Harun Yahya

Sohbetler (4 Ocak 2016; 13:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyenlerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Bu havada kuşlar, kediler, köpekler yiyecek bulamıyor. Sokağa böyle uygun yerlere, çimento gibi yerlere falan biraz yüksek kar kapatmayan yerlere ekmek, ondan sonra biraz salam-sosis falan olabilir, peynir olabilir bir şeyler koysunlar hayvanlar yesin. Çok zor durumda kalıyor köpekler özellikle. Bu havada daha çok kaloriye ihtiyaçları oluyor. Rica ediyoruz. Kuşlar da kar her yeri örttüğü için yiyecek bulamıyorlar, hayvanlar zorlanıyor. Sevap olur, ekmek.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın Sur ilçesinde devam eden operasyonda, ağır yaralanan bir askerimiz şehit oldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan, o benim canım. Adı ne bu güzelin?

KARTAL GÖKTAN: Henüz ismini belirtmemişler haberlerde.

ADNAN OKTAR: Allah o şerefli görevi, şerefli makamı, şerefli güzelliği ona nasip etmiş ne mutlu ona. Dünya çileyle dolu kolay yer değil. Kışı var soğuğu var, şunu var bunu var, çilesi var. Demek ki Allah’ın sevdiği kuluymuş ki, tek bir seferde alıp cennetine koymuş, maşaAllah ne mutlu ona. Allah bize de nasip etsin, bizi de şereflendirsin Cenab-ı Allah şahadetle. Annesini babasını tebrik ediyorum. Allah onlara sabrı cemil, hayırlı bereketli uzun ömür versin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan’ın aralarında Şii bir şeyhin de bulunduğu 47 kişiyi idam etmesinin ardından Tahran, Ryad’a tepki göstermişti. Ve bunun karşılıksız kalmayacağını söylemişti. Suudi Arabistan’ın Şii bölgelerinde ayaklanmalar çıktı. İran’daki Suud elçiliği saldırıya uğradı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı “İran’la ilişkilerini kestiklerini” açıkladı. Suudi Arabistan ayrıca İran’dan diplomatik misyonunu 48 saat içinde ülkeden çekmesini istedi.

ADNAN OKTAR: Böyle şeylerde bir akıl kapanması oluyor. Yani bir öfke, öfke patlaması, itidalin yok olması, ferasetin, basiretin kapanması oluyor. Bir kere sakin olsunlar olmuş bu, bir hayır vardır. Bunun çapını büyütüp böyle karmakarışık hale getirmenin bir alemi yok. İki tarafı da itidale davet etmek lazım. Türkiye de devreye girsin, başka İslam ülkeleri de devreye girsin. Bu kavga tehlikeli boyuta ulaşabilir. Normal değil bu gerilim. Zaten bela başımızdan eksik değil yani bir hikmete binaen. Şimdi çapını genişletecekler. Bu çok tehlikeli. Suudiler nur gibi Müslüman tertemizler. Bir kere devlet Müslüman kavramını netleştirsin. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyen herkes Müslüman’dır” desin. Çünkü Bektaşiler var, Aleviler var, Şiiler var şu var bu var kavram kargaşası oluyor. Mesela Allah esirgesin adam diyor ki “biz de Müslüman’ız” diyor yahut “ayrı bir diniz” diyor. Devlet bunu kabul etmesin, “La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah” bunu dediyse Müslüman’dır. Yani özel yeni bir açıklama olmasın.

“Türkiye Suudi Arabistan’ın kurduğu İslam Birliği’ne asker gönderse İran’a karşı tavır gibi olacak. Ne yapacaklarını bilmiyorlar.” Ne yapacaklar? Önce barıştıracaklar. Bu kavga tehlikeli. Ben onunla ilgili bir makale yazayım, inşaAllah. Bunu seyretmek doğru olmaz. Bu kavga tehlikeli yani bunun ucu-bucağı olmaz. Bunu yatıştırmak lazım. Türkiye devreye girsin, tarafları bir raya getirsin, barıştırsın.

Sevgiyle ilgili bir etiket yapalım; “Sevgi affetmektir” diyelim.

Benim anlayamadığım, Suudi Arabistan dinden hiç taviz vermez, çok koyu dindarlardır, İran çok koyu dindar ne oluyor, ne oluyor yani? Bu kavganın önlenmesi farzı ayındır. Allah “müminlerin arası bozulduğunda aralarını düzeltin” diyor. Diyanet İşleri Başkanı durmasın işte gitsin. Suudi Arabistan’a gitsin, oradan çıksın İran’a gitsin, tarafları itidale davet etsin. Böyle tehlikeli. Tayyip Hocam, hemen göndersin. Dışişleri Bakanı da gitsin. Ayetle “iki mümin topluluk kavga ettiklerinde barıştırın” diyor. Astı kesti, tamam neyse olmuş, her yerde oluyor. Olan olmuş ölen ölmüş. Çapını genişletmek olmaz. Kavgayı durdurmak farz.

Bazı Alevi kardeşlerimiz “bizim dinimiz ayrı bir din” diyorlar. Ayıp yapıyorlar, vicdansızlık yapıyorlar. Ayrı din olur mu, sen Müslümansın. Alevilik nasıl ayrı din olur? Haz. Muhammed (s.a.v), Hz. Ali (k.v)’ye bağlı değil misin sen? Tamam, senin dinin Müslümanlık. Ayrı bir din diye bir şey yok. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyen herkes Müslüman’dır. Ona göre kanun ayarlansın düzenlensin. Sureti katiye de ayrı dindir dedirtmeyiz. Hiçbir Alevi de bunu demez. Alevi Müslüman’ın hasıdır zaten, hakiki Müslüman’dır. O ne biçim laf öyle “ayrı bir diniz biz?” Direkt fitne, münasebetsizliğin dik alası.

Türkiye, İslam Birliği’ne asker gönderir, bir şey olmaz. Bu Suudi Arabistan’ın yaptığına, oh olsun diye bir şey yok ki. Suudi Arabistan’ın birçok politikasını Türkiye kabul etmiyor, değil mi? Oraya asker göndermek demek, Suudi Arabistan’ın her dediğini kabul ediyoruz anlamına gelmiyor.

Türkiye hem İran’ı çok sevsin bağrına bassın, hem Suudi Arabistan’ı sevsin bağrına bassın. Aman ha taraf diye bir şey olmaz, o çok büyük fitne olur. Her ikisi de nur gibi Müslüman. Bizim taraf olma diye bir konumuz olmaz. Müslüman Müslüman’dır, her ikisi de takva tertemiz Müslümanlar. Tutusun Dışişleri Bakanı alsın onların bakanını elinde tutsun götürsün bir yere, Türkiye’yle karşılaştırsınlar, İstanbul’a getirsin. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı, İran Dışişleri Bakanı’nı buraya getirsin, burada Topkapı’da da olabilir, bir yerde kucaklaştırsın. Sakın ha. Olmuş olmuş, artık onu uzatmanın alemi yok, yani bir şekilde olmuş.

Hucurat Suresi 10’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah;’a sığınıyorum: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin” diyor Allah. Bak, “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin.” Nasıl? Nasıl oluyorsa, ne gerekiyorsa, affetmek mi gerekiyor affedersin, hoşgörü mü hoşgörü. İmanın ölçüsü içerisinde, konuyu uzatmadan Allah’a teslim olup, konuyu halletmek lazım. Bak diyor ki: “Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” “Allah’tan korkun” diyor Cenab-ı Allah, “umulur ki esirgenirsiniz.” Allah esirgemezse, felaket diz boyu. Suudi Arabistan’la İran’ı savaştırmak istiyorlar. Bela büyük, bela büyük, akıllarını başlarına alsınlar herkes, çok büyük bir tehlike. Kan gövdeyi götürür Müslüman kalmaz, Allah muhafaza. Kardeş kardeşe bunu yapmaz. Hemen aralarını düzeltmek lazım. Diyanet İşleri Başkanı hemen bugün çıksın gitsin, hiç beklemeden. Tayyip Hocam’la da görüşsün. “Selamun Aleykum ben geldim.” Desin, ayeti de söylesin “siz kardeşsiniz aman ha itidal, aman itidal. Bir kere krizi donduralım” desin. Bir ay iki ay krizi dondursunlar. Bir aylık bir süre istesin, yahut 40 günlük bir süre istesin. 40 gün sonra bir değerlendirsinler konuyu 40 gün sonra. Çünkü bu alelacele alınan kararlar çok tehlikelidir. Peygamberimiz (s.a.v) “sinirlendiğinizde gidip abdest alın, hemen gidip namaz kılın” diyor “abdest alın.” Çok tehlikelidir. Olanla ölene çare olmaz, hayır vardır. “Niye oldu?” Nihayetinde Allah yaratıyor, vardır bir hayır.

Suudiler asil aklı başında adamlar, aman ha. Dostlukları sakın, olur böyle vakıalar, tarihte de olmuş, aman ha. Diyanet İşleri Başkanı hiç hiç beklemesin, şu saatlerde hemen hazırlanıp gitsin. Tehlike büyüyecek gibi görünüyor. Ben bir şey biliyor olmasam söylemem. Acayip birbirlerini kırdıracaklar araya girsinler.

2016 çok büyük felaketler getirecek bir yıl, büyük olaylar olacak, Allahualem. İlla ki Allah, Mehdisini çıkaracak işte, illa ki.

Aman aman bu kuşlara kedilere dikkat. Herkes yanında bir şey taşısın küçük pakette, salam, sosis, peynir falan. Sokakta gördü mü hemen atarsınız, insan cebinde taşır bir şey içine koyup bir naylon torba içerisinde. Herkes ufacık bir sosis atsa bunlara, dünya gibi ihya olurlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Muhalefetin iktidara hiçbir zaman gelmeyiz korkusuyla başkanlık sistemine karşı çıktığını söyleyen Burhan Kuzu, sistemle ilgili yanlış algıların giderilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “herkes sistem gelirse, parlamento yok sayılır sanıyor. Aslında bu sistem parlamentonun babasıdır. Federal veya eyalet gibi bir şeye ihtiyaç yok. Başkanlık geldiği zaman, Cumhuriyet elden gitmeyecek. Bu tarz korkular gereksizdir” görüşünü dile getirdi. “Ben gittiğim her yerde başkanlık sistemini halka anlattım, her zaman olumlu tepkiler aldım. Ben bu modeli sevmedim diyen kimse yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Biz inceliyoruz, cehaletimizi mazur görsünler ama başkanlık olup da federasyon olmaması diye bir konu yok. Bu nasıl bir şey? Yeni bir model çıkarıyorlarsa nasıl oturtacaklar bu modeli ben bunu anlayamadım. Yani dünyada federasyonsuz başkanlık sistemi yok. Dünyada bir ilk mi yapacaklar bilmiyorum ki. Yani neyi kast diyorlar?

KARTAL GÖKTAN: AK Parti’nin bu konuyla ilgili bazı açıklamaları var Adnan Bey. AK Parti muhalefetin ve kamuoyunun önyargılarını yıkmak için, daha önce anayasa uzlaşma komisyonuna sunduğu başkanlık modelinde değişikliğe gidiyor. Buna göre MİT Müsteşarı, İçişleri, Milli Savunma, Adalet ve Dışişleri Bakanları, Başsavcılarıyla Emniyet Müdürlerinin atanması meclis onayına sunulacak. Başkanlık sistemine karşı çıkanların en çok üzerinde durduğu gerekçe, başkanlık sistemleri federatif yapıyı ortaya çıkarır iddiası. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve parti sözcüleri, “önerdikleri modelin federatif bir yapıyı kapsamadığını” belirttiler. AK Parti bu algıyı ortadan kaldırmak için başkanlık sistemi tartışmaları içinde bu konu üzerinde duracak. AK Parti’nin önerisinin, üniter yapı içinde başkanlık modeli olduğunun altı çizilecek. AK Parti senato ve meclis gibi ikili bir model değil tekli parlamento yapısı istiyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, dünyada ilk defa hiç durmadığımız yen bir sistem. Nasıl olacak bu, ben baya merak ediyorum bunu.

Şu anda Suudi Arabistan’daymış diyanet İşleri Başkanı. Bu iş için mi gitti yoksa daha önce mi oradaydı? Bu iş için gittiyse çok iyi. Aslında Tayyip Hocam gitsin. O daha iyi ses getirir. Tayyip Hoca önce İran’a gitsin, iki tarafı da İstanbul’a davet etsin, Suudi Arabistan’ı, ikisini birden.

Bir kere İran’la muhabbet çok önemli. Bölgede güvenilir bir askeri güç. Tamamen ittifak edilmesi lazım. İran’la Türkiye bir kere hemen askeri pakt kurmaları lazım, ticari anlaşma yapmaları lazım. Meselenin bir an önce vuzuha kavuşturulması için Şii kardeşlerimize o muhabbeti, sevgiyi çok açık samimi olarak göstermek gerekir.

Bir de bu havalar şakaya gelecek havalar değil çok soğuk. Bir kere yiyeceğe çok dikkat etmek lazım, bol et yemek lazım. Vücudun savunması için en çok ihtiyacı olan madde et. İkincisi C vitamini. Yiyeceklerden falan alınması biraz zor. Soğuk havada C vitamini, et ve soğuğa yiğitlik olmaz, kalın giyineceğiz. İçeriden kalın yün fanila veya ona benzer dışarıdan yine yün kalın. Ve başı örtmek ve yaş saçla dışarıya çıkmak, felakete davetiye. Yaş saç bir saat bile dursa kafada, grip garanti demektir. Bir saat yaş saçla çıkarsan, grip sana gelir yerleşir. Çünkü “buyur” diyorsun, o da “Selamun Aleykum ben geldim” der. Saçı iyice kurutmak lazım fönle tıkır tıkır. Ve çıkarken şapkayla veyahut atkıyla başını örtecek, ağzını burnunu alnını, alnı açmak da olmaz alnını da kapatacak, burnunu alnını falan güzel ala o şekilde çıkacak. Hastalık an meselesi olur. Kalabalık yerlerden kaçınmak lazım. Kalabalık yerlerde falan grip-nezle zibil gibi oluyor. Saçı kurutmadan hiç kimse evden çıkmasın. Sakın ha. Yemek yiyince de öyle, hemen yemek yiyince öyle fırlamak olmaz. Vücut çok savunmasız olur o anda. Çünkü bütün kan midede toplanıyor, yemek yiyor sabah “ne güzel kahvaltımı yaptım çıkıyorum.” 1,5-2 saat sonra onun etkisi olur. Eğer vücudu zayıfsa, çıkmasa daha iyi olur. Nahif insanlar dikkat edecek. Ama bizim gibi tipler, evelAllah Rambo gibi yaka-bağır açık bile çıkıyoruz yani.

İnsan Kuran’ın kurallarını tam uygulayabilse, mükemmel olur. Mesela affetmek. Şimdi durmuş “astılar..” Kim astı? Allah astı. Tamam oldu, oturup bunun için savaş olmaz. İnsanları vesile eder Allah. Ama tabii asmak çok korkunç.

Fas’ın milli sloganı; “Allah, El-Vatan, El-Melik.” Parlamenter monarşi. Fas, Tunus, Cezayir ben seviyorum o ülkeleri, üçünü de. Fas’ın kızları çok güzel.

Ama dünya iki kapılı bir han. Mesela su gibi çok güzel oluyor, canım benim sonra kefene sarılıyor toprağa konuyor. Bakıyorsun kemik olmuş, iskelet olmuş. Sonra arkasından bir nesil daha geliyor o da öyle nur gibi çok güzel, onu da toprağa koyuyorlar o da kemik oluyor, iskelet oluyor. İşte Cenab-ı Allah eğer bunu istemiyorsanız, sonsuz hayatı istiyorsanız benim rızamı isteyin ben de sizi sonsuz yaşatayım” diyor. “Öbür türlü de sonsuz yaşatacağım ama cehennemde” diyor. Tabii cehennem korkusunu yanlış anlamak, olmaz.

İran geçen gün 19 yaşında bir genci Hz. Ayşe (r.a)’ı savundu diye asmış. İran, 1 Ocak-15 Eylül tarihleri arasında 694 kişiyi idam edilmiş İran’da. Biraz şu kanunlarını yumuşatsalar olmuyor mu? Bu nedir böyle? Hz. Ayşe (r.a) savunmak. Şimdi bütün Sünniler savunur Hz. Ayşe (r.a)’ı, neye kızıyorlar, niye o kadar öfke duyuyorlar, asacak kadar öfke nasıl oluyor? Bir yanlışlık vardır onda. Hz. Ayşe (r.a)’yı savundu diye adam asılır mı?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Söylediğiniz gibi Adnan Bey. Bir video var gence isnat edilen ama Hz. Ayşe (r.a)’ı savunduğu için böyle bir şey olduğuna net bir ifadesi yok o videoda.

ADNAN OKTAR: Hayır savunsun ne olur ki? Bunlar iş mi Allah aşkına İran bu vaziyetten, ama diyor işte İran anayasanın 1. maddesi “bu anayasa Mehdi çıkıncaya kadar geçerli. Mehdi çıktıktan sonra İran anayasası geçerli değildir” diyor. “Ondan sonra Hz. Mehdi (a.s)’a uyacağız” diyor, anayasayla.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımızın Nisan 2015’te yayınladığı bir twiti vardı. Gösterebilir miyiz Adnan Bey? Şöyle söylüyor: “Bizim Sünnilik diye bir dinimiz yoktur, bizim Şia diye bir dinimiz yoktur. Bizim tek dinimiz İslam’dır.”

ADNAN OKTAR: “İran’da 2 Şii mollanın Hz. Ayşe (r.a)’la ilgili sarf ettikleri sözlere kaşı çıkıp, Hz. Ayşe (r.a)’ı savunduğu için 17 yaşında tutuklanan ve Kürt olan Bahram Ahmedi 20 yaşında idam edilmiş.” Allah Allah niye böyle bir şey yaptılar acaba? İran aklı başında insanlar bu ne biçim iştir böyle? Allah Allah. Rejim kendi kendini kilitlemiş, ne olmuş böyle? Çok zor bir durum bu. Ama çocuğun da gereksiz tavrı. Baktın öyle bir sistem var, sus yani ne gerek var oturup cevap veriyorsun?

KARTAL GÖKTAN: İdam edilen gencin son vasiyeti sosyal medya üzerinden paylaşılmış Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne diyor vasiyetinde?

KARTAL GÖKTAN: “Allah’ı zikretmekten gafil olmayın. Dünyanın zevki ve güzellikleri İslam’ın yolunu kaybetmenize neden olmasın. Yüce Allah’tan bizim sonumuzu hayır etmesini, İslam diniyle canımızı alıp İslam diniyle tekrar canlandırmasını diliyorum. Allah’ın hükmünün bir an önce hakim olmasını, yüce Allah’ın dininin yücelmesini temenni ediyorum. Davamın sonunda son sözüm, Allah’a hamddır.”

ADNAN OKTAR: Yazık olmuş çocuğa. Ama biraz da anlayışlı olmak lazım. Farz edelim adam Hz. Ayşe (r.a)’a karşı, bir şekilde öfkelenmiştir ne olduğunu bilmiyorum. Ama dinin her gereğini yapıyor elleme adamı, ne oturup cevap veriyorsun? Diğer konularda ittifakın üstünde dur. Mübarek, ne gerek var kardeşim? Namazda ittifak var, kıblede var, Allah’ın Resulü (s.a.v)’in de var, Allah’ın birliğinde var o yeter. Ondan gerisine ne giriyorsun? Hz. Ayşe (r.a)’ı görmemişsin o da görmemiş. Mollaya karşı gelmek onlara göre ağır bir suçsa, onların kanunuyla çatışmaya ne gerek var? Anlayışlı davranmak lazım. O konuyu hiç açmazsın, olur biter. Ne gerek yani? Genç olduğu için herhalde biraz çocukluğun verdiği heyecanla cevap verdi. Bir kahramanlık olsun diye yaptı ama kanunlar öyle olmuyor işte. Bir kere sahabeleri karıştırmaya ne gerek var? Kuran yeterli, sahabe, biz görmedik etmedik, olaylar nasıl olup bittiğinden de haberimiz yok. Ama Kuran değişmiyor. Kuran yeter, oturup oradan iş çıkartmaya ne gerek var? İşte illa ki Hz. Mehdi (a.s). Bak her yerde Hz. Mehdi (a.s)’a ihtiyaç var görüyorsunuz. Kuran’la amel edilse, bitecek. Kardeşim sahabeleri niye karıştırıyorsun? Bırak, vefat etmişler onlar, inşaAllah, cennete gitmişlerdir, sen burada kavgasını yapıyorsun.

BÜLENT SEZGİN: Asılan gencin resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Yazık günah aslan gibi delikanlı. Ne mantığı var bu işin?

Mevlana’nın iyi güzel yönlerine tamam ama anormal izahlar, Mevlana adına yapılmış anormal izahları eğer Müslüman kabul ederse, delalete düşer. Mevlana demiş mi dememiş mi bilmiyoruz ama bu yazılar Mevlana adına yayınlanıyor. Onun kitabı olarak Mesnevi adlı kitapta yayınlanıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Boş yere de putlaştırmaya da kalkmasınlar. Allah’a laf edildiğinde etkilenmiyorsa bir insan, Kuran’a laf edildiğinde etkilenmiyorsa ama Mevlana’ya laf edildi diye yeri-göğü birbirine katıyorsa, o zaman bereket olmaz, bu putlaştırma olur.

“Neden hocalar, hele ki televizyona çıkıp büyük bir kitleye seslenenler Mesnevi’deki yanlışlıklardan bahsetmiyorlar” diyor. Bilmiyorum, bir şekilde sahip çıkıyorlar, o yanlışlıklara sahip çıkıyorlar. Bu olmaz. Eğer ben Adnan’sam, bura da Türkiye’yse, ben bunu böyle yerde bırakmam. Yıllarca uğraşırım. Zannettikleri gibi olmaz, ben söyleyeyim bırakmam. Ben kafayı taktım mı, ölünceye kadar gider bu iş.

Bir mucize dişi bu kadar sert yaratması, çok acayip taştan sert, elmas sertliğinde neredeyse.

“Hocam, süper bir beyin yapınız var. Ufkunuz gerçekten çok geniş. Sizi çok seviyorum.” Barış Tokdemir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ağrı Valisi Musa Işın, her hafta halkla bir araya geldiği toplantıda şunları söyledi: “Bu halk Müslüman, dindar, namusuna düşkün ve samimidir. Kürtlerin çok güzel meziyetleri var ama bunlar dünyada ve Türkiye’de Kürtler gaddardır imajı çizdiler. Bunu yapanlar Kürtlere düşmanlıktan başka hiçbir şey yapmamaktadırlar. PKK’nın projesinin amacı Kürtleri dinsizleştirmektir. Sizler mutlu olursanız bizler de mutlu oluruz. Allah katletmeyi ve öldürmeyi, başkalarının namusuna el atmayı, başkasından haraç almayı, kimsenin malına mülküne tecavüz etmeyi yasaklamıştır. Adam öldürüyorlar, onun bunun malına tecavüz ediyorlar. Kız ve erkek çocuklarını ayırt etmeksizin dağa götürüyorlar. Esnafı haraca bağlamış ve toplumu huzursuz etmişlerdir. Buradan iki kız çocuğunu dağa götürdüler.” Sayın valimizin PKK’nın dinsiz olduğunu vurgulaması ve Kürt halkının dindar olduğunu vurgulaması bazı sol basın Sayın valinin hedef gösterilmesine sebep oldu.

ADNAN OKTAR: Yok yok vali güzel konuşmuş. Hedef gösterme bilmem ne falan, neyini hedef gösterecekler? Gösterseler kaç yazar? Öyle şeylerden çekinmeye gerek yok. O eleştiri yapanları tenzih ediyorum da, ‘it ürür kervan yürür’ derler. Beni de yüzlerce binlerce kişi eleştiriyor, yüzlerce binlerce kişi de övgü mesajı gönderiyor. Ne övenlerden böyle enaniyet ve kibre kapılırım, ne de yerenlerden, eleştirenlerden hedefimi şaşırırım. Düz bildiğim yolda giderim. Onlar normal, olacak öyle şeyler.

Mesajı gönderiyor. Ne övenlerden böyle bir enaniyet ve kibre kapılırım, ne de yerenlerden, eleştirenlerden hedefimi şaşırırım. Düz bildiğim yolda giderim. Onlar normal olacak öyle şeyler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Daha önce yaptığı haberde “terör örgütü PKK’nın vurulmasını delilik” olarak nitelendiren ve “Türkiye derhal geri adım atsın” ifadelerine yer veren İngiliz Times Gazetesi, bugünkü haberinde “PKK’nın ölü bedenlerinin olması Erdoğan’ın yüzünden” manşetini kullandı. Times’in haberinde şu ifadeler yerini aldı. “Suriye ve Irak’ta Kürt davasının canlanması, Türkiye’de yazın terör saldırıları olması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artan hakimiyeti, 2013 yılına kadar sona erdiği düşünülen çatışmayı yeniden ateşledi.”

ADNAN OKTAR: Bıraksınlar Allah aşkına boş boş konuşmayı, olur mu? Orada bir Marksist, Leninist, Stalinist yapılanma var. Stalinizm’in gereği olarak da bölgeye hakim olmak için uğraşıyorlar. Komünist bir devlet kurmaya çalışıyor. Halkı olmayan, bak halkı olmayan toprağı bol olan bir devlet var şu an orada, gizli bir devlet. Kendilerince oluşturmuşlar da, tasdikini bekliyorlar. Ama halkı hiç yok. Hep gasp edildi, Türklerin, Kürtlerin, Arapların toprakları gasp edildi. Oraları doldurdular bu PKK’lılarla. Ama mesela bir yerde elli kişi, bir yerde yüz kişi, bir yerde iki yüz kişi yüzlerce kilometre alan içerisi bomboş.

Tamam, devam et.

BÜLENT SEZGİN: Bakan Ala’nın talimatıyla Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Türkiye’nin ilk terörle mücadele mastır planının çalışmasına başladı. Bu plan kapsamında silahlı güçlerin yanı sıra, sivil güçlerin de terörle mücadeleye nasıl katılacağını planlayacak. Planın yürürlüğe girmesiyle tüm Kamu kurumları terörle mücadeleye destek verecek.

ADNAN OKTAR: Nihayet bu sözümüzü yerine getirecekler. Üç yıl bu iş için uğraştık. Bir daha oku bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bakan Ala’nın talimatıyla Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Türkiye’nin ilk terörle mücadele mastır planının çalışmasına başladı. Bu plan kapsamında silahlı güçlerin yanı sıra, sivil güçlerin de terörle mücadeleye nasıl katılacağını planlayacak.

ADNAN OKTAR: Hele şükür, hele şükür, memleketin delikanlılarını, koç yiğitlerini devreye sokacak. Kürt kardeşlerimizden böyle efendi, dürüst, dindar insanlardan milyonlarca var.

BÜLENT SEZGİN: Haberin devamında, “Devlet topyekûn mücadele etmeli, tanımlaması hayat bulacak” deniyor.

ADNAN OKTAR: Doğru tabii güzel, yıllardan beri söylediğimiz söz, hele şükür sözümüz hayata geçiyor. Tayyip Hocam doğru yolda gidiyor.

Cem evleri de ibadethane statüsüne kabul edilecek. Alevi olan bazı kardeşlerimiz, bizim dinimiz ayrı demesi ihtimaline karşı kanun çıkartsınlar. La İlahe illaAllah, Allah birdir. Muhammed O’nun Resulüdür diyen herkes Müslüman’dır diye ibare konsun. Böylece ben Müslüman değilim, başka bir dindenim denme ihtimali ortadan kaldıralım. Derli toplu bir açıklama La İlahe illaAllah, Muhammeden Resulullah sırf bunu demesi yeterli. Bunu diyen herkes Müslüman’dır şeklinde devlet şerh koysun. Devlet dini tanıma açısından böyle desin. Ama mesela Hristiyan’ız diyen, diyor ki: “Hz. İsa Mesih’tir” tamam. Museviler diyor ki: “Hz. Musa, Allah’ın Resulüdür” tamam.

Türkiye’deki çok sayıda mezhep, tarikat bunların birleşmesi Mehdiyet’le olur. Devlet Mehdiyet’ten korkmasın, Türk devleti. Mehdiyet’i teşvik etsin. Mehdilik Türk devletine, Türki devletlere, İslam alemine zarar değil fayda verir. Çünkü modernlik, Avrupai bir modernlik Mehdiyet’in hedefi olacağına göre ve hepsini birleştirmek hedef olacağına göre ve Mehdiyet siyasete karışmadığına göre, devlete müdahale etmeyeceğine göre, devletin çekinmesi için bir sebep yok Mehdiyet’ten. Devlet, Mehdiyet’e bütün gücüyle sahip çıkması lazım. Çünkü bak devlete müdahale yok Mehdiyet’te, siyasete karışmaz Mehdiyet bir, ikincisi birleştirici bütün İslam alemini ve bütün Türklük alemini birleştirici bir mahiyeti var, üçüncüsü taassuba karşı, modernliği alabildiğine teşvik eden bir sistem ve bölünmeyi kökten kaldıran bir sistem. Devlet için bu çok ideal, her devlet için idealdir Mehdiyet. Bütün devletlerin ileri gelenleriyle devlet başkanlarıyla konuşsunlar, Mehdiyet gündem olsun. İslam alemini kurtaracak olan Mehdiyet olduğu açık belli oldu. Bak Suudi Arabistan ve İran kontrol edemiyorlar halklarını. Ama Mehdiyet olsa, çok rahat kontrol ederler. Türkiye’de mezhepler, tarikatlar birbirlerine çok zıt birçoğu. Birbirlerini birçoğu sevmiyor. Mezhepler ayrı, seven var, sevmeyen var. Mehdiyet hepsini birleştirir, blok olarak birleştirir. Başbakana karışmaz, cumhurbaşkanına karışmaz, tarif edilen şekliyle böyle Mehdiyet. O yüzden bölgedeki bütün İslam ülkelerinin Mehdiyet’i gündeme getirmesi lazım. Çünkü İran, zaten resmi olarak gündeme getiriyor. Bütün Şii gruplar tamamı Mehdiyet’e dayanır. Irak ve Suriye’deki bütün dini ekoller grupların tamamı Mehdiyet’e dayalıdır. Fas, Tunus, Cezayir her yer Mehdiyet diye inliyor. Devletlerin idarecileri, devlet başkanları Mehdiyet’i biran önce gündeme getirip modern, sevgi dolu Mehdiyet anlayışını devreye soksunlar, kimse kim. Allah’tan bunu istesinler bu kadar. Mehdiyet’in zeminini hazırlasınlar, desinler evet bir Mehdi var, biz de bunu arayacağız. Allah önlerine kimi çıkarırsa, o Hz. Mehdi (a.s)’dır. Korkmasınlar, kargaşa olmaz, hiçbir şey olmaz Allah’ın güvencesinde, işte falanca Mehdilik iddia ederse, iddia ediyorsa o değildir zaten ne korkuyorsun? Mehdilik iddia ediyorsa o Mehdi değildir. İşte sağlam bir sistem, ne güzel Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Mehdilik iddia eden, Mehdi değildir” diyor. Bunda çekinecek bir şey yok. Adam iki satır yazsa, “ben Mehdiyim” diye bitti, Mehdi değildir. O zaman insanların aramasını esas alıyor Peygamberimiz (s.a.v.), arayalım hep beraber arayalım buluruz, inşaAllah. Biz aradık da bulamadık mı? Daha aramadık ki bulamadık diyelim. Hep beraber arayalım.

“Devlet kurumları Mehdiyet’i ön plana çıkarmak gündeme getirmek için ne yapabilirler. Bir kurum kurmalılar.” Kardeşim şimdi Mehdiyet’i beklemeyen bir ülke, bir cemaat, bir topluluk söyleyin Türkiye’de, yok. Var hepsi istediğine göre bu insanların istediğini yapalım. Yer gök inliyor Mehdiyet diye, Aleviler, Bektaşiler, Hz. Mehdi (a.s) aşağı, Hz. Mehdi (a.s) yukarı, İnkar edilecek bir yönü yok.

Cem evleri için kanunda Allah’ın Birliği’ni, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamber olduğunu kabul eden herkes Müslüman’dır. Ve ayrı bir din içinde olduğunu söyleyemez diyelim. Böyle bir kanun çıkartsınlar. Kuran’a bağlı olduğunu söyleyen, bak Kuran’ı kitap olarak kabul eden, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i Allah’ın elçisi kabul eden, Allah’ın Birliği’ne inanan herkes Müslüman’dır, bu kadar. Bunun dışında ben ayrı bir dindenim derse, buna müsaade etmeyiz. Yalan söylemiş oluyorsun.

Mezhep ve tarikatlar Mehdiyet’in dışında birleşmez. Mümkünü yok, imkanı yok. Bak İran, Suudi Arabistan bayağı aklı başında ülkeler değil mi? Bıraksak, birbirini kırıp geçirecekler. Bak bırakalım birbirlerinin tozunu dumanına katacaklar bırakırsak. Araya girip düzelteceğiz. Ayrı bir din içinde olduğunu yani ben Müslüman değilim diyemez. Diyemez diye kanun çıkması lazım bana göre diyemez yani. Kanun çıkarıp, devlet müesseselerinde adamın ortaya çıkıp, ben ayrı bir dindenim demesini kanunla imkansız hale getirmek lazım. Mesela Cem evi kurmuş, Müslüman Alevi Cem evi. Ama ben Müslüman değilim derse, ayrı bir dindenim diyorsa, bu olmaz. Yalan söylüyor çünkü. Sen Kuran’a uyuyorsun, Peygamber (s.a.v.)’e uyuyorsun, nasıl başka bir dinden oluyorsun sen? Kuran’a göre açıklanmış, sen Müslümansın.

Bak yazık annelerime bir Kürt annemiz ben onun elini ayağını öpeyim, PKK’dan çektiklerini şöyle anlatıyor. Bak diyor ki; “Gece on bir gibi kapım çalındı korktum” diyor. “O saatte kimseyi beklemiyorum açmayınca daha sert çaldı ‘aç kırdırma bize’ dediler” diyor. “Açtım iki kadın iki erkek yemek istediler verdim, çay istediler verdim. Sonra konuşacaklarını söyleyip, odadan çıkmamı istediler. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle eşim eve gelmemişti ve kızımla tektik evde” diyor. “Çıkıp bir süre sonra gittiler ama kapıyı hep açık tutmamızı istediler. Bir terlik koydum kapının arasına. Sonraki gün yine geldiler, bir silah verip saklamamı istediler. Mecburen alıp kenara koydum” diyor. Şimdi bu suç, kadıncağızı zorla suçun içine sokuyorlar. Sorduğunda bu ne? PKK’lı anne. PKK’ya yardım ve yataklık ediyor. Ediyor mu? Etmiyor. Nefret ediyor ama kanuna göre ediyor gibi görünüyor. İşte buradaki ayrımı çok iyi yapmak lazım. Annenin oradaki mağduriyetinin giderilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lı büyük şehirlerdeki intihar saldırılarını düzenleyen birimi TAK yani Kürdistan Özgürlük Şahinleri, “PKK’nın savaş tarzını hümanist bulduğunu” söyleyerek “PKK’nın savaş tarzı bizi bağlamaz, topyekun imha savaşına karşı yeni bir savaş hamlesi başlattık” duyurusunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Hadi oradan mı diyeyim yahut ona benzer bir şey mi diyeyim, her tarafınız bilmem ne olsa kaç yazar? Adın ne bilmem ne demiş, sert olsan kaç yazar?

Mehdiyet’le ilgili bir film seyredelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videomuzdan sonra programımız devam edecek.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın Bir Çıkış Alameti Daha Gerçekleşti: Güneşte Beliren Yüz Şekli.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Devam ediyoruz. Tamam, devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Erzurumlu şehit Özel Harekat polisi Orhan Elçi’nin babasına bir paşamız şöyle bir soru sormuş; “Bizler oğlunun silah arkadaşlarıyız, bizden bir emrin olur mu babacığım?” Demiş. Babanın cevabı şu şekilde “Gidin o Diyarbakır Sur’daki esnafa bir sorun bakalım oğlum vatan borcunu ödemeden evvel Sur’un esnafına herhangi bir borcu var mıdır? Var ise biz onu ödeyelim. Babalığın gereği budur” demiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim evliya kaynıyor Türkiye, evliya. Babanın güzelliğine bak. Osmanlı torununa bak. Millet asil, asil millet maşallah. Çok soylu evladı Fatihan hepsi, maşaAllah. Allah ömrüne bereket versin. Güzel konuşmuş, asil konuşmuş. Hepimiz evladıyız ne emri olursa yerine getiririz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Doğu ve Güneydoğu’da askerilerimiz yoğun kar altında PKK’yla mücadeleye devam ediyorlar Adnan Bey. Hava sıcaklığının eksi otuz dereceye kadar düştüğü bölge kırsalında yapılan aramalar sonucunda Mehmetçik, dinlenmek için sırtlarında taşıdıkları mat ve yatakları çıkararak, karın üstüne serip dörtlü vardiya sistemiyle mola veriyor. Fotoğraflar da vardı. Mola sonrasıysa karda kilometrelerce yürüyerek çalışmalarına devam ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Hele aslanlara bak hele aslanlara. Allah onları nuruyla sarsın. Her adımları yüzlerce binlerce sevap, o karın üstünde. Sevabı onlar öyle küçük küçük toplamıyorlar milyonlarca sevap topluyorlar, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın kadın kolu olarak bilenen YJA Star’ın yöneticilerinden Delal Amed, 2015 yılında 2016 yılının demokratik özerklik modelinin Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüyle paralel olarak gelişeceğini belirterek, “2016 yılında da artan saldırılar olursa şehirlere müdahaleyi tartışırız” dedi.

ADNAN OKTAR: Şehirlere müdahale, şehirler de sana müdahale eder ondan sonra, oranda buranda kurdeşen çıkar. Kanunla hukukla. Devlet tepeni ezer akıllı olacaksın. Değil mi öyle kabadayılık yapmak bilmem ne olmaz. Silahı olmayan vatandaşın sen karşısına çıkıyorsun itlik yapıyorsun. Vatandaş kanun tanıyor sen kanun tanımıyorsun. Kirli bir avantajın var. O avantajı tersine çevirmek lazım. Yoksa seksen milyonla bu itler başa çıkamaz. Burada bir zaaf meydana getirmemek lazım.

“Benim bir tanem, Allah’ın en büyük nimeti olan aşkım Hocam.” İnsan olarak diyor tabii. “Dünyanın en yakışıklısı olan aslan Hocam sizi çok seviyorum” diyor Beren.

“Adnan Hocam, nur yüzünü gördüğümde çok seviniyorum şimdi sizi izliyorum Azerbaycan’dan yazıyorum size. Sizi çok seviyorum. Konuşmalarınız, yüzünüz o kadar nur yüzlü ki.” Evet maşaAllah, Allah razı olsun. Sen nurla bakarsan, Allah sana nur gösterir.

PKK sempatizanları diyor ki, “Hocamız çok fazla yükleniyor zaten. En azından küfür etmese” diye rica ediyorlarmış. Yani PKK’nın ilacı küfürdür, aşağılayacaksın. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor hadislerde “Deccal aşağılandığında ortaya çıkar” diyor. Yani hadis çok manidar. “Ancak bir aşağılanma sebebiyle ortaya çıkar” diyor. Ben Kürt kardeşlerimin ayağının tozuyum, hizmetçisiyim. Canım, Allah rızası için hepsine feda olsun. Öyle bir şey yok ama PKK’ya müsaade etmeyiz. Deneme yapıyor, yok, şunu şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Ya kardeşim ses çıkarmıyorsak bir yere kadar ses çıkarmıyoruz. Gerektiğinde kanunla hukukla seni oradan değil mi uzaklaştırırız. Tentürdiyot mu gerekiyor sana, daha güçlü antibiyotikler mi gerekiyor? Ne gerekiyorsa yaparız. Bunlar neden anlar? Tentürdiyottan. Bası bası vereceksin tentürdiyodu üstlerine. Yani PKK sempatizanı deyince tabii biraz sempatik gibi görünüyor da PKK’yı daha tanımamış, korkudan dolayı onlara eğilim göstermek mecburiyetinde olan vatandaş diyelim. Yani kalben nefret edip ama dilinde ondan yana olanlar öyle diyelim.

Mevlevilik adı altında dinsizlik yaptırmam. Buna da müsaade etmeyeceğim. Mevlana’nın ismini kullanarak dinsizlik yaptırmam. Mevlana belki hiç bunlardan haberi olmayan bir insan. Ben yazılı eserlerde gördüğüm sapkın bütün izahlara karşı mücadele vereceğim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın yeni oluşumu YPS’liler, Şırnak’ın İdil ilçesinde silahlı tören yaptı. YPS’li teröristlerin arasında, on sekiz yaşından küçük çocukların da yer alması dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Genellikle çoluk çocuk tabii onlar hep hedefinde olanlar. Onları da kurtarmak lazım çocukları.

“Aşkla sevdiğim, Allah aşkıyla sevdiğim Hocam çok kaliteli klas bir delikanlısınız canım Hocam.” Büşra.

“Allah aşkıyla sevdiğim Seyyidim. Allah beni senden ayırmasın. Şükür Rabbim’e seni tanıttığı güne.” Meryem Öztürk.

Necmi Doğaner; “Seni seviyoruz. Ortadoğu’nun karizmatik delikanlısı” diyor. Bütün dünyanın olsa olmuyor mu? Niye Ortadoğu’nun? Necmi Doğaner.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkâri’de hendekler yüzünden ambulansa alınamayan seksen yaşındaki kadın üç kilometre sırtta taşındı. Cumhuriyet Mahallesi’ndeki evlerinin banyosuna düşerek yaralanan seksen yaşındaki Rihan Keskin’in hastaneye kaldırılması için yakınları durumu sağlık ekiplerine bildirdi. Mahalleye ulaşmak için yola çıkan sağlık ekipleri terör örgütü mensuplarınca sokakta kazılan hendekler yüzünden eve ulaşamadı. Bunun üzerine akrabaları üç kilometre boyunca teyzeyi sırtlarında taşıdılar. Videosu da vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’ın üzerinden tecrit kalkmadan hendeklerin kapanmayacağını anlattı ve şunları söyledi, “YDGH geçen sefer Öcalan’ın talimat ve önerisiyle hendekleri kapattı. Şimdi Nisan ayından beri Öcalan’ın üzerinde mutlak bir tecrit uygulanıyor. Onların yanına gittiğimizde önderliğimiz tecrit altında ve siz gelip bizden bunu istiyorsunuz diyorlar. Güç yetmeme meselesi biz çaresiziz anlamında değil. Öcalan’ın üstündeki tecrit uygulaması ve devletin açık savaş ilanı.”

ADNAN OKTAR: Devlet açık savaş ilanı yaptığı yok. Devlet kendini savunuyor. Saldırıyor PKK, devlet de kendini savunuyor. Tecrit de bu ne demek tecrit? Avukatı görüşüyorsa, ailesi görüşüyorsa tecrit yoktur. Zaten mahkeme kararı ile oluyor tecrit. Tecritlik bir konu varsa mahkeme karar verir. Ama benim bildiğim avukatlarla görüşüyor, kardeşi ile görüşüyor, ailesi ile görüşüyor. Bunun dışında bir rahatsızlık varsa söylesinler. Kanun hukuk olarak hükümete hatırlatalım.

“Allah aşkıyla sevdiğim, gözbebeğim, heybetlim anlattıklarınız çok heyecan verici. Senin İslam’ı anlatma şeklin ve olaylara getirdiğin yorumlarla çok şey öğreniyorum.”

Ömer Kartal, “Yapılanların hepsini bir kenara bırak. Bir insanın her Allah’ın günü istisnasız tebliğe çıkması televizyona inanılmaz.” Televizyona tebliğe çıkması inanılmaz diyor, evet. “ Yatağından kalkmayan insanlar olduğunu düşününce, Süpermen desen yanında yıkılır. Süpermen bile kendisini kıyaslamak istemez üstatla, maşaAllah. Muhtemelen gelmiş geçmiş dünya tarihinde böyle bir insan, böyle bir performans bulunmaz, ben rastlamadım” diyor. Var tabii sahabelerden, büyüklerden, âlimlerden çoktur ama hakikaten ben ne grip dinlerim, ne nezle dinlerim, öyle ne tatil, ne cumartesi, ne pazar ne bayram. Bayramın birinci günü bak buradayım ben, ikinci günü de buradayım. İnsanlar hep mesela akrabalarına gidiyor, oraya buraya gidiyor falan feşmekan, yurt içi yurt dışı birçok yere gezmeye gidiyorlar. Yazın mesela yazın en sıcak ayında da ben buradayım, kışın en soğuk havada da buradayım. Tipi de olsa geliyorum, tabii yani hiç bana bir engel olmaz. Tatil diye de bir şey kabul etmem.

Kadriye Akçakale; “Canımdan öte biricik Üstadım Seyyid Muhammet Adnan Oktar Hocam” diyor.

Murat; “Buradayız aslan, derin imanlı, yakışıklı, nurlu, heybetli Hocam.”

Şimdi mesela kar yağıyor diye gelmemek, benim yüreğim parçalanır yani yapamam. Gribim diye gelmemek, ben mesela hiçbir zaman için gribi yatakta geçirmiş birisi değilim. Asla gribim diye de gelmemezlik etmem. Yahut işte yemek yemedim, gelmeyeyim. Ne alaka gelir burada ben bir şeyler atıştırırım değil mi? Bir de acilliği de yok vicdanım el vermez dünya böyle kan gölüyken değil mi? Akademiye geldiğimde baktım, dedim ben bayağı güzel tebliğ yapabilen bir insanım. Şimdi işi gücü bırakıp evlenip, işte iç mimar olacağız, kendimize bir atölye açacağız bilmem ne. Şimdi ben bunlarla meşgul olursam dedim, İslam âlemi mahvoluyor bunun hiçbir mantığı yok dedim. Ben bütün günümü vaktimi İslam’a tebliğe ayırmam gerekiyor dedim kendi aramda. Tehdidi de esas alamam dedim, çünkü öldüreceğiz, asacağız falan keseceğiz diyorlar. Ne yapayım? Eve mi saklanayım yani tehdit ediliyormuşum? Bunun mantığı var mı? O zaman evden çıkmamamız gerekiyor değil mi yani? Evde de gelir öldürürler seni ayrıca ev bir koruyucu bir yer değil ki. O zaman en tehlikeli yerlere girmeye karar vermiştim. En riskli yani tek başıma giriyordum, hiç yani fütur vermeyiz. Biraz uyku mesela uyku bile tutmuyor beni tebliğ yapacağım diye. Heyecanlanıyorum, hemen fırlayıp geliyorum yani. Çünkü uykuda ben nasıl vakit geçireyim. Mesela bazen insan uykusuz oluyor, tebliğ mi yani uyku mu? İnsan heyecandan tabii ki tebliği tercih ediyor. Uykuya ne kadar insanın isteği olursa olsun tebliğin zevki daha büyük olduğu için insan oraya gidiyor. O daha büyük nimet olduğu için.

1943 yılı baskısı Mesnevi’nin fotokopisini almamızda fayda var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce okuduğumuz haberde silahlı tören yapmıştı PKK’nın yeni oluşumu YPS’ler fotoğraflar sormuştunuz. Birkaç fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Özenti hergeleler, kafaya kırmızı kuşak sarmış. O kırmızı kuşağı alıp kulaklarına yapıştırmak lazım. Kime karşı ayaklanıyorsun? Kime karşı ayaklanıyorsun? Sonunda Stalinist, Allahsız, Kitapsız bir rejimi getireceksin, başın belaya girecek salak, kendini de ezdireceksin, milleti de ezdireceksin. İngiliz derin devletinin köpeği oluyorsun ahmak ne gerek var? Adamlar oradan tef çalıyor sen de ızgaranın üstünde hoplaya hoplaya oynuyorsun. Höst diyor, çifteleniyor. Hoşt diyor, kuyruğunu kısıp kaçıyor. İngiliz derin devleti şu an maymun gibi oynuyor bu aptallarla. Çok kolay oluyor adamlar için çok kolay oluyor. Bu kadar aptallık olmaz yani.

Filiz Sarıbaş; “Adnan Hoca ve tüm A9 ekibine sevgiler.”

Ertuğrul Dönmez; “Tokat burada” diyor “kar yağışı ile.”

İsmail Murat Ünsal; “Kaynaklar da kendi gibi yalan dolan Mevlana isminin manası” yani Mevlana ile ilgili yalan dolan kitaplar var diyor. Mevlana ile alakası yok diyor. Mevlana’ya dil uzatmak yok burada. Mevlana adına çıkan kitaplar dine, İslam’a Kuran’a, çok zıt. Yani Allahlık iddiası var, kadınlara hakaret var, Türklere hakaret var, ucu bucağı yok yani. Haramlar helal ediliyor. Yani mesela içki ve her türlü müskirat haram haline geliyor değil mi Kuran’da, Allah haram etmiş. Ama adam ne yapıyor? Hepsini helal etmiş. Kim etmiş? İşte biz bunu araştırıyoruz. Bu kitaplara bunu kim yazmış? Her baskısında var. Yani Mevlana mı yazdı sonra birisi mi ekledi, bilmiyoruz. Ben illa Mevlana yaptı demiyorum. Ama o kitaplardaki o izahlar yanlış. Bunu kitap yazarak, film hazırlayarak falan bunları Allah’ın izni ile ortadan kaldıracağız. Böyle şey olmaz. Dine, imana, mukaddesata oyun oynattırmam, buna müsaade etmem.

Cihat Taburlu; “Sonradan Mevlana’nın eserleri kötü niyetli İslam düşmanları tarafından değiştirilmiş olabilir.” Olabilir ben de öyle düşünüyorum varsa gidip onları yakalarız işte. Yani yakalarız ve deşifre ederiz. Ama o izahlar, küfür kokan izahlar. Onların hiçbiri olmaz.

“Canım Hocam sizin söylediklerinize dikkat vermek yerine neden bayan arkadaşlarla uğraşıyorlar anlam veremiyorum” Derya Hanım. Buradaki hanım arkadaşlar çok nurlular. Ben kıyas ediyorum bakıyorum mesela diğer programlarda falan bazı kanallarda genç kızlar çıkıyor ama çok tehlikeli kızlar. Çok tehlikeli fiili saldırabilir. Her an küfredebilir psikopat gibi. Yani çok ürkütücü görünümleri. Yani konuştukları adamların da birçoğu çok ürkütücü. Karanlık bir dünya, karanlık dünyanın insanları, hissediliyor. Allah vermesin insan dağda tek başına yaşar, yine öyle insanları istemez yani çok korkunçlar. Yani çok şirret ve saldırganlar. Bazı kanallarda ve bazı hanımlar ve beyler için söylüyorum. Ama buradaki insanlar çok nurlu ve çok temizler, bir gariplik var. Bu kadar temizlik, bu kadar nur, bu kadar efendilik, normal bir şey değil bu. Şaşırtıcı bu.

Emine Temel; “Selam Allah aşkıyla sevdiğim” diyor Aleykum Selam. “Ruhum biricik sultanım seni Rabbimin tecellisi olarak çok seviyorum.”

Ama hakikaten maşaAllah vücudumun bu kadar sağlıklı olmasına çok seviniyorum, elhamdülillah. Mutlaka mesela gençlerde ya boyun fıtığı var, ya bel fıtığı var bir şeyler oluyor. Bende hiçbir şey yok elhamdülillah. Ne kalbimde rahatsızlık var, ne şeker, ne tansiyon, hiçbir şey yok. Altmış yaşındayım, hatta altmış bire dayandık, hiç Allah’a çok şükür yani.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Çok çok güçlüsünüz.

ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, maşaAllah.

Gerçekten Mevlana diye biri var da dürüst bir insansa, onu bu beladan kurtaracağım. Yani bu İslam’a Kuran’a bu kadar zıt izahları bunun kitabına kim koymuş, Mesnevi’ye kim koymuş bunu bulacağım. Ama inşaAllah, o yazmamıştır. İslam’la oyun oynatmam. İngiliz derin devletine oyun çıkarttırmam. İngiliz halkını tenzih ediyorum. Nur gibidir İngilizler çok kibar, saygılı insanlardır. Devleti de saygılı ve kibar bir devlettir. Derin devleti pisliktir.

Cenab-ı Allah tabii Kendini böyle bir örtü ile örtüyor Cenab-ı Allah, o örtüyü açıp görebilen insanlar nadirdir. Yani hiç olmazsa mesela o yetmiş perdeden altmışını açan insan çok nadir olur. Rida örtüsü Cenab-ı Allah örter kendini. Kalp ehli o perdeleri açar Cenab-ı Allah’a yaklaşır.

Diyor ki bak Abdullah Öcalan, bak bunu PKK’nın lideri Abdullah Öcalan söylüyor. “İngiltere PKK yaklaşımını iyi anlamak gerekir. Şahsi yorumum İngiltere kendine göre Kürt harekâtı üzerinde derin politikaların içindedir.” Ne zamandan beri? İki yüz yıldan beri. “Bazılarını yanına çeker, bazılarını harcar. Destekler gibi yapar amacına ulaşınca horlar. İngiltere bizim konumuza en akıllı yaklaşan ülkedir. Yayın hakkı verdi, benim tasfiye kararımı sanırım İngiltere vermiş.” Görüyor musun? Ben diyor karar veremiyorum, İngiliz derin devleti karar veriyor ben de onu söylüyorum diyor. Açıkça söylüyor bak. “Benim tasfiye kararımı sanırım İngiltere vermiş.” Yani tasfiye edilmesi kararını, yani Abdullah Öcalan’a yönelik. “Politikaları İngiltere oluşturur, Amerika Birleşik Devletleri’ne uygulattırır. İrlanda’da IRA örgütü ile görüşmelerimiz ve zaman zaman temaslarımız olmaktadır. İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır. Avrupa’daki işbirlikçilerine” yani Almanya, Fransa falan “ama özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne bunu uygulattırmaktadır. Ortada bu konularla ilgili belge yok. Olması da mümkün değildir.” Derin devletin belgesi olmaz. “Ancak gelişmelere dikkat edilmesi gereken konu, Avrupa’nın İngiltere’de düğümlenmesidir. Konulara çok derin yaklaşıyor” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Terör bölgesinde evlerini terk eden vatandaşlarımızın fotoğrafları vardı. Bir kaç fotoğraf.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Biliyorsunuz, Kürt kardeşlerimiz bu PKK'lı azgınların saldırısından dolayı Türkiye'ye hicret ettiler, şimdi de buradan yine PKK saldırısından dolayı başka yere hicret ediyorlar. Bak, sokakta soba yakıyorlar. Bu azgın pislikleri devlet bir an önce ekarte etmesi lazım, etkisiz hale getirmesi lazım. Hepsini tutuklasınlar.

Edward William Noel, İngiltere'nin ünlü casusu. Mondros Anlaşması'nın 24. Maddesi'ne göre, eğer kargaşa çıkarsa müdahale oluşturup Ermenistan ve Kürdistan kurma planının önemli aktörlerinden birisi. Yüzbaşı, bu casus olan Noel diyor ki, Diyarbakır'da Kürt Teali Cemiyeti korucularıyla görüşüyor, yani Kürt ayrılma grubuyla, raporunda şöyle diyor; "Kürtler Âri ırktan. Ve bu nedenle Avrupalılara Türklerden daha yakınlar. Türkler geri bir ırk" diyor. Bakın, tam Darwinist. Darwinizm’i orada uyguluyor. "Âri ırktandırlar" diyor. Şu anda da Batı'da aynı propaganda yapılıyor, "bölgede tek laik, kadına değer veren modern halk Kürtler" diye. Kardeşim, asıl biz olalım. Avrupai, modern bir yapı olsun. Kadınlar dekolte de giyinsin, istediği gibi süslensin, bakımlar yapsınlar, eğlensinler, gülsünler. Müzik olsun, resim heykel olsun. Ezanlar gürül gürül okunsun. Beş vakit namaz da kılınsın ama modern olalım. Avrupa'nın en modern ülkesinden daha modern olalım. Bu çok hayati bir konu. Bu tarzda olmayan her ülke yıkılır, her millet yıkılır, söyleyeyim.

Bahreyn de İran'la diplomatik ilişkileri kestiğini açıklamış. Al, bir konu daha. Yani İslam ülkelerini birbirlerine kapıştırmak için, İngiliz derin devleti, bak, deccal burada da devreye girdi. "Az bir kuvvetle Müslümanların şikakından istifadeyle koskoca İslam alemini esir alır deccal" diyor Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisini, Bediüzzaman bu şekilde açıklıyor. Küçük bir kuvvettir ama Müslümanların hırs ve şikakından istifade ederek Müslümanları böler ve birbirine düşürür. Böylece koskoca İslam alemini esir alır, az bir kuvvetle." diyor. Şu an, o oluyor. Buna karşı işte Mehdiyet hareket halinde şu an.

Mustafa Kemal Atatürk, rahmetli, İngiliz derin devletini keşfetmiş. Telgraflarında bu belaya karşı sürekli dikkat çekiyor, devletin dikkatini çekiyor. Bak, diyor ki bir telgrafında Atatürk'ün, -bunların hepsi resmi evrak- "İngilizlerin her dediğine boyun eğilecek olursa, onların ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır. İskenderun'a her ne sebep ve bahaneyle asker çıkarmaya girişecek İngilizlere ateşle engel olunmasını 7. ordu'ya emrettim." diyor Atatürk. Bak İngiliz işgaline, İskenderun'u işgal etmelerine karşı. “İngilizlerin iğfalkar hareketlerini, İngilizlerden ziyade haklı görenlerle işbirliği yapmaya yaratılışım müsait değil" diyor Atatürk. Ben kişilik olarak bunu asla kabul etmem diyor.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız devam ediyor.

ADNAN OKTAR: "Her hareketin çok yakışıyor. Biraz daha devam edersen, topluca televizyon kanalını basıp, seni yemek zorunda kalacağız. Bu ne tatlılık, yakışıklılık? MaşaAllah. İçimizi içimize sığmayacak şekilde coşturdun bir tanem." Yelda Canan Ertürk.

"Dünyanın en harika gitar şovu. Heyecandan nefesimiz kesildi. Lütfen bu kadar tatlı olma" diyor.

"Allah aşkıyla sevdiğim bir tanem. Biliyorum bu mesajı okumazsın ama okudum de hiç olmazsa Allah aşkıyla sevdiğim. Harikasın, mükemmel performans." Nurcan Baldı.

Şimdi Miladi 1500 yılına ait el yazması Mesnevi'nin orijinalini bulduk. Bak, Miladi 1500 yılına ait Mesnevi'nin el yazması. Ayrıca 1872 yılına ait bir nüshasını daha bulduk. Kardeşim, maalesef bunlarda da aynı izahlar var. Mevlana adına birisi yaptıysa bunu, bunun bedelini ödemesi lazım. Yani ne yapacak? Düzeltecek, doğrusunu söyleyecek. Kim yaptıysa tarihte bu hatayı, düzeltecek. Ben bırakmam peşini. Ne İngiliz derin devletinin peşini bırakırım, ne de bu konunun. Çünkü bunlar hep birbiriyle bağlantılı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rakka’nın kuzey batısında bulunan Aynisa’da IŞİD, PKK ve Suriye demokratik güçleri arasında yaşanan çatışmalarda dokuzu YPG’li, yirmi bir PKK’lı yaşamını yitirdi.

ADNAN OKTAR: Biz kimsenin ölmesine oh demeyiz. Fikir olarak yenmeyi istiyoruz, düşünceyle yenmeyi isteriz. Darwinist, materyalist eğitimin kaldırılması lazım. Mevlana’sından tut İbn-i Miskeveyh’inden çık hepsi Darwinizm’i anlatıyor burada bir gariplik var, bir oyun var, bunun düzeltilmesi lazım. Bir şekilde düzelteceğiz ve düzeliyor da.

“O gitar solosunun harikalığını tarif etmek için kelime bulamıyoruz. Türk Dil Kurumu senin şekerliğini tarif edecek yeni kelimeler bulmalı. Biz hala gitar solonun nefisliğinin şokunu üzerimizden atamadık. Benim hala ellerim falan titriyor. Nefis kelimesi tarif etmek için yetmiyor” diyor Necla. MaşaAllah, o sevgilerinden.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Salih Müslim, Rojavalı peşmergelerin, “Rojava’ya dönmesinin kardeş kavgasına yol açacağını” ileri sürdü. Müslim, “Rojava peşmerge birliklerinin Rojava’da savaşmak istiyorlarsa YPG güçlerine katılabileceklerini” belirti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim boş işler onlar. YPG MPG diye bir şey istemiyoruz biz. Orada komünist, Stalinist hiçbir hareket istemiyoruz, müsaade etmeyiz. Boş yere oraya çöreklenmeye kalkıyorsunuz.

Benim tavsiyem, bir an önce orayı boşaltın. Boş iş. Sizi Armageddon’da kullanmak istiyorlar kiralık katil olarak. İngiliz derin devletinin katilleri olarak kullanmak istiyorlar. Kendinizi aşağılatmayın. Aklınızı başınıza alın, yol yakınken dönün, söz dinleyin.

Evet, Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte başlayan operasyonlarda evlerini terk etmek zorunda kalanlara, Diyarbakır Valiliği tarafından para yardımında bulunulduğu belirtildi. Yalnızca Sur’da evlerini terk etmek zorunda kalan yirmi iki bin insana Diyarbakır Valiliği toplam 1 milyon 562 bin 964 lira nakdi yardım yaptı. Ayrıca sizin ısrarlı çağrılarınızdan sonra, İslami sivil toplum kuruluşları “Sur’daki muhacirlere, ensar olalım” başlığıyla yardım kampanyası başlattılar. Yetmiş iki derneğin ortak düzenlediği yardım kampanyasıyla, “kardeşlerimizin yaralarına merhem olalım” çağrısında bulunuldu.

ADNAN OKTAR: Evet, herkes -bir telefon numarası versinler- oradan yardım yapalım. İHH da yine yapsın o tip bir kampanya başlatsınlar, arkadaşlar da kampanya başlatsınlar, tabii kanuna hukuka uygun olarak yapsınlar. Her türlü desteği sağlayalım, Devlet de, Kızılay da, herkes. O kardeşlerimiz çok asil. Öyle şeyleri dile getirmez onlar. Açlıktan öleceğini bilse yine söylemez. Onlar söylemeden bizim yardımcı olmamız gerekiyor.

Adem Kumru; “Mevlana ve Ömer Hayyam’ı çok iyi anlamak gerekir, fıkıh bilmek lazım. Mevlana ve Ömer Hayyam’ın söylediği şarap bu dünyadaki şarap değildir. Biliniz.” Tamam, hayır bu zaten var, tasavvufta var meyhane derler tekkeye. Orada alınan ilme, Allah aşkına da, aşk şarabı derler. O ayrı, onu biliyoruz. Şimdi adam burada onu söylemiyor. Bak “şarap ve her türlü müskirat ve her türlü haram olan” diyor, şarapla bırakmıyor “her türlü haram olan şey, bizlere helaldir” diyor “ama avam için o haramdır” diyor. “O doğru” diyor “avam için geçerlidir bu” diyor “şarap ve her türlü harama yaklaşamazlar” diyor “bizi ilgilendirmez haramlar” diyor “Bize her türlü haram, helaldir” diyor. Burada anlamazdan gelinecek gibi değil, aşk şarabı demiyor açıkça söylüyor “her türlü müskirat ve her türlü haram bize helaldir” diyor yani keşke öyle olsa, öyle değil.

KARTAL GÖKTAN: Doğu Perinçek'in bir açıklaması var Adnan Bey; “En üst düzeyde Türkiye ve Rusya kaynaklarından aldığımız birbirini doğrulayan bilgilere göre, SU-24 tipi Rus savaş uçağının 24 Kasım 2015 günü düşürülmesinden birkaç gün önce Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında görüşme oldu” diyor. Görüşmede “Erdoğan'ın Putin'e, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzeyindeki koridora müdahalesini nasıl karşılayacaklarını sorduğunu” öne süren Perinçek, Putin “Rusya’nın Türk ordusunun bu harekâtını görmezden geleceğini” belirtti. “Ekranların önünde Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunur, fakat askeri anlamda herhangi bir eylemde bulunmayız” dedi. Böylece iki devlet başkanı arasında anlaşma sağlandı. G20 zirvesi için geldiği Antalya'da harita üzerinde bilgi verilirken Putin, “Amerikalılar orayı Kürtlere vermeyi planlıyor” diyerek, bölgedeki stratejik gelişmelerin odağına işaret etti” diye konuştu

ADNAN OKTAR: Yani bu yöntemlerle bir şey alınmaz. Müslüman âlemi birleşmedikten sonra Türkiye'nin tek başına yapabileceği hiçbir şey yok. Amerika’yla, Rusya’yla gidip savaşacak hali yok. Rusya demek, Çin demek aynı zamanda, Hindistan demek, Türkî devletler demek, yani İran demek, yapacağı bir şey yok Türkiye'nin. Türkiye İslam âlemi ile birleşirse ama ultramodern bir ülke olarak. Bağnaz olursa Türkiye, Türkiye mahvolur. Irak, Suriye gibi mum gibi erir, yok olur. Modernliğin de ilk alameti kadın haklarıdır ve kadınlara özgürlük verilmesidir. Dekolte hanımların olması, aydın hanımların olması, makyajlı bakımlı güzel hanımların olması. Bir ülkenin modernliğinin ilk ve en büyük alameti budur. Bu yoksa bitti. Yani ne İran ayakta kalır, ne Suudi Arabistan ayakta kalır, hiçbiri ayakta kalmaz, ben söyleyeyim. Türkiye’yi de ayakta bırakmazlar. Mutlaka bizim modern, aydın, Avrupai olmanın üstünde Avrupai olmamız gerekiyor. Bunda düşünecek bir şey yok.

Evet, Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: KCK Van davasında, Van Belediyesi Eş Başkanı’na ve HDP üyesine on beş yıl ceza verildi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor, mahkemeler bu konuda alabildiğine özgür olmalı. Bu beladan kurtulmamız için mahkemelerin ve hapishanelerin görevi çok büyük. Hem can kaybı olmadan, hem de en pratik şekilde bu beladan kurtulmanın yolu, geniş çaplı tutuklamalardır. Her PKK'lıyı her PKK adına yapılan eylemi, mahkemeler suç sayıp, tutuklama kararı çıkartması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sırrı Süreyya Önder, “Öcalan'ın serbest bırakılması gerektiğini” söyledi. “Eğer Öcalan ölürse, her şeyden önemlisi, Ortadoğu'yu demokratik bir zemine oturtacak olan tek liderliği yitirmiş oluruz. Öcalan'ın içeride kalması süreçle birlikte anlamsızlaştı. Şimdi durum daha da değişti. Artık özgürlüğü bir zorunluluk halini almıştır” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah aşkına aklı başında bir adam gibi biliyorum ben onu, bu nasıl bir konuşma? Sen yüz binlerce insanın ölümüne, şehit olmasına sebep olmuş bir adamı bırakacaksın, azmettiriciyi bırakacaksın, dolayısıyla bütün katillerin bırakılması gerekiyor. O zaman askerin müdahale etmesinin bir anlamı kalmıyor ki PKK'ya. O zaman bıraksın, PKK oraya hakim olsun mantığı çıkıyor. Ve askerler de boş yere şehit olmuş oluyor. Olur mu öyle şey? Yüz binlerce kişiyi şehit ettiyse, cezasını çekecek. Öyle şey olmaz-ki, bak biz idam edecekken, etmedik, bu müthiş bir şey. Bak idam edecekken, idam etmedik. Ve binlerce PKK'lı var idamı bekliyor idi, biz bunları da idam etmedik. Müebbet hapis verildi. Bu onlar için çok büyük bir kurtuluş ve büyük bir nimet. Arkasından da “bırakın”, o zaman bu cinayet suçu olmaktan çıkıyor. Olur mu öyle şey? Yani o kabul edilecek bir şey değil.

“Sizin cesaretiniz, yiğitliğiniz, korkusuzluğunuz dünyada hiç kimsede yok” diyor ama öyle demeyelim de az kimsede var diyelim. “Allah rızası söz konusu olduğunda gözünüz kimseyi görmüyor. Her zaman doğru bildiğinizi söylüyorsunuz. Ne kimseden ne de alacağınız tepkilerden çekiniyorsunuz.” EvelAllah, EvelAllah. “Bence Allah’ın çok sevdiği bir kulusunuz” inşaAllah öyle oluruz. “Allah yolunuzu hep açık eder. Haset edenlerin, sevgisizlerin kindarların, düşmanların gözlerini, ellerini, tuzaklarını üzerinden çeker, inşaAllah” diyor. İşte çektiğinde de sevap bitiyor. Olduğunda sevap çok. “Yağsın başımdan taşlar yağmur gibi“ diyor. “Dostun attığı bir gül yaralar beni“ diyor. Önemli olan zorluklar, o olmadan olmaz.

Mevlana için Ramazan Coşkun; “Adam şarabı savunmuyor, bilakis şarap haramdır diyor, kendisinin içtiği alkollü olduğu var sayılsa bile suçlayamayız, harama helal demiyor burada” diyor. Kardeşim, “bize helal” dedikten sonra “benim bütün irfanım ve ben olgun olan adamlar, herkes kafayı demleyebilir” diyor oradaki. Ayrıca “bütün haramlar bize helal” diyor. Öyle demedi, o demedi de, o demedi birileri yazdı de, bunlar öyle kabul edilebilecek gibi izahlar değil. Darwin’den daha Darwinci izahlar. Darwin’den daha evrimci izahlar. “Ben Allah’ım” diyor. Adam “İnşaAllah” diyor, “Niye inşaAllah diyorsun? Ben zaten karşındayım, ben söylüyorum” diyor. Bu ne demek? “Mesnevi-yi Kerim” diyor, “ona ancak temiz tahir olanlar dokunabilir” diyor. “Cenab-ı Allah’ın katından vahiy ile gelmiştir” diyor ve “doğrudan Allah bana vahiy etti, aracı yok” diyor. “Aracıyla olan silinir gider” diyor. Kuran aracı ile geldi, Cebrail (a.s) aracılığı ile geldi. “Onlar erir gider” diyor. Bize kimse böyle hipnoz yapmaya kalkmasın, ben olayın farkındayım ve İngiliz derin devleti de bu işin üstüne atlamış vaziyette. Ama Mevlana yazmadıysa, tamam bizim sözümüz yok, zaten biz onu araştırıyoruz. Benim adamın şahsıyla alıp veremediğim yok kardeşim. O yazılara bakıyorum ben. Lamı cimi olmasın diye de, orijinal el yazmasını da delil olarak göstereceğim. Orijinal el yazması, el ile yazılmış, 1500’lü tarihlerde. Olayın lamı cimi yok.

“Adnan Bey, acaba şu an sizi orada Hz. Mehdi (a.s) seyretmiş olsa onu bu şekilde karşılar ve misafir eder misiniz?“ Nezih Peynircioğlu. Tef darbukayla yeri yıkarım alem yıkılır. Bu ne? Burada dandik aletler bunlar böyle olmaz. Yetmiş zil, yetmiş darbuka, klarnet, kemanla yeri göğü inletiriz büyük bir sevinç duyarız. Olur mu öyle şey? Burada sıradan oluyor. Hz. Mehdi (a.s) çağının en modern insanı olacak rahmetli Mevdudi öyle diyor; “Bağnazlar onu bir molla gibi zannediyorlar ama o zannettikleri gibi olmayacak. Çağlar üstü modern olacak ve asrının en moderni olacak” diyor, Mevdudi bunu söyleyen. Gelenekçi Ortodoks İslam’ı savunan bir insan. Selefiler’in önemli gördüğü bir insan. O söylüyor bunu, ben söylemiyorum.

“Canım Hocam benim, gitar şova bayıldım bayıldım” diyor. Ayşegül Şenol.

“Hocam karizmanız yakıyor. Alem gitar solo gördü. Benim idolümsünüz” diyor, Zafer Can.

“Hocam, Twitter’da daha evvel yazdım ama cevabını henüz duymadım. Kuran’la ilgili Türkçe açıklama doğru mu? Bana kuzenim Kuran’ın Türkçe açıklamasını hediye göndermişti, fakat ben ne kadar doğru açıklama olduğuna emin olmadığım için, önce Allah’ın sonra sizin bilgilendirmesine güveniyorum.” Zaten bir tane değil ki mealler zaten yirmi-otuz çeşit meal var hepsine bakarsın, onun ortalaması aşağı yukarı doğru olur.

Fatih Dikentepe; “Bana imanı ve Allah’ı nasıl anlatacaksınız?” Kuran’daki gibi işte, Kuran’da ne varsa, o.

“Delikanlı deyince aklıma gelen isim Adnan Hoca’dır. Hocam, bize de bir-iki tüyo verseniz de bu alemde biz de sizin gibi güzel yaşasak. Ne güzel neşelisiniz” diyor.

“Canım nurum, seni Allah aşkıyla çok seviyorum. Yedi yıl hiç kesintisiz seni izliyorum. Kayseri’de bir deli aşığın var. Allah için seni çok seviyorum, aşkla seviyorum.” Özlem Babayiğit.

“Mesnevi’ye sonradan eklendiğini zannettiğim çirkin beyitleri duymam iyi oldu, teşekkür ederim” diyor, Serdar Sunar.

Bak Mevdudi bunu diyen; “Şuna inanıyoruz ki, İmam Mehdi geldiği zaman en ideal komutan ve lider olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur; çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğe sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı” bak “Onu ilk inkar edecekler gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır.” Bir kısım sufiler “çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın tasavvurlarındaki Mehdi’yle hiçbir ilgisi yok” Bak diyor ki “Bu insanın tasavvurlarındaki Mehdi’yle hiçbir ilgisi yok, Mehdi geldiği zaman Müslümanların düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam’ı ortaya koyacaktır. İslam’ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır” diyor. Ayrıca Mevdudi’nin diğer bir sözü; “Saf İslam esası üzerine yeni bir fikir ekolü vücuda getirecek” Mehdi “ve halkın zihniyetini değiştirecek ilmi ve siyasi mahiyette kuvvetli bir harekete gidecektir. Cahiliye onu parçalamak üzere bütün kuvvet ve kudretini bir araya toplayacak, fakat akıbette cahiliye mağlup edilecek kuvvetli bir İslam devleti teessüs edilecektir. Bir taraftan hakiki İslam ruhunu vücuda getirip yayacak, diğer taraftan ise ameli ve inkişaf ve tekamülüne sonsuz hız sağlayacaktır.” Bak “diğer taraftan diyor, “ameli inkişaf ve tekamülüne sonsuz hız sağlayacak.” Yani mükemmel bir gelişme sağlayacaktır diyor.

İngiliz derin devleti genellikle Pakistanlı, Hindistanlı, Türkiyeli, Mısırlı, Ürdünlü nerde gariban, zayıf, kompleksli, meşhur olmak isteyen, zeki olduğunu zannedip uşaklık yapabilecek gibi tipleri hep etraflarına topluyorlar. Bazen de İngiliz derin devleti, kendi etrafına topladıklarının dışında başkalarına da bir şeyler toplattırıyorlar. Onların toplattıklarına da -farkına varmıyor onlar, onlara da el koyuyorlar.

Şimdi 650 yıllık Mesnevi’nin Farsça yenilenmiş baskısı da var elimizde, aynısı onda da var, 650 yıllık. Değişme yok. O zaman Mevlana’nın zamanında biri yapmış bu işi. Madem Mevlana’ya toz kondurmuyorlar, tamam biz de kondurmayalım, birisi yapmış.

Ramazan Coşkun; “Cesaret gerektiren konular bunlar herkes ele alamaz, bravo Hoca’ya.”

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Başbuğ Alpaslan Türkeş, Komünizm Yerine Benimsenecek Olan İslam İmanıdır Diye Anlatmaktadır

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü