Harun Yahya

Sohbetler (7 Aralık 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Yine bir sevgi etiketi yapalım; “Sevgiyle zulme son” diyelim.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK bugün Diyarbakır’ın tarihi Osmanlı eseri Kurşunlu Cami’sini ateşe verdi. PKK’nı attığı el yapımı patlayıcı nedeniyle çıktığı tahmin edilen ve kısa sürede büyüyen yangına müdahale için, bölgeye gönderilen itfaiye ve polis örgütlerine örgüt mensuplarınca ateş açıldı. İtfaiye ve polis ekipleri teröristlerin uzun namlulu silahlarla ateş açması nedeniyle yangına müdahalede bulunamadı. Valilikten yapılan açıklamada yangının saat 16:00’da kendiliğinden söndüğü belirtildi. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Kendiliğinden sönmesini bekleyecek kadar oranın işgal altında olması çok acayip, değil mi? Yangın oluyor ancak yangın sönünce gidilebiliyor. Olay oluyor teröristler kendisi çekilirse, onların kanaatleri gelirse, savcı olay yerine gidebiliyor. Böyle olmaz. Orada bir tane terörist bırakılmaması lazım. Çok fazla asker-polis bulundurarak bu felaketi durdurmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sokağa çıkma yasağının yedinci gününde Diyarbakır’ın Sur İlçesi’ndeki devam eden çatışmalarda 18 terörist öldürüldü. İlçede çatışmalar yer yer sürüyor. Özel harekat mensuplarımız, mahallede yaşayanların mağdur olmaması için ekmek dağıtımı yaptılar. Fotoğraflar da vardı bu konuyla ilgili. Araçla sokaklara getirtilen ekmeklerin polis ekiplerince geniş güvenlik önlemleri alınıyor. Muhtarların bilgilendirilmesinin yanı sıra zırhlı araçlardan ekmek dağıtımı yapıldığı belirtilerek, ihtiyacı olanların sokak başına gelmeleri konusunda sık sık anons yapılıyor. Bir seferde 2000 ekmek dağıtılan mahallelerde ihtiyaca göre günde üç kez dağıtım yapıldığı da belirtildi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ücretsiz çok güzel, böyle olması lazım. Vatandaş kendisine sahip çıkıldığını gördüğünde daha kalbi rahatlar. Fakat ben yine aynı şeyi söylüyorum; asker sayısını, polis sayısını artırılması lazım.

Yahut “zulüm sevgiyle biter” diyelim değiştirelim etiketi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Demirtaş bugün yaptığı açıklamada; “Erdoğan, İmralı görüşmelerinin daha detaylı bilse süreci daha erken bitirirdi” dedi. “Kendi heyetinin kendisinin çok kapsamlı bilgilendirmediğini düşünüyorum. İmralı’daki görüşmelere biz bizzat katılıyorduk bizim avantajımız buydu. Bütün detaylarıyla konuya hakim oluyorduk. Konu kendine, konuyu kısa ve kendisinin hoşuna gidecek şekilde aktarılıyordu. Hiçbir şeyden bilgisi olmadığı gibi anlaşılmasın. Detayları belki bilmiyordu. Kafasında belli bir süreç beklentisini oluşturdular. Farklı olsaydı tutumu değişir miydi bunu bilmiyorum. Düşünce yapısına demokrasiye, Kürt sorununun çözüm perspektifine bakıldığında, detayları bilseydi daha erken bitirirsi süreci. Kürt sorununun çözümünden PKK’nın silahları bırakmasını anlıyor, başka hiçbir şey anlamıyor. Kürtlerin haklarıyla ilgili ya da Türkiye’nin demokrasi sorunlarıyla ilgili kafasında hiçbir proje olmadığı ortaya çıktı. Kendi heyeti de İmralı’da ve Ankara’da yaptığımız tartışmaların kendisine aktarmamış olacaklar ki ‘ne müzakeresi’ demeye başladı. Dolmabahçe mutabakatının on temel ilkeye ‘bunlar nereden çıktı’ demeye başladı. Oysa, o tartışma süreçlerinin hepsi bizlerin katkısıyla ve bilgimiz dahilinde oluşturulmuş süreçlerdi.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam çok güzel demiş. Hayır “dedimse de dedim” dersin. “Yapmıyorum” dersin, Allah Allah. “Nereden çıktı” o da güzel. Yani bir yerden çıkarmışlar. İstemiyoruz, zorla değil ya. Bizi kafalayacaklarını zannediyorlarsa çok ayıp yapıyorlar. Yani terörle anarşiyle halledemediklerini lafla halletmeye kalkarsa bazı kişiler buna müsaade etmeyiz. O arkadaşlar ayrı, biz terör ve anarşiyle bir şeyle yapmak isteyenleri kast ediyoruz.

Türkiye’de belediyeleri güçlendirildikleri dönemde iş makineleriyle hendek kazdılar biliyorsunuz. Baya bir sorun çıktı bu konuda. Belediye binaları mühimmat deposu haline geldi, silah deposu haline geldi adeta.

Mesela Korsika’da Bas bölgesinde hepsi mahkemelerinde ayrı dil kullanıyorlar. Resmi dili uygulamıyorlar. Yani olay tamamen çığırından çıkmış durumda Fransa’da. Bağımsız ülke haline gelmişler. Merkezi hükümeti pek dinlemiyorlar. Ama tamamen bağımsız olmak istiyorlar şu an “hiç alakamız kalmasın” diyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Irak Savunma Bakanı’nın ve Mesut Barzani’nin Türkiye’ye geleceğini” söyledi ve şunları ifade etti: “Irak’ta herkesin mevcudiyeti var. Hepsinin amacı belli. Eğit donat ve danışmanlık desteği veriliyor. Buradaki bizim varlığımız gizli-saklı değil. Irak Savunma Bakanı’nı da Türkiye’ye bekliyoruz. Bu daha önceden planlanmıştı. Mesut Barzani bu hafta Türkiye’ye gelecek. Bu olaylardan önce belirlenmişti.”

ADNAN OKTAR: Sonra da belirlenebilir. Biz Mesut Barzani’yi destekliyoruz. Mümin muttaki temiz bir insan. Allah’tan kokan birisi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak Başbakanı Abadi, “IŞİD’in elindeki petrolün büyük bölümü Türkiye üzerinden yurt dışına kaçırılıyor” iddiasında bulundu. Bağdat’ı ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşen Haydar El-Abadi, “görüşme sırasında büyük bölümü Türkiye üzerinden kaçırılan IŞİD’in petrol kaçakçılığının durdurulması gerektiğini” belirtti.

ADNAN OKTAR: Onu da herhalde Rusya coşturdu. Elinde belgesi varsa, niye ortaya koymuyor? Bu çok anormal bir hareket. Petrol bu bardakta falan götürülmüyor ki. Sen tankerden falan bahsediyorsun. Bir de Avrupa’ya gittiğinden bahsediyorsun. Bunun şirketi var bilmem neyi var on binlerce şahidi olur bunun. İki tane şahit gösterse yeter. Bunu niye yapmıyor? Abadi’ye ne oldu böyle? Herhalde Putin uyardı onu anladığım kadarıyla. Abadi’nin durumu çok vahim benim gördüğüm. Sahibinin sesi plak gibi böyle onlar ne derse onu söylüyor. Bence çok yanlış çok hata yapıyor. Çünkü bu mahcup olacağı bir şey, ispat edemeyeceği bir şey. İspat ediyorsa hiç beklememesi lazım hemen söylemesi lazım. Belge varsa ortaya korsun. Bak Rusya belgeleri koydu hiç alakasın çıktı. Petrol kaçakçılığı ne demek? Havadan sürekli gözlemliyorsun. Uydularla oluyor, bu diğer insansız hava araçlarıyla izliyorsun nasıl göremezsin? Sen binlerce ton, on binlerce ton, yüz binlerce ton petrolden bahsediyorsun, bunun gizli-saklı götürülmesini falan imkanı yok. O konuda dürüst değiller benim gördüğüm. Bunun bir şekilde halledilmesi lazım, ayıp yapıyorlar.

Atik Yunanistan. “Cihadistlerle fikri mücadele. Kürtlerle silahlı mücadele. Adan Hoca ümmetlere özet olarak bunları “diyor. İşte yarım-yamalak dinlersen veyahut anlamazdan gelirsen böyle olur. Ben cihadistlere de, PKK’ya da, Kürtler deme bir kere PKK’ya sen PKK’lı diyeceksin. Kürt nurdur, PKK lağımdır, sen ne alaka? PKK’ya karşı silahlı mücadele demiyorum, fikri mücadeleyle biter diyorum. Darwinist-materyalist sistemi ortadan kaldırdığında, Darwinizmin geçersizliğini anlattığında, Marksizm’in açmazları anlatıldığında konu biter. Evet.

Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi gibi olması gerekiyor. Norveç gibi, Danimarka gibi olması lazım. Hollanda gibi olması lazım. Kadınların özgür olduğu, sanatın, bilimin, estetiğin alabildiğine yaygın olduğu bir ortam olması lazım. O zaman Avrupa ve Amerika bölgede bir PKK devleti istemez, Türkiye ona yeter. Ana şu an diyorlar “biz Türkiye ile ittifak yapacak durumda değiliz, çünkü tipik bir Ortadoğu ülkesi, gelenekçi Ortodoks inanca sahip, gittikçe bu çizgisi daha da geriye giden bir yapıda, biz bunlara güvenemeyiz” diyorlar. Buna ne gerek var? Sanatın bilimin merkezi haline getir, aydınlık bir Türkiye olsun, değil mi? Kadınlar son derece özgür olsun, dekolte de olsun, sanat da olsun, müzik de olsun, çarşaflı hanımlar da olsun, herkes olsun. Tek yanlı bir görünüm, çok büyük tahribat yaptı.

Mesela biz İsrail’le böyle sıkı dost olsak, Avrupa’yla çok sıkı dost olsak, çok modern bir ülke olsa, müzik yarışmaları yapılsa, sanat yarışmaları yapılsa, dekolte hanımlar da olsun, çarşaflı başörtülü hanımlar da olsun ama Avrupa’nın en modern ülkesi olsak. Yani Avrupa ve dünya için merkez olacağız. O zaman her şeyi kabul eder Avrupa. Amerika da her şeyi kabul eder. Ama gittikçe çizgi başka türlü oluyor. Bu seferde şimdi başkanlık sistemi diye ortaya çıktılar. Türkiye iyice açmaza doğru gider böyle bir şeyde. Tayyip Hoca kendisinden sonraki sistemi de düşünmesi lazım. Hadi tamam, onun başkanlık sisteminde rahat ederiz diye düşünüyoruz ama ondan sonra kontrol edemeyeceğimiz birisi gelirse ne yapacağız? Ne kadar zora gireceğimiz açık.

Türkiye’nin epey bir bölümü adeta uyuştu sıkıntıdan, rahatsızlıktan uyuştu. Yani nereye gidiyoruz falan mantığındalar. Buna gerek yok. Avrupa’yla iç içe olalım, Amerika’yla iç içe olalım, İsrail’le iç içe olalım. İran’ı tam dost olarak bağrımıza basalım. Rusya’yı her yönüyle koruyup-kollayalım ve destekleyelim, Rus halkını. Rejimin yanlışları olabilir. Onları da demokratik üslupla halledelim. Güler yüzlü bir Türkiye gerekiyor bize. Böyle sevecen ama ordusu çok güçlü, askeri polisi çok güçlü olması gerekiyor. Damların tek söylediği şey var; “biz PKK devleti istiyoruz. Sebebi Ortadoğu’da Avrupai bir devlet yok, bu yine laik bir devlet, laik bir devlet olacağı belli. Laiklikten kasıt işte kadınlara özgürlük olur, müzik olur, resim olur her şey rahat olur.

