Harun Yahya

Sohbetler (8 Aralık 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz, hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Nusaybin ilçesinde PKK’lı teröristlere yönelik operasyonda iki özel harekat polisi şehit oldu bugün. Şehit olan polis memuru Mesut Demirkan’ın kayınpederi “Vatanına ve milletine sadıktı. Ne diyelim? Allah bizden daha çok seviyormuş. Şükredeceğiz. Benim altı damadım ve bir oğlum daha var, ben de dahil hepsini de bu vatan uğruna vermeye hazırım. Yeter ki vatan sağ olsun, bu üzerimizdeki bayrak inmesin. O hainlerin emelleri sona erecektir. Şu anda bizim bağrımız yanıyor ama bir şehit babası olduğum için gurur duyuyorum. Vatan sağ olsun, millet sağ olsun” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bağrımız niye yansın? Hepsi güzel olmuş bir tek onu doğru dememiş. “Gurur duydum diyecek, şeref duydum, benim oğlum delikanlıydı, kabadayıydı, delikanlılığının gereğini yaptı” diyecek, bu kadar. “Ve bu şerefsizlerden bunun intikamını alacağız” diyecek bu kadar. Tabii bizim intikam alma metodumuz İslam’ın dünyaya hakim olmasıdır.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aslan aslan, Allah şehadetini mübarek etsin. Allah onun kazandığı şerefi bize de nasip etsin. Koçyiğit.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü açıklamasında: “Türkiye, terör örgütü bin defa daha başkaldırsa bin defa o başı ezmeye muktedir bir devlettir. Çünkü bu devletin arkasında gücünü bin yıllık ortak geçmişinden alan bir millet var” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş, olmuş. Ama biraz ellerini çabuk tutsunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasının devamı vardı. “Bölücü örgüt ve onun güdümünde hareket eden sayıca az ama organize bir kesim bölge insanına adeta kan kusturuyor. Bu duruma seyirci kalınması mümkün değildir. Devletimiz hukuk sınırları içinde bölgede etkili bir mücadele yürütüyor. Şehirlerde gerektiğinde sokağa çıkma yasağı ilan edilerek mahalleler birer birer terör örgütünün elemanlarından temizleniyor. Buradan bölge halkına çağrıda bulunuyorum. Terör örgütü sizin maddi ve manevi varlığınızı birlikte hedef almış durumda. İnancınız namusunuzdur, bizim de namusumuzdur. İnancınıza sahip çıkın. Evladınız geleceğinizdir, evladınıza sahip çıkın. Özgürlük hakkınızdır, yaşama hürriyetinize, seyahat hürriyetinize, ibadet, ticaret, siyaset hürriyetinize sahip çıkın. Terör örgütünün ve omun güdümündeki yapıların iradenize ipotek koymasına asla izin vermeyin.”

ADNAN OKTAR: Ama onların yapabileceği bir şey yok. Devlet milleti koruyacak, halk kendini koruyamaz. Millet devlete güveniyor, halkın silahlı gücü yok, devletin silahlı gücü var. Devletin kolluğu bunu yapacak. Onun için devlet bunu yapacak, “Bize güvenin, siz de metanetli iradeli olun, sabırlı olun gereğini yapacağız” demesi lazım Tayyip Hoca’nın. Buradaki açıklamadan başınızın çaresine bakın anlamı da çıkabilir yanlış anlaşılır. “Biz kökünü kazıyacağız sabredin” daha doğru olur.

Evet, yine bir sevgi etiketi yapalım “Kanı sevgi durduracak” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ partisinin grup toplantısında önceki gün Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde yaşanan Kurşunlu Camii’ndeki yangın için, caminin havadan bombalandığı söyledi. Yapılan saldırıyla ilgili görüntüler gösteren Yüksekdağ, “Diyarbakır Sur’daki Kurşunlu Camii havadan bombalandı. Sur’daki gençlerin uçağı helikopteri mi var?” dedi. Ancak Yüksekdağ’ın delil olarak gösterdiği bombalama fotoğrafı IŞİD’in Palmira’yı bombalama fotoğrafı olması dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Çok ayıp yapıyor o zaman, çok çok ayıp yapıyor. Bu dereceye geldilerse, yani böyle bir akıl düzeyine geldilerse bu çok vahim. Olayın nerelere kadar uzayacağı anlaşılıyor. Daha önce biz görüyorduk bu tip şeyleri. Ama olay buraya kadara sirayet ettiyse ki PKK’nın yalan söyleme gücü dünyadaki en rezil yalan söyleme gücü. Ama Figen Hanım’ın da bu işlere girmiş olması, yanlış bilgilendirmede öncü olması çok acı.

BÜLENT SEZGİN: Palmira bombalama fotoğrafı da vardı IŞİD’in.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu IŞİD’in bombalaması, Figan Yüksekdağ’ın gösterdiği fotoğraf.

ADNAN OKTAR: Çok acı. Mahcup olması lazım, özür dilemesi lazım. Kamuoyundan özür dilesin. Tam bir skandal.

Hayret sevgisizlik, doğru söylememe, dehşet, şiddet. Dünya halbuki bayağı güzel bir yer ve kolayca güzelleştirilebilecek bir yer. Şu dehşete ve şiddete verdikleri dikkate bak, verdikleri emeğe bak. Kana verdikleri emeğe bak. Aynı emeği sevgiye verseler dünya çok kısa sürede cennete döner. Ama tabii Allah’ın sevilmesi şart. Allah Kendi sevilmeden dünyayı cennete çevirttirmez. Allah’ın sevilmesi, Allah’tan korkulması şart.

Diyorlar ki mesela “Biz dünyayı cennete çevireceğiz.” Nasıl? İşte “Marksist görüşle.” Cehenneme çevirirsin. Yahut “Faşizmle dünyayı güzelleştireceğiz” diyor. Cehenneme çevirirsin böyle bir şey olmaz.

KARTAL GÖKTAN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Rusya’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesiyle ilgili ortaya attığı iddialar için “Rusya devlet başkanının sözlerine bakarak Erdoğan ve ailesini petrol kaçakçısı olarak görmemiz eşyanın tabiatına aykırıdır” açıklamasını yaptı. Sayın Bahçeli başkanlık tartışmaları hakkında da şunları söyledi: “Davutoğlu’nun ülkemizin birinci gündem maddesinin başkanlık olmadığını söylemesi isabetli bir yaklaşımdır. Sistemin fiilen değiştiğini Rize’de ilan eden Erdoğan bu gerçeği hazmetmeli, hassasiyetle oynamamalıdır. Elbette ki devleti yönetenlerin başka tellerden çalması doğru değildir. Ancak kimin neyi ne zaman çaldığı bir yana, hukuk devletinde herkesin sorumluluğu açık seçik belirtilmiştir. Erdoğan’ın rahatsızlık duymasına gerek yoktur. Erdoğan başkanlığı bıraksın, partili cumhurbaşkanlığıyla avunmayı terk etsin de Türkiye’nin haline yansın. İşte Nusaybin, Cizre, Yüksekova her gün katliam her gün kayıp. Ortada ne devlet ne de haysiyetli bir hükümet bulunmaktadır.”

ADNAN OKTAR: İşin doğrusu MHP iktidarda olsa PKK’yı mendil gibi katlardı. Birkaç ayın içerisinde darmaduman ederdi benim kanaatim. Böyle sakin bir mücadele olacağını zannetmiyorum. Taşları öptürürdü. Hepsi de bilir zaten, MHP iktidar olsa bir tane PKK’lı kalmaz hepsi kaçar. Dehşete düşerler. Nasıl 12 Eylül’de hepsi araziye geçti, değil mi? Bir tane PKK’lı kalmadı bir gecenin içinde tamamı kaçtı. MHP de öyle iktidar olmuş olsa darmaduman olurlar. MHP’nin nasıl bir karşılık vereceğini bilirler. AK Parti’nin yani hükümetin hatası çok sakin, ılımlı bir politika izlemesi. Halbuki çılgın bir politika izlenmesi lazım. Çünkü şehit azizdir. Yani her gün şehit veriliyorsa bu bize meydan okumadır. Mesela Rus jeti geldi hemen düşürdüler. Kimseyi gözü görmedi hükümetin. Hayır, ben iyi yaptılar demiyorum. Bana kalsa ben yapmam öyle bir şey. Ama demek ki gerektiğinde akıl almaz cesaret gösterilebiliyor. Burada da akıl almaz bir cesaret, akıl almaz bir ataklık ve düşmanın hiç ummadığı bir karşılık verilmesi lazım. Adamlar ben daha önce ifade ettim “bunlar çılgın ya” diyor adam, değil mi? Çılgın olduğunu hissettireceksin. Sakin sakin mücadele edersen adam sakin sakin her gün asker-polis şehit etmeye devam eder. Abandın mı yalvarmaya başlıyorlar. Daha önce mesela efenin içişleri bakanı olduğu dönemde köpek gibi yalvardı PKK “yapmayın etmeyin” diye. O zaman durdurdu. Zaten görevden aldılar efeyi. Toprağı öptürüyordu. Ben tabii ki asker-polis devreye girsin, silahlar sıkılsın adamlar öldürülsün anlamında demiyorum. Ama çok esaslı bir kültürel mücadele, esaslı bir gençlik şuurlandırılması gerekir. Bir kere milli şuur dersi konması lazım. Haftada üç kere milli şuur dersi gençlere. Komünizm nedir, Marksizm nedir, nasıl mücadele edilir, terörizm nedir? Darwinizm’in materyalizmin yanlış yönleri nelerdir? Bunlar anlatılması lazım. Gençlik kendi haline bırakılıyor. Ama PKK gençliği kendi haline bırakmıyor. Burada çok müthiş bir dengesizlik var. Devlet gençliği kendi haline bırakıyor. Ama PKK kendi haline bırakmıyor gençliği. Eğitiyor ve şuurlandırıyor. Marksist şuurla, komünist düşünceyle terörist, Stalinist mantıkla eğitiyor. Devletin eğitiminde ne var? Sessizlik var cevap yok. Tek yanlı adamlar gelişiyor o zaman. Halbuki milli şuur dersi konsa, yardımcı ders kitapları olarak da yine Darwinizm’in materyalizmin geçersizliğini anlatan kitaplar gençliğe sunulsa, en az haftada üç kere milli şuur dersi kapsamlı olarak gençlere verilse esaslı bir kültürel mücadele yapılmış olur. Kültürel mücadeleyle de kökten mesele halledilmiş olur. Kültürel mücadele yok. Tek bir gece terör yaşadı Fransa, aylarca olağanüstü hale geçti. PKK Türkiye’de yüz bine yakın eylem yaptı hala yapıyor ama tedbirler çok sakin. Bak Fransa cinnet geçirdi adeta, değil mi? Türkiye’nin de öyle olması lazım. Yeri-göğü inletmesi lazım. Yani yaptığına yapacağına pişman etmen lazım. İlimle irfanla akılla.

Üniversitelerde PKK’lılar halay çekiyorlar “Onlar dağda biz burada vuruyoruz” diye. “PKK dağda vuruyor” diyor “biz de burada vuruyoruz” diyor. Üniversitede gençleri vuruyorlar. Onlarla ilgili halay çekiyorlar eğleniyorlar. Mesela ülkücü bir delikanlımızı aslanımızı çekip-vurdular. Dilekçe vermiş çocuk defalarca “beni koruyun” demiş. Üstünde silahla pusatla da gezemediğine göre. PKK’lılar ama silahla geziyor ama ülkücü gençlik ve diğer gençler silahla gezmiyorlar. Ve çekip rahatça da vuruyorlar. Orada devletin işte amansız bir politikası olması lazım, nefes aldırmaması lazım. Mesela okulda PKK’lı gençler tespit edilince hepsinin okuldan kaydının silinmesi lazım. Mesela PKK’lılarla birlikte toplu hareket eden gençler kaç kişi? Yüz kişi, yüzünün birden okuldan kaydını sileceksin ilk aşamada. İkinci aşamada vatandaşlıktan çıkaracaksın bu kadar, sınır dışı edeceksin. Ne yapıyorsan yap diyeceksin.

Martı Gözü, “A9 TV’nin misyonunun Siyonizm olduğuna inanıyorum.” Martı gözü, Siyonizm’i benden öğrendin ondan sonra bana ahkam kesiyorsun köfte. Halen de bilmez ne olduğunu Siyonizm’in, sorsam yine bilmez.

Üniversitede sağa yakın olan sağcı bilinen öğretim üyelerinin kapısına kırmızı yağlıboya döküyorlar. Yani kan imasında bulunuyorlar hani “seni öldüreceğiz” gibisinden. Mesela polis alsın tepesine geçirsin boyayı, değil mi? Alır götürürsün, tutuklayıp alıp-götürmeleri lazım. Tepesine geçirsin derken onu pişman etmek lazım. Okuldan kaydını silmek lazım. Öğretmenin kapısına kırmızı boya, adam PKK bayraklarıyla geliyor kırmızı boyayı döküp-gidiyor. Rezalet.

Amerika’da mesela El-Kaide yahut IŞİD öyle halay çekse üniversitede üniversiteyi darmadağın eder Amerikan polisi. Otomatik silahla tarar hepsini darmadağın eder. Bir kere üniversitelerde terör örgütüne sempati duyduğunu gösteren, sempati derken terör örgütü mensubu olan, onun bayrağını taşıyan, sloganlarını atan kim varsa okuldan bağlantısı kesilsin. Hiç alakasız şeylerden bazen öğrencinin kaydı kesiliyor. Bu tip bir şey değil başka konulardan. En hayati konu bu işte, bundan asıl kaydı kesilsin.

Türkiye şaşırtıcı bir kararlılık gösterecek, PKK o zaman panik olur. Mesela İdris Naim Şahin Hoca içişleri bakanıydı, adamları ezim ezim ezdi. Alenen yalvarmaya başladılar. “Aman bunu görevden alın” dediler “mahvedecek bizi” dediler. Demek ki istendiğinde adamlar durdurulabiliyormuş. Gereği yapılsın bu adamlar durdurulsun. Bir kere kültürel mücadeleyi ön plana alalım. İkincisi PKK bayrağı taşıyan bilmem ne falan oldu mu doğrudan sınır dışı, Türk vatandaşlığından çıkarılsın.

PKK iyi ezilmiş olsa Suriye’deki güçleri sıfıra düşer. Şu an Suriye’de iktidar olmak istiyorlar yani o aşamaya geldiler. Beslenme yerleri Türkiye. Beslendiği kanalı kapattın mı Suriye’de varlıkları sıfır olur. Ama sürekli YPG-PYD sürekli Türkiye’den gelişiyor. Buna müsaade edilmezse, Türkiye’de esaslı bir karılış verilirse konu kökünden hallolur.

Hüseyin Başkurt, “İki din ortak geçmişi diye bir şey olamaz.” Olmaz olur mu? Var. Ne demek? Hak dinlerin hepsinin ortak geçmişi var hepsi İslam dinidir. “Allah tektir, dini de tektir.” Doğru, tek din İslam’dır. “Asla başka başka dinler olmamıştır.” Olur mu öyle şey? “Ehli Kitap” var diyor Allah Kuran’da. “Hristiyanlar var” diyor, “Museviler var” diyor, “onlarla evlenebilirsiniz” diyor “hanım alabilirsiniz” diyor. Sen neye göre söylüyorsun? Ayetle konuşman lazım. “Bu din Hz. İbrahim (a.s)’ın hanif dinidir.” Tamam, bütün hak dinler hepsi İslam dinidir. Zamanla tahrifata uğramış dinler vardır. Onu Kuran düzeltiyor oradaki hataları.

“Kralsın kral maşaAllah” diyor Volkan Demirel.

Hakan Yağcı. İslamcı gençliğin hepsi değil canım, “bu ülke kullanıldı” diyor “İslamcı gençlik sürekli şekil değiştirir” diyor. “Bazen İran yanlısı oluyor, bazen Suudi karşıtı, bazen IŞİD.” Bir kere Türkiye’de IŞİD’ci zaten yok. Üniversitelerde bulamazsın. Ama İran yanlısı olmuşlardı hakikaten bizim zamanımızda yaygındı AK Gençlik içerisinde vardı. Ama o zaman da zaten Müslüman ülke sayısı çok azdı, hayran olmuşlardı. Bilgisizlikten kaynaklanan bir durum. Ama sonra vazgeçtiler. Solcular nasıl Stalin’e, Lenin’e şuna buna eğilim gösteriyorsa bazen de dindar gençler de olmayacak işlere girebildiler. Ama ağırlık ekariyet hep Nur talebesidir. Çoğu Nakşibendi’dir gençlerin. Dolayısıyla İran yanlısı o militan solcu Müslüman denen yani yeşil Müslümanlar denilen kesim çok az sayıdaydı. O kâle alınacak bir sayı değil. Her yerde de olur o onda şaşacak bir şey yok.

“Hocam, siz bu PKK içlerini nasıl bu kadar iyi tanıyorsunuz?” diyor. Bunların ciğerini bilirim ben.

Avare Tplgluznr. Kardeşim, şehit olarak ölmek şereftir. Hastanede yatağında mı öleceksin? Herkes ölüyor her insan ölüyor ama şehit olarak ölmek bir nimet güzelliktir, bir şereftir, bir klastır, üstünlüktür tabii ki imreniyoruz.

Hasan Demirtaş, “Bütün dünya için bir şeyler yapmalıyız sadece Türkiye için değil. Mehdi (a.s) sadece Türkiye için mi seçilecek?” Canım niye çocuklanıyorsun? Hz. Mehdi (a.s) bütün dünyaya hakim oluyor. Bütün dünyanın imamıdır, bütün dünyaya sevgi öğretiyor. Seyyidina Hz. İsa Mesih (a.s)’la beraber bütün dünyaya güzelliği, estetiği, sanatı, barışı, kardeşliği duyuracak mübarek bir varlıktır. 3500 yıl önce Tevrat’ta belirtiliyor. “Önce dünya yaratılmadan önce Moşiyah’ın adı yaratıldı” diyor. “Sonra dünya yaratıldı” diyor.

Hasan Demirtaş, “PKK; dünyada ne PKK’lılar var. Kimi karısını kimi çocuğunu dövüyor, kimi hapisteki mahkuma eziyet ediyor.” İşte her yerde PKK’nın kafasının ezilmesi lazım, belirli bir yerde değil dünyanın her yerinde. Devletin elinin uzun olması lazım. Almanya’da yapıyorsa Almanya’da da kafasını ezmesi lazım. Fransa’da yapıyorsa Fransa’da da kafasını ezmesi lazım. Yerin altında da yerin üstünde de nerede PKK’lı varsa kafasını ezmesi lazım. Ama bunu tabii kanunla hukukla yapmak lazım.

Trabzon ekibi Yasemin Özkurt. Onlar şu an bizi izliyorlarmış topluca, evet.

“Hocam, Çanakkale’de kahvehanede izliyoruz şu an” diyor, maşaAllah.

Hande, “Tam dediğiniz gibi, o Amik Ovası bölgesinde yoğunlaşma var. Oradaki savaş 2016’da başlar mı?” Biraz beklersen görürsün.

Mesela üniversitelerde adam diyor ki “Onlar dağda biz burada vuruyoruz.” Gel ulan buraya dersin şimdi sana vurmayı göstereceğim. Önce okuldan kaydını dilersin, kulağından tutarsın sürükleyerek alır-götürür hapishaneye atarsın. Vurma öyle olmaz böyle olur dersin. Bunları şımartmanın bir alemi yok. Bayağı saygı duyan bir üslup kullanıyor bir kısım şahıslar.

Evet, şimdi sen devam et.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı Adnan Bey. İHH; İnsani Yarsım Vakfı Suriye’de günde altı yüz bin ekmek üretip Suriye halkına dağıtmaya devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Helal, aslan onlar aslan. İHH sapına kadar delikanlı. Hepsi kabadayı, hepsi yiğit delikanlılar.

Özetle, dilekçe verelim Adalet Bakanlığı’na, Milli Eğitim Bakanlığı’na. RTÜK mü artık başka şey mi nereler varsa. Her yeri bir komünist, Stalinist PKK’lılara karşı uyaralım. Mesela okulda PKK’lı varsa atılsın kardeşim. PKK yayını yapan televizyonlar kapansın. Alenen PKK yayını yapıyor. Yahut okulda adam, öğrenci adam bilmem ne. Türkiye’yi bölmek, Türk askerini öldürtmek isteyen adamlar. Açıkça da bunu söylüyor “Onlar dağda vuruyor biz burada vuruyoruz” diyor “vuracağız” diyor daha ne desin? Çok sıradan nedenlerden bazen kayıt ortadan kaldırılıyor, öğrenci okuldan uzaklaştırılıyor. Öğrenciliği tamamen kaldırılsın. Yani bu adamın öğrenci olmakla ilişkisi kalmamıştır bu kadar. Diplomasını da varsa geçersiz hale getirmek lazım. Hukuki hiçbir hak bırakmayacaksın. Yapıyorsa görelim o zaman. Sakallı, başörtülü herkese saldırma modası çıktı. Eskiden sen Humeynicisin derlerdi. Her mevsim muhabbetleri değişiyor. Ne alakası var? Yani daha önce işte Talibancısın, El-Kaidecisin, şimdi de IŞİD'cisin. Bunlara prim vermemek lazım.

Ilımlı solculara bir söz gerekmez, yani mesela terör, şiddet yanlısı değilse fikir savunuyorsa savunsun. Bağnazlıktan da çekiniyorsa çekinsin, çekinebilir.  Ama stant yıkmak, ortalığı falan dağıtmak bunlar çirkin. Ama bağnazlar da hakikaten çok kaşar ve azgın oluyorlar. Yani sola kızıyoruz ama adamlar palazlandığında çok itleşiyor ve saldırganlaşıyorlar. Bir de cahil; laf söz de dinlemiyor. Yani bağnaz çok tehlikeli bir mahluk. İkna edilmesi falan mümkün değil. Ilımlı aklı başında insanlara böyle adamları musallat etmemek lazım; ne PKK’yı ne de bağnazları. Türk gençliğinin genel yapısı çok iyi. Böyle ılımlı, sevecen, aklı başında, dengeli gençler. Bağnazların onları huzursuz etmesi, PKK'nın huzursuz etmesi olmaz. Ama PKK tabii çok daha ayrı bir yapı. PKK'da çok sert önlem alınması lazım. PKK'lı eylemcilerin okuldan atılması için ilgili birimlere dilekçe verelim. Ayrıca mecliste de kanun çıksın. Milletvekillerine de mektup yazalım. Derhal atılsın PKK'lı üniversiteliler. Derhal çünkü bunlar yarın bir gün üniversiteden mezun olup devletin kilit noktalarına giriyorlar. PKK'lı hakim, PKK'lı savcı oluyor, PKK'lı doktor oluyor; bu çok ciddi bir tehlike. Yani yılanın başı küçükken ezilmesi lazım. Okulda alenen eylem yapıyorsa PKK eylemi, bitti. Okuldan atılması için yeterli olsun. Bağnazlara da bağırtı çağırtı değil de onlara kitap dağıtsınlar, aydın olanlar. Bilgilendirsinler. Panel yapsınlar onlarla, tartışabilirler. Yani bağnazlığın tehlikesi, ürkütücülüğü anlatılabilir. Daha kendilerini frenlemelerine sebep olabilir. Çünkü bağnazlık bir yere musallat oldu mu onun kendi bir sistemi var. Kendi sisteminin tamamını oturtmak ister bağnaz. Çünkü bağnazlık, bin kollu ahtapot gibidir. Yani sen bir kolunu kessen o dokuz yüz doksan dokuz koluyla yine boğmaya devam eder. İlgili şahsı da boğar, insanları da boğar. Çünkü gelenekçi Ortodoks sistem bir bütün. Mesela kadın taşlayarak öldürme var, sakalını kesen adamı öldürme var, zekât vermeyeni öldürme var, namaz kılmayanı öldürme var, hepsi var. Mesela bir tanesini engellesen öbürünü yapar. Birini engellesen öbürünü yapar. Bir felaket ve helaket sistemidir gelenekçi Ortodoks sistem. Ve bütün dünyada Müslüman’lara karşı nefrete sebep oldu. Ve Müslüman’lara karşı nefret gittikçe artıyor ve Avrupa'da da aşırı sağ güçleniyor bu gelenekçi Ortodoks Müslümanım diyenlerin yüzünden. Hem kendini yakıyor hem İslâm’ı yakıyor hem bütün mazlumlara zarar veriyor. Ve nefes aldırmadan bu canavar ilerlemeye devam ediyor. Halbuki İslâm sevgi, merhamet, barış, kalite, güzellik, demokrasi, derin düşünme, bilim ve sanat. Her türlü güzelliktir. Ama bağnazlıkta böyle bir kafa yok. Bağnazlıkta sadece acımasızlık vardır. Hem kendine dünyayı cehenneme verir hem de insanlara cehenneme çevirmeye kalkar. Mesela burada dekolte hanımlar oluyor, şimdilik güçleri homurdanma şeklinde oluyor. Ama eline güç geçmiş olsa çok vahşileşir bağnaz sistem. Zannedildiği gibi olmaz çok acımasız olur. Yani bu kuzey Kore'den farkı kalmaz sadistlikte ve acımasızlıkta ve onu da Allah adına yapar. Yani akılsızca. Şiddetle övünüyor, önüne gelenin ayağını bacağını kesiyor, kafasını kesiyor, kırbaçlıyor ve onu ibadet olarak görüyor. Akşama kadar insanlar dövülüyor, asılıyor, kesiliyor. Ve onu da iftihar vesilesi olarak anlatıyorlar. Halk herkes hem milletvekillerine mektup yazsın, hem Milli Eğitim Bakanlığı’na hem ilgili bütün her yere. Kim ilgileniyorsa, bu işi kim halledebilecekse Adalet Bakanlığı da tabii önemli. Terör arzusu içerisinde olan PKK'lı kişiler okulda herhangi bir eylem yaptıklarında mesela duvara yazı yazıyor.

Tevrat Zekeriya bölümü 5. bölüm. “Benimle konuşan melek yine geldi. Ve uykudan uyandırır gibi beni uyandırdı. “Ne görüyorsun?” diye sordu. “Som altın bir kandillik görüyorum” diye yanıtladım. “Tepesinde zeytinyağı için bir tas, üzerinde yedi kandil, kandillerde yedişer oluk var. Ayrıca kandilin yanında biri zeytinyağı tasının sağında, öbürü solunda iki zeytin ağacı var.” Meleğe “Kandilin sağındaki ve solundaki bu iki zeytin ağacı nedir?” diye sordum. “Altın gibi yağ akıtan iki altınoluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir? Bunların anlamını biliyor musun?” diye karşılık verdi. “Hayır efendim” dedim. Melek; “Bunlar bütün dünyanın Rab’bine hizmet eden zeytinyağı ile kutsanmış iki kişidir” dedi.” Biri Hz. İsa Mesih (a.s) biri İmam Hz. Mehdi (a.s). Kutsal yağ; o zeytin dağından elde edilen zeytinler sıkılıyor, doğal bir ortamda ondan yağ elde ediliyor. Ona Mesih yağı deniyor. Özel olarak İsrail’de şişelerde satılıyor, Mesih yağı olarak. Bana da getirdiler Museviler o Mesih yağından. Bizde var. Başa sürülüyor.

Mustafa, “Hocam kalite ile kalitesizlik birbirinden nasıl ayrılır? Bu konuda Kuran’ın ölçüsü nedir?” Allah diyor ki ayette şeytandan Allah’a sığınırım.” Size dış ufuklarda kendinizde ayetlerimi göstereceğim. Siz de görüp bilip tanıyacaksınız” diyor. Kaliteyi Allah bizim ruhumuza ilham eder. Biz kaliteyi biliriz. İnsanın ruhuna ilham edilir. Yani öküz gibi bir adam nasıl biliniyorsa, kaliteli bir adam da bilinir.

Zeynep, “Hocam bakışların insan üzerindeki etkisi nasıldır?” Sevgi dolu bir bakış tabii çok olumlu etki yapar. Akıllı, zeki bir bakış ama aptal bir bakış da tabii insanı rahatsız eder. Sevgisiz bakış rahatsız eder. Ayette de var; “Nerdeyse seni bakışlarıyla devirmek istiyorlardı” diyor Allah ayette. Bir de “Allah gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Dürüst, sevgi dolu, sevecen bir bakış mümin için gıdadır. Karşılıklı bir elektrik akışı bir güzelliktir. Cennette de bu güzelliğe dikkat çekilmiştir. Gözlerini yalnızca eşlerine dikmiş, tutkuyla eşlerine bakan hanımlardan bahsedilir. Huriil-in yani iri siyah gözlü, anlamlı bakışları olan, tutkuyla bakan güzel kadınlar. Zaten birinci öncelik olarak bakışlarına dikkat çekmiş Kuran. Sadece eşlerine bakarlar diyor. Şehvetle baktıkları sadece eşleri oluyor. Yoksa her yeri görüyorlar tabii. Ama Allah öyle yaratıyor. Sadece eşinden zevk alıyor.

Kaan Tekeli Fas, “Hocam insanın içine şeytan veya cin girme ve insanın iradesine etki etme diye bir şey var mıdır?” Bir insan çok enaniyetli ise kendini çok beğeniyorsa, büyüklük gururu varsa vücudu enaniyet kesiliyor. Tamamı ene kesiliyor. Vücudu hastalanıyor. Yani akıl hastası gibi oluyor. Firavun’da, Nemrut’ta olan odur. Akli dengesini kaybediyor. O zaman tabii vücuduna şeytan oturuyor, yerleşiyor. Artık dengeli hareketler yapamıyor. Makul davranamıyor. Zaten Firavun’un zırvalamasından anlıyoruz. Yahut Nemrut’un deliliğinden anlıyoruz. En iyi tavır burada Allah’a karşı boyun eğici olmak. Tevekküllü olmak. Sabırlı olmak. Mütevazi olmak, büyüklenmemek. Bunun en kestirme kesin ilacı olarak Kuran. “Kendinizi eleştirin” diyor Allah. Herkesin içinde de, yalnızken de kendini eleştirmesi şahsın. İnne'l-insane le yetga diyor ya Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım “İnsan azar kendini müstağni gördüğünde” diyor. Kendini müstağni görmesi ne demek? Kusursuz görüyor. Mesela eleştirirsin anında cevap verir. Eleştirirsin cevap verir. Hastalığa yakalanmıştır. Haklı bir eleştiri olduğu halde tahammül edemez. Morarır, kızarır, midesi tutar, sindirim sistemi bozulur, tansiyonu çıkar, delirir adeta. Çünkü enaniyetine ağır geldiği için, vücudu ene kesildiği için vücutta müthiş alerji meydana getirir. Ama kendisi bizzat eleştirdiğinde o enesi paramparça olmuş oluyor. Enesinin artık vücuduna saldırması duruyor. Vücut dinginleşip sakinleşiyor. Akli dengesi yerine geliyor. Ondan sonra makul tutarlı konuşmaya başlıyor. Enaniyetli olan insanlar denesinler baksınlar görecekler. Yarı deliyken, makul tutarlı bir insan haline gelirler. Herkes de görür, etrafı çevresi de görür. Şartı; kendini eleştirecek. Ya diyecek “Ben şurada şu hatayı yaptım” ama samimi olarak. “Burada bu hatayı yaptım. Allah beni affetsin. Doğrusu şudur, doğrusu budur. Benim eksik yönlerim bu.” Doğrudan kendini teşhis edecek ve eleştirecek. Ene o zaman pençesini insanın üstünden çekiyor. Enaniyetin baskısı, ablukası vücuttan kalkıyor. Yeniliyor enaniyet. Yenildiğinde insan kuş gibi hafifler. Bela üstünden gitmiş olur. On dakika önce zırvalayan adam, on dakika sonra bayağı mantıklı konuşmaya başlar. O deli adam gider, bayağı akıllı, mantıklı bir adam gelir. Bu bir mucizedir zaten. Kuran’ın bir mucizesidir. Denesin insanlar görürler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, arkadaşlarımızın katıldığı bir panele dair bilgiler vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız Dünyada Barış ve Sevgi İsteyen İnsanlar isimli panele katıldılar. Sivil toplum kuruluşları Başkanları, iş adamları ve akademisyenler bu panele destek verdiler. Panelin onur konuğu İstanbul’un eski Valisi Sayın Hüseyin Avni Mutlu’ydu. Sayın Valimiz, arkadaşlarımız Mert Sucu ve Altuğ Berker ile ve Ayça Pars Hanım ile görülüyorlar. Bu resimde soldan sağa, dizi ve sinema oyuncusu Ulaş Aydın, arkadaşlarımız Deniz Tanık ve Ayça Pars. Marmara Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Can Çobanoğlu, arkadaşımız Ebru Yılmazatilla, Sayın Hüseyin Avni Mutlu, Gülten Erdem Ünlü. Tüm Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı Hasan Ekşi ve Tümbiad Genel Başkanı Ufuk Bilgetekin görülüyor. Bu resimde arkadaşımız Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Serpil Polat ile görülüyor. Kürt’ün Türk Aşkı ve Büyük Türkiye gibi kitapların yazarı İzol aşiretinden, Hamit İzol ve arkadaşlarımız birlikte. Sayın İzol PKK’ya karşı güçlü duruşuyla tanınan bir yazar. Ve konuşmasında Kürt’lere en büyük zararı PKK’nın verdiğinden bahsetti.

ADNAN OKTAR: Delikanlıymış. Helal süt emmiş maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bu fotoğrafta, önce Vatan Gazetesi yazarlarından Tarihçi ve Akademisyen Koray Kamacı var. Koray Bey konuşmasında barışın sağlanması için İttihad-ı İslam’ın gerekliliğinden bahsetti.

ADNAN OKTAR: Aferin aslanımıza.

KARTAL GÖKTAN: Altuğ Berker, yorumcu ve gazeteci Can Çobanoğlu ile birlikte görülüyor.

KARTAL GÖKTAN: Bu fotoğrafta ise arkadaşlarımızla birlikte Selin Boronkay, AK Parti’den Serpil Altan, Hüseyin Avni Mutlu, Gülten Erdem Ünlü ve Türkiye’nin Patronları Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ömer Akkoyunlu görülüyor.

ADNAN OKTAR: Güzel.

KARTAL GÖKTAN: Kartal İş gazeteci Murat Keçeci ile birlikte. Panele katılan Bakü Devlet Üniversitesi’nden akademisyen Doçent Doktor Kamale Kahraman da konuşmasında; anlaşmak için diyebilmenin gerekmediğini, sevgi dilinin konuşulmasının gerektiğini hatırlattı. Paneldeki bütün konuklar sizin anlatımlarınızla paralel olacak şekilde sevginin öneminden bahsettiler. Bu fotoğrafta da arkadaşlarımız Burcu Deniz ve Ebru Hanımlar iş adamı Hasan Ekşi, AK Parti teşkilatından bazı hanımlar ve Sayın Valimiz’le birlikte görülüyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Hüseyin Avni Mutlu çok efendi bir insan. Onu değerlendirmeleri gerekir. Çok asil bir insan.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi 24 Kasım’da düşürülen Rus uçağına ilişkin Ankara’da ikna olmayanların var olduğunu belirterek “Ankara’da bazı isimler görüntüleri izledikten sonra “Hava sahamızı terk etmek üzere olan uçak neden düşürüldü? İkna olmadım” dediğini biliyorum diye yazdı ve şunları ifade etti; “Rus uçağı düşürüldüğünde “Neden şimdi ve neden Rus uçağı?” diye düşünmemin nedeni ise önemli bir operasyon öncesi olması. Rus’lara ait SU-4 savaş uçağı 24 Kasım Salı günü düşürüldü. Oysa o akşam Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Türkiye’de olacaktı. Daha da önemlisi Türkiye açısından stratejik öneme sahip olan Cerablus operasyonu için düğmeye basılmak üzereydi. TSK ihtimalat planlarını hazırlamış, Amerika’yla koordinasyon sağlanmış, operasyonun hangi tarihte bitirileceği bile belirlenmişti. Putin’ e G20 zirvesi için geldiği Antalya’da operasyon hakkında bilgi verilmiş. Kameraların karşısında tepki gösteririz ama operasyonu engelleyici bir şey yapmayız güvencesi alınmıştı. Kafamdaki soru işaretini artıransa operasyon hakkında harita üzerinde bilgi veren Putin’ in “Amerikalılar orayı Kürt’lere vermeyi planlıyor” sözleri oldu.

ADNAN OKTAR: Canım tabii ki Amerika da, Rusya da PKK’ya teslim etmek istiyor. Çünkü Türkiye’yi modern bir ülke olarak görmüyorlar. Gelenekçi Ortodoks bir ülke olarak görüyorlar. Hükümetin politikasının da o yönde olduğunu düşünüyorlar. Türkiye’yi o yönden gözden çıkarttılar. Yani Avrupa ayarında, işte Moskova ayarında, bir Paris ayarında bir ülkeyle karşı karşıya olmayacaklarına inanıyorlar. Bundan sonra gittikçe çizgisinin gelenekçi Ortodoks çizgiye doğru gideceğine inanıyorlar o yüzden “Biz PKK’lılara yatırım yapalım onlar Avrupai modern bir dünya meydana getirecekler büyük Avrupai bir ülke oluşur İsrail’le de bağlantısı olur Paris’le de Londra ile de bağlantısı olur. Rahatça turizm açısından da bağlantı kuracağımız bir yer olur güven içinde Ortadoğu’ya geliriz” mantığındalar. Hâlbuki bunu Türkiye’nin yapması lazım. Bağnazlığa Türkiye’nin asla pirim vermemesi gerekiyor. Modern insanların olduğu Norveç gibi, Hollanda gibi, Danimarka gibi bir ülke olması lazım Türkiye. Yani bütün şehirlerin Paris, Londra gibi olması lazım. Müzik olsun, resim olsun, heykel olsun güzellikler olsun. Şehrin her yeri sanat galerisi gibi olması lazım. Dekolte hanımlar da olması lazım, başörtülü hanımlar da olacak, alabildiğine bir fikir özgürlüğü ve güzellik ortamı olması lazım. Ama fikir özgürlüğü derken, terörün fikir özgürlüğü değil. Terörü sağlayan, terörü savunan bir fikir özgürlüğü olmaz. O varsa bağlantısını keseceksin.

“Hocam, Kuran’da Hz. İbrahim (a.s)’in Allah’ı bulmak için yıldızlara, aya ve güneşe baktığı ve belli bir süre sonra gözden kayboldukları için onların ilah olamayacaklarına dair bir açıklaması mevcut. Hz. İbrahim (a.s) bu anlaş ve bu açıklamasının hikmeti nedir?” İman gelişmesinde insanlar kafasını kullanacak. Yani ne olabilir ne olamaz yani küfür neden yanlıştır bunları bilecek. Deccaliyet neden yanlıştır? Mesela Darwinizm, materyalizm neden yanlıştır bunları bilecek. Araştırmacı, incelemeci ve hakka-ul yakin imanı savunan olmak için bir teşvik Kuran’da.

Ahmet; “Adnan Bey şu anda yaşayan ve İslam dinine mensup olan bir Müslüman hiçbir peygamberi ve kutsal kitabı inkar etmeden hiçbir peygamberi de Allah’a ortak koşmadan İslam’dan çıkıp Hristiyanlığa geçse uygun olur mu?” Zaten Müslüman Muhammedi Hıristiyan’dır. Yani Hristiyanlığa geçmesine gerek yok ki zaten İncil’de sorumludur. İncil’i okur İncil’deki bütün sevgi, güzellikle ilgili hükümleri bilir ve uygular. Yani onun için Hıristiyanlığa geçmesine yahut Museviliğe geçmesine gerek yok. Aynı zamanda Muhammedi Musevi’dir Müslüman zaten. Tevrat’ın bütün güzel hükümlerinden sorumludur. Kuran, Tevrat’ın tahrif olmuş yerlerini düzeltir, İncil’in tahrif olmuş yerlerini düzeltir. Dolayısıyla biz Tevrat ve İncil’den de sorumluyuz. Tevrat’ı ve İncil’i okuruz Kuran’a da uyarız. Kuran hakem kitaptır yani yanlışlıkları düzeltir dolayısıyla geçmene gerek yok. Zaten Müslüman’san Muhammedi Hristiyan’sın aynı zamanda. Yani zaten İncil’in güzel hükümlerini uygulamakla mükellefsin.

Ahmet Yılmaz; “Hocam avret yerine ne olursa olsun bakmak haram demiştiniz, sağlıkta çalışanlar mecburi olarak kadın ya da erkek avret mahalline bakmak zorunda kalıyor, bu konuda nasıl davranmalıyız?” Ahmet Yılmaz.  Kadın doktorlar kadınlara bakıyor zaten erkek doktorlar da erkeklere bakıyor yani bu zor bir şey değil ki. Ama hiç mesela erkek doktor yoktur tehlikelidir o zaman kadın doktor bakabilir. Veyahut kadın vardır hiç mesela kadın bulamazsın kadın doktor bulamazsın o zaman erkek bakar zaruri durumda çünkü hayati bir konu olduğu için ama Allah’a çok şükür şu an yetişmiş binlerce kadın doktor var. Her branşta kadın doktor var. Öyle bir sıkıntı, zorluk olduğu yok. Ama acilde tabii kadın, erkek düşünülmez. Yani mesela koma halinde hastaneye kaldırılıyor kadın doktor var mı diye ararsan; bekleyin diyor mesela bir saat sonra kadın doktor gelecek adamı orada kaybedersin haram olur. Orada hemen erkek doktor müdahale etmesi lazım. Öyle olmaz. Can azizdir yani öyle bekletme diye bir konu olmaz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK camiden sonra şimdi de dört okul yaktı. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde çatışmalar devam ederken boş durumdaki dört okulda PKK’lı teröristlerce yangın çıkarıldı. Yangınlara müdahale etmek isteyen itfaiye ekipleri çatışmanın ortasında kalırken geri çekilmek zorunda kaldılar.

ADNAN OKTAR: Güneydoğu’da çok gevşek bir politika izleniyor benim gördüğüm. Adamlar sürekli propaganda yapıyorlar, zaferden zafere koştukları imajını vermeye çalışıyorlar.  Yani devlet istese kafalarını pestil gibi ezer burada bir gariplik var, bir türlü anlayamadığımız ılımlı politika ısrarla devam ediyor. Adamlar darmaduman edilir kardeşim oraya yığarsın askeri polisi konuyu bitirirsin. Mesela on bin kişilik ilçeye yüz polis, yüz asker olmaz. Sokaklarda tek tük oluyor böyle bu şekilde olmaz. Bunda bir yanlışlık var. Böyle bir mücadele de olmaz. Bir anda üstüne çökersin darmaduman eder bitirir geri çekilirsin. Böyle aylara, yıllara yayarak böyle bir mücadele olmaz bunda bir yanlışlık var. Bunu bilenler bir değerlendirsinler bu şaşırtıcı adam istediği yeri yakıyor, istediğini yapıyor, elini kolunu sallayarak geziyor, polisi istediği gibi vuruyor ve yakalanmıyor bu adamlar. Yani adamlar bunu eğlenceye çevirdiler ve tam bir rezalet. Yani bu işin hakkını verecek adamı göreve getirsinler kimse yani yerel olarak mesela hangi ilde hangi ilçedeyse hakkını avucuna koysun. Konuyu bitirsin. Özel harekâtçılara her türlü silah mühimmat, zırhlı araç, zırh temin edilsin. O patlayıcılar yani en güzeli bu adamların gizlendikleri, saklandıkları yerlerin dümdüz edilmesidir. Vatandaşlara yeni güzel evler veririz. Mesela özel harekâtçılar sokakları temizliyormuş ertesi gün sabah yine her yer patlayıcılarla doluyormuş. Böyle olmaz. Başlarsın otuz dozerle dümdüz edersin adamlar da kaya porsuğu gibi oralara bir daha saklanamaz. Vatandaşlar düzgün, tertipli evlere alırsın oraya da giremezler. Evler yapı itibariyle müsait oluyor. Böyle şeylerde yerle bir edilmesi lazım. Vatandaşa da en güzeli en alası sunulur.

Serap, “Hocam Allah’ın bizlerden razı olması neden cennet ile bizi inşaAllah mükâfatlandırmasından daha üstündür?” Allah’ın rızası olmadıktan sonra cennete gitsen ne olur? Cennet cehenneme döner zaten. Cennetin cennet olmasının nedeni Allah’ın rızasından kaynaklanıyor. Allah’ı sevmekten kaynaklanıyor. Allah’ın varlığına iman etmezsen, Allah’ı sevmesen cennetin ne anlamı var? Köşk olsa ne olur, ırmak olsa ne olur, yiyecekler olsa ne olur? Hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Her şeyin anlamı Allah’la anlam buluyor o yüzden biz her şeyin üstünde Allah’ın rızasını istiyoruz.

Kıbrıs konusuyla ilgili bilgi var mı sizde?

