Harun Yahya

Sohbetler (19 Aralık 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoşbulduk, siz de hoş geldiniz.

Risale’i Nur’un özelliği sahabe fedakarlığı olduğu içindir Bediüzzaman’ın. Yani anlatımlarının candanlığı da çok güzeldir Bediüzzaman’ın. Kainattaki uyum ve mükemmelliği güzel anlatır Bediüzzaman. Onun üstünde durur. Tabii bir Güneydoğu dili var kendine has “eskiden beri” diye çok şeker bir üslubu vardır Bediüzzaman’ın. Ama zorluklara tahammülü cesareti, azmi, iman anlayışı çok güzeldir Bediüzzaman’ın. Had safha değildir tabii ama iyi bir iman anlayışı, güzel bir iman anlayışı.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgide birleşelim” diyelim.

Çok acayip bir alkol kültürü gelişmiş. Sanki böyle eğlencenin merkezidir alkol falan. Perişan oluyorlar. Mesela yılbaşında içiyor mahvoluyor yılbaşı burnundan geliyor, ailesinin de burnundan geliyor, arkadaşlarının da burnundan geliyor, kendisinin de burnundan geliyor, mahvoluyorlar yani. Sağlığı adeta çöküyor, ne zorun ne zorun yani?

Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya’nın Türk halkını dost olarak gördüğünü ve ilişkilerin bozulmasını istemediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Öncelikle Türkiye Avrupa değil. Federal meclis konuşmamda söylemiştim bir kez daha tekrar etmek istiyorum; Türk halkını dost olarak görüyoruz ve Türk halkı ile ilişkilerimizin bozulmasını istemiyoruz. Ülke yönetimine değinirsek ayın altında hiçbir şey sonsuza kadar sürmez.”

ADNAN OKTAR: Yani ay gider gün devam eder. Tayyip Hoca gider biz işimize bakarız diyor. Gelen giden Tayyip Hocam’a çatıyor Allah aşkına Tayyip Hocam mazlum delikanlı ellemeyin Tayyip Hocam’ı. Tayyip Hocam’ın onda bir dahili yok. Tayyip Hocam’la alakası yok. Tayyip Hocam “Ben bilsem bu işe müsaade etmezdim” dedi. Daha ne desin? Başını belaya sokmak için birileri bir şey yaptı anladığım kadarıyla o da arada kaldı. “Bilgim dahilindeydi” diyor ama bir acayip bir durum. Gelir geçer bunlar. Putin iyi delikanlıdır, var hataları yanlışları ama vicdanen iyi delikanlıdır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birleşmiş Milletler’de Suriye konusunda uzlaşma kararı çıktı. Karara göre ateşkes yapılacak. Esad muhalefetle görüşecek. On sekiz ayda seçime gidilecek. Ocak başından itibaren rejim ve muhalifler arasında geçiş hükümeti konusunda görüşmeler yapılmaya başlanacak. 10 Aralık’ta Suriyeli muhalifleri bir araya getirmek amacıyla Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde toplantı düzenlenmiş ve Suriye yönetimiyle geçiş süreci üzerine masaya oturma kararı alınmıştı. Bu toplantıya Suriye’deki gruplardan yalnızca PYD davet edilmedi.

ADNAN OKTAR: Orada seçim meçim olmaz bak açıkça söyleyeyim. Kan gövdeyi götürür hiçbir şekilde anlaşamazlar. İmam Mehdi (a.s)’ın zuhurunun dışında bir yol yok. İsterse denesinler bir yere yazalım, hiçbir şekilde ortalık yatışmaz. Orada zaten halk kalmadı insan kalmadı mahvettiler hepsini. Demokratik seçim bilmem ne sanki normal bir hayat varmış gibi. İnsanları insanlıktan çıkarttılar mahvettiler yani. Terörist takım kaldı öyle bir şey yok.

Tayyip Hocam sarayın içindeki devlet konuk evine taşınmış. Şu ana kadar Dışişleri Bakanlığı konuk evinde kalıyormuş. Sarayın; o ana binanın içine mi yoksa meşruta gibi ayrı bir yer mi burası?

BÜLENT SEZGİN: Ayrı bir yer.

ADNAN OKTAR: Ayrı. Evet.

Asya Masim, “Kuran’da modernlik yasak, dünya hayatı kısıtlı, nasıl örnek olunacak modern dünyaya?” Kuran’da modernlik yasak değil modernliği sonuna kadar teşvik ediyor Kuran. Yanlış biliyorsunuz işte o bağnazlar sizi çok yanlış yönlendirmiş. Dünya hayatı kısıtlı değil alabildiğine özgürsün. Yani şu an elde ettiğin özgürlüğün bin misli var Kuran’da. Bir kere toplum baskısı yok, toplumun kuralları yok akıl almaz özgür olursun. “Nasıl örnek olunacak modern dünyaya?”  İşte Hz. Mehdi (a.s) çıktığında göreceksin.

Rasıl Vestburuk, “Hocam sevgisi bize uğramıyor Hocam” diyor. Sen seversen Allah sana sevgiyi uğratır. Sen sevmezsen sevgi senden kaçar tabii.

“Hocam sizi zevkle dinliyoruz. Sevgi her şeyden öte, biz de sizi çok seviyoruz Hocam. Sevgi aynı zamanda saygıyla birleşiyor sizde” diyor. “Vücuduna haç işareti çizdiren bir arkadaşımız var. Kendisi Müslüman. Daha sonra pişman olup dövmeyi sildirdi. Sizce gayrimüslim olmuş mudur? Sonuçta Müslüman kendisi” diyor. Ne alakası var canım? O süs olsun diye onu çizmiş olabilir, o dini bir amaçla yapmıyor ki onu put olarak da gördüğü yok. Sildirmesine de gerek yoktu aslında ne sildirecek? Birkaç ilave ile başka bir şekle sokabilirdi, değil mi? Gönlü rahat olsun. Müslümansa Müslümandır yani o haç işareti ile Müslümanlığı gitmez.

“Hocam merhaba. Bazı ilahiyatçılar Kuran’ı Kerim’de geçen salat kelimesinin kesinlikle namaz olmadığı, salatın mali ve zihinsel destek olduğunu söylüyorlar. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nedir Hocam? Saygılarımla.” Canları namaz kılmak istemiyor herhalde, bazı tembeller böyle namaz kılmak istemeyince ona bir çözüm arıyorlar. Peki abdest ne? Abdesti adam niye alıyor namaz yoksa? Namaz için hazırlık yapılıyor, mali destek için mi abdest alıyoruz biz? Birisine para vermek için mi, mal vermek için mi abdest alıyoruz? Sıkılmıştır onlar anladığım kadarıyla. Namaz Kuran’da tarif ediliyor rüku, secde, kıyam olarak. Herhalde bilmiyor olsak dümdüz geçecekler benim anladığım. Yok, namaz Kuran’da açık sarih hükümdür, olur mu? Tevrat’ta da İncil’de de vardır binlerce yıldan beri var olan bir ibadet.

Şimdi kader yok diyor, cin de yok diyor, namaz da yok diyor, oruç da yok diyor, hac da yok diyor yani hiçbir şey yok diyor. Kuran’da ne yazıyor o zaman? Cennet cehennem yok diyor. Yani biraz Kuran’ın hükümleri zor geliyor herhalde, toptan reddedemeyince parça parça reddetmeyi düşünüyor olabilirler.

Hayret, Allah’ın müzikten zevk almamızı sağlaması, apayrı tarif edilemeyen bir zevki var. Böyle güzel bir nimeti de yasaklamışlar. Mesela resim çok güzel bir şey büyük bir nimet, tablolar. Heykel mesela çok büyük bir nimet bayağı güzel bir şey. Onu yasakla bunu yasakla. Bu sefer de namazı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Cennet yok cehennem yok, inanılır gibi değil. Bunlar ikna edeceklerine de kaniler herhalde. Namaz rüku, secde, kıyamla anlatılıyor ve “namaz kılmadan önce abdest alın” diyor. Abdesti bozan şeyler var peki neyin hazırlığı bunlar? Ve “vakitli olarak farz kıldık” diyor, değil mi? Vakitlerini veriyor Kuran. Ee? Sen “mal dağıtmak anlamına geliyor” diyorsun. Ne kadar samimiyetsizlik, ne kadar zorlama şeyler. Bir de bizi ikna edeceklerini zannediyorlar. Namaz kılmıyorsan kılmıyorsundur.  Oturup bu hallere gelmenin alemi ne?

Allah’ın eğitme, imtihan vakti bayağı iyi ama tabii eli çabuk tutmak lazım dünyada. Hani vakit var diye böyle yaya yaya kullanmak olmaz. Özellikle Allah son zamanlarda bilim vesilesiyle Allah’ın varlığının delillerini çok keskin ortaya koydu. Bilimin nimetlerinden iyi istifade etmek lazım. Sadece bilimin nimetlerinden istifade ederken bilim karmaşık anlatır bazen, o karmaşıklık da insanları yorar. Yorduğu için de okumak istemezler. Bilimin karmaşık anlattığını sade anlatmayı bir sanat haline getirmek lazım. Benim kitaplarımda anlaşılır ve sade oluyor ama bunun her yerde yayılması lazım.

Mesela proteinin yapımı, işte sinir sisteminin çalışması, koful mitokondrinin çalışması, golgi cisimciği şu bu falan bunlar nefes kesen olaylar, çok büyük olaylar. Tek bir tanesi iman etmek için yeterli. Mesela aşağıda dün çocuklar söyledi; balık yavrularını ağzından salmış. Ne kadar balık var? Ferah bir elli tane vardır daha da fazladır değil mi? Küçük küçük. Annesi onlara yer yaptı, annesi hiç başlarından ayrılmıyor. Elli tane falan küçük yavru balık var, babası da acayip sinirli bütün balıkları kovalıyor oraya sokmuyor çok gergin. Bütün balıklar tırstılar kaçıyorlar. Sürekli orada dönüyor hayvanlar. Bak kaç günden beri geceli-gündüzlü uykusuz o çocukları korumakla uğraşıyorlar. Bu balık, şuuru tamamen kapalı alenen bir mucize var orada. Allah’ın Rahman Rahim isminin bir tecellisi var. Sırf o bile iman etmek için yeterli bir insana. Balık beyni artık, balık şuuru yani tamamen kapalı şuuru.

EBRU ALTAN: Annesi haftalarca yemek yemiyor.

ADNAN OKTAR: Bak haftalarca; hayvanın çektiği eziyet yavruları için. Ama bu DNA’lar şu bu falan, protein bunların yapımı, hormonların yapımı bu muazzam bir sanat. Bilim Allah’ın varlığını bütün ihtişamıyla insanların gözü önüne serdi. Ama bilim, bilim kitaplarında kaldı halka inemiyor. Halka inmesi için halkın kolay anlayacağı hale gelmesi gerekiyor. Benim kitaplarım var ama bunun tabii dünya çapında çok çok daha yaygın hale gelmesi için diğer Müslüman kardeşlerimizin de bu konuda yardımcı olması lazım. Bilimi sadeleştirmek çok önemli, anlaşılır hale getirmek. Bir şeyi bir insanın anlayacağı hale getirebilmek bir sanattır ve oradaki imani derinliği göstermek de bir sanattır.

Endoplazmik Garip, “Hocam, batıda Darwinizm cayır cayır anlatılıyor. Ama en refah yaşayan ülkeler Avrupa, batı medeniyeti. Neden uğursuzluk olmuyor?” Olur mu canım? Amerika’da her gün insanlar intihar ediyor, binlerce insan intihar etti bir yılın içerisinde. Avrupa’da bu kadar uyuşturucunun yaygın olmasının nedeni ne, bu kadar intiharların çok olmasının nedeni ne? İnsanların suratının bir karış olmasının nedeni ne?

EBRU ALTAN: Siz ekonomik krizi anlatmıştınız “Allah bela verebilir” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ekonomik kriz hala devam ediyor bak Yunanistan’da, orada burada Romanya’da her yerde var Avrupa’da. Bir de refahtan kasıt ne? Refah muğlak bir ifade. Yemek yemekse yemek yiyen adamların başı bayağı belaya giriyor. Kolesterolü yükseliyor, hastalanıyor. Yemek yendiği gibi kalmaz ki, yemek bir mutluluk değil. Sıcak bir ev de yeterli değil. İnsanlar mutlu değil. İnsanların mutlu olmasına refah denir. İnsanlar mutlu olmadıktan sonra nasıl refah olacak?

İspanyol, “Obama, dün Erdoğan’a “Musul’dan çekil” dedi. Az önce Türk Dışişleri’nden yapılan açıklamayla çekileceğini açıkladı. Ne diyorsunuz?” Aslında Türk askerinin çekilmesi talebini ortaya koyan Rusya’dır. Bu olaydan dolayı, uçak düşürme olayından dolayı ilk bunu talep eden Rusya oldu. Rusya bunu Irak’a bildirdi Irak talep etti, Irak hükümeti. Amerika da karmaşa olmasın diye Irak hükümetinin bu talebini tekrarladı. Zaten Türkiye çekiliyordu, çekilme işlemi zaten devam ediyor. Yani Amerika’nın demesiyle değişen bir şey yok.

Mesela Almanya’da insanlar mutlu değil. Mesela sen gittin geçen gün mutlu mu orada insanlar?

KÜBRA YILDIRIM:  Hiç mutlu değiller. Tam aksine.

ADNAN OKTAR: Nasıl, ne gördün orada ne dikkatini çekti?

KÜBRA YILDIRIM: Çok kinli ve öfkeli, nefret dolular birçoğu. Ve hepsi alkol kullanıyor, oradan huzur bulduklarını düşünüyorlar sizin söylediğiniz gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Geniş çaplı alkol kullanıyorlar hepsi içmese bile büyük bir kitle içiyor. Uyuşturucu çok yaygın. Dolayısıyla orada bir mutluluk yok.

Bir gramın trilyonda biri kadar adrenalin vücutta salgılandığında bütün vücudu hoplatıyor. Böyle beyninde vücudunda adeta yanıyor gibi oluyor, akıl almaz bir kuvvet geliyor. Bir gramın trilyonda biri, bir pikogram adrenalin yetiyor. Anında tansiyon yükseliyor, müthiş bir kuvvet geliyor.

“Adamsınız adam” diyor Halil Kaplan.

Avrupa’da, Amerika’da insanların en yakın arkadaşları psikologları, en sevdikleri psikologları. Bir saatlik seans oluyor, adam seans bitince “seans bitti” diyor “lütfen buyurun” diyor “hemen parayı da rica edeyim” diyor. Bak, ahbap olma şekline bak, mutluluk şekline bak. Böyle mutluluk olur mu?

MEHMET YILDIRIM: Almanya’da da en sadık dostu köpekleri oluyor.

ADNAN OKTAR: “Almanya’da en yakın arkadaşları en sevdikleri köpekleri oluyor” diyorsunuz. Doğru.

Amerika’da ölüm cezasına çarptırılanların büyük bölümünü gaziler oluşturuyor, gazi de denmez de ona işte çatışmaya girmiş kişiler. Irak’tan döndüklerinde veyahut Suriye’den döndüklerinde, Afganistan’dan döndüklerinde seri cinayetler işliyorlar Amerika’da, alışmışlar. Aynı rahatlıkta cinayet işliyor çünkü orada serbest cinayet işlemek. “Orada öldürdüğüme göre burada da öldürürüm” diyor, kepazelik paçadan akıyor. Genellikle hep yalnız yaşıyorlar, dostları olmuyor. Bencil bir hayat yaşıyorlar çoğu. Dostluğun, fedakarlığın sevginin güzelliğini yaşamıyorlar. Köpekleri oluyor, kedileri oluyor onlarla yaşıyorlar. Dolayısıyla bu bir refah, mutluluk, huzur değil.

Emir-il Mümin’in Ali (r.a) şöyle buyurdu: “Irak’ta dört ayn harfli lider peş peşe geldiğinde Ali Muhammed’den Mehdi’nin zuhurunu bekleyin. İsminin başında ayn harfi olan üçüncü lider zamanında ulemanın hali iyi olur. Bundan sonra dördüncü ayn harfli olan lider dağlar bölgesinden gelir idareyi alır, etrafı gam, keder sarar. İlim ehlinin durumu kötü olur. Bu dördüncü lider yıkıldıktan sonra beşinci ayn harfli olanı bekleyin.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ı. Hz. Ali (r.a)’dan bir hadis. Irak’ta Abdülkerim Kasım birinci lider oldu. İkinci lider Abdüsselam Arif. Üçüncü lider Abdülmecit Saddam Hüseyin. Dördüncü lider Ami Celal denilen Celal Talabani. Ami onun lakabı, ismi. Zeki uyanık anlamında. Beşinci kişi geldiğinde artık ferahlık olur diyor Hz. Ali (r.a). Beşinci ayn geldiğinde. Ayn harfli olan kişi yani İmam Mehdi (a.s). Belki Ahmet Muhammed Mehdi olduğu için, o şekilde söylenmiş olabilir.

“PKK’nın mücadelesi batıl bir mücadeledir. Allahsız, Kitapsız cinayet işleyen, zulüm yapan bir örgütün mücadelesi tamamen batıldır.” Sözüme karşılık Sonder Dalgıç, Sonder 048, “Bu mantıkla IŞİD’inki batıl değil demek oluyor.” Canım IŞİD’inki de batıl tabii. O Mehdi (a.s) döneminde onlar düzelecekler. Tabii ki şirk sistemi var Müslüman’ların içerisinde yaygın olarak. Dolayısıyla tabii ki bir zulüm ve yanlışlık sistemi İslam aleminin büyük bölümünü sarmış durumda. IŞİD de bunun içinde. Ama PKK’nın zulmü kıyaslandığında,  binlerce mislidir, binlerce misli.

Bilge Aslan Türk, “Hocam diyor Ankara havası olmadan mı geçecek ömrümüz?” diyor.

“Hayırlı geceler Adnan Hocam,” Mustafa Gürcü,” severek izliyoruz, Mersin’den sevgiler.”

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş bugünkü açıklamasında “AK Parti’nin Türkiye’nin IŞİD’i olduğunu ve çözüm sürecinde masaya dönülmesi gerektiğini söyledi. Ama aynı zamanda hükümet de tekçi faşizan anlayışı topluma dayatıyor. Bir tür Türkiye’nin IŞİD’i AK Parti. Ona karşı da demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Yürütmek zorundayız. İki tarafın karşılıklı ateşkese zorlanması gerekiyor. Taraflar yeniden müzakere masasına dönme konusunda bir irade ortaya koymalılar. Ayrıca uluslararası topluma da destek olması lazım. Amerika çok etkili bir hükümet. Ve bu gibi sorunların çözümüne teşvik edici bir rol oynaması, hatta gözlemci olma konusunda bazı grupları desteklemesi,  eminim ki Türkiye’de savaşın bitip, yeniden müzakerelere dönülmesi noktasında etkili olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Tamam da masada neyi biz onlara sunacağız? Onlar bize neyi sunacaklar? Neyin karşılığında terörü durduracaklar? Bunu bir söylesinler. Bir şey karşılığında değilse masaya gerek yok. Direkt vazgeçsinler zaten. Ama bir şey karşılığındaysalar alırlar yanlış şeyleri, bilgileri olmaz. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz.

Bülent Girgin, “Allah’ın varlığının inkar edilmesi, Allah’ın gücüne gittiğini nerden biliyorsunuz?” diyor. Kuran’dan biliyoruz. Allah “İntikam alıyorum” diyor. “Cehennemde sonsuz kalacaklar” diyor. Cehennemde nasıl azap çekeceklerini uzun uzun anlatıyor Allah. “Yeryüzünde de o şehirleri helak ederim” diyor Allah. “Ediyorum, ettim ve edeceğim” diyor. “Görüyorsunuz” diyor “o şehirlerin enkazlarını, onların içinden geçip görürsünüz” diyor. “Onların fısıltılarını duyuyor musunuz?” diyor. Allah intikam sahibi olduğunu söylüyor ve “meydana gelen dehşetten de Ben korkmam” diyor Allah. Cehennemde de, cehennem “doydun mu?” diyor. “Daha var mı?” diyor cehennem. Allah “çaka çaka dolduracağım cehennemi böyle insanlarla” diyor. Dolayısıyla bu anlattıklarımız Kuran’a dayalı, ayete dayalı.

Çok kötü bir internetçi dili kullanıyor çocuklar, bayağı berbat. Kendi aralarında böyle atom forvet, çok sığı. İki yüz kelimeyi geçmez konuştukları. Çok kötü polemik anlayışları var. Alaycılığı da bilmiyorlar. Espri yapmayı da bilmiyor. Akıl almaz münasebetsiz, böyle bir zeka fukarası, akıl fukarası. Bir zavallılık üstlerine hakim oluyor bir kısmının. İnsan acıyor, kafa hiç çalışmıyor gibi. Güya laf sokuyor, onu da beceremiyor. Çok çok berbat. Bir zeka kırıntısı bile yok. İnsanın acıma hissinin dışında etkilendiği bir konu olmuyor. Onun için bu arkadaşlar biraz kendilerini geliştirsinler. İnsan mesela hakikaten bazen laf dokundurur ama bir zeka oyunu vardır, bir akıl vardır, burada bu yok. Son derece ilkel bir beyin, ilkel bir kafa, zavallı bir mantıksızlık ve bir beyin fukaralığı var. Önüne gelen yazıyı anında yazıyor, düşünmüyor da. Atom forvet, elinin tersiyle burnunu siliyor böyle. Bir bilgisayar onun başında orada işte ne bulursa onu yiyor, iki büklüm olmuş. Bu durumun düzeltilmesi gerekiyor.

Abdürrahim Ekinci, “Filistin’in İsrail’den istediği neyse, Kürtler de Türkiye’den onu istiyor. İsrail’in gözünde Hamas neyse, devletin gözünde de PKK odur.” “Filistin’in İsrail’den istediği neyse…” tamam da, Filistin Müslüman, dindar. “Kürtler de Türkiye’den…” Kürtler diyorsun, Kürt’lerin bir şey istediği yok. Kürtler Türkiye’yi devleti seviyorlar. Kürtler niye diyorsun?  PKK de. Şimdi burada bir ifade bozukluğu olmuş. “İsrail’in gözünde Hamas neyse…” Hamas bir kere Müslüman bir topluluk. PKK, Stalinist, Allahsız, Kitapsız; benzetmelerin kökeni kökten yanlış. Kürtler diyorsun, PKK aslında onu isteyenler. Dolayısıyla her yeri bozuk bu lafın, ne diyeyim ben buna?

Teo Elektro Manyak, “Kendine dindar diyen adamlar devlete zarar veriyor” diyor. “Eğitim kurumlarının amacı dindar nesiller yetiştirmek olmalı, ahlaklı nesil.” Yani Darwinizm’e, materyalizme karşı, imanlı, Kuran mucizelerini bilen, iman hakikatlerini bilen nesiller, doğru. Yıllardan beri anlattığımız bu konu zaten.

"Şu anda Adnan Hoca canlı yayında Ankara havası eşliğinde oynuyor. Müthiş yahu!" diyor Veysel Baştürk.

Tarikat devri bitti artık. Tarikatlar Mehdi (a.s)'a bağlandı. Ben de Mehdi (a.s)'a bağlandım, herkes Mehdi (a.s)'a bağlandı ister istemez. Bunu Muhammed Raşit Erol söylüyor, bunu Mahmut Efendi, Ali Haydar Efendi söylüyor, herkes söylüyor. Tarikatlar tamam. Bütün feyzler, bereketler artık İmam Mehdi (a.s) kanalıyla dünyaya yayılıyor. Ben de Mehdi (a.s)'a talebe oldum, herkes Mehdi (a.s)'a talebe oldu istese de istemese de inşaAllah.

Hazreti Ali (r.a)'nin gözlerinde de rahatsızlık vardı; Resulullah (s.a.v.) mübarek ellerini gözlerine sürdü Hazreti Ali (r.a)'nin, gözleri böyle cincik gibi oldu Allah'ın izniyle. Ama önce hiçbir şey yapmadı, çilesi dolsun, imtihan olsun diye hiçbir şey yapmadı. Vahiy gelince ellerini gözlerine sürdü, mübarek gözlerine; hiçbir şey kalmadı gözlerinde. Canım dedem, o da öyle imtihan oluyordu. Güzel, yeşil gözlüydü Hazreti Ali (r.a), biliyorsunuz.

Hayret, genetik bağın etkisi Allah'ın hikmeti, Resulullah (s.a.v.)'in sırtındaki mühür genetik olarak devam ediyor bin dört yüz yıl; Mehdi (a.s)'ın sırtında çıkıyor. Genetik bak, mucize. Mesela Hazreti Ali (r.a)'nin gözleri yeşil, genetik devam ediyor, ediyor evladında yine İmam Mehdi (a.s)'da bin dört yüz yıl sonra yine çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle diyor, "Ayn'ul hadra" diyor; gözleri yeşildir Mehdi (a.s)'ın.

Güneydoğu'da asker, özel harekatçılar iyi çalışıyorlar, devam. Aslanlarım, koç yiğitlerim, efelerim, seymenlerim gereğini yapsınlar. Allah kılıçlarını keskin etsin, ömürlerini gün gibi bedit, fahri alemi hoşnut ettiler Cenab-ı Allah da onlardan hoşnut olsun. İlim kılıcıyla, ilim kılıcıyla.

Canım benim, dedem gözü ağrıdığında Hazreti Ali (r.a), gözünü bağlıyorlardı, iki gözünü de, boş durmamak için ekmek yoğuruyormuş. Tatlılığa bak maşaAllah. Kuvvetli olduğu için tabii şahane yoğuruyor hamuru da.

"Hey MaşaAllah. Delikanlı aleminde eşi benzeri varsa gelsin. Yakışır. Olayın hakkını itina ile teslim ediyor." diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş, Vice News'e verdiği röportajda Kürtlerin başına gelenlerin devletsizlikten olduğu yönündeki sözlerine şöyle açıklama getirdi: "Hem devlet Kürtlerin devleti değil hem de Kürtlerin Ortadoğu'da devleti yok. Bunu ille de Türkiye’de bağımsız bir Kürt devleti anlamında ifade etmedim ama Kürtlerin de Ortadoğu’da devlet kurma hakkı var. Bu ille de dört ülkeden ayrılarak kurulacak birleşik büyük bir Kürdistan olmak zorunda da değil ama Irak’ta federal Kürdistan var buna saygı duymak lazım, Rojava’da kantona dayalı bir devlet oluşuyor, buna saygı duymak lazım. İşte Türkiye’de Kürtler özerklik istiyor. Bunların hepsi devlet modelleridir. İlla bağımsız olmak zorunda değiller ama bağımsız olacaklarsa da yine halkın bu kendi kaderini tayin hakkına saygı duyması lazım."

ADNAN OKTAR: Kardeşim, biz Komünist Stalinist bir devlet Türkiye'nin içerisinde müsaade etmeyiz. Bunu unutacaklar. Ama mesela Irak'ta var; Barzani var. Biz seviyoruz, rahat etsin, destekliyoruz da, mal mülk de veririz para da veririz. Bizim derdimiz komünist Stalinist olmak, Allahsız Kitapsız olmak; sorun bu kardeşim. Allahsız Kitapsız, Stalinist komünistsen, proletarya diktatörlüğü kurmaya kalkarsan ilimle irfanla buna müsaade etmeyiz. Bunu unutacaksın. Boş yere de çırpınmayın. Selahattin Hoca için demiyorum, Selahattin'in işine gelmez öyle bir şey. Bunun anlaşılmayacak bir yönü mü var? Komünist Stalinist sistem Allah'a Kitap’a Kuran'a karşı; böyle bir ortamda biz yaşayamayız, boğuluruz. Bizi boğmak isteyeni de biz ilimle irfanla etkisiz hale getiririz. Sen Türk milletini yok etmeye kalkarsan, Türk milletinin mekanına sen zarar vermeye kalkarsan Türk milleti de sana ne yapar? Kendini korur. Olmaz. Sen delikanlının mekanına gireceksin, mekanına zarar vereceksin, o da sana karşı susacak; bu olmaz, olmaz. Etkisiz hale getiririz ilimle irfanla. Geleceksin İtalyan mobilyalara zarar vermeye kalkacaksın; o adam da seni bir daha evine sokmaz.

Amerika'yı yardıma çağırıyorsalar demek ki hakikaten PKK'nın kuyruğu sıkışmış. İstemiyoruz, bir komünist kalkışma istemiyoruz. Kürt annelerime, Kürt bacılarıma, Kürt kız kardeşlerime, Kürt çocuklarımıza komünist Stalinist proletarya diktatörlüğü baskısı istemiyoruz. Neye mal olur? Neye mal olursa olsun yani hiç fark etmez.

Kadir Aslan; "Devlet dindar nasıl olsun? Laiklik karşıtı mısınız siz yoksa?" Devletin mensupları dindar olur, devlet mekanizması dindar olmaz. Devlet laik olur ama devletin fertleri dindar olur, fert fert dindar olur. Hükümet mesela dindar, memurlar dindar. Polis, görüyorsunuz, özel harekat; eskiden bandoyla kaldırılıyordu, cenaze marşıyla cenaze kaldırılıyordu; -söyleye söyleye onu da sonunda ikna ettim- salavatlarla kaldırılıyor, tekbirlerle kaldırılıyor. Tam dediğim gibi oldu Allah'a çok şükür.

İsmail; "Devlet Doğu’da masum halkı katlediyor kadın-erkek-çocuk demeden öldürüyorlar. Ne diyorsunuz bu politika için?" Devlet; dünyada en merhametli devlettir Türk devleti. Aksini söyleyen varsa gelsin, ayağını öpeceğim. Dünyanın en merhametli askeri, polisi, devleti Türkiye'dedir. Bunu bütün dünya görüyor. Suriyelilere bizim kadar sahip çıkan hiç kimse yok. Bizim kadar merhametli, bu kadar insancıl hiç kimsede göremezsin. En merhametli ordu Türk Ordusu'dur. Değil diyen gelsin ayağını öpeceğim, samimi olarak söylüyorum, burada ayağını öpeceğim. "Devlet Doğu'da masum halkı öldürüyor." Devlet değil PKK, Doğu'da masum halkı şehit ediyor. Lafı ne kadar değiştiriyorsunuz. "Devlet" diyor PKK diyeceğine. Masum halkı katleden PKK'dır. Devlet canını ortaya koyuyor, devletin askeri polisi; can azizdir, canını ortaya koyuyor masum halkı koruyor; canını, imanını, dinini, Kitap’ını, mukaddesatını koruyor. Askeri, polisi cayır cayır yakıyorlar, benim delikanlılarımı, efelerimi; "Feda olsun." diyorlar, Allah için. Al kanlara boyanıyorlar, Allah için şehit oluyorlar. Sen takdir edeceğine eleştiriyorsun. Ne kadar ayıp.

"Adnan Hocam merhabalar, cinler hakkında bilgili olduğunuzu söylemiştiniz." Ben bilgili falan değilim işte duyduğumu anlatıyorum. "Neden ölüm döşeğindeki hastalar ölmeden önce duvarın köşesine bakmaya başlıyor? Cinlerle mi alakalı?" diyor. Yok canım, aniden vefat ediyorlar. Çoğu öyle oluyor; nefes alıyor, küt diye düşüyor. Duvar köşesine falan bakıyor değil. Yani oradan bir delil bulamazsınız; seninle konuşurken o anda ölmüş olabilir. Ne zaman öldüğünü bilemezsin. Yani konuşuyor olması canlı olmasını göstermez; birçok insan ölüdür zaten.

"Değerli Hocam her seferinde bizi şaşırtmayı, sevince gark etmeyi iyi biliyorsunuz. Şahanesiniz Hocam, bir tanesiniz."

"Allah aşkıyla sevdiğim, nurum, canımın cananı, biricik Hocam heybetini yaratan Allah'a kurban olayım. Nursun nur." diyor, maşaAllah elhamdülillah, "Allah beni bu dünyada da cennette de senden ayırmasın." Aynur Özkaya.

"Selamun aleyküm Hocam. Türkiye, Suriye politikasında sizce hangi yolu izlemeliydi?" Eren Cem Şahin. Mehdiyet'in zeminini hazırlayıp iman hakikatleri ile Kuran mucizeleriyle Türkiye'de güçlü bir imanlı nesil yetiştirip Darwinist materyalist tahribatı yok edip imanın kalesi bir ülke meydana getirmesi lazım hükümetin.

Atilla Öztürk, "Hocam bir numarada sizin kanal. Diğer bütün kanallar sizden sonra geliyor. Yaşasın A9." diyor. Birde değil de dokuzda olması daha iyi bence. Daha kolay olur o ama bir de olabilir.

"Hocam iyi geceler. Size bir sorum olacak: Kadın-erkek bir arada zikredebilir mi?" diyor Esat Ünlü. Hacda sırt sırta hac ediyorlar, orada oluyor; tekbirler getiriyorlar, telbiyeler getiriyorlar, hepsi oluyor. Niye olmuyor? Niye olmasın? Beraber peygamberler namaz kılıyorlar. Kadınları bir acayip hale soktular.

Alişan Yılmaz; "Hocam’a saygılar. Kendisinin düşüncelerine sonuna dek katılıyorum. Adam gibi adamdır. Bunları Hocam’a iletirseniz sevinirim." Vay be Alişan, zaten isim tam delikanlı ismi.

Fatma Tabak; "En iyi Hocam Adnan Hoca." diyor. Ben hoca değilim ne yapacaksın şimdi?

"Ben Mehmet. Hocam sizin programınızı tam anlayamadım. İslamiyet'i mi anlatıyor yoksa eğlence programı mı?" Eğlence, İslam, Kuran, yemek-içmek, her şey. Hayat tek bir bütündür. İslam'dan ayrı olan bir hayat yoktur. Yani "bir kısmı İslami bir kısmı İslami olmayan" olmaz. Hayatın hiçbir bölümünde İslam olmazlık etmez. Her nefesinde İslam vardır; eğlenirken, gülerken, cinsellikte, uyumada, yatmada, kalkmada; aklına gelen her yerde İslam vardır. İslam'ın olmadığı bir yer gaflet demektir, perişanlık demektir.

"Sevgimi kelimelere sığdıramam ki; sen kendin zaten sevgisin. Gözlerinin yeşilini, bakışlarındaki derinliği, tutkunu çok beğeniyorum." diyor Firuze.

Akla bak, Hollanda'nın kuzeyinde Purmerend kentinde çok sayıda kişiyi yaralayan bir baykuş hakkında arama emri varmış. Uzun uğraşlar sonucu yakalanan baykuş gözaltına alınmış. Şimdi ömür boyu hapiste tutulması kararı alınmış. Garibim hayvancağız.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Japonya’da kedi sevmek için yüz elliden fazla kafe varmış. Bir fotoğraf da vardı.

ADNAN OKTAR: Kedi sevmek için. Kafe. Japonya’ya taşınmak lazım, mükemmel bir olay. Çok iyi akıl etmişler. Hakikaten çok insancıl, güzel, sevgi dolu bir keşif. İnşaAllah Türkiye’de de olur. Ben o kafede müdavim olurum. Ondan ona, ondan ona yani.

Süheyla Süleymaniyeli, “Hocam sizi çok seviyorum” diyor. “İmanın coşkusuyla karşında oynayan kız kardeşime helal” diyor.

“Kim demiş bebeğim diyemeyiz diye” diyor “bebeğim de deriz, Allah aşkıyla sevdiğim de deriz” diyor. Bir detaya girmiş ama çok coşmuş, onu söyleyemeyiz. Kim demiş? RTÜK diyor, RTÜK’deki beyler, muhterem ağabeylerimiz diyorlar. Biz de saygı duyuyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın telsiz konuşmalarında “Halk yanımızda yer almıyor, desteği bize değil askere veriyor. Acımayın, aldanmayın, akıllı hareket edin ve ayrım yapmayın. Evleri, okulları, hastaneleri yerle bir edin. Ambulansları hareket ettirmeyin. Hedef alın vurun” talimatını gönderdiği ortaya çıktı. Örneğin Cizre’de 16 Aralık saat 02:10’da yapılan bir diğer telsiz konuşmasında teröristlerden birinin “fedailer hastaneye girsin mi?” sorusunu diğer teröristin “vurun vurun talan edin” diğerinin ise “oradaki yerleri tarayın” diye yanıtladığı görülüyor. Cizre’de 17 Aralık’ta geçen bir başka telsiz konuşmasında ise operasyon güçlerinin liseye girmeye çalıştığını haber veren bir teröriste, telsizin diğer ucundaki teröristin “karpuzları” liseye tuzaklanan el yapımı patlayıcıları kastediyor “tek tek patlatın” şeklinde yanıt vermesi üzerine soruyu soran terörist, okulda iki arkadaşlarının bunduğu uyarısında bulunuyor. Bunun üzerine telsizin diğer ucundaki teröristin “boş ver patlatın, onlar da şehit olur” dediği duyuluyor.

ADNAN OKTAR: İşte polis, asker gereğini yapsın. Konu bitsin. Kökünden bu işin bitmesi gerekiyor artık.

Evet, Bülent Efendi ve Fikret Bey kardeşlerim.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanlığı Güneydoğu’da ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve operasyonlarla ilgili açıklama yaptı. Genelkurmay’dan yapılan açıklamada “operasyonlar kamu güvenliği tesis edilinceye kadar azim ve kararlılıkla sürdürülecektir. Operasyonların icrası esnasında öncelik güvenlik güçlerimizin ve bölgede yaşayan sivil halkın can güvenliğinin sağlanmasıdır” denildi.

ADNAN OKTAR: Hadi bakalım inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Bodrum’dan Yunanistan’a ait Kilimli Adası’na geçmeye çalışan göçmenlerin bulunduğu teknenin alabora olması sonucu on sekiz kişi Ege’nin soğuk sularında boğularak can verdi.

ADNAN OKTAR: Bunun bir yolu yok mu kardeşim? Bu nasıl tekne? Sağlam tekne versinler, madem gidecekler. İllaki patlıyor bu balon gibi bir şey onunla gidilir mi? Kürekle mürekle bir şekilde yırtılıyor. Çok küçük sivri bir şey bile yırtar onu. Şişme bot nihayet. Yani üstü brandayla kaplı olsa botun o zaman bir şey olmaz. Ama bu vaziyette her şey olur. Sağlam bot versinler, kanun hukuka uygunsa. Yani bir kanuni ayarlama yapsınlar.

Ali Baykal, “Yılbaşını kutlayabilmemiz için gereken fetvayı muhterem Adnan Oktar Beyefendi’den alacağım” diyor. Ne fetvalık? Fetvalık bir şey yok ki. Her zaman eğlenirsin. Yılbaşında ne? Her zaman eğlenirsin. Bunun bir usulü yok.

Yakında mülteci sorununu anlatan bir kitabım çıkacak. Bu konuları çok detaylı orada anlatıyorum. Çünkü bu çok büyük bir olay olduğu için bunu kitaplaştırmak gerekiyordu.

Evet dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Irak, “Amerika’nın yanlışlıkla düzenlediği hava saldırısında dokuz askerimiz öldü” şeklinde açıklama yaptı. Irak’tan yapılan açıklamada Amerika’nın IŞİD’i vurmaya çalışırken, hata yapmış olabileceği belirtilirken, Amerikan Savunma Bakanlığı ise, olayın her iki tarafın hatasından kaynaklandığını söyledi. Yaralanan askerlerden biri ise “IŞİD’i geriletiyorduk, o sırada vurulduk” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte vardır bir hayır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Efkan Ala bugün Başkanlık Sistemi’yle ilgili şunları söyledi “Çok hızlı gelişme imkanı verir Türkiye’ye diye bir öneri bu.  Tabii Cumhurbaşkanımız da bizler de, Başbakanımız da hep birlikte biz, Türkiye bu konuyu tartışsın, konuşsun ve millet de kararını versin diyoruz. Bundan daha güzel ne olabilir? Yani millet kabul etmek zorunda değil, reddetmek zorunda değil. Nasıl istiyorsa öyle karar verecek ama bunun tartışılması, anlatılması, sorgulanması, irdelenmesi gerekir.”

ADNAN OKTAR: Tamam tartışalım. Kim olursa olsun konuşalım. Gece, gündüz anlatıyoruz. Önce Amerikan modeli dediler, neden olmayacağını açıkladım, Birleşik Devletler. Sonra Meksika modeli dedi Tayyip Hocam. Neden olmayacağını anlattım. Fransız modeli dediler. Neden olmayacağını anlattım, belgeleriyle. Varsa başka modelleri, yine anlatsınlar.

Mehdiyet’le alay eden her devlet yıkılır. Suni Mehdilik hareketlerinin hepsi yıkılır. Bu da çünkü Mehdiyet’le bir alay demektir. Allah başına geçirir. Her suni Mehdi adayı hezimetle netice alır. Mehdiyet’e yardım edilir. Mehdiyet iddiasıyla ortaya çıkılmaz. Dikkatlice bakın tarihe, hepsi hezimetle bitmiştir. Ama Mehdiyet’e yardım iddiasıyla çıkan herkes; Allah yollarını açmış ve hepsi bahtiyar olmuştur. Mesela Bediüzzaman “Ben Mehdi (a.s)’ın yardımcısıyım” dedi “pişdar bir neferi öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” dedi. Mehdilik iddiasıyla ortaya çıkmadı. Allah hep onu aziz etti. Az bir parası vardı, az bir gücü vardı ama Türkiye’nin en sevilen insanı haline getirdi Allah onu. Her yerde baş tacı oldu. Hapishaneleri Allah ona cennete çevirdi. Mehdiyet’le oyun olmaz. Taklit de edilmez. Mehdiyet’e var gücüyle insan yardım eder, destek olur. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın nüzulü, diyor ki Cenab-ı Allah ayette “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.” (Zuhruf Suresi, 57) “eğleniyorlar, alaycı bir üslupla gülüyorlar” diyor. Bu ne demektir? Allah intikam alacak demektir. Allah’ın hoşlanmadığı bir şey söylediğinde onun karşılığı cehennemdir. Anlamı budur. Hz. İsa Mesih (a.s) ile alay eden belasını bulur. Mehdiyet’le alay eden belasını bulur, Allah esirgesin, Allah’tan. Her türlü felaketin kapısı açılır. Asır Mehdiyet’e göre dizayn edilmiştir. Bütün olaylar onun için oluyor. Suriye’deki olaylar, Irak’taki olaylar, Türkiye’deki olaylar, tamamı. Hz. Ali (r.a) Dedem, bak bütün detaylarıyla anlatmış. “Irak’a beş ayn harfi olan kişi müdahale edecek. Dört tanesi bir şeyler yapacaklar” diyor “ama beşinci ayn hepsini bitirecek” diyor. O da Hz. Mehdi (a.s). İşte Ahmet olabilir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi.

Yeşeya 51/11’de Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri için diyor ki, bak “Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak. Onların olacak coşku ve sevinç. Üzüntü ve inilti onlardan kaçacak.” diyor Hz. Mehdi (a.s) talebeleri için. “Mehdi talebelerinde, orada coşku, sevinç, şükran ve ezgi olacak” yani “şarkılar, neşe olacak” diyor. Bak 3500 yıl önce söylüyor bunu Tevrat. Bak “yüzlerinde sonsuz sevinç olacak. Onların olacak coşku ve sevinç. Üzüntü ve inilti onlardan kaçacak.” (Yeşeya 51/11) “O toplulukta orada coşku, sevinç, şükran ve ezgi olacak” “şarkılar, neşe olacak” diyor. (Yeşeya 51/3) “Sevinciniz sonsuz olacak” diyor. (Yeşeya 61/7’de) “Ey gökler sevinçle haykırın” bak “Ey gökler sevinçle haykırın, neşeyle coş. Ey yeryüzü, ey dağlar sevinç çığlıklarına katılın. Çünkü Rab, ezilene merhamet gösterecek” (Yeşeya 49/13). (Amos 9/14) “Harap olan şehirleri yapacaklar” işte Irak’ta, Suriye’de, Libya’da her yerde. Bak “Harap olan şehirleri yapacaklar ve onlarda oturacaklar. O zaman eski yıkıntıları yeniden inşa edecek, çoktan viraneye dönmüş yerleri yeniden kuracak, kuşaklar boyu yıkık kalmış kentleri onaracaklar” Hz. Mehdi (a.s) talebeleri. (Yeşeya 61).

Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini söyleyen sırf Türkiye’deki alimleri sayıyorum, sırf Türkiye’den. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Şeyh Ali Haydar Efendi, Şeyh Mehmet Zahid Kotku Hazretleri, Şeyh Mahmut Efendi, Şeyh Nevşehirli Hacı Abdullah Baba, Şeyh Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Hazretleri, Şeyh Nimetullah Hoca Efendi, Şeyh Mahmut Sami Ramazanoğlu, Şeyh Mustafa İhsan Karadağ, Şeyh Seyyid Hacı Osman Hulusi Efendi, Şeyh Hasan Burkay Hoca Efendi, Şeyh Muhammed Raşit Erol Hazretleri ve daha buraya almadığımız yüze yakın şeyh ve alim.

Umutlu Limon, “Bende sizin kitaplarınız, CD’leriniz var ben herkesi araştırırım amma velakin İslam’da eğlenmek sizin eğlenceniz gibi değil“  Ama sen şimdi eğlenceye limon sıkmış oluyorsun. Olmaz olmaz. O zaman göster nasıl eğlenilir? Döne döne oynayacaksın burada öyle oynanmaz böyle oynanır diyeceksin, değil mi? Daha iyi oynayabiliyorsan gel. Daha iyi şarkı söyleyebiliyorsan gel. O zaman biz seni takdir ederiz. Belki kaşıkla oynayacaksın belki zille oynayacaksın, güzel oynayacaksın. Biz zaten iddialı değiliz o kadar. Sen daha iyi oynuyorsan daha iyi eğlenip şarkı söyleyeceksen biz seni alkışlarla karşılarız.

“MaşaAllah Hocam bugün dolunay gibisiniz“ diyor. “Pırıl pırılsınız sizi sevmemek elde değil canımın içi“ diyor. Habibe. Diyebiliyor değil mi canımın içi?

“Seni çok seviyoruz yeşil gözlü koç yiğit aslan Hocam“ diyor. Fatoş.

İskoçya’dan yazan bir kardeşimiz “Olayın özü Sayın Adnan Oktar, birçok insan ölüdür zaten“ diyor. Doğru.

Selim Yiğit, “Adnan Oktar bu kadar parayı nerden buluyorsun, masonlardan mı?“ Allah veriyor parayı. Hz. Süleyman (a.s)’a Allah o zenginliği nasıl verdiyse bize de Allah veriyor zenginliği. Allah Kendi yolunda gidene yardım edeceğini söylüyor ve “Ona hiç bilmediği yönden hiç tahmin etmedikleri yönden mülk veririm zenginlik veririm“ diyor. Ayette Kuran’da açıkça geçiyor.

“Hocam çok güzel dans ediyorsunuz sizi ailece seyrediyoruz“ Naci Başaran.

“Hocam bir ara medyumlar vardı bunlar hakkında düşünceleriniz nedir acaba? Bol sohbetler “ Ethem Kılıç. Ne yapıyor o medyumlar? Bir anlamı yok medyumların boş. Dini konuları tenzih ediyorum.

Zannediyorlar ki İslam böyle büyük harcamalar, büyük faaliyetler, organize hareketler işte el altından bir şeyler yapmak öyle hakim olur. Kuran’a bakın hep metafiziktir İslam’ın hakimiyeti hiçbir zaman için öyle bir şey olmamıştır. Ayrıca züppelikle hakim olur inancında olan çok azla Müslüman var. Böyle çakallık yaparsın, züppelik yaparsın, üst perdeden konuşursun bilmişlik yaparsın Allah hiç hoşlanmaz öyle şeylerden, hiç sevmez. Alttan alta Allah’ın kanunları işler, alttan alta Allah onları ezer, akıllı olanları da sessiz sedasız destekler Cenab-ı Allah ve bunun dünya farkına varmaz bütün dünyanın gözü önünde olur, dünya fakına varmaz bu Allah’ın bir sanatıdır.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayette “Yeryüzünde zayıf bırakılanları önderler kılacağım“ diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak “Zayıf bırakılanları önderler kılacağım.”

Tevrat Krallar 10/1-13 “Saba Kraliçesi, Rab'bin adından ötürü Süleyman'ın artan ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamaya geldi. Kudüs'e gelen Kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleyman'la konuştu. Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı. Süleyman’ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkârların özel giysileriyle yaptığı hizmeti, sakilerini ve Rab’bin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı. Krala, “Ülkemdeyken, yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş” dedi, “Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla.” Biz de Hz. Süleyman (a.s)’ın evlatlarıyız. “Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan seni İsrail tahtına oturtan Tanrın Rab’be övgüler olsun! Rab adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni kral yaptı.” Kral Süleyman Saba Kraliçesinin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Ayrıca ona gönülden kopan birçok armağan verdi. Bundan sonra Kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü.” İşte Allah’a iman eden adama Cenab-ı Allah’ın verdiği nimetler böyle oluyor. Hz. Süleyman (a.s) iş adamı değildi, sanayici de değildi, kendi halinde bir mümindi. Allah ona akıl almaz bir ihtişam ve güç verdi metafiziktir bu. Bize de bir güç veriyorsa bu metafiziktir, Allah yolunda olduğumuz içindir.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Yusuf (a.s)’a da devlet hazinelerini veriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Tugay Çakır; “Hayat sana güzel.” Tabii elhamdülillah. Hayat mümine güzel, kafire cehennem gibidir.

“Sen Adnan Oktar değilsin, sen Aron Kohen’sin. DNA testiyle bunun tespit edilmesi lazım” diyor. DNA testine gerek yok ben zaten söylüyorum, Aron Kohen benim ismim diyorum. İstersen geri döneyim İsrail’e, geldiğim yere. Olmaz böyle her gün her gün, bu nedir böyle? Suç mu İsrailli olmak? Suç mu misafir olarak gelmek? Evet, ben Adnan Oktar’ı tanıyordum. Hakikaten rahmetli çok samimi bir insandı, görürdüm Ortaköy’de falan, saçını ayırmış, uzun saçlıydı biliyorum. Ama o vefat edince ben göreve başladım. Ne var bunda, suç mu bu? Madam bilmem ne diyor annem için de. Babamın resmi var böyle haham, kafasında şapka.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Terörle mücadele kapsamında dört gündür süren operasyonlarda Cizre’de yetmiş sekiz, Silopi’de altı, Diyarbakır Sur’da on altı ve Mardin’in Dargeçit ilçesinde on olmak üzere toplam yüz on terörist etkisiz hale getirildi.

ADNAN OKTAR: İşte keşke fikirle etkisiz hale getirsek. Keşke tartışarak, bilimle, felsefeyle, Darwinizm’in materyalizmin geçersizliğini anlatarak etkisiz hale getirsek. Tankla, topla tüfekle değil de asıl ilimle yenmek çok önemli. Devlet bir an önce bu konuya girsin.

Bak deccalın gözlerinin içine baka baka ilerliyoruz. Deccal kudurmuş köpek gibi sadece hırlıyor hiçbir şey yapamıyor. Bu metafiziktir. Halbuki bak benim yerim belli, mekanım da belli her şey belli. Normalde deccal tek pençeyle bitirir ama hiçbir şey yapamıyor. Çünkü biz Rahman’a sırtımızı dayadık. Gözünün içine baka baka onun beynine doğru ilerlemeye başladık. Ve deccal asla durduramıyor müminleri. Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak hepimiz İslam’ı en akılcı şekilde en güzel yöntemlerle yaymaya devam ediyoruz. Müşrikler ciyak ciyak bağırıyor, şeytanın ordusu ciyak ciyak bağırıyor hiç fütur vermeden ilerliyoruz. Normalde ben Ankara’dan geldiğimde tek kişiyim, adam çeker vurur iş biter. Bu kadar basit. Hiçbir şey yapamadılar. Daha gelir gelmez yedi kurşun sıktılar bir tanesi isabet etmedi Allah’a çok şükür. Kader, Cenab-ı Allah’ın mükemmel planladığı bir sistemdir. Bütün mesele samimi olmaktadır. Allah’tan yana olup samimi olursan deccalın beyninin içinde adım adım ilerlersin yeri göğü inleterek. Ve deccal sadece tepinir, kafasına kafasına vurur ama kendi kafasına çarpar beyninde ilerleyişini durduramaz. Onun için öyle çok kapsamlı siyasi çalışmalar, politik çalışmalar bilmem işte geniş sistemler kurmalar, okullar, mektepler tamam Mehdiyet’e bir zemin hazırlar, faydası olur ama Mehdiyet olmaz. Mehdiyet baştan sona ta dünyanın ilk kuruluşunda hazırlanmış metafizik bir sistemdir. Kim uyanıksa, kim başarırsa Mehdi olur diye bir yol yok. Hz. Mehdi (a.s) Cenab-ı Allah tarafından ta kainat yaratılmadan yaratılıyor. Tevrat’ta da geçiyor “Adnan Cennetleri, Mehdi, Kudüs, tövbe daha kainat yaratılmadan yaratıldı” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın ismi. Onun için biz hiç telaş da etmiyoruz.  Bakın kırkıncı yıla doğru gidiyoruz. Hiç acele etmiyorum ve hiç kimseyle de rekabet kafasında değilim. Biliyorum ki Cenab-ı Allah’ın dediği olacak. Adım adım ilerliyor. Bu sadece akıl ve samimiyetle olur. Bir kısmı züppelik de yapacağını zannediyor, bilmişlikle ve dilbazlıkla, müthiş bir genel kültürle. Kardeşim dünyanın genel kültürünü bir düşün, Marksistlerin, ateistlerin genel kültürünü düşün herhangi bir Müslümanın kültürünü bin kere katlarlar. Ama hiçbir işe yaramaz. Hepsini tenzih ediyorum da Cenab-ı Allah diyor ki “Eşeğin üstüne yüklenmiş bilgi gibidir” diyor, “Eşeğin üstüne ne kadar bilgi yüklersen yükle eşek eşekliğini kaybetmez” diyor Cenab-ı Allah. Ben herkesi tenzih ediyorum genel olarak söylüyorum. Mehdiyet’in böyle bir bilgiye ihtiyacı yoktur. Mehdiyet’in özü hikmettir, hikmet ve samimiyettir. Genel kültür, internete girersin genel kültürün her türlüsüne varırsın ama böyle beyin fırtınası meydana getirmek, bilmişlik yapmak, züppelik yapmak, dilbazlık yapmak, edebiyat oyunları, edebiyat gösterileri bunlardan hiçbir şey çıkmaz. Boş yere emek veriyorlar. Edebi, böyle sükseli konuşmak, süslü konuşmalar şarkı türkü gibi gelir hiçbir etkisi olmaz. Bütün mesele candan Allah’a teslim olmaktadır, Allah’ı sevmektedir. Öyle oldun mu sen yavaş yavaş yoluna doğru ilerlersin. Hızlı gitmeye çalışırsın ama Allah senin hızlanmana müsaade etmez. Mehdiyet yavaş gelişen bir sistemdir. Hz. Mehdi (a.s) talebeleri de yavaş gelişirler. İstediği kadar can atsınlar ne yapıyorsa yapsınlar o süreyi Allah doldurtur. Mehdiyet’e başlayan bir insan, Mehdiyet faaliyetine hemen o yıl bitmesini ister değil mi en fazla? Olmuyor öyle. Birinci yıl geçiyor bir şey olmuyor, ikinci yıl geçiyor, on yıl geçiyor, yirmi yıl geçiyor, otuz yıl geçiyor illaki o kırk yıl dolacak. İllaki son zamanlarına doğru olacak. Zaten fazla da yaşatmıyor Allah Mehdi (a.s)’ı. Yedi veya dokuz yıl dünya hakimiyeti. Yedi yıl nedir? Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bir-iki-üç-dört-beş-altı-yedi. Bu kadar. Ama heyecanlanmasınlar, tedirgin olmasınlar diye Allah yedi ile dokuz diyor. İkisinden birisi arasında. Çünkü öbür türlü biraz tedirgin olurlar yedinci yıl doldu falan onun için ilave, onun arasında bir tarihte. “Feceten” diyor “Allah canını alır bir anda” ani. Vasıtasında geçiyor bir rivayette, bir rivayette yatağındayken diyor ama vasıtasındaki daha şey geliyor bana çünkü müthiş bir detay var orada, fazlaca bir detay ama doğrusunu Allah bilir. Allah şaşırtma da verir bazen öyle tam anlayamasınlar diye. Çünkü “tahakkukundan sonra anlaşılır” diyor Bediüzzaman. “İlimde rasi olanlar Allahualem ve bil sevap diyerek bu gizli hakikatleri izhar ederler” diyor. “Herkes bilemez” diyor Bediüzzaman “ancak ilimde rasi olanlar bilebilir” diyor. “Ahir zaman alametleri öyledir” diyor “Tahakkukundan sonra ancak anlaşılabilir” diyor. Mesela biz televizyon kanalı falan aklımızın ucundan geçmezdi olacağı. Biz ütopik bir hayal olarak görüyorduk mesela bak Allah nasip etti.

Hüseyin Başkurt. Hüseyin ben sana söyleyeyim Allah esirgesin cehenneme gidersen cehennemden bir daha çıkamazsın, Allah’ın dilemesi dışında çıkılmaz.

“Hocam mutluluğunuzu neye borçlusunuz?” Muhammed. İman tabii ki.

“Önemli olan PKK’nın fikirle etkisiz hale getirmektir. Silahla değil, ilimle fikirle, tartışarak, anlatarak etkisiz hale getirmek asıl başarıdır” sözümüze karşılık Aziz Ekinci; “Adnan Hoca en son bir milyon kişi seferberliğe çağırılsın” bir milyon demedim dört milyon dedim “Kandil düz edilsin diyordun. Bu nasıl çelişki?” Aynısı devam ediyor, dört milyon askerle her yeri sararsın adam senin ihtişamından, heybetinden köpek gibi çöker. Kandil’de de yıllardan beri uğraşıyorlar, Kandil Kandil. Kardeşim dağlık bölge giremiyoruz edemiyoruz diyor. Allah Allah dağlıksa ovaya çevirirsin. Mesela ev kirli diyorsun, elektrik süpürgesiyle girersin temizlersin. Kandil de değil mi? Bazen oluyor yol kapalı diyorsun greyderle girip dümdüz ediyorsun. Nasıl olacak? Gayet kolay. En fazla bin kilo yahut iki bin kilo C4 gerekiyor veyahut TNT. Her yeri dümdüz edersin. Hem de bayağı kaliteli kaya da çıkarırsın, satışını da yaparsın, baraj da yapabilirsin o kayalarla. Adam derki “Biz yanlış yere mi geldik? Burası Kandil değil” der adam. “Burası bir ova, Kandil ovası olmuş” der. Kandil dağlık bölgeyken biz hangi adrese geldik diye adam soracaktır. Bu kadar basit. Dediğim doğru. Asker illa adam öldürür değil ki heybetiyle sarsar dümdüz edersin. Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyordu? Ordusunu bir gösteriyordu adamlar çöküyordu. Damla kan akıtmadan fethediyordu Hz. Süleyman (a.s). Hz. Süleyman (a.s) diyor “Gelirsem dümdüz ederim” diyordu. Adamlar “aman böyle bir şey olmasın biz teslim olduk” diyorlardı. Kuran’daki yöntem bu.

Ergan ile Ercan; “Çok güzel şarkılar, türküler dinliyoruz” diyor.

“Hocam kardeşlerimiz süper oynuyorlar tabii ama sizin olayınızla kıyaslanınca yüzde beşini toplasak sizin heybet olayınızın yüzde beşi etmiyor” diyor. Canım çocuklar tecrübesizler onun için biz yerinde ilmini yapmışız haliyle bir farklılık olacak.

“Savaş Gümüştekin, “Mehdi (a.s)’den bahsederken hep kendi yaptıklarınızla kıyaslıyorsunuz. Örneğin; eğlence, yardım vs.” Tabii ki Mehdiyet eğlencedir, sevinçtir, coşkudur Tevrat’ta da bu geçiyor. Galibiyettir, akılcılıktır, kalitedir, klaslıktır, nezakettir, afifliktir, iffettir, derin akıldır, hikmettir. Tabii ki bizde de tecellisi oluyor. Mehdiyet çağında olduğumuza göre tecellisi olacak.

“Hocam Selam. Size uygulanan suikast girişimini anlatır mısınız?” Cafer Kocaman. İşte daha İstanbul’a ilk geldik. Hoş geldin karşılaması yaptılar hoşamedi. Yedi el kurşun sıktılar. Bir tanesi gelmedi Allah’a çok şükür. Sonra hançerle suikast yaptılar. Komşuya girdiler yanlışlıkla komşu da çok belalıydı. Acayip arbede çıkmıştı deliler gibi kaçmışlardı. Adam diyor namlu çapı en az elli santim falan diyor ta şöyle hançer. Elinde hançerle içeri girmiş “Adnan Hoca nerede?” diye. “Ne Adnan Hocası kardeşim.” demişler adama hemen. Damadı fırlamış. O da içeriden ekmek bıçağını kapmış ama yer gök inledi böyle apartman yıkılıyordu acayip gürültüler çıktı. Adamlar deliler gibi kaçmışlar. Normal kapıyı açsam tek başınayım ben zaten elli santim hançerle adam içeri girecek yani. Bizde hiç öyle bir tedbir falan yoktu. Halen de yok ben gayet rahat elimizde tesbihimizle geziyoruz. Yine bulunduğumuz evin önünde, adam silahla bekliyormuş. Ya dedik bu adam günlerden beri bekliyor dedim evde bu neyin nesi falan dedik. Ben dışarı çıkmamıştım birkaç gün. Polis çağıralım da soralım, dedik. Polis çağırdık. Bir polis arabası geldi. Adamlar indi. Sonra bir polis arabası daha geldi. Bir polis arabası daha geldi. Acayip kalabalık oldu orası. Sonra öğrendik ki bizim tanıdıklardan birisi suikast yaptırmak istemişler, para vermişler adama. Adam da esrar içmiş. Uyuşturucu içmiş. Beni bekliyor, çıkışımı. Tabii akim kaldı. Yine bir kere daha öyle suikast için evin önünde bekliyorlarmış, evin girişinde arabanın içi beş kişiler hepsi gördüler zaten. Köpekler hayret edersiniz daire çiziyor köpekler, ben hiç böyle bir şey görmedim. Tam evin önünde kapının girişinde sürekli dönüyor hayvanlar böyle. Yani bana çok çok acayip geldi dedim, bir fevkaladelik var. Durmayın dedim, devam edin dedim. Arabayla ta ilerlediler. Ta pazar yerine kadar gittik. Sonra geri döndük. Baktım bir eskort polis arabası geçiyor dedim tam baktım hemen iniyim dedim indim yukarıya çıktım. Dediler ki telefon çaldı. “Sen bu sefer kurtardın. Bir dahaki sefere dediler kurtuluşun olmayacak. Biz burada o çalıların içine yatmıştık ama fırsat olmadı.” dediler. Yani görüyor musun Cenab-ı Allah’ın hikmetini? Köpeklerin orada dönmesi, eskort arabasının orada birden yaratılması kaderde yani. Peş peşe olacak işler mi bunlar? Köpek niye dönsün evin önünde? Daire çiziyor hayvanlar peş peşe. Ve süratle daire çiziyorlar böyle. Beş arkadaş, hepsi gördüler. Bir de eve gelmişlerdi. Kapıya yüklendi kapıyı kıramadı böyle. Ben de karakolu aradım normal olarak napayım başka türlü çaresi yok. Burada bir arkadaş var kapıda saldırgan dedim. Kapıyı kırmaya çalışıyor falan dedim. Sonra polis geldi. Birden böyle yüksek sesle bağırdı davranma diye bir bağırdı. Ama bayağı inledi sesi bayağı güçlü bir ses geldi. Başka polisler de var peşinde. Önündeki sivil polisti. Ben bir süre sonra yani anladım gözden baktım, çöktü o gelen kişi elini başının üstüne koydu, çöktü aşağı. Polisler gelince kapıyı açtım. Polis içeriye girdi. Silahındaki mermiyi çıkarttı. Yani mermiyi silahın ağzına vermişti, mermiyi çıkarttı. Yeniden şarjöre taktı. Yani dedi “Bir tavır göstertseydi Allah esirgesin tabii kendimi koruyacaktım.” dedi polis. Yani tatsız bir olay olacaktı herhalde. Bunu aldı götürdüler çökmüş vaziyette. Başından bastırarak götürdüler karakola. Onlardan da öyle kurtulmuştuk o zamanlar. Yani önü sonu yok. Delikanlının şanındandır.

Akademideyken de arkadaşım vardı. Marksist’ti ben onu Kurtuluş Lisesi’nden tanıyordum. Ben onları korurdum ülkücülerin kontrolündeydi okul. Çıkarlarken onlara zarar gelmemesi için yardımcı oluyorum yani vurmasınlar falan diye. Sen dedi bu okula geldin ama seni vururlar dedi bak ben sana söyleyeyim dedi. Dedim kaderin dışında bir şey olmaz sen gönlünü rahat tut dedim şöyle yanağından da hafif bir makas aldım. Acayip gıcık oldu. Başını şöyle hafif yana eğdiren bir hareket yaptı. Islık çalar gibi bir şey var ya böyle. Yani buna benzer olaylar. Yine caminin önüne komünistler cenaze getirmişler. Ben de sürekli camiye gidiyorum namazı orada kılıyorum. Her yer yeşil parkalı komünistlerle dolu ama yani iğne atsan yere düşmez. Oradan komünistlerden bir grup toplandı geldiler bana. Seninle bir şey konuşacağız dediler. Buyurun konuşalım dedim. Dediler tophanede bizim arkadaşlara sürekli saldırıyorlarmış seninkiler dedi. Böyle olunca da biz ilk önümüze çıkanı öldürürüz mesela seni rahatça öldürürüz dediler. Yani böyle bir şey yaparlarsa dediler. Dedim ben İstanbul’a ben yeni geldim Tophane’yi falan tanımam kimseyi de bilmem. Be bileyim ben Tophane’de kim var? Hakikaten tanımıyorum yani. Sanki benim emrimle hareket ediyorlarmış gibi. Ondan sonra Saadet Partililere söyledim yani usulen hükmen hani üstümüze sorumluluk olmasın, diye. Tophane’dekiler demiş ki yani buraya komünist sinek bile giremez, demişler. Yani geldikleri an gereken ilgiyi gösteririz demişler. O zamanki ifadelerini tam söylemek istemiyorum da. Ya ben söyledim dedim cevapları da bu, dedim. Yani yapacak bir şey yok dedim.

“Kandil’i yerle bir edeceğiz.” derken adam da zannediyor ki komünistlerle beraber PKK’lılarla beraber dağı taşı indireceğiz. Öyle değil bak. Bir ay öncesinden haber verip adamlara boşalttıracağız orayı diyorum. Sonra numune bir patlama yapacağız. Adam anlayacak ki burası hallaç pamuğuna dönecek, o çıkar kendiliğinden. Orada hiç adam kalmayacak. Kedi köpek hiçbir şey bırakmayacağız. Değil mi baraj yapılırken ne yapılıyor adam bırakılıyor mu? Bırakılmıyor. Biz de orayı tamamen boşalttıktan sonra dümdüz edeceğiz. Dört milyon askerin olduğu yerde de PKK’nın morali sıfır olur ve bir daha oraya gelmez. Yani kurşun atmasına gerek yok. Dağ taş asker dolunca adam ne yapsın? Kıpırdayacak yer yok demektir değil mi? Adım başı asker. Korkar.

“Hocam Emine Ülker Tarhan’ın partisi kapatılmış. Siz kendisi için CHP’den ayrılıp ayrı parti kurarsa yok olup gider demiştiniz.” Ne diyorsak o.

Mesut Erbil, “Hocam deccal nasıl bir vücut ile tarif edilebilir?” Normal insan vücudu. Darwin. Darwinizm deccaliyettir.

Coşkun Başbağ 68 Ankara, “Metafizik ne kadar bilimsel gerçek ise Darwinizm de o kadar gerçektir. Tutarlı ve gerçekçi olun.” Darwinizm geçerli olması için delili olması lazım. Bilimsel bir delili olması lazım herhangi bilimsel bir delil. Bak Darwinizm’in geçerliliğini gösteren sen bana herhangi bir fosil, bilim getir sana söz bir Allah bir on trilyon vereceğim. Bak bilimsel bir tane delil getireceksin. Darwinizm’in geçerli olduğunu gösteren bir fosil delil. Yok, getiremiyorsun. Beş yıldan beri söylüyorum getir bir trilyon vereceğim diyorum. Gelmiyorsunuz, demek ki bilimsellikle alakası yok. Adam soruyor Darwinist profesöre adını anmayacağım çünkü adam yemiş içmiş semirmiş kilo almış bir adam. Laf söz dinleyecek gibi değil. Değişik bir tip. Ben öyle tiplerle muhatap olmam. Soruyorlar adama diyorlar ki proteinler tesadüfen meydana gelebilir mi? Yok, gelemez diyor. O zaman diyor, kim yaptı diyor. Uzaylılar yapmıştır diyor. Ulan dalga mı geçiyorsun sen? Ulan derken ortalığa söylüyorum yani. Allah diyemiyorsun, uzaylılar diyorsun. Lafı ne uzatıyorsun? İşte Darwinizm’in bilimsellik anlayışı bu. Proteini uzaylılar yaptı diyorsun, bir tane de paleontolojik delil veremiyorsun. Bilimsellikle ne alakası var bunun? Tutarlılık ve gerçekçilik bunu gerektirir işte. Benim gösterdiğim, anlattığım tamamen bilim. Sana dört yüz bin-beş yüz bin değil bak üç yüz milyon, dört yüz milyon, beş yüz milyon fosil getiririm delil. Yaratılışı ispat eden. Ama sen bana bir tane delil getiremiyorsun. Tek bir tane. Ben seni fosile boğuyorum bak. Beş yüz bin, altı yüz bin fosil getiririm ben sana. Milyon. Beş yüz, altı yüz milyon fosil getiririm. Ama sen bir tane delil getiremiyorsun. Nerede burada tutarlılık? Demek ki bilimsel ve tutarlı olan bizim izahımız.

“Hocam merhaba Allah yazarken ‘a’ harfini küçük yazmayışımızın hikmeti nedir?” Allah’a saygımızdan.

“Hocam sizden bir ricam olacak. Gömleğiniz ve papyonunuzdan fazla varsa bir adet gönderirseniz mutlu olurum.” Mustafa Tuncel.

Figen Kutlu, “Sevgili Hocam niye siz hep Tevrat’tan bahsediyordunuz? Kuran indikten sonra Tevrat’ın hükmü bitmiştir. Siz hala Tevrat’tan ayetler okuyorsunuz. Paylaşır mısınız? İyi geceler” Figen Kutlu. Tevrat’ın hükmü bitse Allah Tevrat’ın hükmü bitti derdi. Tevrat’a gönderme yapıyor Kuran’dan. Zebur’a gönderme yapıyor. Dünyaya hakim edeceğim İslam’ı diyor. Bakın diyor orada göreceksiniz. Tevrat’ta göreceksiniz diyor. Baktığımızda Moşiyah Mehdi (a.s)’yi görüyoruz.

Bizim Nuri burada mı? Nuri buraya bir gelsin.  Nuri biz seninle beraber gidiyorduk. Arabanın içi doluydu. Arabayı sen kullanıyordun. Nasıl olmuştu? Anlat bakalım. Nişantaşı’nda.

NURİ BEY: Nişantaşı’ndaki bir eve gidecektik.

ADNAN OKTAR: Ama bizim direkt hedefimiz orası değildi.

NURİ BEY: Siz bir evi söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Başka bir eve gidecektik.

NURİ BEY: Sonra ben başka bir yere döndüm.

ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle oldu. Bizim Zeynep Yalçınlar’ın evine gidiyorduk. Zeynep Yalçınlar’ın evine. Hadi Zeynep’lere gideceğiz dedim. Nuri de arabayı kullanıyordu. Nuri bastı Nişantaşı’na doğru gitmeye başladı. “Nuri sen ne yapıyorsun?” dedik. Hocam araba beni götürüyor dedi. Yavrum sen bambaşka yola götürüyorsun. Hayret, kendi de hayret etti. Değil mi? “Araba beni götürüyor” dedi Nuri. Arabanın içi de kalabalık, doluydu. Neyse dedik, vardır bir hikmeti bir hayır vardır dedik. Bir hayır vardır anlarız sonra dedik. Alt katta olan bir yerdi orası. Oradan aşağıya indik. İner inmez telefon geldi. Dedi ki Zeynep’lerin evini kar maskeli adamlar bastı dediler. Ellerinde bıçaklar bilmem ne falan. Kapıyı kırıp içeri girmişler beni arıyorlar. Suikast yapmak için. Çıkış saatimi de öğrenmişler. Direkt oraya gideceğimi de öğrenmişler. İçeriden de istihbarat almışlar. İçeriden bilgilendirmişler onları. Oraya doğru gidiyorlar diye. Geldiğimi düşünüp evin içine girmişler kapıyı kırıp. Şimdi bir de gidip orada arkadaşlarımdan da para da almışlar. Silah tehdidiyle. Külliyetli bir miktarda para. Sonra biz, arabayla ben olay yerine de gittim baktım. Baktım hakikaten kar maskeli adamlar kapının önünde bekliyorlar. Etrafı kolluyorlar. Daha boşalmamıştı orası. Biz de tabii gidip karakola şikayet ettik. Karakolda dediler ki Hocam bu çok büyük olay dedi. Bu gasp dedi. En az otuz yıl yerler bunlar dedi. Sen bunu bir şekilde hallet dedi polis. Eğer bunu şikayet edersen hepsi otuz yıl yer bunların dedi. Gaspçı konumdalar dedi çünkü para da almışlardı. Silah da var. Kapıyı kırıp girmek çok büyük bir olay dedi. Acıdım. Şikayeti geri aldık. Çünkü otuz yıl yemesi demek mahvolacak demektir yani. Bak adam beni öldürmeye geliyor. Fakat ben ona acıdım. Çakal ekip. Çakallardan oluşan bir ekip. Ben orada şefkatle baktım. Çünkü normal işletsek bitti sistem. Hepsini alıp götürecekler. Zaten eli ayağı boşalmıştı. Bir tanesi geldi yalvardı böyle. Yani akılsızlar. Çok çok akılsızlar.

Nuri’ye ben acayip şaşırmıştım o zaman. Değil mi sen dedin? Ne dedin?

NURİ BEY: Buraya geldik ama bir hayır vardır inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayır onu diyen bendim, ben dedim ama. Sen “niye bizi buraya getirdin?” dediğimde ne dedin sen? “Araba beni götürdü Hocam” dedi. “Ben arabayı götürmedim araba beni götürdü” dedi. O zaman arabanın içinde bayağı bir arkadaş vardı. Zaten bu sözü çok ünlü onun. “Araba beni götürdü ben arabayı götürmedim Hocam.” Hatırlıyorsun değil mi?

NURİ BEY: Tabii Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Baksana kar maskesiyle bilmem ne falan kapıyı girip girmeler. Kapının kırıldığını da tespit ettirdik. Kapının dili falan oralar sökülmüş. Omuzlayıp kapıyı girmişler içeriye. Cahilliğe bak. Bir de para almışlar. Yani bunun büyük bir suç olduğu belli. Şikayet etsek beş kişi, beş-altı kişiydiler hepsini gasptan çeteden içeri alırlardı. Öyle çoğu kere affettiğim çok fazla var. Bu tip olaylar çok oldu hepsini affettim yani. Evin önünde bekleyenleri de affettim. Kamayla suikast yapanı da affettim. Çünkü öldürmeye tam teşebbüs. Müebbet yer yani. Hiç şikâyetçi olmadım. Ama delikanlılar şikayetçi olmuyorlar değil mi o tip şeylerde? Delikanlı raconunda var.

MEHTAP ŞAHİN: Allah’ın özel bir koruması var üzerinizde Allah hep hissettirmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hocam araba beni götürdü” dedi Nuri. “Ben arabayı götürmedim” dedi. Biraz da kızdım yani. “Yavrum ne yapıyorsun sen? Kendine gel ne alaka?” dedim. Tam onların evine gideceksin. Hayır, içerden haber gitmesi. Bak münafıklar da içeriden haber göndermişler. Şu an oraya doğru gidiyor demişler. Münafıkun ve münafıkat, kafirun ve kafirat bunlar hep ittifak halindedir. Müşrikin ve müşrikat. Yani kadın münafıklar, erkek münafıklar. Münafikun ve münafıkat. Kadın münafıklara münafıkat deniyor. Münafikun; erkek olursa münafikun. Kafirun ve kafirat. Kafir kadınlara kafirat deniyor. Erkek olursa kafirun.

Murat Üzüm, 52; “AKP’nin zulmüne ve bu pervasızca saldırılarına karşı direnen Kürt halkının talepleri meşru ve onurludur.” PKK’nın zulmüne desene. AKP niye zulüm yapsın? Zulmü durduruyor AKP. “Ve pervasızca” senden izin alacak hali yok tabii ki rahat olacak. “Karşı direnen Kürt halkını” Kürt halkı değil, PKK direniyor. Kürt halkını kurtarmaya çalışıyor devlet. Direnen de PKK. “Talepleri meşru ve onurludur.” Nasıl meşru? Komünist, Stalinist proletarya diktatörlüğü kurmak istiyor. Türkiye’yi bölmek istiyor. Nasıl meşru ve onurlu oluyor? Murat yapma etme, yanlış yoldasın, Murat Üzüm.

“Hocam iyi yayınlar. Masadaki meyveler gerçek mi, çok merak ettim? Saat çok ileri olduğu halde uyuyamadım merakımdan” diyor, Gökhan. Gökhan bu meyveler gerçek. Yani nasıl ispat edeyim sana? Elma işte mesela hakiki elma. Göster. Niye inanmıyorsun? Isırayım mı ne yapayım?

“Hayırlı akşamlar Hocam. Meyveleriniz de sizin gibi iç açıcı, başarılar. Bizlere dua edin” Songül.

“Allah aşkıyla sevdiğim lütfen bizi gitmekten bahsederek tehdit etme. Bir cumartesimiz var seni doya doya izlediğimiz” diyor.

Ertan; “Türk devleti Allah’ın hükümleriyle hükmetmiyorsa kafir midir?” Niye, Allah’ın hükmüne uygun olmayan ne var? Hükümet bayağı dindar. Biz zaten o mantık iktidar olsun diye yıllardan beri uğraşıyoruz.

Aynur; “Alt yazı mı geçse acaba? Dikkat dikkat A9 TV’de masadaki şişelerde alkolsüz meyve suyu vardır diye.” Yazalım bari de rahatlasınlar.

Gökhan; “Üstadım sizi izlemek mutluluk veriyor. Allah yolunda bu kadar çalışma yapıyorsunuz. İnsanların adeta gözleri görmüyor bazı kişilerin” diyor.

“Hocam programınıza katılabilmemiz için yakışıklı ya da güzel olmamız mı gerekiyor?” Niye? Samimi olman yeterli. Ne alakası var?

Ömer Akın; “Masonlar kime hizmet ederler? 33. dereceden masonluk belgesi alan biri olarak açıklayın.” Masonlar Mehdiyet’e hizmet eder. Nereye hizmet edecekler? Çünkü mason tablolarında bu var. Üstat Adon karşılarında. Kral kıyafeti var, başında taç var. On binlerce mason da karşısında. Onun emrinde olduklarını söylüyorlar. Tarihi tablo var masonların. Masonluğun nihai amacı Mehdiyet’e hizmet etmektir. Kafalarında, göğüslerinde onların her yerde bir düğüm resmi vardır. Yani bir urganın düğümü. İşte bu düğümü Mehdi (a.s) çözecek anlamına geliyor. O üçgenden bakan göz de, Allah bizi her yerden seyrediyor anlamında. İç içe geçmiş iki üçgen, yine Hz. Süleyman (a.s)’ın mührünü, Mehdiyet’in mührünü temsil eder. Dünyaya hakimiyeti temsil eder. Ateist masonlar da elinde olmadan masonluk ve onun yan dalı olan bütün sistemler Mehdiyet’e hizmet etmek durumundadır.

“Adnan Hocam siz ve özellikle meslektaşım Sayın Oktar Babuna olmak üzere tüm ekibinizi Nisan’da, Eskişehir’de düğünüme beklerim.” Dr. Fırat Subaşı. EvvelAllah.

Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Enbiya Suresi, 105’te; “Andolsun,” diyor, Allah, yemin ediyor.“Biz zikirden” Tevrat’tan “sonra Zebur'da da şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” Baktığımızda Tevrat ve Zebur’da bunu buluyoruz. Dünya hakimiyetini buluyoruz. Mehdi (a.s)’dan, Moşiyah’tan bahsedildiğini duyuyoruz. Tevrat’a gönderme yapıyor Kuran. Sen de diyorsun ki, geçersizdir. Allah gönderme yapıyorsa, o kısımlar geçerlidir.

BÜLENT SEZGİN: “Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de” diye Allah belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı,” Yani uysalardı.“…elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!” (Maide Suresi, 65-66) diyor, Allah.

Ertan; “Hocam Atatürk neden mason localarını kapadı?” O devirde bütün tarikatlar kapanmıştı. Mason locaları açık kalsa dedikodu olurdu. O yüzden Atatürk onu da kapattı. En son onları kapattı.

“Sayın Oktar, müsaade ederseniz size bir soru sormak istiyorum. Alemlerin Rabbi her şeye gücü yeten ve bizim cennete veya cehenneme gideceğimizi bile bile neden yarattı? Saygılar.” Bizi eğitiyor. Bizi, bize tanıtıyor. Ruhumuzu bize tanıtıyor, kişiliğimizi bize tanıtıyor. İmtihanın amacı budur. Sonra da bizi cennetine alıyor. Cehennem ehli;  uygun bir üslupla söyledim ama kapalı da söyledim, çok açık da söyledim. Anlaşılmayacak gibi de değil. Cehennem ehli ölüdür. Cennet ehli diridir. Cehennem ehli ölüdür. Allah; “Onlar ölüdürler, siz farkında değilsiniz” diyor. Yani düz, muhkem ayet. “Hayvanlar gibidirler, hayvanlardan da aşağıdırlar” diyor, Allah. “Gözü vardır görmez, kulağı vardır işitmez, kalpleri de kördür” diyor, Allah. “Onlar ölüdür” diyor. Ne anlıyorsan anla artık.

Talmud’un Sanhedrin bölümünde Kral Mesih’in yani Mehdi (a.s)’ın kaderde belirlenen zamanda geleceği bildiriliyor. “Gelecek belirlenmiş bir zaman içindir ve ancak Kral Mesih sonucunda konuşacaktır ve yalan söylemeyecektir.” En sonunda konuşacaktır. “O kral Mesih” Mehdi (a.s) “gecikmesine rağmen onu bekleyin. Çünkü kesinlikle gelecektir. Oyalanmayacaktır. Sonunda konuşacaktır ve yalan söylemeyecektir ifadesi ne anlama gelmektedir? Haham Samuel bin Nahmani, Haham Jonathan adına şöyle söyledi; Önceden belirlenen zaman gelmeden o da henüz gelmeyeceği için hiçbir zaman gelmeyecek diyenler olacaktır. Fakat öyle olsa bile onu bekleyin çünkü şöyle yazılmıştır. O Kral Mesih, gecikse de onu bekleyin. Mutlaka gelecek. Siz onun gelişini bekliyorsunuz fakat  o gelmiyor demenizle ilgili kutsal kitapta şöyle söylenmiştir; Yine de Rab size lütfetmeyi özlemle bekliyor. Size merhamet göstermek için harekete geçiyor.” (Yeşeya 30/18) “Fakat eğer biz beklemiyorsak ve Allah böyle diliyorsa onun gelişini ne geciktiriyor? Çünkü biz hala hak etmiyoruz. Ümitle bekleyenler için şöyle yazılmıştır. Ne mutlu onu bekleyenlere.” Yani sonunda mutlaka gelecek diyor, Tevrat. Ama hak etmeyen adamlara, hak etmeyen ortamda gelmez diyor. Zamanı gelmeden de hiç gelmez. “Fakat Moşiyah Mehdi kendi görevi için dünyanın yaratılışı öncesinde yaratılmış ve hazırlanmıştır.” (Pasahim 54-A) “İnsanlar tarafından seçilemez.” Yani seçimle gelmez. Siyasetle, çalışmayla olmaz. “Çünkü görevi için Allah onu seçmiştir. Moşiyah’ın ruhu seviyelerin en yükseğinden keter (atik) seviyesinden gelir.” En yüksek seviyededir diyor. “Moşiyah’ın ruhu bizim tutunabileceğimiz bir umut ışığı, neşenin güzel kokusu ve her şeyin en iyisiyle sonuçlanacağı ümididir.” (Likutey Halakhot, Birkat HaReiach, 4/21) “Moşiyah tüm dünyayı tek bir silah kullanmadan fethedecektir.” (Siyah Sarfey Kodej 1/67) “Dünya yaratılmadan önce yedi şey yaratılmıştır. Bunlar; Tevrat, tövbe etmek, Adn cenneti, cehennem, Allah’ın arşı, mescit ve Mesih Mehdi’nin adı.” Bak 3500 yıl önceki kaynak bu. “Tevrat’ta şöyle yazılmıştır; Kralın adı sonsuza dek yaşasın. Güneş durdukça adı var olsun.” (Pasahim 54-A)

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Davutoğlu, terörle mücadele konusunda gelen eleştirilere şöyle cevap verdi. “Demokratik hukuk devleti kurallar içinde yürüyor. Amerika’da da, Florida’da olaylar olduğunda birçok yerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Paris’te terör olayı olduğunda, askere Paris’e girin emri verildi. Mesela Cizre’de konvansiyonel olarak çevik polisle operasyon yapmanız mümkün değil. Mahalle bazlı yaptığımız operasyonlarda örgüt bu sefer başka bir mahalleye giriyor. Yüz bin kişilik ilçelerden bahsediyoruz. Netice alana kadar sürecek. Eskiden olduğu gibi bu hendek ve barikatlar temizlendikten sonra geri çekilme yok, orada kalınacak. Yani gerekiyorsa her sokakta güvenlik sağlanacak. Türkiye’ye sadık vatandaşlarımıza gerekli destekler de verilecek.”

ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah.

Evet, dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükrü’nün Türkiye’yle ilişkilerin eskiden olduğu gibi normalleşmesini umduğunu söylemesi, ikili ilişkilerin normalleşmesi yönündeki beklentileri güçlendirdi.

ADNAN OKTAR:  Evet durduk yere söylemezler. Uzun emekler sonunda onu da sağladık. Mısır’la aramızın düzeltilmesi gerektiğini aylardan beri söylüyorum. Nihayet onda da adım atıldı. Kardeşim öbür türlü çok anormal bir şey oldu. Bütün dünyada tek kaldık. Bunda bir gariplik yok mu?

Bir masonik tablo var. Gösterebiliyor musun?

BÜLENT SEZGİN: Göstereyim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak sol alt köşede Adon, yani bütün Masonların üstadı Adon var. Dünya hakimi ve bütün dünyanın ileri gelenleri onun emrinde. Onu resmeden bir tablo bu.

Mardin’den, “Adnan Hoca ne güzel oynuyor ya hayran kaldım” diyor. MaşaAllah.

“Adnan Bey Mısır halkı yazıyı icat etmemiş olsaydı Musa (a.s)’ya On Emir gelir miydi? Twitlere samimi cevap verdiğin için minnettarım.” Murat Üzüm. İbranice daha eskidir. İbranice vardı o zaman. Hz. Musa (a.s) devrinde İbrani harflerle yazışıp konuşuyorlardı. Mısır harfleriyle yazışmıyorlardı. Dolayısıyla On Emir de İbranice yazılmıştı.

TC Çapulcu Dişli, “Neden teröristlerin çoğu Müslüman?” Darwinist, materyalist yetiştirilmiş Müslüman. Sevgisiz yetiştirilmiş Müslüman. Ve şirk düşüncesiyle Kuran’a dayalı olmadan yetiştirilmiş Müslüman. Felaketin yönünü görmek lazım.

“Hayırlı geceler sevgili Hocam, karanlığı aydınlatan bir yıldız gibisiniz maşaAllah. Sohbet ve eğlence şahane.” Belçika’dan  Nejla.

Bak maşaAllah bizim James Bond kesintisiz yayında. Aferin, bu şevk işidir. Yanmayacağım dersen yanmazsın. Yorulmayacağım dersen yorulmazsın inşaAllah. Hz. İsa (a.s) bak su üstünde yürüdü. Talebesi ona karşı yürümek istedi, “acaba durabilir miyim?” diye düşündü. Hakikaten o anda battı suyun içine. Hz. İsa (a.s) diyor, “eğer imanını kaybetmezsen inancını yürürdün” diyor. “Devam ederdin” diyor.

“Söyleyebiliyor musunuz bugün ölen Hristiyan veya Yahudi cennete girer diye?” Girebilir tabii. Son anda La İlahe İllAllah Muhammeden Resulullah İsa Resulullah, Musa Resulullah der, iman eder haberin bile olmaz, cennete gider.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Davutoğlu “Türkiye’nin Irak’tan askerlerini çekmesi konusunda şunları söyledi:  “Türkiye’nin sınır güvenliği, sınır ötesinden başlıyor. Yani muhatabımız devletler Irak ve Suriye sınırlarını kontrol edemiyor. Keşke kontrol edebilseler de askerimiz oraya gitmek zorunda kalmasa. Düşünün şimdi Cizre’de Silopi’de operasyonlar yürüyor. Acaba Irak’ta Suriye’de muhatap alınabilecek devlet otoriteleri olsaydı, oraya o kadar silah girmesi mümkün olabilir miydi?”

ADNAN OKTAR: Tamam da bu sözleri kimse dinlemez. Hiçbir anlamı olmaz. Bunlar en büyük darbeyi, felsefi yönden vurmaları lazım. Darwinizm ve materyalizme hükümet bir tavır alsa, bunlar havalara sıçrarlar. Ateşe düşmüş gibi yanarlar. Ve müthiş netice alırlar. Ve dünya çapında güçlü olurlar. Allah müthiş yardım eder. Ama böyle olunca tabii sürekli bir ricat, sürekli bir güçsüzlük dikkat çekiyor. Ama herkese her şeyi seven bir ruhla yaklaşırsak güzel olacak. Bu ülkeleri, Müslüman ülkeleri karşımıza alma politikasından vazgeçmemiz lazım.

Kadın sesi ne kadar güzel oluyor maşaAllah. Çok nefis oluyor sesleri kadınların.

El Hafız, El Zehebi Kaide diyor ki: Yahudilikten İslamiyet’e dönen Abdullah İbn-i Selam Hz. Peygamber’e geldi ve ona “dün gece Kuran’ı ve Tevrat’ı okudum” dedi. O da cevap verdi” Resulullah (s.a.v.). “Bunu bir gece oku. Ve diğerini de bir başka gece oku.”

Müslim’den şöyle nakletmişti. Ebu Hureyre’nin tanıklığıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söylediğini nakletmiştir. “Eskiden” Hz. Muhammed (s.a.v.)demiştir ki, “Ehli Kitaplar Tevrat’ı İbranice olarak okuyorlardı. Ve Müslümanlar için Arapça olarak tercüme ediyorlardı.” Tevrat’a Kuran’a uygun yönleri okunur. “Ey Allah’ın Resulü İsrailoğulları’ndan nakil yapabilir miyiz? Dedik şöyle buyurdu: Evet İsrailoğullarından nakil yapabilirsiniz. Sakınca yoktur. Onlardan bir şey aktarırsanız bilin ki yanlarında daha ilginç bilgiler de vardır. Hanbel Müsned’inde. Hanbel hadis imamıdır zaten.

Murat Üzüm, “Hocam diyalektik materyalizme inandığım halde hiçbir zaman terörü sevmedim. Terör kimden gelirse gelsin nefret ederim.” Ama işte Marksist, Leninist felsefede terör olmazsa olmaz olarak biliniyor. 

Masaüstü Görünümü