O yüzden biz PKK’yı destekleyelim” diyorlar. Bunu dedirtmeye ne gerek var? Onun alası bizde demek lazım. En güzel demokrasi, en güzel kadın hakları, en güzel sanat anlayışı bizde deyip bütün dünyanın desteğini sağlamak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Iraklı Şii din adamı İyad Cemalettin, Irak’ın Atatürk gibi bir lidere ihtiyacı olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Amerika bunu yapamaz, çünkü Amerika dini gruplarla işbirliği yapıyor, hem Sünnilerle hem Şiilerle, onun için uygulayamaz. Irak’ın Atatürk gibi bir lidere ihtiyacı var. Ancak onun gibi bir lider bunu hem Sünnilere hem de Şiilere kabul ettirebilir. Çünkü Atatürk halka rağmen ama halk için laikliği zorla kabul ettirdi. Ancak Iraklı bir Atatürk’ün, Irak’ı kurtarabileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii ki. Mehdi demek istiyor ama çünkü Atatürk bir daha gelemeyeceğine göre, Atatürk gibi etkili olacak kişi kimdir? Hz. Mehdi (a.s)’dır. Ama işte dili o kadar dönüyor, o şekilde anlatabiliyor. Doğru söylüyor tabii ki. Aranan Hz. Mehdi (a.s). Atatürk gibi aydın, modern dünyayı oluşturacak, İslam alemine modernliği getirecek, kadınların özgür yaşayacağı, gençlerin özgür yaşayacağı, müziğin, resmin, heykelin, sanatın her türlüsünün en yüksek güzellikte yaşanacağı ortam Hz. Mehdi (a.s) ile mümkün. Nasıl biri örnek vermesi gerekiyor, örnek olarak iyi bir örnek vermiş Atatürk’ten örnek veriyor.

Birçok insan zevkini keyfini düşünür, yani İslam’ı da kullanır. Mesela “burada toplanmaya ne gerek var” der, “sohbete ne gerek var?” işte ticaret yapsın yesin içsin gezsin, evlensin işine gücüne baksın. Bütün İslam aleminde yüzde 95 kafa bu. O yüzden de Allah mahvediyor İslam alemini. Allah kendisine yönelmelerini istiyor yönelmiyorlar. “Geçici olan dünyayı istiyorsunuz” diyor Allah “halbuki ahiret yurdudur güzel olan bir bilseydiniz” diyor. Sen geçici dünyayı istersen Allah dünyayı senden dünyayı sürekli kaçırıyor dünya bu sefer başına bela oluyor. Halbuki fedakar insanlarla dünya güzel olur. Mesel Peygamberimiz (s.a.v) fedakardı, diğergamdı. Sahabeler fedakardı, diğergamdı. Hiçbiri çıkarcı değildi. Çıkarcı insanların olduğu toplumlar çöküyor. Kadınların korunmadığı, kadınların özgür olmadığı toplumlar çöküyor. Tabii özgürlük derken eğitilmiş bir özgürlük, eğitilmiş insanlardan oluşan bir özgürlük. Yoksa cahil cühelayı bırakırsan sen özgürsün dersen vahşileşiyor saldırganlaşıyor. Kültürlü, görgülü aklı başında insanlara verilen özgürlükten bahsediyorum. Vahşi adamlara sen özgürlük verirsen kadınlara tecavüz etmeye kalkar, birbirlerini öldürür, asar-keser. Onun için o tip yapılarda genellikle hep sıkıyönetimler mevzubahis oluyor, baskı rejimleri mevzubahis oluyor. Ama eğitilmiş görgülü toplumlarda, baskıya ve şiddete gerek kalmıyor. İnsanlar, herkes kendi sorumluluğunu biliyor, aklı başında hareket diyor, densizlik yapan olmuyor. Birçok insanı İslam’ın hakimiyeti ilgilendirmez, o kendi yaşamını esas alır. Evlensin, çoluk-çocuğa karışsın, işini gücünü kursun ama Müslümanları da kullanmak ister, Müslümanlığı kullanmak ister. Ama asıl kendi hırslarını esas alır. İslam onun için, iyi kullanılacak bir zemindir. Zenginlik için, para için, evlenmek için. Mesela kendisi namussuz oluyor ama namuslu bir insanla evlenmek istiyor. Mesela fahişe karakterli oluyor, dindar birisiyle, aklı başında, Allah’tan korkan birisiyle evlenmek istiyor. Veyahut jigolo kılıklı bir ahlaksız oluyor, evleneceği kadının da çok mümin muttaki imanlı olmasını istiyor. Kendi haysiyetsiz, zampara, üçkağıtçı oluyor ama evleneceği kadının çok böyle evine sadık, namuslu olmasını istiyor. Zaten söylüyor “eğlenecek kadın ayrıdır, evlenilecek kadın ayrıdır” diyor. Bu çok büyük bir ahlaksızlık, haysiyetsizlik. Kadınlara değer vermemek, onları adam yerine koymamak, sırf çıkarları için, kendi menfaatleri için, kıskançlık ruhu için dindar kadın istiyor, kadının dini onu ilgilendirmiyor. Sadece kadını öbür türlü değerlendirirse, yani dışarıdan kendi kafasında bir kadın alırsa, sadık olmayacağını düşünüyor. Ama kendisinin namussuzluk yapmasını istiyor ama kadının namuslu olmasını istiyor. Yahut tam tersi kadın fahişe tıynetli oluyor erkeğin namuslu olmasını istiyor, kendini uyanık zannediyor, Müslüman erkek arıyor evlenmek için ama kendi de ahlaksızlık yapmada kararlı oluyor dışarıda. Zaten demeçlerine dikkat ederseniz böyle tiplerin bu hemen görülür. Yalı malı bir de ilaveleri de oluyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım Tevbe Suresi 38: “Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda (mücadele edin-hazırlık yapın)savaşa kuşanın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre), bu dünya hayatının yararı pek azdır.” Çok az yani görülüyor yani. Bin bir türlü emekle insanlar ayakta duruyorlar, bin bir tülü bakımla. İşte sırtı ağrıyor, beli ağrıyor, dizi ağrıyor bin bir türlü rahatsızlığı oluyor. Romatizmaları oluyor, kalbinde rahatsızlığı oluyor, eklem rahatsızlığı oluyor, tansiyonu oluyor, şekeri oluyor bütün bu belaların içinde zorla yine dünyaya yapışmaya çalışıyor, bütün gücüyle. Dünyada hiç bir şey elde edemiyor. Mesela yemek yiyor şekeri yükseliyor, yemek yiyor kolesterolü yükseliyor. Geziyor tozuyor beli tutuluyor, eli, ayakları ağrıyor. Bin bir türlü acının içerisinde zorla dünyada yaşamaya çalışıyor. Ahirete olan inancı ve hazırlığı hemen hemen hiç yok gibi oluyor. O zaman, Cenab-ı Allah elinden dünyayı tamamen alıyor. Ezim ezim eziyor, dünyadaki felaketin sebebi bu.

BÜLENT SEZGİN: Allah bir ayette: “Ve ticaret veya eğlenceyi görünce ona yönelip dağıldılar ve seni ayakta bırakıp gittiler. De ki: “Allah’ın katında olan şeyler, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma Suresi / 11)

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Peygamberi (s.a.v) yalnız bırakıyorlar sahabe döneminde, “ticari bir çalışma var” diyorlar, kervanlar geliyor “mallar var” diyorlar. Peygamber (s.a.v) tam sohbet ederken ayakta kalıyor, hepsi koşup gidiyor. “Ona sökün ettiler” diyor Cenab-ı Allah, yalnız bırakıyorlar. Onun için imamların üstünde, peygamberlerin üstünde çok büyük sorumluluk oluyor. Tek tek her konuyla ilgilenmeleri gerekiyor. Tabii sonradan düzeldiler yani birçok eksikliklerini giderdiler o kişiler, o sahabeler, o insanlar ama Peygambere çok zorlu günler yaşattılar.

TARKAN YAVAŞ: Başka bir ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. (Taha Suresi, 124) Diye bildiriyor Cenab-ı Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tabii dar geçimliliği zaten yaşıyorlar, görüyorlar.

CAN DAĞTEKİN: Bir başka ayette de, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin.” (Enfal Suresi, 24) Diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani insan, her an Allah’la kalbi beraber olacak, değil mi? Buradaki yayının amacı, hem insanların eğlence yönünü ortaya koymak rahatlatmak. Çünkü tekdüze sürekli bir anlatım insanları sıkar. Ama müzik, güzel insanlar, güzel ortam olduğunda, insanların kalbi açılır. Zaten dışarıdaki olaylardan insanların canı yanıyor, çok rahatsız oluyorlar. Şimdi biz onlara tekdüze anlatmış olsak, sıkılırlar. Güncel olayları ispatlayarak ve kısa kısa anlatmamız gerekiyor ve en hayati yönlerini anlatmamız gerekiyor. İmanlarını güçlendirecek anlatımlar yapmamız gerekiyor. Yoksa işte şunu yaparsan cehenneme gidersin, bunu yaparsan cehenneme gidersin. Zaten adamların birçok insanın imanı zayıf, Allah var mı yok mu onu düşünüyor. Kuran’ın yüzde 70’i hep iman zafiyeti üstünedir. En önemli konudur imanın güçlendirilmesi, iman hakikatleri, güçlü bir iman oluşması. Hoca efendiler insanların potansiyel imanlı olduğunu düşünüp ortaya çıkıyor. “Efendim sual ediyorlar ki bizden” diyerekten. Kardeşim, sorsana damın imanı var mı, Allah’tan korkuyor mu? Ahirete inanamıyor, sen kendine gel. Bir de akıl almaz çapraşık konular çıkartıyor. Akala hayale gelmeyecek fıkhi konular çıkartıyor. Bırak adamlar rahat etsin. Sen imani konuları biliyorsan, onları anlat. Zaten şevkini tamamen kaybetmiş, bitkin ve bitap bir üslupla konuşuyor. İnsanlar da onu dinliyor. Din deyince, adamların karşısına konan bu olmuş oluyor. Böyle olmaz. Mesela burada şişeler bardaklar falan her şey süslü, eşyalar mobilyalar. Bu, insanların içini açmak için. Beyler yakışıklı hanımlar güzel. Adam zaten çok abus suratlar görüyor birçok yerde birçok insan, çirkin insanlar, bakımsız insanlar, ümitsiz insanlar, dert küpü insanlar, sürekli yakınan insanlar. Onların karşısına biz aynı şeyi dikersek adam rahatsız olur iyice içine kapanır. Onların ümit var olması şevklenmesi çok önemli. Ama mesela İslam’ın güzelliğinden estetiğinden bahsediyorsun ama fiilen onu yapmıyorsun. Müslümanlar birbirini sever diyorsun, bunu göstermiyorsun. Müslümanlar dürüsttür dersen, bunun dürüstlüğünü gösterilmesi lazım. Müslümanlar temizdir diyorsun, o temizliğin gösterilmesi lazım. Sanattan estetikten anlar, güzelliğin he türlüsünü en güzel şekilde uygular diyorsan, bunların hepsinin fiili gösterilmesi gerekiyor. Mesela hoca efendiler sürekli anlatıyorlar “efendim musiki de gerekir ama kaval dinlemek gerekir” diyor. Milleti illet ediyor adamlar, gençleri mahvediyorlar. Büyük bir korkuya sebep oluyorlar ve insanlarda müthiş bir ümitsizlik meydana gelmiş oluyor. En hareketli gençleri bile inandırmışlar, kadın İslam’da kapanır, bir bezle kafasını falan kapatır, kimseyle de muhatap olmaz, müzik dinlemez, resimle alakası yoktur, heykelle de alakası yoktur, estetik olan şeylerden hoşlanmaz. Kaşını da düzeltmez hata sakal-bıyıkla da gezer, yüzündeki tüylerle gezer. Hatta deodorant da kullanmaz. Kullandırmıyorlar deodorant. Ben sordum kapalı genç kızlara ter kokuyorlar baya, niye diyorum “hocalarımız öyle diyorlar” diyorlar. “Koku kullanmayın dediler” diyor “deodorantta koku var dediler” diyor. Peki o ter kokusu daha mı iyi yani.

Cuma Suresi 11. Şeytandan Allaha sığınırım: “Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman,” eğlence veya ticaret “(hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar.” Peygamber (s.a.v)^’i yapayalnız ayakta bırakıyorlar. “De ki: "Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

Rad Suresi 26: “Allah dilediğine rızkı genişletir, yayar ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir.” Bir de bedenine de dikkat etmiyor, ne kadar acz içinde de olduklarını göremiyorlar. Kadınlarda da var bu erkeklerde de var. Mesela badi yapıyor, çektikleri ızdırabı bir onlar bilir bir Allah bilir. Akşama kadar kilolarca et yemeleri gerekiyor, maddi durumları da yetmiyor tam bir sürünme. Hepsi için demiyorum da, büyük bölümü böyle. Akıl almaz ızdırap çekiyorlar. Aynalarda kendilerini kasarak falan çok büyük bir netice verdiklerini zannediyorlar. Hanımlar da şaşkınlıkla izliyor bunların böyle gayretini şevkini, muazzam bir netice elde ettiklerine inanıyorlar. Halbuki o vücut mezarda paramparça olacak zaten. O kadar hırs yapacağın bir şey yok. Senin zannettiğin gibi de bir olay yok. Kendi kendine gözünde büyütüyorsun.

CAN DAĞTEKİN: “İskeletin yakışıklısı güzeli olmaz” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, insan öldüğünde, bütün iskeletler birbirine benziyor. Münafıklar da mesela diyorlar ki “bizim evimiz açıkta” Peygamber (s.a.v)’e. Ne demek açıkta? “Çoluk-çocuk var evde oturuyorlar, onların eğitimi var, onlarla ilgilenmemiz lazım, hanıma yiyecek götürmemiz lazım, onunla ilgilenmemiz lazım, dükkan açıkta” diyor. “Ticaret yarım kaldı, onunla ilgileneceğiz” diyor. Kardeşim, tamam da Müslümanları boğup-öldürüyorlar şehit ediyorlar. Senin dükkanın mı önemli, o mu önemli? Kuran’la Peygamber (s.a.v)’i kandırmaya çalışıyor. Diyor ki “Allah ayette ailenizi koruyun demiyor mu?” diyor, “ticaret helal yol olarak gösteriliyor, ben bunu yapıyorum” diyor. Tamam da, mübarek her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu araman lazım, dürüst ve samimi olman lazım. Orada Müslüman hanımlar ve Müslümanlar şehit ediliyorlar sen orada ticaretten bahsediyorsun. Haysiyetsizlik yapma akını başına al, deliliği bırak. Orada adam öldürülüyor Müslümanlar şehit ediliyor, senin ticaretin daha mı önemli? Bu kadar mı akılsızsın? Münafıklar dünyadaki Müslümanların durumlarını düşünmedikleri gibi bir de ve o zorlukları ve sorumluluğu üstlenmediklerine de seviniyorlar. Akıllı oldukları kanaatindeler, tedbirli davranıyor. Mesela Müslümanlardan uzak duruyor, olaylardan uzak duruyor. “Ne kadar akıllıyım ben” diyor “ne kadar isabetli hareket ediyorum” diyor.

Mesela Nisa Suresi 72’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” Ağır davranıyor, “şayet, size bir musibet isabet edecek olsa” mesela tutuklansa veya herhangi bir olay olsa yahut bir saldırı olsa "doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der. “Allah beni korudu, çok akıllıymışım” diyor. Başına gelen belanın farkında değil, o insana gelen nimetin de farkında değil. O cehennemin dibine biraz daha yol almış oluyor, müminin cenneti daha da parlamış oluyor.

Adamlar en fazla 200 kelimeyle konuşuyorlar, dünyadan kopmuş vaziyetteler hep boş işlerin peşindeler. İşte Şahan ne dedi, bilmem kim ne konuştu, böyle absürt şakalar, absürt sözler, kendi aralarında yani.

BÜLENT SEZGİN: “Onlar oturup kalmalarına sevindiler” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Yalnız bunlar tabii bunları söylerken, çok önemli bir şey var, münafık konuşurken böyle normal bir insanın, vasat bir insanın yani dinini bilmeyen bir insanın rahatça ikna olup etkileneceği şekilde konuşuyor. Diyor; “şimdi biz oraya girsek, orada zorba bir kavim var” diyor, “hepimizi ezer” diyor. Akıl veriyor peygambere. Mesela Maide Suresi 22’de: “Dediler ki: ‘Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.’” Yani zoru istemiyor hep kolaylık olacak, hep rahatlık olacak. Çıkarlarıyla hiç çatıma olmayacak. Ama konuşurken mesela bu sözü, buradaki 1000 kişi varsa en az 900’ü kabul ediyor. Yani münafık konuşurken, genel mantığa uygun konuşur. İlk bakışta eğer Kuran bilgisi yoksa adamın onunla baş edemez Müslüman. Kuran eğitimi yoksa münafık çok dilbaz ve oyuncu olur. Şeytanın zekasını kullanır ve insanların genel temayüllerine göre hareket eder yani genel ahlak özelliklerine, genel kültürüne, genel gelenek ve inançlara göre hareket eder. Onun için münafıklar genellikle çevre edinebilirler. Ama Allah tabii ayaklarına dolandırır ezer, o ayrı mesele.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sonunda zaten dediğiniz gibi oluyor. Girmiyorlar, Hz. Musa (a.s)’a da, şeytandan Allah’a sığınırım “sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Münafık zaten sürekli çamura yatar. Ne yaparsan yap, yine o yol bulur. Münafıkla baş etmek pek mümkün değil. Sen münafığa anlatırsın ikna olmuş gibi görünür, bir başka yerden patlak verir. Yine anlatırsın, yine başka yerden patlak verir. Ana yapıyı terk etmez münafık. Ayette diyor Cenab-ı Allah: “Kalpleri parçalanmadıkça bunlar ebedi olarak bundan vazgeçmezler” diyor. “Sonsuza kadar vazgeçmezler” diyor. Onun için Müslümanlar, büyük bir gayretle münafıklara bir şeyler anlatıyorlar ve olduğunu zannediyor netice aldığını zannediyor netice almış olmuyor, sadece geçici bir durum meydana getirir. Münafık alttan alta iler devam eder kafası. Onun için samimi Müslümanların gücü esastır. Yoksa münafığı tedavi ettim, düzelttim bu çok çok zor. Asıl şaşırma şundan oluyor; bazen gerçek bir Müslüman şaşırıyor, münafık gibi görünüyor ama düzeldiğinde, zaten Müslüman olarak yine devam ediyor. Zaten mümin yani o kaderde mümin yaratılmış. Ama şaşırıyor mesela şaşkınlıkları oluyor, yanlışlıkları oluyor, o münafıkla karıştırılabilir gerçek münafıkla, bazen mümin tam gerçek münafığa çok benzer ama değildir, geçici bir hastalığa tutulmuştur. O hastalıktan onu kurtardığında, o normal Müslüman olarak devam eder. Ama münafığa da aynı tedavi yapıldığında, burada çok büyük bir tehlike var, aynı kurtulmuş gibi onda da görüntü olur, fakat o alttan alta devam eder. Onun için Müslümanların çok basiretli ferasetli ve çok akıllı olması lazım, uyanık olması lazım, uyuşukluğa gelmez. Su uyur, münafık uyumaz. Her an hastalık yeniden gelişir. Müslümanlar mesela tatlı tatlı anlatıyorlar ama adam içinden alay ediyor, dinlemez.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz mantıkta yine “bu sıcakta savaşa çıkmayın” diyorlar orada bunanlar.

ADNAN OKTAR: Mesela orta kafalı bir adam duydu mu “adam haklı söylüyor” diyor. Yani münafığı böyle, kalbinde hastalık olanlar diye bir zümre vardır, çok makul görürler. Yani münafık onların gizli kahramanıdır. Bazen öyle azılı münafıklar çıkar, onun hayranı hasta olan insanlar vardır onu dinler. Mesela bizde çok oldu o, biliyorsunuz. Mesela bir münafık çıkıyor ama hasta tipler var onu hayranlıkla izliyor. Halbuki sonucunda bomboş oluyor, sonucu felaketle bitiyor.

TARKAN YAVAŞ: Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “onların görünüşleri hoşunuza gider, konuşurlarsa dinlersiniz, oysa onlar dayandırılmış kof kütükler gibidirler” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela diyor ki Hac Suresi 11’de Cenab-ı Allah:”İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder,” yani bir yönüyle ibadet eder. Mesela namaz kısmını kabul ediyor ama riskli olan kısımları hiç kabul etmiyor. Ticaret yapsın, yesin içsin, arada sırada kendi ihtiyacından artan olarak düşündüğü mesela 1 milyon lira kazanıyorsa 15 lira veriyor, baya bir para diyor, bu devirde 15 liraya dünya kadar ekmek alınır, yiyecek alınır, kendini kandırıyor “yaptım ben” diyor. İşte bir ucu derken bu, yani küçük bir parça. “Uç” diyor zaten ayette. Halbuki Allah uç istemiyor, blok hizmet istiyor. Bütünüyle Allah’a kendini teslim etmek, bütünüyle kendini Allah’a adamak istiyor. Ama o bir kısmını vermek istiyor. Ve bu tip hasta insanlar da hep gizli organize bir yapı içinde olurlar. Yani bunlar yönlendirilmez ama ona doğru giderler. Yanı içgüdüsel hayvanî içgüdüyle hareket ederler. Mesela kâfirlerde ve münafıklarda bir sürü ruhu vardır. Yani hayvanlarda olduğu gibi. Yani ortak hareket ediyor, mesela ren geyikleri falan nasıl bizon sürüleri falan, onlarda öyle sürü halinde hareket eder, küfür. Mesela birine bir tehlike geldiğinde, bizon sürüsü olduğu gibi ona saldırmaya başlıyor. Küfürde de öyledir, yani toplu hareket etme özelliği vardır. Fakat Müslümanlarda, Allah'ın hikmeti toplu halde hareket etme özelliği olmuyor. Mesela küfürde oluyor ama Müslümanlarda olmuyor. Onu Bediüzzaman şöyle açıklıyor; " Onlar, Allah'a inanmadıkları için bir korku ve dehşet içinde birbirlerine sarılırlar" diyor. "Ama mümin Allah'a sarıldığı için, yalnız hareket etmekten de çekinmez" diyor. Halbuki Allah'ın emridir birlik, "O yüzden de hep mağlup olur ezilir" diyor. Allah'ın emrini tutmadığı için. "Halbuki küfürde olduğu gibi çok sıkı bir irtibat ve ittifak içinde olması gerekiyor" diyor. "En az küfürdeki kadar. Ama küfürdeki gibi olmaz" diyor. "İttifakları nasıl olsa Allah beni korur, Allah'a tevekkül ediyorum diye yalnız başına ve tek hareket etme eyleminde olur. " diyor. "O yüzden şu ana kadar Müslümanlar hep ezilmiştir." diyor. "Hep acı çekmiş, halbuki ittifak etseler, dünyaya hakim olurlar" diyor. Yani küfürdeki gibi ittifak etseler hemen dünyaya hakim olurlar. Mesela şu an bak Müslümanlara karşı küfürlerin ittifakını görüyorsunuz değil mi dünyada?

CEYLAN ÖZBUDAK: Birbirleri arasında farklı düşünceleri önemsemiyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, yani akıl almaz bir ittifak var. Akıl almaz bir kararlılık var. Mesela cinayetten çekinmiyorlar, adam öldürmekten çekinmiyorlar, zulümden çekinmiyorlar, her türlü psikopatlıktan çekinmiyorlar. Mesela kitle katliamı yapıyor, hepsi görüyor ama sesini çıkartmıyor. Halbuki bir kitle katliamı Müslümanlar içinde çıkan terörist unsurları yaptıklarında, yer yerinden oynuyor. Değil mi yeri yerinden oynatıyorlar. Ama onlar onların yaptığı katliamın, bin mislini on bin mislini yüz bin mislini yapıyor, birbirlerine hiç çıtları çıkmıyor. Ama Müslüman teröristlere yaptıklarında, o büyük bir insanlık suçu olarak ele alınıyor. Ve dünyada bunu makul görüyor. "Vay be teröristlere falanca kişiler için dua edelim" diyor. Müslüman için neden dua edelim demiyorsun? Onun bin misli insan öldürüyor, şehit ediliyor. Aklının ucundan bile geçmiyor, yani o sahipsizlik duygusu, o bir arada olmama duygusu, onlara karşı da bir nefret içlerinde oluşmasına sebep oluyor.