BÜLENT SEZGİN: Okuyabilirim Adnan Bey. “Milliyet’in haberine göre Güney Kıbrıs Lideri Nikos Anastasiadis önceki gün toplanan Rum Ulusal Konsey Toplantısı’nda şu ana kadar Türk tarafıyla yapılan müzakerelerde elde edilen gelişmeleri açıkladı. Anlaşmadan sonra yirmi beş yılda bir gözden geçirilecek sisteme göre Türk ve Rum’ların nüfusu kontrol edilecek. Nüfus oranının dörtte biri geçmemesi sağlanacak. Kıbrıslı Rumlar adada Türk’lerin nüfusundan dört kat fazla olmak istiyor. Bu konuda federal hükümetler çalışacak. Garantilerle ilgili Kıbrıs Türk tarafının 1960 antlaşmasında geri adım attığını öne süren Rum Lider, Kıbrıs Türk tarafının da garantilerde asker bulundurma kısmına sıcak bakmadığını savundu. Anastasiadis ayrıca çözüm ile birlikte kapalı olan Maraş’ın iade edileceğini söyledi. Dönüşümlü başkanlık anlaşmazlıklar sürüyor. Türk tarafı dönüşümlü başkanlığı olmazsa olmaz diyor. Rumlara karşı çıkıyor. Çözüm sonrasında kuzeye geçecek Rum’ların yaşayabileceği özel bölge alanlarının oluşturulmasını istedi. Buna göre Türk’lerin yaşadıkları bölgelere yerleşecek Rumlar için özel alanlar oluşturulacak. Başka bir deyişle şehirlerde kanton bölgeler olacak.

ADNAN OKTAR: Karma karışık çorba gibi izahlar. Ne alaka? Sevgi, dostluk, kardeşlik olursa sınırları da kaldırırsın. Gayet güzel sevgi içinde yaşarsın. Öyle egoist, bencil üsluplar işte şunu bana vereceksin bunu sana vereceksin. Koskoca Kıbrıs nerede oturuyorsan otur. Kimsenin sana ne dediği var? Yerleşik plan da iyi işte herkes yerinde otursun. Bomboş her yer Kıbrıs’ta sanki yer sorunu varmış gibi yok nüfusu arttıracağız bilmem ne. Bu egoistliğe ne gerek var? Normal nüfus gelişir zaten makul gelişmesi. Az olur veya çok olur. Ne zorun yani, niye ırk kafası?  Niye ırkçılık kafası? Tek devlet olmasına gerek yok bence Kıbrıs’ın. Çünkü o pek gidecek bir sistem değil. Çünkü egoist adamlar yani üslupları egoist. O sevgi ruhu henüz oluşmuş değil. Yani birbirlerini çok sevseler olur. Ama sevgi ruhu oluşmadan böyle bir şey olmaz. Bu sadece zarar verir. Yani bilmiyorum eğer onu yapabileceklerse birbirlerine coşkulu bir sevgi kardeşlik bağı oluşturacaklarsa olur. Ama birbirleriyle uğraşarak tek devlet olmaz. Bayağı ezim ezim ezilirler. Türk ordusunun da orada garantör olarak durması, sürekli durması gerekir. Hatta güçlendirerek durması gerekir. Aksi olmaz.

Hayret Mehdi (a.s)’a her yerde ihtiyaç var. Mesela Kıbrıs’ta ihtiyaç var. Irak, Suriye, Libya her yerde ihtiyaç var. Çünkü kardeşlik, sevgi yok. Libya’ya hâkim olan nefret, sevgisizlik. Oraya sevginin hâkim olması lazım. Irak’a sevginin hâkim olması lazım. Mesela bak Türkler çeksinler diyor askeri niye? Sevgisizlikten, güvensizlikten. Güven ve sevginin oluşması lazım.

Hayret, sevseler her yer hallolacak her şey bitecek. Öbür türlü çok egoist hesaplar yapıyor. “Adam sana enayi mi toprağını versin? Sen enayi misin ki ona toprağını veresin?” Kafasıyla hareket ediyorlar. “Benim nüfusum daha çok olsun. Senin nüfusun daha çok olsun.” Bu kavga çıkarır sonunda. Bu sonunda fitne çıkarır. Böyle bir şey olmaz. Tek çözümü insanların hepsinin birbirini sevmesi. Rumlar bayağı güzel insanlar. Arkadaş olun, dost olun. Onlar kiliseye gitsin, siz camiye gidin. Kum torbaları, makineli tüfek yuvaları, dikenli teller, mayınlı araziler ne oluyor, ne oluyor yani paylaşılmayan ne var? Bir de Kıbrıs’ta nüfus zaten çok az. Rum nüfusu da az, Türk nüfusu da az. Arazi boydan boya ıpıssız. Hiç kimse yok. Bir de kurak toprağı zaten Kıbrıs’ın, su da yok. Bir şey de yetişmiyor. Oturuyor insanlar. Orada iyi keçi yetiştirilir Kıbrıs’ta. Ona müsait hakikaten.

Bir kere dış politikadaki üslup çok ürkütücü. Milli menfaatler doğrultusunda, milli çıkarlarımızla ilgili. Kardeşim menfaat çıkar bilmem ne falan böyle bir ortamda nasıl dost olacaksın? Nasıl arkadaş olacaksın? Mesela Ermenistan’la dost oluruz diyor önce toprakları versin. Sonra bizim çıkarlarımızla çatışmaması lazım. Böyle bir arkadaşlık dostluk nasıl oluşturacaksın? Böyle olur mu? Sen seversin adamı zaten o nezaketen karşılıklı bir velayet ruhu içerisinde, dostluk ruhu içerisinde, kardeşlik ruhu içerisinde davranır. Ama sevmezsen nasıl olacak yani? Sevgiyi lüks görüyorlar yani olursa iyi olur. Olmuyor işte sevgi olmadığında savaşlar oluyor. Terör oluyor, anarşi oluyor, dehşet oluyor. Hiç kimse güvende olmuyor. Yani bütün dünya için en önemli siyasi temel sevgi, sosyal temel sevgi, şifa kaynağı sevgi. Bu olmadığında bütün sistem bozuluyor. Siyaset de batıyor, ticaret de batıyor, hukuk da, her yer birbirine giriyor. Yani çok acımasız bir ruh hâkim oluyor her yerde. Tabii dünyanın her yeri için bunu söyleyemeyiz ama birçok yerinde birçok konuda hâkim olduğunu görüyoruz.

Özel harekatçı kardeşlerimize eskimiş silah vermek çok çok yanlış olur, çok büyük bir hata olur. Bunu mutlaka düzeltsinler. Eski silah verilmez, gıcır gıcır yeni silah olması lazım. Araçlar da öyle yeni ve güçlü araçlar olması lazım, jeepler şunlar bunlar veyahut akrep, hepsinin yeni ve güçlü olması lazım. Bir de silah son derece bol olması lazım. İşte “Bu silah burada kalsın, siz orada silah bulursunuz” bunun bir mantığı yok. Silah verildi mi artık o polisin beylik silahı olsun. “Silahı siz buradan götüremezsiniz burada kalsın buranın envanterine kayıtlı” olmaz. Şahıs envanterine kayıtlanması lazım. Şahsın üstüne işte “Hüseyin oğlu Osman. Bu silah ona şu saat şurada zimmetlendi.” O kadar. Mutlaka gelişmiş en kaliteli silahlar aslanlarımıza verilmesi lazım. Menzili uzun, dürbünlüyse, dürbünlü karabinaysa dürbünleri mükemmel, lazerliyse lazeri mükemmel çalışan. Parasıyla değil mi? En iyisini aslanlarımıza dağıtalım. Allah vermesin. Bir de mühimmat da bol olsun. PKK çatışmaya giriyor elli bin-yüz bin mermi yakıyor. Bizim askerlerimizde en fazla iki yüz- üç yüz- beş yüz mermi oluyor. Böyle şey olmaz. Adamlar yağmur gibi kurşun yağdırıyorlar. Askere polise de her türlü silah, teçhizat, mermi en kalitelisinden verilmesi lazım. Caydırıcı olması için gerekli yoksa biz kurşunla gitsinler delik deşik etsinler demiyoruz. Ama caydırmak açısından çok önemli. Mesela adam icraat yapıyor pislik yapıyor kaçıyor. Çünkü baraj ateşi yok. Tak tak, o tarz bir merminin ona isabet etmeyeceğini bilir. Bak, orada gördünüz filmde adamlar nasıl deli gibi kaçıyorlar? Kendilerine isabet etmeyeceğini biliyorlar. Mermilerin de gücü de yok zaten. Adama çarpıyor sekiyor mermi. Ben böyle şey görmedim. Tabii ben öldürülerek yakalanmalarını istemem.

Serpil Bayraktar; “Sevgiden bahsediyorsun ama İsrail’i savunuyorsun” diyor. Birbirine iki zıt inanç demek. İsrail’i savunuyorsan sevgiden bahsedemezsin, sevgiden bahsediyorsan zaten İsrail bitti demektir. Akla bak, mantığa bak. Ben buna ne cevap vereyim, ne söyleyeyim? Onlar Allah’ın kulu değil mi, onlar insan değil mi? Tabii ki merhamet edeceksin, şefkat duyacaksın.

Zuhal Star. Zuhal yıldızı anlamına geliyor. Zuhal Yıldız; “Bence en doğru yolu Adnan Hoca bulmuştur İslam’da, gerisi birbirini yiyor, birbirinin kanını içiyor. Birçoğu böyle” diyor. Hepsi değil ama epey bir bölüm böyle, doğru.

Ben hayret ediyorum, Kıbrıs konuşmalarında adamlar acayip sinirli böyle asabi olarak geliyorlar, saatlerce konuşuyorlar yine halledemeyerek dönüyorlar. Gel bir sarıl, bir dost ol. O Rum’sa sen de Müslüman’sın işte, aynı mahallenin delikanlılarısınız. Birbirinize de benziyorsunuz tipleriniz de aynı zaten. Örfün, geleneğin de aynı. Bırak adamlarla pazarlık yapmayı Allah aşkına. “Gel otur ne yapıyorsan yap” dersin “uzatmaya gerek yok.” Dost olursun, kardeş olursun. Geliyorsa Maraş’a gelsin, ev alsın otursun. Onu sahiplenmeye ne gerek var? Maraş’ta istiyorsa gelsin ev alsın otursun. Başka yere de gelebilir, her yere gelsin. Kira da olabilir, ev de satın alabilir ama mülk edinmek hırsına ne gerek var? Kardeşçe oturun. Bir de Türkiye su götürdü oraya, oh ne ala işte gayet güzel. O suyun miktarını da artırabiliriz. Bir o kadar daha su götürürüz. Cennet gibi yer, iklimi de güzel Kıbrıs’ın işinize gücünüze bakın. Sevgisizlik sarmış etrafı. Mesela Rusya ile krizde yine sevgisiz üslup var. Rusya’nın üslubu da sevgisiz, Türkiye’nin üslubunda da sevgi zayıf. Uçağı vurmanın alemi ne? On beş saniye. Uyarırsın, bir daha uyarırsın. Hiçbir uçak vurulmaz, niye vurasın ki? Şaşırabilir adam, anlamamıştır. Türkçe konuşuyorsun, İngilizce de konuşsan anlamayabilir adam. Sesler zaten birbirine karışıyor. İnsan beşer elbet şaşar. Veyahut öylesine de oraya ihlal yapmış olabilir, boş bulunmuş olabilir, cahillik etmiş olabilir, tekrar tekrar uyarırsın. Yunanistan sürekli ihlal yapıyor vurmuyoruz. Diğer ülkeler de birbirlerine sürekli ihlal yapıyor kimse kimseyi vurduğu yok. Kanun böyle olabilir, hukuk böyle olabilir ama hemen uygulamak mecburiyetin yok, mecbur değilsin. Daha önce uygulamamışsın zaten. Defalarca ihlal oldu. Yine idare edilebilir. Temelde sevgi çok hayati. Bunu çok ehemmiyetsiz bir şey olarak görüyor “ne güzel bak adam” diyor “sevgiyi savunuyor, oh” diyor “aslan” diyor. Öyle değil kardeşim. Sevgi olmadan hayat ölüyor, dünya ölüyor, siyasi sistemler ölüyor, ekonomi batıyor. Sevgisiz yaşanmaz. Anlatamıyoruz adamlara. Sanki böyle hani lüks bir şeymiş gibi ilave “olsa iyi olur” yahut çocuksu bir şey “adam bak ne güzel ya sevgiyi arıyor.” Diyor. Kardeşim yaşayamazsın öbür türlü. Ölüyor, bütün dünya ölüyor görüyorsunuz. Her yer sürünüyor. Bu denizlerde ölen, oralarda ölen adamların tek konusu sevgisizlik. Her yeri sevgisizlik sarmış. Sevgi; merhamet ve şefkati getiriyor. O zaman kimseyi öldüremezsin, asıp kesemezsin. Akılla ilimle halledersin, sevgiyle ikna etmekle halledersin. Biz sevgi deyince usulen söylüyoruz zannediyor, hani olur ya “dürüst ol oğlum, doğru ol, sevgi ol” öyle laf olsun diye söylenmiş zannediyor. Laf olsun diye değil, hayatın birinci şartı. Su gibi, hava gibi, hava alamadığın zaman ölürsün, sevgi olmadığında ölürsün, dünya ölür, kainat ölür. Sevgisiz yaşanmaz. Anlamıyorlar. Sevgide de pazarlık olmaz, mal pazarlığı olmaz, diğerkamlık vardır, fedakarlık vardır, kabadayı ruhlu olursun, öyle şeylere tenezzül etmezsin. Konuşulmaz. Adam gelir senin sofrana oturur, ayıptır oturup neyin pazarlığını yapıyorsun? Adam sofraya oturuyor “az yemek ye ha”, “tabağındakini ye”, “bitir tamam”, “hadi şimdi kalk” buna benziyor. Bunlar çirkin.

Evet Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’daki başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti aday adaylarından Donald Trump Müslüman’lara ve göçmenlere yönelik sert ifadeleriyle dikkat çekiyor. Bu fikirlerden bazıları şöyle: “Müslüman’ları fişleyelim” diyor Donald Trump. Müslüman’ların emniyet güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında fişlenmesi gerektiğine inanıyor. “İşkence yapılsın” diyor. “Amerika, Irak ve Şam İslam devletiyle mücadelede, tutuklularda boğuluyormuş hissi uyandıran su işkencesi ve diğer sert sorgulama yöntemlerini kullanmalı.” Trump, bu yöntemlerin, militanların kullandığı kafa kesmek gibi taktikler yanında çerez olduğunu söyledi. “Cehenneme yollayalım” diyor. Trump, IŞİD’i cehenneme gönderecek kadar bombalayacağını söyledi. Başka hiçbir adayın IŞİD’e kendisinden daha sert olamayacağını ve militanları petrole olan erişimlerini keserek zayıflatacağını savunuyor. Amerika’dakileri sınır dışı edelim fikri var. Amerika’da yaşayan tahmini on bir milyon yasadışı göçmenin sınır dışı edilmesini savunuyor Donald Trump.

ADNAN OKTAR: Çok büyük hata yapıyor, devlet terörünü savunuyor. Şimdi onu böyle teşvik ederse teröristlerin bir numaralı hedefi olur. Bu kafayla onu yaşatmazlar Allahualem. Çok büyük hata yapıyor. Sevgiyi savunsun, merhameti savunsun. Bu kadar zalim gaddar bir üslup olursa teröristlerin felsefesini savunmuş oluyor. O zaman teröre davet çıkartmış olur, şiddete davet çıkartmış olur ve şiddeti tahrik etmiş oluyor, terörü tahrik etmiş oluyor. Onun için böyle şeylere girmesin, sevgiye, merhamete ağırlık versin ve şiddetin hedefi olmak için de bu kadar ısrarlı olmasın. Bu tip hareketlerde hep şahıslar şiddetin hedefi oluyor. Bütün dünyada bu böyle olmuş. Bu tip münasebetsiz izah yapanları terör bir numaralı hedef haline getiriyor. Onu bir yerde bulurlar, bir yerde bir şey yaparlar. Merhamet anlayışıyla yaklaşsın, sevgi anlayışıyla yaklaşsın. Hatta şu üslubundan dolayı bile büyük bir tehlike altına sokmuş oluyor kendisini. Bunu nereden anlıyoruz? Bunu yapan diğerlerine de bu işler yapıldı. Kim yaptıysa böyle bir hareket, böyle bir tavır, böyle bir üslup hep terör unsurları şiddet kullanarak ona karşılık verdiler. Ya öldürdüler, ya bombaladılar ya bir şey yaptılar. Şimdi o da kendine güveniyor ama zannettiği gibi olmaz. Çok kötü olur. Biz onun uzun yaşamasını isteriz, güzel yaşamasını isteriz, sevgi içinde yaşamasını isteriz. Onun için üslubunu düzeltsin, tavrını da düzeltsin kendini terörün hedefi haline getirmesin. Daha önce bunu yapanlardan benim bildiğim hemen hemen herkes terörün hedefi oldu. O bilmem ne dergisi var ya Fransız’ların.

AYLİN KOCAMAN: Charlie Hebdo.

ADNAN OKTAR: Evet, o da öyle, bu tip üslup kullandı hemen terörün hedefi oldular. Mesela Selman Rüştü yazdı o da hedef oldu. Bu tip şeylerde hedef haline gelir.  Adamlar fetva çıkarıyor, ona ulaşmaları o kadar zor olmaz. Sokakta gezen bir adam bu, bir şekilde ona yanaşırlar. Ben ona bir kötülük gelmesin diye bunları söylüyorum. Kendini iyi koruyan, akılcı olan, üslubu da güzel olan bir insana dönüşsün. Zaten çok fazla düşmanı vardır, kendine düşman edinmenin alemi ne? Bütün İslam alemini kendine düşman etmek istiyor ve büyük bir dünya savaşı çıkartmak istiyor benim gördüğüm. Kan gövdeyi götürür. Bu sefer Amerika’daki Müslümanlar ayaklanacak, onlara da zenciler katılır Amerikan medeniyeti diye bir şey kalmaz, Amerika’yı yerle bir ederler. Aklını başına alsın. Fransa’da da Müslümanlar ayaklanırsa Fransa diye bir şey kalmaz. Almanya’da Müslümanlar ayaklanırsa Almanya diye bir şey kalmaz. Ayaklanmalarda insanlar çok vahşileşiyor, gözünü kan bürür, kontrolden çıkar. Kitle psikolojisi zannettiği gibi değildir. Bir insanın çok fazla üstüne gidersen o adam cinnet geçirir. Cinnet geçirdi mi artık itidalli olmaz, kontrolü mümkün olmaz. Hem Amerika’yı mahvedecek bir politika izliyor bu adam, hem kendini mahvedecek politika izliyor. Bu şekilde tahrik politikasından vazgeçmesi lazım. Bu çok tehlikeli olur. Doğrudan sevgi üslubuna geçsin, bu konuşmadan dolayı da özür dilesin. O zaman muhalifleri olmaz, onu herkes korur kollar, iyi olur. Ben onun iyiliği için söylüyorum. Genel karşılaştığımız durumlar olduğu için söylüyorum.

BÜLENT SEZGİN: En son “Amerika’ya Müslümanları hiç almayalım” demişti. Obama sert tepki verdi buna.

ADNAN OKTAR: Bu üslubuyla direkt IŞİD’in hedefi olur, Taliban’ın, El-Kaide’nin birçok terör grubunun hatta sol grupların da hedefi olur, mahvederler. Bu kadar tehlikeli bir üsluba ne gerek var? Aklını başına alsın. İtidalli, böyle sevgi dolu bir üsluba girsin. Kafası, beyni bu kadar dağılmış gibi göstermesinin alemi ne?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yayınlanan yazılarınız hakkında bilgi vereceğim Adnan Bey. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olma özelliğini taşıyan, geniş bir okuyucu kitlesine sahip Arab News Gazetesi ve internet sitesinde bu hafta “Mali perspektifinden Afrika” başlıklı yazınız yayınlandı. Aynı yazınız yine Suudi Arabistan’da yayın yapan Arapça günlük gazete Mekke Newspaper’da da yer aldı. Amerika Miami merkezli El Hikmet isimli dergi “Sevgi olmazsa beden hastalanır” başlıklı makalenizi yayınladı. İngiltere’den yayın yapan Middle East Monitor sitesi “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Suriye için, barış için birleşme kararı almalı” başlıklı yazınıza yer verdi. News Rescue ve Jefferson Corner siteleri Rusya ve Türkiye arasındaki dostluğun zarar görmemesi gerektiğine dair görüşlerinizi belirttiğiniz yazınızı yayınladı. “Ortadoğu’dan batıya sıçrayan ateş: 13 Kasım Paris saldırısı” başlıklı yazınız Daily Mail haber sitesinde yer aldı. Dünyayı sarsan mülteci krizinin tek çözümünün sevgi olduğunu ele aldığınız makaleniz Almanya merkezli Burma Times sitesi tarafından yayınlandı. Kırgız dilinde yayın yapan Barakelge sitesi gözle ilgili iman hakikatlerine ve bağnazlık tehlikesine dikkat çektiğiniz beş ayrı makalenize yer verdi. Suudi Arabistan’ın İngilizce yayın yapan önemli haber kuruluşlarından Riyadh Vision sitesinde “İstikrarsız Ortadoğu’da dengelerin değişimi ve kontrolün sağlanması” başlıklı makaleniz çıktı. Son olarak “Yemen’deki trajediye son vermenin tek yolu sevgi ve barışı inşa etmektir” başlıklı yazınız New York merkezli bağımsız Kürt yayın organı Ekurd Daily’de yer aldı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunlar tabii çok hoş, dünyanın sevgiyi savunan insanlar olduğunu görmesi çok önemli. Devletler de egoistliği savunuyor, birçok devlet. Karşılıklı çıkar ilkeleri falan. Kardeşim çıkar girdi mi dostluk kalmaz. Fedakar ol bir şey olmaz. Adamların suratından yansıyor bu, soğuk buz gibi bir hava esiyor. Dostane, arkadaşça bir ortam olmuyor. Çok gergin mesela heyetler geliyor ellerinde dosyalar, karşılıklı oturuyorlar böyle. Böyle dostluk ortamı olur mu kardeşim? Getirirsin fasılı böyle sazlı sözlü, “can badeyi bize sunsa, dost badeyi bize verse” diye değil mi, yer gök inler. Dost olursun, arkadaş olursun “sınırları açalım” dersin beş dakikalık, “yaz” dersin “katip sınırları açıyoruz, pasaport yok, vize de yok.” İşgal etmiş; işgali de ayıp söylemezsin. O kendinden zaten orayı boşaltır. Ne yapacak zaten in-cin top oynuyor. O söylenmez. O coşar kendiliğinden yapar onu. Bu menfaatçi ruh insanları batırıyor, menfaatçilik, egoistlik, çıkarcılık sevgiyi öldürüyor. Sevgi egoistliği kaldırır. Önce sevgiden başlanması gerekiyor. Ne olur kardeşim ne fark eder, bu hırsın anlamı ne? Dost olun Azerilerle sınırları açalım, pasaportları kaldıralım dedim, vizeleri de kaldıralım. Hükümet çok beğendi bu mantığı, hemen Başbakan Ahmet Davutoğlu, o zaman dışişleri bakanıydı, hemen devreye girdi bayağı mutlu oldular. Çoktan Ermenistan’la birleşmiştik, Azerbaycan’la da birleşmiştik. Çok şahane bir sistem oturacaktı, sınırları açmak şeklinde, pasaport ve vizeyi kaldırmak şeklinde bir sistem. Buna müsaade etmediler. Hep sertleştirici, hep sevgisiz, hep sert üslupla karşılaşıyor insanlar. Halbuki bir kişi çıksa sözü dinlense, sevgiyi esas alsa iş bitecek. “Anlaşmalarla, karşılıklı anlaşmalarla” karşılıklı anlaşmayla bir şey yapamıyorsun yüz yıldan beri uğraşıyorsun, daha da kilitleniyor, daha da kilitleniyor, daha da kilitleniyor. Mesela Kıbrıs’ta da, sürekli kilitlenme halinde başka bir şey olduğu yok. “Ülke menfaatleri” ülke menfaati diye bir şey olmaz kardeşim, sevgi vardır diğerkamlık vardır, fedakarlık vardır. Ne ülke menfaati? Biz menfaat için mi yaşıyoruz? Sevgi için yaşayacağız, sevgiyi ön plana alacağız. Reel politikalar bilmem ne, nerenin reeli nerenin değeri? Onun sonucunda bu oluyor işte. İki tarafta hiçbir şey kazanamıyor. Adamcağız bayağı candan yaklaştı deyince, Ermenistan Devlet Başkanı. O yanan intikam ateşini söndürdüler, müthiş bir dostluk ruhu oluştu. Sevgisiz insanlara teslim olmanın bir alemi yok. Bir anda teslim oldular sevgisizlere. Geldi mesela arayı bozmaya çalışıyor, sınırdan geri gönderirsin, “sen bırak” dersin, “sen sevgisizsin, senin yapacağın iş değil, sen onu bize bırak” diyeceksin. Çoktan Ermenistan kaybettiği topraklarını almıştı çoktan. Ve Ermenistan da zengin olacaktı, Azerbaycan da zengin olurdu, Türkiye de zengin olurdu. Bölgede koskoca bir dostluk yapılanması olacaktı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’ya ait bir savaş gemisinin İstanbul boğazından geçişi sırasında bir askerin sırtında füze taşıması diplomatik krize sebep olmuştu. Konuyla ilgili Rusya Dışişleri Bakanlığı yeni bir açıklama yaptı. “Askeri gemimiz İstanbul boğazından geçişi sırasında Montrö Antlaşması’nın bir tek maddesini dahi ihlal etmemiştir. Güvertedeki silahlı askere gelince tüm gemiler kendi güvenliği için uygun gördükleri önlemi almak durumundadır” denildi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi adamın alnını kaşırsan adam da öyle yapar. Sen gidip uçağını vurursan adam da sana böyle yapar işte. Demek istiyor ki “yine vurursun, yine bir şey yaparsın, uçakla saldırırsın” artık kızmış yani kızdırmışsın “ben de o yüzden elim tetikte geziyorum” diyor. Uçağı vurmanın alemi ne? Ne gerek var buna? İhlal ettiyse bir daha uyarırsın. Rusça uyar, adamın bildiği dilden uyar. Bir sesler geliyor Türkçe, adam Türkçe bilmiyor olabilir. Ne oldu? Türkiye’nin tek dostuydu Rusya onu da kaybetti, ana güç. Şimdi Rusya’yı kaybedince Türki devletler de Rusya’ya bağlı, Çin de Rusya’ya bağlı, Hindistan da Rusya’ya bağlı, İran bağlı. Zincirleme onların desteğini de kaybetmiş olduk. Tek başına Türkiye ortada kaldı. İslam alemi zaten tamamen karşı. Tayyip Hoca’yı da yalnız bıraktılar. O olsa benim kanaatim gidip vurun demez. Akılcı yaklaşır. Kendi başlarına iş yaptılar benim anladığım, çekip vurdular. Şimdi nasıl düzelteceğiz diye onu düşünüyorlar. Kanuna uygun olmuş olabilir ben ona bir şey demiyorum ama kanunun bir elastiki yönü var. Kanun sen mecbursun demiyor ki ama gerektiğinde kendini savunabilirsin diyor ama mecbursun demiyor. İkinci bir yol yoktur demiyor. Sürekli ihlaller oluyor, Yunanistan geceli gündüzlü ihlal yapıyor, Rusya defalarca ihlal yaptı. Diğer ülkeler de birbirine ihlal yapıyor kimse kimseyi vurmuyor. Burada bir yanlışlık var. İngilizce de uyarmış olsalar, uyarıldığını da düşünelim, adamın duyduğunu düşünelim yine vurmaya gerek yok. Bir daha uyarırsın yahut uçağı ablukaya alırsın, diğer Türk jetleri zorlarlar, bölgeyi terke zorlayabilirler. Yaklaştı mıydı jet uçağına mecburen bölgeden uzaklaşacak.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, boğazdan geçen gemiler herhangi bir silahı hazır hale getirip konuşlanmış olarak tutamıyorlar. Burada mevzilenmiş şekilde. Mesela tüfeklerini karaya yöneltmiş olarak geçemezler. Montrö’nün Antlaşması bu şekilde. Montrö’ye uygun değil o. İkincisi de; saldırgan bir girişimde bulunamıyorlar Montrö’ye göre. Silahı ateşlenmeye hazır tutmak tabii ki orada bir suç, Montrö’ye uygun bir şey değil. Mesela orada da isteseler o adamı etkisiz hale getirebilirler, Türkiye’ye bir saldırı var diye ama yapmıyorlar. Demek ki istenildiğinde de yapılmıyormuş. Adam halka yöneltmiş uçaksavarı, çekip vurabilirler isteseler ama yapmıyorlar. İşte burada bu yetkiyi iyi kullanmak gerekiyor.

Demirtaş çok uyanık, bendeki üslubun aynısını kullanıyor. Mesela kadınlara karşı nasıl davranması gerektiği, tıpatıp ne diyorsam yapıyor, hepsini yapıyor. “Uçağı da ben olsam düşürmezdim” diyor. “Uçağı” diyor “sınırı terk etmesi için zorlatabilirdi jetler” diyor yani ne diyorsam.

Montrö Antlaşması’na göre istese Türkiye Rusya’ya bu olaydan dolayı boğazları kapatabiliyor, geçiş izni vermeyebiliyor. Ama geçiş izni veriyor. Demek ki idare edilebilir bazı şeyler. Yine kanun hukuk ölçüleri içerisinde, hukukun göstereceği daha kolay yollara bakmak lazım. En kolayına değil de en zoruna bakmak gerekiyor.

Hz. Ali (r.a) şöyle buyurdu: “Resulullah (s.a.v.)’e şöyle dedim;  “Acaba vadedilen Mehdi bizden midir yoksa başkasından mı?” Resulullah (s.a.v.)şöyle buyurdu: “Bizden olacaktır.” Allahu Teala bu dini Hz. Mehdi (a.s) vasıtasıyla sona erdirecektir. Nitekim bu dinin ortaya çıkışı da bizimle oldu. Bizim vasıtamızla şirkten kurtuldukları gibi bizimle de fitnelerden kurtulacaklardır. Allahu Teala bizim bereketimizle şirk ve putperestlik döneminin düşmanlıklarından sonra kalplerini birleştirip onları dinde kardeş kıldığı gibi fitne döneminin düşmanlıklarını da kalplerinden silecektir.” Yani terörist anarşist, saldırgan, savaşçı kimse kalmayacak diyor Hz. Ali (r.a). (Bihar’ul Envar cilt 51, sayfa 84. İsbat-ul Hudat, cilt 7, sayfa 191. Mecma-üz Zevaid/Ali b. Ebi Bekr-i Haysemi, Kahire baskısı, cilt 7, sayfa 317.)

“Mehdi’nin erdemi, tüm dertlere ve şiddetli fesada karşı gösterdiği üstün sabırdandır.” Bak, “Mehdi’nin erdemi, tüm dertlere ve şiddetli fesada karşı gösterdiği üstün sabrındandır.” Çok sabırlı olacak Hz. Mehdi (a.s). “Deccalın üzerindeki kuşatması hiç kalkmaz.” Yani benim anladığım deccalı sürekli kuşatma altında tutar Hz. Mehdi (a.s). Deccal da onu tabii kuşatma altında tutuyor, iki anlamı da var.

Eyüp; “Tekrar soruyorum; Hz. İsa Mesih dünyaya peygamber olarak mı gelecek?” Unvanı geliyor unvanı. Peygamber unvanıyla gelir ama Kuran’a tabi oluyor.

Kanuna hukuka saygılıyız ama kanun hukukun da kolaylık yolları var. Kolaylık yollarının uygulanmasının doğru olacağını düşünüyoruz.

“Özel harekatçılarımızın hem silahlarının, hem araçlarının son model olması lazım. Yeni olması lazım. Menzili uzun en kaliteli silahlarla donatılmaları gerek sözüne karşılık olarak” Barış Acar Pasifik Bar “Menzili uzun ve kaliteli olunca onlar da sevgi mi yayacak pek hürmetli Hocam?” diyor. Şimdi eğer silah olmazsa sevgi düşmanları azgınlaşır. Silah sevgi düşmanlarına set olur, caydırır. Silahın kullanılması ayrıdır, silahın caydırıcı gücü ayrıdır. Mesela Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyor? Akıl almaz bir askeri güce sahip, akıl almaz silahlara sahip. Silahı kullanıyor mu? Kullanmıyor. Ne yapıyor? Caydırmada kullanıyor. Caydırıcı güç çok hayatidir. Yani özel harekat ekibinin silahları, donanımı, eğitimi,  her şeyi mükemmel olduğunda PKK onlarla çatışmaya girmez. Ama silahı eskiyse, donanımı yoksa, mermisi, kurşunu yoksa adam çatışmaya giriyor. Ama olduğunu gördüğünde hiç çatışmaya girmez, kaçar gider. Caydırma açısından önemli.

“Diyelim ki Tanrı kavramı var, bizleri yarattı. Peki o nasıl var? O’nu var eden ne?” Mutlak yokluk olamıyor zaten bizim mantığımıza göre. Varlık oldu mu zaten mutlaka şuur ve yaratan olmuş oluyor. Mutlak yokluk süper mantıksız bir şey, olabilecek bir şey değil mutlak yokluk. Çünkü boşluk da bir şey, boşluk olduğunda mutlaka yine Allah yaratan oluyor. Yani bizim anlayabileceğimiz gibi değil. Zaman, mekan içerisinde yaratılmış bir varlığız. Daha önce ne vardı? Daha sonra ne vardı?  Bunlar zaman, bir boyut tek bir an var. “Tanrı her şeyi biliyorsa benim ateist olacağımı bildiği halde beni neden cehenneme gönderiyor?” Şimdi sırrını sana kapalı olarak verdim. Ateist Müslüman için gerekiyor, ateist olması gerek ki Müslüman imtihan olsun. Eğer ateist yoksa Müslüman imtihan olamaz. Dinsizler olması lazım, deccallar, firavunlar olması lazım. Dine karşı mücadele eden insanlar olması lazım ki imtihan manalı ve mantıklı olsun. Yoksa mantık kalmaz, yani imtihanın mantığı kalmaz. O orada bir figürandır ateist. Öyle yaratılır. Yani işin doğrusu eğer batın yönünden bakacak olursak cehennem de bir figürandır. Yani nasıl söyleyeyim? Bir ölüdür. Yani ölülerin mekanıdır cehennem. Şuuru açık, bilinci açık, samimi hiçbir Müslüman cehenneme gitmez. Ben benim diyen şuuru açık, bilinci açık, samimi hiçbir Müslüman hiçbir şekilde cehenneme gitmez. Allah’ın ilahlık vasfına uygun değil zaten öyle bir şey olmaz. Oraya bilinci kapalı, kulağı sağır, Kuran’ın ifadesiyle, gözü görmeyen, kalp gözü de körleşmiş, hayvan gibi hatta hayvandan daha aşağı olan ölüler, ölü olan varlıklar gider. Ama mümin hep korkar tabii. Acaba cehenneme mi giderim diye korkar.

“Kaim Mehdi zuhur ettiğinde insanlar tıpkı Allah’ın elçisi  (s.a.v.) gibi saf vahye çağıracak” saf vahiy yani ilave edilmemiş saf Kuran. “Gerçekten de İslam görülmemiş biçimde başladı ve başladığı halde ki gibi görülmemiş harika biçimde geri dönecek. Ne mutlu o güzel günleri, o görülmemiş günleri görenlere” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ne mutlu o garip olanlara” diyor “acayip olanlara.”

Yabancı Damat Anton Çehov, “Hocam, Fransa’da aşırı sağ cephenin seçim galibiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz. Müslüman düşmanlığı mı?” Evet, Müslüman düşmanlığı gittikçe gelişiyor. Çünkü Ortodoks gelenekçi İslam yayıldıkça Müslüman düşmanlığı da artıyor. Çünkü orada asma var, kesme var, dövme var, sövme var. Kadınlara hayat hakkı yok. Kadınlar ne dekolte giyinebilir, ne bakım yapabilir, ne makyaj yapabilir. Kadınların yaşayamayacağı bir hayat. Onun için bütün dünyada gelenekçi İslam’a karşı müthiş bir nefret gelişmeye başladı. Bu çok büyük bir tehlike. Halbuki Kuran Müslümanlığını bilse Avrupa ve dünya kitleler halinde Müslüman olurlar. Herkes çok sever. İslam yaşanmadığı için İslam coğrafyasında, Kuran İslamlığı yaşanmadığı için Allah muazzam bir felaket veriyor. Ama görülmemiş bir felaket. Bu felaketin boyutunun da daha da artacağı anlaşılıyor.

Cef, “Adnan Bey Hazreti Ali’nin gerçek torunusun. Aslansın, aslansın, haydarsın. Tahran’dan sevgiler” diyor.

Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi (a.s) çıkmayacak. Ve katliamlara yerde ve göktekiler artık tahammül edemez bir hale geldiğinde Mehdi (a.s) zuhur edecektir. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, sayfa 37)

“Hayırlı geceler Hocam, İncil, Tevrat ve Zebur ve Kuran-ı Kerim’de açık bayanların hükmü nedir?” Ömer Öztürk. Kuran’da hanımlar için müthiş bir özgürlük var. Muazzam bir özgürlük var. Ama muharref Tevrat’ta kadınların hükmü bu gelenekçi Ortodoks Müslüman’ların kat kat daha şiddetlisi. Kat kat daha şiddetlisi. Yani akıl almaz hükümler var. Aynı böyle taşlayarak öldürmeler. Hasta olan kadınların bir şeye dokunduğunda onun murdar olması. Ay halinde evinin dışında bir kulübede tutulmaları. İnanılmaz olaylar var.

 “Allah katında din İslam’dır. Yahudi ve Hristiyan’ları dost edinmeyin. Ayetlerini yok mu sayıyorsun?” “Veli edinmeyin” diyor Allah. Veli; idareci yapmayın. Vali yapamazsın. İdareci yapamazsın. Yoksa “Hristiyan’larla evlenin diyor, Musevi’lerle evlenin” diyor Allah. Belli ki müthiş bir dostluk ve kardeşlik bağı oluyor. Ama idareci yapmıyorsun.

Karanlık Tehlike Bağnazlık Kitabı çok önemli. Bence o kitabı herkes okuması lazım. Mesela Talmut’ta sefarad mezhebine mensup Yahudi erkekler her sabah şöyle dua ediyorlar. “Ezeli İlahımız kainatın Kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun.” Kadın olmak çok büyük bela gibi görülür. Yani ucu bucağı yok anlatımların.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İmam Mehdi (a.s)’nin yardımcılarını tanıtırken şöyle buyuruyor, “Onlar imamlarına itaat etme konusunda çok çalışkandırlar.” Yevm'ul-Helas sayfa 223. İmam Ali, Mehdi talebelerini tanıtırken şöyle buyuruyor, “Onlar Mehdi talebeleri yuvalarından çıkmış aslanlar gibidirler, isteseler dağları yerlerinden sökerler.” Yani yetki verilse imkân verilse dağları ova haline getirirler diyor. Yevm'ul-Helas sayfa 224. İmam Ali şöyle buyuruyor “Mehdi ve talebeleri sabırlarından ve tahammüllerinden dolayı Allah’a minnet etmeye kalkışan kişiler değillerdir. Canlarını Allah yolunda feda etmekten dolayı da kibirlenmezler bu işleri önemli işler olarak görmezler.” Yani zaten yapılır olarak düşünürler diyor. Yevm'ul-Helas sayfa 224. İmam Ali şöyle buyuruyor, “Annem ve babam yeryüzünde tanınmayan, insanların göremediği, azınlık gruba Mehdi ve talebelerine Allah için feda olsun” diyor. Mecmua Fi'l-Ehadis İmam Mehdi cilt 3, sayfa 101.

2012’de Temmuz ayında Türk F4 uçağının sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle Esad güçlerince vurulmuştu biliyorsunuz. Tayyip Hocam ne dedi bu olayda? Kısa süreli sınır ihlali olamaz dedi. Burada da kısa süreli bir sınır ihlali var. Buradan da anlıyoruz ki Tayyip Hoca’nın bilgisi dâhilinde yapılmamış olay. Alelacele bir rutin çalışma olarak yapılmış. Neyse artık kaderde var olan bir şey. Mesela Yunanistan son on yıl içerisinde yüzlerce kez bizim hava sahamızı ihlal etti biliniyor.

Kitabu’l Cifr İmam Ali sayfa 350, “Mehdi’nin gökyüzünde ve yeryüzünde gerçekleşecek parlak bazı alametleri vardır.” Yeryüzünde ve gökyüzünde yerde de alametler oluyor ve gökyüzünde de alametler oluyor. İşte kuyruklu yıldızlar güneş ve ayla ilgili alametler. “Bunların beş tanesi yere batma, ateş, silinme, sarsıntı bir de depremdir. Ki Rab’binin Kitabına Mehdi’ye ihanet edilince Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar” diyor. Hakikaten mesela bazen Tacikistan’da bazen Kazakistan’da büyük depremler oldu. Buna bağlı olarak olur diyor. Kitabu’l Cifr’de İmam Ali sayfa 350. Yani Allah’a bir ihanet olduğunda, Mehdiyet’e bir ihanet olduğunda böyle olaylar olacak diyor ahir zamanda. “Yere batma, ateş, silinme, sarsılma biri de depremdir ki Rab’binin Kitabına ihanet edilince” yani Kuran yaşanmayınca, Kuran’a ihanet edildiğinde, Kuran’a hakaret edildiğinde, Kuran’a saldırı olduğunda dolayısıyla Mehdiyet’e saldırı olduğunda “Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar” diyor. Kitabu’l Cifr İmam Ali sayfa 350. Geçenlerde Tacikistan’da oldu. Kuran’a bağlı olmadıklarında bu şekilde karşılık görecekler diyor ahir zamanda. Ama tabii çok manidar bir şey Allah’ın Kitabına ihanet edilince diyor yani hainlik yapılınca Allah’ın Kitabına, Kuran’a.

İmam’ı Sadık (a.s) diyor ki, “Eğer süfyanı deccalı görürsen insanların en alçağını görmüşsün demektir” diyor. Kemalüddin cilt 2, bab 57-10, sayfa 557. “Ey Cabir, Mehdi devrinde yerle bir edilecek ilk ülke Şam toprağıdır” Suriye. “Orada farklı gruplar savaşacaktır” diyor. Aynısıyla oluyor şu an. Bihar’ul Envar İngilizce tercümesi cilt 13, eski baskı cilt 51-52 ve 53 yeni baskı Gaybet kitabı İmam Mehdi, 12. İmam, bölüm 2.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Ruslar, Suriye’de sivilleri vurmaya devam ediyor. Son saldırılarda Rus Savaş uçakları Halep’e düzenledi hava saldırısı çoğu çocuk on dört kişi öldü, yirmi kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: Her gün bu muntazam devam ediyor, bu şekilde. Allah Mehdi (a.s)’yi bir an önce zahir etsin. İsa Mesih’i bir an önce zahir etsin inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar da vardı bununla ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte bak bu enkazların altında kalıyor insanlar. Yazık, günah zaten orada aç, susuz, perişanlar. Bir de böyle bombalarla mahvediyorlar burada insanları bak çocuklar, insanlar. Bunlar ne anlar savaştan, bunların düşmanlıkla ne alakası var? Sivilleri bombalamanın âlemi nedir?

Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur, “Öyle bela ve musibetler olacak ki” ahir zamanda Mehdi devrinde “hiç kimse sığınabileceği bir makam bulamayacaktır. Bu belalar Şam’ın etrafında dolanacak” yani Suriye etrafında başlayacak, dolanacak “Irak’ın üzerine çökecek.” Ayrıca Irak’a da bu saldırılar çökecek diyor aynısıyla oldu. “Arabistan yarımadasının elini ve ayağını bağlayacaktır. İslam ümmeti orada belalara karşı bozkırlarda savaşacaklar. Hiçbir kimse onların haline acıyıp vah vah bile demeyecek. Onlar belayı bir taraftan def etmeye çalışırlarken, diğer taraftan yine ortaya çıkacaktır.” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal cilt 5 sayfa 38-39.) Bakın aynısı oluyor, detayları da bozkırlarda savaşacaktır diyor. Hakikaten bozkırlara çıktılar savaşmak için. Hakikaten Suriye’den Irak’a sıçradı olaylar. İnsanlara acıyanlar yok, merhamet edenler yok. Çocuklara, kadınlara acıyanlar yok. Acıyan da olmayacak onlara diyor. Belayı def etmeye çalışırken yeni yeni belalar olacak diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, video vardı. Suriye’de rejimin Lazkiye’deki köylere yani kendi halkına yönelik Mndrs çok namlulu roket atar sistemiyle misilleme bombardımanı görüntüsü.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Lazkiye’yi bombalıyor Suriye rejimi.

ADNAN OKTAR: Lazkiye’yi.

BÜLENT SEZGİN: Evet kendi halkını.

ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil.

BÜLENT SEZGİN: Buradaki köyleri bombalıyor.

ADNAN OKTAR: Hayret. Dostlukla, sevgiyle kolayca halledilecek bir şeyi nasıl belaya çevirdiler nasıl olaylara çevirdiler? Hayret yani insan söyleyecek laf bulamıyor yani yazık günah bu insanlara.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü