Harun Yahya

Sohbetler (12 Aralık 2015; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Birileri bir şey söylesin, konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Tarihi Kurşunlu Camisi, PKK tarafından yakılmıştı Adnan Bey. Sokağa çıkma yasağının ardından camiinin görüntüleri ortaya çıktı. Bazı fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Caminin son hali bu. Bilgiye göre, Haçlılar zamanında bile ezan susturulamamış bu camide. En son camiinin avlusuna PKK patlayıcı yerleştirdi, ihbarda bulunup polisi çağırdılar. Burada polisi kanas silahıyla uzaktan vurup şehit etmişlerdi, bilginiz olduğu üzere. Ayrıca bir video vardı Adnan Bey, bu camii avlusunda halkın arasına karışmış eli silahlı kişiler dolaşıyor.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İnanılır gibi değil. Şu ferahlığa bak. Bu nasıl oluyor bu başıboşluk? Cami yakıyorlar, Müslüman Türk milletini tahrik etmeye çalışıyorlar; camiinin içinde silahlı PKK'lılar geziyor. Mesela bir gece terör oldu Fransa'da, her yer asker kaynıyordu Fransa'da; askerin hepsi kışladan indi, Paris'e indiler. Yani eğer bizi yıldırmaya çalışıyorlarsa biz yılmayız. Eğer Türkiye'de bağnaz görünüm artarsa Türkiye'yi bir Ortadoğu ülkesi haline getirip feci şekilde ezerler, onu söyleyeyim. Yani Suriye'ye ve Irak'a yaptıklarının aynısını yaparlar. Ama Türkiye, Avrupai görünümde bir ülke olursa bütün dünyada değer bulur. Yani kadın hakları ön planda tutulursa, dekolte hanımlara saygı var, kapalı hanımlara saygı var, resim, müzik, heykel var, sanat var, estetik var, güzellik var, kalite var, demokrasi var; o zaman tipik bir Avrupa ülkesi olmuş oluruz. Ama bizi eğer böyle bir Ortadoğu ülkesi olarak görürler de bağnazlığın da geliştiği bir kale gibi olduğunu düşünürlerse burası da her türlü felaketin kaynadığı bir yere dönüşür, her türlü belanın kaynadığı bir yere dönüşür. Onun için bağnazlığın kapısını Türkiye'nin şiddetle kapatması gerekir. Çünkü bağnazlıkta bilim olmuyor, estetik olmaz, kalite olmaz, sanat olmaz, kadına değer verilmez, kadın ikinci sınıf ve aşağılık -haşa- bir varlık olarak görülür, insanlar mutlu olamaz; dünyanın beğenmediği, dünyanın itici bulduğu bir ruh gittikçe yayılmaya başlar. Hem Avrupa hayranlığı gelişir fakat Avrupa'ya karşı hayran olan adamlar aynı zamanda Avrupa'nın değerlerine de düşman olurlar. Mesela akın akın Türkiye'den Avrupa'ya gitmek isteyen bağnazlar var, bir bağnaz için Avrupa bulunmaz bir yerdir ama bütün gücüyle de bütün kültürüne karşıdır. Mesela hiçbir Ortadoğu ülkesine gitmek istemiyorlar; git Mısır'a, git Pakistan'a. Niye gitmiyorsun? "Yok, ben Avrupa'ya gitmek istiyorum, Danimarka'ya, Norveç'e gitmek istiyorum." diyor. Danimarkalı kadınların hepsi başı açık, hepsi dekolte. Adamlar her yere heykeller dikmişler, her yer resimlerle dolu, her yerde müzik var, her yer cıvıl cıvıl, her yer tertemiz.

"Bu şişelerde ne var?" Bıktım usandım bunlardan ben. Şu şişeyi bir daha gösterin, bir rahatlasınlar. Ben bunları altı-yedi ayda alıştıracağım herhalde. Ne yazıyor orada?

MERVE TEZEL: Sıfır Alkol.

ADNAN OKTAR: Sıfır alkol yani meyve suyu. Üstelik de meyve suyunda normalde alkol olur fakat bunda sıfır alkol diyor, o kadar titizler. Şişeden nasıl huylanıyorlar, kadehten nasıl huylanıyorlar? İnanılır gibi değil. Avrupa'ya niye gitmek istiyorsun o zaman? Her yerde şişe var Avrupa'da, her yerde kadehler var. Sanattan nefret ediyorlar mesela küçük biblolar oluyor, teker teker o bibloları kırıyorlar. Var ya büfelere konulan biblo, hepsini kırıyorlar 'put' diye. Ama Avrupa’dan da çıkmak istemiyor mesela "Türkiye'ye dön." diyor, dönmüyor. Emre buraya gel. Bülent'in önündeki şişeyi al da şu resmini göster, yaklaştır kameramana. Ne yazıyor orada?

EMRE ACAR: Fermente gazlı üzüm içeceği.

ADNAN OKTAR: Tamam mı? Yani alkol falan değil.

EMRE ACAR: Bu da fındık aromalı şurup.

ADNAN OKTAR: Fındık aromalı şurup, şarap değil yani.

EMRE ACAR: Burada yüzde sıfır alkol yazıyor.

ADNAN OKTAR: Yüzde sıfır alkol. Alkol son derece zararlı, beyni ve karaciğeri tahrip eden bir madde, zehirdir. Zehir kitaplarında alkol anlatılır, şiddetli zehirler bölümünde anlatılır. Zehirlerle ilgili tıp kitaplarını alın, bakın; etil alkol, metil alkol şiddetli zehir grubundadır. Ağır tahribat yapar karaciğerde, beyinde. İnsanın şuur melekeleri bozulur, muhakeme yargısı bozulur, konuşmasını şaşırır; görme gücü kaybolur, çift görür görüntüyü yani eğimli görür veyahut; midesi bulanır, dengesi bozulur. Dolayısıyla çok büyük zarar veren bir maddedir alkol. Alkolün eğlendirici bir yönü yok ayrıca İslam’a göre de haramdır. Alkol kullananların çoğu ya beyin kanaması geçiriyor Allah esirgesin, ya kanser oluyorlar, büyük bölümü siroz oluyor. Sürekli alkol kullanıp da siroz olmayan çok nadirdir. Karaciğeri akıl almaz tahrip eder mahveder. Üzüm suyunun taze, tertemizi varken bozulmuş, özelliğini kaybetmiş ve zehre dönüşmüş şeklini niye içelim? Normal üzüm suyu içersen şifadır ama bozulmuş şeklini içersen bütün vücudunu hasta eder bozuk yemek gibi.

KARTAL GÖKTAN: Bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 14 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Sedat Altan, Seral İbrahim Köprülü, Altuğ Berker ve Kartal İş'in sundukları Gündem Analiz programında iki konuğumuz olacak. İlk konuğumuz Geçici Köy Korucuları Hakları Derneği Başkanı Ali Haydar Yener. İkinci konuğumuz ise Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol.

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimizi değerli muhterem hocalarımızı dinleriz, iyi olur, müstefit oluruz, istifade ederiz.

Mehdi (a.s)'ın gerçek ismini Peygamberimiz (s.a.v.), Hazreti Ali (r.a)'ye söylüyor. Fakat o da gizliyor, kimseye söylemiyor. Yani her isim olabilir. Her isim olabilir ama hitap ederken bütün seyyidlere "Adnan" deriz, "Muhterem Adnan" Soyadı Adnan'sa o şekilde hitap ederiz ama "Mehdi (a.s)'ın ismi şudur, budur" belli değil o. Onu bir sır olarak vermiş Peygamberimiz (s.a.v.) Hazreti Ali (r.a)'ye. Ve "Ben kimseye söylemeyeceğim." diyor Hazreti Ali (r.a), "Zahir olacağı güne kadar gizli kalacak." diyor. Belli değil ismi yani. Ama soyadı belli ama tabii insanlara da soyadıyla hitap ediliyor. "Sayın Adnan, Sayın Adnan" Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)'in bütün tanıdıklarına, akrabalarına "Sayın Adnan" yahut "Bayan Adnan" diyebiliriz; "Bayan Demirel" diyebiliriz, "Bayan Mustafa" diyebiliriz. Yani "Bayan Adnaniler" denebilir veyahut; Adnani soyundan olan hanımlar var Adnani soyadlı; onların hepsi o şekildedir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in hanımları eşleri, hepsi Adnani'dir Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyadını aldıkları için. Dışarıdan gelen bir hanım da yine Adnan soyadını almış olur. Her hanım kendi eşinin soyadıyla anılır. Soyadı Adnani'dir bütün seyyidlerin soyadları. Dolayısıyla Mehdi (a.s)'ın kendi orijinal ismini bilmemiz mümkün değil, bu gizli. Diyor ki Hazreti Ali (r.a), "Zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolup taşan dünyayı adaletle dolduruncaya kadar Mehdi (a.s)'ı ismiyle anmaya izin yoktur. Diyor ki yine; Ebu Cafer Muhammed Bakır (a.s) buyurdu, "Ömer Emri'l Müminin Hazreti Ali'ye El Mehdi (a.s) hakkında sorup, "Ey Ebu Turab oğlu bana Mehdi (a.s)'dan bahset onun ismi nedir? dedi." diyor bak ismi, "Şöyle cevap verdi "Dostum ve kardeşim Hazreti Resulullah (s.a.v.), izzet ve celal sahibi olan Allah kendisini gönderinceye kadar Mehdi (a.s)'ın ismini açıklamamam konusunda beni sorumlu kıldı." Yani zahir oluncaya kadar, kendisini gönderinceye kadar, belli oluncaya kadar ismini söyleyemem, söylemeyeceğim diyor. "Zira bu şanı yüce olan Allah'ın elçisine kendi ilminden emanet bıraktığı bir husustur." Hadisin benzerini Şeyh Tusi'nin Gaybet eserinde de Saad rivayet ediyor aynı şekilde. Bihar'ul Envar, Cilt 51, Sayfa 33-34. Dolayısıyla gerçek ismini bilemeyiz ama hitap şekli olarak "Adnan" diyeceğiz. Peygamberimiz (s.a.v.)'e de bütün seyyidlere yani milyonlarca seyyide aynı şekilde "Muhterem Adnan" deriz, hanımları da Adnani olmuş oluyorlar, Adnani soyadı.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Kandil'de PKK Sığınaklarının Olduğu Sarp Alanlar Düz Ova Haline Getirilmeli

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet Fikret sen bir şeyler söyle konuşalım.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz dediğiniz gibi yükseldi beş numara şu anda.

ADNAN OKTAR: “Sevgiyi konuşalım” güzel.

Rus ordusunun yedi yüz yirmi binin üstünde insansız hava aracı var. Yedi yüz yirmi bin havada geziyor yani insansız hava aracı. Türkiye’nin otuz tane falan toplam. Hâlbuki Türkiye’nin de en az yüz binlerce insansız hava aracı olması lazım. Kontrol edebilmesi için yeri. Bak Rusya yedi yüz yirmi bin insansız hava aracı ile havayı kontrol ediyor. Silahlı insansız hava aracımız hiç yok. Yani güç bir şey de değil bu. Milleti bu şekilde güçsüz bırakmak doğru olmaz. Her türlü hava aracı bizde en mükemmel şekli olması lazım.

Irak’ın kuzeyinde Kürt bölgesinin sınır hattında yedi askeri üssümüz var. Dohuk, Erbil, Süleymaniye ve Zaho kentlerinde sekiz askeri irtibat büromuz var. Askeri irtibat bürosu. Türkiye hem Türkmenleri korumak hem de asıl olarak PKK’ya karşı gerektiğinde müdahale edebilmek için, yani müdahale imkânı oluşuyor tabi o zaman. Kuzey Irak’ta asker tutmaya devam ediyor.

Irak ordusu şu an fiilen yok. Yani ordu diye bir şey yok. Irak’ın güvenliğini Şii Milis grupları sağlıyor. Bak Irak’ın güvenliğini Şii Milis grupları sağlıyor. Kuzeyde de peşmerge sağlıyor. Yalnız İranlı Milisler acımasızlıkları ile ünlü. Bunun tabii düzelmesi gerekiyor. Müslüman oldukları için şefkatle yaklaşmaları lazım. Halk mustarip yani bu durumdan.

“Zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolup taşan dünyayı adaletle dolduruncaya kadar Mehdi’yi ismiyle anmaya izin yoktur.” Bu çok manidar yani ahir zamana kadar ismi bilinmiyor yani gerçek ismi bilinmiyor. Ama soyadı olarak demin de söyledim. Her zaman anlatıyorum bütün seyyid ve şerifler Adnani’dir Adnan soyadındadır. Yani onlara Adnan diye hitap ederiz. Sayın Adnan, Sayın Adnan diye. Yani öyle olması gerekir daha doğrusu. Ama tabii milyonlarca seyyid, şerif var dünyada. Yani hepsinin ismi Adnan olmuş oluyor. Adnani oldukları için.

Peygamberimiz (s.a.v.) mühim olan şeyleri iki-üç kere söylermiş en az üç kere. Be de öyle ısrarla anlatıyorum ki ezberde iyi kalsın. Çünkü ilk anlatışta hafızada flu kalıyor, ikincide biraz daha ortalı netleşiyor, üçüncüde tam aklında kalıyor. Çünkü sonra soruyorum ne anlattım diyorum, bakıyorum tek anlattıklarımı genellikle unutuyorlar. Ama üç kere anlattıklarım hep akıllarında kalıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor o da.

Amerika’nın da öyle binlerce insansız hava aracı var. Fransa’nın öyle yani zor bir şey değil imal edilmesi. PKK’nın bütün hareketleri izlenebilir ama beni anlamadığım adam mesela camide belinde silahla sırtında tüfekle geziyor. Yani bir kanun hukuk çıkartsınlar gereken müdahaleyi polis rahatça yapsın. Şimdi orada polis müdahale etse herhalde.

 Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Sur’da sokağa çıkma yasağı yeniden başladı Adnan Bey. Sur’un içinde yaklaşık elli PKK’lı terörist olduğu bildiriliyor. Diğer sokağa çıkma yasağı ilan edilen Nusaybin, Derik gibi yerlerde dağ kadrosunun şu anda şehir içinde olduğu bildiriliyor. Buralar genelde şehrin en fakir mahalleleri. Kürt kardeşlerimiz imkân bulduklarında bir-iki eşyalarını alıp göç ediyorlar. Ancak PKK’lılar eğer göç ederseniz evleriniz ve mallarınız bizim olacak diye tehdit ediyorlar. Kardeşlerimizin de başka imkânı olmadıkları için evlerini bırakmıyorlar. Evlerin içini bir evden diğerine geçmek için yıkıyorlar. Hava bölgede çok soğuk bütün evlerin camları duvarları yıkılmış durumda. Bazı fotoğraflar da vardı uygun görürseniz göstereceğim. Yaşamak için pek imkân kalmamış durumda.

ADNAN OKTAR: Ama bu vatandaşlarımıza ev verelim. Yani o kolayca halledilebilecek bir şey. Siteler şeklinde böyle bahçeli ev yaptıralım. Yani başka imar faaliyetlerini durdurup, buraya ağırlık verilmesinde fayda var. Yoksa bu adamlar buraları hallaç pamuğuna çevirirler.

BÜLENT SEZGİN: Bir de video gösterebilir miyim? Kürt bir vatandaşla röportaj yapmışlar PKK’nın gitmesini istiyor. Evden eve geçmek için delik açıyorlar bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bu kardeşlerimize devlet doğrudan yardımda bulunsun. Hem ev verelim hem eşyaları tanzim edilsin. Onu dilekçeyle bildirelim. Bayağı siteler yapıyorlar böyle uzun binlerce evlik siteler yapılıyor. Kardeşlerimize ev verilsin. Bayağı mağdur olmuşlar görülüyor. Bir de kış giyecek yiyecek yardımı da yapalım. İHH bu işe bir önem verir. İHH’dan rica edelim. Kışlık elbise, ayakkabı toplansın kardeşlerimize bolca gönderelim.

Bediüzzaman dünya tatlısıdır çok severim. Mübarek, muhterem, müberra bir insandır. Ahir zamanda sahabe karakterini gösteren üstün bir şahsiyettir. Son bin yılın en büyük âlimidir. Gerçek Müslümandır. “Madem Cenab-ı Allah’ın âdeti öyle cereyan ediyor ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” şu anki zaman “Elbette en büyük bir müçtehit hem en büyük bir müceddit hem hâkim hem Mehdi hem mürşit hem kutbu azam olarak bir zatı nuraniyi gönderecek.” Gönderecek diyor bak gönderdi demiyor, geldi demiyor gönderecek. Gelecek zamandan bahsediyor. Demek ki ne şahsı maneviymiş ne de Bediüzzaman’mış ne de Risale-i Nur’muş Mehdi (a.s). Gönderecek diyor yoksa geldi derdi. “Gönderecek ve o zat da” şahsı manevi demiyor bak zat, şahıs şahsı manevi demiyor, kitap da demiyor. O zat. Kitaba zat denir mi? Kendisi olsa söyler zaten gelecek demez geldi der. Gelecek diyor ve zat diyor. Ne şahsı manevi ne de kitap. Belli ki bir zat, bir insan. “O zat da Ehli Beyt-i Nebevi’den olacaktır.” Kitap seyyid olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan kitap olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan şahsı manevi olur mu? Seyyid diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan seyyid. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi aynı şekilde kısa sürede Mehdi’yle dünyayı ıslah edebilir. Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” Denizde fırtınalar kısa sürede durur diyor denizde. Mehdi (a.s) ile bunu çok kolay yapar diyor Bediüzzaman. “Bahar içinde bir saatte yaz mevsimini meydana getirir” diyor. Serin soğuk havada yaz havası meydana getirir. “Yazın da bir saatte kış fırtınasını meydana getirir Allah” diyor. “Mehdi ile de âlemi İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vadetmiştir, vadini elbette yapacaktır.” Yaptı demiyor yapacaktır. Vadetmiş diyor vadini elbette yapacaktır. “Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır” diyor Mektubat’ta. Bediüzzaman her yerde her zaman Şafi mezhebinden olduğunu söylüyor. Bu Mehdi olmadığının en büyük delilidir. Müceddidde, müçtehidde, mukallitim ben diyor. Mukallit; Mehdi (a.s) mukallit olmaz. Mehdi (a.s) bütün mezhep imamlarından daha büyüktür. Hepsinin üstündedir ve bütün mezhepleri kaldırıyor. Bediüzzaman mezhep kaldırmıyor ki bilakis Şafi mezhebine uyuyor ve devam ediyor mezhepte ve mukallit olduğunu söylüyor.

“Cennette hurilerin toplanma yerleri vardır. Seslerini yükseltecekler, şarkı söyleyecekler. Allah’ın yarattıkları onların sesi kadar güzel bir sesi o ana kadar hiç duymamış olacaklar.” Yani kadınlar o kadar güzel şarkılar söylüyorlar ki, Allah’ın yarattıkları onların sesi kadar güzel bir sesi o ana kadar hiç duymamış olacaklar. Tırmizi’de sayfa 409.

“Cennete giren her bir kimsenin baş ve ayakucunda iki huri durur. İns ve cinin işittiği en güzel sesle neşide okurlar” diyor.(Ramuzu'l-Ehadis)

Faruk, “Kürtler kardeşin ise neden eşit değil bu savaş neden?” Savaş; adamlar Marksist, Leninist, Stalinist bir devlet kurmak istiyorlar. Benim Kürt kardeşlerime Allahsız, Kitapsız bir rejimi dayatmak istiyorlar. Onlar da Allah rızası için canhıraş mücadele veriyorlar konu bu. Yani Allahsız bir rejimi kimse istemez.

Suat Öksüm, “ Adnan Hoca Avrupa’yı bile kıskandıracak duruş sergiliyor tebrik ederim. Din ancak şeffaflıkla güzel oluyor.”

Rabia Halil, “Hocam sizi çok seviyoruz, çok başarılı buluyoruz. Anlatımlarınız çok güzel” diyor.

Nihal, “Hocam sizi çok çok seviyoruz bütün gücümüzle destekliyoruz” diyor.

Yasemin, “Hocam anlatımlarınız çok net çok açık, insanlar nasıl anlayamıyor hayret ediyorum” diyor.

Aslı, “Hocam, karşınızdaki insanlar neden Kuran’la konuşmak istemiyorlar? Çünkü Kuran’ı ellerine aldıklarında sizin vereceğiniz cevabın da ne olacağını biliyorlar. O yüzden Kuran’a güvenemiyorlar” diyor. Tabii Kuran’ı açtı mı zaten benim vereceğim cevabı alabilmiş olacaklar. O yüzden Kuran işlerine pek gelmiyor.

Alper, “Hocam çok sağlam delillerle konuşuyorsunuz. Çok net açıklıyorsunuz maşaAllah” demiş.

BÜLENT SEZGİN: Furkan Suresi 30’da Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allaha sığınırım, “Ve elçi dedi ki Rabbim gerçekten benim kavmim ümmetim bu Kuran’ı terk edilmiş olarak bıraktılar.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey sosyal medyada paylaşılan bir Suriyeli kızın ailesine yazdığı vasiyet vardı. Onun bir resmi paylaşıldı rekorlar kırıyor şu anda. Çizdiği resimde tabutun içinde kendini tasvir ediyor. Vasiyet şöyle, “Bu benim vasiyetimdir. Canım anneciğim senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım arkadaşlarıma de ki o açlıktan öldü. Ve sen ağabeyciğim üzülme ama ikimiz birlikte biz açız dediğimizi hatırla. Ey ölüm meleği acele et ve ruhumu al ki artık cennette yemek yiyeyim. Ben çok açım ve ey ailem benim için korkmayın ben sizin yerinize de cennette yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim” diyerek bir paylaşım yapmış. Ufak kız şehit olmuş bu arada.

ADNAN OKTAR: Canım benim dünya tatlısı. Allah duasını kabul etmiş.

“Hocam biz sizin aklınıza, imanınıza, Allah’a olan bağlılığınıza hayranız. Örnek bir Müslüman olarak görüp kendi hayatımızda sizi örnek alıyoruz” diyor Selin Doğan.

Nalan, “Hocam tek kelimeyle hayranız” diyor. MaşaAllah.

Evet, kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bölünmek Yok Olmak Demektir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Görüşmek üzere.

Masaüstü Görünümü