“Bedevilerden” diyor Cenab-ı Allah, “savaştan geri bırakılanlar sana diyecekler ki bizim mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” Yani ticaret, ticaret yapalım ki diyor mal ve canla hizmet edin demiyor mu Cenab-ı Allah, mal vermek için ticaret yapmamız gerekiyor diyor. Nasıl cevap vereceksen gel bir düşün bakayım. Yani münafık çok uyanıktır. Canını niye önce esas almıyorsun da hemen malını vermeye çalışıyorsun ? "Canım tatlı" diyor. "Ama maldan bir şey olmaz" diyor "Versem yine kazanabilirim ama canı vermek istemem ben" diyor. Önce canını vereceksin, sonra malını vereceksin. Yani canın kıymetli olursa, olmaz. Kendini uyanık zannetmeyeceksin. "Diğer Müslümanlar” diyor, “onlar canını versin. Ben diyor malımı veriyim" diyor. "Ne kadar? “İşte kazanırız diyor, arta kalan olursa oradan veririz" diyor.

BÜLENT SEZGİN: Allah, Tevbe Suresi’nde şöyle buyuruyor: Şeytandan Allah'a sığınırım, " Eğer yakın bir yarar orta bir sefer olsaydı, onlar muhakkak seni ezerlerdi ama zorluk onlara uzak geldi."

ADNAN OKTAR: Mesela bakıyor Mehdîyet olacak gibi değil bayağı uzuyor, İttihad-ı İslam da olacak gibi görünmüyor, bakıyor Müslümanlar hep eziliyor, bu sefer küfre hayran olmaya başlıyor. Ama bu arada hastalıklar alttan alta gelişiyor, bir yandan da mezarlara doğru yaklaşıyor, onun haberi yok. O hala dünyada kafası takılı. Kardeşim sen gideceksin, dünya kalacak. Senin kıyametin kopuyor, aklını başına al. Sen neyin hazırlığını yapıyorsun? "Ben” diyor “25 yaşındayım." Bir 10 sene sonra 35 yaşındasın. Bir on sene sonra 45 yaşındasın, bitti işte bu kadar. Ondan sonra ne yapacaksın? Ondan sonra hastalıklar dertler devri başlıyor. Yürümek için ayrı uğraşıyor, gece gündüz sporla şununla bununla zor bela ayakta tutmaya başlıyor kendini. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir ayetinde devamında, " Eğer güç yetirebilseydik muhakkak seninle birlikte çıkardık, diye sana Allah adına yemin edeceklerdi." diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Dinde Pasifizim” isimli kitabımda ben bu konuları detaylı anlattım. Bu sahtekar üçkâğıtçı yapıyı çok kapsamlı anlattım. “Dinde Pasifizim” hakikaten bayağı bu konular güzel kaleme aldığım şey.

Bakara Suresi 9’da Cenab-ı Allah diyor ki, "Sözde Allah'a ve iman edenlere aldatırlar." Bak Allah'ı da aldattığını zannediyor, ahirette. Ve Müslümanları da aldattıklarını zannediyorlar. "Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar, şuurunda değiller" diyor Allah. Yani ama kendini aldattığının farkında değil. Fakat işin vahim yanı, Allah'ı aldattığını zannediyor. Müminleri de aldattığını zannediyor. Yani müminlere kafalama yapıyor. İkna ettiğini zannediyor. Halbuki aptalca bir oyun oynuyor, başka bir şey değil. "Şüphesiz gizli toplantılar fısıldaşmalarda iman edenlere üzüntüye düşürmek için ancak şeytanın ürünü işlerdendir" diyor Allah. Kendi aralarında da böyle fısır fısır fitne fücur peşinde oluyorlar. Mesela bu ahlaksızlık anlayışı, bütün dünyada yaygındır. Gizlice fısıldaşmalar ve hep böyle pislik için, bilinir yani bu herkesin anladığı bildiği bir yöntemdir. Ve onu yapanlar, kendilerine acayip güveniyor, onu yaparken. Kardeşim çok kısa süre sonra öleceksin, aklını başına al. Et kemikten gibi görünüyorsun ama ayrıca görüntüden oluşan bir varlıksın. Senin o fısıltını bile Allah yaratıyor. Seni Allah o anda dinliyor, aklını başına al. Mesela Cenab-ı Allah diyor ki ayette Tevbe Suresi 24, şeytandan Allah'a sığınırım; "De ki: eğer babalarınız, çocuklarınız” bak kafaya taktıkları konular, “kardeşleriniz, eşleriniz” evlilik kafası var ya “aşiretiniz” yani arkadaş çevreniz Facebook’tan şuradan buradan oluşan arkadaş çevresi “kazandığınız mallar” bak ticaret kafası, “az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler” kendine bir mekan tutuyor ev tutuyor ora onun yeri oluyor artık, “sizlere Allah'tan, O'nun Resulünden O'nun yolunda cihad etmekten” yani Allah'ın dinini yaymaktan-ki, bu çileli bir olaydır “daha sevimli ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.” Ölüm size gelinceye kadar bekleyedurun." diyor. Ölüm geldiğinde nerede senin evin? Nerede senin baban? Nerede arkadaşların? Nerede bilgisayarın? Nerede Facebook’un? Kapkaranlık toprağın altına girdiğinde, çeneni bağlıyorlar. Çünkü bağırsak muhtevası ağızdan çıkar bunu engellemek için yapılıyor, ağzın bağlanmasının nedeni bu. Mesela kollarını bağlıyorlar, çünkü yukarıya doğru kasılıyor kolları, onu ortalamak. Mesela ayaklarını bağlıyorlar bacaklarını ayırmasın kasılma olmasın diye başparmaklarından bağlıyorlar, kefenle de sarıyorlar. Bütün bunlara rağmen yine korktukları çekindikleri şeyler oluyor, bu alınan tedbirlere rağmen. Ve bu çok kısa bir sürede oluyor. Senin deliler gibi sevdiğin dünya, seni bu hale getiriyor işte. Mesela PKK cami yaktı, birçok insanın umurunda dahi değil. Çok büyük bir olay. Tarihi bir camiyi yakıyor, gelen itfaiye müsaade etmiyorlar ve caminin doğal yanışı bekleniyor, cami yana yana kendiliğinden sönüyor, ondan sonra müdahale ediliyor. Böyle bir ortamda adam hala köşe denmenin peşinde. Diyor ki “Başkanlık sistemiyle iyi ticaret yapılır, iyi para kazanılır“ diyor. Memleket elden gidiyor, aklını başına al. Daha hala ticaretin peşinde. Başkanlık sistem getireceği kar paranın peşinde. Böyle bir şey olmaz, büyük felaket getirir ve bizi paramparça yapar. Dini yaşamada pasif davrananlar, bu cahiliye yaşamına karşı müthiş bir istek duyuyorlar, hayranlık duyuyorlar, derin hayranlık. Müslümanlar arasında da, o cahiliye hayatını yaşatmak istiyorlar. Mesela bu gazetecilerin üsluplarına bakıyor musunuz internette falan? “Ağabey yağlı falan. Aynı onların üslubunu alıyor. Kuran üslubundan şiddetle kaçınıyor, kıyafetiyle onlara benzemeye çalışıyor üslubuyla onlara benzemeye çalışıyor, her şeyle onlara benzemeye çalışıyor ve ahlakıyla benzemeye çalışıyor. Halbuki Kuran’da gösterilen ahlak, çok yüksek en derin ahlaktır. En derin aklın ortaya çıkacağı en mükemmel hayat şeklidir.

Evet, dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Irak Dışişleri Bakanı İbrahim El Caferi, “Musul’a Bağdat hükümetinin izni olmadan gönderilen Türk askerlerinin geri çekilmesini istediklerini, bu talebin Musul’daki askeri danışmanları ve eğitmenleri kapsamadığını” söyledi. Caferi, Irak’ın Türk askerlerinin geri çekilmesi yönündeki talebi, “Türk silahlı kuvvetlerinin Irak’la koordinasyon kurmadan ülkede konuşlanarak yol açtığı ihlalden kaynaklanmaktadır, ancak bu talep bir süredir ülkenin kuzeyinde Irak güçleriyle birlikte çalışan Türk eğitimcilere yönelik değildir, birçok ülkeden askeri eğitmenleri kabul ediyoruz, ancak kara güçleri farklı bir şey” dedi.

ADNAN OKTAR: Peki o askeri eğitmenleri kim koruyacak? Orası savaş bölgesi, baya tehlikeli bir yer, her türlü provokasyona açık. Bizim oraya gönderdiğimiz askeri uzmanlar, kendi kendilerini mi koruyacak, orada o dedikleriniz olay ne olacak? Nasıl hareket etsinler? Bir avuç insan savaş bölgesinin ortasına gönderiyorsun ve onları koruyacak kara gücü olmayacak, bence Türkiye tamamen çekilsin oradan, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Eğitmen şu bu hiçbir şey bırakmayalım, tamamen geri çekelim. Kendileri ne yapıyorlarsa yapsınlar, kendi aralarında hal etsinler. Bu çok münasebetsiz bir hareket. Askerleri koruyacak asker olması gerektiği açık. Sanki Türkiye oranın meraklısı gibi, çok münasebetsiz bir izah bu. Türkiye eğitmen gönderiyor, oraya nasıl göndersin başka türlü? Yollar her yer tehlike dolu. PKK’sı ayrı, teröristler ayrı, her türlü adam var. Eğitmenin çoluğu çocuğu var, insan bunlar yani. Oraya göndereceksin adam yolda vuracak, diyeceğiz ki Iraklılar asker istemiyor. O zaman biz askerin tamamını çekelim. Hepsini çeksinler, böyle bir şey olmaz.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz zaten ilk baştan beri söylemiştiniz, yine kaderde dediğiniz gibi oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela biz asker göndermeyim dedim. Allah asker göndermesini engelliyor. Havadan bombardıman yapmayın günah olur dedim, çünkü cinayet oluşur ve günaha girersiniz dedim. Tabii ki, onu yapan adam cinayet olsun diye yapmıyor ama sonuçta bu oluyor ama oluşur, büyük bir tehlike bu belki caydırmak için yapıyor, belki bir şey için yapıyor ama belli orada insanların olduğu.

Kolayına geleni yapan insanları desteklemek, çok büyük tehlikedir. Müslüman kendi yapmıyorsa bile, üç kağıtçıyı destelememesi lazım, sahtekar Müslüman görünümünde adamları desteklememesi lazım. Belki benimde işime yarar böyle sistem diyerek, karaktersiz insanlara arka çıkmaması lazım Müslüman’ın bu büyük bir tehlike oluşturur. Samimi Müslümanları desteklemeleri lazım. Müslümanları pasifize etmek için çeşitli münafık tıynetlerin yöntemleri vardır. Müslümanların şevklerini kırmak, heyecanlarını kırmak için, çok ince şeytanlıklar uygularlar, o şeytani kafaya tembelliğe ve eşek gibi yaşamaya hayvan gibi yaşamaya yatkın adamlarda, böyle adamlara karşı sempati duyarlar, hoşuna gider. Onun meydana getireceği rahatlık, onun meydana getireceği eğlence işine geldiği için, alttan alttan destekler öyle pislik adamları, meydana gelecek tahribatı hiç düşünmez, halbuki onun sonucunda bütün sistemi yıkılır. Yani elde ettiği bütün imkanlar elinden gider onu düşünmez münafık ve münafığın destekçisi. Bunlara çok özen göstermek lazım. Kendisi yapamıyor dahi olsa, münafığı ve hasta adamları destelememesi lazım Müslüman’ın. Mutlaka samimi insanlara destek vermesi lazım, işine gelmese dahi çıkarıyla çatışsa dahi böyle yapması lazım.

Bakara Suresi 217 de “Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler“ diyor Cenab-ı Allah. Güç yetirirse ama o bilmişlikle işte üçkağıtçılıkla sokaktan piyasadan öğrendiği laflarla, onun ruh haline yaklaşarak onun çıkar anlayışına organize olarak bir şeyler yapmaya çalışır halbuki İslam sayesinde ayakta duruyordur, Müslümanlar sayesinde ayakta duruyordur amma o sistemin içerisinde bir kemirgen gibi o Müslüman yapıyı kemirerek ayakta durmaya çalışır. Ama o kemirme sonucunda üstüne çöker sistem, yani bunu düşünmez.

Abrahamson’ları 3 gibi çıkaralım yayına. Bir haham tanıdığım var, ünlü bir haham onu çıkaracağım yayına, inşaAllah.

CEYLAN ÖZBUDAK: Dünya da Adnan Bey sizden başka Mehdiyet’ten böyle bahseden yok, siz şu an teksiniz.

ADNAN OKTAR: Doğru. Anlatanlar varda, onlarda bizden alarak anlatıyorlar, değiştirerek falan.

“Muhammed Mehdi (a.s)” dersen münafığa, acayip ıstırap duyar. Bu isim Mehdi kelimesi, onun beynini adeta parçalar, “Seyyidina İsa Mesih ibni Meryem” akıl almaz bunalırlar. Bu iki isim, çok sarsam ahir zamanda münafıkları, yani zehir etkisi yapar, canlarını yakan iki kelime iki isim.

Furkan Suresi, 27, 29 da. “O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım"

"Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." Yani münafıklarla ekip olmasaydım. “Bana ne olurdu da falanı dost edinmeseydim.”

"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız bırakandır" diyor. Cehennemde yapayalnız bırakıyor şeytan.

“Süper analizler üst üste geldi maşaAllah, Allah tam samimi iman versin hepimize. Şeytandan Allah’a sığınırım diyor” bir kardeşimiz, İngiltere’den yazmış.

Halil Şencan; “Risk var ise, ümmeti neden cihada hazırlamıyorsunuz?“ Cihat deyince, işte kafa göz yarmak. Bunlar cihat dediğinde, baltayı kapar kafa göz doğrarsın. Cihat, ilimle irfanla olur sevgiyle olur.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Bese Hozat, Türkiye’nin ülkenin Doğu’sunda yaşananlarla ilgili “Türkiye toplumu Kürdistan’da olup bitenlere gözünü, kulağını, aklını kapatarak kendisini kurtaramaz” dedi. “Ülkenin doğusunda çatışmaların tüm Türkiye’ye yayılacağını” belirten Bese Hozat, “Kürdistan’da savaş bütün vahşetiyle devam ederken Türkiye bundan azade kalamaz. Kalması mümkün değildir. Bu savaş herkesi saracak ve içine alacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Kim bu? Bayan mı bu? Ne alaka PKK’nın neyi oluyor.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Liderlerinden, KCK Kandil’deki.

ADNAN OKTAR: Kandil’in liderlerinden. Söyle demişlerdir, o da söylemiştir. Esirdir orada öyle. Etrafı silahlı pusatlı adamlarla dolu, çünkü çok fazla kadın infaz edildi orada, böyle demeç vereceksin demişlerdir orada, o da demeci vermiştir.

Rus savaş uçakları bugün Halep’te okul binasını vurmuş, saldırıda aralarında çocukların olduğu 14 kişi şehit olmuş. Çoğu çocuk, 20 kişi de yaralanmış. Mesela savaş kurallarını ihlal etmiş oluyor. Okul, vurulmaz. Müslümanlar müthiş sahipsiz. Kimsenin umurunda değil, mesela okul da öğrenciler vuruluyor falan, hiçbir gazetede hiçbir yerde. Mesela Avrupa’da böyle bir okula vurmuş olsalar, yer yerinden oynar değil mi? Ama orada okulda çocuklar bomba etkisiyle yakılıyor, paramparça oluyor insanlar umursamıyor. İşte Müslümanların başsız olmasından kaynaklanıyor İmam Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmış olsalar, Müslümanlar birlik olsa tek olsa, konu bitecek. O gün biter, o gün mesela hal olur.

CEYLAN ÖZBUDAK: Aynen sizin dediğiniz gibi Adnan Bey, Amerika’nın Afganistan’da yaptığı bombalamalarda iki tane Avrupalı öldü yardım görevlisi, baya ortalık birbirine girdi, çok üstünde durdular günlerce. Okulda öyle bir cinayet olmuş olsa düşünün neler olur.

“Fıtratları bozulmuş vicdanları çürümüş şarlatan münafıklar“ diyor Bediüzzaman, “dessas hileci zındıklar gibi, ellerine geçmeyen hidayetten halkları aldatıp çevirmek” hidayetten onlara Allah tarafından verilmiyor, “halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir (sihirbaz) deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar? Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp desîselerinden, inkârlarından müteessir olarak fütur getirme (usanma). Belki daha ziyâde gayret et. Çünkü, onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler. Ve onların fenalıkta muvaffakıyetleri, muvakkattır (geçicidir) ve istidrâcdır (derece derece azaba yaklaşmaları için verilen nimetlerdir), bir mekr-i İlâhîdir (onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur). Bediüzzaman (Sözler, s:353) Bediüzzaman’ın üslubu bayağı güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bese Hozad, “Suriye’de federasyon modeli en ideal çözüm modelidir” diyor, Kürtler için.

ADNAN OKTAR: Suriye’de mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Federasyonlar, bütün federasyonlara da PKK sahip olacak, sonrada bölge PKK’ya teslim olacak deccale yani. Bu olmaz.

Allah münafıklara özel bir akılsızlık şekli veriyor ama hayret edecek şekilde oluyor. Yani tipik aptal, dışarıdan baktığında hemen görülüyor. Öyle anlaşılması güç olmuyor. Böyle seme sarsak, çok ciddi akılsız oluyor münafıklar.

Mesela Furkan Suresi 44 de Cenab-ı Allah diyor ki; “ Yoksa sen onların çoğunu söz işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler. Hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın ve aşağıdırlar.” Hayvan vahşiliğinde oluyor, mesela sinirlenmeleri, kontrolsüzlükleri, akılsızlıkları yani delice ve hayvandan da ileri oluyor. Çok vahşiyane oluyor. Allah onlara hayvanat cinsinin en aşağıları olarak alıyor. Hayvandan da aşağıdırlar diyor.

YPG ve PKK Haseke’deki Arap köylerini terk etmelerini söylüyormuş şu an yani birçok köye ültimatom göndermiş. “Eğer terk etmezseniz, koordinatları Amerika’ya vereceğiz” diyorlarmış, “köyleri yerle bir ettiririz” diyorlarmış. Yani böyle alçak ve pislik bir muhbir katil ordusu olarak, ırz düşmanı ahlaksızlar olarak bölgeye yerleşiyor bu pislikler. Lağım gittikçe yayılıyor. Amerika ve Rusya da hayret edilecek şekilde Amerikan ve Rus derin devletleri, PKK pisliğini Suriye’ye hakim olacak şekilde destekliyorlar, sonra başlarına çok büyük bir bela satın alacaklar, Kore de olduğu gibi bir daha tedavide edemeyecekler. Laos’ta Kamboçya’da olduğu gibi esaslı bir komünist devleti başlarına bela edecekler. Büyük bir tehlikeye doğru gidiliyor, uyarıyorum, en iyisi mektup da yazmak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad İngiliz Sunday Times Gazetesi’ne verdiği söyleşide “PYD’ye silah gönderdik, çünkü onlar Suriye vatandaşları ve teröristlerle savaşmak istiyorlar” dedi. “PYD’nin Suriye ordusuyla beraber teröristlerle savaştığını” ifade eden Esad, “Onlara silah gönderdik, çünkü onlar Suriye vatandaşları ve teröristlerle savaşmak istiyorlar. Aynı şeyi Suriye’de ki birçok gruba yapıyoruz. Çünkü orduyu ülkenin her yerine gönderemezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani Armageddon devam edecek diyor, silah verdikçe daha da gelişiyor. Muhalifler Suriye vatandaşı değil mi? Hepsi Suriye vatandaşı, hepsi gelsin. Nüfus cüzdanları ile pasaportuyla kaydıyla halis Suriye vatandaşı. Ama onları varil bombaları ile yerle bir ediyor Suriye, yani Esad rejimi. Orada bir samimiyetsizlik olduğu çok açık. PKK ile senin ne işin var onlar Stalinist, Komünist adamlar ve teröristler yani.

Sürekli pazar yerlerini bombalıyorlar. Pazar yerinde adam patates satıyor, portakal satıyor. Portakal satan adamın teröristlikle ne alakası var. Aç adamlar orada mesela bir tek tabi portakal falan değil de ne varsa yiyecek maddesi satıyorlar. Adamların üstüne yağmur gibi bomba yağıyor. Su içmek istiyorlar su tesisleri havaya uçuruluyor. Elektrikle ısınmak istiyorlar elektrik tesisleri havaya uçuruluyor. Bunlar hep Suriye vatandaşı. Avrupa’ya kaçmak istiyorlar, ona müsaade etmiyorlar. Bir yere gitmek istiyorlar, ona müsaade etmiyorlar. Akıl almaz bir dehşet uyguluyorlar bütün dünyanın gözü önünde ve dünya bunu anlamazdan geliyor. Hoca efendiler daha da anlamazdan geliyorlar. Yani adam diyor, “hiçbir şey yok” diyor, “rahatız, daha var, yani öyle bir şey yok” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’da PKK sempatizanları Noel Baba kılığına girerek terör örgütü PKK’nın propagandasını yaptı. Alman vatandaşların ilgi göstermediği PKK propagandasından sonra bir araya gelen grup, PKK’nın tutuklu lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar attılar. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Sizden Noel Baba değil de, hortlak olur olsa olsa. Pislik herifler yani çok ahlaksızlar. Noel Baba ile yani sen lağımsın. Lağımı Noel Baba’nın içine sokmaya çalışıyorsun. Yani her türlü fırsatı her türlü imkânı kullanmaya çalışıyorlar ama insanların tiksintisi onlara daha da artıyor. O güya sempatik olacak. Hayvan herif Noel Baba şefkat timsalidir. Sen dehşet timsalisin. Kan döküyorsun, adam öldürüyorsun, orayı burayı bombalıyorsun, teröristsin, gözü dönmüş canisin ve cinsi sapık, haysiyetsiz adamsın. Kendini satıyorsun alçak. Noel Baba’yı niye kirletmeye kalkıyorsun? Noel Baba çocukların sevdiği, sempatik bulduğu bir sembol.

PKK pardon deyip, özellikle kasten yanlış bir koordinat vermiş. Bir Arap köyüne Amerikan uçaklarının saldırı yapmasını sağladı, otuz kişi şehit oldu, daha yeni. İnsanları yıldırmak için yapıyor PKK ve her köyü böyle yavaş yavaş ele geçirip, ilerlemeye devam ediyor. Her yere Stalinist, komünist, alçak, pislik adamlar dünyanın her tarafından toplayıp, yerleştiriyor. Buna karşı Türkiye’de esaslı bir seferberlik yapılması lazım. Hem kültürel bir seferberlik, milli şuur dersi diye bir ders koyulup, PKK tehlikesi, Darwinizm, materyalizme, Stalinizm’e karşı gençler eğitilmesi lazım. Süratle bunun yapılması gerekiyor. Ayrıca askeri yönden de çok güçlü yeni bir yapılanmaya gidilmesi lazım. En az dört milyon askerin silahaltına alınması gerekiyor. Bu çok yıldırıcı olur, herkesi sallar bu. Çünkü birçok ülkenin canı tatlı, dört milyon asker kimse çıkarmak istemez. Ama Türkiye kabadayı ve delikanlı bir millet, dört milyon da, beş milyon da asker çıkartır ve bu, dünyanın en büyük ordusu olmuş oluyor o zaman. Bayağı ürkütücü olur görünüş. Çok heybetli bir ordu olmuş oluyor.

Bediüzzaman diyor ki; “Çoğunlukla münafıklar şeytani bir zekaya sahiptirler” diyor. “Daha hilekar, daha oyuncu, daha kahpedirler” diyor Bediüzzaman. İşaratül icaz, sayfa 83-84’de.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, biraz önce Bingöl’e deprem olmuş 4.5 büyüklüğüne. Geçen hafta da iki defa olmuştu Bingöl’de yine.

ADNAN OKTAR: Evet bu artçı deprem demek ki. 4.5. Daha önce kaç şiddetindeydi?

KARTAL GÖKTAN: O civarda yine büyüklüklerdeydi.

ADNAN OKTAR: Evet. İstanbul’un fethini anlatan ebcedler var, bu ebcedler bir tane değil. Açıkça 1453 tarihini veriyor. Konu da tam İstanbul’a işaret ediyor, fethe işaret ediyor ve 1453 tarihini veriyor. Üç ayet var öyle.

PKK, Türkiye’de çocuklara molotof atıyorlar, kurşun atıyorlar. Almanya’da da alçak herifler, çocuklara bebek dağıtıyorlar, oyuncak dağıtıyorlar. Bunların kahpeliği her yerde ayrı bir şekil alıyor. Güya Almanlara şirin görünecekler, sempatik yapıyorlar, Noel Baba kılığında. Noel Baba kılığı ama içinde katil var. On kişinin on beş kişinin katili, gözü dönmüş, cinsi sapık, ahlaksız, haysiyetsiz, satılmış adamlar. Noel Baba felsefesiyle ne alakası var onların? Daha yeni fırın vurdular, altmış bin kişiye ekmek veren fırını, hallaç pamuğu gibi birbirine kattılar, halk ekmeksiz kaldı. Bir yere gidelim diyor oraya da göndermiyor. Denizden gidiyorlar, denizde batırıyorlar. Adamlar ne yapacağını şaşırdı. Sürekli de Müslümanlar başka yerlerde nasıl düğün yaparlar, nasıl evlenirler, nasıl köşe dönerler, birçoğu bunun derdinde. Bir an önce “İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar birleşsin bu beladan kurtulalım” demeleri lazım.

İzlenme çok yüksek. İlk izleme de çok yüksekti, şu anda çok yüksek.

“Hocam, sizden başka PKK’ya karşı bu kadar dimdik duran kimse yok. Baba adamsın.” Tokat Sevdalıları. Tktsvdll.

“En baba adam o, en baba yazı bu.” En değerli anlamına mı geliyor?

EBRU ALTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kerem; “Sizce Topkapı’daki bu sancağı ilk Hz. Mehdi (a.s)’mı dalgalandıracak?” Ayetlerde öyle görünüyor.

Ali Sait; “Hocam, gönüllü olarak bize doğruları gösteriyorsunuz, çok teşekkür ederim. Bize Allah’ın emirlerini anlatmanız çok hoşumuza gidiyor. Sizi canlı yayında çok heyecanla dinliyorum. Siyasi yorumlarınız da çok isabetli.”

Mir Ali, Kzt Ali; “Sorunu bu temelde mi çözeceksiniz? İslam Birliği deyip deyip, biz Kürtleri geçirmediğiniz katliam kalmadı.” Sorun, tabii ki İttihad-ı İslam sorunu. Müslüman ümmeti paramparça olduğu için, Kürt kardeşlerimiz de acı çekiyor, Türkler, Çerkezler, Lazlar, herkes acı çekiyor. Temelde tabii ki, Allah’ın kanununa uyulmaması acının kökeni, sevgisizliğin kökeni. “İslam Birliği deyip, biz Kürtleri geçirmediğiniz katliam kalmadı.” Bu yanlış. İslam katliamı durduran bir sistemdir, sevgiyi getiren bir sistemdir. Eğer bir katliam oluyorsa Ortadoğu’da, İslam uygulanmadığından, İttihad-ı İslam olmadığındandır, İslam Birliği olmadığından. Müslümanların başında birisi olsa şu terör, şu anarşi olması mümkün mü? Değil. Teknik olarak bu hemen anlaşılıyor. Bu arkadaşa da sorsak, İslam aleminin başında birisi olsa bu olur mu? desek, olmaz der. Zulüm olur mu? Desek, olmaz der. O zaman ben haklıyım.

“Kürt kardeşlerimize uygulanan katliamlar.” Ama herkese katliam uygulandı. Kürtlere, Ermenilere, Türklere, Lazlara, Çerkezlere, yani dünya akıl almaz bir katliamdan geçti. Ve halen daha devam ediyor bu katliam. Ama PKK şu an asker, polis katliamı yapıyor. Yani Kürt’ten kastım, geçmiş dönemlerdeki olan olaylarsa, hakikaten çok acı çekti Kürt kardeşlerimiz. Ama Türkler onun bin misli acı çekti. Lazlar bin misli acı çekti. Bütün bölge acı çekti. Ama bu İslam adına değil. İslam’a karşı cereyanlar yüzünden oldu. Bunu İngilizler yaptı, bu katliamları, Fransızlar yaptı, Amerikan derin devleti yaptı. Bunlar hepsi Darwinist, Materyalist sistemler. İslam’a, Kuran’a dayalı sistemler değil. İslam; merhamettir, sevgidir, dostluktur, kardeşliktir.

“Hocam İrlanda’da yaşıyorum. Sizin gibi onurlu insanların arasında kalabileceksem, Türkiye’ye gelmeyi düşünüyorum.” Gökhan Kaya.

Gökhan gel de, yalnız yanlış anlaşılma olmasın. Burayı böyle bir Alice Harikalar Ülkesi gibi görürsen, olmaz. Buraya gelen, çileye talip olacak. İslam’a hizmet etmek isteyen, Kuran’a hizmet etmek isteyen, kimseye yük olmadan, Allah rızası için İslam’ı anlatacak. Yoksa gelip burada bize yük olmak, iş çıkarmak, sorun çıkarmak şeklinde olmaması lazım. Çünkü biz bin bir türlü zorluk içerisinde İslam’ı anlatıyoruz, dini anlatıyoruz. Tamam, eğlence var, güzellik var ama bu sizi açmak için olan, kalbinizi rahatlatmak için olan uygulamalar. Yoksa bizim eğlenmez gönüle kalmadık, öyle bir derdimiz de yok.

Ahmetli 21; “Burası Diyarbakır, tarihi camiler katlediliyor, Müslümanlar her gün katlediliyor. Ama hiç kimse ne duyuyor, ne de görüyor.”

Görüp duyuyorlar da, aldıkları önlemler zayıf, cılız önlem alıyorlar. Güçlü bir önlem almaları lazım. Zayıf önlem olmaz. Türkiye’de ne Rum bıraktılar, ne Ermeni bıraktılar, ne Musevi bıraktılar. Gayri Müslim kalmadı gibi bir şey, sevgisizlikten, o canlarım hep terk ettiler Türkiye’yi. Halbuki ki onlar Türkiye’nin bir güzelliğiydi. Halen daha devam ediyor bu göç. Milli politika uygulaması lazım bu konuda. Mesela akın akın Ermeniler geri dönmesi lazım, Rumlar geri dönmesi lazım, Museviler geri dönmesi lazım, kendi mahallerinde, kendi köylerinde coşkuyla yaşamaları lazım. Türkiye’nin bir güzelliği olur bu.

Şenol Koç Şenol; “Soru göndereceğim, cevap vermezsin” diyorsun.

Çok mantıksız. Bir gönder, cevap vermezsem, o zaman söylersin.

Burak Yaman; “Hocam, Asım Aksoy isimli bir köşe yazarı, sizin mason olduğunuzu iddia ediyor. Haşa, haklımı kendisi.” Burak Yaman.

Görüyor musun iftiranın büyüklüğünü? Hem de mason diyor bana. Bire adam, nasıl bir lakırdı bu böyle?

“Hocam merhabalar, Peygamber olmasına Hz. İsa (a.s) şeriatı daha mı sert olacak? İncil’deki pasajlar, Kuran’a göre daha sert gibi.”

Yok, Hz. İsa (as) çok halim bir insandır, çok sevecendir.

Erdal Bey’in hanımı, benim televizyonda gösterdiğim kediyi çok beğenmiş. Ama sarmanı mı kastediyor, sarmandır. Dünyaları verseler, sarmanı ben vermem. Sarman dünya tatlısı. Çok lakayt, komşuların evlerine giriyor, geziyor ta aşağılarda gördüm geçen gün, böyle boş boş bakınıyordu etrafa.

Tayyip Hocam, on iki gün önce attığı twitte “Müslümanlar olarak Beka mücadelesi verdiğimiz” yani devam mücadelesi verdiğimiz “ağır bir imtihandan geçiyoruz” diyor. Doğru söylüyor.

Nur Suresi,31 ayeti. Detaylı olarak açıkladığım, Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabımda var. İkide bir bana bu soruyu soruyorlar. Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabımı internetten indirebilirler, ücretsiz indirebilirler, oradan okusunlar. Nur Suresi, 31. Çok kapsamlı anlatıyorum.

Müslümanlar başsız olduğu için her gün onlarca Müslüman şehit oluyor, yüzlerce Müslüman şehit oluyor. Kimse kıymet dahi vermiyor, sözüme karşılık Yavuz Atakli, ilk başkan RTE; “Başımız var. Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyor. Kardeşim, o Türkiye’nin başı. Ve Türkiye hiçbir Müslüman ülkesini kurtaracak güce sahip değil şu an. Libya eziliyor, Türkiye seyrediyor. Irak eziliyor, Türkiye seyrediyor, hiçbir şey yapamıyor. Suriye mahvediliyor, Türkiye seyrediyor. Afganistan eziliyor, bütün İslam alemi eziliyor, mahvediliyor, hatta PKK’yla bile baş edemiyor Türkiye. İslam aleminin başı olmak çok önemli. Türkiye’nin başı olmayla bir şey elde edilemiyor. Edilse görülürdü zaten. Her yerde mağlup Müslümanlar. Ama İslam aleminin bir başı olursa, bir lideri olursa o gün, o saat terör, anarşi durur. Savaşlar durur, felaket durur, bölünmeler de durur, parçalanmalar da durur. Her şey kökünden hallolur. Ama bunun olması için, Allah işte insanları ikna etmek için, şimdi büyük bir savaş meydana getirecek, daha büyük bir olay meydana gelecek, daha çok kan akacak önümüzdeki günlerde, bunun sonucunda her ülke bu işin kanla çözülemeyeceğine kanaat getirecek. Amerika da, Rusya da büyük bir açmaza girdiklerini görecekler. Bütün bölge ülkeleri, Suudiler de, herkes ancak Hz. Mehdi (a.s)’la hayatın kurtulacağını, dünyanın kurtulacağını anlayacaklar. Ve mesele o şekilde hallolacak. Başka türlü ikna olmazlar, büyük bir savaşın dışında, çok büyük olayların dışında. Şu anki olaylar bile yetmedi dikkat ederseniz.

Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabımı, ısrarla tavsiye edin ki, özellikle Nur Suresi 31, bunların çok kafasına takılıyor, her gece anlatmakla da olmuyor. En iyisi oradan okumaları.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Güvenlik uzmanı Mete Yarar anlattı; “Türkiye’nin Kuzey Irak’ta asker gönderdiği yer Şengal’e çok yakınmış. Orada PKK Barzani’yi devirip kendisi kanton kurmak istiyor. Kuzey Irak’ta da kanton kurmaya başlarlarsa, engel olmak zor olacağı için, Türkiye şimdiden tedbir almaya çalışıyor” diye anlattı programda.

ADNAN OKTAR: Ama işte gecikmemek çok önemli, özellikle içeride ezmek çok önemli PKK’yı. Türkiye içinde ezmedikten sonra orada PKK’yı durdurmaya çalışmak, biraz garip duruyor. Önce Türkiye’nin içinde bir temizleyelim. Yani legal, meşru hakkımız. Bir an önce bitirmek lazım Türkiye’nin içinde. Sonra Şengal’e, her yere gideriz. Ne diyor dışişleri bakanı? “PYD terör örgütü değildir, legal bir partidir.” YPG için de aynı şeyi söylüyor. O durumda zaten adamlar da diyor; “Biz PYD’yiz, YPG’yiz, bir şey yaptığımız yok” diyorlar. “Burada kanton kuruyoruz biz” diyorlar. Müslümanları oradan gönderiyorlar bombalayarak, asarak, keserek.

Twitter’daki bir numaralı etiket, yine sevgi üzerine. #biriniseviyorsanız diyor. Çok olumlu etkileniyor bu sevgiyle ilgili çalışmalarımızdan.

Bu proteinlerin katlanmasını gösteren videomuz var mı bizim?

BÜLENT SEZGİN: Vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

Fikret bu konuda bir şeyler anlat.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, insanların her bir hücresinde uzunluğu iki metreye ulaşan DNA molekülü bulunuyor-ki, bir hücre üç-beş mikron büyüklüğünde. Bir mikron da milimetrenin binde biri. Yani DNA sarmalının, DNA molekülünün bir hücre içinde iki yüz bin kat daha uzun ve bunun sığması gerekiyor bir şekilde hücre çekirdeğine. Bunun için de Allah mükemmel bir sistem yaratmış. Bunun ne kadar zor olduğunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz; Eğer hücreyi bir basketbol topu büyüklüğüne ulaştıracak olursak, DNA molekülü 230 kilometre uzunluğuna ulaşıyor. Elimize 230 kilometre uzunluğunda iki tane misina verseler ve bunu çift sarmal şeklinde katlamamızı isteseler ve bunu o basketbol topunun içine sığdırmamızı isteseler ki, öyle bir sığdırma olacak ki, gerektiğinde yani protein sentezi yapılması gerektiğinde, bu fermuar gibi açılıp, kopyalama yapılması mümkün olacak. Bunun ne kadar zor bir işlem olduğu hemen anlaşılıyor. Ama hücrenin içerisinde bizim haberimiz olmadan bu sürekli gerçekleşiyor. Bunun gerçekleşmesine vesile olan sistem de, makaralara dolanmış iplik yumakları gibi nükleozom adı verilen yapılar var, hücre çekirdeğinde. Bunlara sarılı şekilde bulunuyor DNA. Ve her bir hücrede yirmi beş milyon tane nükleozom var. Bu nükleozomların oluşmasında yani o makaraların, oluşturanlar proteinler, makaraların sarılmasını sağlayanlar yine proteinler, o sarma işlemini denetleyen proteinler var. Onların vesile olmasıyla, Allah bu mükemmel sistemi insan vücudunda yaratmış, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Bu sadece bir hücre içindeki çekirdekte geçerli. İnsan vücudunda yüz trilyon hücre var, bütün DNA moleküllerini çıkarıp, ardı ardına dizdiğimizde dünya ile ay arasında 600 defa giden bir uzunluk oluşuyor.

ADNAN OKTAR: Eğer dünya sırf şunu anlamış olsa, dünyada iman etmeyen hiçbir kimse kalmaz, sırf bunu anlamış olsa. Ama bunun anlaşılması için tabii filmler hazırlayalım. Kitaptan pek anlayamaz insanlar kolay kolay ama filmle anlatabiliriz. Ama çok tekrar gerekiyor. Eğer tam kavrarsalar, bir insanın Allah’a inanmaması için, başka bir şey olması gerekiyor o zaman. Net imanı oluşur. Çünkü buradaki teknoloji ve mühendislik harikası hiçbir bilgisayarla, hiçbir teknik aletle açıklanacak gibi değil. Buradaki mühendislik, üstünlük, yapıdaki kalite her şeyde kendini gösteriyor. Mesela arıların hayatında gösteriyor, arının bal yapmasında gösteriyor. Molekülde bir akıl var. Biz diyoruz ki, arının kafası küçük, beyni zaten çok çok daha küçük, toplu iğne başının yarısı kadar beyni var. Küçücük beyniyle bu kadar aklı nasıl gösteriyor diyoruz. Ama molekülün aklı o hayvanın aklından çok daha fazla. Molekülde çok daha yüksek akıl var. Bunu ama bir kere anlatmak, dört kere anlatmakla olacak gibi değil. Arının gösterdiği akılla molekülün gösterdiği akıl kıyaslandığında, arı insandan milyonlarca kere daha akıllı ama molekül de arıdan milyonlarca kere akıllı. Müthiş bir akıl her yere hakim. Ama pek üstünde durulmadığı için, yeteri kadar düşünülemediği için, konsantre olunamadığı için, insan aklı bir dakika bile konsantre olmaya zorlanıyor. Otuz saniye konsantre olabiliyor. Çabuk sıkılıp yoruluyor ve bırakıyor. O direnme gücünü artırmak lazım. Eğer iyi kavrarsa insan, müthiş bir imana sahip olur, sırf bu konuda.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, yine kutuplarda yaşayan balıkların kanında bir protein bulunuyor antifriz glikoprotein diye, buz kristallerinin oluşmasını engelleyen bir yapıda. Şu anda bilim adamları aştırmalarına rağmen nasıl işlediğini çözebilmiş değiller bu proteinin.

ADNAN OKTAR: Donmuyor değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam, eksi altmış derecede bile donmuyormuş. Böyle bir görevi var maşaAllah. Bir protein.

ADNAN OKTAR: “Armageddon savaşı kaç yıl sürecek, hadislerde bu süre belirtiliyor mu acaba?” diyor.

“Hakan Demir; “Armageddon savaşında Türkiye hangi tarafta olacak? NATO ile Hristiyanlar mı, yoksa IŞİD’le Müslümanlar mı?”

Hande 77; “Tam dediğiniz gibi bu Amik bölgesinde yoğunlaşma var. Oradaki savaş 2016’da başlar mı?” Armageddon’la ilgili dikkat ederseniz fazla detay vermiyorum. Ama son alamettir. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının son büyük alametlerindendir. Yavaşlatılmış bir Armageddon da seyredebiliriz, hızlandırılmış bir Armageddon da seyredebiliriz. Ama Armageddon şu an devam ediyor zaten. Ve tam ilgili bölgede.

Abrahamson çok samimi güzel ahlaklı bir Musevi. Yüksek dereceli bir haham, maşaAllah. Birazdan misafirimiz olacak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tibet’in sürgündeki ruhani lideri Dalai Lama, “barışın gerçekleştirilmesi için IŞİD terör örgütüyle diyalog kurulması gerektiğini” söyledi. Kendisine “peki IŞİD’le nasıl dost olabileceğimizi açıklar mısınız?” sorusu yöneltildi. Ruhani lider ise; “Diyalogla. dinlemek, anlamak, diğerine saygı duymak lazım. Bunun başka bir yolu yok” karşılığını verdi. Röportajcının “ama IŞİD kafa kesiyor. Bir kafanız yoksa, dinleyecek kulaklarınız da yok demektir” sözleri üzerine Dalai Lama; “o zaman kalbinizle dinlemelisiniz, merhametli olmalısınız, eğitmelisiniz. Mesela Almanya mültecileri kabul ederek, onları besleyerek ve giydirerek çok cömert davrandı. Ama şimdi onları eğitme zamanı” İfadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Doğru, çok güzel söylüyor. Dalai Lama’ya helal olsun. Güzel konuşmuş, aklı başında bir adam. Tabii ki, IŞİD’in ana çözümü eğitimdir, konuşmadır, iknadır, telkindir, tartışmadır. Adamı gidip sen bombalarsan haklı olduğunu düşünür o seni daha da fazla doğramaya kalkar. Bir de ben yaptım oldu diye bir şey yok. Şimdi IŞİD kendisine yapılanların çok korkunç misillemesini yapabilir. Dünyayı şoka sokacak büyük olaylar olabilir. Böyle bir yöntem olmaz, çok yanlış yapıyor dünyanın liderleri, birçoğu veyahut derin devletleri diyelim.

Ahir zaman alametlerinde Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Söylediklerine kendileri uymayan alimlerin çıkması ve alimlerin fitne unsuru olması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir” diyor. “Kuran okuyacaklar fakat imanları gırtlaklarından aşağı geçmeyecek. Beyinleri çalışmayacak. Konuşurken çok güzel konuşacaklar, Kuran okuyacaklar fakat imanları gırtlaklarından aşağı geçmeyecek.” Yani iman zafiyeti olacak diyor, asıl büyük sorun bu olacak diyor. “Kara cahil bir zümre kalır ahir zamanda, onlarda kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar. Kuran’ın dışında hüküm verirler” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) döneminde vereceği birçok hükümlerde ulemanın, mezheplerine muhalefet edecektir” diyor “Hz. Mehdi. (a.s).” Mezheplere muhalif olacak açıklamaları, mezheplere uymayacak, ters olacak mezheplere göre diyor açıklamaları Hz. Mehdi (a.s)’ın. “Bundan dolayı ondan, Hz. Mehdi. (a.s)’dan uzak duracaklar alimler. Zira zanlarına göre gerçekten Allah’ın imamlarından sonra bir müçtehit bırakmadığını kabullenecekler” diyor. “İmamı Azam’dan sonra, imamı Şafi’den sonra müceddit, müçtehid olmayacak diye inandıkları için dinlemeyecekler” diyor. Muhyiddini Arabi Futuhatı Mekkiyye, 66 bab, cilt 3, sayfa 327.

Abrahamson’un olduğu bölüm

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz sefa geldiniz, onur verdiniz. Çok sevindim sizleri gördüğüm için, mutluyum.

OKTAR BABUNA: Bu akşamki konuklarımız İsrail’den Haham Ben Abrahamson ve eşi Rebeka Abrahamson. Haham Ben Abrahamson, İslam ve Musevi şeriatı ile ilgili konularda uzman bir tarihçi. Ve 2004 yılından beri Kudüs hahamlar mahkemesinde İslam ile ilgili konularda danışmanlık yapıyor. Haham Abrahamson’un geçtiğimiz sene “İlahi çeşitlilik, Ortodoks bir hahamın Müslümanlarla görüşmeleri” isimli kitabı yayınlandı. Hocam, kitabında sizinle görüşmelerine de yer veriyor. Haham Abrahamson on senedir İslam ve Müslümanların Musevi kanunlarında gereken saygın yere sahip olmaları için çalışmalar yürütüyor. Çeşitli ülkelerde konferanslar veriyor, Birleşmiş Milletler, İsrail Meclisi, Lortlar Kamarası gibi. Sayın Rebeka Abrahamson eşleri ise bir hemşire, yazar ve İsrail’in tanınmış Ortodoks yayını olan Arut Şeva’da “Barış arayan Müslümanlara ses vermek” isimli köşede makaleleri yayımlanıyor. Sizinle ilgili Hocam da, çalışmalarınızı kaleme alan uzun bir yazısı yayınlanmıştı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel. Allah şevklerini artırsın. Hanuka Bayramları da kutlu olsun, Allah tekrarına erdirsin. MaşaAllah, sizi çok iyi gördüm.

REBEKA ABRAHAMSON: Sizin misafirperverliğiniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeref duydum. O kitap nedir?

REBEKA ABRAHAMSON: On senedir Facebook da olan yazışmaları eşimin, onları ben bir kitap haline getirdim, “İlahi Çeşitlilik” ismi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim?

REBEKA ABRAHAMSON: İslam ile Musevilik arasındaki benzerlikler, takvimimiz, dua etme şeklimiz, ibadet etme şekillerimiz bunlardan da bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Çok isabet olmuş.

REBEKA ABRAHAMSON: Ortak tarihimiz. Hem Tevrat’tan, hem Kuran’dan ortaklıklar ve bugün de nasıl bunları uygulayabiliriz.

ADNAN OKTAR: Bunu mümkünse burada Türkçeye de çevirtelim.

REBEKA ABRAHAMSON: Teşekkür ederim.

BEN ABRAHAMSON: Kral Mesih’in gelişi çok önemli onun için de her gün dua etmemiz gerekir, onu beklememiz gerekir.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzel samimi, imanlı bir Müslüman’ın sözü bu tam. Çok güzel.

BEN ABRAHAMSON: Bugün önemli bir toplantıya katıldık Hristiyan liderlerle birlikte, bu Suriye mülteci sorununa çözüm. Birleşmiş Milletlerin bu konuda çok tavsiyeleri var ama başarılı olmuyor ve burada önemli olan dini liderlerin özellikle yönlendirmesi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

CİHAT GÜNDOĞDU: Suriye mülteci krizinde dindar insanların rolü konulu konferans.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. En önemli nokta, evet.

OKTAR BABUNA: Önemli Hristiyan liderler katıldı Hocam, bunlardan biri de Ermeni Rum Patriği Sayın Bartolomeo’ydu. Size de çok selamları var. Ayrıca çok selam söyleyenler oldu Hristiyan liderlerden.

ADNAN OKTAR: Aleykum selam. Bil mukabele selamımı söylersiniz.

OKTAR BABUNA: Aleykum selam Hocam inşaAllah.

REBEKA ABRAHAMSON: Bu seküler liderlerin, özel politikacıların dini liderlere ulaşmaları çok güzel. Bu bütün dünyanın da bize dindarlaştığını gösteren önemli bir delil olmuş oluyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, doğru.

REBEKA ABRAHAMSON: Bu Suriyeli mültecilerin batıya kabulünde şunu anlatmamız gerekir. Her şeyden önemlisi İslam’ın batıya yaptığı katkılar. Ataları eskiden bir altınçağ yaşattılar, bütün bilim dallarını batı Müslümanlardan öğrendi. Bunun anlatılması gerekiyor. İslam’ın gerçek yüzü anlatıldığında bunların alınması ve orada erimesi çok daha kolay olur o zaman. Batı dünyasında mültecilerin kabul edilmesi bu şekilde mümkün olur.

ADNAN OKTAR: İşte Musevilerin nasıl güzel insanlar olduğunu bütün dünya görüyor şu anda.

REBEKA ABRAHAMSON: Orada Yunanistan ve Hristiyan liderler vardı. Onların da mültecilere yardım etmesi çok güzel bir şey. Hepimiz unutmamamız gerekiyor ki hepimiz birer mülteciyiz, bu kutsal toraklara birçok yerden geldik. Babil’in yok edilmesi buna vesile oldu mesela, bunu unutmamak gerekir. Oraya dini yaşamak için geldik biz kutsal topraklara, biz de mülteciyiz bu anlamda.

ADNAN OKTAR: Güzel, her şey güzel olacak. Tevrat’ta üç bin beş yüz yıl önce belirtilen Kral Mesih - Hz. Moşiyah yani Hz Şiloh, hakikaten dünyanın kurtuluşuna vesile olacak. Onun çağına geldiğimizde bütün alametlerden, göksel ve yerdeki alametlerden görüyoruz. Bu akan kanlar Moşiyah’ın çıkış alametleri. Tevrat’ın hükmü doğruydu, doğru olduğunu insanlar gördü. Peygamberimiz (s.a.v)’in de hadislerde belirttiği Hz. Mehdi ile Hz. Moşiyah aynı kişidir. Tevrat’ın nuru İsrail’i güzelleştiriyor, Kuran’ın nuru Müslümanları güzelleştiriyor, İncil’in nuru da Hristiyanları güzelleştiriyor. Tabii şirkten çok kaçınmak lazım. Museviler şirke karşı çok titizler, o çok güzel bir şey. Allah’ın en hoşlanmadığı şey, şirktir biliyorsunuz. Tek Allah’a inanmak.

REBEKA ABRAHAMSON: Hz. Nuh (a.s)’ın yeri kanunda olduğu gibi İslam’da ortak noktamız bu ama Allah Maide Suresi’nde de farklılığı vurguluyor. “Sizin için” diyor “farklı şeriat teşri ettik” diyor “ama bu farklılık da” diyor “bir güzelliktir” diyor, böyle bir farklılığın olması da. Ama Allah’ta bunu bildiriyor, inşaAllah. Farklı şekillerde şeriatlar, örfler ve adetler olabilir. “Allah dileseydi sizi tek bir ümmet kılardı.” Farklı olmamız bizi daha kuvvetli kılar.

ADNAN OKTAR: Kral Mesih, Kral Moşiyah zaten bize bu konuları çok güzel anlatacak ve bütün meseleler de hallolacak. Ama sizin önden onun talebeleri olarak ve bizlerin ve sizlerin onun talebesi olarak güzel ortam hazırlamamız, güzellikleri önden anlatmamız çok faydalı.

BEN ABRAHAMSON: Zebur’da da Allah bize bildiriyor üç grup insan olacağını. Manevi liderler Musevilerin, halk Musevi halkı ve onun dışında Musevi dinine inanmayanlarda olacağı bildiriliyor ama hepsini bir aile gibi gösteriyor bize. Toplu bir aile olarak belirtiyor.

CİHAT GÜNDOĞDU: Böyle kriz zamanlarında öyle insanlara da söz vermek lazım diye.

ADNAN OKTAR: Doğru yani onlar da nihayetinde Allah tarafından yaratılıyor, öyle bir kaderde yaratılıyor. Dürüst olduktan sonra, samimi olduktan sonra, inançlarını gizlemedikten sonra, o insanlarında fikirlerini sormak önemli. Doğru söylüyorsun.

BEN ABRAHAMSON: Kuran’da da olduğu gibi “Hazreti Nuh’a teşhi ettiniz. Sizin içinde teşhi etti” ayetine dayanarak bölünme olmaması gerektiğini yaşamda bölünme olmaması gerektiğini, Allah vurguluyor Kuran’da da. Birlik olmak şart.

ADNAN OKTAR: Dua edelimde Allah Moşiyah’ı biran önce bize göstersin. Hz. Mehdi (a.s)’ı biran önce göstersin. Mesele o zaman kökünden hallolacak. Tevrat doğru söylüyor, Peygamberimiz Hazreti Muhammet (s.a.v) doğru söylüyor dersin.

“Savaş arabalarını uzaklaştıracak, savaş yayları kırılacak. Savaş krallığınız kral Mesih uluslara barışı duyuracak.” (Zekeriya 9/10)

“Silahları yakacaklar, küçük büyük kalkanları, yayları, okları, sapanları, mızrakları ateşe atacaklar. Yakmak için silahları kullanacaklar, egemen Rab böyle diyor” diyor. (Hezikel 39/9-10)

“Son günlerde birçok ulus gelecek. İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp, saban demiri mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.” Yani askeri manevralar yapmayacaklar, eğitimi olmayacak. “Herkes kendi asmasının incir ağacının altında oturacak.” Bu da çok manidar. “Kimse kimseyi korkutmayacak. Bunu söyleyen her şeye egemen Rab’dır.” ( Mika 4/1-4)

“Ülkeden yayı, kılıcı, savaşı kaldıracağım. Güvenlik içinde yatıracağım onları.” (Hoşeya 2/18)

Tevrat’ta açık açık görüyoruz, güzel bir çağın oluşacağını söylüyor. Zaten son zamandayız, başkada vakit kalmadı. Karl Mesih’in Moşiyah’ın dünyada olduğuna inanıyoruz. İnşaAllah, ben de talebesi olacağım, sizler de talebesi olacaksınız.

Tevrat’ta Moşiyah ile ilgili bölümler okudum.

“Bol bol yiyecek ülkenizde güvenlik içinde yaşayacaksınız. Ülkenizde barış sağlayacağım. Korku içinde yatmayacaksınız.” Bak “korku içinde yatmayacaksınız” bütün insanlar korku içinde yatıyorlar.

“Tehlikeli hayvanları ülkenizden kovacağım. Savaş yüzü görmeyeceksiniz.” Yani savaşlar bitiyor. (Leviller 26/5-6)

“Halimler” yani güzel huylu olanlar, “dünyayı miras alacaklar.” Dünyaya hâkim olacaklar. “Çünkü kötülerin gücü kırılacak. Ama doğrulara Rab destek olacak. Rab yetkinlerin her gününü gözetir. Onların mirası sonsuza dek sürecek.” (Mezburlar 37/11-17-18)

Yani siyasetle şunla bunla değil. Allah özel güç veriyor Moşiyah’a bunu açıkça belirtiyor Hz. Mehdi (a.s)’a.

Bak, “çünkü kötülerin gücü kırılacak” bunu Allah yapıyor. “Ama doğrulara Rab destek olacak. Kurtla kuzu birlikte otlayacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Yılanın yiyeceği ise toprak olacak.” (Yeşaya 65/25)

Özetle güzel günler göreceğiz, güzel bir devirdeyiz. Sizler de vesile olursunuz, bizler de vesile oluyoruz. El birliğiyle, Allah’ın dediğinin oluşması için gayret ediyoruz.

REBEKA ABRAHAMSON: Sizin yaptığınız çok güzel. Çünkü siz vesile oluyorsunuz. Kral Mesih’in gelişini müjdeliyorsunuz. Mehdi’nin, Kral Mesih’in gelişini barış için özellikle gelişini müjdeliyorsunuz.

ADNAN OKTAR: O çok hayati bir konu. Museviler için de, Müslümanlar için de şu an en hayati konu.

Haham Ben Abrahamson, Twitter etiket sırasında sekiz numarada şu an.

REBEKA ABRAHAMSON: Belki yardımlaşma konusunda bir iki örnek daha verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii, ben sizi daha çok dinlemek istiyorum.

REBEKA ABRAHAMSON: Birbirimizi savunmamız burada çok önemli. New York’ta güzel bir örnek var. Lav Şemsi Ali ile Haham bir araya gelmişler. Haham Müslümanları, hep Müslümanları itham ediyorlar radikalizm konusunda. Hâlbuki her toplulukta bu tip insanlar var. Mesela Amerika’da olan terör olaylarına baktığımızda, bunun içinde Neo Nazilerin de olduğunu görüyoruz, başka grupların da olduğunu görüyoruz. Tamamını Müslümanların bu şekilde itham etmek doğru değil. Bir yürüyüş olmuş oraya yüzlerce grup katılmış ama bu şekilde birbirimizi savunmamız son derece önemli. O gruplardan biri de İslam için ateistler denen bir grup varmış. İmam Şemsi Ali ek olarak şey diyormuş. Herhangi bir antisemitizm kendisine karşı kabul ettiği bir hareket olarak söylemiş. Onun için diğer biri için öne çıkmak çok önemli.

ADNAN OKTAR: Gelecek olan Moşiyah Mehdi; “Kan durduran Mehdi “diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani “Mehdiyyü’l dem” diyor. “Dünyada kanı durduran, insanların burnu dahi kanamayacak. Damla kan akmayacak” diyor. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz, damla dahi kan akıtmaz” diyor. Zaten Tevrat’ta da uzun uzun bu şekilde anlatılıyor. Sadece soluğunun gücü ile konuşması ile güzel ahlakı ile ve sevgisi ile Moşiyah dünyaya barışı, huzuru ve esenliği getirecek.

Evet, Moşiyah’ın özelliği sevgiyi hâkim etmesi dünyaya güzelliği, barışı.

Bütün savaşlar, bütün olaylar, kan dökmeler, askeri operasyonlar, askeri manevralar hiç biri kalmıyor ve bütün silahlar eritilip sanayide kullanılıyor, bu Tevrat’ta geçen anlatım. Aynı şekilde hadislerde de var Peygamberimiz (s.a.v)’in.

MaşaAllah, sizleri çok seviyoruz. Çok kibar çok kaliteli bir hanımsınız. İlk defa görüyorum ben değil mi bu hanım efendiyi, daha önce uzaktan görmüştüm. Evet, çok klas, nezaketli güvenilir bir insan olduğunuz yüzünüzden belli. Aynı şekilde Abrahamson da yüzünde tam bir Müslüman temizliği, nur ışık var. Her ikinizde çok dürüst ve kaliteli insanlarsınız, sizi çok seviyoruz.

Ben Abrahamson’u tanıyorum, yani tam anlamıyla dürüst bir insan. Siz de öylesiniz dikkatimi çekti.

REBEKA ABRAHAMSON: Siz de aynı şekilde, biz de sizdeki asaleti görüyoruz. Müslümanların asaletini görüyoruz sizde. Ve sizi davet ediyoruz.

BEN ABRAHAMSON: Sizi Kudüs’e davet ediyoruz. Gelin birlik olalım orada.

ADNAN OKTAR: Geleceğiz ama Moşiyah’ın arkasında yürüyerek geleceğiz.

BEN ABRAHAMSON: Yakında, evet, çok yakında bekliyoruz. Çok yakında olacak.

ADNAN OKTAR: Çok yakında, inşaAllah. Zeytin dağından hep birlikte ineceğiz, inşaAllah.

Peki, bu günkü görüşmemiz bu kadar olsun. Sizleri gene bekliyoruz. Gene görüşeceğiz. Herkese sevdiklerimize herkese selam söylüyoruz.

BEN ABRAHAMSON: Sizinle ilk görüşmemde ailemi getirmemi söylemiştiniz, o birkaç sene gecikmeli de olsa, bu oldu.

ADNAN OKTAR: Evet, çok asil çok kaliteli bir hanım efendi, çok saygı duyulacak bir insan. Tam bir Müslüman nuru üstünüzde var, o çok hoşuma gitti. Özel bilgimizden dolayı da sizi Müslüman olarak biliyoruz, Müslüman olarak görüyoruz, evet.

REBEKA ABRAHAMSON: Evet, Musevi Müslüman’ız.

ADNAN OKTAR: Bende öyle, hem Muhammedi Müslüman’ım, hem de Musevi Müslüman’ım. Çünkü her gün Tevrat okuyorum. Yani en az Kuran okuduğum kadar da Tevrat okuyorum. Tevrat nurdur, insanın aklını açar, kalbini açar, hidayet vesilesidir. Kuran’da böyle yazıyor çünkü. “Hidayet ve nurdur” diyor Allah. Tevrat için öyle diyor Allah.

Hayırlı akşamlar diyelim bizi izleyen kardeşlerimize, yarın akşam görüşeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü