Harun Yahya

Sohbetler (11 Aralık 2015; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bugün Cuma. Cumalar insanın hoşuna gidiyor hayret Allah’ın hikmeti, bayramlar. Ayrı bir heyecanı oluyor cumanın. Cuma namazı heyecanı bayağı güzel. Namazın kökeninde de sevgi var, Allah’a sevgi, Allah için müminlere sevgi. Çünkü namazdan sonra herkes birbiriyle musafaha ediyor “Allah kabul etsin” diyor, camiye yardım toplanıyor. Ama camileri de bayağı güzelleştirdiler. O yardım zamanla çok güzel etki yapıyor. Yavaş yavaş gelişiyor ama çok iyi oluyor. Her sene her dönem bir yenilik, bir ilave, bir güzellik oluyor. Ya kütüphane yapıyorlar, ya dershane, ya bahçesini güzelleştiriyorlar, içini seramik kaplıyorlar. Sürekli güzelleştirme önemli bir şey. Her camide bunu yapmak lazım. Mesela dışını seramik kaplamak, içini seramik kaplamak yahut içini ahşapla süslemek, dışını seramik kaplamak.

Her şeyde bir hayır oluyor. Mesela Putin, Putin’de de bir hayır vardır. Mesela Kim Jong Kuzey Kore, onda da hayır vardır. Mümin için hayırsız hiçbir şey yaratılmıyor. Allah fuzuli hiçbir şey yaratmaz.

Dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde PKK’lılar Kaymakam Ahmet Adanur’un yakın koruması polis memuru Ayhan Kaya’yı kaçırdılar.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde PKK’lılar Kaymakam Ahmet Adanur’un yakın koruması polis memuru Ayhan Kaya’yı kaçırdılar.

ADNAN OKTAR: Polis gücünü dar tutarsan bunlar olur. Tek koruma. Bölgede de başka polis olmuyor. Halbuki her yer polis kaynaması lazım, asker her yerde olması lazım. MİT elemanları olması lazım. Özel kuvvetler mensupları olması lazım herkes olması lazım. Tehlikeli bir bölge olduğuna göre neden böyle tenha tutuluyor ben anlamadım. Hiç ummadıkları yerlerde asker polis olması lazım. Mesela dolmuş şoförleri sivil polis olacak, tatlıcılar sivil polis olacak her yerde polis olacak.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı Adnan Bey. Ayhan Kaya.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Delikanlının hası. Milliyetçi sağlam delikanlı demek ki.

Polis çokluğu güzellik olur. Polise iş de yaptırtabilirler. Polis mesela bakkallık yapabilir, kasaplık yapabilir, manavlık yapabilir aynı zamanda da polistir. Hem polis maaşı alsın hem de hizmet etsin. Boş dursun demiyoruz biz. Dolmuş şoförlüğü yapsın, taksicilik yapsın ama sivil polis olsun. Her yerde mesela bakıyor terörist kaçıyor tak anında yakalar. MİT’in kadrosu daha genişletilebilir, MİT elemanları. MİT mensubu olmak şereftir. Ama tabii çok güvenilir adam olması gerekiyor. MİT’e adam seçmek kolay iş değil. Ketum olacak ağzını tutmayı bilecek, sinirleri güçlü olacak. Vatanına milletine coşkunca bağlı olacak, Allah’tan korkacak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ankara’daki temaslarında Türkiye ile terör örgütü IŞİD’le mücadele konusunda anlaşmaya vardıklarını açıklayan Barzani “Türk askerinin geçişi yanlış anlaşıldı. Türk askerleri gönüllü Arap askerlerine askeri eğitim veriyordu. Söz konusu bölge Musul’dan yaklaşık yirmi kilometre uzaklıkta. Türkiye’den yüksek düzeyde bir heyet meseleyi masaya yatırmak ve çözüme kavuşturmak için Bağdat’ı ziyaret etti veya ziyaret etmek üzereler. Bizler de hiçbir şekilde ülkenin egemenliğinin ihlal edilmesine razı olmayız” dedi.

ADNAN OKTAR: IŞİD tehlikesi falan öyle bir konu yok. IŞİD’le konuşsalar her şey yatışır. Mühim olan bölgede Müslümanlığın özgürce yaşanması. Şiiler Şiiliği çok rahat yaşasın, Sünniler Sünniliği rahat yaşasın. Güvence verilsin. Adam ne yapacak orada? Gelip kafa-göz kesecek, akşama kadar adam doğrayacak. Şiiler de adam doğruyor, Sünniler de adam doğruyor. Doğranacak bir şey yok. Cami yıkmak da çok anormal, Şii camilerini yıkmak, Sünni camilerini yıkmak. Allah camiye koruma emretmiştir. Mescitler, sinagoglar, havralar yani ve kiliseler Allah’ın korumasındadır. Buralar yıkılmaz, tahrip edilmez haramdır. Kuran’da açık ayet var.

Hayrettir, dünyada hayırsız hiçbir şey olmuyor. Düşündüm mesela Putin, hayır var. Kadirov, hayır var. Putin de olmasa tek kutuplu dünyada Ortadoğu’yu paramparça yapacaklardı. Kan gölüne çevireceklerdi ve oynayacaklardı adeta Ortadoğu insanlarıyla. Ama tabii Amerikan ve Rus derin devletinin yöntemleri çok acımasız.

Rusya olmasa bağnazlık acayip yayılır, bağnazlığın gücü bir anda yutar dünyayı. Amerikan derin devleti olmasa bir anda yutar dünyayı bağnazlık. Bağnazlık böyle köpek eniği gibi çok çabuk ürüyen bir sistem, hemen ürer gelişir. Rahmetli Atatürk ben diyordum niye böyle bağnazların üstüne gidiyor, bunlar gariban adamlar zaten bunlardan ne çıkar ki falan diyordum. Atatürk yerden göğe kadar haklıymış. Akıl alamaz tehlikeliler. Bir anda böyle sürü şeklinde ortaya çıkabiliyorlar. Çünkü cahilliğe dayanıyor bağnazlık. Cahili elde etmek çok kolay. Adamı okutmadın mı, yan gelip-yattı mı cahil oluyor. Biraz da hurafe anlattın mı hemen adamın aklı hurafeye yatıyor. Hurafeyle adamı delirtmek mümkün oluyor, hurafeyle manyağa dönüyor, akıl hastası oluyor, baş belası oluyor. Ama Rus derin devletinin de, Amerikan derin devletinin de tabii kültürel bir gücü yok. Çünkü onlarda sevgi merhamet olmadığı için genel kültür de yok. Kuran’ı tanıma ruhu da olmuyor o zaman yani Kuran’a derinleşemiyorlar. O zaman bağnazlık kol gibi gelişiyor. Mesela Şiiler olmasa Mehdilik kaynar giderdi Allahualem. Mehdiliği bütün canlılığıyla ayakta tutmuşlar. Mesela Şiiliği adam lüzumsuz gibi görüyor ama çok büyük hayır var Şiilikte.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşleri sonradan, insanlar zengin olmaya başlayınca, Peygamberimiz (s.a.v.) sade bir hayat sunuyordu onlara. Peygamberimiz (s.a.v)’in eşlerine bir muhayyerlik şeklinde ayet indi. “Eğer Allah ve Resul’ünü istiyorsanız devam edin ama geçici dünya süsünü istiyorsanız gelin sizi güzellikle boşayayım, salıvereyim sizi de yararlandırayım.” Yani o biraz boşanma sonucu sunulan paradan vereyim güzellikle ayrılalım” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları büyük bölümü önce topluca bu karardaydılar. “Bizim imkanlarımızı genişlet, daha zengin bir hayat yaşayalım” diyorlardı. Öyle deyinde, “ya beni seçin” dedi Peygamberimiz (s.a.v.) “yahut hepinizi bırakayım, dünya hayatının süsünü istiyorsanız bırakayım” dedi. El-Emiriye var Peygamberimiz (s.a.v.)’in eşlerinden bir tek o. “Ben o zaman ayrılmak istiyorum” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’den ayrıldı kendi kavmine gitti. Peygamber eşisin sen ayrılınır mı? Sonra o hanımı Allah delirtti aklını attı o, akıl hastası olarak yaşadı. Allah delirtti büyük bir mucizedir bu. Delirmek demek zaten ölmüş yaşarken öldürmüş Allah, aklını almış. Allah aklından vurdu. Peygamber bırakılır mı? “Dünya hayatının geçici süsünü istiyorsanız gelin sizi bırakayım, salıvereyim” diyor. Sahabelerin kızıydı çoğu eşlerinin. Ama şaşırtıcı hepsinin toptan Peygamber (s.a.v.)’e tavır almaları çok acayip. Dünya güzeli bir insan, değil mi? Kainatın nuru, güzelliği. Cenab-ı Allah “kainatı senin nurundan yarattım” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. “Habibim” diyor. Sen böyle büyük bir nimeti, böyle güzel bir nimeti nasıl bırakıp gidersin? Dünyanın nesi var? Allah adamı işte böyle yapar.

Hayret, Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu vahyin güzelliğine bak “Ekmeğin içerisine arpa unu da koyun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ona vahiyle bildirilmiş Allahualem. Hakikaten buğdayda eksik bir protein var hayati bir protein, o arpada mebzul miktarda var arpa ununda. Onunla birleşti mi et hükmünde oluyor yani et gibi protein. Bir de elekten geçirtmiyor Peygamberimiz (s.a.v.), unu olduğu gibi kullandırtıyor o çok iyi. Kepeği falan hepsi içinde kalıyor. Akıl almaz besleyici oluyor. Ekmek et gibi oluyor adeta. İçinde arpa da var. Peygamberimiz (s.a.v.) çok tatlı, çok bal ne güzel insan. Onun yanında olsak şahane olurdu. Ne güzel tevekkülü, üslubu, ahlakı ama sürekli güzel ahlaklı maşaAllah. Çok halim, hanımlarına karşı da mesela çok halim. Ama hayret ya öyle güzel bir insana böyle bir tavır. İnsan nasıl kıyar öyle bir insana, nasıl bir vicdan bu inanılır gibi değil. Bir de mal-para için. Bırak, dünya malı dünyada kalsın. Zaten iki günlük dünya. Peygamberimiz (s.a.v.) sürekli dağıtıyormuş “dağıtma bize ver” diyorlarmış. Sade hayat istemesi normal çünkü kıskanan olur, haset eden olur. Şimdi karılarına zengin bir hayat yaşatsa fakirler haset edebilir. Adamlar dedikoducu bilmem ne, münafığı var, iti var, kopuğu var her çeşit adam var, ahlaksızı var. Sahabeler tamam güzel seviyorlar ama her çeşit fitne var. Böyle bir ortamda tabii ki sade bir hayatı seçmesi normal yani fitne olmaması için. Mesela Emire Hanım’ın Peygamber (s.a.v.)’den ayrılıp gitmesi inanılır gibi değil. Çok korkunç, Allah aklını almış delirtmiş Allah. Allah yanına bırakmaz. Zaten ayette diyor “o zaman bekleyedurun” diyor. Neyi bekleyecek? Belasını işte bekleyecek. Bela da gelmiş işte.

BEYZA BAYRAKTAR: Asıl ahretteki karşılığı.

ADNAN OKTAR: Tabii, sonsuza kadar beraber olacaksın sen ne alaka, değil mi? Peygamber (s.a.v.)’in değil mi ne büyük bir şeref, ne büyük bir güzellik.

BEYZA BAYRAKTAR: İnsanın yaşamak için çok az şeye ihtiyacı oluyor. Asıl sevgiye ihtiyacı oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir tabak yemekle doyuyorsun. Ne olacak, ne geçecek eline?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, arkadaşlarımızın sizi temsilen gerçekleştirdikleri bir ziyarete dair bilgiler vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız Ceyda Ertüzün, Hüma Babuna, İbrahim Tuncer ve Noyan Orcan dün Büyük Birlik Partisi’ne sizi temsilen bir ziyaret gerçekleştirdiler. Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ahmet Gürhan arkadaşlarımızı makamında kabul etti. Arkadaşlarımız Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ünsal Karabulut, Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Sayın Hakkı Öznur, Türk Dünyası Başkan Yardımcısı Ali Kolbaşı’nın da katıldığı bu toplantıda Türk ve Müslüman’ların ittifakı, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü, başkanlık sisteminin riskleri ve Alperen kardeşlerimizin faaliyetleri konularında istişarelerde bulundular. Partili yöneticiler size selam ve hürmetlerini ilettiler. Resimde arkadaşlarımız Sayın Ahmet Gürhan’a sizin “Amerika’nın Göremediği PKK” adlı kitabınızı hediye ederken görülüyor.

ADNAN OKTAR: Ahmet Gürhan Hocamız çok dürüst efendi bir insan, eski Osmanlı. Delikanlının hası. Dünya korkularına, dünya itibarına kulak asan birisi değil. Dolayısıyla Allah yolunu açık ediyor. Allah yolunu açık etsin. Büyük Birlik Partisi tabii bir nurani varlıklar topluluğudur. Sayıları az ama manevi yönleri yüksek olan bir topluluktur, sanki bir tasavvufi bir topluluk gibidir. Osmanlı terbiyesiyle yetişen İttihad-ı İslam’ın klas kaliteli kadrolarıdır onlar. Türk-İslam Birliği’nin yıkılmaz güvenilir asil kadrolarıdır. Allah hepsinin yolunu açık etsin.

Peygamberimiz (s.a.v.)n evlatlarından Hz. Fatıma (r.a)’ da aynı şekilde biraz “bizi daha rahat daha müreffeh yaşat” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Suffa’daki insanların bakımını bırakarak sizin istediğinizi yerine getiremem. Parayı onlara harcayacağım” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Birçok gariban var mazlum var, değil mi? Yazık-günah değil mi şimdi onların yiyeceği üstü-başına harcanıyor. İşte sonradan öbür ailelere, öbür insanlara özenmişler. Özenecek bir şey yok, sadelikse sadelik. Peygamberimiz (s.a.v.) dünya tatlısı bir ara küsüyor. Meşrutada yalnız kalıyor, hanımlarına küsüyor konuşmuyor. Bayağı günlerce o evlerin meşrutası var ayrı bir yer orada kalıyor tek başına. Tabii Hz. Ebu Bekir (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ömer (r.a) sürekli yanındalar ama tabii böyle bir şey hiç olmasa daha güzel olurdu. Bir gün Hz. Ömer (r.a) diyor ki, şöyle devam ediyor. Karısına kızım diyor Hz. Ömer (r.a) “Bir gün (karım) kızım bir de baktım ki o benden geri duruyor, onun benden geri durmasını kınadım.” Yani niye benden uzak duruyorsun, niye soğuk mesafeli duruyorsun?” Eşim ‘senden geri durmamı niçin kınıyorsun?’ dedi. ‘Allah’a and olsun ki Peygamber’in eşleri de ondan geri duruyorlar ve içlerinden kimisi onu gündüzden akşama kadar yalnız bırakıp terk edip gidiyorlar’ dedi. Dönüp Hafsa’nın evine gittim ve ona ‘Allah’ın Resulü’nden geri duruyor musun?’ dedim, o ‘evet’ dedi. ‘Sizlerden kimilerinin sabahtan akşam kadar onu terk ediyor mu?’ dedim. O ‘evet’ dedi. Ben de ‘İçinizden böyle yapanlar kaybetmiş hüsrana uğramıştır. Allah’ın Resulü’nü kızdırdığınız için Allah’ın size gazap etmeyeceğinden nasıl emin olabilir misiniz? Onu kızdıran helak olur’ dedim. ‘Resulullah’tan geri durma, ondan bir şey isteme de benden dilediğin malımı al” demiş. Bak, “Resulullah’tan geri durma” diyor kızına, “ondan bir şey isteme ama istiyorsan benden al” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de tabii çok halim. Sadece çok nezaketli bir şekilde konuşuyor. Çünkü fitne olur. Yani ne desin? Ortalık fitne kaynıyor.

Hz. Ayşe (r.a) biliyorsunuz Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın kızıydı. Hz. Hafsa (r.a) da Hz. Ömer (r.a)’ın kızıydı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Barzani Türkiye’deki çözüm süreciyle ilgili fikir alışverişinde bulunduğunu belirterek “Türkiye’deki çözüm sürecinin devam etmesi için gerekli fırsat ve imkanlar üzerinde duruldu. Türkiye’de çözüm süreci keşke bu noktaya gelmeseydi. Bu konuyu Türk yetkilileriyle konuştuk. Fazla detaylara girmek istemiyorum ancak nihayetinde bu sürecin devam etmesi gerekiyor. Çünkü sorunlar barış yoluyla çözülmesi lazım. Bunun için de bana göre yeterli bir zamana ihtiyaç var” dedi.

ADNAN OKTAR: Çözüm süreci falan pislik herifler PKK’lılar. Herhalde onları idare etmek istiyor. Biz ona güveniriz ama PKK’ya asla. Son derece aşağılık pislik herifler. Sevgisiz, nursuz it-kopuk takımı.

Peygamberimiz (s.a.v.) eşlerinden gördüğü sıkıntıdan dolayı bir ay boyunca onların yanına girmemeye yemin etmiş. Hiçbiriyle görüşmemiş bir ay boyunca. Hanımlar da korkmuşlar boşadığını zannetmişler, ağlıyorlarmış böyle. Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelip sormuşlar “boşadın mı?” demişler. “Böyle bir şey yok” demiş.

Ama hayret, ben inanamıyordum bunları okuyunca, Kuran’da da var bu konulara işaret. Elinize ne geçecek? Mesela bir tabak yedin, üç tabak yiyince ne kazanacaksın? Bir de her yer fakir fukara dolu. Bırak. Peygamber o örnek tabii ki.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın Suriye’deki operasyonların mevcut durumları daha karmaşık hale getirdiğini belirten Amerikan Büyükelçisi John Bass, Rusya’nın uçağının düşürülmesine tepkisini pahalıya mal olacak boyutta göstermek istediğini söyledi. PYD konusunda Türkiye ve Amerika’nın görüşlerinin oldukça örtüştüğünü ifade eden Bass, birleşik bir Suriye istediklerini belirterek, “IŞİD’e yönelik Kilis, Cerablus operasyonunda PYD ve YPG olmamalı” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Biraz akıllanmışlar üslup değişmiş. Gönderdiğimiz kitaplar fayda etmeye başlamış. Gönderdiğimiz mektuplar da fayda etmeye başlamış. Eskiden YPG YPG diye dans ediyorlardı, şu an tehlikeyi görmeye başlamışlar. İyi, bu da hayır.

Uğur Srkn, “Mesela geçenlerde Diyarbakır’da altı çocuk Kuran kursunda yanarak ölmüştü. Bu olay da mı hayırlı?” Hayırlı tabii. Dünyada kalıp bin bir çile içinde yaşamaktansa şahadetle bir anda cennete gitmek çok daha güzel. Kesin ölüm olacaksa, şahadet olacaksa acı olmaz, Kuran’da bu belirtiliyor. Allah onların canını güzellikle, letafetle alıyor. Ama yaşayacaksa normal sıkıntıyla acıyla karşılaşır. Ama ölümü kesinse acı yaşamaz. Çünkü bir anlamı yok, imtihan bitmiş. Acı çekmesinin de bir anlamı kalmamış oluyor.

“Sevgi affedicidir” diye bir etiket yapalım. Çünkü afla sevgi iç içedir. Sevginin devam etmesi için af önemli.

O çocuklar en zor şartlarda Kuran kursunda ilim tahsiline gitmişler bu bir cihattır. Cihat halindeyken ölen nedir? Şehittir. Dolayısıyla o küçük bedenleriyle bir anda cennete gitmiş oluyorlar. Orada soğuk zorlu ortamda yaşayacağına Cenab-ı Allah kısa sürede onu cennetine alıyor.

Nefsi eleştirmek konusu çok önemli. Kardeşlerimiz bunu sık sık yapsın. İnsanlarda kendini eleştirme zaten olmuyor da başkası eleştirdiğinde de cinnet geçirme var. Hem kendini eleştirsin hem de başkalarının eleştirmesini istesin Müslümanlar. “Beni bir eleştir, bana bir nasihat et” desin. Kendileri istesinler. Hem kendi kendini eleştirsin hem de karşısındakinden bunu istesin. Bak, hem kendinizi eleştirin, hem kendimizi eleştirelim hem de başkasından eleştiri isteyelim. Eleştiride de tabii böyle kan boğarak ıstırapla cayır cayır ona hemen nefis savunmasına geçmek olmaz avukat gibi. Tamam doğrusunu nezaketle derli-toplu söyleyebilir. Ama “Allah razı olsun ben bundan istifade edeceğim” diyecek. “Böyle bir görünüm verdiysem. Ben buna çözüm ararım düşünürüm, gereğini yaparım Allah beni affetsin” diyecek. Böyle savunma avukatı gibi bütün gücüyle kendini savunacaksa adamın onu eleştirmesine gerek yok zaten.

OKTAR BABUNA: Allah bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Her nefis kendine karşı basirettir. Kendi mazeretlerini öne sürse de.”

ADNAN OKTAR: Evet. Kendini eleştirip başkasına da eleştirttiğinde deliliği gider insanın. Öbür türlü akıl hatası olur acır insanlar ona. Alenen deli hükmündedir, zavallı hale gelir. Herkesin acıdığı gariban zavallı bir insan olur, ezik olur, başarısız olur, sevmeyi bilmez, sevilmeyi bilmez. Kendi kendini sever ama o da mal gibi gördüğü için yani kendini sahiplendiği için sever. Yani bir cinnet hali oluşur. Ama öbür tülü herkesi seven, kendini de seven güzel bir hale girer.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Alanya’daki kardeşlerimiz okullara evrim aldatmacası broşürü dağıtmışlar. 6 Aralık tarihinde İstanbul’un çeşitli semtlerinde evlere sizin eserlerinizden üç yüze yakın kitap dağıtmış kardeşlerimiz. Önceki gün iki yüze yakın kitap dağıtılmış Rize merkezde. Sinoplu kardeşlerimizin de katılımıyla Samsun’da kardeşlerimiz bir araya gelip sohbet etmişler ve topluca dua etmişler. Niğde Üniversitesi’nde çok sayıda kitabınız dağıtılmış. Adapazarı merkez civarında A9 broşürü dağıtımı yapılmış 6 Aralık tarihinde. 18 Ekim-5 Kasım arası Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde hocalara ve şehir içinde halkımıza ağırlıklı olarak Komünist Kürdistan Tehlikesi olmak üzere yedi yüz adet kitabınız hediye edilmiş. Geçtiğimiz Cumartesi günü Kayserispor -Beşiktaş maçı esnasında Kayseri Kadir Has stadı çevresinde bin dört yüz adet, ertesi gün de Kayseri Kılıçarslan ve Köşk mahallelerinde bin üç yüz adet A9 ve PKK’ya çözüm broşürü dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Memleket nurla doluyor. Deccal ne yapsın? Beynine kafasına ciğerine sürekli ilim darbeleri alıyor. Deccal kafayı kaldıramıyor. Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzmir’den kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta içinde Bayraklı Çay Mahallesi, Bornova Mevlana Mahallesi, sahil ve Mersinli’de doksan adet kitabınız ve dokuz yüz adet PKK’ya çözüm broşürü dağıtımı olmuş İzmir’in bu mahallelerinde. Balıkesir’den kardeşlerimiz yemekli ev sohbetinde buluşmuşlar. Videolarınızdan izlemişler ve evrimin geçersizliği üzerine sohbet etmişler. İsviçre'den kardeşlerimiz, Bern ve Freiburg şehirlerinde toplam üç yüz kırk tane Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı dağıtmışlar. Ayrıca Bern şehrinde Kuzey Irak Kürdistan Büyükelçiliği'ne de bu kitabınızdan bırakmışlar. Ankara'dan kardeşlerimiz, 4-8 Aralık tarihleri arasında Keçiören Gazino, Elvankent, Dikimevi, Kuyubaşı ve Bahçelievler 7. Cadde’de sekiz yüz kırk belgesel, yüz dergi, yüz altmış kitap ve bin iki yüz elli A9 broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim B52 ile ağır bombardıman yani. MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Konya'da kardeşlerimiz çok sayıda A9 broşürünün dağıtımını yapmışlar. Bursa'dan kardeşlerimiz 25 Kasım tarihinde Elmasbahçeler semtinde ve 6 Aralık'ta Kükürtlü semtinde toplam bin iki yüz elli adet A9 ve PKK'ya Çözüm broşürü ve iki yüz adet kitabınızı hediye etmişler halkımıza. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah, kucaklar dolusu kitaplar. "Görmedim, duymadım." yok. Bizim milletimiz fakir, kitaba ulaşması çok zor. Bir evde bir kitap-iki kitap çok nadir oluyor. Evine bir kitap geliyor böyle bütün aile okuyor; televizyon seyrederken okuyorlar, akşam yatarken okuyor elinin altında durduğu için. Bir de bizim millet kitaba saygılıdır yani çöpte bulsa alır. Kitap değerlidir yani. Çok güzel, bayağı güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'ye sınırı olmayan Rusya'nın oradaki varlığını dünyaya izah etmesi gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Nasıl? 

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'ye sınırı olmayan Rusya'nın oradaki varlığını dünyaya izah etmesi gerektiğini söyledi: "Bizim bir özelliğimiz var; bir tarafta dokuz yüz on bir kilometre Suriye ile sınırımız var, öbür tarafta üç yüz doksan kilometre Irak'la sınırımız var. Peki Rusya Federasyonu'nun bu ülkelerle bir sınırı mı var? Değil. Tartus'ta zaten zamanında kendilerine bir üs kurmuşlardı. Şimdi o yetmedi Lazkiye'nin kuzeyine üs kurup uçakları ile füzeleri ile yerleşmiş durumda. Önce onu dünyaya izah etmesi lazım."

ADNAN OKTAR: Tamam da Amerikan üsleri? Amerika bilmem ne kadar kilometre uzakta, Türkiye'de ne işi var? Türkiye'nin her yerinde üsleri var. Adım başı; her elli-yüz kilometrede bir Amerikan üssü var. Bunu nasıl açıklıyorsak yahut nasıl açıklayamıyorsak aynı durumda o olay var yani. Ama Rusya daha da yalnızlaştı, vardır bir hayır. Fakat Rusya'nın da bir hayır yönü var, Amerika'nın da bir hayır yönü var derin devletlerinin. İkisi de bağnazlığa karşı tavır alıyorlar ama kafa göz yararak döverek falan, böyle olmaz. İlimle bir günde, bir kaç saatte elde edilecek şeyi onlarca sene milyonlarca insanı katlederek elde etmeye çalışıyorlar, çok büyük hata. İnsan öldürülmez, insan sevilir; insan mübarek, aziz bir varlıktır. Nasıl kıyıyorsunuz, bu kadar cinayeti nasıl göze alıyorsunuz? Katil oluyorsunuz, kitle katliamı yapmış cani konumuna düşüyorsunuz. Ve adamlar cinnet geçiriyor, deliriyorlar, akıllarını atıyorlar sonra. Askerler hep intihar ediyorlar. İnsan fıtratına aykırı bu. Cinayetle yaşanır mı? Adam nasıl mutlu olsun? On kişiyi öldürmüş, yirmi kişiyi öldürmüş; adam diyor ki "Benim de yaşamamın anlamı kalmadı." diyor bu sefer, Allah esirgesin.

Kedi ne büyük zenginlik, çok büyük olay kedi. Şu bizim salak Sarman, acayip tatlı bir şey herif; ağaca bakıyor sürekli büyük bir dikkatle, biz de bir şey yapacak zannediyoruz. 

BEYZA BAYRAKTAR: Tek şuurunun açıldığı yer sizin yanınız, size bir şeyler anlatması.

ADNAN OKTAR: Her gün arabanın önüne geliyor, her gün o koca canıyla alıp götürülüp başka yere koyuluyor. Ama her gün istisnasız.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz gelmeden önce de arabanın başında bekleyip miyavlıyor. 

ADNAN OKTAR: Onun da bir anlamı yok yani ne istediğini de anlamıyoruz. Bir de sıcacık, acayip yumuşak oluyorlar; sevgiye verdikleri tepki şahane.

Peygamberimiz (s.a.v.) kadına şiddeti asla kabul etmiyor. Diyorlar ya "Kuran'da dövme var." Hatta diyor Peygamberimiz (s.a.v.), "Döven, karısını döven erkeklere kısas yaptıracağım." diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani "Ben de onu bir dövdüreceğim." diyor, bir baksın tadına tuzuna yani. Onu bile uygulamayı düşünmüş Peygamberimiz (s.a.v.). "Karısını nasıl dövdüyse o da aynı sopayı yiyecek" şeklinde.

Bir de kedi şaşı oldu mu dayanılmaz bir şey oluyor artık. Şaşılığı olabilecek en güzel süs oluyor ona. O yüzündeki salak ifadeye salaklık bir kat daha artmış oluyor. O saflıkları insanın o kadar çok hoşuna gidiyor ki, şaşkınlıkları. Tabii insanın güzel ahlaka olan eğiliminden oluyor çünkü kötülük bilmiyor, üçkağıtçılık bilmiyor, oyun bilmiyor, saftirik yani böyle, ne verirsen onu yiyor; çok kanaatkar, yalanı yok dolanı yok, üç kağıtçılık yapmaz. Kurnazlık yapıyor ama herkesin gözü önünde yapıyor böyle.

BEYZA BAYRAKTAR: Tek istediği sevgi. 

ADNAN OKTAR: Evet, başka bir derdi yok. İyi yesin, iyi uyusun, iyi oynasın ve iyi sevilsin ama özellikle de sevgi.

"Üstadım sizi o kadar çok seviyorum ki kelimeler yetersiz kalıyor nurum. Dün akşam lisedeki kızım, Anne coğrafya hocası bize ilk insanlar mağarada yaşıyorlar -coğrafya hocası diyor bunu dikkat et- ve taş devri var.' dedi. Ben böyle bir şey olmadığını anlattım. Açıkçası ben de eskiden inanıyordum. Rabbim sizi vesile ederek doğruları gösterdi bana. Artık imanımın daha güçlü olduğunu sanıyorum.  Çünkü iman hakikatleri kitaplarınızı okudukça namazda da daha çok haşyet ve sevgi içinde oluyorum. Rabbim sizden sonsuz razı olsun." diyor, Urfa'dan yazıyor bir hanım kardeşimiz.

Şu rakunlar makunlar bunlar inanılır gibi, çok şahane bir şey hayvanlar. Yani insanlar bu nimetin farkına tam varamamış durumdalar. Devlet bu konuya el atması lazım, bütün devletlerin hakikaten hayvan bakanlığı olması lazım, hayvanların sağlığı, sıhhati ve sevilmesi ilgili bir bakanlık olması lazım, çok büyük bir ihtiyaç hayvan sevgisi, hayvan varlığı ve her yerde hayvan olması. Mesela kediler sokaklarda bol Allah’a çok şükür bir nimet oluyor ama insan görüp geçiyor. Tabii insan durup biraz sevmek istiyor, biraz tanışmak istiyor. Bu mümkün olmuyor. Mesela köpekler de sokakta koca koca yağmurlu havada da bu herifler nasıl bir şeydir böyle etkilenmiyorlar. Yaş betonda gayet sakin oturuyor böyle. Yazık onların yuvaları hep betondan oluyor. Kemik veriyorlar hayvanlara, dişler gıcır gıcır bembeyaz. Biz diş macunuyla uğraştığımız halde onların hiç öyle bir derdi yok. Bir de kemik çatır çutur yiyor. Bayağı da sadık oluyor. Onlar da sevgiye meraklı hayvanlar yani çok hoşlanıyorlar sevgiden.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya’ya ait bir askeri helikopterin Gürcistan’ın hava sahasını ihlal ettiği bildirildi. Gürcistan Savunma Bakanlığı yetkilisinden Anadolu Ajansı muhabirine yapılan açıklamada helikopterin Gürcistan’ın hava sahasına birkaç dakika girdiği doğrulandı.

ADNAN OKTAR: Olabilir böyle işler. Onlar çok sarsıldı üzüldüler ama oldu bir kere. Olanla ölene bir şey olmaz artık çare aranmaz. Olmuş büyütmemek lazım. Ama Rusya’yı kızdıracak bir çalışma yapıldığı da görülüyor. Mesela âşıklar atışıyorlar işte ne diyor? Sizi kuyruğunuzdan nasıl mı vurduk diyor bilmem ne böyle karşılıklı atışıp eğlenceye çevirmişler. Orada adam ölüyor yahut insanlar ölüyor. Bu âşık atışmasına konu olacak bir konu değil. Eğlence konusu da değil. Adamların milli gururlarını aşağılamış oluyorsun. İşte seni böyle kuyruğundan yakalarlar bilmem ne, yer gök inliyor böyle kahramanlık destanları. “Biz adamı kodu mu böyle nallarız” diyor. “Biz adamı işte böyle kuyruğundan nallarız.” Ne kadar çirkin ifadeler; bu cahil adamlar başımıza bayağı bir iş çıkaracakmış gibi görünüyor. Böyle bir şey olmaz yani Türkiye’ye böyle bir şey söyleseler biz bayağı rahatsız olurduk. Bizim de uçağımızı düşürdüler ama kimse gıkını çıkartmadı. Kimse de düğün bayram yapmadı. Karşılıklı övünülecek bir yön yok bunda, biz olgunluğumuzu muhafaza etmek durumundayız.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suriye’nin kuzeyindeki YPG’ye silah yardımı bıraktığını açıklayan Amerika’nın buna rağmen bölgeye askeri üs kurma hazırlığında olduğu öne sürüldü. İddia ilk olarak kuzeydeki Cizire kantonu Savunma Kurulu İlişkiler Sorumlusu Nasır Hacı Mansur’dan geldi. 1 Aralık’ta konuşan Mansur, bölgeye gönderilen elli kişilik özel Amerikan birliklerinin çalışmalarına başladığını duyururken Amerika’nın buraya askeri üs ve askeri havaalanı yapacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Şimdi işte Tayyip Hoca onu sorsun. “Burada askeri üssün ne işi var? Askeri havaalanının ne işi var?” desin. Rusya’ya soruyor, oraya da sorsun.

Dünyada demek ki bir paylaşım mücadelesi var. Demek ki bir sevgisizlik var insanlarla iletişimi şiddet yoluyla halletmeye çalışıyorlar, sevgiyle, bilimle, ilimle değil. Halbuki gayet kolaydır insanlarla konuşabilmek. Kafasını gözünü yararak, öldürerek, asarak, keserek netice almaya kalkmak özellikle son yüzyılda moda haline geldi, bunu ortadan kaldırmak bütün dünyanın borcu, boynuna borç. Bütün dünya insanları bir araya gelsin, şiddetli protesto etsinler. Bu kan olayı dursun. Dünya’nın her yerinde insanlar toplansınlar. Meşru toplantılar yapsınlar mesela iki milyon kişilik, üç milyon kişilik, -Rusya’da da öyle- beş milyon, on milyon insan toplansın. Büyük mitingler yapsınlar “biz artık kan istemiyoruz, şiddet istemiyoruz, dehşet istemiyoruz” diye bir çalışma yapılması lazım. Suskun kalırlarsa bu devam eder.

TC İlker Çetinkaya, “Biz Barzani’nin dedelerini biliriz, armut dibine düşer.”  Dedesinden sorumlu olma varsa senin dedene de gidersek, dedenin dedesine gidersek bayağı bir şeyler çıkar. O zaman sen de sorumlu olursun, olur mu öyle şey? Elma armut muhabbetiyle olmaz bu işler.

KARTAL GÖKTAN: Bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Duyur.

KARTAL GÖKTAN: Daha önce de hatırlatmıştık ama bazı izleyicilerimiz sorun yaşayabiliyor bu konuda. Bizim yayınımız esnasında simultane çeviriden dolayı yayının sesini duyamadığını söyleyen izleyenlerimiz oluyor. Bunun nedeni izleyicilerimizin televizyon ya da uydu alıcılarının ayarlarından dil seçeneğinin Türkçe değil İngilizce olarak seçilmiş olması. Simultane çeviriyi kapatmak isteyen izleyenlerimiz televizyonlarının ya da uydu alıcılarının ayarlar kısmından dil seçeneğinden Türkçe’yi seçerlerse bu durum düzelmiş olacak.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu hakikaten ben yukarıda da televizyon seyrederken bakıyorum, hakikaten boğuk oluyor. Baktığımızda İngilizce seçeneğinde olduğunu görüyoruz. Ama Türkçe’ye getirildiğinde gayet net, berrak bir ses oluyor.

Bu imkanı iyi kullanmak lazım. Kendi nefsini eleştirmek kalabalık içinde ama şahısları da eleştirtmek, bir de avukat gibi savunmamak. Kısaca anlatılabilir derli toplu. Ama böyle bir kinle, öfkeyle falan kendini savunmak değil de, gerçeği şudur diyebilir. Ama verdiğim imaj açısından ben çok dikkat edeceğim diyebilir, demesi gerekir. Çünkü bir delilik türü oluşuyor. Şuuru kapanıyor şahsın. Bu çok ürkütücü bir şey. Yazık o insan kaybedilmiş oluyor. Yani alenen akıl hastası gibi oluyor, eleştirilmezse. Kendini eleştirmezse, başkasının eleştirisini de kabul etmezse, böyle milyonlarca hasta insan var. Öyle az boz değil. Bu dünyanın büyük bir felaketi. Büyük bir belası. Mesela cahiliyede insanlar hiç birbirlerini eleştirmiyorlarmış. Bana söylediler. Ufak bir eleştiride cinnet geçiriyorlar dediler. Görüşmüyorlar. Çok korkunç bir şey bu. Böyle şey olur mu? O zaman insani gelişmesi olmaz ki. İnsanlığın gelişmesi de olmaz, kalite de olmaz. Nasıl gelişecek insan o zaman? Yarı deli kalır. Kendini beğenir beğenir oturur aşağıya. Büyük bir tehlike bu. Herkes bu beladan kurtulmak için, hem nefsini eleştirip, hem de başkasına kendini eleştirterek bu fitneden uzak duracak.

BÜLENT SEZGİN: Kuran’da Hz. Yusuf (a.s)’ın o şekilde bir konuşması var. "Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü nefis Rabbim’in esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani bu büyük bir hakikat. Ve biz mucize olarak böyle yaratılmışız. Bu insanların dikkatini çekmiyor ama içimizdeki nefsin özelliği bu. Nefis insanı akıl hastası yapar, delirtir eleştiri yapılmazsa. Kendini de eleştirecek,  başkasını da eleştirtecek. Bunu yaptığında çok dengeli, tutarlı normal makul bir insana dönüşüyor. Akıl hastalığı varsa gidiyor üstünden. Delilik gidiyor, saldırganlık gidiyor. Manyaklığı, tutarsızlığı kendine azap vermesi ortadan kalkıyor. Öbür türlü mesela ben bakıyorum bazı genç kızlara, dışardan hemen hemen her gün ağlıyorlar. Her gün bir gerilimleri var. Çok normal bir şey görüyor ağlamayı. Biri bir şey söylüyor ağlıyor, bir şey konuşuyor ağlıyor. Son derece mutsuz, her gün gergin. Eleştir kendini başkası da eleştirsin. Bela üstünden gitsin. Huzur içinde yaşa. Normal aklı başında bir insan ol. Niye kaçırıyorsun bu imkanı?

KARTAL GÖKTAN: Bir başka ayette de Allah şöyle buyuruyor: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Her nefis kendine basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kendi mazeretini ortaya koysa bile, kendini bilir diyor. Eksiğini, yanlışını.

OKTAR BABUNA: “Kendini kınayıp duran nefse ant olsun” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Şu Alman’ların ünlü yazarı var ya; Göthze, meşhur sözü var. Diyor ki; “İnsanların köpekleri bu kadar sevmesinin nedeni, köpeklerin insanlara eleştiri yapmamasıdır” diyor. Çünkü sesi çıkmıyor, oturuyor. O onunla konuşuyor, onu eleştiriyor köpeği. Sağa git, sola git. Şunu yapma bunu yapma. Şunu bırak, şunu tut. Ama köpek ona çıtı çıkmıyor.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor. Kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınırım.“İnsan gerçekten azar. Kendini yeterli gördüğünden, müstağni gördüğünden.”

ADNAN OKTAR: Evet, kendini müstağni, yeterli görüyor. Üstün, temiz, akıllı. Ama bak, istisnasız mutlaka akıl hastalığı yapar bu. Ve acınacak zavallı hale getirir insanı. Bu beladan bütün dünyanın kurtulma yolu kendini eleştirmesi, başkasına da kendini eleştirtmesi. Yoksa bir mucize olarak hayret edilecek bir şey, bu metafizik bir şey. İnsan akıl hastası gibi oluyor. Dengesiz oluyor. Eleştirildikten sonra çok rahatlıyor. Makul, tutarlı, dengeli bir insana dönüşüyor.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in diğer hanımlarından biri Safiye validemize Yahudi asıllı olduğunu hatırlatmış.” Ey Yahudi kızı” demiş ona. “O bu durumu Allah’ın Resulü’ne aktarmış. Ve üzüntüsünü dile getirmişti. Efendimiz de (s.a.v.) onu şöyle teselli etmişti. “Bir daha sana böyle bir şey diyecek olursa, onlara sen de şu cevabı ver. Benim babam Hz. Harun (a.s), amcam Hz. Musa (a.s). Kocam da gördüğünüz gibi Hz. Muhammed Mustafa’dır. Siz bana karşı neyinizle övünüyorsunuz?” dedi.” diyor. Tirmizî, Menâkıb 63; Hâkim, el-Müstedrek, 431’de. Mesela bak Peygamberimiz (s.a.v.) Musevi hanımla evleniyor. Ama bunlar Musevi’leri de bulsa kesecek bir kısmı. Musevi deyince eli ayağı boşalıyor adamın. Ama Peygamberimiz (s.a.v.), hanımı olarak evleniyor onunla, Safiye ile. Hanımlar sürekli birbirleriyle ilgili şikayet getiriyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Ortalık artık nasıl zor bir durumdur düşünemiyorum.

Evet, dinliyorum.                                                                                                                                                                                         

BÜLENT SEZGİN: Birleşmiş Milletler işkenceye karşı komitesi Çin’de birçok cezaevinde uygulanan işkencelerin sona erdirilmesi ve tüm gizli cezaevlerinin kapatılması uyarısında bulundu. Bağımsız uzmanlardan oluşan komite yayınladığı raporunda Çin adalet sisteminde özellikle şüphelilerin itiraf etmesini sağlamak için işkence ve kötü muamelenin yaygın biçimde muamele ettiğine dair bilgiler olduğunu ve bu konudan derin endişe duyduklarını kaydetti.

ADNAN OKTAR: Doğru. Çin’in üstüne bütün dünya devletleri giderse Çin demokratik, makul bir çizgiye gelebilir. İşkenceyi de, kötü hayat şartlarını da ortadan kaldırabilir. İdamlar Çin’de anayasa ile kaldırılabilir. Çin’den ilk istenecek şey devrim sonrasında ortaya çıkan bu dehşet tablosunu ortadan kaldırması. Çin deyince asan kesen bir ülke akla geliyor. Bunun tamamen ortadan kalkması lazım. Avrupa gibi demokratik bir ülke olması lazım Çin’in.

Kuran’da Allah insanın normal akılda olmasını sağlayacak çok güzel sırlar vermiş. Mesela bir kere kendini Allah’a adaması bütün ahlaksızlığı ortadan kaldırıyor, anormalliği ortadan kaldırıyor. Mesela tevekküllü olması kendine yaptığı eziyeti ortadan kaldırıyor. Yani bedenine yaptığı bütün eziyet ortadan kalkıyor tevekkülde. Sabırlı olduğunda herkesle dost oluyor. Yani düşman olduğu, ayrıldığı hiç kimse kalmıyor sabırlı olduğunda. Vefalı olduğunda herkesin seveceği bir kişilikte oluyor. Kendini eleştirdiğinde akli dengesi yerine geliyor.  Başkasına eleştirdiğinde de tamamen böyle makul, tutarlı bir insan haline geliyor, sevilen bir insan haline geliyor. Bu sırlar Kuran’ın içine konmuş. İnsanlar da bunları okuyup geçiyorlar. Sanki herhangi bir şeymiş gibi geliyor. Halbuki bütün bu uygulamalar yapıldığında insan akli dengesinin mükemmel hale geldiğini bilemiyor. Birçok insan bilemiyor. Zannediyor ki kendinden oluyor. Halbuki o hükümleri yaptığı için akli dengesi yerine geliyor. Yoksa delirir ve farkına bile varmaz deli olduğunun. Anormal olduğunun farkına bile varmaz.  Allah’ın bir sırrı var. Mesela akıl elden alındığında şahıs aklının elinden alındığının farkına varmıyor.  Akıl geri verildiğinde de farkına varmaz. Anlamıyor. Sadece normal, makul, tutarlı bir Müslüman haline gelmiş oluyor.

Mesela affedici olmadığında düşmanlık meydana geliyor. Affetmek nefse zor geliyor ama affetme uygulandığında herkesle ahbap,  dost oluyorsun. Cömert olduğunda dünya çapında sosyal adalet oluyor. Herkese rahat ediyor ve genel sosyal zenginlik oluyor. Yani devletler, milletler bayağı zengin oluyor cömert olunduğunda. Mesela herkese mal dağıtıyorsun, para veriyorsun arz talep dengesi akıl almaz hızlandığı için hem işyerleri çok fazla oluyor, hem çok iyi çalışıyor, hem herkes zengin oluyor. Kimse bir şey kaybetmiyor. Fakat piyasa da acayip zenginleşiyor, çok güçleniyor.

Yine ahir zaman hadislerini dinleyelim. Sonra devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza ahir zaman videolarıyla devam ediyoruz.

VTR: Ahir Zaman  Alametleri Mehdi (a.s)’ın Geldiğinin Müjdesidir-14

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Birileri bir şey söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yazılarım.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Rusya'nın en köklü gazetelerinden Pravda'da bu hafta çıkan "İki Eski Dostu Barıştıralım: Türkiye ve Rusya" başlıklı yazınızda düşürülen uçakla ilgili olarak; bu tip olaylarda aklıselimle hareket edilmesi gerektiğini, can kaybıyla sonuçlanacak her türlü hareketten kaçınılması gerektiğini anlatıyorsunuz. Geçen hafta boğazlardan geçen Rus gemisindeki görüntüye Türkiye'nin müdahale etmediğini dolayısıyla bu tarz olayların aklıselimle idare edilebileceğinden bahsettiğiniz yazınızda, her iki ülkenin de çok geç olmadan gerilimi artırıcı üsluptan vazgeçip eski dostluğa geri dönmesi gerektiğini belirtiyorsunuz. Ayrıca yazınızın sonunda bu durumun telafisi için Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız’ın tekrar üzüntülerini belirtebileceklerini ve Türkiye'nin Rusya'yı rahatlatacak güzel bir jestte bulunabileceği tavsiyesinde bulunuyorsunuz. Pravda'nın editörü bu yazınızın çok iyi olduğunu ifade ederek barışa ihtiyacımız olduğunu belirtip en kısa zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin normale dönmesini umduğunu söylemiş. Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden El Vatan, "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Suriye İçin Barış İçin Birleşme Kararı Almalı" başlıklı yazınızı hem gazete hem internet sitesinde yayınladı Arapça olarak. Pakistan ile Afganistan arasındaki dostluğun yeniden güçlendirilmesi gerektiğini ele aldığınız yeni yazınız hem Pakistan Observer'da hem de Daily Mail haber sitesinde yer aldı. Birçok ülkede geniş bir okuyucu kitlesine sahip, Suudi Arabistan merkezli Arab News Gazetesi ve internet sitesinde "Allah Rızası İçin İnsanları Sevmek" başlıklı makaleniz yayınlandı. Dünyayı sarsan mülteci krizinin tek çözümünün sevgi olduğuna dikkat çektiğiniz yazınız Malezya'daki Harakah Daily Gazetesi ve internet sitesinde çıktı. Aynı yazı ayrıca Hindistan merkezli Muslim Mirror haber sitesinde de yer aldı. Birçok dilde yayın yapan MBC Times sitesinde İngilizce olarak yayınlanan yazınız "Kış Planları ve Çözüm Getirmeyen Göçmen Politikaları" başlığını taşıyor. “Amaç Terörizmi Yok mu Etmek Yoksa İslam Alemini mi?" başlıklı yazınız Amerika'dan yayın yapan Jefferson Corner sitesinde çıktı. News Resque sitesi ise yeni kitabınız "Amerika'nın Göremediği PKK" kitabının İngilizce’sinin tanıtımına yer verdi sitesinde. Son olarak, "Mali Perspektifinden Afrika" başlıklı makalenize Bosna'nın önde gelen sitelerinden The Bosnia Times yer verdi. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Vatan Gazetesi yazarı Murat Çelik, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'ın basına kapalı olan ve aralarında büyükelçilerin de bulunduğu kırk üç yabancı misyon temsilcisinin katıldığı yemekte yaptığı açıklamaları köşesine taşıdı. "PYD bir terör örgütü değil, Suriye'deki bir hareket. PKK ile PYD aynı da değil. Mesela aralarındaki temel farklardan biri de şu; PYD, PKK gibi komünist çizgide değil. Çözüm sürecinin hem Öcalan'ın içinde olduğu hem de uluslararası gözlemcilerin denetiminde yani bir üçüncü gözün izleyeceği şeffaf bir şekilde yeniden başlaması konusunda ülkelerinizin Türkiye'ye telkinde bulunmasını, baskı yapmasını istiyoruz. PKK, HDP'den çok daha eski bir hareket; varlığını, PKK gerçekliğini inkar etmek mümkün değil.

ADNAN OKTAR: PYD eşittir komünist, Stalinist, Leninist PKK'dır. "Değil, başka çizgide." diyor. Kapitalist olacak halleri yok; adamlar sıfır numara komünist. PKK'ya bağlı Abdullah Öcalan'ı lider olarak gördüğüne göre bu adamlar Marksist, Leninist, Stalinistler; bu kadar basit. Yani Abdullah Öcalan'a bağlı olarak kapitalist mi olacaklar bunlar? Liberal mi olacaklar? PYD, YPG bunlar sıfır numara komünist, Stalinist hareketler. Siz kimi uyutmaya çalışıyorsunuz? Bize PYD'yi yedirmeye kalkmasınlar YPG'yi falan; bunların alayı komünist Stalinist, Allahsız Kitapsız adamlar bölgede istemiyoruz. İşin acı yanı, bakan Sinirlioğlu Hoca diyor, "Bu bir legal parti." Tamam da komünist Stalinist, Allahsız Kitapsızların partisi; PKK'nın partisi. Biz Müslüman olduğunda, aklı başında olduğunda bir şey diyor muyuz? Bilakis destekliyoruz, sevgi gösteriyoruz barış insanı olduğunda. Mesela Barzani mazlum efendi bir insan; ben ne dedim? "Özel Harekat desteklesin." dedim: Gelir gelmez Özel Harekat'la görüştü. "Özel Kuvvetler desteklesin." dedim: Özel Kuvvetler'le gitti görüştü. "Milli İstihbarat desteklesin." dedim: Milli İstihbarat'la gitti görüştü. Demek istiyor ki devlet; "EvvelAllah bu aslanın yanındayız. Gönlün rahat olsun Hocam." demek istiyorlar. Biz de mesajı aldık. Teşekkür ediyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz altı numarada Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Etiket?

BÜLENT SEZGİN: "Sevgi affedicidir."

ADNAN OKTAR: Sevgi affedicidir çok. Bak, sevgi ne kadar yayılmaya başlamış; "Gelecekteki Sevgiliye Not" diyor, bayağı güzel. Gelecekteki sevgili İmam Mehdi (a.s)'dir. Seyyidina İbn-i Meryem İsa Mesih İbn-i Meryem; odur sevgili.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Türkiye ve Türk halkını dost olarak gördüklerini belirterek; "Son yıllarda çok sayıda Rus-Türk aileler kuruldu. Onlar için Türkiye de Rusya da evleridir. Bu insanlar iki ülkeyi de çok seviyor, çocukları var. Ve bu çocukların ortasından hat çekip sol tarafı Rus, sağ tarafı Türk diyemezler." dedi.

ADNAN OKTAR: Barışacak barışacak. Türkiye-Rusya barışacak.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Haydar İbadi, 2014'te Türkiye'yi ziyaretinde bizden kendilerinin eğitim amaçlı talepleri oldu. Bunun üzerine Başika'da bir kamp kurduk. Bunların hepsinden bilgileri var, haberleri var. Şimdi adama sormazlar mı? O Başika kampı kurulduğu zaman siz neredeydiniz? O günden bugüne hiç sesiniz çıkmadı. Şimdi bölgedeki gelişmeler üzerine böyle bir adım atıyorsunuz." dedi.

ADNAN OKTAR: Olay tabii ki Rusya'yla bağlantılı. Yani Rusya gıcık olduğu için her yere etki etti; kendi etki alanındaki bütün ülkeler bu tip bir reaksiyon gösterir, buna benzer şeyler yaparlar. Emir patrondan geliyor, benim gördüğüm veyahut derin devletten geliyor. Onun için Abadi, İbadi; bunlarla alakası yok olayın, bunlar gariban, bunlar figüran insanlar dolasıyla konuşmaların tamamı boşa gider. Böyle bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriyeli muhalifler rejimle anlaştı. Muhalifler iç savaşı diplomatik yollardan çözebilmek için toplandıkları Riyad'da rejimle müzakere için komisyon kurulması konusunda anlaştı. Suriyeli muhalifler tarafından yayınlanan sonuç bildirgesinde, merkezi Riyad'da olacak komisyonun geçiş sürecinin başlaması için rejimle müzakere edecek heyeti belirlediği ifade edildi.

ADNAN OKTAR: O nasıl olacak öyle? Hiç bir şey çıkmaz ondan. Sadece bir oyalama çıkar, başka bir şey çıkmaz. Boş işlerle uğraşıyorlar. Dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Hiçbir şey çıkmaz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Suriye’deki kolu PYD, desteğini aldığı bazı guruplarla birlikte Suriye’nin kuzeyinde yerel meclis kuracağını açıkladı. Bu adım Irak’ın kuzeyindeki Barzani kontrolündeki yapıya benzer bir yapının Suriye’de de oluşacağının göstergesi olarak kabul ediliyor.

ADNAN OKTAR: Bu alçakların derdi Suriye’de idareyi ele almak. Çünkü Esad’ın gücü mücü yok, ideolojisi de yok, bir inancı da yok zoraki destekle ayakta duruyor. Ama bunlar tabii Stalinist, Marksist ideolojiyi savundukları için bir ideolojiye köklü olarak dayanmış durumdular ve militanlar. Bunların militan gücü yok. Suriye’nin askeri gücünün hiçbir inancı yok. Müslüman’a da benzemiyorlar, komüniste de benzemiyorlar boş adamlar; onun için çok rahat eziliyorlar. Mesela bak IŞİD’in bir ideolojisi var, komünistlerin de bir ideolojisi var. İki ideoloji çatışıyor onun için onlar şimdi biz IŞİD ideolojisine karşı komünist, Stalinist’lere Suriye’nin idaresini verelim dediler. Suriye’nin idaresini PKK’ya verecekler özetle. Ve çok büyük bir katliam düşünüyorlar, Müslüman katliamı düşünüyorlar. Daha oradaki örgütler anlamadı olayı tam. Bu El Nusra şu bu anlamadı, anlasalar can havliyle bir tedbir alamaya kalkabilirler. Ama tabii en güzel tedbir akılla, ilimle, sevgiyle alınan tedbirdir. Ama bak bilsinler ki Suriye bir süre sonra PKK’nın kontrolüne girecek tamamıyla. Ve oradaki bütün Müslüman unsurları, muhalif unsurları PKK’ya yok ettirecekler. İşte Armagedon denilen olay budur. Onlar da şimdiden buna karşı ilmi, akılcı bir mücadele versinler. Ama yavaş yavaş anlamaya başladılar anlattıklarımı.

12 Eylül ihtilali döneminde tam otuz dokuz ton dergi ve gazete imha edilmiş yakılarak. Otuz dokuz ton.

“Hocam Rus-Türk ilişkileri düzelir mi sizce?” Ahmet Tuz. Bir jest yapsa Türkiye düzelir. Güzel bir jest gerekir. Ama benim gördüğüm bayağı tırmandırma yanlısılar yani. Gerek hükümet cephesinden de bazı kişileri görüyorum ben, kızdırmaya yönelik bir üslup kullanıyorlar bazıları. Halbuki biz mütevazi ve saygın üslubumuzu devam ettirmek durumundayız. Aşıklar atışıyorlar işte “Biz senin kolunu kanadını böyle kırarız” bilmem ne “seni nasıl yamulttuk?” falan. Böyle laf olmaz, çok çirkin bunlar.

“İyi akşamlar Hocam, ben Zahide Ay sizi her akşam eşimle seyrediyoruz. Eşim Faruk Ay, eşim sizin görüşlerinize katılıyor” diyor. “Çok değer veriyor, maddeyle ilgili konuşma yapmanızı istiyorum programınızda. Saygılarımla iyi akşamlar Faruk.” Ben maddeyle ilgili zaten çok yüzeysel konuşma yapabiliyorum. Bir kere anlattım, bir arkadaşıma anlattım morardı. Aklını atacaktı anlatamadım. Evde anlattım bir tanesi yine fenalık geçirdi. Baktım olacak gibi değil vazgeçtim ben anlatmaktan. Kitaplarda yazıyorum işte. Ben kitaplarda çok hafifleterek anlattım, dikkatlerini dağıtarak ve panik olmalarını engelleyecek bir üslupla anlattım ki rahat etsinler diye. Çeşitli filmlerden örnekler falan verdim bilinen bir şey. Çünkü dünyada bilen insan çok az. İlk defa zeki, akıllı insanlar fark ettiklerinde çok korkuyorlar. Ben de o korkuyu yaşamalarını istemiyorum. Onun için çok kapalı anlatıyorum. Küt diye de anlatırım ama meydana gelecek olaylardan ben sorumlu olurum o zaman. Bunu da istemiyorum.

Cübbeli bize ahir zamanı anlatsın. Ezan bitince devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarımızla programımız devam ediyor.

VTR: Cübbeli Ahmet Hoca, Hz. Mehdi (a.s)’a Bir An Önce Kavuşmak İçin Dua Ediyor.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Aralık Pazartesi günü saat 14:00’da Sevgi Dili programı yayınlanacak kanalımızda. Altuğ Berker ve Mine Kalca’nın konuğu piyanist şarkıcı Şevket Uğurluer. Sayın Uğurluer piyano eşliğinde güzel parçalar söyledi. Programa ait bir kısa tanıtım videosu da var gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Üstad’la sohbet ayrı bir nimet. Gerçek sanatçı bunlar. Tayyip Hocam sanatçıları topladım diyor ama sanatçı parmakla sayılıyordı. Olmadı böyle değil kapsamlı. Ressamlar, heykeltıraşlar, ses sanatçıları hepsini bir araya getirsin. Solcu, sağcı fark etmez, komünist, ateist; sanatçılar hayatidir. Sanat önemlidir. Kalite önemli. Ama çok iyi hükümetin bir atağı olmuş kaliteyle ilgili bir hükümet uygulaması olacak. Onu da nihayet kabul ettirdim. Kaliteli öğrenci yetiştirmek, işte kaliteli insan yetiştirmek bununla ilgili hükümet iyi bir girişimde bulunduğunu anlıyoruz. Uygulamayla daha çok bu ortaya çıkacak. Mesela bu sözüm yerine geldi Allah’a şükür ve gelecek gibi görünüyor. Sanatçılarla ilgili de çok ön plana çıkart dedim Tayyip Hocam’a herhalde onlar da pek yanaşmıyor anladığım kadarıyla. Fakat gelenekçi Ortodoks sistemin sanatçı anlayışı yok. Sanat felsefesi yok bunun değiştirilmesi lazım. Yurtdışından getirttirsinler değil mi? Sanatçı evrenseldir. İlla Türk sanatçısı olacak diye bir şey yok ki. Alman, Rus, Bulgar bütün sanatçılar mesela buraya ünlü heykeltıraşları getirsinler. Ünlü piyanistler gelsin, ünlü ressamlar gelsin, burada resim galerileri, resim sergileri açsınlar. Yarışmalar düzenlensin çok hayati bu. İlla Türk, yoksa yoktur Türk’lerin içinde çıkmıyorsa çıkmaz dert değil. Olduğu kadar.

Beren Sporta yurtdışından yazıyor. “Ufolar hakkında Hocamız’ın düşüncesi nedir?” Birileri var uzayda bu görülüyor da neyin nesi olduklarını anlayamadım. Ama net varlar yani. Cin mi uzaylı mı? Tam çıkaramadım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır Sur’da sokağa çıkma yasağının kalkmasının ardından şu anda Sur’dan göç başladı. PKK’nın hendek kazdığı yerlerden şu ana kadar yaklaşık elli bin kişinin göç ettiği bildiriliyor. Kürt kardeşlerimiz hendeklerden çok şikayetçiler, bugün Sur’daki bir teyze “Bu böyle gitmez artık yeter hükümet böyle yapmaya mecbur ancak diğerleri mecbur değil. Üç oğlum var, üçü de çalışmıyor nereye gideyim ben? Her yer karmakarışık” dedi. Sur’daki bir Kürt kardeşimiz ise şunları söyledi; “Bugün iş yerimi açmak için geldim ancak geldiğimde açık olduğunu gördüm. Kepenkler kırılmış, dışarda ve içerde olan kamera ve alarm ünitesi içeriden çıkarılmış. Bundan dolayı mağduruz, bu terörün bitirilmesini istiyoruz. Başbakan ve Cumhurbaşkanımız’dan bunun bitirilmesini istiyoruz. Yeter artık diyoruz.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim esaslı bir yüklenme gerekiyor. Yani çok esaslı bir basınç uygulanıp fırlatıp atacaklar. Böyle hafif basınçla olmaz.  Çok güçlü bir yüklenme gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Sokağa çıkan vatandaşlarımızın fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Yazık bu annelere yazık. Şu evlerin haline bak. Canlarım benim onlar da o kadar sessiz sedasız tatlı insanlar ki. Mesela canları yanıyor hiç sesleri çıkmıyor. Devlet kardeşlerimize kapsamlı yardım yapsın. Hem ev temin edelim, hem maaş verilsin bir süre bu terör mağduru. Deprem gibi bu, bir milli felaket bu. Felaket bölgesi ilan edilsin ona göre de kardeşlerimize hem ev, hem iş yeri, hem yiyecek her şey temin edilsin. Kendi hallerine bırakamayız.

Evet dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Alev Alatlı, Putin Rus ordusunun tamamını kontrol edemiyor olabileceğini söyledi. Rusya’nın coğrafi ve etnik açıdan çok büyük bir ülke olduğuna işaret eden Alatlı ülkenin halen Sovyetler’in dağılması esnasında yaşanılan dağılmanın handikaplarını yaşadığını belirtti. “ Mestan’da çocukların öldüğü olayı hatırlayın, Soçi’deydi Putin. Olayı kontrol edemedi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dağılan müesseseleri hiç gözden kaçırmayın.  Birçok kurumda zincirler koptu, ordunun içinde de koptu” diyor.

ADNAN OKTAR: Rusya’nın dağılmasını istemeyiz. Yalnız kalmasını da istemeyiz. Güzel insanlar, asil insanlar. Mutlu olsunlar, bereketli yaşasınlar niye isteyelim? Varsa bile engelleriz. Yıkılma olacaksa durdururuz. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Hiçbir güzelliğin yok olmasına müsaade etmeyiz. Rusya bir güzelliktir. Yıkılmasını asla istemeyiz, bir medeniyettir. Niye müsaade edelim yani?

Evet dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Putin “Suriye’deki askerlerimizin ve üssümüzün güvenliği için gereken tüm ek tedbirleri aldık. Çok sert davranmanızı emrediyorum. Rus askerlerini ya da sağdaki askeri yapılarımızı tehdit eden her hedefi hemen imha edin. Aynı zamanda teröristlerin yok edilmesiyle ilgilenen her devletle iş birliği yapın” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu sertlikle bir yere varılmaz. Sertlik dağılma getirir, ıstırap getirir. Mesela bir roket atıyorlar milyonlarca lira değerinde. Boş arazide patlayıp gidiyor. Şimdi denize atılan atılıyor ama onun maliyeti akıl almaz pahalı. Gidiyor gidiyor bir yerde pat patlıyor kaybolup gidiyor yazık değil mi? Nedir bu? Ve bununla da hiçbir netice alamazlar. Kara savaşının dışında netice alamazlar. Kara savaşında da akıl almaz insan telefatı olur. Boğaz boğaza bir çarpışma gerekiyor. Yoksa havadan saldırıyla hiçbir ülkede terör faaliyeti durdurulamaz. Hiçbir yerde. İllaki kara harekatı gerekiyor. Karaya da kimse yanaşmadığına göre o zaman durum vahim. Rus derin devleti milyonlarca insanın şehit olmasına sebep oldu her zaman. Çarlık Rusya’sında da, Stalin zamanında da, İkinci Dünya Savaşı’nda da yani insan katliamı yapan bir makinaya dönüştü. Rusya artık barışın, sevginin kalesi olması lazım. Bütün politikasını değiştirmesi lazım. Daha sert, daha da sert, daha da sert bu infilak meydana getirir. Parçalar Rusya’yı. Rusya’nın bünyesi bunu kaldırmaz. Gittikçe yalnızlaşır, bütün İslam ülkeleri karşısına dikilir. Bütün Türki devletler karşısına dikilir. Bak Türkiye’yi de karşısına almış oldu bu güzel değil. “Bizim atom bombamız var” atom bombasını sana kullandırtmazlar kardeşim. Zannettiğin gibi olmaz nihayet bir insansın sen. Füzeler zannedildiği gibi öyle kontrollü düzgün füzeler değil çoğu İran’ın tepesine düştü, bir kısmı Suriye’de Suriye hükümetine ait tesislerin üstüne düştü. Diyorlar ki işte çok şahane güdümlü roket. Öyle bir şey yok. Başıboş serseri roketler. Sadece katı yakıt kullanılıyor bir kısmında, bir kısmında sıvı yakıt kullanılıyor; roket. Gidebildiği kadar gidiyor gittiği yerde de patlıyor. Öyle hedef hassasiyeti yok öyle bir şey yok. Hedef hassasiyeti olanlar çok çok pahalıya mal oluyor. Ve hiçbir netice de alamazsın. 

Bu ufaklığa da şefkatle yaklaşıp bu çılgın ruhtan çıkartmak lazım. Bak hidrojen bombası yaptık diyor bu sefer de kitle katliamına hazırlık yapıyor. Bunun üstüne gittikçe bu daha da kötü oluyor bu şekilde olmaz. Ama tabii bunun bir gücü yok ki şimdi bu, hadi biz bunu eleştirsek bu ufaklığı, bunu öldürürler çeker vururlar bu zavallının teki. Asıl Kuzey Kore’deki derin devlet baş belası, o da Rus derin devletiyle iç içe, İran derin devletiyle iç içe bunlar bir hükümet gibi toplam. Mesela Hint derin devleti Hindistan derin devleti, Rus derin devleti, Kazak derin devleti bunlar bir mafya yapılanması olarak ittifak halindeler. Başlarındaki insanlar çok garibanlar mesela Putin kendi halinde mazlum bir insan. Bu Kuzey Kore lideri olan çocuk da öyle, çocuk yani garibanın teki dünyadan bir haberi yok ama sistem acımasız sistem dunkof yani ve dangalak bir yapılanma var acımasız bir yapılanma var.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Sur ilçesinden bir fotoğraf daha vardı Adnan Bey son durumu gösteren. İlçe genel olarak bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır Sur ilçesi. Ama işte burada vatandaşın bütün dertlerine derman olmak lazım,  gerekirse bu binaların hepsini yıkıp buldozerle dümdüz edip kardeşlerime güzel temiz yeni evler verelim. Hem kontrollü olur hem oraya PKK da giremez gayet güzel olur. Burada yeniden şehir kurmamızı istiyor Cenab-ı Allah demek ki, anlamı bu.  

“Hocam ilk eleştirim haber okuyan kardeşlerimize, bazen sizin sır, detay vereceğiniz anlarda daha sözünüz biterken haber okuyorlar“ diyor. Bülent duydun değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Daha dikkatli olacağım inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Olacaksın, olmalısın.

Derin devletler ayrı zannediyorlar halbuki derin devletler toptan bir dünya mafyası var, dünya mafyası buna mensuplar yani Amerikan derin devleti, Rus derin devleti bunların hepsi iç içeler. Dolandırıcılardan oluşuyor mesela silah tüccarlarının yancısı bunlar, silah fabrikalarının yancısı birçok çıkar ilişkilerinin adamı bunlar. Petrol şu bu hepsi bunların tekelinde oluyor dünyayı böyle ezim ezim eziyorlar. İnsanları da ezim ezim eziyorlar yani sistem bu dolayısıyla arada liderleri kullanıyorlar, zor durumda kalıyor onlar. Liderle ittifak ederlerse birbirlerini koruyup kollarlarsa konu hallolur. Mesela millet Putin’in üstüne gidiyor, Putin’in bir suçu yok. Putin mazlum kendi halinde bir delikanlı. Bu Kuzey Kore lideri de bu çocuk bu yani bunun bir suçu yok bir şey bildiği de yok bunun. Etrafından söyletiyorlar. Buna diye söylüyoruz ama derin devlete söylüyoruz aslında buna değil sözümüz. Buna kalsa mazlum kendi halinde gezen, eğlenen, işine gücüne bakan bir çocuk olur. Öyle bir şeyi yok onun? Niye milleti tehdit etsin?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren uçak krizinde Ankara'nın, gizli bir elin olup olmadığını araştırmaya başladığı iddia edildi. Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberine göre, beş dakikada on kez yapılan ve on altı saniye süren uyarıların, Rus pilota nasıl ulaşmadığı araştırılıyor. İddiaya göre sabotaj ihtimalini mercek altına alan hükümet, üçüncü bir elin devreye girerek, uyarıların Rus pilotlara ulaşmasını engellemiş olmasından endişe ediyor.

ADNAN OKTAR: Frekansı bozmuşlar benim anladığım, Rus uçağı duymadı konuşmayı. Çünkü o çocuk diyor ben duymadım hiçbir ses falan gelmedi.

OKTAR BABUNA: Pilot hiç cevap vermiyor.

ADNAN OKTAR: Evet hiç cevap vermiyor. Frekansı bozmuşlar. Türkiye’yi de tahrik ettiler herhalde “bakın hava sahanızı bunlar ihlal ediyor” falan “gereğini yapın ne bekliyorsunuz?” demiş olabilirler onlar da vurmuş ama frekansın kaybedildiği ses dalgalarının yok edildiği anlaşılıyor. Türkiye’yi savaşa sokmak burada amaç, daha çok silah satışı, daha çok roket, daha çok mermi, daha çok tank olay bu. Rusya’daki fabrikalar çalışacak, Almanya’daki fabrikalar çalışacak çünkü en yüksek rant silahta yani silah fabrikatörleri derin devleti avucunun içine almış dünya derin devletini, istedikleri gibi yönlendiriyorlar konu bu. İstediklerini savaşa sokuyorlar mesela uçak vurulur vurulmaz bütün savaş gemileri Akdeniz’e geldi. Mesela Rusya S400 füzelerini Türkiye’ye yerleştirdi, Suriye yakınlarına yerleştirdi. Bütün Avrupa İncirlik’e dolmaya başladı, İngiltere, Almanya, Fransa. Jet fabrikaları, uçak fabrikaları acayip sipariş almaya başladılar. Roket fabrikaları 24 saat çalışıyor ve adeta darphane gibi para basıyor. Amerika daha ilk dakikada sanki sormuşlar gibi bizim işimiz değil diye açıklama yaptı. Sana sordular mı? Niye açıklıyorsun? Demek ki bir tedirginliğin var. Uluslararası sistemde bir uyarı yapıldığında o uyarı aynı anda iki ülkeden, Suriye ve Türkiye ve NATO’dan duyuluyor yani NATO da duyuyor uyarı yapıldığında Türkiye de duyuyor, Suriye de duyuyor yani sisteme göre. Bak sistemi orda bozmuşlar. Rusya duymuyor ama Türkiye duyuyor. Herkes duymuş uçaktaki duymamış. Oradaki radyo dalgalarını bozmuşlar. Bir oyun olduğu belli. Bir acayiplik var. Rusya’yla bunu konuşup Rusya’ya derin acımızı derin teessürümüzü yeniden bildirsin Türkiye bir oyun oynandı desin.

KARTAL GÖKTAN: Dışişleri Bakanımız bir açıklama yaptı Mevlüt Çavuşoğlu. “Rusya, uçağın düşürülmesinden sonra her fırsatı değerlendirmek istiyor. Bizim de sabrımız sınırsız değildir. Bugüne kadar yaptıklarınıza karşılık vermiyorsak korkumuzdan ya da suçluluk psikolojisinden değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Bence böyle bir üsluba gerek yok şefkatle yaklaşmak lazım. Korkulacak bir yönü olmayacağını herkes bilir. Rusya, Türkiye, NATO içerisinde NATO’yla çatışmayı göze alacak hali yok bütün Avrupa ve Amerika’yı karşısına almış olur. Ama bizim kabadayılık yapacak durumuz yok öyle bir şey yapmayız, biz şefkatle yaklaşırız. Bize de terslik yapan olursa tabii ki hakkını avucuna koyarız yani yaptığına yağacağına dediğine diyeceğine pişman ederiz. Ama hiçbir provokasyona gelmemek esas. Mesela Rus basını Türkiye korkuyor diye haber yapıyor, işte o derin devletin elamanları yaptırıyor bunu, kavga çıkartmaya çalışıyorlar. Türkiye’de muhalifler de korktu iması yapıyorlar. Ne korkacak? Çekinecekleri bir şey yok. Rusya zaten Türkiye’ye savaş açacak hali olamaz. Açtığında NATO’ya savaş açmış olur. O zaman da mağlup olur. Yani bu iki kere iki dört edecek bir şey.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: “Adnan Hocam’a lütfen şu mesajımı iletin. Urfa’da elimden geldiğince her yerde sizi ve çalışmalarınızı anlatıyorum. Mehdiyet’in önemini vurguluyorum. Çevreme tavsiye ediyorum. Sizi çok seviyorum Adnan Hocam lütfen ama lütfen mesajımı Adnan Hocam görsün.” Fehmi Yiğit aslansın sen aslan.

“Adnan Bey bazı derin dünya mensuplarının Hazreti İsa (a.s)’nın gelişini hızlandırmak için dünyayı kana bulama faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsanların kaderi hızlandırma faaliyetleri ne derece mantıklı.” Böyle bir şey yok ki yani o yaptığında kaderde olanı yapmış oluyor zaten. Hızlandırma veyahut geciktirme diye bir şey yok. Yani normal kendi hızı oluşmuş oluyor. Kaderdeki olayın dışında hiçbir şey yapamaz hiç kimse. Mesela diyorsa ki Hazreti İsa (a.s)’nın gelişini hızlandırmak istiyorum. Onun babasının babasının babasının babası olmadan önce onu söylemiş oluyor zaten. Yani o kaderin dışına çıkamaz. Hiç kimse hızlandırma görevi yapamıyor. Kaderi yönlendirme görevi de yapamaz. Neyse o olur başka bir şey olamaz.

Böyle yanlış bir inanç var; kıyameti hızlandırma. İsa (a.s)’nın gelişini hızlandırma; öyle bir konu yok. Herkesin atacağı adım ne yapacağı hepsi bellidir. Yani binlerce yıldan beri insanlar hızlandırmaya çalışıyor ama 3500 yıldan beri Moşiyah’ın Mehdi (a.s)’nin gelişi için Museviler hızlandırmaya çalışıyorlar gelişini. 3500 yıl. Ama Allah’ın belirlediği hızı kimse değiştiremiyor. Yedi bin yıl dünyanın ömrü son zamanda gelecek diyor. Ne yaparsa yapsınlar vakit değişmiyor. Hızlandırmak için neler yaptılar Museviler binlerce yıldan beri. Ama hep kaderlerinde olan hızlandırmayı yaptılar. Başka bir şey olmadı.

CAN DAĞTEKİN: “Biz her şeyi bir kader ile yarattık” diyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii, evet.

Derin dünya mensupları diyorsun ama adamların kiminin romatizması var, kiminin kalbi var kalp ilacı alıyor. Kalbi sıkıştırıyor adamın. Kimi romatizmadan yürüyemiyor. Kiminin gözünde katarakt var. Kiminin kaburgaları ağrıyor. Yani öyle bir şey yok. Derin dünya devleti mensubu dediğinde sürekli ölen adamlar bunlar. Hastaneye gidiyor gözü fal taşı gibi açılıyor falan. Zavallı adamlar bir tabak yemeği deniz kenarında yiyor ama burnundan da geliyor son yemek oluyor yediği yemek. Yani onları gözünüzde büyütmeniz yanlış olur.

Şehriy-el Kebrin’in 38 Hüdaverdi, “Hocam ikisinin farkı Mehdi (a.s)eşittir İsa (a.s) değil mi? Değil Mehdi (a.s) ayrı İsa (a.s) ayrı.

Gerçek Dünya Akyus, “Resim mi? Bunun bir de İslam’daki yerinden bahsetse.” Bak görüyor musun? Bir haram meydana getiriyor onu arıyor. Kuran’da yok ne yapacaksın?  Kuran’da yok resmin haram olduğu. “O zaman arar bulurum. Başka yerden arar bulurum” diyor. Allah’ın haram etmediğini sen nasıl haram ediyorsun?

“Sayın Adnan Hocam içki hakkında ne düşünüyorsun? Yorumunuzu alabilir miyim? Oradaki içkiler hakkında da bizi aydınlatır mısınız?” diyor. Balyoz Saldırısı, Balyoz Atak. Kardeşim içki makul bir yiyeceğin bozulması sonucu meydana gelen zehre denir. Yemek mesela patlıcan yemeği, fasulye falan bozulduğunda yersen ağır şekilde hastalanırsın. Değil mi? Akşiyor, kaynıyor o yiyecek bozuluyor. Yediğinde ne oluyor adam? Hastanelik oluyor. Meyve suyu da bozulduğunda zehre döner ve toksik vücudu perişan eden bir zehir oluşur. Yani yemek zehirlenmesinde de aynı etkiler olur. İnsanın başı döner, midesi bulanır, çift görme olur. İçkide de aynısı oluyor. Çift görme, mide bulantısı hastalık meydana gelir. Dolayısıyla içkinin özenilecek bir yönü yok. Şişelerin de böyle süslü ve güzel olması son derece makul. Meyve suyu neyin içinde satılması gerekiyor yani? Neden sadece içki ve alkollü müşkülat şişede satılıyor da helal olan, makul olan içkiler şişede satılması yasak oluyor? Olur mu öyle bir şey? Burada bir saplantı olduğu anlaşılıyor. İçki şişesi dediğin şişede asıl meşru meyve suları, güzel içecekler olması lazım. İçkinin olması anormal, içki o şişeleri kapmış. Sen, onun elinden o şişeleri alacaksın. Güzellikle onları kullanacaksın, güzel yerde kullanacaksın. O şişe zaten alkolden dolayı ağlar. O şişeyi kurtaracaksın içine meyve suyu koyacaksın o zaman şişe sevinir. Ne güzel kap oldum şimdi der. Dolayısıyla meyve suyunu küpte görmek isteyen arkadaşlar yanlış yapıyorlar meyve suyu şişede olur, güzel süslü şişelerde. Kuran’da da buna işaret edilir. Cennette de yine kaplarda, şişelerde, kadehlerde sunulur içki. Güzel olan şeyleri çirkin olan şeylere kaptırmak doğru değil. Kadeh, meyve suyu içindir. Şişe, meyve suyu içindir. Sen bunu alkole teslim etmek, zehre teslim etmek istiyorsun. Şişe eşittir alkol, kadeh eşittir alkol. Müzik eşittir küfür, sanat eşittir küfür. Bunlar yanlış. Bunlar İslam’ı insanların gözünde kötü gösteren, yanlış gösteren haşa eylemler oluyor. Böyle şeylere itibar etmeyin dolayısıyla arkadaşımız da bu konularda vesvese yapmasın.

Aslında şarap şişeyi işgal ediyorsa o şişeye yazık. Süslü şişelerde güzel şeyler olması lazım. Zehri niye şişenin içine koyuyorsun? Hata orada. Bunlar istiyor ki meyve suyunu biz küplerde içelim, toprak testide içelim. Adamlar da alkollü içkileri lüks, güzel görünüşlü şişelerde içsinler. Yok öyle şey ona müsaade etmeyiz. Müşkülat uzak duracak şişeden, kadehten uzak duracak. Kadehleri biz meyve suyuyla güzelleştireceğiz. Şişeleri de meyve suyu ile güzelleştireceğiz. O zaman kadeh de sevinir meyve suyuyla dolduğu için şişe de meyve suyu ile dolduğunda sevinir. Alkolden hiç hoşlanmaz şişe, kadeh de hiç hoşlanmaz. Cennette de öyle, cennet kadehleri vardır, canlıdır, şuurludur gel dersin gelir kadeh. Şişe de oradaki meyve suyu kapları da şuurludur, onu kadehe doldur dersin doldurur. Kadehe de gel dersin gelir. Her şey şuurludur. Balyoz Atak Balyoz Saldırısı anladın herhalde anlattıklarımdan.

“Dışişleri Bakanı, Çavuşoğlu, “Suriye’deki Kürtler bile YPG’ye bizi teslim etmeyin bunlar kendi ideolojilerini bize dayatıyor, ateist bir Kürt toplumu nesli yetiştirmek istiyorlar fakat yine de kendilerinden olmayanlara zulüm ediyorlar” diyor sözüme karşılık olarak Judas Spirist, “Dışişleri Bakanı da Adnan Hocacı çıktı demiş. Darwinist YPG Kürdistan’dan defol” diyor. Güya espri yapıyor. Tabii ki Darwinizm’i hiçbir yerde ayakta tutmayız. Her yerde ilimle irfanla tepetakla atarız. Ama tabii acı olan bak diyor ki, “Bunlar kendi ideolojilerini bize dayatıyor, ateist bir Kürt toplumu nesli yetiştirmek istiyorlar.” Devletin kitaplarında, tarih, coğrafya, biyoloji, felsefe, sosyoloji kitaplarında Darwinist dayatma var dolayısıyla ateist bir eğitim uygulanıyor Milli Eğitim’de. Allah yok deniyor hayvanları, bitkileri, insanları Allah yaratmadı evrimle tesadüfler sonucu oluştu diyorlar. Hiçbir din doğru değil, hiçbir peygamber doğru değil diyorlar haşa. Ne Kuran doğru söylüyor, ne İncil, ne Tevrat doğru söylüyor diyorlar. Bu eğitimin sonucunda Papa bile Katolik’lerin ruhani lideri çıktı “yaratılış masallarına inanacak değiliz dedi. Âdem ile Havva kıssaları bir masaldır diyor. Kuran’da anlatılanlar bir masaldır. Tevrat ve İncil’de anlatılanlar bir masaldır. Biz buna inanmıyoruz Darwinist anlatıma inanıyoruz diyor. Bilime inanıyoruz. Türkiye’de de aynısı var işte. Darwinist eğitim var. Ortaokulda, lisede, üniversitede adamlar sonra da diyorlar ki dünyaya hâkim olacağız, İslam’ı her yere yayacağız. Önce şu Darwinist eğitimi durdur. Allah’a isyan eden bir felsefe var.

“PKK propagandası yapanlar vatandaşlıktan çıkarılmalı” sözüme karşılık Ateist Kürtler diye bir site var oradan işte kendilerince sloganlar atmışlar. PKK’yı öven sloganlar atmışlar. Yaşasın PKK diyor. Yaşa gideceğine kuruya gitmesi gerekiyor. Yaşa basmışlar doğru, kuruyasın dese yaşasın diyor. İşte yaşa yan basmışlar PKK. Onu gösteriyor bunlar da söylüyor zaten.

“PKK, YPG, PYD hiç birini bölgede istemiyoruz. Biz Barzani gibi barış insanlarını destekleriz” sözüme karşılık Arya Belki Güzel Olur, “Neden istemiyorsunuz?” diyor. İstemediğimiz için istemiyoruz. Adamlar komünist, Allahsız, Kitapsız, terörist, anarşist ne demek yani? “Cevap verin lütfen” diyor. İşte verdim cevabı.

Kaynağından doldurulmuş mesela testiler, ibrikler yani su kapları her çeşit yani bunun içine şişeler dâhil ibrikler dahil, cam ibrikler, bakır veyahut altın yahut gümüş, her türlü su kapları. Bak kadehleri Allah övüyor, su kaplarını övüyor, meyve suyu kaplarını Allah övüyor. “Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” (Vakıa Suresi, 19) Niye başları ağrıyor, niye akılları çeliniyor? Çünkü zehirleniyor. Alkol zehirdir, etil alkol yahut metil alkol her ikisi de beyinde, karaciğerde akıl almaz tahribat yapar. Zararlı müşkülattır.

Canan Doğan, “Nurum bir tanem hiç bitmeyen enerjinize hayranım maşaAllah. Bu öyle güzel bir enerji ki gözlerinizden bütün sevenlerinize su gibi akıyor” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen hafta Musul’a altı yüz Türk askeri sevk edildiğini ve sevkiyatlar bittiğinde Başika kampındaki asker sayısının iki bini aşacağı iddialarla ilgili olarak, “Açıklanan rakamlar uçuktur asker sayısıyla uzaktan yakından alakası yoktur” dedi. Erdoğan Türk askerinin kampa Bağdat yönetiminin talebi üzerine gittiğini hatırlatarak, “Sormazlar mı bir buçuk yıl önce neredeydiniz şimdi kalkıyorsunuz böyle bir açıklamada bulunuyorsunuz?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Tamam böyle açıklamalar iyi. Türk askeri tabii Türkiye’nin bekası için gayret eder. Seyredecek hali yok ama tabii biz çok daha kapsamlı çok daha etkili bir hazırlık istiyoruz. Ordumuzun mevcut gücünün on misli-yirmi misli olmasını isteriz.

Bu meyve suları milyonlarca şişe satılıyor bir sorun olmuyor, bize gelince sorun oluyor ben bunu anlamıyorum. Sanki bu meyve sularını biz dolduruyoruz şişelere. Böyle satılıyor zaten her yerde var yani vatandaş bunu binlerce-on binlerce şişe tüketiyor her yerde var. Peki, şişede meyve suyu içmeyelim o zaman meyve suyu hiç içemeyiz ki; küpte satılmıyor şişede satılıyor. Şişe de satılıyor. Şişede satılınca niye şişede satılıyor, niye alıyorsunuz dersen iyi saatte olsun derler yani.

Tayyip Hocam’ın keyfi yerindeymiş beşinci kez dede olmuş. Torunu sorunca yüzü bayağı gevşemiş. Allah uzun ömür versin. Hayırlı evlat olmayı nasip etsin, Allah hidayet versin.

Evet, kısa bir ara verelim. Devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK, Ateist ve Komünist Bir Örgütlenmedir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Birazdan Kuran Mucizeleri Üç belgeseli başlayacak. Görüşmek üzere.

Masaüstü Görünümü