz sabırlı olalım, biz duygusal davranmayalım, bütün bunların hepsini görelim. Eteklerde ne kadar taş varsa dökülsün. Ondan sonra bizde varsa birikmiş taşlar, biz de dökmeye başlarız.”

ADNAN OKTAR: Putin’in böyle bir üsluba girmesine şaşıyorum. Bizim tanıdığımız bildiğimiz Putin’le bunun alakası yok. Böyle bir şey varsa, fotoğrafı belgesi nasıl olmaz? Orada askerin var, uzmanların var, PYD’li komünistler emrinde zaten, YPG senin emrinde. Öyle bir petrol taşıması olacak da, onlar görmeyecek olacak iş mi bu? Anında yakalarsın. Ayrıca Amerika da bu işe karşı olduğuna göre, gece görüşlü kameraları var, Amerika tespit eder. Havadan sürekli tarıyor. İngiltere tespit eder, Fransa tespit eder, ajanları var, her yer ajanlarıyla dolu. Dolayısıyla bunun inandırıcılığı sıfır. Çok gereksiz girişler bunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Vefatının 3. yılında “Risale Akademi’nin Dünyayı Aydınlatan Anadolu Ağabeyleri Programı” kapsamında, Ankara’daki merkezde gerçekleştirilen Mustafa Sungur Ağabey’i anma programına Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Sait Özdemir ile Mehmet Fırıncı Ağabeyler katıldı. Daha önce programa geleceğini bildiren Abdullah Yeğin Ağabey ise rahatsızlığından dolayı tebrik ve selamlarını gönderdi.

ADNAN OKTAR: Allah şifa versin ağabeyimize, uzun ömür versin. Diğer ağabeylere de Allah sağlık sıhhat afiyet versin. Hz. Mehdi (a.s)’ı görmeyi nasip etsin, zahir olmasını Allah onlara göstersin. “Abdullah Yeğin Ağabey görecek” diyordu Sungur Ağabey. “Ben gencim ondan ama o daha zinde” dedi yanımda “ben daha erken ölürüm ama o daha uzun yaşar” dedi “o görür benim kanaatim” dedi. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin. “Sungur Ağabey sen daha gençsin” falan dedim ben “yok yok Bediüzzaman bu yaşlarda öldü, ben de bu yaşlarda öleceğim” dedi. Hakikaten dediği gibi de çıktı, o şaşırtıcı. Ben baya ısrar ettim “ağabey Allah sana uzun ömür verecek inşaAllah” dedim, “yok yok öyle değil daha erken öleceğim” dedi. “Bediüzzaman’ın yaşadığı kadar yaşayıp öleceğim” dedi. Hakikaten dediği doğru çıktı. Ben kendine telkin yapmasın diye konuştum ama pek etkisi olmadı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tahir Elçi’nin öldürüldüğü yerde bu sabah olay yeri incelemeye giden savcılara uzun namlulu silah ve el yapımı patlayıcı ile saldırı yapıldı. Güvenlik güçlerinin anında karşılık vermesi üzerine kısa süreli çatışmanın yaşandığı olayda can kaybı olmadı. Dün de inceleme yapmak üzere olay yerine giden başsavcı Ramazan Solmaz’ın da aralarında bulunduğu heyet, çatışmanın ortasında kalmıştı. 2 polis memuru yaralanmıştı.

ADNAN OKTAR: Olayı PKK’nın yaptığının bir başka delili de bu. Uzaktan ateş etmeleri, olayın aydınlanmasından tedirgin olmaları ve her türlü rezillikten.

Dünya müthiş bir denemeden imtihandan geçiriliyor. Türkiye de olayın merkezi olduğu için, en ağır denemelerin yoğunlaştığı yer, yine Türkiye oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağı yer olduğu için. İsrail Hz. İsa Mesih (a.s)’ın çıkacağı yer olduğu için olaylar gittikçe tırmanacak gibi görünüyor önümüzdeki aylarda. En sonunda iki büyük grup Ehli Kitap ve Müslümanlar Tapınak tepesini kaplayacak. Hatta “dağ ikiye ayrılır” diyor Tevrat’ta. İşte o ayrılma, o. Bir bölümüm Müslümanların bir kısmı Ehli Kitap, çok çok kalabalık olacak. Tabut-u Sekine getirilip Mescid-i Aksa’nın önüne konacak, o zaman işte cinnet hali oluşacak. Çünkü Kuran’da belirtilen bir mucize. Kutsal emanetler alenen dendiği gibi ortaya çıkacak. Ama tabii biz imtihan oğlumuz için, aklın ihtiyarı kalkmaz. Adam, o gerçek Tabut-u Sekine mi şüphe edebilir. İçindekiler gerçekten kutsal emanetler mi şüphe edebilir. Analiz de yaptıracağız ama buna rağmen yine şüphe edebilirler. Analiz yapan yer bağladılar diyebilirler. Eğer o kadar şüpheciysen, artık havada takla at ne diyelim. Hz. Mehdi (a.s) acaba bu mu? O olur, onu şüphe edebilir onda bir mahsuru yok. Hz. İsa Mesih (a.s)’dan da şüphe edebilir yani imanı sarsacak bir şey değil. Ama imanın nuruyla anlaşılır hissedilir, zannı galip oluşur ama iman meselesi değildir.

BÜLENT SEZGİN: Tarihin ispatı olacak değil mi Adnan Bey yaptıkları?

ADNAN OKTAR: İspattan ziyade bir kanaat getirtmek, zannı galip, galip olan zan “Allahualem, o” diyeceğiz. Çünkü imtihan dünyası her an her şey olabilir diye düşüneceği için insan. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra bir meyusiyet başlıyor. Hz. İsa Mesih (a.s) devreye giriyor ama o da çok kısa bir süre devam ediyor. İnsan olumsuz telkine açık bir varlık. Üç beş şarlatan şeytan adamı çıkıp, makaleler yazacak, işte “bu adam” farz edelim “masonlar, tapınak şövalyeleri tarafından desteklendi, İsrail de destekledi, gizli güçler destekledi başa getirdiler, aslında alakası yoktu” diyecekler. “Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da annesi babası vardı ama gizlediler, normal bir insan o da” diyecekler. Kutsal emanetlere de, “bir yerde bunları oluşturdular, getirdiler kutsal emanet diye insanlara gösterdiler aslı yok” diyecekler. “Kıyamet de öyle yakın falan değil” diyecekler. “Daha dünyada yeni başlıyor olaylar” diyecekler “böyle bir şey yok.” O yüzden acayip azıp-dağılacak insanlar. “Ne dinin dedikleri doğru, ne İslam’ın” diyecekler. Bilimde biraz daha ilerleme olacak. İşte bu hücre parçaları hücre falan, artık adamlar diyecek ki “biz de Allah gibi insan yaratabiliriz, insan oluşturabiliriz” demeye başlayacaklar. İşte en azılı deccaliyetin tezahür edeceği dönem, o. Dünyayı maneviyattan tamamen koparacaklar, sevgiden tamamen koparacaklar. Alenen Allah’ın varlığını bildikleri halde her şeye bir açıklama getirmeye kalkacaklar. O telkin altında insanların aklı zayıf olduğu için, zayıflayacağı için, imana kalpleri kapanacak. Kuran göğe ref ediliyor. Kuran’ın sayfalarını dahi bırakmayacaklar. Dini kitaplar, eserler, tesisler, sinagoglar, kiliseler, camiler hepsini yıkıp yok edecekler. Veyahut işte meyhaneye yahut başka eğlence yerlerine çevirecekler. En son Kabe’yi yıkıyorlar. Diyor ya adam “Kabe’yi bombalamamız lazım” diyor geçenlerde bir tanesi. İşte bu içlerinde içgüdüsel olarak duruyor o, şeytan kışkırtıyor. Kabe’yi yıkmak, hep kafalarında küfrün büyük ideallerinden birisidir “Kabe’yi bir yıkabilsek, camileri bir yakabilsek.” Bilinçaltında öyle bir hastalık şeklinde vardır. Kuran yakmak, zaman zaman yakıyorlar ya Kuran’ları, o içgüdüsel şeytani bir dürtü olarak bilinçaltlarında var. Ama Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra daha kendilerini özgür görecekler. Hz. İsa Mesih (a.s)’dan sonra daha azgınlaşacaklar. Mesela Kuran’ı topluca yakacaklar. Dini kitapları topluca yakacaklar. Müslümanları katledecekler. Şu an mesela büyük bir Müslüman katliamı var ama onun çok çok üstünde olacak tabii. Az Müslüman kalacak zaten dünyada, onlar da gizleyecekler kendilerini. Gizledikleri için, onlara bir şey olmayacak. Mesela göz imasıyla namaz kılıyor. Abdest mesela gizlice banyoda farz edelim fayansa elini sürüyor teyemmüm ediyor, suyla abdest almıyor anlarlar diye. Namazını da gözle kılıyor, bir şekilde anlarlar diye. Konuşmaları da küfür gibi anlamamaları için. Ayette var ya kendilerini gizlemeyle ilgili “orada helal olur” diyor Allah. Onun dışında küfür söz edemezsiniz. “Ama bir can kaygısı varsa olabilir” diyor Allah. Can kaygısından dolayı, kendilerini küfür ehli gibi tanıtacaklar. Ama Cenab-ı Allah tabii Müslümanların uzun süre bir rahatsızlık çekmemeleri için, “güzel kokulu bir rüzgar gönderecek” diyor, adam evinde otururken güzel bir koku hissedecek gül kokusu gibi, halbuki canını almaya gelen Azrail (a.s)’ın kokusu o. O derince içine çektiğinde, orada vefat edecek, Cenab-ı Allah onun canını alacak. Sonra, Cenab-ı Allah Kuran’da söylüyor, gökyüzündeki büyük bir taş, teğet geçti diyorlar ya, teğet geçmesi zaten alenen mucize. Teğetin bir mantığı yok, her seferinde çarpması lazım normalde. “Tam sıyırdı geçti” bütün gazete haberlerinde böyle oluyor dikkat ederseniz. Bu nasıl bir şeydir ki sürekli sıyırıp geçiyor? Israrla ve kararlılıkla sıyırıp geçiyor ama dokunmuyor. “Dokunsa bütün dünya birbirine girer” diyor. “Ama dokunmadan geçti” diyor. İşte “gözlemliyoruz.” Bir de son derece rahatlar eminler çünkü vakit gelmemiş. Ama hicri 1545-2120. belki 2119 olur, 2121 olabilir ama 2120 gibi. Bazen Cenab-ı Allah hafif bir şaşırtma verir daha azsınlar diye. Tam öyle bir durumdayken, müminlerin canı alınmışken, o göktaşı dünyaya yandan vuruyor. Kuran’ın ifadesiyle “bir daha vuracak” diyor Allah “iki kere vuracak” diyor. Muhtemelen spin atacak vurup delip geçecek, kabuğu kırıp geçecek, sonra çekim etkisiyle yeniden gelip bir daha vuracak, o son vurmada farz edelim 12 büyüklüğünde depremler, büyük depremlerle. Birdenbire olmuyor, dağılıp-parçalanma süreci başlıyor dünyanın. “İntizamsız hareketlerle” diyor Bediüzzaman “başını başka seyyarelere vurur” diyor. “Ve izni ilahiyle güneş batıdan doğmaya başlar” diyor. Ama bunlar çok seri gelişen olaylar. Bu çarpmanın etkisiyle dünyanın dönüşü duruyor ters yönde dönmeye başlıyor. Ama tabii çok büyük depremlerle olay devam ediyor. “Onun sonucunda meydana gelen müsademe” diyor yani intizamsız hareketlere başlayacak dünya diyor “başını başka seyyarelere vurur” diyor. Mesela ay-güneş birbirine giriyor yani şiddetli bir müsademe çarpışma oluyor. “İzni İlahiyle de kıyamet kopar” diyor. Adamların bütün kalbiyle sevgiyle bağlandığı dünya, toz-duman oluyor. “Yer içindekileri dışarı atar” diyor, magmayı kast ediyor Kuran. Bütün magma boşalıyor yerin içindeki ve alan dümdüz oluyor. Bu Satürn’ün kenarında falan var ya böyle düz yer ona benzer bir düzlük, ince bir tepsi gibi oluyor iyice yayılıyor. Tabii zaman olmadığı için biz bu şeyleri o kadar uzun görmeyeceğiz zaman algısı olmadığı için. Çünkü bunlar an içinde olup bitmiş şeyler. Başka bir yıldız için mesela o soğuyor, vakit geçiriyor bir başka varlık bakışı için. Ama insan bakışı için öyle değil, hemen yeniden kainat kuruluyor. Biz son zamanda geldik. Mesela uçağın vurulması, Rusya’yla Türkiye’nin arasının açılması, o da bu alametlerin bir devamı. Çok küçük bir şey gibi görünüyor ama Allah çok büyük neticeler meydana getiriyor. Kabe’nin arazisinin dümdüz olduğunu görecek Müslümanlar ama bir şey diyemeyecekler. Muhtemelen dozerle falan düzeltecekler. Fiili bir saldırı var ama sembolik o. Asıl hafriyatla dozerlerle şununla bununla araziyi dümdüz açacaklar. Bütün o katmanları her yeri yıkacaklar. Yürüme alanları falan dümdüz, arazisini toprağını açıyorlar. Muhtemelen ağaçlandırmak isteyecekler. Geniş bir alan şekline getirecekler. Müslümanlar o yöne doğru kılıyorlar, ses çıkartmıyorlar fakat o yöne doğru namaz kılacaklar. O devri bizden sonraki ikinci kuşak görür. Şimdi yeni doğanlar İslam’ın hakimiyet devresini ve sonuca doğru gitmesini falan görürler. Hicri 1437’de doğan bir çocuğu düşünelim, rahat rahat hicri 1506’yı görebilir, değil mi? 70 oluyor, rahatça görebilir. “1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içerisinde vazifeyi tenviriyesini yapmaya devam eder” diyor. Yapıyor ama dinleyen pek yok. Ama şiddeti o kadar güçlü olmayacak, zayıf. Nasıl Fransa’da orada burada Müslümanlara baskı yapılıyor, adam anlatıyor ama dinleyen yok, ona benzer, gittikçe dozu artarak. Ama ondan sonraki kuşak 1506’dan sonra, zaten 45 sene var geriye, ikinci kuşak onlar rahatça görecekler; hem kıyameti, hem bozulmayı. “O devirde bir de kısırlık yayılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Adamlar pek çocuk yapmayacaklar, nedeni belli değil. Belki onlar kendi kafalarına göre bir mantık ortaya koyacak olabilirler. Yahut bir hastalık olarak da olabilir. Ama bence felsefi bir nedenden yani bir mantık üzerine pek çocuk yapmayacaklar. Kısırlık yayılacak, belki cinsi sapıklık yayılacak, ondan dolayı olabilir. Kadın kadınla, erkek erkekle olduğu için, nüfus çoğalmayacak olabilir. Çünkü sapıklığın yayılacağını bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v). Sırf pislik olsun diye putlara dönecekler, bildiğin normal put eğlenmek amacıyla, ahlaksızlık olsun diye putlara tapınmaya başlayacaklar. Var ya bazen böyle züppelik olsun diye yapıyor inandığından değil de. Bazısı da hakikaten egzotik buluyor kendi kafasına göre değişik oluyor o yüzden yapıyor. O tarzda puta tapınma da başlayacak ama İslam’ı şiddetle yasaklayacaklar.

Güneş ve ay birleşiyor, “yıldızlar kararır” diyor Cenab-ı Allah. Yıldızlar demesi çapının çok büyük olduğunu gösteriyor kıyametin. Yani sırf bize ait bu bölgeye ait olmadığını gösteriyor. Yani yeni bir evren, yeni bir kainat oluşuyor. Muhtemelen bütün evren bir kara deliğe dönüşecek, yeniden kara delik püskürerek yeni bir kainat meydana gelecek. Yeni fizik kanunları, yeni kimya kanunları yeniden meydana gelecek. Ama bu tabii müminler için saniyeler hesabında olacak şey. Ama başka bir şuur içinde milyarlarca sene içinde. Ama müminler için çok kısa, saniyeler hesabıyla. Gökyüzü açılacak. Gündüz bulutlarla kaplı olduğu için atmosferin yapısından dolayı mavi olarak görüyoruz. Açıldığında siyah uzay görülecek siyah renkte. Yıldızlar falan yok gündüz gözüyle. Ama o açılan yerlerden melekler akmaya başlıyor ama alenen görünümleriyle onu gören küffar yani Allah’a inanmayanlar korkunun en şiddetlisini yaşıyorlar.

“Konuşurlar” diyor Allah ayette ama sarhoşturlar. Yani konuşmaları anlaşılmaz diyor. Cümle kurmaya çalışıyor ama kuramıyor korkunun şiddetinden, yani dili dolanıyor. “Kaçacak yer yoktur” diyor o gün, yani kaçıyor ama çok ümitsizce kaçıyor. Bir yere doğru koşuyor oraya doğru koşuyor ama nereye gitse her yer yıkılıyor yani yıkılmayan yer yok. “O gün kaçış nereye derler” diyor ilk başta ama sonra konuşamayacak hale geliyor. Saçları beyazlaşıyor alamet olarak bembeyaz oluyor saçları siyah saçların hepsi ama saniyeler içinde beyazlaşıyor ama saniyeler içinde beyazlaşıyor. Bu bir kıyamet alametidir. O da onların korkusunu daha da artırıyor. Genç yakışıklı adam hepsi, en genç olanlarda bile çocuklarda bile saçları bembeyaz oluyor. Fakat tabii çocukların canları daha önce alınıyor, masum oldukları için. Ama küfür ehli öyle değil. Müminlerin ve çocukların canları alınmış oluyor, yani onlar ceset olarak var oluyorlar dünyada yani ruh sahibi değiller. Canlı da ruh sahibi değil. Sonra yeniden Cenab-ı Allah yeryüzünü kuruyor. Cehennem saldırgan bir varlık böyle bir amip gibi her şeyi yutmak istiyor. Allah zapt ediyor, o sürekli “insana doymaz” diyor ayette yani vahşi bir görünümü var. Alıp yutmak istiyor, her yeri canlıdır cehennemin, dikenleri var dari dikeni, taşları, toprağı her yeri canlıdır. Yani hep böyle acımasız bir üslubu vardır cehennemin. Tabii Cenab-ı Allah’a boyun eğmiş bir varlık. Bu bütünüyle canlıdır hücre gibi şuur sahidir. Mesela konuşuyor, Allah’la konuşuyor ‘’daha yok mu’’ diyor. “Doldun mu” diyor Cenab-ı Allah, “orada daha yok mu” diyor. Tabii Allah vermesin. Müminlerin Allah’a sevgisini artıran bir olaydır Cehennem. Cennete olan sevgilerini artıran bir olaydır. Zaman zaman istediklerinde görebildikleri bir yerdir. Zaman müminler için sonsuz oluyor çünkü Allah’ın ruhunu taşıdıkları için, Allah’ın ruhu sonsuza kadar ölmez, yani Allah nasıl ölmüyorsa, ruhu da sonsuza kadar ölmez. Çünkü Allah “Ruhumdan üfürdüm” diyor. Allah’ın Ruhunun sen sonlu olduğunu söylersen, bu küfür olur. Allah vermesin, insan dinden çıkar.

Mustafa İslamoğlu ne diyor; “cehennem cennet sonlu” diyor. “Müminler sonlu” diyor. Allah’ın ruhunu taşıyor, nasıl sonsuz olsun? Cenab-ı Allah istemez zaten, çünkü yalnız olmak istemiyor. Sevdikleriyle beraber olmak istiyor. Ama cehennemi görmediği için Hz. Âdem (a.s), tavrında şiddetli bir yanlışlık oldu. “Biz, onu kararlı bulmadık” diyor Allah. Ama cehennemi gördükten sonra, böyle bir şey olmaz. Müminler tamam orada bizim anladığımız anlamda bir Allah korkusu yok ama cehennemi görenin Allah’a karşı nasıl saygılı olacağını herkes bilir. Çünkü iman orada da devam ediyor, cennete de devam eder. Allah’a güven tevekkül orada da devam ediyor. Mesela Hz. Âdem diyor ki, “ya ben sonsuz olmaktan çıkarılırsam” diyor, kuşkulanıyor. Mümin o terbiyeyi aldığı için, öyle bir kuşkusu olmuyor. Trilyonlarca sene geçecek, bakacak yine yaşadığını görecek. Ama Hz. Âdem (a.s)’da bir kuşku oluşmuştu biliyorsunuz. Şeytan ona şu ağaçtan onun meyvesinden yersen, o senin vücuduna geçecek ben yedim bana iyi geldi diyor. Ben sonsuz oldum diyor, sende yersen, sende sonsuz olursun diyor ve gerçekleri bilirsin diyor ama şu an sonlusun sana söyleyeyim diyor. Allah, yapmazsan sonsuz olursun diyor sözümü dinlersen. Ama dinlemiyor, gidip yiyor. Cenab-ı Allah o zaman onu o boyuttan çıkarıyor.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınırım; “Kendi yaptıklarını şeytan süslü ve çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi” diye buyuruyor Allah.

ADNAN OKTAR: Şimdi mesela Putin çıkıyor, Putin daha annesinin karnında doğmadan, daha minik bebekken, annesinden süt emerken bu konuşmaları bu hareketleri yapmıştı. Vaftiz olurken bu konuşmaları yapmıştı kaderinde. Tayyip Hocam da öyle, daha annesinin karnından doğmadan bu konuşmaları yapmıştı. Kader içinde hareket ediyorlar, o uçak da ölen Rus pilotun canı daha babası doğmamışken bu saatte alınmıştı. Yani o vefat ettiği saatte alınmıştı. Ne yaparsa yapsın ondan çıkamaz. O polis ateş ediyor, adamın üstüne kurşun yağmur gibi yağıyor. Çarpıyor toz çıkıyor hatta üstünden ama adama kurşun etki etmiyor. Nedir bu adam uzaylı mı bunlar. Yani yağmur gibi isabet alıyor.

Biz Putin’e sakin ol diyoruz, kaderin yok sakin olmak, yani istese de olamaz. Mesela toplantı yapıyor, o toplantıya gelen insanlar, uzaktan baktığında toplu iğne başı kadar görünüyorlar, küçük küçük varlıklar. Hepsine Allah ruhundan üfürmüş kaderlerinde oraya gelip o saatte toplanıyorlar. Mesela Putin o toplantı da yok, niye kaderinde öyle.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor; “Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitap da (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.”

ADNAN OKTAR: Mesela Hz. Musa (a.s) için diyor ki “korku içinde sabahladı” diyor. İstediği kadar gayret etsin, ne yaparsa yapsın o korku onun üstünde durur. O korkuyu yaşayacak, istediği kadar dirensin, sabahladı dediği muhtemelen uyuyamamış, yani öyle bir üslup var. Korku içinde sabahlaması için, korku içinde sabahlaması lazım. Uyuyan bir insan korkuyu yaşayamaz. Olayın geriliminden uyuyamamış sabaha kadar ve korku içinde beklemiş. İstediği kadar iradesini kullansın, ne yaparsa yapsın, bundan çıkamaz. Kaderin de o korkuyu yaşayacak. Mesela o asayı attığında, asa yılan haline geliyor, korku içinde kaçıyor. “Arkasına bakmadı” diyor Allah. Ne kadar cesur olursa olsun kaçar, yine ne kadar iradesini kullanırsa kulansın, kaçar. Kaderinde var. Çünkü Kuran, Hz. Musa (a.s) doğmadan önce vardı.

BÜLENT SEZGİN: Daha sonra o ilmi öğrendiğinde kontrol edebiliyor mu korkusunu?

ADNAN OKTAR: Evet, sonra kendini yetiştirdikten sonra, adamlar onu vesveseye kaptırmak istiyorlar, şeytanın etkisiyle, “eyvah yakalandık” diyor. Ona, onu şeytan söyletiyor. Zayıf bir insanı bu çok sarsar. İnsan zayıf varlıktır, bu tip telkinlerden çok çabuk etkilenir. Mesela dese ki, Allah’a şükür hiçbir şekilde bunlar bizi yakalayamaz, şimdi Cenab-ı Allah bize bir yol gösterecek çıkacağız dese, ferahlık olur kalbinde. Ama eyvah yakalandık dediğinde, “asla Rabbim bizimle beraberdir” diyor ya, o zaman sevabı kat kat artar. “Eyvah yakalandık” denmesinin sebebi, Hz. Musa (a.s)’ın sevabının artması içindir.

Mesela ateistlerin olması, Müslüman’ın sevabını artması içindir. Din aleyhtarı yazılar her türlü yazı, konuşma, dinle alay edilmesi, Müslüman’ın sevabını artırmak içindir. Ona rağmen Müslümanlığa devam ediyorsa, bu makbul oluyor. Mesela diyorlar ki “tutunacak yeriniz kalmadı” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v)’e, “iki taraftan sarılmıştı yürekler hançere gelmişti” yani korkunun şiddetinden gözler akmıştı diyor artık ayette. Ve Allah hakkında çeşitli zanlarda bulunuyordu. Allah var mı acaba diyor, Allah hakikaten yardım edecek mi, yoksa Allah yok mu diyor, haşa. Peygamber ne yapıyor, tam Allah’a tevekkül ediyor. Ama diğer insanlarda bunu söylüyor ve sözlü olarak söylüyorlar “tutunacak yeriniz kalmadı” duyuyor. Tutunacak yeriniz kalmadı dendiğinde, Müslüman’ın sevabı binlerce kat daha çok artar. Eğer onu duymazsa, mesela dese ki biz bunları darmadağın ederiz Allah’ın izniyle, bunlar hiçbir şey yapamaz dese, sevabı az olur ama o sözü duymasına rağmen, o telkinin etkisinde kalmayıp irade kullanıp devam edince, sevabı çok daha fazla olur. Onun için ins şeytanların çirkin sözleri, saldırıları, tuzakları, tuzak hazırlıkları, kahpelikleri her türlü pislikleri, sevabı son derece artıran Allah tarafından düzenlenmiş, Allah tarafından fırsat verilmiş nimetlerdir aslında.

Bediüzzaman diyor ki ben önce çok içerleyecektim. Baktım diyor “Cenab-ı Allah’tan bir rahmeti ilahi büyük bir nimet verdiğini anlamdım Allah’ın. Bana yapılan eziyetleri düşündüm diyor bu yaşımda. Barakanın içinde eksi on beş derecede bekletiyorlar diyor. Tahta baraka sobada yok” diyor. “Yemek de vermiyorlar” diyor. “Ben bunu niye acaba diye düşündüm” diyor, “Cenab-ı Allah’ın rahmeti ilahisinden büyük bir lütuf olduğunu anladım “diyor. “Ve çok sevindim mesrur oldum” diyor. “Bunu hissettim kalbime ilham oldu” diyor. Nitekim ömrü bir tatlılık içinde geçti talebelerinin yani Allah onu gezdirdi Türkiye’nin en güzel yerine gitti aslında gerçi hapishanelerdeydi. Ama hapishanede o Risale i nur’u yazması onları okutturması işte kibrit kutularının içerisinde o mesajların gitmesi bunun verdiği lezzet, bir sarayda olsa alamaz.

Onun için hannas olan insanların, vesveseci insanların vesveseye yönelik konuşmaları Müslümanlar için çok makbuldür. Allah tarafından özel yaratılır. Onun için mesela Darwinizm yaratılmıştır Allah tarafından, Materyalizm yaratılmıştır, Stalinist düşünce, PKK yaratılmıştır. PKK olmasa, Mehdiyet olmaz. Bu Müslümanların katliamı olmasa, Mehdiyet olmaz. İslam ülkeleri bak nasıl Müslümanlar uyuyor ki görün, uykunun şiddetini ve dehşetini hissedin ki, Allah mahvediyor yer yerinden oynuyor, hoca diyor ki “öyle bir şey yok” diyor. Bir nevi manevi uykuda, haberi yok. Bunlar hep pasifize edecek hareketler. Müslümanların Darwinizm ve materyalizme karşılık mücadelesini pasifize edecek. Bir ilham alıyor, bu şekilde pasifize ediyor.

Bülent Bey, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Atmış dördüncü hükümet üç yüz on beş oyla güvenoyu aldı Adnan Bey, hayırlı olmasını diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun kaç oy yetiyor. İki yüz yetmiş altı, bol bol sayı uymuş. Tayyip Hocam nezaketli konuşuyor Putin’e karşı, iyi yapıyor. Böyle ılımlı, sakin, nezaketli bir hitabeti var, onda devam etsin. Putin bir süre sonra sakinleşir. Putin’in kaygısı şu benim anladığım üslubundan, Tayyip Hoca’nın bunu sükse için yaptığı, yani halifeliğini büyüklüğünü vurgulamak için yaptığını, yani biz Rusya’yı da böyle dize getiririz, işte Türkiye süper devlettir, kodumu oturturuz dolayısıyla benim gücümü de anlayın gibi bir imaj verdiğini düşünüyor. O yüzden Tayyip Hoca’nın itibarına yönelik de bir üslubu var, benim gördüğüm. Hâlbuki olay, Tayyip Hoca’nın hiç işine gelmez. Böyle bir şey de istemez, yani gidin uçağı vurun saniyeler içinde böyle bir karar verecek durumu da yok. Hatta daha önce de sınır ihlalleri olmuştu, sadece darıldım demişti, konuşmayacağım demişti, küstüm gibi bir şey dedi. Sadece huzursuzluğunu belirtmişti. Böyle bir şey den hoşnut olacak birisi değil, ben tanırım Tayyip Hoca’yı, ruhunda böyle bir şey yok. Bir de halifelik için yahut büyüklük için fırsat değil, çok tedirgin olacağı, rahatsız olacağı bir şey. Hiç kimse de aferin demez yani bir pilotu öldürmek korkunç bir şey. İtibar olsun diye yapmadığı açık. Onun için Tayyip Hoca’nın itibarını sarsmaya çalışmak boş iş, çünkü onun öyle bir amacı yok zaten. Bunu çocuk olsa bilir. Böyle Tayyip Hoca’yı işte teröristlerden petrol alan, petrol alabilmek için adam öldüren, sıradan bir insan gibi göstermeye kalkmak, çok ayıp olur, çirkin olur, hiç de inandırıcı olmaz. Tayyip hoca bir kere mümin muttaki bir insan, namazında niyazında Allah’tan korkan bir insan, Allah için yaşayan bir insan. Hayır yanlış yönleri var ben eleştiriyorum, her zaman da eleştiririm. Ama burada çok ayıp, tamamen yakışıksız bir vesvese ve çevresindekilerin hırsı o. “Ben iki metrelik toprakta kalacak bir insanım, benim bir hırsım yok” diyor. “Hizmetçi olarak geldim” diyor “ben size.” Dolayısıyla şu övme üslubunu bir kaldırsınlar, bak Rusya’yı da karşımıza diktiler olayın altında bu yatıyor. Türk ordusuna bir şey demiyor dikkat ederseniz, sadece Tayyip Hoca’ya yönelik.  Ve büyüklük hissi içinde olduğuna kanaati var.

Yine bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi hayat verir” diyelim.

Maide Suresi 35 şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide Suresi, 35) diyor. Vesile; iman hakikatleri Allah’a yaklaştıracak, Kuran mucizeleri işte bizim yaptığımız da bu. Vesile arıyoruz mesela proteinin yapısını araştırıyoruz. Hücrenin yapısını, koful, mitokondri, golgi cisimciği, her şeyi araştırıyoruz. Her türlü haberi, her türlü ahir zaman haberini, Mehdiyetl’e ilgili bilgileri, Darwinizmin yanlışlığını, paleontolojik delilleri hepsini ortaya koyuyoruz. Böylece hem Allah’ın varlığını birliğini ispat etmiş oluyoruz, hem de hepimizin Allah’a daha çok yaklaşması için sebebe sarılmış oluyoruz, vesile aramış oluyoruz ve vesileyi de bulmuş oluyoruz. “Vesile arayın” diyince Cenab-ı Allah, vesileyi bulacaksınız diyor zaten. Yani vesileleri bulacaksınız. Bizde, vesileleri bu şekilde ararız. Çünkü bütün mesela Allah’ın varlığına ve birliğine samimi iman etmektir. Kuran’ın neredeyse yüzde yetmişi, imansızların meydana getirdiği tahribat ve ona karşı yapılacak Müslümanların yapılacak faaliyetinden bahseder Allah. En büyük sorun olarak Allah onu belirtir, yani imansızlık sorunu. İmansızların yaptığı tahribat, hep onu anlatır Kuran. Dolayısıyla iman hakikatleri, mesela Risale-i Nur bir vesiledir. Allah diyor “vesile arayın” müminler vesile aradılar, Risale-i Nur’u buldular, vesileydi bu. Harun Yahya kitapları bir vesiledir. O kitabı bulduğunda adam, iman hakikatlerini buluyor, Allah’a yaklaşmaya vesile oluyor. Vesile, yaklaşma vasıtası.

Yirmi dördüncü dönem MHP Ankara ikinci bölge Milletvekili adayı emekli Jandarma Kurmay Albay Cemil Aydın; “Gündüz vakti Diyarbakır’ın göbeğinde PKK roketatarla saldırı yapma cesaretini nereden alıyor? Cevaplanması gereken soru bu.” İşte çok kapsamlı geniş bir operasyon yapılması gerekiyor. Operasyon az asker, az polis olduğu için, dar kalıyor. Bak orada gördük polis kaç tane iki tane, üç tane. Orada on beş yirmi polis olsa, onun kaçacağı göçeceği hiçbir yer olmaz. Adamların elinde ikisinin de silah var, biri silahı ters tutuyor herhalde, o kaçıyor ilgilenmiyor onunla polis. İkincisinin üstüne yağmur gibi kurşun yağdırıyor, bütün kurşunlar adamı buluyor hepsi tam hedef. Adam zaten kurşunların üstüne doğru geliyor ve yağmur gibi kurşun yiyor, fakat adam hiçbir ey olmuyor kaçıp gidiyor. Ya üstünde adamın zırh vardı yahut mermi etki etmiyor. Ben anlayamadım olayı. Belki hafif zırh gibi bir şeyde üstünde olabilir, kurşungeçirmez yelek giymiş olabilir. Sekiyor kurşun görülüyor fotoğrafta da var adamın üstünden toz çıkıyor, yakın mesafeden kurşun sekiyor, üstünden başka yere gidiyor.

KARTAL GÖKTAN: Konuyla ilgili ifadeler var Adnan Bey. Tahir Elçi’nin korumasını sağlayan polisler olayla ilgili ilk ifadelerini verdiler. Polislerden biri, “silah sesi geldikten sonra ne olduğunu anlayamadım, önce kaçan kişiyi fark etmedim, ikinci saldırganı fark etti. Hareket halinde olduğu için ve üzerime silahı fırlatınca dikkatim dağıldı vuramadım” dedi. Diğer polis memuruysa,” ateş ettim ancak vurup vurmadığım konusunda emin değilim mermilerim bitince yere düşen arkadaşımın silahını aldım” diye konuştu. Polisleri ben gördüm hepsi kabadayı hakikaten öyle çekingenlikleri falan yok. Çok müthiş bir cesaretleri var, üstüne adam geliyor hiç umurlarında değil. Ama adamın üstünde kurşunun sekmesi nasıl oluyor ben bunu anlamadım? Kuşunun fotoğrafı var çekmiş yani. Adama çarpıyor ve sekiyor. Tek açıklaması zırh giymiş olabilir, zırhlı bir kıyafet giymiş. Çünkü yüzüne isabet etmiyor kurşunlar, vücuduna isabet ediyor, garip şaşırtıcı.

Maide Suresi 35’de Allah “vesile arayın” dediğine göre, Allah’a yaklaştıracak vesile iman hakikatleri birinci planda, Müslüman’ın birinci konusu olacak. İsra Suresi’nde yine şeytandan Allah’a sığınırım “Rablerine yaklaşmak için bir vesile arıyorlar.”

GÖKALP BARLAN: Ayette de Rabbimiz şöyle buyuruyor Adnan Bey, şeytandan Allah’a sığınırım; “Kesin bilgiyle iman edenlerden olması için ona göklerin ve yerin melekutunu gösteriyoruz” diye buyuruyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, o ayette tam delili. Bir daha söyle.

GÖKALP BARLAN: Allah, Hz. İbrahim (a.s)’a “Kesin bilgiyle iman edenlerden olması için ona göklerin ve yerin melekutunu gösteriyoruz” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Evet, delilleri görüyordu, iman etmesinin güçlenmesi için.

 Amerika Hazine Bakanlığı daha dün belgelerini ortaya koydu, Rus şirketlerinin IŞİD’den petrol aldığını gösterdi belgelerle. Ve bu şirketlere ambargo koydu. Türkiye böyle bir tehlikeli işe girmez. Muhalifler, Tayyip Hoca’nın muhalifleri boş yere seviniyorlar, şuan bayram yapıyorlar sosyal medyada. “Putin sayesinde sonunda Erdoğan Lahey’de yargılanacak” bekleyin, bekleyin. Boş kuruntular bunlar. IŞİD, 2011’den buyana bin yedi yüz kişi öldürmüş toplam. Esad, dört yüz bin kişi öldürmüş. PKK’da on binlerce insanımızı şehit etti. “IŞİD en büyük terör örgütü” diyorlar. Peki sen dört yüz bin kişiyi öldürmüşsün Esad, dört yüz bin kişiyi öldürmüş. Bu ne oluyor bu? Bundan bir şey çıkmaz diyor. Senin ölçün adam öldürmek değil mi? Sen dört yüz bin kişiyi öldürmüşsün işte. O bin yedi yüz kişiyi öldürmüş IŞİD. PKK on binlerce kişiyi öldürmüş, şehit etmiş, sen destekliyorsun. PKK’yı bütün gücünle destekliyorsun. Mesela Avrupa’da partiler var İspanya’da terör örgütüne, terör örgütü demese bir parti lideri, o partiyi kapatıyorlar. Direkt kapatıyorlar. Terör örgütüne terör örgütü diyecek. Bu terör örgütü değil derse kapatıyorlar. Avrupa’nın yasam organı Avrupa Parlamentosu da, bu kararı haklı görüyor. Ama Türkiye böyle bir girişimde bulunsa yeri göğü birbirine katarlar. Bu iki yüzlü bir politika, bu çok yanlış. Rusya’nın Afganistan işgalinde, bir buçuk milyon Afganlı şehit oldu. Bir buçuk milyon. Çeçenistan’da bir milyon Çeçen bombardımanlarda katledildi. Bunlar çok korkunç şeyler. Rusya hep sevgiyle meseleyi halletsin, dostlukla halletsin. Putin’de gereksiz tedirgin oluyor şu an Tayyip Hoca’nın halifelik özlemiyle veyahut işte İslam aleminin liderliği özlemiyle böyle bir girişimde bulunduğu “bakın benim böyle bir gücüm var biliyor musunuz?” tarzında hareket ettiğini düşünüyor, Tayyip Hoca’nın haberi bile yok. Ani karar verilen bir durum bu. “Bizim haberimiz olsaydı, zaten müsaade etmezdik” dedi Tayyip Hoca. Bide bu Tayyip Hoca’yı büyütecek bir şey değil. Üzüldüğü bir şey, rahatsız olduğu bir şey. Birde halifelik özlemi falan yok, normal Cumhurbaşkanı, Kasımpaşa’dan çıkmış bir Türk delikanlısı, o kadar. Tahir Elçi’yle ilgili ben saldırının önceden planlı ve organize olduğunu söylemiştim. Bugün Sabah ve Akşam Gazeteleri de, benim dediğimin aynısını yazmışlar. Ne diyorsak, manşet.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız bugün Twitter hesabından bir açıklama yaptı, hükümetin güvenoyu almasıyla ilgili Şöyle diyor, “Ak Parti olarak biz bu bereketli topraklara sadece sevgi tohumları ekmeye geldik. Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola. Rabbim hayırlı hizmetlerle dolu dört yıl nasip etsin” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Bektaşi duası gibi, güzel.

BÜLENT SEZGİN: Sevgi kelimesini söylediğiniz gibi kullanmaya başladı çok fazla.

ADNAN OKTAR: Evet, hükümet sevgi kelimesini yoğun olarak kullanmaya başladı. Diyanet İşleri Başkanlığı ilk defa kullandı, çok sevindik. Devamını getirsin. Sevgiyle halletmek deyince, tabii gidip terör örgütlerine gidip sevgi göstermek anlamında değil. Onları bilgiyle aydınlatırsın, sevgiyle bilgiyi onlara sunarsın, samimi olduklarını görürlerse, liderleri de sevgiyi ön plana alırlarsa, herkes sevgiden konuşursa, o insanların içindeki o terör şevki kaybolur, terör hırsı kaybolur.

Mesela tüm ülkeler dese ki birden bire “biz bombardıman yapmıyoruz, bu insanları biz ikna edeceğiz, sevgiyle yaklaşacağız” deseler, adamlar ne yapsın? Ne diyecekler? Ama bunu ancak Hz. Mehdi (a.s) yapabilir işte. Onların yapabileceği bir şey yok. Gelenekçi Ortodoks insanlar, böyle romanlardaki gibi, filmlerdeki gibi bir başarı olacağını zannediyorlar. Yani bir gün bir kılıçlarla çıkarlar, bir Rusya’ya girerler darmadağın ederler falan, tüfeklerle tabancalarla girerler falan. Böyle bir dönem yok bu dönemin silahı sevgi, akıl, fikir ilimdir. En büyük silah, sevgidir. Bilgi, sevgi, ilim, irfan.

Ahir zamanın kıymetli olmasının nedeni, dinin aleyhinde çok fazla insan olmasıdır. Dinin aleyhinde gazetelerde, radyolarda, sokakta, aile içinde her yerde müthiş bir muhalefet var, birçok yerde yaygın. Müslüman buna rağmen imanlı olduğunda, çok fazla sevap alıyor. Yani telkin şeytanın etkisiyle yapılıyor. Çünkü şeytan ben bu işi yapacağım diyor. O insanın kulağına fısıldıyor, şunu söyle diyor dinin aleyhinde, o da iradesi zayıf olduğu için şeytanın dediğini yapıyor. Müslüman bunu duyduğunda buna direnip, şeytanın fısıltısını etkisiz hale getiriyor. O yüzden çok sevabı vardır ahir zamanın. Yani din aleyhindeki fısıltı, kâinat kuruldu kurulalı bu kadar çok değildir. Yani din aleyhinde bu kadar yazı, konuşma, resim, belge dedikodu hiç olmamıştır, hiçbir devirde olmamıştır. İnsanın telkini açık olduğu için bu şeytani girişimlere direndiğinde sevabı çok fazla oluyor.

6 Aralık Pazar günü Mustafa Sungur Ağabey için mevlit okutulacakmış. 6 Aralık Pazar günü saat 10:00’da. Arslan Bey Eğitim Kültür Vakfı’nda olacakmış. Herhalde dar planda yapacaklar. Ama Sungur Ağabey çok sevimli.

PKK, biz Avrupa’ya saldıracağız demiyor. Amerika’ya da saldıracağız demiyor. Müslümanlara saldıracağız diyor. Yani İslam âlemini yok edeceğiz diyor. Onun için İslam düşmanları, İslam karşıtları, PKK’yı bulunmaz bir imkân olarak görüyorlar. PKK, “biz Avrupa’yı destekliyoruz” diyor. “Amerika’yı da destekliyoruz.” Onlara uşaklık yapmayı kabul ettiklerini de söylüyorlar. “Ama biz İslam âlemini de yok etmek istiyoruz” diyorlar. O zaman onlar da ne diyor, siz tam bizim aradığımızsın diyorlar. Onun için İŞİD çok az sayıda adam öldürmesine rağmen, PKK yüzbinler hesabı ile insan öldürmesine rağmen, PKK’yı terörist örgütü olarak görmeyip, terörist olduğu halde teröristliğini gizleyip destekliyorlar. İŞİD onun yani yirmide biri kadar adam öldürmemişken, en büyük tehlike olarak gösteriyorlar.

Eski artistlere bakıyorum, ne kadar az resimleri var. Halbuki çok fazla resimleri olması lazım.

Kıyametin alametleri vardır kıyametin, oradan anlarız Kuran'da. Allah, "ayetleri belirmiştir" diyor Kuran. Açık sarih alametleri vardır. Bütün alametleri çıktı bu çok yakın olduğunu gösteriyor kıyametin. "Kainatın ömrü yedi bin yıl" diyor Peygamberimiz (s.a.v), "Bunun beş bin altı yüz yılı geçti." diyor. O zaman işte 1400 ile 1500 arası, başka bir şey kalmıyor yani.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi hepsinin ardı ardına çıkması ayrı bir mucize. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Dünyanın ömrü yedi bin yıl. Bunun beş bin altı yüz yılı geçti" diyor. Geriye bin dört yüz yıl kalıyor; 1400 ile 1500 arasında hepsi bitiyor. 1545 de çok hassas 1546 da değil. Çünkü o zaman bir sonraki yüzyıla geçilmiş oluyor; tam 1545. Dünya zaten zor ayakta duruyor. Tirit dünya şu an pir-ü fani yani komada. Mehdi (a.s) vesilesiyle Cenab-ı Allah ayakta tutuyor, dağıldı dağılacak yani. Ama kıyametten sonra diri ve taze olarak yeniden yaratılıyor her şey; dağlar taze, ovalar taze, nehirler taze yani böyle çakı gibi hiç bir şey bayat değil ve bir daha asla baharlıkta diye bir olay olmuyor, gençliği bitmiyor dünyanın. Maddeye yeni bir ruh veriyor Cenab-ı Allah, madde artık ihtiyarlamıyor, canlılar ihtiyarlamıyor.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listede Adnan Bey, "Sevgi Hayat Verir"

ADNAN OKTAR: Bakayım, çok güzel. Çok güzel. Benim yayınladığım makalelerin listesi var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Buyurun okuyun.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında da yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya'nın en köklü gazetelerinden Pravda'da, angajman kuralları gereği düşürülen Rus uçağı ile ilgili yazınız daha önce İngilizce yayınlanmıştı. Gazete yönetimi bu yazınızı çok önemli bulduklarını ve size teşekkürlerini ifade ederek bu kez de Rusça olarak yayınladılar. Ana sayfadan da yayınlanan yazınızda Türkiye ve Rusya'nın köklü ve sağlam bir dostluğa dayalı geçmişi olduğunu, Ortadoğu'nun özellikle mevcut dönemdeki zorlu ortamında gerilimi artırmanın kimseye fayda sağlamayacağını, sorunların karşılıklı anlayış ve saygı çerçevesinde sevgiyle çözülebileceğini ifade ediyorsunuz. 1875 Yılında Arapça olarak yayın yapmaya başlayan 900.000 tirajlı, Mısır'ın en yerleşik devlet gazetesi El Ahram Daily günlük Arapça gazetesinde "Terör Batı'ya Yayılıyor" başlıklı yazınız yayınlandı. Bu yazınızda Paris'te gerçekleşen terör saldırılarının on yıllardır Ortadoğu'da körüklenen ateşin Batı'ya da sıçramakta olduğunun bir göstergesi olduğunu, şiddeti şiddetle sindirme yöntemlerinin bugüne kadar hiç bir başarı sağlamadığını ve terörün boyutlarını artırmaktan başka bir sonuç vermediğini anlatıyorsunuz. Suudi Arabistan'da yayınlanan ve tüm Ortadoğu'da dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi’nde "Bağışlanma dilemek kalbe ferahlık verir" başlıklı yazınız yayınlandı, bu makaleniz aynı zamanda Arab News'in Gazetesi’nde yayınlandı. Londra'dan yayın yapan Katar kökenli El Arabi'de Arapça olarak "Özgürlükler Ülkesi Tehlikede Mi" başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınızda Amerikan Başkan adaylarından Donald Trump'ın Müslümanlara ve İslam'a yönelik sözlerinin yanlışlıklarını ve Amerika'nın sevgiye dayalı politikaları hakim kılması gerektiğini ifade ediyorsunuz. Suudi Arabistan'ın günlük gazetesi Mekke Newspaper'da "Rusya ve Türkiye'nin İlişkisi Dostluktan da Ötedir" başlıklı makaleniz yayınlandı. New York'tan yayın yapan bağımsız Kürt Haber Ajansı Ekurd Daily'de "Kış Planları ve Çözüm Getirmeyen Göçmen Politikaları" başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınızda içinde bulunduğumuz kış şartlarında mülteci kardeşlerimize karşı tüm dünyanın birlik olup sevgi şefkat ve dayanışma ruhu içinde bir an evvel imkan sağlamasının ve bu ruh içimde çözümler üretilmesinin önemini anlatıyorsunuz. Bahreyn'in ilk İngilizce günlük gazetesi olan Galf Daily News'de "Milletlerden Halklara" başlıklı yazınız yayınlandı. Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayın yapan Arabian Gazete'de yayınlanan "Ortadoğu'da Değişen Dengeler ve Kontrolün Muhafaza Edilmesi" başlıklı makalenizde, Türkiye ve Rusya arasındaki köklü dostluğu ve yaşanan olayların bu köklü dostluğa zarar veremeyeceğini, geçmişte de Rusya ve Türkiye arasında Ukrayna, Kırım ve Suriye gibi konularda fikir ayrılığı bulunsa da, bunun dostluğumuzu etkilemediği gibi, bugün de dostluk ilişkilerinin zarar görmeyeceğini anlatıyorsunuz. Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan Harakah Daily günlük gazetesinde "Bağışlanma dilemek kalbe ferahlık verir" başlıklı makaleniz yayınlandı. Malaysian İnsider'da, 8 Kasım'da Myanmar'da gerçekleşen seçimler ve bunların ülke ve Müslüman nüfus için doğurduğu etkileri ele aldığınız "Tüm Dünya Myanmar'daki Müslümanlara Destek Olmalı" başlıklı makaleniz yayınlandı. Ayrıca son günlerde gündemde büyük bir yer tutan Rusya-Türkiye arasında düşürülen uçak krizi konusunda, aklıselim ve sağduyuya davet ettiğiniz yazılarınız, dünyanın birçok haber sitesinde yer almaya devam ediyor. Bunlardan bazıları şöyle; merkezi İspanya'da bulunan, pek çok dilde yayın yapan MBC Times, Hindistan'da yayınlanan Hans İndia, Amerika'dan yayın yapan Jefferson Corner ve yine Amerika'dan yayın yapan News Resque haber siteleri ve Pakistan'ın Daily Mail haber sitelerinde de bu yazılarınız yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu dünyada görülmüş bir olay değil. Rusya'nın en büyük gazeteleri, en büyük, Pravda en büyük gazetesi; El Ahram en büyük gazetesi, orada kapaktan yayınlanıyor yazılar elhamdülillah; Suudi Arabistan'ın en büyük gazetelerinde kapaktan, İran'da, Katar'ın, birçok, Pakistan, İsrail de öyle hep kapaktan sürekli yayınlanıyor maşaAllah, elhamdülillah.

Hazreti Ali (r.a) diyor ki, İlzamu Nasibin, İkinci Cilt, Sayfa 91; Yenabiul Mevedde, üçüncü cilt, sayfa 370; Bin dört yüz yıllık Hazreti Ali (r.a)’ın sözleri, Peygamberimiz (s.a.v)'den naklediyor; "Emr'ül Müminin ahir zaman alametleri Hakkı'nda şöyle buyurdu;" Hazreti Ali (r.a) bize bildiriyor, "Fitneler ırak halkını sardığında," şu an Irak'ın halini görüyorsunuz, fitne her yerden onu sarmış durumda, "Taire Rum beldesinde fitne için uçtuğunda" uçaklar, Rum: Hristiyan beldesi; bu 11 Eylül'deki olaya dikkat çekiyor, iki uçak çarptı ya, ondan sonra büyük fitne çıktı, "ard arda fitne Rum beldesine ulaştığında" yani Hristiyan aleminde büyük fitneler çıktığında, "savaşçılar Kürtleri kışkırttığında, evladım Mehdi zuhur edecek" diyor. Bak uçan şeyler olacak diyor ahir zamanda, havada demir uçacak diyor. Bir tek Hazreti Ali (r.a)’dan var bu hadisler. Şiilere kızıyorlar ama Şiiler bütün bu hadisleri muhafaza etmişler Sünnilerde bulamazsın. "Demir demirin üstünde gidecek" diyor, trene işaret ediyor. "Demir, havada gidecek" diyor. "Taire” - uçak, uçan şey- “Rum beldesine fitne için uçtuğunda ard arda fitne Rum beldesine ulaştığında” –Rum: Hristiyan alemi; Amerika falan- “savaşçılar Kürtleri kışkırttığında -PKK'yı kışkırtıyorlar." Nerede geçiyor? İlzamu Nasibin ikinci cilt, sayfa 91; Yenabiul Mevedde, üçüncü cilt, sayfa 370, yerlerini de söylüyorum.

Biz daha önce 1999'lara kadar balık çağındaydık, 2000'e girdikten sonra kova çağına girdik. Balık çağında, iki balığın zıt yönlere gitmesi mevzu bahis, o yüzden hep çatışmalarla geçti, Allah'ın işareti bu. Ama kova çapında, iki ırmağın birbirine paralel akması var, Hz. İsa Mesih (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s). Hz. Mehdi (a.s)'ın da, kova burcunda olacağına işaret ediyor. Çünkü İncil'de de var; "elinde su testisi taşıyan adam” -zaten kova burcunun sembolü o- “onu gördüğünüzde onu evine kadar takip edin, onun peşine takılın" diyor, Hristiyanlara İncil'de. Burada kastedilen kişi, Hz. Mehdi (a.s)'dır.

Cihat Demir; PKK Sempatizanı, ailesi Urfa'da, canlı yayında kendisine cevap vermemi istemiş, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde Coğrafya okuyormuş, Müslüman olduğunu ve evrime inanmadığını söylüyor, önceleri kavgacı bir üslubu varmış fakat şuan daha makul bir üslubu varmış, Amerika'nın görmediği PKK kitabını okuduktan sonra üslubu düzelmiş. Tamam o soruna cevap vereceğiz Cihat Demir. Cihat diyor ki, "PKK Kürt halkına düşmanlık yapmamıştır. Kendi içindeki iç infazlar PKK tarzı yapılanmalarda zorunluluktur." Cihat sen nasıl böyle bir üslup kullanabiliyorsun? "Zorunluluktur" On beş bin kişi Kürt insanımızı PKK, en feci şekilde boğma teliyle boğuyor, alnına kurşun sıkıyor, kafasını kesiyor sen bunun zorunluluk olduğunu söylüyorsun. Niye zorunluluk olsun? Karşındaki insan, ikna edersin, konuşursun. İnanmıyorsa çeker gider. Niye öldürüyorsun? Nasıl zorunluluk oluyor? Adam öldürme zorunluluk olur mu?

“Bugün Güneydoğu’da, Doğu Anadolu’da tüm Türkiye’de PKK’yı savunan halkın çoğu namazına, Kuran’a son derece bağlı insanlardır.” Doğru. İşte felaket orada zaten. Komünist, Stalinist sistemde, komünist Stalinist çekirdek yüzde üç bile olmuş olsa yeterli oluyor. Yüzde doksan yediyi rahatlıkla idare edebiliyor, ezebiliyor. Ve istediği gibi yönlendirebiliyor. Rusya’da da komünizm hakim olduğunda halk Ortodoks’tu, dindardı. Ama feci şekilde proletarya diktatörlüğünün boyunduruğu altına soktular onları. Hepsi komünist oldu, sevindiler, bayram yaptılar, namaz kılmıyorlardı ama kiliseye gidiyorlardı, dindar insanlardı. Ama hepsi Komünizmin boyunduruğuna girdiler. Yüzde üçlük bir kitle hepsini yönetti. PKK’da şu an yüzde üçlük-yüzde ikilik yapısıyla, bütün Güneydoğu’yu inim inim inletiyor. Eylem küçük de olsa, netice çok büyük oluyor. Dün yaptıkları eylemler, evvelki gün PKK’nın yaptığı eylemler, Türkiye’yi salladı. Şehrin çok küçük bir bölgesinde, küçük bir azınlıkta yapılıyor ama etki çok büyük oluyor. Komünist terörde, Stalinist terörde sistem budur. Yani azınlıkla çoğunluğa hükmedersin. Yüzde üç fazla bile geliyor. Çünkü halk, insanlar çekingen oluyor. Kürt halkı şiddet ve dehşet karşısında, ailesini tercih ediyor, çocuğunu tercih ediyor. Dünyanın her tarafında böyledir Kürtler için değil bu sadece. O zaman boyun eğiyorlar. Çünkü halk silahsız, PKK silahlı. Silahlı adama, silahsız adam boyun eğmek durumunda kalıyor. PKK’nın kirli avantajı budur. Namazında niyazında, başörtülü annelerimiz var, PKK eylemlerine götürüyorlar, yaşlı sakallı dedeleri götürüyorlar. Ama dağda namazla alay ediyorlar, Kuran’la alay ediyorlar.

“Kürt vatandaşlar yüzde seksen beş-doksan ateistliği, komünizmi, sosyalizmi benimsemez. Buna kimse ne hükmü ne de gücü yeter.” Doğru, benimsemiyor. Ama benimsemediği halde, bak sen kendin diyorsun “yüzde seksen beş- yüzde doksan.” Onların zaten, sen yüzde on bir pay ayırmışsın, yüzde onluk kitleyle idare edilmesi, yönetilmesi son derece kolay oluyor. Yüzde on çok fazla bile gelir. Yüzde üç rahat rahat yetiyor. Silahlı yüzde üç, silahsız yüzde doksan yediyi dizine kapattırıyor, ayağına, yere secdeye kapattırıyor. Kuzey Kore’de de böyle. Şu an Kuzey Kore’de bir dehşet sistemi yaşanıyor, çok küçük bir azınlık bütün halkı esir almış durumda. Kuzey Kore’de halka sorulsa “rejim istiyor musunuz?” yüzde doksan yedisi nefret ettiğini söyler. Ama o yüzde üçlük kısımdan kurtulamıyorlar. Böyle bir dehşet sistemi var PKK’da. Sen on beş bin kişilik katliamı örgütün iç meselesi olduğunu, “kendi içindeki iç infazlar, PKK tarzı yapılanmaların zorunluluğu” olarak açıklıyorsun. Bu dehşet verici bir şey. Nasıl bir zorunluluk olur? On beş bin kişiyi sen boğma teliyle yahut kafasını keserek sırf senin fikrine katılmıyor diye öldürürsen, bu nasıl zorunluluk oluyor. Hani demokrasi? Hani fikir özgürlüğü? Adam sana katılmıyor. Katılmıyorsa katılmıyordur, bırak gitsin. Gidemiyor ama. Gitmeye kalkarsa, adamın kafasını ayırıyorsun, “kafan burada kalsın” diyorsun, “gövdeni de ailene gönderelim” diyorsun “kafanı veremeyiz” diyorsun. Olur mu böyle şey? Bunu hiç kimse kabul etmez. Hangi Müslüman kabul eder bunu? Nerede Kuran’da böyle bir zorunluluk var? PKK tipi yapılanma diye bir konu olmaz. Eğer Müslüman’sa adam Kuran’a uyar, Komünizme uyamaz, Stalinizm’e uyamaz, yüzde üçlük bir deccal ordusuna uyamaz. Dolayısıyla benim gördüğüm, biraz baskı altında onların etkisinde kalmışsın. Bir yolun uğrarsa, gel burada konuşalım. Kız arkadaşların da varsa onları da getir. Ama suç işlemiş adamlar gelirse, kabul etmem, cinayete falan karışmış olursa, o zaman polise teslim ederim. Ama suç işlememiş adam olursa, gelin burada misafirim olun ağırlayayım, konuşalım, belgelerle delillerle konuşalım. Elinizi vicdanınıza koyun. Sen de elini vicdanına koy. Bu nerede görülmüş böyle bir şey? Hem Müslüman olacaksın, hem on beş bin kişinin komünistler tarafından infazını makul göreceksin. Olur mu böyle şey? Ve sırf senin fikrine katılmıyor diye. Dinde zorlama yok. Adam mecbur mu komünist olmaya? Mecbur mu örgütün sözünü dinlemeye? Olur mu öyle şey? PKK ilk kurulduğunda, kendisine destek vermeyen bütün köyleri basıyordu, çoluğu çocuğu şehit ediyordu. Herkes bilir o devri, dehşet saçıyorlardı.

Ömerli ilçesinin Pınarcık Köyü’nde çok ünlüdür, on altısı çocuk, altısı kadın otuz sivil Kürt’ü şehit etmişti PKK. Bu nasıl makul görülecek bir şey? Olur böyle şeyler diyemeyiz.

Pravda gibi, El-Ahdar gibi gazeteler, nefret insanlarının sözlerini yayınlamasın, hep sevgi insanlarının sözlerini yayınlasın. Dostluğu, kardeşliği, demokrasiyi savunan insanlarının sözlerini yayınlasın. O yazılar yayınlandığında, bu halkta çok olumsuz etki yapıyor.

AYŞE KOÇ: Sizin yazılarınızda sevgiyi ön plana çıkardığı için müthiş bir beğeni var, herkes paylaşıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Nayır Çolak Demirci; “Kokteyl. Amaç ne? Niçin şaşaalı bir gösteriş var? Fetva” diyor. Fetva, ne demek fetva? Hz. Süleyman (a.s)’ın yöntemi neydi? Sarayına misafirleri çağırıyordu, sarayın içinde ağaçlar, altın kakma, güzel şamdanlar, süsler, değerli taşlardan yapılmış ihtişamlı, gösterişli sanat eserleri. Muazzam muhteşem ağaç oymalar. Üstleri altın varakla kaplanmış güzel mobilyalar, havuzlar, muhteşem teknolojik gösteriler ve muazzam bir şaşaa vardı. Niçin? “Ya Rabbi” diyor, “senin rızan için ben bu güzelliğin içine girdim” diyor. İslam’ı tebliğ ediyordu. Bu şaşaa bu gösteriş, Müslümanların gücünü gösterir, sanat anlayışını gösterir, estetik anlayışını gösterir. Estetik ve sanatın Müslümanlıkta olmadığını iddia edenlere bir cevap. Müzikten Müslümanlar anlamaz, güzellikten anlamaz, iyilikten anlamaz diyenlere bir cevap. Müslüman kültürlü olmaz, görgülü olmaz, bilgili olmaz diyenlere bir cevap. Müslüman kadınlar birçoğu eciş bücüştür diyenlere bir cevap. Bir Müslüman imajı var, Avrupa’da falan gösteriyorlar, dehşet verici, dişler sapsarı, elinde sopa, kanlı gözlerle saldıran insanlar imajı var, bu imajı tamamen ortadan kaldıran, yıkan Müslüman aleminin ideal topluluk olduğunu gösteren bir çalışma bu. Eğer bizler olmasak, bu nefret akıl almaz yayılırdı, bu katliam akıl almaz yayılırdı. Biz İslam aleminin aydınlık, güzel, temiz, afif, klas yüzüyüz. Müslümanların rahatça örnek gösterebileceği, tartışmalarda hiç konuyu uzatmadan tartışmayı kazanacakları insanlarız. Darwinizm’den bahsediyorlar, benim kitaplarımı bir söylüyor adamlar, konu bitiyor. “Müslümanlıkta müzik yok” diyor, bizi bir gösteriyor, bitiyor. “Kadınlar” diyor “güzel, şık giyinemiyor” diyor, bizi bir gösteriyor konu bitiyor. “Müslümanlar sanattan, estetikten anlamaz” diyor, bizi bir gösteriyor, konu bitiyor. “Müslümanlar nezaket, kalite, klaslıktan anlamaz” diyor, bizi bir gösteriyor, yine konu bitiyor. Müslüman aleminin aydınlık yüzüyüz. Ve bu aydınlık yüz gittikçe yayılarak gelişiyor ve devam edecek. Yoksa mahvolurdu Müslümanlar, Allah esirgesin. Darwinizm bir yandan, bu iddialar bir yandan, mahvedecekti Müslümanları. Biz birleştirici tavrımızla, bölünmeye şiddetli tavır alan akılcı tavrımızla, deccaliyeti yerle bir ettik. PKK’nın ideolojisini mahvettik, Darwinizm’in ideolojisini mahvettik. Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne göz koyanların bütün iddialarını, düşüncelerini yerle bir ettik.

Hz. Ali (r.a) diyor ki Peygamberimiz (s.a.v)’den nakille; “Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Şam şaşılacak bir savaşa tutuşur.” Yani Suriye. “Rum Türk’ün yardımıyla girer.” Herhalde Suriye’ye, Şam’a girmeyi kastediyor. “Türk’ün yardımıyla girer. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a bir fetih verir öylece Rum topluca Allah’ın dinine silahsız savaşsız girer.” Yani Hristiyanlar Allah’ın dinine girer. “Hz. Mehdi (a.s)’a karşı Rum’un şeytanları hariç hiç bir ordu asker toplanmaz.” Bak, Hz. Mehdi (a.s) sevgiyle yaklaştığı için hiçbir şekilde karşısında asker yok. Ama “Rum Türk’ün yardımıyla Şam’a girer” diyor. Demek ki, şu anki savaşta, Suriye’ye karşı yapılan savaşta, Türkiye’nin etkisi var. Veyahut İncirlik Üssü’nü kullandırıyor ya yahut kendi üslerini kullandırıyor, Fransızlara limanı açıyor, yine hava üslerini kullanıyor yahut hava sahasını kullandırıyor. “Rum Türk’ün yardımıyla Suriye’ye girer” diyor. Hakikaten şu an durum öyle. Gerek Fransız uçaklarına, gerek Amerikan uçaklarına hava üslerini açtılar, limanları açtılar gemilerine, gemilerle bombardıman yapılıyor. Tabii ben buna karşıyım. Silah kullanmasına, silahın kullanılması için herhangi bir yerin yahut herhangi bir tesisin kullanılmasına izin verilmesine şiddetle karşıyım.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü