Harun Yahya

Sohbetler (13 Aralık 2015; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


KARTAL GÖKTAN: İyi günler sevgili izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Değerli Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet Fikret Bey. Günün kısa bir özetini sizden rica edelim.

KARTAL GÖKTAN: Tabii ki. Diyarbakır’ın Sur ilçesine askerimiz bugün müdahale etti Adnan Bey. Sabah saatlerinde başlayan operasyonda şiddetli çatışmalar yaşanırken, ilçeye askerlerimizin yanı sıra çok sayıda polisin sevk edildiği bildirildi. Asker zırhlı araçlarla teröristlerin bulunduğu noktalara yakın bölgede giriş ve çıkışları tutuyor. Askerin güvenlik önlemi aldığı Sur’da, teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için özel harekat timlerinin dört koldan kontrollü olarak ilerledikleri belirtildi.

ADNAN OKTAR: Tabii, orada devletin her türlü imkanı var. Bordo berelisi var, asker var, polis var, jandarma var. Bir avuç it-kopuk şehrin içine girmiş. Darmadağın edip hepsini yakalayıp hapse atacaksın. Bunları şımartacak bir politika izliyor bazı memurlar, bazı kişiler çok ayıp yapıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hasan Cemal bugünkü yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her şeyi başkanlık referandumuna hazırlık olarak organize ettiğini yazdı. “Erdoğan yeni bir referandum hazırlığı içerisinde. Anayasa referandumu. Ya da başkan, babalık referandumu. Tayyip Erdoğan’ın MHP milletvekillerini de yedeğine alarak meclisten geçireceği anayasa değişikliğini gelecek yıl halk oylamasına götürmesi çok yakın ihtimaldir. Her şey bu hedefe kilitlenmiş durumda. Adımlar buna göre atılıyor. Erdoğan nasıl barış değil savaş düğmesine basmaya devam ediyorsa, nasıl Putin’le kapışmayı sürdürüyorsa, nasıl Türkiye’nin askeri varlığını Musul’lara taşıyorsa, nasıl Suriye bataklığını gözüne kestiriyorsa reform paketiyle de aynı şeyi yapıyor, referanduma hazırlanıyor. Başkan babalık için anayasa referandumu sürecinde kararlı adımlarla yürüyor” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Abartmaya gerek yok. Türkiye’nin Musul’da bulunuşu çok eskilere dayanıyor. Irak’ta bizim her zaman askerimiz oluyordu. Sınır ötesi harekat her zaman olurdu ilk defa olan bir şey değil. Aslında hatta zayıflatılmış modeli var şu an. Eskiden çok daha fazla askerimiz oluyordu. Başkanlık için referandum yapmak istiyorsa o hakkı. Sorar millete, milletin cevabı da red olacaktır. Ama referandumla bu konuyu neticelendirmesi onun elini güçlendirir Avrupa’ya karşı da, Amerika’ya karı da güçlendirir. Çünkü sürekli bastırıyorlar başkanlık sistemini yap diye. O da diyecek işte “Ben halka sordum halk da reddetti” bu kadar. Yoksa o meraklısı değil. Şu an zaten ne diyorsa gereği yapılıyor, bir tıkanan nokta yok. Tayyip Hoca’yı böyle kontrolsüzce eleştirmenin bir alemi yok. “Putin’le kapıştı…” Kasten yaptığı bir şey yok. O telefon açıp uçağı vurun falan dememiştir. Herhalde rutin bir işlem olarak boş bulunup yapmışlar. Her şeyden Tayip Hoca’yı hatta çocuklarını suçlu olarak göstermek çok ayıp. Mesela genç kız, o çocuğun dünyayla alakası yok bilmem işte “tırların sahibi, IŞİD’den gelen petrolü o organize ediyor.” Garibim çocuk Bilal, son derece temiz içine kapalı, tam böyle aile terbiyesi almış kendi halinde bir genç. Zaten konuşmalarından her şeyinden anlaşılıyor mazlum. Onu her türlü belanın başında olan sanki bir mafya lideri gibi gösteriyorlar. Çok ayıp-günah. Bir de onların da ağzı var dilleri yok, cevap da vermiyor o. Böyle bir şey yok diye kendi de cevap vermiyor, üstüne üstüne gidiyorlar. Ancak babası bazen cevap veriyor. Bizim sağ olsunlar basından da çıt yok. Dileyen dilediğini söylüyor. Çok ayıp. Bir insan kendini savunmuyorsa sürekli onun üstüne gitmenin bir alemi yok. Çocukların ikisi de mazlum, terbiyeli yetişmiş kendi halinde insanlar. Onlar öyle tehlikeli işler içine girmezler. Tayyip Hoca da girmez ne zoru?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Musul eski Valisi Asil Nuceyfi, Irak Başbakanı Haydar El-İbadi’nin Türk askerlerinin Musul’da konuşlanmasına sert tepki vermesinin altında İran destekli Şii milis güçlerinin olduğunu ileri sürdü. Asker talebinin bizzat İbadi’den geldiğini hatırlatan Nuceyfi, “Şii milislerin baskısından dolayı kararından vazgeçmek zorunda kaldı. Irak’ın kuzeyinde Sünni Araplar’dan oluşan silahlı güç meydana geldiğinin farkına vardılar” dedi. Nuceyfi ayrıca, “Irak ordusuyla Türk askerlerinin konuşlandığı bölge arasındaki mesafe 250 kilometredir. Bu iki bölge arasında IŞİD de var. Hiçbir şekilde Irak’ın Türk askerlerine saldırması da söz konusu olamaz. Irak’ın kuzeyindeki hava sahası, Amerika öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçleri tarafından korunuyor” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: IŞİD’in bulunmasına bir şey demiyor Irak, Rus ordusunun bulunmasına bir şey demiyor, Amerikan ordusunun adamlarının bulunmasına bir şey demiyor. Türk ordusu yıllardan beri orada “sizin burada ne işiniz var?” diyor. Tabii korkutmuşlar belli adamı sıkıştırmışlar. Şii kardeşlerimize karşı Sünni muhalefet olmazsa, Şiileri biz bağrımıza basarsak bu konu hallolur. Çünkü Şii-Sünni ne fark eder? Hepsi mümin muttaki ne güzel Allah’a inanan, Allah’ın birliğini savunan insanlar ordaysa büyük sevinç meselesi. PKK olacağına onlar olsun ne güzel iftihar ederiz. Onun için yok Pers, yok bilmem Şii bunlar münasebetsiz laflar. Kim olursa olsun orada mümin muttaki insan olduktan sonra konu bitmiştir. Barzani de mesela Müslüman olduğu için seviyorum, destekliyorum. Allah’tan korkandan zarar gelmez. “Kork Allah’tan korkmayandan” derler. PKK Allah’tan korkmuyor, korkmadan kasıt bizim bildiğimiz anlamda korkma değil, temkinli, uzak, pislik yapacağını bilerek tedbirli olmak mesele bu.

Sevgi etiketi yapalım. “Sevgi her yerde” diyelim.

Şii deyince insanların bir kısmı biraz acayip oluyor. Şii demek Hz. Mehdi (a.s)’a aşık, On İki İmam’a aşık, Ehli Beyt’e aşık mümin muttaki insan demektir. Orada Şii varsa daha ne istiyorsun? Allah’a hamd et şükret ne kadar güzel. Sevinç vesilesi. “Vay Şiiler geldi” diyor. Daha ne istiyorsun? PKK gelince “vay” de sen, değil mi? YPG’ye “vay” de. Şii ordaysa güzellik her şey var demektir. Nur gibi Müslüman demektir daha ne istiyorsun? Bir de kabadayılar da maşaAllah, yiğitler de; tamam. PKK’yı isteseler buldozer gibi ezerler yani hiç.

“Canım Hocam, artık satanizm ülkelerde şirin gösterilmeye başladı. Bilhassa Amerika’da Church of Satan, şeytan kilisesi kuruyorlar” diyor. Onlar eğleniyor herifler yoksa şeytan sopayla kovalar onları. İlginçlik olsun, çılgınlık olsun diye yapıyorlar.

“Şia tarihinde hiçbir haçlı ordusuyla savaşmamıştır.” İyi güzel. Ehli Kitap’la savaşın demiyor ki Cenab-ı Allah. Savaşmadıysa isabet etmiş, güzel olmuş doğru. Sanki marifet mi savaşmak? Ehli Kitap’la niye savaşılsın? Allah “evlenin” diyor, “ticaret yapın, yemeğini yiyin” diyor, gidip boğun demiyor onları. “Bugün dahi Suriye’de çoluk-çocuk demeden kesen Şia milisleri var.” Her mezhebin, her inancın acımasızı var. IŞİD de doğruyor, El-Kaide de doğruyor. Şiiler de yapıyor bu bir güzellik değil. Bunun dengelenip düzelmesi lazım. Şii liderlerle konuşulsa, Sünni liderlerle konuşulsa dengeleme olur. Ama kim konuşacak? İmam Mehdi (a.s), başka türlü olmaz. “Bu açıdandır ki Şia’ya tertemiz Müslüman demek insan ve İslam tabiatına aykırı olur kafasındayım” diyor. Yanlış diyor. Şia, Şiiler tertemiz insandır. Beş vakit namazında. Hz. Ali (k.v)’yi çılgınlar gibi seven, Ehli Beyt’i çılgınlar gibi seven, ağlayan. Hz. Mehdi (a.s) dedin mi ağlayan Allah aşığı insanlar. Nasıl bir kafayla bunları bu hale getirdiler ben anlayamıyorum bu Şii zıtlığını. Varsa içinde zalimler o Şiiliği bağlamaz, onu düzeltirsin. Çıkar içinden, on-yirmi-yüz it-kopuk çıkar. Sünni’lerden çıkmıyor mu? Haddi hesabı yok. Bu Sünnileri bağlar mı, Sünni’lerin içinden it-kopuk çıkması? Şii’de de it-kopuk çıkar. Olmaz. Şii’lerin güzelliğini, dindarlığını, nimet yönünü iyi görüp iyi anlamak lazım. Ne güzel, bölgede büyük bir devlet muttaki ve mümin, daha ne istiyorsun? Her yere yetmek istiyor, her yerde Müslüman’lara faydalı olmak istiyor daha ne istiyorsun? Yok Pers bilmem ne? Pers ne alaka? Bölgede safkan Pers bulamazsın, safkan Türk bulamazsın. Irk kafasını da bıraksınlar. Safkan olsa ne olur yine Hz. Adem (a.s)’ın evladı ne fark eder?

“Ben bir Kürt sanatçıyım, genelde ilahi ezgi okurum.” Çok güzel. “Kürtçe-Türkçe eserleri icra ederim, aynı zamanda söz yazar besteler icra ederim. Onun üzerinde albümüm var. Birçok TV’de program yaptım. Aynı zamanda iyi bir Kürtçe-Türkçe program sunarım. Televizyonunuzda iyi bir program yapabilirim” diyor Seyfullah. Seyfullah niye bekliyorsun? Gel o zaman. Çok iyi.

Amerikan derin devleti 90’ların ortasında ifade ettiği Birleşik Ortadoğu Devletleri diye bir proje var. Sonra bunun adı Büyük Ortadoğu Projesi oldu. Aslında İstanbul da dahil Türkiye’nin iyice parçalandığı, her bir yerin bir eyalet şeklinde olduğu, başında da batıya yakın bir Müslüman liderin olacağı, kolay yönlendirilebilir bir Ortadoğu hayal ediyorlar. Yani her bir bölüme işte Avrupa yanlısı, Amerika yanlısı bir lider koyarak küçük küçük devletler ve kolayca yönetmek; istedikleri bu. Tabii İttihad-ı İslam diye bir şey kalmıyor paramparça olmuş oluyor. Böyle bir oyun peşindeler. Bu sıkıcı. Bunu kabul etmeyiz. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın başta olduğu bir İslam Birliği istiyoruz. Ancak öyle mutlu oluruz. Paramparça o onu sevmeyecek, o onu sevmeyecek. İstanbul Adana’dan kopuyor, Adana İstanbul’dan kopuyor öyle bir sistem olmaz. Yani Güneydoğu’yu ayıracaklar su mesela Keban’ın suyu Ankara’ya parayla satacak. Mesela Karadeniz’in kömürünü oradaki insanlar İstanbul’a başka türlü değerlendirerek tevzi edecek ve satacak yani ayrı ayrı devletler olacak. Buna kargalar güler. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. Ham hayal bunlar boş yere çırpınıyorlar.

Şii’leri coşkun bir sevgiyle sevmek lazım, dost bilmek lazım. Ne güzel, Allahsız Kitapsızlar geleceğine Hz. Mehdi (a.s) aşıkları gelmiş daha ne istiyorsun? Hz. Ali (k.v) aşıkları gelmiş. Onları canavar gibi göstermenin bir alemi de yok. Onlar hep Allah’tan korkan insanlar. Ama içinde tabii psikopat bilmem it-kopuk olabilir, o sorun değil onlar düzelir temizlenir.

Musa 4. Musa Mutlu 03. “Hangi Şii’lerden bahsediyorsun Hoca sen? İran Şiilerinin bize karşıtlığının sebebi ne? Arkamızdan iş çevirip duruyorlar.” Bunlar suni. Sen onu seversen o da seni canı gibi sever. Olur mu öyle şey? Sen Şii dedin mi irkilirsen o da Sünni deyince irkiliyor tabii. Nur gibi Müslüman nasıl bunu göremezsin? Hayır, neyi eksik? Helale dikkat ediyor, harama dikkat ediyor, Allah’tan korkuyor, Ehli Beyt’e aşık, Hz. Ali (k.v)’ye aşık, Hz. Mehdi (a.s)’a aşık. Hüngür hüngür ağlıyorlar Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedince. İran’da mesela Hamaney olsun, diğer dini liderler olsun Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedince mutlaka gözleri yaşarıyor. Dünya tatlısı insanlar. Çok yanlış. Her yer Mehdi (a.s) diye inler İran’da her yer. Mesela Sünni’lerde pek onu göremezsin. Mesela İran askeri yürürken her adımda bir “Mehdi” diyor. Bir adım atıyor “Mehdi Mehdi Mehdi” öyle yürüyorlar. Resmi yürüyüş düzeni bu şekilde yer-gök inliyor Mehdi (a.s) diye. Hz. Mehdi (a.s)’a aşık olunca Allah tabii yardım ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’yi sevene Allah yardım eder. Sırf oradan bile bereket buluyor olabilirler.

Acem oyunu diye bir tabir var. Kendilerince işte “acem bilmem ne acem bilmem ne.” Sünni’nin oyunu olmuyor mu? Bin türlü beter oyunları oluyor. Acem içinde de olur her kavimde olur. Ama bu insanlar temiz insanlar.

Türkiye İran’a yaklaştığında “acem oyununa düştüler” diyor. Bu şeytani bir üslup çok yanlış bir üslup. Müminler kardeştir ve nur gibi mümin bu insanlar. Ve İran da bölgenin en büyük devletlerinden birisi. Daha ne istiyorsun? Sevineceğin, iftihar edeceğin bir şeyi bela gibi görüyorsun. Pakistan bölgenin en büyük devletlerinden birisi. En güçlü askeri yapısı olan devletlerden birisi.

Çay çok büyük ikram oluyor Anadolu’da falan. Mesela o kamyon şoförleri iniyorlar, birbirlerine bir çay ikram ediyorlar. Ama sigara ikramı çok korkunç. “Yak bir cigara” diyerekten. Ona da seviniyor. Gözlerinin içi parıldıyor. Mesela müstahdemlere falan adam bir işini yaptıracak oluyor bir sigara sunuyor adam mahvoluyor. Derin derin çekiyor böyle adamın ne işi varsa yapıyor. “Ağabey görüşelim” falan diyor. Seni zehirliyor adam sana zehir veriyor. Neyine seviniyorsun onun? İftihar ediyor.

PKK’yı destekleyen İran’da İranlı eski komünistler. Tudeh Partisi vardı onlar destekliyorlar. Gerçek bir Şii, gerçek bir Müslüman, Allahsız Kitapsız, Stalinist, komünist katil olan PKK’yı destekler mi olacak iş mi?

Damra, “Adnan Hoca, Şiiler nasıl şeriatı temsil ediyor anlatır mısınız?” Kuran’ı kabul ediyor. “Kuran Allah’ın kitabı” diyor. “Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın peygamberi” diyor. “Allah bir” diyor, “kıble Kabe” diyor daha ne istiyorsun? Daha ne olması gerekiyor. Herkes kendine sevgi şefkat istiyor, hoşgörü istiyor. Daha ne istiyorsun? Bak düşün, bölgede dev bir devlet Müslüman ve aşkla Mehdi (a.s) dedin mi gözleri yaşarıyor. Daha ne istiyorsun? Allah sana bir nimet sunmuş sevin. Nasıl bunu göremezsin? Rusya’ya kızıyoruz falan ama Türkiye’nin parçalanmasını asla istemiyor Rusya asla. “Ne Irak ne Suriye hiçbir şekilde parçalanmasına müsaade etmeyiz” diyor. Mesela Amerika öyle değil. “Paramparça olsun” diyor Amerikan derin devleti. Ama tabii biz her türlü cinayete kavgaya karşıyız, kan akmasına karşıyız.

Erbain Sindiban, “Ne diyon ya? Adamlar çatır çatır Müslüman katlediyor sadece Sünni diye, sen hala Allah aşkı diyorsun. Şaka mı yapıyorsun?” Onları o hale getirmenin bir alemi yok ki. Mesela El-Kaide’yi, Taliban’ı, IŞİD’i de bu hale getirdiler. Bunlar da nur gibi Müslüman. Cinayet işleyecek insan haline getirdiler, Şiiler de nur gibi Müslüman onları da cinayet işleyecek hale getiriyorlar. Burada bir anormallik var. İşte burada Hz. Mehdi (a.s)’ın devreye girmesi gerekiyor. İmam Mehdi (a.s) ile mesele hallolur. İran’da bir milyon asker tutuluyor Mehdi (a.s) ordusu olarak. Lübnan’da yine bir milyon asker tutuluyor yine Mehdi (a.s) ordusu olarak. İran’da resmi yürüyüşte bir adım atıyor askerler ikinci adımında “Mehdi” diyor. Bir adım atıyor ikinci adımında “Mehdi” diyor. Yer-gök inliyor. Böyle insanlara insan nasıl sevgi duymaz? Bir anormallik var.

CAN DAĞTEKİN: İran anayasasının ilk maddesi de “Bu kanunlar Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar geçerlidir” diyor. Siz hep söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet.

O kadar gereksiz ki bu işler. Bir yerde Şii Müslüman varsa senin bundan akıl almaz sevinmen lazım. Şiiler bir de dine çok titizdirler İslam’a. Acayip cesurdurlar. Öyle hımbıl falan da değillerdir. Daha ne istiyorsun? Türkiye gibi bir ülke Müslüman, İran Müslüman, Pakistan Müslüman üçü bir birleşse dünyanın en büyük süper devleti olur. Çünkü İran’da atom bombası var. Pakistan’da zaten biliniyor atom bombası olduğu, çok sayıda atom bombası var. Kıtalar arası rokete de sahip İran. Sırf bir milyon Mehdi ordusu diye ordusu var. Rejim oturmuş devlet oturmuş. Burada rahatsız olunacak bir şey yok.

Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Mehdi’nin adı benim adıma benzer, babasının adı babamın adına benzer. Baktığımızda soyunun Adnani olduğunu görüyoruz, Beni Adnan. O bölgede hep Adnaniler vardır. Nasıl aşiretler var Güneydoğu’da? Botan aşireti, adamın mesela soyadı Naci Botan, soyadı öyle gider, aşiretin ismiyle gider. Adnaniler de bir aşirettir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in geldiği aşiret. Ve soyadları hepsinin Adnan’dır. Yani kadın olsun erkek olsun hepsinin soyadı Adnan oluyor Adnani. “Bay Adnan, Bay Adnan” o şekilde gider hepsinde. Buradan da Hz. Mehdi (a.s)’nin ismi de seyit olduğu için mecburen soy ismi Adnan oluyor. Yani nüfus cüzdanındaki ismi değil buradaki isim. Soyadından gelen isim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiğini söylüyorum ben. Soyadından gelen isim Adnan. Bütün seyit ve şeriflerin hepsinin ismi Adnan’dır. Biz hitap ettiğimizde Bay Adnan diye hitap ederiz bütün tamamına. Otuz milyonun üstündedir Adnaniler. Arabistan’da olsun Türkiye’de her yerde bütün seyit ve şerifler ve Beni Adnan soyu çok kalabalık bir aşirettir. Ee? “Sen kendini mi ima etmek istiyorsun?” Otuz milyon insan bunların içerisinde yüz binlerce ismi Adnan olan var ne alakası var? Ve ayrıca nüfus cüzdanındaki ismi demiyor oradaki Peygamber (s.a.v.)’in dediği “babasının adı babamın adına benzer” diyor Adnan. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi de Adnan çünkü. Evlatlarının ismi de Adnan’dır. Kastedilen bu. İslami kaynaklarda Peygamberimiz (s.a.v.)’in “soyu için Adnan’a kadar uzanan bir nur ipliği” diyor. Adnan’a kadar uzanan bir nur ipliği, bütün fıkıh kitaplarında bu şekilde geçer.

BÜLENT SEZGİN: Peygamberimiz (s.a.v.)’in şeceresini gösteren bir tablo vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Nerden başlıyor nereye gidiyor göster. Başlangıcını göster. Kimden başlıyor? Hz. Adem (a.s)’dan başlıyor. Nuh (a.s), İbrahim (a.s), Adnan (a.s). İşte Adnan (a.s)’dan itibaren belli. O şecere yazılı olarak belli ama ondan evveli bilinmiyor onun için bu şekilde kullanılıyor. Mesela Abdülmuttalip, Haşim, Kusay hepsinin soyadları Adnan’dır. Mesela bak Kusay’ın soyadı Kusay Adnan, Abdümenaf Adnan, Haşim Adnan, Abdülmuttalip Adnan, Abdullah Adnan, Muhammed Adnan Peygamberimiz (s.a.v.). Muhammed Adnan Peygamber diye zaten bunu Hz. Ali (r.a) kendisi söylüyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ederken Muhammed Adnan Peygamber diye hitap ediyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Hz. Ali (k.v). Kendisinin soyadı da Adnan’dır Hz. Ali (k.v)’nin. Ali Adnan’dır. Soyu Adnani çünkü. Hz. Ali (k.v) diyor ki “Hadi olan” Mehdi olan “Mustafa Adnan Peygamber” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Bak “Mehdi olan Mustafa Adnan Peygamber. Peygamberimiz (s.a.v.)’e böyle hitap ediyor Hz. Ali (k.v). Buhari’de diyor “onun mübarek soyu Hz. İsmail (a.s)’ın oğlu Kaysar sülalesinin en şereflisi olan Adnan’a kadar uzanır” diyor Buhari’de. Dolayısıyla Adnani olmuş oluyor.

Ayrılıksı Çocuk, Delikanlı, “İyi günler Adnan Bey. Biz Türkiyeli Museviler olarak yapılan ayrımcılık dolayısıyla derin bir üzüntü içerisindeyiz. Saygılar” diyor. Tabii Musevi’lere de akıl almaz baskı oldu. Benim canlarım Türkiye’den kafileler halinde gidiyorlar. Bir avuç Musevi kaldı; bu dehşet verici. Halbuki giden Musevi kardeşlerimizi yeniden çağıracak, onları yeniden buraları güzelleştirecek tavra dönmeleri istenmesi gerekiyor. Habire bir Musevi karşıtlığı Türkiye’de yüzde seksen, bu çok ürkütücü. Eskiden böyle bir şey yoktu. Hükümet bunu düzeltmesi lazım, İsrail’le aramızı düzeltelim, Musevi’lerle aramızı düzeltelim, Musevi’lere karşı sevgimiz vurgulansın. Gerçi Tayyip Hocam Musevi’lere karşı sevgisini ifade ediyor ama İsrail’e karşıymış gibi karşıtmış gibi bir görünüm var yani hükümetin böyle bir politikası varmış gibi görünüyor. Bunu ısrarlı vurgularla düzeltebilir Tayyip Hocamız ve Sayın Başbakan.

Zeynep Gül, “Hocam, Hz. Mehdi (a.s) şu an gelseydi onun yardımcılarından olur muydunuz?” Tabii ki olurdum. Kapıcısı hizmetçisi olurdum. “Veya Hz. Mehdi (a.s) sizi tanır mıydı?” Bizim gibi cahil adamı herkes görüyor zaten, cahil bir insan olduğum için “gel seni eğiteyim” derdi ne diyecek en fazlası, değil mi? “Aydınlatayım, bilgilendireyim” derdi. Zaten alimle konuşacağı bir şey olmaz cahille konuşur Hz. Mehdi (a.s). Dolayısıyla bizi de aydınlatır. Bak görmeden talebesi oldum. Ben görmeden Hz. Mehdi (a.s)’yi, kendimi talebesi ilan ediyorum. Mühim olan böyle olmasıdır.

“Neden Hz. Mehdi (a.s)’ı siz aramıyorsunuz?” Aramaz olur muyum? Gece-gündüz alametleriyle arıyorum. “Bir de siz Mehdi’yi görseniz çok iyi tanırsınız” diyor. “Diyor ya ayette Kuran’da “elçiyi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar” “bu ayetin işaret ettiği kişi gibisiniz siz” diyor. Hakikaten tanırım Hz. Mehdi (a.s)’ı görsem Allahualem tanırım. Ama perdeli yaklaşırsa tabii tanıyamam. Yetmiş perdeye bürünecek. Ama perdelerini kaldırırsa açarsa tanırız. Allah kaldıracak perdesini.

Mesela Barzani’yi tanıyoruz, değil mi? Barzan bölgesinde yaşayan aşirettir Barzan aşireti. Oradaki on binlerce insanın hepsinin soyadı Barzani’dir. Ahmet Barzani, Hüseyin Barzani, Necmi Barzani herkes Barzani’dir. Güneydoğu’da da aşiretler var hepsi aşiretinin ismiyle tanınır. Mesela yüz bin kişilik aşiretin tamamının soyadı aynıdır. Adnaniler de öyle otuz milyonun üstündedir hepsinin soyadı Adnan’dır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği o, çünkü babasının ismi de benziyor “adı adıma benzer, babasının adı babamın adına benzer” diyor. O da Adnan, O da Adnan. Bütün Adnani olan sahabelerin hepsi aynı şekilde. Kavim olarak da aynı şekilde, bütün seyit ve şerifler de aynı şekildedir.

“Düşmanlık Şia’ya değildi. Ancak Nusayri buna sebep oluyor.” Nusayriler garibanın teki Allah aşkına. Nusayri adamlara ne kafa takıyorsunuz? İnanıyorsa saygı duy inancına. IŞİD; ben seyretmiştim, kamyon şoförü çocuklar var Nusayri. Durduruyorlar ellerinde silahlarla. “İnin aşağıya” diyorlar,  iniyorlar “Selam” “Aleyküm Selam” diyor anlamıyor onlar da pek. “Nusayri” diyor soruyor “Nusayri” diyor. Bakıyor kimliğine falan Nusayri. “Tamam” diyor “gel çök şöyle oturun bakalım” diyor. Adam bekliyor bekliyor. “Sonra geçin şöyle” diyor toprak alana doğru götürüyor. Adam anlayamıyor korkuyor, ensesine bir tane vuruyor “geç şöyle” diyor otomatik silahla taramaya başlıyorlar. Kardeşim, sana ne? Adam Nusayri olsun, Şii olur, ateist de olabilir açık açık söylüyor inancını gizlemiyor da münafıklık da yapmıyor. Sana ne? Dinde zorlama yok. İnanılır gibi değil. Çok korkunç bir şey bu. İşte bunu düzenleyecek, düzeltecek olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Kanı durduracak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Allah talebesi yapsın beni de sizleri de, inşaAllah.

Tayyip Hocam bir İsrail’e gitsin. Bir ziyarete gitsin İsrail’e. Yahut Başbakan gitsin arayı düzeltelim. Yazık çok tedirgin buradaki Musevi kardeşlerimiz. Bir güzellik yapsın. Yahut dindar Musevi’leri toplasın, hahamları davet edebilir. Tabii gelenekçi Ortodoks olanlar bir kısmı kuduracaktır. Onların kudurması önemli değil. Onlar her şeye kuduruyor.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.) PKK Terörünü ve Abdullah Öcalan’ın adını 1400 Yıl Öncesinden Bildirmiştir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 7 Aralık’ta arkadaşlarımız Oktar Babuna, Sinem Tezyapar ve Selda Göktan, “Barış İçinde Birlikte Yaşamada Dinlerin Önemi, Mültecilerin Sosyal Entegrasyonunu Sağlamada Dini Liderlerin Hayati Rolü” başlıklı sempozyuma sizi temsilen davetliydiler. Sempozyumu eski devlet başkanları, bakanlar ve büyükelçilerden oluşan, savaş yerine kültür ve eğitimle anlaşmazlıkların çözümünü hedefleyen bir kuruluş olan Uluslararası Diplomasi Enstitüsü Yunanlı bir Ting Tang kuruluşu olan DIKTIO birlikte ortaklaşa düzenlediler bu toplantıda Ortodoks ve Rum cemaati temsilcilerine ve akademisyenlere sizin çalışmalarınızdan bahsetti arkadaşlarımız. Gelin Birlik Olalım ve İslam Terörü Lanetler kitaplarınızdan hediye ettiler. Bu kişilerin çoğu A9 kanalımızı takip ettiklerini söylediler. Toplantıyla ilgili fotoğraflar var. Bu fotoğrafta soldan sağa, Hatay Suriye Ortodoks Kilisesi’nden Peder Mihail Tövc, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi İnsan Hakları Profesörü Yannis Ktistakis, Türkiye’deki Suriyeli Katoliklerin Temsilcisi Peder Oran Çamci, Atina Üniversitesi Öğretim Üyesi Dinler Tarihi Uzmanı Michael Marioras, Eski Dışişleri Bakanımız AK Parti Kurucu Üyesi Ortadoğu Uzmanı Yaşar Yakış, Yunanlı bir Ting Tang kuruluşu olan DIKTIO üyesi Dr. Evi Hatziandreou, Kültürel Diplomasi Enstitüsü Genel Direktörü Mark Donfried, Yunanlı bir Ting Tang kuruluşu olan DIKTIO Başkanı Yunanistan eski Eğitim Bakanı eski Avrupa Birliği Delegesi Anna Diamantopoulou, Rum Ortodoks Patriği İstanbul Baş Piskoposu ve Ekümenik lider  I. Bartholomeos, Ermenik Patrik Genel Vekili Baş Piskopos Aram Ateşyan, Brunel Hukuk Fakültesi Din Hukuk Ve Uluslararası İlişkiler Programı Direktörü Akademisyen, Hukukçu, Oxford Din ve Hukuk Dergisi Editörü Peter Petkov, Türkiye Ermeni Katolikleri Apostolik yöneticisi Levon Zekiyan, Cemaat Vakıfları Derneği Ortak Sözcüsü Rum Vakıflarını Destekleme Derneği Rum Vader’in kurucularından Lakis Vingas, Kudüs Sanhedrin mahkemesi Danışmanı İslam ve Musevilik Tarihi Araştırma Komitesinin Kurucusu ve Yöneticisi İslam ve Musevi şeriatı konularında uzman tarihçi Haham Ben Abrahamson ve arkadaşlarımız Oktar Babuna, Sinem Tezyapar ve Selda Göktan birlikte görülüyorlar.

İkinci resme geçebiliriz bu resimde Hristiyan liderler ve arkadaşlarımız dışında sağdan üçüncü olarak Haham Ben Abrahamson’un eşi İsrail’in önde gelen Arutz Sheva yazarı ve editör Rebecca Abrahamson görülüyor.

Bu resimde yine arkadaşlarımız Hristiyan dini liderlerle.

Arkadaşlarımız Selda Göktan, Sinem Tezyapar ve Oktar Babuna; Yunanistan eski Eğitim Bakanı ve Avrupa Birliği Delegesi Yunan Ting Tang kuruluşu DIKTIO Başkanı Anna Diamantopoulou’ya sizin Gelin Birlik Olalım kitabınızı hediye ederken.

Arkadaşlarımız Oktar ve Haham Ben Abrahamson, Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos ile birlikte.

Bu resimde de Haham Ben Abrahamson konuşmasını yaparken görülüyor.

ADNAN OKTAR: İyi güzel, Hristiyan’ların, Musevi’lerin, Müslüman’ların kardeşçe bir arada yaşayabileceğini göstermek açısından güzel bir adım. Bu faaliyetler güzel ses getiriyor. Hristiyan düşmanlığı korkunç, Musevi düşmanlığı korkunç, Müslüman düşmanlığı korkunç hepsi Allah’ın kulları hepsi tek Allah’a inanıyorlar sevgiyle kardeşçe bir arada yaşamaları gerekiyor işte bunu da ancak İmam Mehdi (a.s), Seyyidina İsa Mesih İbni Meryem ikisi birlikte bu meseleyi halledecekler. İmam Muhammet Mehdi (a.s) ve Seyyidina İsa Mesih İbni Meryem. Meryem oğlu İsa Mesih. İnşaAllah her ikisini de görürüz, her ikisine de talebe oluruz, ben de sizler de.

“Hocam fal baktırmak günah mı? Sonuçta ona da Allah söyletiyor. Hocam seni Allah için çok seviyoruz tatlı dilli güler sözlü Hocam“ diyor Arzu Öztürk. Kahve içmek güzel de fal baktırmak komik ve anlamsız. Gelecekten haber veriyorum diyorsa zaten haram çünkü gaybı Allah bilir, o haram olur. Ama olmuş bir şeyi de söylüyorsa oraya bakıp, üç kişi size gelmiş dört kişi gidiyormuş falan tabii ki aslı astarı yok. Bir de yalancı şahit de göstertiyor bak bak diyor gösteriyor fincanın içerisinde. Başın büyümüş diyor üstünde bir sıkıntı var diyor “olmaz olur mu, olmaz olur mu?” Bak üç kişi geliyor diyor hakikaten diyor halamın kızları gelecekti diyor falan üç zamana kadar sana üç büyük para gelecek diyor; üç sene de olur bu otuz sene de olur. Adam maaş alıyor falan her şey olur. Atışta serbestlik demektir fal demek. Serbest atış demektir. İnsanlarda bir kısmında yalana karşı yatkınlık vardır. Böyle bir ortam olduğunda insanları neşelendirmek için kudurmuş gibi yalan söyleyenler olur. Atar yani adamların araştırmayacağını düşünerek atar. İşte Amerika’da bir füze varmış dört kere aya gitmiş gelmiş sonra içine sekiz yüz kaplumbağa koymuşlar oradan Mars’a gitmiş falan ipsiz sapsız. Çünkü ispatı mümkün olmuyor. Bir delilik türüdür yalan söylemek ve insanlarındikkatini çekmek için, insanları eğlendirmek için cahil kesimde özellikle görgüsüz kesimde çok yaygındır yalan söyleme. Bu bir delilik türü olduğu için ve insanı aşağılattığı için hiçbir insanın buna yanaşmaması lazım. İnsanları dikkatini çekeceğim diye yahut bilmişlik yapacağım diye büyüklüğünü göstereceğim diye yalan söylemek adiliktir. Bilmiyorum çevrenizde çok görmüşsünüzdür ortaokulda, lisede, üniversitede oranın ünlü yalancıları olur sürekli atar. Utanmaz da mesela yalanı ortaya çıkar yine yalan söyler yine ispat edersin yine söyler. O deliliğinin gücünü gösterir. Mesela normal bir insanın hadi yalan söylediğini düşünelim mahcup olduğunda bir daha asla yalan söylemez ama böyle tipler çok hayasız arsız oluyorlar, kudurmuş gibi yalan söylüyorlar. Kuran’da da yalancıların hükmünün cehennem olduğunu Allah belirtiyor. Yalan herhangi bir olay değildir. Pisliktir insanın yüzünü karartır, aklını alır, çirkinleştirir. Keyif için sahtekarca yalan söylenmez ancak mesela adam ağır bir hastalığa yakalanmıştır ölümcül, ona dersin ki hiçbir şeyin yok, önemsiz bir hastalık dersin bu ömrünün uzun olmasına vesile olur. Veyahut bir adamı öldürmek için gelirler adam nerde derler bir haftadan beri buraya hiç uğramadı dersin evde olduğu halde değil mi? Herhalde köye gitti falan dersin dikkati dağıtırsın. Bu maslahattır ama bunun dışında milleti eğlendirmek için ikide bir yok abajurdan füze yapmışlar aya gitmiş bilmem ne, gemiyle toprağın altında geziyorlarmış bunlar adilik böyle şeylere gerek yok.

Kitabu-l Cifr İmam-ı Ali (Hz. Ali (r.a) sayfa 7’de, Kitabu’l Mufaceh Muhammed İsa bin Davud sayfa 411’de. “Mehdi’nin zuhuru zamanında” diyor Hz Ali (r.a), “Mehdi’nin zuhuru zamanında, Mısır’ın lideri de alametlerden bir alamettir” diyor Mehdi (a.s)’nin çıkışı için. “Onun işareti acip bir tarzdadır” diyor. “Ortası Hüsnü, başı Muhammed’dir” diyor açık açık ismini veriyor. Bak 1400 yıllık kitap. “Dedesinin ismini değiştirerek kullanır” diyor. “O çıktığı zaman bil ki Mehdi kapınızı çalacak. O kapınızı çalmadan siz o Mehdi’ye bulutların kubbelerinde uçarak ulaşırsınız” yani uçakla yolculuk ederek ona ulaşırsınız “veya kar üzerinde sürünerek de, emekleyerek de ona varınız, onun yanına gidiniz.” Hüsnü Mübarek’in gerçek ismi Hüsnü Muhammed Hüsnü Said. Bak Hz. Ali (r.a) daha o dedesinin dedesinin dedesi doğmadan Muhammed Hüsnü diye Mısır’ın başına geçecek adamın ismini veriyor. Burnunun çökük olduğunu başka bir hadiste belirtiyor. Vücudu çok iridir diyor Peygamberimiz (s.a.v.).Hz Ali (r.a)’ye verilen detayı görüyor musun Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen detayı? Bak iki isim birden veriyor hem Muhammed hem Hüsnü. Mısır’ın başına geçecek diyor Mehdi (a.s) devrinde.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus İnterfax Ajansı’nın geçtiği bilgiye göre: Rusya Savunma Bakanlığı, Ege Denizi'ndeki savaş gemilerinden birisinin çatışmayı önlemek amacıyla bir Türk teknesine uyarı ateşi açtığını duyurdu. Rus gemisinin Ege Denizi2nde Türk gemisine ateş açması üzerine Moskova’da hareketli saatler yaşanıyor. Moskova Elçiliğimiz Askeri Ateşesi Moskova’da Savunma Bakanlığı’na çağırıldı. Rus savaş gemisinin Türk gemisiyle aralarında altı yüz metre varken ateş açtığı ifade ediliyor. Olay Limni’nin yirmi iki kilometre  açığında cereyan ediyor. “Türk gemisi yaklaşıyordu çatışmayalım diye uyarı ateşi açtık” demişler.

ADNAN OKTAR: Evet işte o gurur meselesi yaptıkları için benim anladığım ya bir uçağımıza ateş etmek istiyorlar yahut bir gemimize ateş etmek istiyorlar bir hasar vermek istiyorlar. Bu tabii Allah esirgesin Armagedon’un tetiklenmesine sebep olabilir bu tip şeyler. Biz Armagedon’un olmasını istemiyoruz ama kader olmasını istiyorsa biz durduramayız. Kaderde Cenab-ı Allah öyle takdir ettiyse biz durduramayız ama biz zahir ilmine göre böyle bir savaşı olmaması için bütün gücümüzle engellemeye çalışıyoruz ama Armagedon adım adım geliyor görülüyor. Bir şekilde o bölgede savaş çıkacağı anlaşılıyor. NATO’nun da devreye gireceği, Rusya’yla Amerika’nın çatışacağı anlaşılıyor bunun sonucunda da İmam Mehdi (a.s)’nin zuhuru işte sondur, son alamet bu. Meşhur Armagedon. Tevrat’ta da İncil’de de geçen hadislerde de geçen meşhur olay. Yer olarak bölge olarak da tam kastedilen yerler. Allah hayırlısıyla bu dönemi hayırla atlatmamızı nasip etsin. Hayırla Mehdi (a.s)’ye kavuşmayı nasip etsin. Hayırla İsa Mesih’e kavuşmayı nasip etsin. Yer gök sarsılacak gibi görülüyor. Biz de bütün gücümüzle kanı durdurmaya çalışacağız. Biz Mehdi (a.s) talebeleri olarak kanı durdurmakla mükellefiz.

PKK medyası bugünkü haberinde “Barzani MİT’e neyin istihbaratını verdi?” diye haber yapmış. Ne istihbaratı verecek? Yani her şeyi zaten biliyoruz. Bizim özel kuvvetlerimiz orda akşama kadar birlikteler beraberler. Barzani’yi kimseye kaptırmayız, ezdirtmeyiz de; o bizim evladımız kendi kardeşimiz. Onun huzur içinde olması çevresindeki Kürt kardeşlerimizin de huzur içinde yaşaması bizim ehemmiyetli hedeflerimizden bir tanesi, kılına dokundurtmayız.

Suriye’de babalar gece gündüz evlatlarını, karılarını yahut evlatlar babalarını enkazın altından çıkarıyorlar bunu her gören IŞİD’e katılıyor. Milyonlarca insan IŞİD’de katılıyor. Orada öksüze yetim çocuklar hepsi IŞİD’e katılmış durumda. On-on bir yaşında adam öldürmeyi öğreniyorlar. İşte yine her yerde İmam Mehdi (a.s)’ye ihtiyaç olduğu görülüyor. Yani kanı durduracak olan Mehdiyül Dem, İmam Mehdi (a.s)’dir. Kilit kişi o. Allah ona vermiş o görevi. Dünyayı birleştirme, sevgi onun avucunda, dünyayı barıştırma, kanı kaldırma, kanı durdurma da Allah tarafından ona verilmiş bir nimet. Onun gücüne onun imkanına bu tevdi edilmiş. İnşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bir duyuru yapabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 14 Aralık Pazartesi saat 14:00’te Altuğ Berker ve Sedat Altan’ın sunduğu Sevgi Dili programında konuğumuz Tarihçi Yazar Koray Kamacı.

ADNAN OKTAR: Koray Kamacı Tarihçi Yazar. Dinleriz koç yiğidi. Güzel şeyler anlatacaktır. İlminden istifade ederiz. Bilgili, kültürlü her insan değerlidir. Her insan değerlidir ama bilgili, kültürlü insan daha değerlidir ilim yönünden, irfan yönünden.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Cumhur Bakır, bu koç yiğit bu değerli sanatçı şu an misafirimiz, çok güzel parçalar icra ediyor. Birazdan gelebilirler. Dinlendilerse gelsinler tebrik ve teşcilerimizi sunmak üzere. Böyle muhteşem bir ses, böyle muhteşem bir sanatçı bilinmiyor, fark edilmiyor. Çok korkunç, asla olmaz, öyle bir şeye de müsaade etmeyiz. Cumhur kardeşe ve saz heyetine hediyeler hazırlayın rica edelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Nobel ödüllü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, sigara içmemenin önemine vurgu yaparak şunları söyledi; "Sigaranın içindeki kimyasal maddelerle DNA'yı tahrip ediyor. Bu da kanser yapıyor. Benim çalıştığım DNA onarım mekanizması, sigaranın yaptığı tahribatı tamir ediyor. Tamir ediyor da durmadan sigara içerse buna DNA onarım mekanizması yetişmiyor dolayısıyla kanser oluşuyor. Benim DNA onarımını artırıp bunu da daha etkin yapacak durumum yok. O bakımdan kanseri önlemek için en iyisi sigara içmemek. Herkes tedavi et diyor ama sigara içmezsen zaten öldürücü kanserin yüzde otuzu kaybolur."

ADNAN OKTAR: Muhterem Hocamız hakikaten değerli bir insan, mübarek, müberra, muhterem bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık, sıhhat, afiyet versin, Allah nuruyla sarsın. Böyle değerli insanların milletimizin içinden çıkması tabii gurur verici, onur verici, sevindirici. Allah yeni muvaffakiyetler, büyük başarılar nasip etsin. Her zaman takdir görecektir, her zaman milletimiz onun yanında olacaktır.

Tayyip Hocam, "Sigara içmeyin" diyorsa onun da bir bildiği var. Tayyip Hoca samimi o konuda, gayet güzel. Kim bilir kaç insanın ölümünü engellemiştir. Onu da düşünmek lazım. "Sigara içmeyin" diyor ama gece gündüz belki yüz bin-iki yüz bin insana sigarayı bıraktırdı. Bunlardan belki de on bini bundan dolayı vefat edecekti. On bin kişinin canını kurtarmış oldu, sevap kazandı Tayyip Hoca. Ayıp yapıyorlar yani bu alay edilecek, dalga geçilecek bir şey değil ki. Can kurtarmak asalettir, güzelliktir. "Bir kişiyi kurtaran bütün dünyayı kurtarmış gibidir." diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah'a sığınıyorum. Onun için Tayyip Hoca’nın bu yönlerini tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz. Haksız eleştiri istemeyiz.

Aziz Hoca’ya bir miras kalmış, parasının tamamıyla Türk evi açmış Amerika'da, Türk dilinin korunması yönünde çalışmaları da varmış. Görüyor musun delikanlıyı, görüyor musun Kürt aslanını? Kürt’ün nasıl yiğit olduğunu millet bir görsün, nasıl asil olduğunu bir görsün.

Cumhur Bakır'a verilecek hediyeleri de ben bir göreyim buradan, saz heyetine de. Ama tabii ona biraz daha Üstad olduğu için ayrıcalık olması lazım. Sanatçıyı teşci, takdir çok önemlidir. Kendi hallerine bırakmak tek kelimeyle zulüm olur. Olmaz. Sanatçıların boynu bükük, hiçbirinin çıtı çıkmıyor, neşesi yerinde değil. Bu güzel değil. Bu sessizlik hoş bir şey değil. Sanatçının her yerde teşci, takdir edilmesi lazım. Bilakis adamlar tezyif ediyorlar, bozucu üslup kullanıyorlar, tahkir ediyorlar, bu çok çok çirkin. Cahil cühelanın, yobaz takımının eline bırakmamak lazım sanatçıları. Çünkü yobaz her şeyi yobazlaştırmak ister, her şeyi bozmak ister. O şeytanın avanesi olmuş, güzel olan her şeyi yıkar. Mesela size karşı da üsluplarında bağnazların hep güzelliğin yıkılmasını ister onlar; hep o pis, karanlık, mezar kokan o pis dünyalarına insanları çekmek isterler. Olmaz.

Aziz Sancar diyor ki, “İngiltere'de kaç etnik grup var? Çok fazla etnik grup var” diyor, "İngilizlere soruyoruz, “Siz hangi millete kavme mensupsunuz?” Hepsi İngiliz’im diyor." diyor. Buraya geldi mi adam bas bas bağırıyor "Ben şuyum buyum." Kardeşim Türksün işte. Saf ırk nerede bulacağız biz? Ve ne işine yarar? Ne yapacaksın yani? Saf ırkla ne işin var?

Bak, çok güzel; Sur ilçesinde söylemiştim ya "Kardeşlerimize yardım yapılsın, evlerini terk etmek zorunda kalanlara" diye. Üç yüz aileye taşınma ve kira yardımı yapılmış. Bin aile de nakdi yardım yapıldığını, yardım talebinde bulunan hiçbir ailenin geri çevrilmediğine işaret edilerek, ilçede kalmaya devam eden ailelerin ekmek ve kuru gıda yardımının aralıksız devam edeceği kaydedildi. Tabii, oluk oluk akıtalım yiyecek, giyecek; çocuklara kıyafet.

KARTAL GÖKTAN: Cizre ilçesinde de gelişme var Adnan Bey. Yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edileceği bilgisi üzerine halk Cizre'yi terk etmeye başlamış. Bölgeye tank ve özel harekatçı sevkiyatı başlamış. Yurtlardaki çocukları devlet evlerine göndermiş, öğretmenlere süresiz izin vermiş, okullar da süresiz tatil edilmiş.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar vardı. Halk ilçeyi terk ediyor.

ADNAN OKTAR: Ama işte ev verelim; kiralık ev de olabilir kira almayız kalır, süresiz kalır veyahut direkt mülk olarak ev verelim. Kardeşlerimiz sıkılmasınlar, zor durumda kalmasınlar. Biz bir şey istemiyoruz kardeşim buraya yol mol hiçbir şey yapmasınlar. Ben çamurda yürürüm, kardeşlerimiz rahat etsin. Buraya hiçbir şey yapmalarına gerek yok; orayı bir rahatlatalım, Güneydoğu'yu bir rahatlatalım. Çatışma oluyorsa onlar gazi hükmünde oluyorlar, biz onlara yardım edeceğiz. Öyle olmaz. Her bakımdan çok çok rahat etmelerini sağlayalım. TOKİ ev yapsın kardeşlerimize, yeni mahalleler kuralım. Oraya PKK giremez zaten o tarz bir ev yapılanmasında mahalle aralarına girecek, apartmanlara girecek hali yok. Girerse de yaban ördeği gibi yakalarız, çırpındıra çırpındıra götürürüz. PKK biraz tutuşmuş, tutuşacağı kadar da var. Şimdi gereken ilgi alaka onlara gösterilecek.

BÜLENT SEZGİN: Bir kaç fotoğraf vardı, tank sevkiyatı bölgeye.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii ya tanklar bu iş için gerekiyor. Hendek mendek falan ne alaka? Tank basıp geçecek.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK tarafından yakılan tarihi Kurşunlu Camii vardı. Bugün Kürt teyzelerimiz camiyi ziyarete gitmişler. Bazı konuşmaları vardı teyzelerimizin.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah bak görüyor musun mümini? MaşaAllah. "Evim yanaydı." diyor. MaşaAllah bunlar gerçek mümin işte gerçek muttaki inşaAllah. Bak, camiinin yanmasına nasıl içi yanıyor, nasıl ıstırap çekiyorlar? Kürt kavmi asil millettir, asil insanlardır. Millet derken Müslüman milleti yani kavim olarak. Ama millet anlamında Türk’üz tabii hepimiz ama İslam olarak da İslam milleti olarak da aynı millete mensubuz; Türk milleti olarak da yine aynı millete mensubuz. Helal olsun annelerime maşaAllah.

Aziz Sancar "Kürt’üm" demiyor, "Bu topraklarda herkes Türk." diyor. Helal olsun koç yiğit, dünya iyisi. Herkes sahip çıksın Aziz Sancar Hoca’ya, Müslümanlar, yobaz takımı da pis pis işler yapacağına sahip çıksınlar.

"Evim yanaydı camiinin yerine. Allah'ın evini yakmışlar. Kuran yakılır mı? Kuran'ı yakmışlar." diye hayıflanıyor. Hepsi mümin muttaki. Bir de anneleri "İşte PKK'lı" diye ortaya çıkartmaya kalkıyorlar.

Abdullah İbn-i Selam, biliyorsunuz Museviydi Müslüman oldu sahabi. Ama şu anki yobazlar olsa işte "Dönme, Yahudi" haşa olmadık ıstırap verirler. Sahabe döneminde herkes hayranlık, sevgi duyuyor. Peygamberimiz (s.a.v.)'i gören devrin Musevi alimleri Resulullah (s.a.v.)'ın güzelliği karşısında "Bu yüz çok masum, çok efendi. Bu yüz yalan söylemez." diyorlar. "Çok efendi" diyorlar, "Çok dürüst" maşaAllah.

Demin Rus kanalıyla röportaj yaptım. “PKK’yı dağıtmak mümkün mü sizce?” dediler. Tabii ki mümkün dedim. Kısa bir sürede yapılacak bir şey dedim. Ama garip bir şekilde bu yapılmıyor. O Peygamber (s.a.v.) dedi ya kırk yıl, illaki o kırk yılı tamamlatacaklar. Onun dışında müsaade etmezler. İllaki o kırk yıl tamamlanacak.

 “Selam sevgili Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Üstadım, Diyarbakır halkı sizi çok seviyor. Takip ediyor ve eserlerinizi okuyor. Çok sevgiler Diyarbakır’dan. Size selamları var.” Diyarbakır’dan Mehmet. Hakikaten Güneydoğu’da çok izleniyoruz.

“Hocam bugün Rusya’nın savaş uçakları Suriye’nin başkenti Şam’ın güneybatısında sivil katliamı yaptı. Tam yüz otuz beş insan, aralarında çok küçük yavrular da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Batı medyası duysa da görmezden geliyor.” diyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim, Rabbim seni tanımayı nasip ettiği için şükürler olsun. Allah seni vesile kılarak üzerimizden yükleri aldı. Dinimizi doğru yaşamayı nasip etti. Bir an önce Rabbim Mehdi (a.s)’yi zahir ettirsin. Türk İslam Birliği’ni nasip etsin. Türk İslam Birliği’ni nasip etsin ki diğer kardeşlerimizin yükleri de hafiflesin.” Habibe Bozkır.

Özgür Yayan, “Cizre Sur gibi yerlerde terörden mağdur Kürt kardeşlerimize mutlaka her türlü yardımı yapalım. Bize yol vs. yapılmasın, onlar rahat etsin.” Sözü; Özgür Yayan o da daralmış. Size daralmanıza bakın, biz devam edeceğiz faaliyete.

“Rus derin devleti kan istiyor. Amerikan derin devleti kan istiyor. Silah fabrikaları, silah stoklarının bir an önce bitmesini istiyor. Çünkü şimdi denizaltılardan atmaya başladılar ya roketleri fabrikalar ilk defa stoklarını eritmeye başladı. İlk defa o biriken stoklar ferahlamaya başladı. Silah tüccarları diyor ki: “Başladınız şunu tamamen bir güzelce bitirin, stoklar tükensin. Bol bol silah imal edelim, para gelsin.” Şimdi o dertteler. Çoluk çocuk ölmesi, bina yıkılması, hayvanların bitkilerin yok olması onları hiç mi hiç ilgilendirmez. Yağmur gibi dolar yağacak. Adamları ilgilendiren budur. Çil çil dolarlar gelecek. Adam ölmesi o kadar alelade bir şey ki onlar için yani tarlada toprak, sokakta çamur gibi insanlar onların gözünde. Hiçbir önemi yok.

Bak “Suriyeli mülteciler savaş var ayağına ülkemizi istila ediyor.” Diyor. Sevgisizliğe bak. Sen Suriye’de olsan bunu söyler misin? Asla söylemezsin.  Yani egoistliğin tavan yaptığı açıklamalar bunlar. Kendisi olsa canhıraş gelecek. Canhıraş yardım isteyecek. Böyle bir diyen olsa, çok üzülür ve çok rahatsız olur.

BÜLENT SEZGİN:  Adnan Bey PKK’lılar bir resim paylaşıyorlar internette resmin altına da “Türk askeri Cizre’yi yakıyor.” yazıyorlar. Fakat resim İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan bir film sahnesinden ünlü Piyanist filminin bir sahnesi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lılar bu resmi paylaşmışlar internette. Altına da “Türk askeri Cizre’yi yakıyor” diyorlar. Ama resim ünlü Piyanist filminin bir sahnesi İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan bir film.

ADNAN OKTAR: PKK’lılar, adamlar cinsi sapık ve haysiyetsiz şerefsiz, dinsiz imansız, namussuz, kereste takımı. Bunların her sözü yalan zaten. Her sözü sahtekârlık üstüne. Onun için itibar etmeye gerek yok.

“Hocam bu bağnazlar zengin oldu mu türbanları İtalya’dan, koltukları Fransa’dan gelir. Altlarına Alman arabası çekerler ve övünürler.” diyor. Evet, bir kısmı öyle hakikaten. Zaten Türkiye’yi hiç beğenmiyor bağnazlar. Hep Almanya, Danimarka, Norveç, İsveç yani hem dekolteye karşı, müziğe karşı, resme karşı, sanata karşı; dekoltenin, sanatın, müziğin, sanatın kalesi olan ülkelerde adeta fink atıyorlar. Böyle büyük bir heyecanla oraya gitmek istiyorlar. Mesela Konya’da hiç yaşamak istemiyorlar. Mekke Medine’ye asla gitmek istemezler. Mısır’a asla gitmek istemezler. Çünkü keyiflerine uygun değil. Ama bağnazlığın da kitabını yazıyorlar. Bu gelenekçilerin bu haline gıcık oluyorum. Hepsi Avrupa’ya doluşmak Amerika’ya doluşmak peşindeler. Hem de şiddetle karşılar. O zaman debelenerek niye oraya gitmek istiyorsun mübarek? Çoluk çocuk onların tatlı rüyası. Olmaz böyle.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin IŞİD’ten petrol alması iddiasını eski komünist işi yalan olarak değerlendirdi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: “Eski komünist işi bunlar. Bu eski komünistlerin işiydi âdetiydi. Şimdi bunu aynı şekilde sürdürmek istiyorlar. Bunlar devlet ciddiyetiyle uyuşmayan şeylerdir, yakışmıyor. 2014’te 79 milyon litre kaçak petrol ele geçirildi. Türkiye petrolü nereden alıyor? Rusya’dan, İran’dan, Azerbaycan’dan, Kuzey Irak’tan, Cezayir’den Katar’dan ve zaman zaman Nijerya’dan. Bizim petrol aldığımız yerler bellidir. Bizim DAEŞ’ten petrol almak gibi bir durumumuz yok. Biz senden alıyoruz ya yani yılda 29 milyar metre küp biz Rusya’dan doğalgaz alıyoruz. Sen bize böyle bir iftirayı nasıl atarsın? On milyar metreküp biz doğalgaz alıyoruz İran’dan bütün bunlar ortada açık dururken sen bize nasıl kalkar da DAEŞ’le böyle aynı yere oturtursun? Benimle baş başa oturup bu işleri konuştuğun zaman bunları böyle konuşmuyordun? Ama şimdi kalkıp bu tür iftira at, tutmazsa iz bırakır” dedi.

ADNAN OKTAR: Putin olaya bozuldu şimdi tabii biraz kabadayı ruhlu. Neyle rahatlarsa onu söylesin de, kalbi neyle müsterih olacaksa. Gururunun kırıldığını düşünüyorum. O rahatlayamıyor. Yani gururunu tazmin edecek, rahatlatacak neyse söylesin, bir çözüm buluruz. Böyle olmaz. Çok ıstırap çektiği anlaşılıyor. Uyumuyordur o. Karizmasının çizildiğini düşünüyor. Halbuki öyle değil. Bu Tayyip Hoca’nın bilgisi dahilinde olacak iş değil. Daha önce de biz farkına vararak ya da varmayarak bir uçak düşürmüştük. Bizim uçağımızı da düşürdüler daha önce. Oluyor böyle şeyler bölgede. Bundan bu kadar sarsılması yersiz. Gece gündüz insanlar ölüyor, olaylar oluyor. Biraz özel görüşülmesi gerekiyor tahmin ediyorum. Bu iş gereksiz çok uzadı. Bu kadar uzamasına gerek yok.

Beren Seluk; “Tesadüfen rastladım. Müthişsin Hocam” diyor.

Öztürk; “Hocam Adana’da arkadaşlar topluca seyrediyoruz şu an. Sizi çok seviyoruz” diyor.

“Sayın Hocam yurtdışında yaşayan biri olarak şunu söylemek istiyorum. Müslüman’ların en büyük sorunu cemaatçilik. Sadece Türk’lerde değil, her Müslüman’da var bu bela. Herkes küçük olsun ama benim olsun davasında. Başarı o yüzden gelmiyor” Ahmet Kanada. İşte ancak Mehdi (a.s)’ın birleştirebileceği bir durum var. Kimse birleşmez bunun dışında.

“Helal, oynadınız, yaktınız, yıktınız” diyor. Demek ki etkili olmuş. MaşaAllah.

Cecen Abdullah; “Adnan Oktar; halifelere, sahabeye, ehl-i sünnete ettikleri küfürler de güzel mi?” diyor, Şiiler için. Kardeşim sen sevgiyle bakmazsan böyle olur. Kuran’a uyuyorsan sen halifelere, sahabeye, ehl-i sünnete diye olaya hiç girmezsin. Doğrudan Kuran’da ittifak edersin. Biz İslam’ı halifelere göre değerlendirmiyoruz. Biz sahabeyi de görmedik. Kuran’da övülen sahabeleri seviyoruz biz, o kadar. İsim de vermemiş Kuran. Hayali, bilmiyoruz. O insanlara sevgi duyuyoruz biz. Peygamber (s.a.v.)’e yardım eden herkese sevgi duyuyoruz. Şiiler de sevgi duyarlar. Öyle bir şey olmaz.

Putin özür istiyormuş. Putin bizim hava sahamızı ihlal ettiğinde özür dilememiş miydi? Şöyle olabilir; “Biz adam öldürmek istemezdik, insan öldürmek istemezdik. Biz bundan bizarız, mustar haldeyiz, acı duyuyoruz. Bunu bir daha olsa kesin yapmak istemeyiz. Eğer o anda da elimizde imkan olsaydı yine yapmazdık. Ama bir kere oldu. Bundan mustarız” deyip, bir özelde konuşulabilir Putin’le.

BÜLENT SEZGİN: ‘Rus uçağı olduğunu bilmiyorduk. Bilseydik farklı olabilirdi’ demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Fark etmez, Rus, bilmem başka türlü. “Biz, bir daha tekerrür etse böyle bir şeye yanaşmayız. Dolayısıyla acı çekiyoruz. Bundan hoşnut değiliz.” Zaten bu bir özürdür, değil mi? Zaten özür. Söylüyor, “bilsek yapmazdık” bu ne demek? Özürdür bu yani inşaAllah. Kelimeyle alakası yoktur ki özrün. Olayın vasfını açıklarsın. ‘Ben bunu yapmak istemezdim fakat oldu’ diyorsan, bu zaten özürdür. Sen istesen de istemesen de özürdür yani. Özür kelimesinin üstünde durmasına gerek yok Putin’in. Bu söz, özrün çok üstünde bir ifade. Özür zaten mantıklı bir şey değil ki. Özür diliyorum. Neye özür diliyorsun? Sebebiyle, gerekçesiyle açıklayıp, üzüldüm, mutazarrır oldum, acı çektim diyorsa bir insan, mükerrer olsa ben böyle bir şeyi asla istemezdim diyorsa, bu özrün üstünde üstün bir açıklamadır. Putin’in bunu yeterli görmesi lazım. Bunu bu şekilde yazıp, bir mektup olarak gönderelim. Bu kadar rencide olacakları tabii açık. Bu olabilir. Ama yapılan açıklama mükemmel. Acı çektim diyor Tayyip Hoca, ıstırap duydum diyor.

Şehir çok zor kardeşim. Hayvan çıkıyor, beton dışarısı, çamur. Köy yeri çok iyi hayvanlar için. Acayip rahatlık. Böyle samanlık olacak kediye, dalacak içine, girecek istediği yerde yatacak. Geniş tavan araları olacak. Hayvanların rahat edeceği bir yer yok ki. Nereye gitseler çamur, derya, beton, başka bir şey yok.

PKK’ya öyle bir imkan vermeyiz. Onu unutacak PKK. Hiç boş yere katır gibi tepelenmesin. Yani eninde sonunda, kafasını gözünü kırarak da olsa Türk ordusu onları teslim alacak gibi görünüyor. Ama debelenmeseler daha iyi olur. Kafaları, gözleri patlamaz. Hukuki müdahale yapılabilir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını anlatan bir kitap da hazırlıyorum. Peygamber (s.a.v.)’de bir kere müthiş bir dürüstlük ve efendilik var. Bütün ömrü boyunca devam etmiş. Peygamberliğinin ana delillerinden bir tanesi o. Her şey makul, her şey dengeli. İnsanın tahammül edemeyeceği olaylarda müthiş sabrediyor. Hayret edecek bir affetme gücü var. Hayret edecek bir nezaket ve efendiliği var. Kuran’ı kendinden yazıyor diyorlar. Kitap’ı öyle kendi yazmış olsa, bir kere müthiş bir edebi düzgünlük var. Müthiş bilimsel bir düzgünlük var. Müthiş bir çelişkisizlik var. Çok müthiş bir ahenk var. Baştan sona müzikli. Ve hiçbir noktada çelişki yok. Yalan söyleyen insanın beyni uyuşur. Bir din peyda etmeye kalkan bir insanı düşünün siz. Durduk yere din meydana getirmek istiyor. İnsanın beyni paramparça olur, mahvolur beyni. Bunu insan idrak edemez. Müthiş ahlakının bozuk olması lazım. Gücü yetmez. Peygamber (s.a.v.)’in bir kere son derece vicdanı rahat. Son derece huzurlu. Öyle din ihdas eden bir insanın huzursuzluğu hiç üstünde yok. Gayet masum, gayet efendi ve gayet sakin. Sabırla vahiy gelmesini bekliyor. Vahiy geldiğinde de onu oradaki hafızlar hıfz ediyorlar. Kendi de hıfz ediyor. Onun dışında hiçbir müdahalesi olmuyor. Mesela bayağı aylar geçiyor bir konu oluyor, hiçbir şey demiyor. Yani bayağı zor duruma düşüyor ama hiçbir şey demiyor. Vahyi bekliyor. Vahiy geldiğinde de onu okuyor, anlatıyor. Öbür türlü müthiş savrulmalar olur. Acayip cümle bozuklukları olur. Beyin uyuştuğu için insan mahvolur, götüremez. Kusursuz olarak bu şekilde dini tamamlayamaz. Hayatının bir noktasında patlak verir. Mutlaka anormallik meydana gelir. Mesela savaşa giriyor. Etrafı dört taraftan sarılıyor. Kardeşim bak adamların bir tane amacı var, Peygamber (s.a.v.)’i, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i şehit etmek. Başka bir amaçları yok. O olsa bitecek savaş. Dört taraftan sarıyorlar. Saat hesabıyla sürüyor. Nasıl şehit edilmez? Olacak iş mi şu? Bir insanı sen hem sırtından, hem cepheden, hem sağdan, hem soldan sarıyorsun. Ve bu adamlarda gürz var, ok var, yay, mızrak, kılıç, pala, kama, her şey var. Atatürk diyor ki, Rahmetli; “Sırf şu olay yeter peygamberliğini ispat etmeye. Başka bir şeye gerek yok. Bu çok net” diyor. Mesela Bedir Savaşı’nda “Allah seni koruyacak” diyor, Cenab-ı Allah ayette. Peygamberimiz (s.a.v.) çift zırh giyiyordu biliyorsunuz. Üst üste iki zırh giyiyordu. Savaşa bizzat giriyordu. Mesela bak o da peygamberliğinin delilidir. Canı tatlı olsa yani sahte bir din ihdas etmeye kalksa, her yönden riskli. Bir kere keyfine düşkün olur bir insan savaşa zaten girmez. İkincisi beni öldürürler yarım kalır der. Ben bu işe girmeyeyim der. Bu savaşa girmeyeyim der. Bizzat savaşa giriyor her seferinde. Çift zırh giyiniyor. Cenab-ı Allah diyor ki: “Ben seni koruyacağım” diyor. Der demez iki zırhını da çıkarıyor. Gömlek, o kadar üstünde olan. Her seferinde delikanlıca, yiğitçe savaşa bizzat giriyor. En önde sahabenin içinde.  Bir tek bir kere dişine darbe alıyor. Şu ön üst kesici dişten yan tarafındaki diş. Bir tek oradan darbe alıyor. O mübarek dişini kırıyorlar canım dedemin, o kadar. Hafif bir kanama oluyor, tabii o darbenin etkisiyle. Onun dışında hiçbir şey yapamadılar. O da ona gazilik getirdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’e gazilik getirdi. Vefatı da şehitliktir. Çünkü hummaya yakalandı. Çok nefsiyle mücadele etti. Çok zordur Allah vermesin humma. “Ölümün de zorluğu varmış” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).” Ben de imtihan oluyorum” diyor. Sonra açıklıyor. Bak “Ben de imtihan oluyorum” diyor. Çünkü Allah’a hamd ediyor, şükrediyor. Sonra bak bu da bir mucizedir. Refiki Ala’ya diyor son olarak. Elini yukarıya kaldırıyor, eli düşüyor. Bu net mucize. Ölüm anını bilmesi bir insanın nasıl olsun? Bilmiyorlar adamlar normal nefes alıp verirken birden vefat ediyorlar. Ama biliyor Peygamberimiz (s.a.v.).  Mesela bu da bir mucizedir. Hep hayatı dürüstlük.

Sebe Suresi, 46’da Cenab-ı Allah “Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hiçbir delilik yoktur” diyor Cenab-ı Allah. O azdı diyorlar, evlenmeye başlayınca. Çok hanım onunla evlenmek istiyor. Allah diyor ki: “Onda bir azgınlık veya delilik yoktur” diyor. Kendi kendini savunmuyor canım dedem. Hiçbir şey demiyor onların sözüne.

Kamer Suresi,26. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar yarın” yani gelecek vakitte “kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş ve şımarık olduğunu bilip öğrenecekler” diyor. Peygamber (s.a.v)’e haşa şımarık diyor, kendini beğenmiş diyor bu dünyanın en tatlı, en mütevazi insanına. En sakin güzel yaşayan insanına bunu söylüyorlar. Ve hepsi yalan diyorlar, Kuran ayetlerine. Bir insan ömrü boyunca yalan söyleyebilir mi? Gücü yeter mi buna? Bu kadar dürüst yaşayabilir mi? Ve bu kadar ahenkli, bu kadar bilime uygun, bu kadar insan fıtratına, bu kadar aklı geliştirmeye uygun olur mu? Çünkü Kuran okunduğunda insan tam akıllı oluyor. Akıl kitabıdır Kuran. Beyinde aklın oluşmasına sebep olan bir nurdur. Normalde beyinde akıl oluşmuyor. Zeka oluşur sadece. Kuran’la beyin bağlantıya geçtiğinde akıl oluşuyor. Bunun dışında akıl mümkün değil oluşmuyor. Sadece zeka gelişir.

BÜLENT SEZGİN: Bakara Suresi 23,24’te Allah şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız -bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.” (Bakara Suresi 23,24) buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Ama hayrettir o dönemde birçok surenin taklitlerini yapmaya kalktılar. Hiçbiri olmadı. Getirdiler Kabe’nin orada okudular. Bütün şairler oraya gel diyorlardı. Adamlar gülüyor. Tabii ki olmamış diyorlar. Yani hiç alakası yok, hiç olmuyor. Halen bak Allah kıyamete kadar Cenabı-ı Allah meydanı açıyor onlara. Yani “yapabiliyorsanız bir sure yapın” diyor. “Bir benzeri sure yapın” diyor. “Hepiniz bir araya gelseniz yine yapamazsınız” diyor, yapamıyorlar. Bu da açık aleni bir mucizedir.

Necm Suresi, 2. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.” (Necm Suresi, 2) “…O, sizin için bir hayır kulağıdır. Sizden iman eden için bir rahmettir. (Tevbe Suresi 61) “O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” (Necm Suresi, 3) Cenab-ı Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e “”Emrolunduğun gibi dosdoğru davran” diyor. Peygamberimiz de, şeytandan Allah’a sığınıyorum bu ayetler için, “Allah’ım Sen’den dürüst bir kalp ve doğruları söyleyen bir dil isterim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.), “Sade bir hayat yaşamanızı istiyorum. Benim ümmetim fakir” diyor. Onlar da diyor ki; “Sana gelen paydan bol bol bize harca. Zengin olalım” diyorlar. “Falancanın karısı zengin, feşmekanın…” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Ben ehli sufhaya harcamak istiyorum. Orada cihat eden, gayret eden onunla beraber yatıp kalkan Müslüman topluluğu var. Benim payıma düşen parayı ve imkanı onlara harcamak istiyorum. Sizin de payınıza düşeni veriyorum” diyor. “Ama sade bir hayat olacak” diyor. Ama en ziyade daraldıkları benim tahminim perde arkasından konuşmaları. Bir yerden bir yere giderken perde arkasından gitmeleri. Mesela bir yerden bir yere giderken genellikle devenin içinde de olsa, devenin üstünde de olsa kapalı gidiyorlardı. O zaman “Gelin sizi güzellikle boşayayım” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sizi diyor yararlandırayım da, para da vereyim. İsterseniz ayrılalım diyor. Ama ahireti istiyorsanız, Allah’ın rızasını istiyorsanız devam edin diyor. El Emire denilen annemiz çok büyük bir hata yapmış. Bilmiyorum Allah günahlarını affetsin diyorum ama tabii dehşet verici aldığı karar. Ben ayrılayım bari diyor. Ayrılıyor Peygamber (s.a.v.)’den, ailesinin yanına gidiyor. Kardeşim etme çatma, sen ne yapıyorsun? Gidiyor bak kısa bir süre sonra aklını kaybetti. Çıldırdı, aklını kaybetti, delirdi. Allah adamı böyle yapar işte. Sen daha ne istiyorsun? Sonsuz dünya hayatında Peygamber (s.a.v.)’le beraber olacaksın. Üzmüşler benim gördüğüm, çok zorlamışlar. “Hz. Musa’yı (a.s)’ı üzenler, incitenler gibi olmayın” diyor ya Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Peygamber (s.a.v.)’i çok sıkmışlar. Sahabe de herhalde bir hayır vardır, bir bildikleri vardır diye karışmamış. Ama ben olsam Allahualem karışırdım, söyleyeyim. Bayağı karışırdım. Böyle bir şey bana çok ağır gelirdi. Böyle bir şeyi seyretmezdim. Bu diyenler var ya, işte azdı falan diyenler. Öyle bir şey diyemezlerdi, Allah’ın izniyle. Her ne pahasına olursa olsun dedirtmezdim. Sonucu ne olursa olsun, inşaAllah.

Şu Bediüzzaman’a da hayret ediyorum. Sen nasıl talebesin kardeşim? Tek başına onu alıyorlar, tecrit altına koyuyorlar. Eksi on derecede, on beş derecede orada yatıyor. İnsan bütün Türkiye’yi ayağa kaldırır, bütün dünyayı ayağa kaldırır. İşinizin gücünüzün adı ne mübarek? Hapsoluyorsan ol ne olacak? Ayağa kaldır derken, mektup yaz, dilekçe yaz, konuş bir şeyler yap.

Peygamberimiz (s.a.v.) dünya tatlısı. Mesela evine vakitli, vakitsiz geliyorlar, Gece ikide geliyorlar, üçte geliyorlar, bağırarak. Birde ismiyle bağırıyorlar. Dışarda hücrenin dışından bağırıyorlar. Diyor ki; Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “O utanıyor size bunu söylemeye. Öyle sesinizi yükselterek, bağırarak dışarıdan konuşmayın” diyor. Bir de yemek yiyince gitmiyorlar. Evinde yemek yiyorlar, oturuyor. “Yemek yiyince dağılın” diyor Cenab-ı Allah. Nasıl uğraşsın orada Peygamber (s.a.v.)? Utanıyor diyor söyleyemiyor diyor. Bak kibarlığını, inceliğini görüyor musun? Ben olsam uyarırdım onları, öyle bir şey olmazdı. Orada kim yapıyorsa da. Ama kimse de kimseye karışmamış benim anladığım. Her şeyi Peygamber (s.a.v.)’in üstüne bırakmışlar bazıları gibi görünüyor. Bu çok rahat tanzim edilecek bir şey. Sahabeleri tenzih ediyorum amaoradaki insanlar buna müdahale etmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

İslam devletinin Kuzey ve Kuzey Doğu’sundaki imparatorluklar büyük tehlike oluşturuyordu o dönemde. Bu sebeple sürekli teyakkuz halinde olunması gerekiyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de buna hazırlık için sürekli harcama yapıyor. Kalkan alıyor, ok alıyor, kılıç alıyor, at alıyorlar. Mesela Üstad’ın talebeleri diye bilinen kişiler sık sık köyüne ziyarete gidiyor. Aylarca köyünde kalıyor. İşine gücüne gidiyor. Ayda yılda geliyor, bir elini öpmeye geliyor. İnsan duyunca bile içi sıkılıyor. Ne kadar kızdırıcı bir hareket bu yani. İnsan bir dakika boş bırakmaz. Üstad, “evlenmeyin” diyor. Habire hepsi gidip evleniyorlar. Bu da çok rahatsız edici. Çünkü fevkalade bir durum var. Evlenmenin sırası mı? Böyle şeylerde suskun olmak çok acayip. Mesela Peygamber (s.a.v)’in evine gelmiş, dolmuşlar. Arkadaşlar dersiniz, Peygamber (s.a.v.)’i rahatsız etmeyelim. Çok güzel faaliyetleri var, güzel icraatları var. Biz hep beraber kalkalım. Yemek de yedik, tamam gidelim dersin. Bir de bağırıyor, mesela dışarı çıkarsın, “Mübarek niye bağırarak konuşuyorsun?” Ayıp dersin. “Ses yükseltilir mi?” Dersin. Dememelerine ben şaşıyorum, hayret ediyorum. Mesela Cuma günleri, toplantı günleri bir haber geliyor. Kervan geliyor, ticaret kervanı geliyor diyorlar. Yahut bir yerde eğlence oluyor, hoppala hepsi birden gidiyor. Peygamber (s.a.v.)’i ayakta bırakıyorlar. Ne imtihanmış mübareğin imtihanı? Ne imtihanmış? İnsanlar her devirde zor oluyorlar, kolay olmuyor. Ama tabii sahabe sonra olgunlaştı, derinleşti, güzelleşti ve evliya oldular. Ama ilk başlarda yorucu ve sıkıcı bir ortam olduğu anlaşılıyor Kuran ayetlerinden. Bunları duyunca bile içime hafakan geliyor, yani o devirde.

Peygamberimiz (s.a.v.)’den birisi bir şey istediğinde mutlaka onu temin edip ona ulaştırıyor. Mesela ona bir hediye getirirlerse, bir şey getirirlerse, birisi beğendiğinde hemen o hediyeyi veriyor. Ama bence gereken ilgi alaka pek olmamış bazı kişilerde, saygıda kusur etmişler. Bu çok acı tabii. Osman (r.a)’a  karşı da  aynı şekilde saygıda kusur etmişler.

Ahzab Suresi, 53. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler! (Rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak(kı açıklamak)tan utanmaz.” Görüyor musun? Bu normal olarak böyle hiç olmaması lazım, ama olmuş. Tam orada çok diğerkam, yiğit olmak lazım. Böyle şeylerde suskun olmamak gerekiyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Siz, Amerika'da insan öldürmenin normalleştirilmesi tehlikesinden bahsetmiştiniz. Amerika kendi halkına karşı oldukça şefkatsiz davranıyor. Amerika'da idam cezalarının giderek daha az uygulanması bazı kesimlerde rahatsızlık uyandırıyor. Amerikan halkının ortalama yüzde yetmişi idam cezalarını destekliyor ve müebbet hapis yerine idam cezası uygulanması gerektiğini düşünüyor. İdam cezalarını giderek daha az uygulatan valiler eleştiriliyorlar ve hapishanelerdeki idam odalarından sorumlu memurlar odaların giderek daha az kullanılmasından şikayetçi bir üslupla konuşuyorlar. 2010 yılından beri idam cezası uygulamasında yüzde yetmiş düşüş var. 1999 yılında doksan sekiz kişiyi idam eden Amerika'da bu sayı 2014 sonunda on dokuza düştü.

ADNAN OKTAR: Demek ki normalleşmeye başlamışlar. Ama o itirazlar tabii çok ürkütücü.

Bizim bu kadar rahat olmamızın nedeni Cenab-ı Allah'ın kontrolünde olayların gelişmesinden. Allah kendi yolunda olanlara bereket verir, ferahlık verir. Kötü niyetli olanlara da Allah bela veriyor, dert veriyor görüyorsunuz. Hayır yolda olanların Allah yolunu açar. Bu bir mucizedir. Kendi yolunda ilerlemek isteyenlere Allah alabildiğine yolları kolaylaştırıyor. Biz samimi davranmakla mükellefiz. Cehennem içinde Allah cennet yaratır. Müslümanları hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Bunların hepsi gizli birer Kuran mucizesidir, iman ehli bunu anlar, Allah'ın gizli işaretlerini görür ama gaflet ehli bunları görmez.

KARTAL GÖKTAN: Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah'a sığınırım "...Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder..." (Hac Suresi, 40)

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela adamlar diyor ki, "Ya ben iman edeceğim ama bana bir mucize olsun." İşte bir mucizedir bu. Kendi dinine yardım edene yardım ediyor. Açıkça görülüyor. Cehennemin içinde Allah cennet yaratıyor, ateşin içinde yürütüyor. Ateşin içinde yürünmez normalde değil mi? İnsanın ayağı yanar. Allah yürütüyor. En zor şartlarda yolu açıyor Allah, en bereketsiz ortamlarda bereket veriyor. Ama bereketi kaçmasın diye de sırları çok fazla açmıyoruz, gizli tutuyoruz tabii. Her harika da söylenmez.

Hazreti Ebubekir (r.a) diyor ki, "Ya Resulullah seni çok seviyorum öyle ki senin için gözümü kırpmadan ölecek kadar seni seviyorum." diyor maşaAllah. Hazreti Ömer (r.a) çok sevimli, dünya tatlısı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz gazetesi Daily Mirror, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in nükleer bir savaş durumunda havalanacak tam donanımlı bir uçağın hazır hale getirilmesi için talimat verdiğini yazdı. Rusya’nın askeri envanterinde bulunan Ilyushin II-80 modelinin modifiye edilmiş versiyonu olan uçağın radar sistemleri tarafından neredeyse görünmez özelliğe sahip olacağı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Atom bombası falan bu tip işlere girerlerse o zaman Rusya da kalmaz, Amerika da kalmaz, kıyamet kopar. Atom bombası işine hiç girmesin. Yani eğer Rusya'da atom bombası varsa Amerika'da da bomba var, Çin'de var, Kore'de var, Pakistan'da var, Hindistan'da var, İsrail'de var. Bu akılcı olmaz. Böyle bir şeyde bir toplu cinnet meydana gelir. Rusya, Allah esirgesin, yerle bir olur. Yani çok çok tehlikeli böyle şeyler. Öfkeyi tırmandırmamak lazım. Öfke bazen kitleye dönüşürse kitle cinnet geçirir, yakar yıkar darmadağın eder, kontrolü de mümkün olmaz. Putin, aklı başında bir delikanlı olduğunu düşünüyorum, bu tip üsluptan şiddetle kaçınsın. "Ben yaptım, oldu." olmaz, "Ben dedim, oldu." olmaz. O uçağın olduğu yere atom bombası atarlar, bu sefer her yer birbirine girer. Zannettiği gibi olmaz. Toplu cinnete kapı açacak bir üsluptan kaçınması lazım. Kendi bulunduğu şehre atom bombası atarlar, kendi de yok olur bütün kurmay heyeti yok olur, Allah esirgesin. O atom bombası atacak uçağın da bulunduğu yere atom bombası atarlar, uçak da buhar olur hepsi buhar olur. Böyle şeyler doğru değil, bunları insanların aklına düşürmek de doğru değil. Moskova'nın göbeğine atom bombası atarlar, bir anda koskoca şehir buhar olur. Bunlar tek tarafın elinde olan imkanlar değil. Atom bombası Türkiye'nin de elinde var; yaklaşık ellinin üzerinde atom bombası var Türkiye'de, İncirlik Üssü'nde ve çeşitli üslerde var. Aynı teknik imkanlar NATO'nun elinde de var, Amerika'nın elinde de var, Türkiye'nin de elinde var. Bunlar yanlış yollar, yanlış düşünceler; çok riskli, böyle şeylere girmemek lazım. Allah'ın gücünü esas almak lazım.

Özel Harekat, Esedullah yani Allah'ın aslanıdır; Haydar-ı Kerrar'dır, döne döne dövüşen aslan Haydar-ı Kerrar. Aynı zamanda Esedullah'dır.

"Üstadım programı tekrar akşama almanız çok iyi oldu. Sizsiz bir akşamın ne tadı var ne tuzu. İyi ki varsınız."

Hakikaten Putin biraz öfke içinde gördüğüm ve yatışmıyor. Etrafındaki kişiler de herhalde onu teşvik ediyor, bu kötü bir durum yani atom bombası, bilmem ne. Bir daha söylüyorum, Moskova'nın ortasına atom bombası atarlar, bütün kurmay heyeti yok olur. Kabadayılığın karşıtlığı da vardır yani bir medeniyet yok olur. O atom bombasını koyduğun uçağın bulunduğu şehre atom bombası atarlar, orada bir tane sağ insan kalmaz. Bunlar hoş şeyler değil, bunlar dehşet verici şeyler. Böyle şeylere yanaşmamak lazım. Bir tek sende atom bombası yok ki, herkeste kıyamet gibi atom bombası var. Türkiye'nin elinde de var; elli tane atom bombası var. Bu kullanmak için değildir, öylesine oluşmuş şeyler. Bunlar Mehdi (a.s)'ın devrinde tamamen kazınacak. Ufacık bir kızmada, "Ben atom bombası atacağım." dersen bunun bir mantığı olmaz. Allah vermesin, Moskova'ya atom bombası atılsa bütün Moskova yönetimi yok olur, tamamı yok olur; bütün kurmay heyeti, bakanlar, milletvekilleri, bir kişi kalmaz yani Rusya'yı yönetecek adam kalmaz. Yerin altı yerin üstü, hepsi erir gider. Böyle mantıksızlık olmaz. Bir de sen canının istediği gibi atom bombası falan atamazsın, atom bombasını Allah atar. Hiç bir insan atom bombası atamaz, Allah'ın izni olmadan hiçbir hareket yapamaz.

FrknOzcn78; "Şaraplar ortalıkta geziyor. Nasıl oluyor bu?" diyor. Kardeşim biz bunları nasıl eğiteceğiz bilmiyorum ki, çok ilginçler. Fikret gel, bir daha göster de bir içi rahatlasın. Her şişeyi şarap zannedersen nasıl olacak? Bunlar zeytinyağını da şarap zanneder, sirkeyi de şarap zanneder. Ne yazıyor?

KARTAL GÖKTAN: Fermente Gazlı Üzüm İçeceği.

ADNAN OKTAR: Evet yani alkollü malkollü değil. Tamam götür, şimdi başka bir şişe getir. Yüzde sıfır alkol. Evet, demek ki şarap değilmiş. O meyve suyu bardaklarını da göster de içleri rahatlasın. Kadeh falan var mı oralarda? Ver o kadehi, göster. Bak, bunlar meyve suyu içindeki de portakal. Ben bu adamlara ne diyeyim bilmiyorum ki. Bağnazlık had safhada, tavan yapmış vaziyette. Öbür meyve suyunu da göster. Bu da meyve suyu şarap marap değil, içinde de üzüm var, üstündeki de limonu.

Peygamberimiz (s.a.v.), henüz iman etmemişlere akıl almaz mal ihsanında bulunuyormuş böyle, onlar da şok oluyorlarmış. Mesela Safvan Bin Ümeyye, uzun uzun bir vadiye bakıyormuş, Peygamberimiz (s.a.v.)'in yeni fethettiği bir yer, bayağı uzun bakmış Peygamberimiz (s.a.v)'in çok dikkatini çekmiş. Peygamberimiz (s.a.v) demiş ki, "Ebu Vehb! Vadi pek mi hoşuna gitti?" diye sormuş, Safvan Bin Ümeyye, "Evet" dedi. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam, "O vadi de içindekiler de senin olsun." buyurdu. Bunun üzerine Safvan kendini tutamadı; "Peygamber kalbinden başka hiç kimsenin kalbi bu derece cömert ve üstün olamaz. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resulüdür." dedi ve hemen orada Müslüman oldu" diyor Tırmizi'de. Ne olur zaten İslam için harcayacak, İslam için kullanacak ne güzel, hem ona bir ikram hem de İslam’a bir kuvvet. Bak, hiç kalbinde en ufak bir negatiflik duymuyor.

 Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkmenistan'da sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi, bir görüşme. Matviyenko şu açıklamayı yaptı; "Rusya ve Türkiye arasında bu tür bir krizin çıkmasından dolayı biz suçlu değiliz. Türkiye yönetiminin yaşananları düzgün bir şekilde değerlendireceği ve Rusya'dan yaşananlardan dolayı özür dileyeceği zaman gelir. Güven duygusunun geri gelmesi ve ilişkilerin kurulması gerek. Ne Rusya ne de Türkiye Rus-Türk ilişkilerinin kötüleşmesini istemiyordur. Rusya dışında BDT ülkelerindeki partnerlerimiz de bu konudan dolayı endişeli ve kimse fazladan kriz istemiyor. Zaten dünyada birçok şey oluyor. Türkiye düzgün bir tepki vermeden yaşananları affedemeyiz. Her halükarda bu iki ülke ilişkilerinde ciddi ve büyük bir yara olarak kalacak. Fakat başka yollar bulunulmalı." diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Yani sadece özür mü istiyorlar? Onu anlıyorum. Canım, ne olur yani uzunca konudan çok mutazarrır olduklarını, çok rencide olduklarını dile getiren bir ifadede bulunabilirler tekrar kapsamlı olarak; bu zaten bir özürdür. Söylüyor işte, "Ben çok rahatsız oldum, acı çektim. Yine olsa yapmayız. Bilsek yapmazdık." diyor. Ne anlama geliyor bunlar? Milli gururları açısından ferahlatıcı olur. Orada gurur yapılacak bir şey yok, acı çekiyorlar benim gördüğüm hakikaten milli gururları rencide olduğu için milli gururlarını düzeltecek -çünkü fetih yapmış gibi anlatıyorlar "Biz işte adamı böyle yamulturuz" aşıklar atışıyorlar, "Nasıl vurduk kuyruğundan seni? " bilmem ne falan; bunlar sıradan ifadeler çok yakışıksız münasebetsiz laflar- bunu düzeltecek bir üslup gerekir. Bu zaten bir özür beyanıdır. Uzun uzun üzüldüğünü söylemesi; mükerrer olsa böyle bir şeye hiçbir şekilde yanaşmak istemeyeceklerini söylemeleri, bir yanlışlık sonucu bunun olduğunu söylemeleri; bunların hepsi özür değil mi? Kelimeye takılmanın bir alemi yok. Ama yine kapsamlı, buna benzer bir ifade olabilir.

Türkiye ile Rusya'yı savaştırmak istiyorlar, bir oyun var. Çok açık bir oyun oynandığı. Büyük bir savaş istiyorlar savaş tüccarları, onun için de kışkırtıyorlar. Putin aklı başında bir delikanlı, Tayyip Hocam’la da bir konuşsunlar Rus yetkililer, bunu daha kapsamlı anlatmak daha faydalı olabilir. Belki rahatlarlar öyle. Bir vicdanen acı içinde oldukları görülüyor, sakinleşememeleri milli gururlarının rencide olmasından kaynaklanıyor; bir daha söylenebilir. Bence bir akılcı, aklıselim bir yol göstermesi lazım Rusya'nın. Bunu böyle bir milli gurur krizine çevirmek doğru değil. Yalnız şu atom bombası muhabbeti nereden çıktı? Bu eğer İslam ülkelerine yönelik bir tehditse çok büyük bir çılgınlıkla karşılık verebilirler. Peş peşe suikastlar düzenlenebilir, ortalık birbirine girer. Atom bombası; hangi bir yere atom bombası atacaksın? Sen Amerika'ya atom bombası atmaya kalkarsan Amerika seni haritadan siler, yerle bir eder, dümdüz eder, canlı hiç kimseyi bırakmaz. Bu akıllı bir hareket olmaz ki. Moskova'nın elinde atom bombası varsa Amerika'nın elinde de atom bombası var, Çin'in elinde de var, İsrail'de var. Yani "Biz" diyebilirler belki hani, "radara yakalanacaklarını bildiğimiz için gönlümüz rahat." Öyle bir şey yok, Amerika'nın elindeki uçaklar radara yakalanmayacak gibi. Çok yüksek irtifada uçuyor ve radar dalgalarını bozacak mahiyette. O hayalet uçaklar var, biliyorsunuz, hiçbir şekilde yakalanmıyor, görünmüyor da. Yani Moskova'ya atom bombası atsalar, Allah vermesin, bütün kurmay heyet, bütün siyasetçiler orada; bütün medeniyet yok olur yani çok tehlikeli olur. Böyle bir tehdit olmaz. Her tehdidin karşılığı bir tehdit olacağını bilmek lazım, daha akılcı davranmaları lazım. Olayı bu kadar tırmandırmanın alemi yok. En son söylenecek sözü en başta söylemek yakışık almaz. Tekrar tekrar söylememin nedeni iyi dikkat çekmek istiyorum, o yüzden. Tehlikenin boyutunu görmeleri lazım. Pakistan'ın elinde bile çok fazla atom bombası var, İran'ın elinde de atom bombası var yani güç elde edilecek bir şey değil atom bombası.

Şarap bir kere zaten berbat bir şey. Şarabı niye oturup sanki çok mutlu bir sonmuş gibi, eğlendirici bir şeymiş gibi; zehir bayağı gıcık, leş gibi kokuyor yani çok itici, nefes olarak da çok iğrenç kokusu, etkisi de çok kötü. Sanki böyle muazzam bir şey varmış gibi ortada. Şarap bir kirdir, başka bir şey değil, yiyecek kiridir.

Zaten Cumhurbaşkanı’nın yaptığı açıklama özürdür kardeşim, resmen özür. Özür ne demek? Bir şeyde özrünü belirtiyorsun. Bir özür; bir şeyden ters etkilendiğinde onu açıklarsın mesela bir şeye pişman olursun yaptığına açıklarsın. Buna özür denir. Şimdi Tayyip Hoca ne diyor? "Ben yaptığımdan pişmanım." diyor. Bu özürdür işte. O kelimenin kullanılması şart değil ki. "Bu insanların ölümünden rahatsız oldum, acı çektim. Olayın meydana gelmesinden rahatsızım. Bilsem Rus uçağı olduğunu düşürttürmezdim, engellerdim. Benim kontrolüm dışında oldu. Mutazarrırım, üzgünüm." diyor. Türkçe bilenlere bir sorun bakalım, bunun anlamı nedir? Bu kapsamlı bir özürdür. Ama illa o kelimenin kullanılmasını istemenin anlamı yok. Bu özrün çok üstünde bir açıklama bu. Gurur kırılacak bir şey de yok. Açıklıyor işte anlatıyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hemen sonrasında Putin'le özel görüşmek istedi zaten.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rus ordusuna ait savaş uçakları Suriye’de Halep’in Zelve ve Meskene bölgeleriyle, Duma ve Şam’ın doğu Guta, Sakba ve Koba bölgelerine hava saldırısı düzenledi. Saldırıda aralarında kadın, yaşlı ve çocukların bulunduğun 135 kişi hayatını kaybetti. 250 kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: bu alenen cinayet ama dünyanın hiç umurunda bile değil. Dünya hipnoza girmiş durumda.

Senin çok güzel kişiliğin, şahsiyetin bayağı güzel. Akıllı olmanın sebebi çok çile çekmiş olman, anneni koruman, kollaman zor bir ortam senin için. O da senin akıllı, derin, kaliteli insan olmanı sağlıyor, vesile oluyor bunlar. Ki kişiliğin benim gördüğüm çok daha iyi olmuş şu an gördüğüm kadarıyla. Kitapları okuyor musun?

KONUK: Evet.

ADNAN OKTAR: Hangi kitapları okudun?

DENİZ HANIM: Ondan fazla okudum, çok fazla. Hepsinin isimlerini biliyorum.

ADNAN OKTAR: Neler buluyorsun o kitaplarda? Neler seni etkiliyor?

DENİZ HANIM: Neler beni etkiliyor? İlmimi artırıyorum bir kere. İlmimin artması en çok hoşuma giden şey. Tevekkülüm artıyor. Allah’a çok fazla şükrediyorum. Kitaplar sayesinde sürekli aklımda oluyor. Dünya hayatına kapılmıyorum. Yolda giderken, okula giderken bile okuyabiliyorum. Ve çok huzurlu hissettiriyor, ilaç gibi geliyor bana, şifa gibi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Oktar’ın anlattıkları önemli konular. Modern bilim Allah’ın varlığını alenen ve açıkça her yönüyle, her gün ispat ediyor. Kaderi ispat ediyor, Allah’ın yaratmasını ispat ediyor, her şeyi ispat ediyor. Dayanacak güçleri kalmadığı halde son kale direnmeye çalışıyorlar gibi görünüyor. Bilimin onların aleyhine döneceğini hiç tahmin etmediler. Bilim ateizme dinsizliğe insanları götürür zannettiler. Bilim Allah’ın varlığına götürdü onları. MaşaAllah. O nasıl oluyor? Bir daha anlat bakayım zamanın geriye dönmesi lazım kısmını.

OKTAR BABUNA: Amerika’daki bir laboratuvarda deney yaptılar yıllar önce bütün dünya medyasında haber oldu. Işığı, lazer ışığını sezyum ortamına gönderiyorlar, iki-üç katına çıktı, ışık hızının normal ışık hızının saniyede üç yüz bin kilometre hızın. Önce çıktığı ortamdan sonra girdi ortama, geriye işledi zaman.

ADNAN OKTAR: Bu neyi gösteriyor bize?

OKTAR BABUNA: Işık hızının üzerine çıkıldığında zaman geriye işleyebiliyor ve zamanın geri işlemesi de zamanın gerisinin var olduğunu gösteriyor sürekli olarak inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bilim adamları ne diyor buna?

OKTAR BABUNA: Örtbas ettiler Hocam, kapattılar konuyu. Bütün dünya medyasında haber oldu önce “sebep-sonuç ilişkileri bizim düşündüğümüzden farklı” dediler. Sonra da örtbas ettiler.

ADNAN OKTAR: Ahirette onun cevabını verecekler. Ama hakikaten onlara büyük şok oldu bilim. Yani bu proteinin yapısı, kromozomlar böyle başlarına bela açacağını bilseler, bu konulara bence hiç girmezdiler. Girdikçe daha da olay tam istemedikleri yönde gelişiyor. Her gün ya kaderin varlığını görüyorlar, ya Allah’ın varlığını görüyorlar. Allah’ın amansız gücünü görüyorlar. Garip bir çırpınma içindeler. Adama soruyorlar, “Protein tesadüfen meydana gelebilir mi?” “Gelemez” diyor. “Nasıl oluyor?” diyor. “Uzaylılar yapmıştır” diyor. Yani köşeye sıkışmanın en şiddetlisi oluşmuş durumda. 

OKTAR BABUNA: Bir de siz ara geçiş formu yoktur, getirene on trilyon veriyorum dediğinizde bütün dünya sıkıştı. Orada bittiler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, o şahane bir sözdü. Bu yabancı gazeteciler falan da gelmişti, Fransız gazeteciler. Hepsi o zaman akın akın geliyorlardı bu evrim teorisiyle ilgili olarak. Ben adamlara tek şey söyledim. Bak evrimi ispat edecek tek bir tane ara fosil getirsinler dedim, on trilyon vereceğim dedim. Bak kaç yıldan beri gıkları çıkmıyor. Getir, on trilyon al git. Yok.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Sonra fotoğrafını dediniz.

ADNAN OKTAR: Fotoğrafına da razıyım dedim, adam gösterip gösterip çekiyor,  bir çizim resmi var. Şöyle oyun oynuyor böyle. Kameraya gösteriyor geri çekiyor. Yani ne kadar aciz konuma düştüklerinin, ne kadar gariban duruma düştüklerinin açıkça görünmesi bu.

Bilimin bu adamların başına bela olduğunu biraz fazla dillendirsek iyi olur. Bilimle başları belaya girdi. Benim Yaratılış Atlası gelmişti Avrupa’ya hanımefendi çıktı nasıl daraldığını anlatmaya başladı. Yaratılış Atlası’nı gösterdi. “Fransa’da seni tanımayan yok Hocam” diyorlar bilim adamlarında, bilim çevrelerinde. Şimdi bu öyle bir kabus oldu ki, şimdi biz tabii yüz bin bilim adamı varsa bunun on binine göndermişizdir kitap Fransa’da. Yahut yirmi binine göndermişizdir. Ama öyle bir etki yapıyor ki, şimdi adam kitabı alıyor okuyor. Bana böyle bir kitap geldi diyor arkadaşına söylüyor. Adam meraktan kıvranmaya başlıyor. Şimdi o kitabın mahiyetini herkes birbirinden öğreniyor. “Bu evrim teorisini dümdüz eden bir kitap” diyor. O zaman adam o kitabı onda da olabileceğini düşünerek evrimi savunamıyor. Kilitlendiler. Bu bilimden kaçmaları ve korkmaları konusuna bir gidelim. Bir karanlık bir yapı görünüyor. Garip bir lobi var. Yani bilimin Allah’ı anlattığını, Allah’ı ispat etiğini gören ve bundan panik olan büyük bir kitle var. Bu kitleyi deşifre eden bir üslup kullanalım. Yani nasıl bilimden korktuklarını, nasıl kapatmaya çalıştıklarını anlatalım. Ali Demirsoy diyor ki; “Bugüne kadar hiç kimsenin başaramadığı teknik ve mükemmeliyette bir kitap” teşekkür ediyoruz. Herhalde bizim kafamıza güvenmiş Hoca anladığım kadarıyla. “Kaset, video, DVD araçlarını kullanarak geniş bir kitlenin, özellikle eğitim yaşındaki insanların çıkmaza sokulmasını sağlamaya çalışmaktadırlar”. “Çıkmaza sokmaya sağlamaya çalışmaktadırlar”. Kardeşim sen çıkmaza zaten girmişsin. Biz seni çıkmazdan çıkarmaya çalışıyoruz. Çıkmazdan da çıkmışsın da çaktırmamaya çalışıyorsun. Hemen anlarsın sen, bayağı zeki adamsın. Etrafındaki bütün arkadaşların evrimden vazgeçtiğine göre, demek ki etkili olmuşuz.

Şimdi bugün bir hayli yayın yaptık, bugün bu kadar yeterli. Yarın daha ileri saatlere kadar yapacağız. Bugünkü iyi, şimdilik bitirelim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü