Harun Yahya

Sohbetler (30 Aralık 2015; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş bugün yaptığı açıklamada “Özyönetim talebiyle devletin Kürtler’i asimile etme, katletme, inkar etme ve sömürme yükünden Türkler kurtulacak. Yani bunca yıldır devletin günahına ortak olmaktan kurtulacaklar. Ve elbette bölünme korkuları ve kaygıları da ortadan kalkacak. Bir arada yaşama imkanları her zamankinden fazla artmış olacaktır. Diktatörlüğe karşı tek panzehir şu anda bizim ortaya koyduğumuz demokratik alternatif olan özerkliktir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye böyle Amerika gibi falan güçlü bir ülke olsa, İttihad-ı İslam sağlanmış olsa Müslümanlar arasında federasyon yap, özerklik yap, kanunu hukuku değiştirerek, anayasayı değiştirerek istediğini yap. Ama şu an dünyadaki garibanların, mazlumların hiçbir yerde sahibi yok, hiç kimse ilgilenmiyor. Bu bir abartı değil gerçek. Vicdan merhamet sahibi bir topluluk Türkiye’deki insanlar. Bu insanlar bir arada olduklarında ancak ucu ucuna garibanlara yardımcı olabiliyorlar. Sen özerklik diyorsun, özerklikten gayenin ne olduğunu sen PKK’ya sorduğunda ta iki yüz sene önce bunun kararını almışlar. İki yüz sene önce İngiliz derin devleti bu meseleyi ayarlamış. İngiliz siyasetçileri bunu açık açık söylüyorlar. Ve net olarak yapılacak şey olan bölünmedir. Özerklikten sonra zaten bölünme çantada keklik. Yani o kadar kolay ki artık bitmiş iş. Özerkliği kabul ettikten sonra bölünme kabul edilmiş oluyor zaten. Ondan sonra hiçbir sorun yok. Diyor ki işte “Demokratik yollardan bu olsun.” Şu ana kadar asker-polis şehit vermemizin nedeni zaten özerkliğe karşı olmamızdan, nedeni bu. Şu ana kadar on binlerce asker polis şehit oldu niye oldu? Özerklik olmasın diye oldu. Yargı özerk oluyor, polis özerk oluyor, her şey özerk olmuş oluyor. Özerk; lafı ne uzatıyorsun ayrı devlet olmuş oluyorsun. Tek farkı, ana devletten para alacak olması bir tek farkı bu. Ana devlet oluk gibi para vermek mecburiyetinde. Onun dışında ana devlet hiçbir şeye karışamıyor bölünme oluşmuş oluyor. Özerkliğin anlamı bu oluyor. Buna müsaade etmeyiz. Özerklik çok kurnazca ifade edilmiş bir yöntem. Ne kadar kibarlaştırmışlar. Bölünmenin adı özerlik olmuş. Önce federasyon dediler. Kantonu tontonu falan bırak bunların hepsi bölünmedir. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi kalbin ilacı” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstihbaratın hazırladığı son PKK raporunda şöyle bir bilgi yer alıyor Adnan Bey: “PKK toplam insan kaynağını yaklaşık yüzde elli artırmıştır. 2013-2014’te de PKK insan kaynağında sıçramalar görülmüştür. PKK toplam silahlı ve eğitimli insan kaynağı üç bini aşmıştır. Toplam rakama Avrupa ülkeleri ve Rusya’daki network ve gruplar dahil değildir.”

ADNAN OKTAR: Seksen milyon, üç bin kişiyi eğer yenemiyorsa bir acayiplik var demektir. Demek ki iyi organize edilemiyor, iyi planlanamıyor demektir. Seksen milyonun iyi organize edilmesi gerekiyor, iyi eğitilmesi gerekiyor. Halkın epey bir bölümü şuurlu ama milli şuurdan yoksun insanlar da var, eğitilmesi gereken insanlar da var. Veyahut milli şuur yetersiz oluyor, var ama yetersiz. Onun için mutlaka milli şuur dersi verilmesi lazım. Ortaokulda, lisede, üniversitede burada bütün sapkın ideolojiler eleştirilmesi lazım. Komünizm, faşizm, vahşi kapitalizm, Darwinizm hepsinin eleştirisinin yapılması lazım. Vatan millet sevgisinin anlatılması lazım. Bak “yerel yönetimlere bu kadar yetki vermeyin” dedim “başımıza iş çıkar” dedim “başımıza bela çıkarır” dedim. O zamanlar yüzlerce kere söyledim dinlemediler. Bak şimdi yerel yönetimlerin yetkilerini kısıyorlar. Aylarca söyledim bak “bu çok tehlikeli bunu yapmayın” dedim.

“Canımın içi nurum cennet gözlü seyidim, Selam.” Aleyküm Selam. “Seni Allah aşkıyla seviyorum. Nurlu mübarek ağzını yaratan Allah’a kurban olayım” diyor. Asiye Nezahat. Asiye Nezahat beni ne bu seviyorsa ben de onu o kadar çok seviyorum tabii ki.

Ama yine de tabii hükümetin samimi atakları görülüyor. Ama bu iki kere iki dört eder gibi belli. Adamlar Stalinist, komünist adamlar, Stalinist çizgideler. Belli ki Türkiye’yi bölmek istiyorlar. Stalinist olarak Türkiye ile beraber yaşayabilir mi adam özerk bir sistemde? Sen orada Stalinist bir hükümet kuracaksın, Türkiye’yle kardeş kardeş iç içe tek devlet olarak yaşayacaksın olacak iş mi? Adamın ideolojisi bir kere Stalinist, komünist, Marksist bir yapıda, sen anti-komünistsin, milliyetçisin, dindarsın. Milliyetçi derken yani her ırktan her kavimden insanları koruyan kollayan anlamında. Bu ne alaka?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: DTK’nın özerklik çıkışına destek veren KCK, “hendek ve barikatlara devam” dedi. “Ayrılma eğilimleri yerel demokrasilerin varlığıyla ortadan kaldırılmaktadır” denen açıklamada “biz DTK’nın yayınladığı deklarasyonun da bu karakterde olduğunu düşünüyor, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde rolünü oynayacağına inanıyoruz” ifadeleri yer aldı.

ADNAN OKTAR: PKK’lı it-kopuklar oturmuş artistlik yapıyor haysiyetsiz herifler. Bir kere bu belirli küçük yerlerde yani evlerin müsait olduğu yerlerde bunları yapabiliyorlar. Makul şehirleşme olan yerlerin hiçbirinde bunu yapamazlar. Haysiyetsiz herifler. O tarz yerleri devlet zaten yıksın ve yeni güzel mahalleler inşa edelim. Bu köpeklere malzeme vermenin bir anlamı yok. Çünkü onlar stratejik olarak uygun görüyorlar. Çok karmaşık girift gecekondu mahalleleri, eski evler falan bu köpekler için çok müsait bir yer oluyor. Buna müsaade etmeyelim. Belirli yerlerde zaten yuvalanabiliyorlar. Yani çok küçük bir alan yerleşebildikleri yer. Çünkü ne öyle güçleri var, ne adamları var, ne kuvvetleri var darmadağın olmuş vaziyetteler. Onun için bunların en çok sükse yapmaya kalktıkları yerlerde bunların bütün mevzilerini yerle bir etmek lazım hiç bekletmeden. Geniş alanlar oluşturmak lazım. Bir tek tarihi camiler, tarihi binalar bırakılsın hepsini yıksınlar, tamamını yıksınlar. Beklemeye gerek yok. Kardeşlerimize de böyle çok güzel çok hoş, temiz bahçeli evler yapalım ferah ferah, altyapısı mükemmel yüz yıllığına kiralasın devlet kardeşlerimize. Aylık ne kadar diyelim? Mesela on lira yahut beş lira aylık yüz yıllığına kiralasınlar. Bu kadar.

Bu aşamaya kadar beklemenin alemi ne? Nasıl inanıyorsunuz yok çimento yok beton, silahlar gömülecek, adamlar gidecek. Yıllarca bağırdık. Israrla “yok gidecekler” diyor. Gider mi Stalinist komünist adam? Bu bir ideoloji. “Türkiye’de biz iç içe kardeşçe yaşarız” diyor. Kardeşim, Stalinist devlet kuracaksın nasıl iç içe yaşıyorsun? Bir ayağın Kuzey Kore’de olacak, bir ayağın başka bir komünist ülkede olacak, silahlanacaksın, ayrı havaalanların olacak, askeri tesislerin olacak, ağır silahlarla donanacaksın kardeş kardeş yaşayacaksın. Bir de Türkiye’den para isteyeceksin. Türkiye’nin milli gelirinin yarısını alacak, hem Türkiye’ye kafa tutacak, hem saldıracak, hem de para verecek Türkiye, hem de Türkiye’yi kâle almayacak, kâle almadığı gibi muhalif bir ülke olarak düşman bir ülke olarak saldırıya hazırlık yapacak. Yani tam komünist aklı, Stalinist terörist aklı tam. Bu terörist aklını kaldıracaklar. Mesela Leyla Zana diyor ki adam ağzındaki baklayı çıkarıyor “bize artık özerklik yetmez” diyor. Özerkliği alsan zaten iş biter. “Bizim mutlaka federasyonu sağlamamız, federasyonla ayrılık referandumuna gitmemiz, kendi geleceğimizi kendimiz tayin etmemiz lazım” diyor. İşte tamam doğrusu bu niye lafı eveleyip-geveliyorsunuz? Komünist Stalinist devlet kurmak istiyor PKK, bunları da kullanıyor. Bazen farkına varıyorlar bazen farkına varmıyor uyuşmuş vaziyette oluyorlar. Bazen de anlamazdan geliyorlar. Bazen de hakikaten anlamıyorlar.

Mahalleleri yıkmayı ilk ben söyledim, hükümet hemen o fikri kabul etti. TOKİ yapsın dedim hemen TOKİ’ye emir verildi bahçeli ev yapılacak diye. Bak bahçeli dedim onu da dedim detayını verdim, PKK acayip kudurdu. KCK hemen açıklama yaptı işte “TOKİ’yi o mahallelere asla sokmayacağız, deneyen pişman olur” bilmem ne. Nereye geleceksin? Açık alan, sen gelirsen sana bir hoşamedi töreni yaparlar. Ondan sonra eleğin üstüne oturursun, ibrik duruyor artık nereye gidersin nereye geleceksin onu düşüneceksin. Hopla da hopla tefin üstünde ondan sonra. Yok öyle. Dene de bir görelim bakalım nasıl oluyormuş. Hemen başlasınlar. Çünkü bu tip çalışmalarda genellikle sırf dozer operatörleri falan oluyor. Adamlara PKK’lılar gelip posta koyuyor yahut kaçırıyorlar. Öyle değil. Oraya karakol kuracaksın önce mahallenin yapılacağı yere kalekol. Sonra “beyler buyurun bekliyoruz” diyeceksin. Dakikada altı bin mermi atan otomatik silahlarla donatacaksın kalekolu. “Buyurun gelin” dersin. Gelmez it gibi kaçar. Mesela tarlalara korkuluk yapıyorlar, kargalar geliyor mu? Gelmiyor, değil mi? Kalekoldan bunlar acayip korkarlar, it gibi böyle kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırır kaçar. Bu aç tilkilerde falan oluyor ya böyle tin tin tin hoplaya hoplaya kaçıyorlar, onlar da öyle.

Devletin baş edememesi diye bir konu olmaz. Bu hikaye çok uzadı. Bir kere Güneydoğu’daki kardeşlerimize de çok bir iyi imkan sağlamış olduk. Hep onlara biz rahat hayat düşünürdük. Bahçeli güzel böyle seyrek aralıklarla, rahatça hayvanlarını da otlatabilecekleri gibi, tavuğunu falan da besleyeceği gibi güzel geniş muhkem evler yapalım, kardeşlerimizi de yerleştirelim. Yıllardan beri çektikleri acıların bir vesilesiyle, inşaAllah. Yiyecek yardımı da yapılabilir gayet güzel olur.

Devletin üniter yapısı en hayati konu. Aman ha. Bölgede sevgiyi, merhameti, şefkati savunan, kitle cinayeti yapmayan hemen hemen tek devlet gibi bir şey Türkiye. Türkler kadar merhametli, adil bir devlet gösterin bana. Türkler’in merhameti çok müthiş. Eskisi için demiyorum eskiden tabii bazı olaylar vardı. Irk olarak demiyorum, şu andaki mevcut millet yapımız açısından diyorum. Irk olarak dersen oho Mongollar var, adamlar kitle katliamı yapmış mahvetmişler. Hülagu, Mevlana’nın bir numaralı adamı. Azılı katille senin ne işin var? “Ben Mevlana’yım” diyorsun. Kimse o adam varsa, ben hayali bir şahıs için diyorum. Belki o adam hiç yoktu, belki de hiç öyle bir şey demedi. Ama bize gelen tarih bilgisi onunla iç içe olduğunu gösteriyor. Kitle katliamı yapmış bir adamdan sen nasıl maaş alıyorsun? O nasıl senin boğazından geçiyor? Yüz binlerce, milyonlarca insanı katletmiş bir deccalın verdiği maaşı sen nasıl alıyorsun? Bir de zibil gibi para veriyor. Ve onunla nasıl ahbap dost oluyorsun sen? Ondan sonra “Mevlana’yım” diyor adam dönüyor. Kardeşim, Şems cinayet işliyor hanımını öldürüyor, kendi bizzat öldürüyor. Öbürü, yüz binlerce Müslümanı şehit etmiş azılı bir katilin adamı oluyor maaş alıyor ondan. “Aman Mevlana’ya laf söyleme.” Allah’a dine mukaddesata olmadık laf söylüyor gıkını çıkarmıyorsun, niye putlaştırıyorsun? Mevlana denilen fikir sistemi, yazılar İslam’a Kuran’a zıt ve karşıt açıklamalarla dolu. Ben o adamı bilmiyorum belki adamcağızın hiç alakası yok. İftira da atmış olabilirler. Ama anlatımlar dehşet verici. “Yok mübarek demiyor” diyor. Al orijinalinden, devletin kütüphanesinden aldığımız yazı.

“Ümmet, “peki” dedi “ya bu çocuğa rastlarsak, ya bir kadın çıkarsa karşımıza” dedi ki diyor Mevlana “kadında akıl yoktur, aydın bir karara varamaz. Peygamber onunla danış, dediğinin tersini yap düş yola dedi. Nefsini kadın tanı, kadından beter tanı. Çünkü kadın parça buçuktur.” İnsan değil diyor. “Nefise tamamen şerdir kadın” diyor. Bu nasıl bir nefret, bu nasıl bir üslup? Kadınlar bizim annelerimiz bacılarımız. Hz. Ayşe (r.a) da kadın, Hz. Meryem (a.s) da kadın bu nasıl bir laf? Niye Peygamber (s.a.v.)’e  iftira atıyorsunuz? “Sakın bir şey deme Mevlana’ya” diyor. Allah dine mukaddesata olmadık laf var, buna bir şey demiyorsun da putuna mı diyorsun? Putuna mı sahip çıkıyorsun? “Demedi Mevlana” diyor. Al devletin kütüphanesinden kendi orijinal kaynak, nasıl dememiş? Kirli bir Müslümanlık meydana getirmeye çalışıyorlar. Aydın pırıl pırıl Müslümanlığın yerine kirli bir Müslümanlık. Buna müsaade etmeyiz, göz göre göre oyun oynatmayız. Ben Allah’tan yanayım, Kuran’dan yanayım. Allah’a Kuran’a sen laf söylersen ben de sana gereğini söylerim. “Putuma dokunma” diyor. Sen Allah’a dokunamazsın, Allah’a laf söyleyemezsin. Peygamber (s.a.v.)’e, Kuran’a laf söyleyemezsin. Ama benim Mevlana’yla alıp-veremediğim yok bilmiyorum belki yaşlı başlı kendi halinde garibanın biri. Ben o fikirleri, o iddiaları kabul etmiyorum. İslam’a, Kuran’a hakaret eden o ifadeleri kabul etmiyorum.

İbrahim Kalın iki gün önce özerklik konusunda çok net bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı sözcüsü Kalın, ‘özerklik özyönetim gibi fantezilerin toplumda karşılığı yoktur.’

“Oradan çıkarlarsa tamamen Şebbihalar’ın eline geçecek Türkmen toprağı” diyor. Tamam da orada adamları bırakıp adamları boğdurmanın alemi ne? Olur mu öyle şey? Gerekiyorsa ricat olur. Kahramanca direnme değil ki, adam silahsız pusatsız adam. Oraya koyuyorsun adamı Türkmen topraklarında diren. Öyle direnme mi olur? Direnme için adamın elinde uçaksavar olur, uçaksavar roketler olur, obüs topları olur, dakikada altı bin mermi atan otomatik silahlar olur. Majino hattı gibi beton mevziler olur. O zaman kahramanca direnirsin. Yoksa orada sen tabanca var elinde Kırıkkale tabanca “hadi gelin” diyorsun bu kahramanlık olmaz, bu intihar olur böyle bir şey olmaz. Yoksa adamlar orada kendilerine saydırılacağını bilse öyle sırıtarak eğlenerek falan gelemezler, değil mi? Adamın hava kuvveti var. Hava kuvvetini sıfıra indirecek şekilde senin hava savunma sistemin olması lazım, değil mi? Omuzdan atılan uçaklarla, adam senin öyle silahlara sahip olduğunu bildiğinde uçağını oraya göndermez, enayi değil. Birkaç tane havada hatta kuş vurursun, gibi yaparsın gösterirsin adam anlar. Havaya roketi atarsın havada infilak eder birkaç kere, şakan olmadığını anlar ve yanaşamaz oraya. Ama elinde hiç silah yok pusat yok olmaz.  

Twitter’da da Hz. Mehdi (a.s) bir numaralı konu olmuş. 13 bin 500 kişi Twitter’da Hz. Mehdi (a.s) hakkında yorum yazmış 13 bin 500 kişi. Türkiye’nin yüzde yetmişi Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğine inanıyor.

Rusya havadan vuruyor Şebbihalar giriyor. Sen orada mesela en az iki bin-üç bin adet uçaksavar roketin olsa oraya kuş bile gelmez. Hiç kimse gelmez. Çok sıradan bir teknoloji havadan roketle uçağı etkisiz hale getirmek çok basit bir teknoloji. Ne olabilir? Mesela, ısıya güdümlü olabilir, harekete güdümlü olabilir. Gönderirsin tak indirir aşağı diye bilinirse adam bunu yapamaz. Caydırıcı gücün olması lazım. “Arkadaş, bizim elimizde beş bin uçaksavar füze var sakın gelmeyin” dersin gelmez adam. Öbür türlü gelir tabii ki. Şebbihası da gelir şübbühası da gelir. Elinde de silah yok, “kahramanca direniyor.” Nereye kahramanca? İşte gitmişler ele geçirmişler adamlar ezim ezim eziyorlar. Böyle şey olmaz. Bir kere Türkiye’nin elinde en az on bin-yirmi bin adet uçaksavar füze olması lazım ve yüzde yüz tam isabet sağlayan. Bu zor bir şey değil bunu yapsınlar. Yapamıyorlarsa satın alsınlar. En az yirmi bin hatta kırk bin-elli bin adet acayip ürkütücü olur. Hiçbir şekilde giremezler. “Oradan çıkarlarsa tamamen Şebbihalar’ın eline geçecek.” Allah Allah yine eline geçiyor adamın ne fark ediyor? Sadece oradakileri ezmiş oluyorlar. Gariban çocukları onların eline vermiş oluyorlar. Bu bir kahramanlık değil ki. 

Aslında her uçağı mutlaka düşürecek roketler olsa Türkiye’de, elli bin-altmış bin hatta yüz bin adet, Türkiye dünyanın en güçlü askeri gücü olur. Hiç kimse yanaşamaz. Yani hava gücü sıfır olmuş oluyor. Bir de roket savar, roketi havada vuracak roketler. Hem uçaksavar hem roket savar, kahredici güç olursun o zaman.

1983 yılında bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Pakistan dahil bütün Hindistan Müslüman ülkelerde yani Fas, Tunus, Cezayir’de her yerde lobi faaliyeti yaptı. Kıbrıs’ın tanınmaması için, İngiliz derin devleti. 

BÜLENT SEZGİN: O belgesi de vardı bahsettiğiniz konunun.

ADNAN OKTAR: Bu da aleni faaliyetler, bu da derin devlet dışında zahiren alenen yapılan faaliyetlerdi.

Evet, bakayım. Buyur. İngiliz ulusal arşivinde yer alan 18 Kasım 1983 tarihli belgede dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Geoffrey Howe, birçok ülkedeki İngiltere büyükelçilerine telgraf göndererek bu ülkelerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmaması için çalışmalar yürütülmesini istiyor. Şu muhalif kafayı görüyor musun? Bazı yazarlar da bilgisizliğinden bunlara kapılıyorlar. Bu işte malum şahıslar. Kendilerini böyle entelektüel, kültürlü, aydın gösterip, şirin görünmeye çalışıyorlar. Adam seni ne yapsın? Sen aç biilaç sürünüyorsun kardeşim. Adam birçok İslam ülkesini sömürüyor ve esir etmiş, ezim, ezim eziyor. Sen de onlara kıyıdan köşeden hayran olup garibanca şirin görünmeye çalışıyorsun, ne kadar küçük düşürücü bir şey. Adamlar seni kâle dahi almazlar.

“İyi geceler Üstadı Azamım, Kuran’da küfür ehlinin dövülerek canlarının alındığını bildiriyor. Diğer bir ayette de, “Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?” diye soruyorlar. Bu iki ayet arasındaki uyumu nasıl anlatabiliriz?” Rafet Alizade. İlk canları alınırken zaten diri oluyorlar, orada ilk anlıyor. Ama bu dünya hayatı gibi, mesela geçici baygınlık dönemleri oluyor, mesela kısa baygınlık dönemi. Bu ne kadar sürer? Bir saniye, bir saniye. Bir saniye sonra baygın halde kalkıyor, baygın halinden kalkıyor anlayamıyor durumu, yerini anlayamıyor. O anda ona yine işkence yapılmıyor. Kalkıyor, ondan sonra başlıyor ona azap verilmesi. Durumu anlıyor, bir merkezden onu çağırıyorlar, tek bir yerden çağırıcı bağırıyor, o tarafa koşmaya başlıyorlar. Orada başlıyor işte azap, diyorlar ki “Eyvahlar bize, bu vaat edilen olay.” O aradaki geçici baygınlık esas değildir. Bizim hayatımızda da mesela rüyalar, geçici baygınlıklar vardır, bu değil, bu kesintisiz bir akış. O akışlardan bir bölüm bu. Yoksa sürekli dövülüyor anlamına gelmiyor. İlk can alınırken dövülüyor. Sonra baygın hale geliyor. Sonra o baygınlıktan kalktığında, ilk anlayamıyor, o da ona bir eziyettir. Anlayamayacağı şekilde yapıyor Cenab-ı Allah. Kalkıyor, “Bizi kim kaldırdı yattığımız yerden?” diyor.

“İyi geceler dünyanın en kıymetli Üstadı, sebeplere bağlı kalmakla, sebepleri aşmak arasındaki dengeyi nasıl tuttururum?” İşte sürekli Allah’ın her yerde olduğunu bilirsen, seni konuşturan, her şeyi yaptıran Allah olduğunu bilirsen, unutmazsan, arkadaşlarını da tembihlersin onlar da sana ara ara hatırlatırlar, o zaman bu güzel olur. Allah’ın seveceği bir durum olur.

Bilocan Anarşist Bilo, “Adnan Hoca ve kedicikleri birazdan yayına ve sevgi başlıklı etiketle Twitter’e girerler” diyor.

Serkan Algilek, “Annemin selamları var” diyor. Aleykümselam. Annenin ellerinden öpüyorum.

Hadim Vasıfsız, İbrahim Aksut, “Eğer şu anlattıkların TV’dekiler İslam’a uygunsa beni ikna edin” diyor. Sen olmadığını bana ayetle söyle. Herhangi bir ayet söyle değil mi? İslam’ın ölçüsü nedir? Kuran. Kuran’da bak şu ayete uymuyor de. Hiç tek bir ayet şu ana kadar söyleyemediler, bu çok manidar. Tek bir ayet söyleyemediler.

“Hocam lütfen tamamını okuyun. Evrime karşısınız bunu anladım. Düşünme özgürlüğünden dolayı, evrime karşı oluşunuza saygı duyuyorum. Ama sizinle aynı fikirde değilim. Evrime yürekten inanırım. Bugün yaşayan iki milyona yakın canlı türünün, yaklaşık üç buçuk milyar yılda, iki milyona ulaştığını bilim anlatıyor.” “İki milyona yakın canlı türünün, yaklaşık üç buçuk milyar yılda, iki milyona ulaştığını bilim anlatıyor.” Ne demek istiyor? Herhalde akşam akşam bir uykusuzluğun sıkıntısı var. “Yani birbirine yakın türlerin çiftleşmesiyle yeni türler oluşarak, aynı zamanda bazı türlerin yok olarak, bugünkü iki milyon tür çeşidine ulaşmıştır.” İki milyonu, iki milyona ulaştı diyorsun? Kendini topla Allah aşkına. “Örnek katırın meydana gelmesidir. Yani eğer canlıları Allah tek tek yaratmış olsaydı, katırı da yaratırdı. Yani katır yaratılmayı unuttu mu? Katırı yaratmayı unuttu mu Allah?” diyor, haşa. “Yani katır örneği türlerin birbirine yakın türlerden çoğaldığı gerçeği bilimsel olarak kesindir. Hocam size göre bütün canlı türleri Allah tek, tek yarattı, peki katırı Allah bize bizzat yarattı diyebilir misiniz? Allah insanın yaratılışı gibi bizzat uğraştı mı? Neden katırın annesi başka tür, babası başka tür, lütfen cevaplayın.” Ramazan Hoşgör. Canım bu herkesin bildiği bir şey. Binlerce kere cevabı verilmiş bir şey. Sen ilk defa keşfetmiş gibi soruyorsun. Mesela bizim kedi vardı. Annesi siyahtı, babası kırmızıydı, hayvan kırmızı siyah karışımı oldu. Yeni bir tür mü meydana geldi? Bu laf mı? Katır her zaman eşekle atın birleşmesiyle katır tarih içinde her zaman olmuştur. Ama katır kısırdır. Yeni bir tür meydana getirmedi, devam etmiyor. Mesela bak ondan da haberin yok. Mesela katır, katırla çiftleştiğinde katır olmaz. Katırın soyu o anda tükenir, bir daha gelişmez. Mesela Ankara kedisiyle sokak kedisi birleştiğinde, bambaşka bir kedi meydana geliyor ama bu en başından beri, yaratılıştan beri olan bir şey. İlk defa olan bir şey değil. Dolayısıyla burada ne bir evrim var, ne bir devrim var, ne bir farklı bir şey var, verdiğin örnek zaten evrimin açmazda olduğunun en açık delili. Bak en güçlü delil olarak bunu veriyorsun, en açmaza gireceğin delillerden biri de bu olmuş oluyor aynı zamanda.

“Antep’ten selam Hocam, arkadaşlarla birlikte sizi izliyoruz.”

“Size çok teşekkürler Hocam. Sayenizde sevmeyi, bir konu hakkında görüş sahibi olmayı, maddenin ardındaki sırrı, bağnazlık ve hurafenin kötülüğünü öğrendim. Size her şey yakışır. Sizi kıskananlar ve sizi çekemeyenler anten taksın” diyor. Ne anteni bu? Yani algılarının gelişmesi için, tamam güzel.

“Sevgiler” Sivaslı Bekir. Güzel, bütün Sivaslı kardeşlerimize sevgiler.

Hülagu iki milyona yakın Müslüman’ı katletmiş. Mevlana’nın baş adamı. Mevlana’yla dost, can ciğerler. Azerbaycan ve Kafkasya’da katliam yapmış. Sonra Abbasi halifeliğinin merkezi olan Bağdat’ı yerle bir etmiş. Oradaki kütüphaneleri darmadağın etmiş. Sadece Bağdat’ta yaklaşık dört yüz bin kişiyi öldürdüğü kayıtlara geçmiş. Kadın çocuk ayırt etmeden katliam yapmış. Dönemin halifesi Mutasım’a önce insanları katletmesini ve şehri yağmalamasını izlettirmiş. Yani önce adama baktırmışlar, nasıl katliam yaptı. Sonra da halifeyi keçiyi atların ayaklarının altında ezdirerek öldürtmüş. Hülagu’nun Bağdat’ı yaktırması dünya tarihinin en büyük toplu katliamı olarak biliniyor. Hülagu, Abbasî halifeliğini yakıp yıktıktan sonra Urfa, Harran, Humus, Hama, Dımeşk, Halep ve Antakya şehirlerini de yerle bir ediyor. Hepsini kesiyor, doğruyor. Moğollar’ın Anadolu işgali sırasında gerçekleşen Kösedağ Savaşı’nda Mevlana’nın işte hiç peşini bırakmadığı Şems, Moğollar’ın safında savaşıyor Müslüman’ları katledecek şekilde. Zaten karısını öldürtüyor. Ve Mevlana’nın bir numaralı adamı Hülagu, bu katil, dünya çapında azılı katil. Ve ondan oluk oluk maaş ve para alıyor. Ve Hülagu’ya sadece Mevlana’ya uyacaksın diyor o bütün Anadolu’daki şeyhlere tarikatlara talimat veriyor. Bütün Müslümanlar kaçışıyorlar. Korkudan büyük bir kısmı da Mevlana’ya tabi oluyor Hülagu’nun korkusundan. Moğollar; Erzurum, Erzincan, Tokat, Sivas, Kayseri’de binlerce Müslüman’ı öldürdüler, şehit ettiler. Bu şehirleri yağmaladılar. Özellikle Kayseri’de çok büyük katliam yaptılar. Şehri ateşe verdiler. Çok sayıda Ahi tarikatı üyesi öldürüldü. Mevlana’nın hocası Seyyid Burhanettin’in eteğine de paralar, altınlar saçmış o zaman Moğollar. Yani oluk oluk para vermişler.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “RTÜK’te yeni yıl depremi” adlı başlıklı bir yazı vardı. Star yazarı Cem Küçük’ü hedef gösterdiği ve lağvedilecek dediği RTÜK’ün en önemli dairesi olan İzleme ve Değerlendirme Dairesi’nde operasyon yapıldı. Önceki akşam alelacele yapılan operasyonla dairede çalışan personellerin hemen hepsi görevlerinden alınıp başka birimlere atandılar.

ADNAN OKTAR: Onda anormal olan bir şey yok. Devlet memuru olduğuna göre zaman zaman değişebilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Suudi Arabistan’da Kâbe’yi ziyaret ederek umre yaptı. Fotoğraflar da vardı.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Suudi Arabistan’da Kâbe’yi ziyaret ederek umre yaptı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah mübarek etsin. Allah kabul etsin. İyi olmuş, güzel olmuş.

Hasan Karakaya’nın resmini göstersene.

BÜLENT SEZGİN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet Hasan Karakaya Ağabeyimiz yıllarca İslam’a Kuran’a hizmet etmiş, değerli bir Ağabeyimiz. Allah rahmet etsin. Allah ailesine uzun ömür versin. Sabr-ı cemil nasip etsin. Biraz önce vefat etmiş. Sevenlerinin başı sağ olsun.

Derya Sezgin, “Adnan Hocam geçtiğimiz günlerde Kâbe ziyaretinde bulunan Hakan Çalhanoğlu Almanya’da Bayer Leverkusen futbol takımının oyuncusu “Kâbe’yi görünce gözyaşlarımı tutamadım. Tüylerim diken diken oldu” diyerek duygularını anlattı. Eskiden ünlüler, siyasetçiler dindar olduğunu söylemekten çok çekinirlerdi. Sizin kitaplarınız ve dini tebliğleriniz sayesinde rahatça artık bunu artık herkes inancını rahatça söyler hale geldi” diyor.

“Yılbaşını kutlar mısın?” Ben yılbaşını kutlayacağım. Bilmiyorum başkası ne yapar? Yani eğleneceğim inşaAllah. Allah nasip ederse. Hep beraber.

Selahattin Demirtaş “PKK silah bırakacak” diyor. PKK’nın silah bırakmayacağını isminin Selahattin olduğunu bilmekten daha iyi biliyordur. Bırakır mı? Asla bırakmaz, belli. Şimdi de bırakmayacak diyor şu an doğrusunu söylüyor işte. Daha önce samimi değildi ifadesi, şu an doğru.

İngilizler iki yüz sene önce karar vermiş Türkiye'yi bölmeye. Bayağı uğraşıyorlar. Rumilik Mevlevilik'le de Müslümanlar'ın arasına girmeye çalışıyorlar. Türkiye'deki, Pakistan'daki, Hindistan'daki hırsızlarıyla, üçkağıtçılarıyla, yancılarıyla bir şeyler yapılabileceklerini zannediyorlar. Türk milletini bu konuda çok iyi aydınlatmak lazım. Sezdirmeden sinsice İngiliz derin devletiyle Türkiye mücadele ediliyor şu an. PKK ile mücadele etmiyoruz biz. Irak'la, Suriye'yle mücadele etmiyoruz. Doğrudan İngiliz derin devletiyle mücadele ediyoruz. Selahattin Demirtaş diyor ki, "İki yüz yıl önce başladı." diyor. İki yüz yıl önce senin deden namazında niyazında muttaki bir adamdı, tarikat ehliydi. Stalinizm’le, komünizmle ne alakası var dedenin? İki yüz yıl önce senin desen başlatmadı. PKK'nın felsefesini, mantığını ilk başlatan İngiliz derin devletidir. Kitap olarak hazırlıyorum, süratle yayınlayacağım. Bu Mevlevilik'le bağlantısını da göstereceğim, bu Hülagu'nün deccallığını da anlatacağım. Hepsi iç içe yani. Bir Müslüman alim deccalla nasıl iç içe olur? Nasıl deccaldan oluk oluk para alır? Hadislerde belirtilmiş bir deccaldır Hülagu. Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından detay detay anlatılmış azılı bir deccaldır. Her yeri nasıl yakıp yıkacağı, hepsi açıklanıyor. Bediüzzaman da Kuran'dan ayetle çıkartıyor; "Hülagu fitnesi zamanına bakar" diyor ayetten.

"Selamun aleyküm" Aleyküm selam "Geceniz güzel muhabbetiniz bol olsun. Hocam siz var ya siz adamın dibisiniz. İnsanlığın ham maddesisiniz. İyi ki varsınız. Selamlar saygılar." Numan Sak. Biz ne diyeceğiz? Ben de yakında bunların muhabbetine gireceğim ben yani.

Dün bir kız arkadaş geldi yurtdışından. Bayağı sevimli bir şey. Benimle, gelir gelmez bir çak yapmak istedi böyle. Orada öğrenmişler kendi aralarında.

"Selamun aleyküm Hocam. Sizi ve yoldaşlarınızı çok seviyorum. Hocam sizden Mehdi (a.s)'ın bugüne kadar hiç duyulmamış bir özelliğini söyler misiniz? Sizde sır olarak sakladıklarınızdan. Lütfen. Çok merak ediyoruz. Hazreti Mehdi (a.s)'ı her gece görmek isterim." diyor Esmer Melek. Ben de görmek isterim ama işte Allah nasip ederse. Mehdi (a.s)'ın evet, söylenmemiş üç özelliğini söylemiyorum hakikaten. Hadis var. Çok acayip olur söylersem. Onu söylemiyorum. Üç özellik. Üç tane var. Zamanı gelince söyleriz. Ama nasıl söyleyeyim yani?

OKTAR BABUNA: Ne zaman söylersiniz? 

ADNAN OKTAR: Sana söyleyeyim bir tanesini. Üç özelliği var da bir tanesini söyleyebilirim. 

OKTAR BABUNA: Sır tutarım inşaAllah  Hocam. 

ADNAN OKTAR: Amma da tutarsın.

Hülagu'yu çok seven tipler olabilir. Halbuki tarihin yazdığı en azılı deccallardan birisidir. Mevlana da bu deccalla iç içe olmuştur. Ve onun adamı olmuştur. Deccalın en sevdiği kişidir Mevlana. Ve oluk oluk ona para vermiştir. Ama X şahıs olarak Mevlana. Yani biz böyle birini bilmiyoruz. Belki gerçek Mevlana kendi halinde, gariban, beş vakit namazında bir insandı. Allah'ın hükümlerini hemen hemen hiçe sayan, Kuran'ın hükümlerini hiçe sayan bir adamdan bahsediyorlar. Ben onu söylüyorum. Bu adamın dinle imanla alakası yok. Ama ayrı bir Mevlana olabilir. Biz ona saygı duyarız. Kuran'a tâbi, mümin muttaki bir adamdır. Ama bu kitaplarda, arşivlerde yazılı olan devlet kütüphanelerinde yazılı olan adam, benim gördüğüm, deccalla iç içe olan bir adam.

"On altı yaşındaki Kimya'yı altmış beş yaşındaki Şems'e peşkeş çeken" diyor. Yani peşkeş demeyelim de evlendirmiş herhalde anladığım kadarıyla. "Dayaktan Kimya'yı öldüren" Evet, kadını öldürdü Şems. Bir tek o değil zaten aynı zamanda bu deccal ordusuyla birlikte Müslümanlar'ı katletmede görev aldı. Yani Hülagu'nun ordusunda o cinayet şebekesiyle birlikte hareket etti. Mevlana'ya da oluk oluk asrın deccalı para verdi. Ve Mevlana da yedi o parayı. Harcadı yani kullandı. Akıl almaz para veriyor, oluk oluk. "Kayseri'de Ahi katliamını yapan Şems, Rumi Celaleddin'in en iyi dostudur." diyor. Tabii bütün Kayseri'yi kan revan içinde bıraktılar. Kayseri'yi haritadan sildi adam. Tokat, Turhal, her yeri kan revan içinde bıraktı. Bütün çoluk çocuk, herkesi doğradı. Mevlana da deli gibi seviyor asrın deccalı olan Hülagu'yu.

Hep böyle işte "Tanklar bir gün eriyecek" gelenekçi kafada. Öyle bir şey yok. Tanksavarın varsa tankı durdurursun, tanksavarın yoksa tank ilerler gider. Uçaksavarın yoksa uçak senin iflahını keser. Kafanı çalıştıracaksın. Oturduğun yerde işte "Benim şeyhim bir şey yapar. Bir üfler göğe tanklar berhava olur." Öyle bir şey olmaz.

"Hocam Şırnak'tan selam. Kuran’da dillerin zenginlik olduğuna dikkat çekiyor. Sizin anadilde eğitimle ilgili düşünceniz ne?" Feyzullah kardeşim, şimdi Kürtçe, Türkçe, Çerkezce, Rumca, Sırpça, hepsi öğrenilsin. Ama bir ülkede rahat yaşamak için, konforlu olmamız için; mesela Amerika'ya gittiğimizde İngilizce bilmemiz gerekiyor. Öbür türlü sürünürüz. Fransa'ya gittiğinde Fransızca bilmemiz lazım. Türkiye'ye geldiğinde de Türkçe bilmemiz lazım. Anlaşamayız kimseyle. Eczaneye gideriz, ilacı anlatamayız. Lokantada yiyeceği anlatamayız, okula gideriz dersi anlamayız. Burada biraz kafa çalıştırmak lazım.

"Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesi ile bu asrımızın dört büyük şerli inkılâblarına ve fırtınalarına mana-yı işarî ile bakar; aynen öyle de, dört defa tekraren [şeytandan Allah'a sığınırım] min şerri مِنْ شَرِّ -şedde sayılmaz- kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgû fitnesinin ve Abbasî Devleti'nin inkıraz [dağılıp yok olma] zamanının asrına dört defa mânâ-yı işarî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. Evet -şeddesiz- şerri شَرِّ beşyüz (500) eder; min مِنْ doksan (90)dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam (K.S.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. Gasıkın iza ve kab غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ [karanlığı çöktüğü zaman geceden] kelimeleri bu zamana değil, belki [gecenin karanlığı] غَاسِق bin yüz altmış bir (1161) ve [çöktüğünde] اِذَا وَقَبَ sekiz yüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işâret eder. Eğer beraber olsa, Milâdî bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir." diyor Bediüzzaman. "Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak." 12 Mart Muhtırası ve komünist terörün başlama tarihini veriyor Bediüzzaman. Şualar, 11. Şua, 421-422.  Gasıkın iza ve kab غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ  Karanlığı çöktüğü zaman ebced değeri 1971.

Hayrettir, iki milyon Müslüman'ı şehit eden azılı bir deccalın bir numaralı adamı oluyor Mevlana. Ve onun emrine giriyor. O ne derse onu yapıyor. Ve oluk oluk para alıyor. İnsan utanır ondan. Değil mi? Onun lokması boğazından geçmemesi lazım. Cinayet ve gaspla, Müslümanlar'ı katlederek, çocukları şehit ederek, evlerden hırsızlıkla topladığı paraları ona veriyor; o da o paraları yiyor. Sonra "Mevlana dedik döndük" derken defle darbukayla dönüyor. Tekrar ediyorum, ben bu adamı tanımam. Belki Müslüman muttaki bir adamdır. Ben bu yazılardakileri söylüyorum. Kitaplarda, onun adına yazılan bütün kitaplarda, eserlerde İslam’a, Kuran'a müthiş bir saldırı var. Bu dehşet verici bir şey. Ve İngiliz derin devletinin de en birinci adamı Mevlana; Rumilik.

"Adnan Bey, şimdi Mehdi (a.s) zamanı mı? Zaten geldiği zaman o dönemin insanları görecek. Sen biraz ülkeni anlat. Kardeş kardeşi bitirdi. Güneydoğu'da üç aylara varan sokağa çıkma yasakları oluyor. Bebeler dedelerinin kucağında öldürülüyor. Sen sabah akşam Mehdi (a.s). Mehdi (a.s) geldiğinde bize sormayacak. Saygılar." Mehdi (a.s) zamanı mı diyorsun; arkasından da diyorsun ki insanlar şehit ediliyor, feryat figan her yer dehşet, hercümerç içinde diyorsun. Kendin zaten Mehdi (a.s)'ın geldiğini burada anlatmış oluyorsun. Böyle felaket varsa zaten Mehdi (a.s) gelmiştir. Zamanı da gelmiştir. Kendi ağzınla kendin açıklıyorsun. Bu olayların kökeninde Mehdi (a.s) vardır. Mehdi (a.s)'ın çıkış alametidir bunlar. "Geldiğinde bize sormayacak." Tabii ki sormayacak. Ama senin bakış açın çok yanlış. Sen Mehdiyet'e hizmet etmekle mükellefsin, İslam'ı yaymakla mükellefsin. Bağırıp çağırmak, ağlamakla olmaz bu işler. Darwinizm’e, materyalizme karşı tavır al. Stalinizm’e karşı tavır al.

Kardeşim sen ne alaka? "Hocam biraz önce katır örneği verdim. Ama konuyu yanlış yöne çekerek aslında kapatmaya uğraştınız. Yani önceki yazımda dedim ki birbirlerine yakın türlerin çiftleşmesinden yeni türler meydana gelmiş dedim. Bunu kabul ettiniz. Hem de evrim yok diyorsunuz." Bunun evrimle ne alakası var? Bu yeni bir tür değil ki? Meydana gelen katır türünü devam ettirmiyor. Allah onu ilk yaratılışında mükemmel yaratmış. Atı da eşeği de mükemmel yaratmış. İkisinin yaratılışından katır meydana geliyor fakat kısır olarak oluyor. Ama mesela Ankara kedisiyle sen sokak kedisini birleştirirsen bunun karışımı bir kedi meydana gelir. Bu yeni bir tür değil bu. En başından beri bu böyle zaten. 

OKTAR BABUNA: Evrimciler yeni bir tür demiyor zaten. 

ADNAN OKTAR: Tabii. En başından beri bu, bu şekilde oluyor. Evrimciler de, dediğin gibi, bunun dediğini kabul etmez. Yeni bir tür değil ki bu. İki mükemmel hayvanın birleşmesinden karışım bir hayvan meydana geliyor. Ve Allah'ın yarattığı sistemden kaynaklanıyor bu. Mesela siyah kediyle beyaz kedi çiftleştiğinde siyah-beyaz kedi oluyor. Bu bir evrim değil.

Hazreti Adem (a.s), modern Avrupai bir insandı. Hazreti İbrahim (a.s) de modern Avrupai bir insandı. Şu andaki insan da modern Avrupai bir insan. Öyle kıllı kılçıklı, efendim, dişleri uzamış, pençeleri olan bir adam; öyle hiçbir zaman için öyle bir insan olmadı. Böyle bir fosil de yok, böyle bir delil de yok.

"Hocam ben az önce Mehdi (a.s)'ın önce hiç söylemediğiniz özelliği var birini söyleyeceğim dediniz. Oktar Ağabey laf attı, kaynadı. Ne olur söyleyin. Oktar bir dakika durmaz mısın lütfen? Sizi seviyorum arslan Adnan Oktar Hocam. Söyleyin ne olur merakımdan çatlayacağım." diyor Esmer Melek. Ne şeker adamlar. Muhabbetin güzelliğine bak sen.

"Adamlığın kumaşı olsa elbisesini senden dikerlerdi Hocam. Selamlar. Bir gün misafiriniz olarak çayınızı içmek isterdim. Deccal avcısı sadece siz olabilirsiniz." diyor Kenan Menter. Var tabii çok ama bir tanesi de benim deccal avcılarından.

"Hamas, Gazze'de yılbaşı kutlamaları değerlere ve dini geleneklere aykırı olduğu için yasakladı. Siz daha bugünden halay çekip oyun havası çalmaya başladınız. Siz de Hamas'ı biraz kendinize örnek alsanıza." Hamas beni örnek alsın.

Hazreti İsa (a.s)'ın doğumunu kutluyorsa bazı insanlar ne güzel. Hazreti İbrahim (a.s)'ın doğumunu kutluyorsa ne güzel. Peygamberimiz (s.a.v.)'ın doğumunu kutluyorsa ne güzel. Zaten böyle kutlamalar tefli falan olur. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında mesela düğünler tefle, eğlenceyle yapılıyordu. Doğum gününde içine kapanıp ağlamaklı bir hal olmaz, sevinç olur.

"Kıyametin yakın olduğuyla ilgili Kuran'da kesin bir ayet yok. Bundan yola çıkarak kıyametin yakın olduğunu söyleyen hiç kimseye inanmamak gerekir. Kıyametle ilgili hadislerin tamamının sahte olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kuran'da şöyle bir ayet var, ayette Allah Peygamber (s.a.v.)'e diyor ki -şeytandan Allah'a sığınırım- “Eğer sana kıyamet ne zaman kopacak diye sorarlarsa onlara de ki kıyametin zamanını yalnızca Allah bilir de.” Yani Hocam kıyametle ilgili tarih verenlerle mücadele edecek yerde tersini savunuyorsunuz." Ramazan Hoşgör. Şimdi bu ayet var ama diğer ayetleri de sen bu işin açıklamasında delil olarak kullanman gerekirdi. Ne diyor Cenab-ı Allah? "Allah dilediği peygamberlere gaybı bildirir." Yani "Ben bildirmeyeceğim." demiyor. O ayet doğru, yalnızca Allah bilir. Bilen olan Allah kuluna bildirdiğinde, peygamberine bildirdiğinde kulu da bilmiş oluyor. Yani kul bilemez. Bunu demek istiyor Allah ayette. "Ama Ben söylersem kul bilir." diyor öbür ayette de. Mesela Hazreti İsa (a.s)'nın annesine, Hazreti Musa (a.s)'nın annesine Cenab-ı Allah vahyediyor ve "Çocuk sana dönecek." diyor. Vahiyle bildiriyor. Gayb bilgisi değil mi o? Gayb bilgisi. Normal halktan bir kadın o Hazreti Musa (a.s)'nın annesi, peygamber değil. Halktan bir insana da Allah isterse bildirebiliyor. Peygamberlere de bildiriyor. Peygamberlere çok fazla ayet var, gaybı bildirdiğine dair. Dolayısıyla bunda o kadar şaşılacak bir şey yok. Cin Suresi 26-27'de; "O, gaybı bilendir.” Allah. “Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtiği kimseler) başka... [Cin Suresi, 26-27] O zaman bu sözün geçerli değil. Bir de "Bundan yana kıyametin yakın olduğunu söyleyen hiç kimseye inanmamak gerekiyor. Kıyametle ilgili hadislerin tamamının sahte olduğunu düşünüyorum." Sahte olması için bu hadislerin meydana gelmemiş olması gerekiyordu. Şimdi ya sahtedir ya gerçektir. Gerçeklik nasıl anlaşılır? İspat, laboratuvar ispatıyla anlaşılır. Mesela deniyor ki nitrik asidi bakırla birleştirdiğimizde nitrik asit bakırı parçalar. Yeşil renk alıyor, kimyasal yapısını tamamen bozup parçalıyor. Bu bir inanç önce. Ama laboratuvara biz alıyoruz bakır teli, nitrik asidin içine bir koyuyoruz, foşur foşur kaynıyor. Paramparça ediyor bakırı, yemyeşil bir sıvı meydana geliyor. Bambaşka bir yapıya molekül yapısını değiştirerek bambaşka bir şekle getiriyor. Bu ne? Bu ispat. O iddia, bu ispat. Şimdi hadiste diyor ki, "Şu olacak." diyor Peygamber (s.a.v.) değil mi? Ama aynısıyla olmuş.  Hani sahteydi? Sahte demen için olmaması lazımdı. Laboratuvar neticesi olarak olmuş. Artık bilimsel bir gerçek olmuş. O yüzden senin sahte dediğin bütün hadisler yüze yakın ahir zaman hadisi Mehdi (a.s)'ın çıkış hadisi olduğuna göre senin iddian yanlış. Bak, hayvanlarla ilgili de at-katır örneği verdin orada da anlattım. Orada da yine kanaatin geldi. Yanlış biliyorsunuz, yarım biliyorsunuz. Orada takılıp kalıyorsunuz. Ben de size doğrusunu anlatıyorum. Mesela yabani kediyle kediyi çiftleştiriyorlar daha iri bir kedi oluşuyor. Ama o ilk başından beri öyle. Yeni bir tür değil bu. Yani yeni bir şey meydana gelmiş değil. Allah'ın yaratılışı, ilk başta mükemmel yaratılmış. Yabani kedi de mükemmel, o kedi de mükemmel. İkisinin birleşmesinden öyle bir kedi meydana geleceği de ikisinin genlerinde kodlanmış, her şey planlanmış. Ve yapıldığı gibi. Değişen hiçbir şey yok. Yani ilk mühendisliği, ilk düzgünlüğü şaşılmayacak şekilde devam ediyor. 

“Biraz önce katır örneği verdim ama konu yanlış yöne çekildi. Aslında kapatmaya uğraştınız.” Mesela bu da samimi bir ifade değil yani ben sana bilimsel açıklıyorum. Bir de bunu evrimciler defalarca açıklıyorlar. Evrimciler bunu hiçbir zaman için delil olarak görmemişlerdir. Bir tek sen delil olarak görüyorsun. Hiçbir evrimci en koyu evrimci dâhi bunu evrime delil olarak görmez. En sivri sen mi çıktın yani? Aslında kapatmaya uğraştınız diyor konu kapanıyor doğru da benim anlattığım için mesele netleştiği için kapanıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Amerika’nın kendisini istisnai bir devlet olarak görmesinin terörle mücadeleyi engellediğini ve Türkiye’nin de Irak’ta NATO’daki akıl hocası olan Amerika’nın davranışlarını kopyaladığını söyledi. Amerika öncülüğündeki koalisyon Suriye’deki teröristlerin ülkenin yönetiminin izni olmadan bombalamak gibi küstahça bir davranış sergilemeseydi Türkiye de Irağa karşı bu kadar saygısızca davranmaya cesaret edemezdi” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Amerika’nın kendisini istisnai bir devlet olarak görmesinin terörle mücadeleyi engellediğini ve Türkiye’nin de Irak’ta NATO’daki akıl hocası olan Amerika’nın davranışlarını kopyaladığını söyledi. Amerika öncülüğündeki koalisyon Suriye’deki teröristlerin ülkenin yönetiminin izni olmadan bombalamak gibi küstahça bir davranış sergilemeseydi eğer Amerika Türkiye de Irağa karşı bu kadar saygısızca davranmaya cesaret edemezdi.”

ADNAN OKTAR: Saygısızlıkla ne alakası var? Orada Türkmenler var başlarına bir şey gelmesin diye Türkiye orada küçük bir askeri birlik bulunduruyor ki çok küçük sayıda yani tamamen sembolik.

Musevilik’te de Şia’da da Mehdi (a.s)’nin ruhunun dünyanın yaratılışından itibaren sürekli dünyada olduğunu fakat zamanı geldiğinde zahir hale geldiğini söylüyorlar. Yani ilk kâinatın yaratılışından itibaren sürekli ruhunun durduğuna inanıyorlar.

Solcular, Hasan Karakaya Ağabey hakkında çok çirkin şeyler yazıyorlarmış. Yakışıksız çok ayıp vefat eden bir insanın arkasından böyle konuşulmaz o onların terbiyesizliğini, ahlaksızlığını gösterir. Haysiyetsizlik, şerefsizlik, namussuzluk yapmasınlar. Küfreden üslup onlara geri döner. Yani küfredenlerin küfürleri kendilerine döner. Bu bir ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir. O ilgili birkaç kişi var onlar kendini biliyor onlara söylüyorum terbiyelerini takınsınlar.

Teröre bulaşan vatandaşlıktan atılır diyen ülkeler; Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Kanada. Türkiye de bu listeye girsin. Teröre bulaşan herkesi vatandaşlıktan çıkarsınlar.

1880-1885 yılları arasında İngiltere’nin Başbakanlığını yürüten Gladstone, Osmanlı’ya Türk milletine akıl alamaz laflar ediyor. Ta 1880’lerde bak düşünün. 1885 ve 1880 İngiltere’nin Başbakanlığını yapıyor o yıllar arasında bak “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir.” Mevlana ne diyor? Aynısını söylüyor. “Medeniyetimizin bekası için onları Asis steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz.” PKK ne diyor? Aynısını söylüyor. Selahaddin Demirtaş ne diyor? İki yüz yıl önce başladı bu hareket diyor. İşte iki yüz yıl önce başlatan bunlar. Gladstone, Türkler’le ilgili Bulgar Terörü ve Doğu Sorunu isimli bir broşür yayınlıyor. Bu broşürde Osmanlı’yı alabildiğine kötülüyor ve “Türkler için en iyi yol pılı pırtılarını toplayıp gitmeleridir.” Şimdi asıl istedikleri bu. Türkiye’den Türkler’i sürmek ve Türkiye’yi de paramparça yapmak. Buna müsaade etmeyiz. Türkiye’deki yalakaları da, hırsız satılmışları da onlara hizmet etmenin peşinde. Buna müsaade etmeyiz sadece kendilerini aşağılarlar rezil ederler başka bir şey yapamazlar. Bak 1898’de İngiltere Başbakanı Lord Salisbury Osmanlı ülkesinin yarısını İngiltere’nin yarısının da Rusya’nın sözü geçsin önerisinde bulundu. Şimdi de bunun için hazırlık yapıyorlar.

Öcalan mahkemedeki savunmasında diyor ki, “Bizim konumuza en akıllı yaklaşan İngiltere’dir” diyor. Ta 1880’lerden beri ilgilendiği kanaatinde. “Bazı Lordlar benimle görüşüp “sizi destekliyoruz” dediler” diyor. Lord dediği kişiler işte İngiliz derin devletinin mensupları. İngiliz milletvekillerinin çoğu Öcalan’la görüştüler. PKK’yı parlamentoda savundular. Terörist bir örgütü parlamentoda savundular İngiliz parlamentosunda. Bazı İngiliz milletvekilleri Şam’da gidip teröristlerin lideri olan Öcalan’la görüştü. Hepsi derin devlet mensubu. Türkiye’deki yalakaları da yancıları da İngiliz derin devletine hizmet ediyor. Onlar da PKK’ya hizmet ediyorlar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin İstanbul’daki en güçlü istihbaratçısı. İngiliz İşgal Kumandanlığı İstihbarat Şubesi Başkanı John Benet, Mevlevi Tekkesi müdavimi. Mevlevi olmuş. John Benet, İngiltere’ye dönünce de Londra yakınlarında bu Sherbon Şatosu’nda Mevlevi tekkesini kuruyor. Kendisi de bu tekkenin şeyhi oluyor. Bak Allah’a inanmıyor, İslam’a inanmıyor, Peygamber (s.a.v.)’i kabul etmiyor ama tekke şeyhi. Ve bunu anlayamıyor adamlar daha hala anlayamıyorlar yani.

Osmanlı’nın yıkılması ve cumhuriyetin kurulması sırasında Türkiye’de bulunan John Benet, asıl görevinin dini bir ayaklanmaya karşı tedbir almak olduğunu anlatıyor.“Türklerin dini ayaklanma adı alında İstanbul’da bir darbe yapabilecekleri korkusu hâkimdi. Bu sıralar bağımsız bir Kürdistan devleti kurma teklifimizle Kürtler’le paslaşma halindeydik” diyor bak ta o zamanlar ta o zamanlar. “Tabii Türkler bu öneriye büyük ihtimalle silahlı direnişle karşı koyacaklardı.” Yani ordu müdahale edecekti diyor. “Dervişlerin nelerle meşgul olduklarını öğrenmek üzere talimat almıştım. Bir derviş kılık değiştirmiş bir gizli ajan ya da bir tür dini siyasi cemaatin fanatik bir misyoneri olabilirdi” diyor. Yani bir cemaate sızmış ajanlarımız da vardı diyor. Müslüman cemaatlere sızmış ajanlarımız da vardı diyor. “Bunlar arasında en etkilisi olduğuna inanılan Mevlevilikti” onlara çok iyi sızmıştık diyor. Yani istihbaratta kullanmak üzere. Böyle alçak hırsız satılmışları Müslümanlar arasına sokup istihbarat görevi yapıyorlarmış.

Bunun tabii çapını iyice genişletmek lazım. Tehlike çok büyük yani çaktırmadan İslam’ın yerine Mevlevilik dini diye dine karşı bir sistem kurmak istiyorlar. Pek çok kişi de bunun farkında değil. Ve Türklük’ten nefret eden bir sistemdir Mevlevilik. Mevlana kendisi bizzat nefret ediyor. Ama bak söylüyorum yazılardaki ifadeleri diyorum adamın kendini ben bilmiyorum. Ne dediğini de bilmiyorum belki normal bir adam. Ama böyle bir put sistem kurmuşlar. Çok büyük bir tehlike.

“Üstadım sizin vesilenizle bize her gün yılbaşı her gün bayram maşaAllah” diyor.

Ufuk Eser, “Yeni yıl kutlamaları alkol, uyuşturucu her türlü gayri meşru şeyler yapılıyor. Bu nasıl peygamber doğum günü kutlaması? Biz neden kutlayalım, onlar peygamberinin doğum gününü kutluyorlar mı?” Onlar bizim Peygamberimizin doğum gününü kutlamaları güzel. Bizim de onların Peygamberlerinin doğum gününü kutlamamız güzel. Onların ve bizim Peygamberimizdir Hazreti İsa onu bilmiyorsun. Hem Hristiyanların Peygamberidir hem bizim Peygamberimizdir. İslam Peygamberidir Hazreti İsa Mesih bundan haberin yok. Doğum gününü adam alkolle kutluyorsa onun suçu ben meşru kutlamayı diyorum. Yani adam düğün oluyor düğüne de zil zurna içip gidiyor. Ama kimi de gayet güzel eğleniyor yani o müstakil ayrı bir suçtur. Uyuşturucu, alkol şu bu falan. O kutlamanın içine dâhil edilmez kutlama ayrı bir şeydir. Kutlamayı yapan uyuşturucuya yahut başka şeye yakayı kaptırmış tipler olabilir onlar bizim için bir örnek değil ki. Yani yemek yiyen adam aynı anda esrar da içiyor olabilir. Bu yemeğin çirkin olduğunu göstermez. Veyahut mesela üniversitede okuyan bir adam aynı zamanda teröristtir. Terörist okulda okuyan öğrencidir diyemeyiz. Okulda okuması ayrı bir şeydir. Teröristlik ayrı bir şeydir. Onu onun üstüne ilave etmeye gerek yok.

“Hocam ben sizi yanlış mı anladım yoksa Hazreti Mevlana’ya falancanın adamı derken ciddi konuştunuz?” Rumuz Güzel Gözlüm. Kardeşim rumuz Güzel Gözlüm, Mevlana denilen sembolik adam İslam deccalı olan Hülagu’nun adamı. Ondan oluk oluk para alıyor. Onun hırsızlık sonucu elde ettiği paraları alıp yiyor. Bu tarihi bir gerçek herkes biliyor bunu ve bütün Anadolu’da bütün tarikatlar eziliyor, hak tarikatlar sadece Mevlevilik dayatılıyor. Kayseri yerle bir edildi ne kadar Ahi varsa çoluk çocuk hepsi şehit edildi. Bunu yapan kim Hülagu. Yardımcı olan kim? Şems, katliama yardımcı olan da Şems. Mevlana da Hülagu’nun bir numaralı adamı. En sevdiği adam Hülagu’nun. Oluk oluk para veriyor gasp ve hırsızlıktan elde ettiği paraları ona veriyor o da yiyor o paraları.

Hadis getiriyorlar ama ben bu konuları zaten anlattım daha önce aynı hadisi bir daha anlatıyorlar olmaz.

“Kamil bin Ziyad Hz. Ali (r.a)’ye şöyle buyurduğunu söyledi; “İlim sahiplerinin ölmesiyle ilimler de ölür” dedi ve şöyle dua etti, “Yüce Allah’ım senin delil ve beyyinelerin, ilmi gerçeklerinin yeryüzünden yok olmaması için açık delillerle ve bilinmeyen gizliliklere sahip olan Kaim Muhammed Mehdi (a.s)’ı yeryüzünde zahir et.”

Bakara Suresi 36’da Cenab-ı Allah diyor ki, “Deyin ki biz Allah’a ve bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak ve Yakup” yani İsrail “ve torunlarına indirilene Musa’ya ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Ve biz ona teslim olmuşuz.” Ne diyor bak? Burada hangi peygamberleri sayıyor Cenab-ı Allah? İbrahim, İsmail, İshak, Yakup yani İsrail ve torunlarına ve Musa’ya ve İsa’ya, İsa İbni Meryem “verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.” Sen ne diyorsun? İsa bizim peygamberimiz değil diyorsun. Allah ne diyor? O sizin peygamberiniz diyor, Müslüman peygamberi diyor. “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” sen ayırt ediyorsun. O diyorsun Hristiyan peygamberi bizim peygamberimiz değil diyorsun. Bilgisizliğinden yanlış biliyorsun. “Biz ona teslim olmuşuz” diyor ayette.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden 1995 yılında kurulmuş olan El Vatan’da çıkan yeni yazınızda 19. ve 20. Yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ulus devlet kavramıyla sömürgecilik hareketinin son bulduğunu ancak dünya savaşları sonrası kolonileşmenin farklı isimlerle ortaya çıktığından bahsediyorsunuz. Tayvan’ın en önde gelen iki İngilizce gazetesinden biri olan dört yüz bin tirajlı China Post 27 Aralık’ta yayınlanan makalenizin başlığı “Donald Trump ayrımcılığı değil radikal terörü kökten bitirecek çözümleri hedeflemelidir.” Suudi Arabistan’dan yayın yapan Arapça günlük gazete Mekke Newspaper “Avrupa Birliği, Türkiye ve on yedinci fasıl” başlıklı yazınıza Arapça dilinde yer verdi. Suudi Arabistan’da yazılarınızı düzenli yayınlayan diğer bir yayın organı Arap News Gazetesi ve onun internet sitesinde de “Mal biriktirme hırsı” başlıklı makaleniz çıktı. Arapça olarak yayın yapan site Sasa Port’taki yazınız “Arakanlı kardeşlerimizin Müslümanlar’ın birliği için dua etme vakti geldi” başlığını taşıyor. “Noel’de Hz. İsa (a.s)’yı hatırlamanın sevinci” ve “Mülteciler Paris saldırısının failleri değil mağdurlarıdır” başlıklı iki makaleniz MBC Times sitesinde İngilizce olarak yer aldı. Boşnak dilindeki makaleleriniz Bosna’nın önde gelen sitelerinde yayınlanmaya  devam ediyor. “Ülke menfaati yerine dostluk üzerine uzlaşma” başlıklı yazınız Bosnia Times’da, “Tövbe insanın kalbine ferahlık verir başlıklı ise Cazin Net sitesinde çıktı. Hindistan’da yayımlanan Hans Imdia Gazetesi Myanmar’da Müslüman kardeşlerimize yapılan ayrımcılığı işlediğiniz makalenize yer verdi bu hafta. Londra merkezli yayın organı El Arabi’de çıkan Arapça makalenizin başlığı “Donald Trump’ın tehlikeli söylemleri” aynı makaleniz Daily Mail haber sitesinde de İngilizce olarak çıktı. Amerika merkezli Jefferson Corner sitesi Amerika’nın göremediği PKK kitabınızın tanıtımına yer verdi. Ve son olarak News Rescue sitesi ise “Dünyanın en çok eziyet gören insanları Müslümanlar” başlığıyla yeni bir yazınızı yayınladı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: O baştaki o gazete ilk defa yayımlandı değil mi o gazetede? Neydi o gazetenin ismi?

KARTAL GÖKTAN: El Vatan.

ADNAN OKTAR: O haberi bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden 1995 yılında kurulmuş olan El Vatan’da çıkan yeni yazınızda 19. Ve 20. Yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan ulus devlet kavramıyla sömürgecilik hareketinin son bulduğunu ancak dünya savaşları sonrası kolonileşmenin farklı isimlerle ortaya çıktığından bahsediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Güzel. Dünyanın en ünlü, en büyük gazetelerinde sürekli yazılarımız çıkıyor maşaAllah.

Kadınları akıl almaz aşağılayan izahlar var “Allah” diyor “zahire bakar ben kalpleri görürüm” diyor Mevlana.  Kardeşim sen kimsin de insanların kalbi? Allah insanların kalbini görür. İnsanların batınını Allah bilir “ben insanların batınını bilirim” diyor. “Allah zahirini bilir” diyor. Bu nasıl bir izah? Küfür bu izah. Allah zahiri de batını da hepsini bilir. “Şarap da helal olur” diyor “haram olan her şey helal olur diyor “Mevlevi olursanız. Bu dergaha gelirseniz” diyor. “O derinliği alırsanız size hepsi helal olur” diyor. Öbürleri diyor halk için; onlara haram diyor. “İnşaAllah demene gerek yok” diyor “zaten ben söylüyorum” diyor. “Ben Allah’ım” diyor haşa. Adam da diyor ki mübarek okudukça içimiz ferahlıyor ne güzel kitapmış böyle diyor.

“Samimiyseniz o kütüphanenin ismini verirsiniz” devlet kütüphanelerinin hepsinde var. Resmi kütüphanelerin hepsinde var. Süleymaniye Kütüphanesi’ne git çaka çaka dolu. Hepsi devlet kütüphanesinden. Mesnevi cilt 6. Bir kere sen atıyorsun orijinal Mesnevi bu. Nasıl sende? Gönder de bakalım bakalım. Utandığından çıkardıysan ayrı mesele o sayfaları kesip çıkardıysan. Beyit numaralarını veriyorum mühim olan o değil mi? Sayfa numarasını veriyorum, beyit numarasını veriyorum. O beyitleri yok edecek halin yok. Beyit. Hepsinden örnekler vereyim. Bak “Müslümanlığın kafirliğin dışında bir ova, uçsuz bucaksız ovada sevdamız uzar gider. Anlayan var mı?” Diyor “Usulca başını kor ne Müslümanlığa yer var ne kafirliğe yer” diyor. Müslümanlığı da kabul etmiyoruz diyor. Bu ovada basıp gidiyoruz diyor. Mevlana Celalettin, Sayfa 298. Bak “Tanrı (Allah) boyuna biz gönüllere bakarız şekle değil. Şekil balçıktır ancak deme de” diyor Mesnevi cilt 3, sayfa 150. Kaynak veriyorum. Sen bunu ortadan kaldıracak halin yok. 2240. Beyit. Numarasını da veriyorum bak. Yok ne demek? Var işte. Biz ekledik yahut birileri ekledi diyorsan ayrı mesele. Ama var. Başka da okunan bir kitap yok bunu okuyor millet. Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslam Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi, gitsin oradan bulabilir kitapları, bütün bu anlattıklarımı. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi, resmi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi. Kitaplarının orada istedikleri gibi fotokopilerini çekebilirler. Beyit numaralarını da veriyorum. Neyini inkar ediyorsunuz? Bunlar böyle bir inkar siyasetiyle kurtulacaklarını zannediyorlar. Böyle bir şey yok. Başını da bunun İngiliz derin devleti çekiyor bu Mevleviliğin. Onların da hırsızı sahtekarları var. Onlar da onlara yardımcı oluyorlar. Buna müsaade etmeyiz.

Amerika’da 2012 yılında en çok okunan şiir kitapları Mevlana’nın kitapları. Kuran’ı adam kabul etmiyor, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i kabul etmiyor. “Mevlana benim için Allah gibi” diyor -haşa-. Yeni bir din olarak bunu ortaya koymaya çalışıyorlar. Böyle bir şey olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Mesnevi 1 kapağını ve içinden bir bölüm gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları. Şark-İslam Klasikleri: 98. Kitabın adı: Mesnevi 1. Yayın kodu. Baskı yılı 1998. Baskı adedi 20000. Milli Eğitim Basımevi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim devlet basıyor bu kitapları, resmi. Devletin bastığı kitaptan sen daha gerçeğini nasıl buluyorsun? Devlet bilmiyor da gerçek Mesnevi’yi sen mi biliyorsun? Beyitleriyle veriyorum. Amerika’da, Rusya’da dünyanın her tarafında bu kitaplar var. Sen yeni bir Mesnevi yazdıysan ayrı, yeni bir Mevlana’yla karşılaşıyorsak ayrı. “Halka haramlar vardır” diyor “halk için oluyor” diyor “ama bize haram yok” diyor. “Şarap dahil bütün müskirat hepsi bize helal” diyor “zevk veren her şey” diyor. Şems kendi karısını öldüren bir katil. Ve ayrıca bir tek onunla da kalmıyor Hülagu’nun katilleriyle birlikte Kayseri’de yapılan büyük Ahi katliamına katılıyor. Yüzbinlerce Ahi kız, kadın, çocuk hepsi katlediliyor, Şems de bunlarla beraber. Tarihi kaynaklarda bu şekilde geçiyor. Yalansa o ayrı mesele, tarih yalan söylüyorsa ayrı. Hülagu diye biri de olmayabilir tarihte o zaman. Mevlana’ya cayır cayır para vermiş adam yazıyor, herkes, bütün tarihçiler yazıyor. Onun hırsızlık, gasp sonucu masum Müslümanlar’dan öldürerek aldığı paraları Mevlana’ya veriyor, o da o paraları yiyor. İngiliz The Guardian, Mevlana’nın çevrilen eserleri dünyada en az bir milyon sattığını söylüyor. Mevlana’nın şiirleri dünyanın birçok diline çevrildiğini söylüyor. Ama Kuran’a karşı adamlar. The Guardian mesela hiçbir şekilde kabul etmez. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı. Ama Mevlana dedin mi adam nevri açılıyor.

Vincenzo; “Aşk şarabı adı üstünde aşıklara Allah içirir. Halka yasak, Kuran’da “cennette salih kişilere verilecek” diyor.” İşte böyle de kafalamışlar bunları, bunlar da bunu yemiş. Bak “haram olan her şey” diyor kardeşim, “bize helaldir” diyor, şarap demiyor sadece. Bana kafalama yapmaya kalkma. “Kuran’da haram olan her şey bize helal” diyor. Bu da şarapla. Bir de ayrıca aşk şarabı falan demiyor, şarap diyor. Şarabı getiriyor içirtiyor zaten, testiyle. “Haram olan her şey bize helal” diyor.

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Terörünün Bitmesi İçin Alınması Gereken Acil Önlemler

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü