Harun Yahya

Sohbetler (10 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

“Ahir zamanda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “iblis” yani şeytan “kişinin annesi ve babası suretinde karşısına gelir, ona Müslümanlar’dan ayrılmasını, İslam’dan ayrılmasını, Kuran’dan ayrılmasını söyler” diyor “sakın kanmayın” diyor, ahir zamanda. İblisle mücadele sabır gerektirir, irade gerektirir, akıl gerektirir. Çünkü iblis zekidir, inatçıdır, kahpedir, ince oyuncudur. Müslüman da çok zeki, ince oyuncu ve sabırlı olacak. Yani pes etmez iblis. Mesela şu İngiliz derin devletini yakaladık, değil mi? Pes etmez. Baktım her yerde iblisin ordusu harekete geçti her yerde. Oradan buradan bakıyorum kuyruk acısıyla hoplamaya başlamışlar. Sabırlı olarak yani bir anda ölmez deccaliyet. İblis bir anda ölmez. Çok sabırlı bir şekilde teker teker her yaptığı oyunun yok edilmesi gerekiyor. Şu an deccalın en çok arzı endam ettiği yer internettir. Basın ikinci dereceye düştü, birinci derecede internet var. Deccalla Mehdi (a.s)’nin savaşı internet üzerinden oluyor şu an. Benim gördüğüm öyle.

İblis Allah’ı anmak istemez. Kuran’dan nefret eder bir kere, Kuran ayetlerinden, imani sözlerden nefret eder. Nerede pislik böyle felsefi, çakalca böyle her yöne çekilebilecek şeytanın ruhunu ifade eden kelimelerin üstünde çok durur iblis. Ve iblisun ve iblisat ona uyan kadın ve erkek iblisler. Mesela bakıyorum “umudun devam etsin” diyor “bir gün gizlice ortaya çıkacaksın hayat bittiği yerde birden başlayacak” diyor mesela. Tam iblisçe bir ifade yani Kuran ruhuna tamamen zıt, sarihlikten uzak şeytani sinsiliğin bir dili. Böyle iblis ve haysiyetsiz tipler sarih hikmetli açık kalbi ferahlandıran değil de nerede pislik böyle karanlık şey varsa onun peşinde olur, o cümlelerin. Mesela aydınlık güzel bir binadan hoşlanmaz, nerede böyle mezbelelik gibi esrar içilen, pislik yapılan rezil yerler varsa onların peşinde olur. Mesela onların resimleri onu ilgilendirir, o mekanlara gitmek onu ilgilendirir. Mesela böyle gizlice esrar içilebilen pislik yapılabilen, işte uyuşturucu kullanılabilen melanet yerler onlar için daha caziptir. Bilinçaltında oralara hayranlık duyar. Dikkat edin bakın hep öyle aydınlık bir şey içerisinde olmaz onlar. Hep böyle şizofren, böyle hep pislik cinsi sapıkların, haysiyetsizlerin toplandığı yerler onlar için cazip olur. Konuşmalarına bakın, aldıkları cümlelere bakın hep böyle pislik ruhu, hep sinsilik ruhunu ifade eder. Hiç, sarih Kuran’ın hikmete dayalı açık üslubuna yanaşmazlar. Halbuki Kuran’da Allah “dürüst olun” diyor, değil mi çok açık. “Eğer dünyada iyi olursanız ahirette de iyi olacaksınız” diyor çok açık. Ama şeytan iblis öyle değildir. Yani şeytani iblisat ruhu öyle değildir. Romanlarda da bunu görebiliriz. Öyle bir konuşma yapıyor ki anlayabilene helal olsun. İşte “bir gün ruhun karanlık doruklarında gezerken bir mum gördüm” diyor “yaklaştım o muma birden onu söndürdüler” diyor “ve uçsuz bucaksız denizin karanlıklarında ilerlerken” diyor “ruhum bir umuda doğru gidiyordu” falan diyor. Tam böyle sapık ifadeleri. Ve bundan çok hoşlanıyor adam. Halbuki müminin ruhu berrak ve temiz olur. Kafası dimağı da temiz olur böyle karmakarışık olmaz. Şeytanlık yapabilmek için böyle egzersizlere de ihtiyaçları oluyor. Onun için iblis ruhluları üsluplarından tanımak mümkün oluyor, hayat şekillerinden de tanımak mümkün oluyor, yüzünden de tanımak mümkün. Her şeyinden anlamak mümkün olur. Yani o kadar çapraşık ve zor değildir. Ama tabii gelenekçi Ortodoks sistemle şeytanla baş etmek mümkün değil. Çünkü şeytan zaten onun sistemini kullanıyor. Yani gelenekçi Ortodoks sistem şeytan için çok müsait bir sistem ama alabildiğine müsait bir sistem. Çünkü kadın düşmanlığı var, sevgisizlik var, merhametsizlik var, saldırı var, kan var, sinsilik var, acımasızlık var hepsi var.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki gerçekten o şeytan çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder” diye bildiriyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

CAN DAĞTEKİN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa bilsin ki gerçekten o şeytan çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder.”

ADNAN OKTAR: Yalnız şeytana uyanlar o kadar avanak olmuyorlar. Çok ince sinsilik yaparlar. Mesela o romanlarda belli olur şeytanın ruhu yani şeytana kendini teslim etmiş adamların romanlarında o karanlık o şizofren, o anlaşılmaz çapraşık ruh kendini gösterir yani cinsi sapık ruhu. O şeytanda da vardır, mesela manyak gibi şeytan. Diyor ki hem “ben Allah’ı seviyorum korkuyorum, ama inkar da ediyorum, dediklerini yapmayacağım” diyor. Yani manyak ruhu bambaşkadır. Şeytanın ruhunun yahut şeytanın felsefesinin tabii ayrı bir kitap haline getirilmesi lazım yani Müslümanlar’ın kolay yakalayabilmesi için. Böyle tipler çocukluğundan itibaren şeytana teslim olmuş oluyor. Züppe, karaktersiz, oyuncu, sinsi böyle insanların aleyhine entrika çevirmekten zevk alan, sürekli pislik peşinde olan, karanlık dünyasındaki sinsi o politikaları da zeka zanneden bir ahmak. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “şeytanı dessas, desiseci şeytan” ruhu olur.

Muhammed Suresi 25, şeytandan Allah’a sığınırım: “Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra,” yani imani konuları tam kavrayıp-anlamış, Allah’ın varlığını birliğini net kavramış “gerisin geri (küfre) dönenleri,” küfre dönüyor, aklı küfürde kalmış küfre dönüyor “şeytan kışkırtmış” bak kışkırtan kim? Şeytan “ve uzun emellere kaptırmıştır.” Yani baya pislik yapmak için ince ince oyunlar yapıyor. Bir orada sahtekarlık yapıyor, bir burada bir oyun oynuyor, bir burada oyun oynuyor. O kendi ahmak zekasını denemeye çalışıyor. Allah’ın onu izlediğini görmüyor. Halbuki kutunun içindeki küçük bir maymun gibi o oynarken Allah onu izliyor onun farkında değil. Müminlerin de bunu görebileceğini hiç tahmin etmiyor. O kutunun içindeki bir böcek gibi habire dönüp duruyor. Şeytan uzun emellere kaptırıyor. Yani uzun emel; bir amaç, uzun amaçlar yani şeytani amaçlar. Onun için uğraşıyor didiniyor bir şeyler yapıyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım: “Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur.” (Mücadele Suresi/ 19) Mesela bu tipler Allah’ı anmaktan, Müslümanlar’ın Allah ile ilgili sözlerini ifade etmekten kaçınırlar. Mesela bakın internette orada burada yapmak istemez. Ama şeytani olan izahları ısrarla yaymak ister. Mesela herhangi bir dinsizin bir sözü, bir sapkın felsefecinin sözü, ne idüğü belli olmayan garip sözler, böyle şeytani felsefeyi ifade eden kelimeler cümleler bunlara çok düşkün olurlar. Üsluplarında bu açık açık görülür. Konuşurken de bu görülür. Sarih, açık, samimi, hikmetli konuşma olmaz buradan anlıyoruz. Hep oyun peşindedir hep oyun. Bir de çok arsızdır şeytanın taraftarları yenildikçe yeni bir kapıya daha gider, yenildikçe yeni bir kapıya daha gider. Diyor ayette “kalpleri parçalanmadıkça o haysiyetsizlikten vazgeçmez” diyor Allah. Yani “ o ahlaksızlığından vazgeçmez” diyor kalpleri parçalanmadıkça.

Şeytanın İstanbul’da öldürüleceğini söylüyor Bediüzzaman. Hadislerde de bu şekilde geçiyor İstanbul’da. Yani katledileceği yer İstanbul’dur, şeytanın katledileceği yer.

“Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır. Nara atar ki doğu ve batının bütün halkı onu duyar.” Yani radyolardan, televizyonlardan her yerden propaganda yapar deccaliyet, Darwinist-materyalist düşünce her yere anlatır. “İslam deccalı öldüğünde ona hizmet eden şeytan” yani her türlü vasıta imkan. “İstanbul’da dikili taşta” bak yer de veriliyor “İstanbul’daki dikili taşta o öldü diye bütün dünyaya bağıracak.” O dikili taşta bir sır var demek ki. Belki bilemediğimiz şeytanla bağlantıda olanların bildiği bir sır. “O öldü diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.” Radyolardan televizyonlardan duyulacak. Ama ölüm yeri olarak İstanbul’da dikili taşta diyor. O taşta bir şey olduğu anlaşılıyor. Peygamber (s.a.v.) ona özellikle dikkat çekmiş. Şu an hikmetini bilmiyoruz ama zamanı gelince anlarız. Belki dikili taşın altından bir şey çıkacak. Bütün dünyayı sallayacak çok büyük bir olay meydana gelecek her şey olabilir.

Sevgiyle ilgili bir etiket yapalım “Sevgi nefreti siler” diyelim.

“Deccal cahillere gelip” cahillere yani bilgisizlere gelip “istersen ölü babanı anneni dirilteyim” diyecek. O da “evet göster” deyince, yanındaki şeytan babasının şekline girecek. “Ve ‘oğlum ben senin babanım bu adama uy’ diyecek.” Yani şeytana uy diyecek diyor. Bak babası çocuğuna, kendi kızına oğluna şeytana uy diyecek. (Kıyamet Alametleri Medineli Allame Muhammed bin Resul El-Hüseyin El-Berzenci, sayfa 217.)

“Mevlana’nın yazdıklarını doğru anlamanız için sizin önce tasavvufu öğrenmeniz lazım.” Ufuk İskender. Bana kimse maval okumasın. Mevlana’nın eserlerinin o tarihe ait, Mevlana’nın yaşadığı tarihe ait orijinallerini buldum, Farsça orijinallerini. Bir tane-iki tane-üç tane değil çok fazla el yazması. Bunların hepsinin fotokopisi bende mevcut. İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a, kadınlara, Türk milletine akıl almaz sözler ediliyor. Ben buna müsaade etmem. Kim yazdıysa yazdı ben Mevlana yazdı demiyorum. Sen Kuran’dan daha büyük olduğunu söyleyeceksin kitabının, Allah katından doğrudan aldığını söyleyeceksin, kadınlara akıl almaz hakaretler edeceksin, Türk milletine olmadık hakaretler edeceksin, Hülagu deccalının, milyonlarca Müslümanı katletmiş deccalın adamı olacaksın ondan maaş alacaksın, o maaşı da herkese dağıtacaksın ve gaspla hırsızlıkla elde edilen bu paraları yiyeceksin ben de burada susacağım öyle mi? Bana tasavvuf, şu bu; en kralınız en babanız gelse fark etmez. Ben orijinalinde gördüm bunları görüyorum. Sürekli bana orijinalleri geliyor el yazması orijinal. Onun için özel Farsça uzman tuttum tercüme ettirip yazdırıyorum aynısı. İslam’a Kuran’a böyle laf ettirmem. Helalleri haram yapacaksın, haramları helal edeceksin, şarap helaldir diyeceksin, bütün haramlar helaldir diyeceksin Mevlevi olana diyeceksin. “Sen buradaki ince manayı anlayamadın ki” diyor. Neyi anlayamayacağım? Açık söylüyor adam. Kadınlara alenen hakaret ediyor neyini anlayamayacağım yani? Türk milletine hakaret ediyor, evrimi alenen savunuyor. Dünyadaki bütün evrimciler kaynak gösteriyor, “Mevlana en sıkı evrimcidir” diyorlar “Darwinist’tir alın buyurun bakın” diyorlar. Bana adam maval okuyor “ben çok iyi anlarım 6 cildini okudum..” heyete inceletiyorum ve herkes de aynı fikirde. Bir oyun oynanmış buna müsaade etmem. İngiliz derin devletinin bu kadar meraklı olmasından anladım. Onun iblisleri, onun şeytanları İngiliz derin devletinin bana gideceğim yolun yönünü gösteriyor, gideceğim yönü aydınlatıyorlar. Ben şeytana bakarım iblise, neye hassassa oradan giderim, oradan ilimle irfanla vururum ve vurmaya da devam ederim.

Bak şeytan diyor ki, Cenab-ı Allah Kuran ayetlerinde, şeytandan Allah’a sığınıyorum: “Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı” diyor şeytan “onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." [Araf Suresi, 16] Yani Mehdilik yolunda, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin yoluna, Peygamberin (s.a.v.) yoluna pusu kurup oturacağım diyor. Pusu, casusluk yapacağım, pislik yapacağım, oyun oynayacağım diyor, kahpelik yapacağını söylüyor. "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.” Bak tam istihbaratçı üslubu görüyor musun? Tam bir casus üslubu, çaktırmadan bak sinsice “önlerinden arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.” Casusluğun felsefesi işte bu şeytanın üslubu. “Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." [Araf Suresi, 17] Yani birçok insanı saptıracağım diyor.

“Seni dünyanın en güzel dokuzuncu harikası seçiyorum” diyor Aylin Sezen. MaşaAllah, Allah sevgini artırsın.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Allah deccala doğudan ve batıdan birçok şeytanlar gönderecek.” Mesela Pakistan’dan, Hindistan’dan, Avrupa’dan şeytanlar gönderecek. “Ve bu şeytanlar ona ‘biz senin emrindeyiz istediğini yapacağız, söyle ne istiyorsun?’ derler.” Yalakalık yapıyorlar görüyor musun? Durduk yere yancılık yapıyorlar. “O da ‘hadi dağılın insanlara onların Rabbi olduğumu söyleyin.’” Allah gibi olduğunu. Orada ne diyor adam? Adam diyor ki bir şey anlatıyor konuşuyorlar, Mevlana’ya “inşaAllah” diyor, adama ağzını bozuyor arkasından diyor ki; “niye inşaAllah diyorsun? Karşında ben varım zaten benim” diyor “inşaAllah’a gerek var mı?” diyor “ben Allah’ım zaten” diyor “bana inşaAllah denir mi?” diyor. Buradaki üslup nedir hadiste belirtilen üslup nedir? Kim yazdıysa kardeşim, ben Mevlana yazdı demiyorum kim yazdıysa.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler..”  [Tevbe Suresi, 31] diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz bölümü gösterebilir miyim Mesnevi’den?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sayfa 196. Okuyorum: “Bir işin yapılmasını söylediği zaman Şeyh Muhammed Hadim İnşaAllah deyince, Mevlana bağırıyor, a aptal ya söyleyen kim?”

ADNAN OKTAR: Bak aptal diyor adama da. Müslüman inşaAllah diyecek Kuran ayetine göre. Adam “Kuran’a uyma bana uy” diyor. “Ben zaten Allah’ım bana inşaAllah demene gerek yok” diyor “ben söylüyorum çünkü” diyor. “Orada çok derin anlamlar var, sen bulutlar aleminde olsan anlarsın” diyor. Doğrudan küfürdür bu ifade. Lamı cimi yok bunun.

BÜLENT SEZGİN: Bir de Mesnevi için ifadesini okumak istiyorum. “Bu kitap Mesnevi’dir. Alemlerin Rabbi’nden inmiştir. Batıl ne önünden gelebilir ne ardından.”

ADNAN OKTAR: Bak aynı Kuran’ın ayetini söylüyor. Allah’ın Kuran’da Kuran için söylediklerini Mesnevi için söylüyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir başka bölümde: “Tanrı’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup gider.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Bir başka bölümde: “Tanrı’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup gider.”

ADNAN OKTAR: Şimdi bak kurnazlığa bak oyuna bak; Peygamber (s.a.v.)’e Kuran nasıl geliyor? Vasıtalı geliyor Cebrail (a.s)’la. “Eğer vasıtayla gelirse uçar gider, Kuran’ın hükmü kalmaz” diyor “ama bana doğrudan Allah hitap etti” diyor. “O zaman kalır” diyor. Yani “Mesneviyi Kerim o zaman kalır” diyor. İngiliz derin devletinin başucu kitabı Mesnevi. Adamlara soruyoruz “MaşaAllah Müslüman olmuşsun” diyorum ben “ben Müslüman değilim” diyor “Allah’a inanıyorsundur” diyorum “Allah’a da inanmıyorum” diyor. “Peki nesin?” diyorum “ben Mevlevi’yim sufiyim” diyor. Binlerce milyonlarca böyle adam var. Bizim oturup bunu seyredecek halimiz yok. “Şarap” diyor “aşk şarabını kast etti” diyor. Bir kere öyle bir ifadesi yok. Hadi öyle dediğini düşünelim “bütün haramlar helal” diyor ona ne diyeceksin? Sırf şarap değil. Bak “haydi dağılın insanlara onların Rabbi olduğumu söyleyin.” İşte biriniz Pakistan’dan girin İngiltere’ye, birisi İngiltere’den gitsin Pakistan’a” gidin diyor. “Ve onlara onların Rabbi olduğumu söyleyin” diyor Yani kendinizi Allah yerine koyun. “İşte cennet ve cehennemin bulunduğunu anlatın.” Yani “eğer deccala uyarsan İngiltere’de şurada burada her yerde itibarın olur. Ama uymazsan işte Suriye’deki, Irak’taki gibi, Afganistan’daki gibi cehenneme çeviririm” diyor deccal. “Bunun üzerine onlar kişinin babası annesi ve kardeşi kılığına girip dağılacaklar.” Babası gelecek, “babasına şeytan hulul edecek şeytan” diyor bunu demek istiyor, annesine hulul edecek, kardeşine hulul edecek. Kardeşi diyecek ki “Müslümanlarla görüşme,” babası diyecek ki “Müslümanlarla görüşme “annesi diyecek ki “Müslümanlarla görüşme uzak dur” diyecek. Yani annesi babası et olarak duruyor ama şeytan ruhuna hulul ediyor, bedenine hulul ediyor. Artık onu İslam’dan Kuran’dan ayırmak için her türlü yolu kullanmaya başlıyor. Zaten ahir zamanda da asıl derdi deccaliyetin Mehdilik’tir. Yani en rahatsız olacağı nokta deccalın Mehdiyet’tir. Çünkü onun panzehiri. Onu parçalayacak bir sistem olduğu için deccaliyet doğrudan Mehdiyet’i hedef alır. Anneleri babaları ve çocukları da Mehdiyet’e karşı şiddetli bir reaksiyon göstermeleri için uyarıyor şeytan. Hadiste bu açıkça görülüyor.

“Bir adamı evine gelip ‘sen bizi tanıyabildin mi?’ diyecekler ‘evet şu babam, şu annem, şu da kardeşim’ diye cevap verecek.” Bak, babasına, annesine, kardeşine şeytan hulul ediyor. “Ve diyecek ki ‘bana ne haberiniz var bakalım? Önce sen söyle’ diyorlar.” “Duyduğuma göre yalancı deccal çıkmış, o Allah’ın düşmanıdır.” Çünkü deccal varsa Mehdiyet var, iki zıt cereyan anlatılıyor şurada şu an. “Yavaş ol, o Allah’ın düşmanı değil bunu deme sakın.” Görüyor musun bak deccala arka çıkıyor? “Sen nasıl dersin böyle deccala?” diyor “o Allah’ın düşmanı değil” diyor “bunu sakın deme” diyor. “O sizin Rabbiniz’dir Allah o” diyor “aranızda hükmetmek için gelmiş, cenneti ve cehennemi vardır, yanında yiyecek ve içecek bulunmaktadır. Önceki yemeklerimiz bile onun dileğiyle hasıl olmuştur demeye kakacak” şeytanlar. Adam hemen şu cevabı verecek diyor yani Hz. Mehdi (a.s) taraftarları olanlar, “Yalan söylüyorsunuz siz şeytanlarsınız, iblis ordususunuz. O da yalancının tekidir. Bize; Resulullah (s.a.v.)’in sizden bahsettiğinin haberi varit olmuştur.” Hadislerde bize bildirdi sizi diyor. “Onun yalancı olduğunu, yanındaki yardımcıların da şeytanlar olduğunu, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın de gelip onları yok edeceğine, Allah’ın Resulü bize haber vermiştir. Bunun üzerine elleri boş dönecekler” diyor deccalın yanına. Aynısı. Demek ki anneler, babalar, kardeşler devreye girecekler ahir zamanda ve şeytan onlara hulul edecek Mehdiyet’e karşı tavır almaları için, İslam’a tavır almaları için, Kuran’a tavır almaları için. Onları ne yapacak? Dünyaya çekecek. İşte, işini yap, köşeyi dön zengin ol, ye-iç. Kızsa diyecek ki zengin bir koca bul, erkek çocuğuysa zengin bir kız bul, köşeyi dön sana ne Suriye’den, Irak’tan, Mısır’dan. Hoca da diyor ya “Ne var? Burada bir şey yok ki sakin rahatız şu an hiçbir şey yok” diyor.

Banu Topçu, “Hocam, İngiliz derin devleti konusunu nerden anladınız? Bu teşhisleri nasıl yapabiliyorsunuz?” Ben şeytanın kaçındığı yerlere bakarım orada bir şey vardır. Şeytan bir şey savunuyorsa iblis, onda da bir şey vardır. Genel tavsiyeler söylediğim, bakın iblise, iblis kimi savunuyorsa onda bir melanet vardır. Kimden bahsetmek istemiyorsa, kimden kaçınıyorsa onda da bir güzellik vardır. İblis iyi insanlardan kaçınır, onlardan bahsetmek istemez çok ağrına gider, çok rahatsız olur. Yani zoraki bahseder onlardan. Mesela Allah’tan, peygamberden hiç hoşlanmaz. Müminlerden , mürşitlerden, temiz insanlardan hiç hoşlanmaz zoraki bahseder. Ama kendi iblis ordusunu haşa Allah gibi görür, gözünde büyütmeye çalışır oradan anlarsın. Yoksa anlaşılmayacak bir şey değil. Çok sinsi gitmiştir İngiliz derin devleti ve kimse farkına varamamış. Söyleyenler olmuş ama ağzında yuvarlamışlar. Yoksa birçok kişi söylemiş ama çok flu kalmış. Adamlar da bastırıp gitmişler. Mesela hep CIA’yı ön plana sürmüşler, MOSAD’ı ön plana sürmüşler, İngiliz derin devletini gözlerden kaçırmışlar. Halbuki CIA’ya gitsen sarı sarı coniler yani hiç dünyadan bihaber adamlar. Ama görevlendirirsen görevini yapıyor, İngiliz derin devleti yönlendirince ne diyorlarsa yapıyorlar. İlk mafyayı ele geçirmiş, ilk dünya derin devletlerini ele geçirmiş artık o gelenek bir daha bozulmamış yani onu yıkacak bir sistem oluşmamış. Çünkü illegal devletler olduğu için derin devletler bu imparatorluğu yıkacak legal bir güç ortaya çıkmamış. Adam nasıl yıksın? İngiliz derin devleti uçsuz-bucaksız bir güç. Mesela İsrail, İsrail’i İngiltere kurdu, İngiliz derin devleti. O zamanki Musevilere baksanız üst baş dökülüyor acayip garibanlar, çok zavallılar hiçbir şeyleri yok. Silahı veren İngilizlerdir, savunma sitillerini gösteren İngilizlerdir, İngiliz derin devletidir. Her şeylerini sağlayan İngilizlerdir, İngiliz derin devletidir.

Bediüzzaman Sait Nursi diyor ki: “Ey kardeşlerim, mühim ve büyük hayırlı işlerin çok zararlı engelleri olur” bak mühim ve hayırlı işlerin çok zararlı engelleri olur. Nedir mühim ve hayırlı işler? Mehdiyet. “Şeytanlar o hizmetin hizmetçileriyle çok uğraşır.” Hz. Mehdi (a.s)’la ve talebeleriyle çok uğraşır. Yani iblis ordusu, mesela İngiliz derin devletinin pislik ajanları, alçakları, kahpeleri kimse. “Bu engellere ve bu şeytanlara karşı ihlas kuvvetine dayanmak gerekir.” Yani Allah’a dayanmak, tevekkül etmek, samimi olmak. “İhlası kıracak sebeplerden yılandan akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hz. Yusuf (a.s)’ın” şeytandan Allah’a sığınırım “‘yine de ben nefsimi temize çıkarmam çünkü gerçekten nefis Rabbim’in kendisi esirgediği dışında var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz benim Rabbim bağışlayandır esirgeyendir’ demesiyle nefsin emirlerine itaat edilmez.” Yani nefis bir şey dediğinde onu dinlemeyin diyor samimi olun. “Enaniyet ve nefsin emirleri sizi aldatmasın.” Yani deccaliyete karşı mücadelede yapacağınız şey enaniyete kapılmayın ve nefsin emirlerini dinlemeyin, bu kadar. Yoksa deccalı yaratan zaten Allah’tır. Yani bir derine gidersen tabii aklın şaşar. Deccala bütün özelliklerini veren Allah’tır. İngiliz derin devletini kuran da Allah’tır.

Mevlevilik adı altında yazılan bu sapkın izahları yaratan da Allah’tır. Onlara bu cevapları verdiren de Allah. Mücadele ettirir Allah. Yoksa dünya dümdüz olurdu. Yani iblisin yanımıza sokulmasını sağlayan da Allah’tır. Şeytanların yanımıza sokulmasını sağlayan da Allah’tır. Kökten yok eder istese şeytanı hiç yaratmazdı. Yaratsa bile kökten yok eder. Gayet kolay Allah için.

Bak otuz kere söyledim, belki adam bunların hiçbirini yapmadı. Belki uydurma bir tarih var, belki uydurma kitaplar yazdılar. O devirde de yazılmış olabilir onun adına. Belki Hülagu yazdırdı bilmiyoruz. Asrın deccalı olan Hülagu de yazdırmış olabilir. Belki Mevlana bunları hiç demedi. Bunlar yenilir yutulur gibi laflar değil. “Şarap helal” diyor, ee başka “haram olan her şey helal” diyor. Sen de diyorsun ki “bunda derin mana var.” Oho, dost badeyi bize verse, iç şarabı bilmem yap kebabı bilmem ne falan böyle bir kafa olmaz. Kuran’da ne diyor Allah “Hımır haramdır, içki, fal okları haramdır” çok net. Sen de bize diyorsun ki “burada helal diyor ama yanlış anlıyorsun.” Böyle bir Müslümanlık anlayışı olmaz. Müslüman sarih açık konuşacak haramı, açıkça “haramdır arkadaş” diyecek, helale de helal diyecek. “Helal” diyor “yanlış anladın aslında haram demek istedi” diyor. “Haram” diyor “yok aslında öyle demek istemedi helal demek istedi.” Böyle alengirli konuşmaz Müslüman, bir de belirli adamların anlayabileceği şekilde de konuşmaz. Bu nasıl bir din anlayışı? Bak “bir tek ben anlarım” diyor. Biz ne olacağız? Bize o kelimeler küfür olarak geliyor. Sen diyorsun ki “kalbime suhulet geliyor, içime ferahlık geliyor, manevi alemlerde bulutlarda bana böyle bir bilgi geldi” diyorsun. Biz o makama erişemedik daha.

BÜLENT SEZGİN: O bölümü gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Zevk veren her şey şu aşağılık kişiler, bir delil elde edip dadanmasınlar diye nehyedilegelmiştir. Yoksa şarap, çeng, güzel sevmek ve sema haslara helaldir, aşağılık kişilere haram.”

ADNAN OKTAR: Buyur. Ben bunu nasıl anlayayım? Tarif etsin tamam ben cehaletimi kabul ediyorum anlatsın. Açık açık söylüyor işte “haram olan şeyler bize helal” diyor “cahil cühelaya haramdır bunlar” diyor. Biz de cahil cühelayız bize haram işte. Ama sana nasıl helal oluyor? Kuran’da böyle bir şey yok. Mevleviler’e helaldir demiyor. Mevlevi derken ben Mevleviler’in hepsini tenzih ediyorum yani o kitabı okuyup ona inanan adam kimse.

Bak yüz kere elli kere söyledim, Mevlana’nın kendisi çok mübarek muhterem bir insan olabilir, kitabı da çok şahane bir kitap olabilir gizlenmiştir ve onun adına kitaplar yapmışlardır, orada küfür olan çok fazla ifade var. Mevlana’yı bir kere bıraksınlar, Mevlana’yla benim işim yok o kitaplar benim derdim. Kim yazdıysa. O kitaplardaki hükümleri yani o kitabı yazanı putlaştırıyorlar, Mevlana’yı demiyorum, o kitabı yazan kişiyi putlaştırıyorlar. Buna müsaade yok.

BÜLENT SEZGİN: Şarapla ilgili bir bölüm daha vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Sarhoş hürdür serbesttir. Kendinde olmayan şarap içse mazurdur affedilir.”

ADNAN OKTAR: Sarhoşsa yine şarap içebilir diyor ayrıca. Ahirette görür o affediliyor mu affedilmiyor mu? İçecek zilzurna sarhoş olacak daha da hala içebilir diyor. Nerede görülmüş böyle bir üslup? Bu ayyaşlığı teşvik değil mi bu? Önü yok sonu yok bu ifadelerin, bir tane iki tane değil yani.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi “hürdür serbesttir” diyor sarhoş her şeyi.

ADNAN OKTAR: “Hürdür her şeyi yapabilir” diyor. Bütün mesele içmekte, içtikten sonra artık bulutlar aleminde her türlü harama girebilir. “Affedilir de” diyor. Ondan sonra tarikat toplantısına -onları tenzih ediyorum- testiyle şarap geliyor, içmeye başlıyorlar bir o içiyor, bir o içiyor testi şöyle bir dönüyor bir kere daha, herkes sarhoş oluyor, “artık her şey bize helal oldu” diyor “hepimiz sarhoş olduk.” Hadi bakalım kaldıkları yerden devam. Böyle bir din anlayışı olur mu?

“Hocam, bir de siz daha önce münafıklar dini konuları mecburen konuşsalar da Allah demekten kaçınırlar demiştiniz” diyor. Hakikaten Allah demekten çok kaçınıyorlar. Dinden Müslümanlar’dan çok utanırlar münafıklar. Küfürden çok onur duyarlar ve küfür ifadeler, küfür kaynaklar. Onlarla böyle yükseleceklerini yüceleceklerini zannederler. O kokuşmuş bedenleriyle, o kokuşmuş ağızlarıyla küfür ifadelerle yüceleceklerini zannediyorlar.

“Deccalin Mehdi (a.s)’yi ikiye kesmesi ve geriye birleştirmesi kalp ameliyatına benzer bir ameliyat yapması olabilir mi Hocam?” Canım ne alakası var kalp ameliyatıyla? İkiye kesmesi tabii ki mecazi olduğu belli yani çünkü Kuran’a göre İslam’a göre bu mümkün değil bir insanın ikiye kesilmesi yani fevkalade bir olayla karşılaşacakları görülüyor. Belki Allah toprağı ikiye yaracak yani bulundukları toprak ikiye bölünecek. Belki o anda yani orada oluşturdukları resim, o da olur resim. Veyahut orada oluşturdukları heykel o toprağın yarılmasıyla ikiye ayrılmasıyla olmuş olabilir. Ve müthiş dehşete düşmüş olabilirler. Yahut oradaki görüntü ikiye ayrılmış olabilir. Bir dehşet yaşayacakları anlaşılıyor. Yani yoksa deccalın Mehdi (a.s)’yi anlamaması diye bir konu olmaz.

Elif Beyazkılıç, “Hocam bir müzik arası verip kalkıp oynayın mest oluyoruz sizin oynamanızla.” diyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim bir tanem Adnan Hocam, hani gün içinde gözümüz vasıtasıyla fotoğraf çeker ve o fotoğraf gün boyu gözümüzün önüne gelir ya biz de inşaAllah her gün senin o güzel fotoğrafını çekip bütün gün seni görüyoruz.” diyor Seval Baykal.

“Hoca, Mevlana sekiz yüz yıl önce yaşadı. Sekiz yüz yıl önce bırak İngilizleri İngilizce bile yoktu. Buna ne diyeceksiniz?” Niye İngilizce olmasın? E o zaman Türkçe de yoktu. Farsça da yoktu. Bu nasıl bir laf olmaz olur mu İngilizce?

Özlem Kayabaşı, “Hocam oradaki bayan arkadaşlarımı anlayabiliyorum. Allah’ın size verdiği özel bir etki, özel bir heybet var. Etkilenmemek mümkün değil.”

“Hocam karizma tavan yapmış bu gece.” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Yeni bir bölüm gösterebilir miyim Mesnevi’den?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “İnsan önce cansızlar ülkesine gelmiştir; cansızlardan nebatlara düşmüştür. Yıllarca nebatlarda ömür sürmüştür de cansızlardaki savaşını hatırına bile getirmemiştir. Nebattan canlılara düşünce de nebat olduğu zamanki hali hatırına gelmez.” “Tekrar onu bilen Yaratıcı, onu tutar, hayvanlıktan insanlığa çekmeye başlar.”

ADNAN OKTAR: Başka neler var? Var öyle evrimle ilgili çok fazla söz, hepsini göster. Kadınlarla ilgili sözleri var. Hepsini teker teker ara ara gösterirsin.

BÜLENT SEZGİN: Tamam.

ADNAN OKTAR: Türkler’le ilgili olan var.

“Mevlana’yı deşifre etmeye devam edin.” diyor Hasan Kurt. “Geriye dönmeyin.” diyor. Mevlana değil bizim dersimiz kardeşim bak otuz kere söyledim. Mevlana’yı ben bilmem. Belki o devirde yetişmiş temiz bir mutasavvıf da olabilir. Kitaplar, kitaplar. Kütüphanede var beş yüz yıllık, altı yüz yıllık, yedi yüz yılık kitaplar hepsini çıkarttırdım. El yazması. Küfrediyor İslam’a Kuran’a kimse yazan. Buna müsaade etmem.

İngilizler, Arapları bir devlet altında toplayacaklarına inandırarak Osmanlı’ya karşı ayaklanmaya ikna ettikleri dönemde aynı dönemde, aynı bölgede Musevilere bir yurt vermeyi vaat eden Balfour Deklarasyonu’nu yayınladılar. Balfour, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı’ydı. Ve bu deklarasyonla İsrail’in kurulacağını ilan ediyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’i İngilizler işgal etti. O dönemde Filistin’le Araplara yaptığı saldırılarla ünlü Musevi Hagana örgütünü yetiştiren ve silahlandıran İngiltere’ydi. Onlar hiç bilmez, silah da bilmez. Yani savaşmayı da bilmez. Hiçbir şey bilmiyordu Museviler. Onları yetiştiren Hagana örgütünü falan hepsini organize eden İngiliz derin devletidir. İsrail’in kurulmasını sağlayan da İngiliz derin devletidir. Kimse bilmiyor. İngiliz derin devleti Ortadoğulu ucuz ajanlarını genellikle üniversite çağından seçiyor. Bunlara bursla falan bir şekilde İngiltere’ye gitmiş maddi durumu iyi olmayan ezik insanlar oluyor bunların çoğu. Daha üniversite yıllarında bu insanların yanına yaklaşıp etki altına alıyorlar. Balfour Deklarasyonu asıl İsrail devletinin kuruluş deklarasyonudur. Yani Balfour Deklarasyonu’ndan önce öyle bir şey yoktu. Yani hiçbir Musevi’nin aklına bile gelmez. Ne gücü yeter ne düşünebilir ne de yapabilir. Çünkü hep fakir insanlar. Savaşmayı bilmez şunu bilmez bunu bilmez.

BÜLENT SEZGİN: Mevlana’nın Türkler’den bahsettiği bölümü okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Oku.

BÜLENT SEZGİN: “Bağ yapımında Rum rençberler, bozumunda da Türk rençberler tutmak lazımdır. Çünkü dünyayı imar etmek Rumlara, yıkmak ise, Türklere mahsustur.” “Bunları yıkmak için Türkleri yarattı, onlar da çekinmeden ve acımadan gördükleri her imareti yıktılar, harabeye çevirdiler ve hala da yapıyorlar ve kıyamete kadar da böyle yapacaklar. Konya şehri de yine merhametsiz Türk zalimlerin eliyle harap olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Şu Türk nefretine bak. Bunu okuyan adam ne hale gelir? Merhametsiz, zalim, yakan, yıkan kimmiş? Türklermiş. Kendisi Afgan kökenli. Bu nefret neyin nesi? Bunu okuyan adam ne hale gelir? Bunda nasıl derin bir mana olabilir? Alenen küfrediyor. Alenen hakaret ediyor. Nasıl derin mana olur yani?  Yok ya diyor sen bulutlar âlemine bir çık mana âleme onu öyle görmezsin o yazıyı diyor. Aslında övüyor diyor. Alay eder gibi yani. Alenen küfrediyor işte.

Bak önce Araplarla biz kardeştik aramızı bozdular onlara milliyetçilik felsefesini verdi İngiliz derin devleti. Türklerle Osmanlılarla bütün bağlantılarını koparttılar. Ve saldırarak dehşet saçarak ayrıldılar. Nur gibi yaşıyorduk. Hepsi rahattı, sonra bölündükten sonra hepsi sürünüyor şu an dikkat edin. Irak sürünüyor, Suriye sürünüyor. Osmanlı toprağı olsaydı böyle olur muydu? Sen geleceksin de Osmanlı’ya kabadayılık yapacaksın. İflahını keserler adamın. Filistin böyle ezim ezim ezilir miydi? Hepsi sürünüyor şu an. Irak’tan tut Libya’ya kadar herkes sürünüyor. Osmanlı toprağı iken kimse yan bakamıyordu. Paramparça edince şimdi istedikleri gibi oyun oynayıp ezebiliyorlar. Ve milyonlarca Müslümanı şehit ettiler ondan sonra. Bak Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour, bir mantık felsefe geliştirmesi İngiliz derin devletine dayalıdır. O derin devletin talimatıyla bir deklarasyon yayınlıyor, deklarasyonun hazırlanması İngiliz derin devleti tarafından. Ve İsrail’in kuruluş felsefesi oturtulmuş oluyor. Filistin’i İngilizler işgal etti önce bak, zemin hazırlıyor, Museviler işgal etmedi İngilizler işgal etti. Sonra da Hagana örgütünü kurdular, gariban Musevilerle, onlara işte çölde adam vurma, adam öldürme, silah kullanma, makineli tüfek onları öğrettiler. Pusu kurma, bomba nasıl atılır falan bunları öğrettiler. Sonra da Arapların üstüne saldırttılar İngiliz derin devletinin subaylarının öncülüğünde. Ve sonra da İsrail devletini kurdurdular. Kimse bunu bilmiyor. “Theodor Herzl kurdurdu.” Kardeşim ne alaka? Adam kendi halinde birisi o, alakası yok. Hiçbir Musevi silah kullanmayı bilmiyordu, hepsine öğreten İngiliz derin devletidir.

PKK bak, adam söylüyor “iki yüz yıl önce” diyor “bu hareket başladı” diyor Selahattin. İki yüz yıl önce başladı. Kim başlattı? Kim başlattı? Güneydoğu’dan dedeler gelip, Kürt dedeler onlar mı başlattı? İngiliz derin devleti başlattı. Ve organize eden de İngiliz derin devletidir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey,  dün siz “Beyazıt Öztürk özür dilesin” demiştiniz. Bugün yaptığı açıklamayla “Şaşkınım, üzgünüm, özür dilerim” dedi.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan. O onu küçültmez büyütür. Aferin helal olsun.

BÜLENT SEZGİN: Ve şunları söyledi. “Çocuklar ölüyor burada diye bir tepkiyle karşılaşınca beynim durdu. Ne yapacağım diye kendi iç sesimi dinlemekten konuşulanı dinleyemedim. Bir niyetin olduğunu anlayamadım. Öğretmenim deyince de inandım ama öyle olmadığı ortaya çıktı. Terör örgütünü alkışlatmak gibi bir durum yok. İstemeden kırdıklarım olduysa özür dilerim” dedi.

ADNAN OKTAR: Aslan, aferin Beyazıt’a. Yıldırım Bayezıt’ın torunu. Güzel, oldu. Özür efendiliktir.

Bu Balfour Siyonist hareketin önde gelen isimlerinden Baron Walter Rothschild’e, 2 Kasım 1917 tarihinde bir mektup göndererek İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını sağlayacağını belirtiyor. Mektupta Majestelerinin “Hükümeti Yahudi halkı için Filistin’de ulusal bir vatan oluşturulmasını olumlu görmekte olup, bu amacın gerçekleşmesi için elindeki tüm imkanları kullanacaktır” denmekteydi. Balfour İngiliz derin devletinin ideolojisini yazan Royal Society üyesiydi. Balfour yani derin devlet. Royal Society.

BÜLENT SEZGİN: Mükemmel renklere sahip kuşlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, şu süse güzelliğe bak. Hayret, cennet kuşu gibi nasıl güzeller bunlar böyle? Sen “bunlar evrimle yaratıldı” dersen ahirette anlattırırlar sana.

“Hocam siz mutlaka duymuşsunuzdur inşaAllah, ünlü ateist yazar Sam Harris, “Din olmadan ruhaniyet” anlamına gelen yeni kitabında Rumi’yi öve öve bitiremiyor. Allah afetsin, biz de Mesnevi’yi dinimize karşı böyle ifadeler olduğunu bilsek asla savunmazdık. Allah ıslah etsin, doğruları göremeyenlere doğruları göstersin.” Kamil Tezcan.

KARTAL GÖKTAN: Bugün üç şehidimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hele hele efelere bak, aslanlara.

KARTAL GÖKTAN: Dün gece Van’da bir grup PKK’lının bir eve girdiği istihbaratı üzerine sabah saatlerinde eve operasyon düzenlendi. Emniyet Müdürlüğü özel harekat timlerinin de katıldığı operasyonda çatışma çıktı. Operasyonda bir özel harekatçımız şehit oldu ve on iki PKK’lı öldürüldü. Operasyonda on iki uzun namlulu silah, bir Sovyet yapımı makineli tüfek, bir adet G-3 makineli tüfek, otuz el bombası çok sayıda örgütsel doküman ele geçirildi. Şehidimiz Önder Ertaş. Fotoğrafı da var. Ayrıca Sur’da da bir askerimiz ve bir polisimiz şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır efeyi bir göreyim yüzünü. Hele hele benim aslanım hele. Allah şehadetini makbul etsin. Allah o güzel makamı bizlere de nasip etsin. Allah annesini babasını sabr-ı cemil, kalplerine sürur, ferahlık, güzellik, iyilik, hayır, bereket sunsun, uzun ömür versin onlara. Şehadetlerine imreniyoruz. Yiğitliklerine, delikanlılıklarına, şanlarına imreniyoruz. Allah onları kahpe kurşunlardan korusun. Allah ordumuzu muzaffer etsin. Kafirleri Allah helak etsin.

BÜLENT SEZGİN: Yine başka bir şehidimizin Orhan Dilekçi’nin akrabasının bir konuşması vardı.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun kabadayı anneyi? Yiğit anneyi görüyor musun? Helal olsun. Halbuki bak, tabuta koyup elini ağlıyorsun belki bir ay sonra sen de gideceksin. Ama o şehit olmuş sevin. Belli değil ki bizim, bizimki hiç belli değil. Cehenneme de gidebiliriz cennete de gidebiliriz belli değil. Ama onlar garantili. Bir de ne güzel; yatakta uzun uzun bakım olarak vefat etmiyor. Al kanlara boyanıyor, tek kurşunla aslan gibi cennete gidiyor. Makbul olan budur, güzel olan budur. Onun için imreniyoruz. Allah bizlere de nasip etsin. Anneye de helal olsun. Kabadayıymış anne, delikanlıymış helal olsun. Bizim kadınlarımız da kabadayıdır, gençlerimiz de öyle. Helal olsun. Özel harekatçılar canlarım benim, bakıyorum saçı baçı bembeyaz olmuş. Elli yaşında, elli beş yaşında özel harekatçı. Şu soğuk havada o kadar tehlikeli ki o evlerin içinde her yerde bomba olabilir, her şey olabilir. Her türlü pislik yapabilirler. Hiç umurlarında değil, göğüslerini gere gere geziyorlar.

Bak, Sam Harris dahil bütün ateistler “biz Mevlevi’yiz” diyorlar. “Allah’a karşıyız” diyorlar “Kuran’a da karşıyız ama Mevlevi’yiz” diyorlar. Tehlike büyük.

“Sevgili Hocam sizi hasret ile seyrediyoruz. Mükemmel program yapıyorsunuz. Sizi Cidde’den, Suudi Arabistan’dan seyrediyoruz. Harikasınız. Türkiye’nin medarı iftiharısınız. Bayan arkadaşlarınız harikulade bir güzelliğe sahip. Hepinizi kutluyorum. Tüm Müslümanlar sizin gibi modern olsa muhteşem olur” diyor.

“Hocam İngilizlerin gizli tuzaklarını açıklamanız çok iyi oldu. Atatürk bizlere “Ey Türk istikbalinin evladı! Vazifen Türk istiklali ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyor. Bence siz tam Atatürk’ün gurur duyacağı bir Türk evladısınız. Ne yurt dışındaki hainlerden ne de içimizdeki hainlerden kokmuyorsunuz. Yolunuz açık olsun.” Evet, ben bir tek Allah’tan korkarım.

“Mevlana’ya bir iftira olduğuna inanıyorum.” Baki Yener. Olabilir. Ben de o kanaatteyim. O yazılar iftira olarak yazılmış olabilir. Ama Diyanet’in resmi yayınlarında, Diyanet’e ait kütüphanede resmi damgayla emanet altına alınmış bu kitaplar. Ve devlet garantisiyle yani Diyanet’in garantisiyle halka sunuluyor. Yanlışlık varsa düzeltsinler. Ben oradaki yazılarla uğraşıyorum yoksa ben Mevlana’nın kendini bilmiyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mesnevi cilt 6, sayfa 733’de kadınların rüyası ile ilgili bir açıklaması vardı. “Kadının rüyasını aklının noksan, canının arık olması bakımından erkeğin rüyasından aşağı bil.”

ADNAN OKTAR: “Rüyası bile aşağı” diyor öyle mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet öyle diyor.

ADNAN OKTAR: Nedenmiş? Aklı da noksan diyor kadınlara. Senin annene bacına söylüyor, bunun manevi derinliği ne olabilir? Kim söylüyorsa yanlış yapıyor.

BÜLENT SEZGİN: Bir sözünde de “Kadınlarla danışın, sonra da ne dedilerse aksini yapın. Gerçekten de onlara asi olmayanlar helak oldu.”

ADNAN OKTAR: Yani kadına asi olacaksın, tersini yapacaksın. Adam yerine koymayacaksın. Hz. Meryem de kadındı, Hz. Aişe de kadındı, Hz. Fatıma da kadındı. Bizim annelerimize, bizim bacılarımıza söyleniyor bu sözler. Adam mayası genişse bunları kabul eder, ben kabul etmem.

BÜLENT SEZGİN: Bir sayfa daha gösterebiliriz. “Tanrı’nın elçisi ‘kadınların söylediğinin aksini yapınız’ sözünde ne kadar isabet etmiştir.” “Kadınlara danışın, sonra onların söylediklerinin aksine hareket edin.” “Karılarına başkaldırmayan kişiler nefeslerini tüketirler.”

ADNAN OKTAR: Müthiş bir kadın zıtlığı var burada, kadınlara karşı öfke var. Ucu bucağı yok. 1960 baskısı da var bizim elimizde, Türkçesi. Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin resmi kütüphanesinden aldık. Tamam yanlış bir şey varsa meclisin kütüphanesinde, o zaman düzeltsinler. Diyanet’in kütüphanesinden alıyoruz orada yanlışsa düzeltsinler.

Mevlana’nın kendi oğlu Alaeddin Çelebi’yi ve ailenin lideri Ahi Evran’ı şehit eden komutan Mevlana’nın talebesi, azılı deccal Hülagu’nun katillerinden. Kırşehir’deki Ahi hareketini bastırmak için Moğol asıllı, Mevlana’nın müridi olan komutan Cacaoğlu Nurettin -yani binlerce insanın katili olan psikopat- hareketi bastırmadan önce Mevlana’dan izin alıyor. “Ben bunların hepsini doğrayacağım” diyor “destur var mı?” “Evet” diyor. Destur aldıktan sonra Ahilerin lideri Ahi Evran ve Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi’yi feci şekilde öldürüyor, şehit ediyorlar. Şehit eden de Cacaoğlu Nurettin isminde bu Hülagu deccalının azılı kasaplarından bir tanesi, psikopatlardan bir tanesi.

Mesela bak “kadında akıl yoktur, aydın bir karara varamaz. Peygamber onunla danış dediğinin tersini yap düş yola dedi.” Peygamber (s.a.v.)’e de iftira var. “Kadında akıl yoktur” bak çok net ifade bunu nasıl tevil edersin? Aydın bir karara varamaz diyor yani anormal bir varlık mı kadın? O zaman Hazreti Hatice kim? Hazreti Ayşe kim? Hazreti Meryem kim? Bizim annelerimiz, bacılarımız hepsine hakaret yok mu burada? “Nefsini kadın tanı. Kadından beter tanı çünkü kadın parça buçuktur. Nefisse tamamen şerdir.” Bak şimdi “Nefsini kadın tanı” burada da diyor “Nefisse tamamen şerdir.” Yani ne anlayacaksın buradan? Kadın şerdir. Çünkü bak ne diyor? “Nefsini kadın tanı.” Burada ne diyor? “Nefisse tamamen şerdir.” Tamamen şer olmuş oluyor kadın da, onun dediğine göre.

Bak “Aşk kâfiriyiz biz, Müslüman başka. Müslümanlığın kâfirliğin dışında bir ova. Uçsuz bucaksız bir ovada sevdamız uzar gider.” Müslümanlığın olmadığı bir ovada sevdası uzar gidiyormuş. Bu ne demek bu, bunun mana derinliği nasıl olur?

“Bu kitap Mesnevi kitabıdır. Mesnevi hakikate ulaşma ve yakın sırları açma hususunda din asılların asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı, Tanrı’nın en aydın yolu, Tanrı’nın en açık bürhanı delilidir. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır. Mesnevi âlemlerin Rabbi’nden inmedir. Batıl ne önünden gelebilir ne ardından Tanrı onu korur gözetir.” Kuran için söylenen sözlerin aynısını Mesnevi için söylüyor.

Engin Ulusu, “Harika bir program hem eğlence, hem bilgi, hem görgü hepsi bir arada üstünüze program tanımıyorum sağlıcakla” diyor.

“Canım üstadım size çok hak veriyorum” Alya Mira. “Siz bizim içimizi açıyorsunuz. Siz konuştukça, kitaplarınızı okudukça huzur buluyorum. Çok nurlusunuz MaşaAllah. Her gün bir heyecanla sizin çıkmanızı bekliyorum. Sizi Allah aşkıyla çok seviyorum. Günler arttıkça sevgim çoğalıyor.”

Öcalan, İngiliz derin devletinin PKK hareketini yönlendirdiğini defalarca vurguluyor. Defalarca açık yani gizli olan bir şey değil bu.

Gelmiş geçmiş en büyük deccal hareketidir Hülagu. Hülagu’nun hocası olarak gösteriliyor Mevlana. Bak adam Budist, İslam âlemindeki bütün hocaları kırdırıyor, kestiriyor, doğratıyor bütün tarikatları kaldırıyor bir tek bu kalacak diyor. Adam bir ışık görmüş ki onu destekliyor. Belki bir oyun bu. Yani belki Mevlana adına yapıldı, belki de Mevlana’yı da bir yere hapsetmiş de olabilirler o dönemde. Tarihi bilgiler tamamen yanlış olabilir. Biz resmi kitaplarda yazan eserlerden bunları öğrenip anlatıyoruz. Tarih kitaplarından. Bir acayiplik var.

“Hocam ben bir çift yeşil göze âşık oldum” diyor Melahat Demvurmaz. Olabilir. Kim bilir kim?

“Canım Hocam seni izlerken ruhum ferahlıyor. Her gün programını iple çekiyorum işteyken bile bir yandan seni dinliyorum” Pınar Uygun.

“Gözlerinin deryasına kapıldım gidiyorum. Sözlerine kapıldım dinliyorum. Gülüşüne vuruldum izliyorum. Sevdiğim ben seni Allah aşkıyla çok seviyorum” diyor Elvan. Güzel bir şiir.

Hüseyin Öztürk, “Mehdi (a.s) elbette gelecek ama arkasında kedicikler olmayacak. Eli silahlı cengâver yiğitler olacak.” Eyvah. Yani akan kan yetersiz olacak öyle mi? Daha da oluk oluk iki misli bin misli kan akıtacaksın. Sen öyle zannet. Mehdiy-ül Dem diyor Peygamberimiz (s.a.v) kan durduracak Mehdi. Damla kan akmayacak, insanların burnu dahi kanamayacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sen de tabancalı, tüfekli adamlardan bahsediyorsun.

Bugünkü bazı Arap ülkelerinin başkanları İngiliz Harp Akademisi Royal Military’de eğitim almışlar. Akademi Sent Horse, bu akademi İngiliz ordusunun en seçkin komutanlarını eğitiyor. Bu akademi aynı zamanda derin devlete hizmet eden bir akademi. Yani derin devletin elemanları da bu akademiden çıkıyor. Yani derin devlete doğrudan hizmet etmiyor da derin devlet bunların içinden seçiyor. Sayıyorum, Ürdün Kralı Abdullah bu akademiden mezun olanlar. Bahreyn Kralı Hammat, Katar Emiri Tamim, Umman Sultanı Kâbus, Brunei Sultanı Hassan el Bolkiah, Abudabi veliaht Prensi Muhammet Bin Zeyd El Nahyan, Pakistan Diktatörü General Eyüp Han, Pakistan Birinci Cumhurbaşkanı Albay İskender Mirza, Dubai Veliaht Prensi Muhammed Bin Raşit El Maktum, Birleşik Arap Emirlikleri Cumhurbaşkanı. Eski başkanlarından bu akademi de okuyanlar da var. Kuveyt Emiri Şeyh Saat, Katar Emiri Şeyh Hamat. Mursi’ye karşı Sisi ihtilalinin önemli kişilerinden Ahmet Ali bunların hepsi Sent Horse Akademi mezunu. İdi Amir ve Kaddafi de aynı akademide eğitim almışlar. Ama akademi sonradan bu kişilere eğitim verdiğini reddediyor tabii ki onlarda orada yetişmişler. Kullandıktan sonra bunları feci şekilde öldürdüler biliyorsunuz ikisini de.

“İnsanların ümitsiz olduğu ve hiç Mehdi falan yokmuş dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” Mehdi’nin çıkış şartlarından birisidir bu. El Mehdiyy-il Ahir Zaman sayfa 55, “Mehdi Resulüllah’ ın bayrağı ile” bayrak nerede? Topkapı’da burada İstanbul’da “Bayrağı ile insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı” zaten görüyorsunuz şu an “Ve Mehdi’nin çıkışından ümit kesildiği bir sırada zuhur eder.” (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman sayfa 55.) “Halk tam zuhurundan ümidi kestiği anda Mehdi zuhur edecektir. Onun zamanında yaşayıp ona yardım edenlere ne mutlu. Ona düşmanlık besleyip, ona ve onun emrine karşı çıkanlara ve onun düşmanlarından olanlara eyvahlar olsun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Şeyh Muhammet Bin İbrahim Numani Gaybetül Numani sayfa 301.)

“Irak Erbil’den sizi zevkle dinliyoruz” Halil.

“Sevgi nefreti siler” demiş.

“Hocam sizden ziyade kızlara bir sorum olacak. Neden o kadar ciddi ve derinlikli bir ifade ile size bakıyorlar?” diyor. Tutkuyla bakıyorlar ama gülecekleri bir şey anlatırsam gülerler. Ama durduk yere bir insan gülüyorsa sorunu vardır yani. Ama sen gülebilirsin tabii sana özgürlük var.

“Hocam Erdem Ertüzün kardeşimize Pala Ramazan karakteri güzel gidebilir” Murat Ahir Aslanoğlu. Pala Ramazan var mı öyle birisi? Erdem, Tatar Ramazan tiplemesine iyi gider. Onun filmini gösterebiliriz, hazırlayabiliriz. Tatar Ramazan’da rol alsın Hocam. Keşanlı Ali de olabilirmiş. Erdem, Keşanlı Ali. Yarın filmler peş peşe gelirse iyi olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suriye tarafından atılan havan topunun Türkiye sınırında boş araziye düşmesi üzerine Türk ordusu IŞİD mevzilerini vurdu. Edinilen bilgiye göre akşam saatlerinde Suriye tarafında IŞİD’le Özgür Suriye Ordusu arasında çatışmalar sürdüğü sırada IŞİD tarafından atılan havan topu Kilis sınırında boş araziye düştü. Angajman kuralları çerçevesinde Elbeyli ilçesine bağlı Dağ Hudut Karakolu'nda hazır bekleyen fırtına obüsleri ve ateş destek vasıtalarıyla Suriye’deki IŞİD mevzileri ateş altına alındı.

ADNAN OKTAR: Aynı olay aslında PKK mevzilerine yapılması gerekmiyor mu? YPG, PYD mevzilerine yapılması gerekmiyor mu? Hayali düşmanla uğraşmanın alemi ne? Alenen PKK asıl düşman. Değil mi? Eğer bir şey yapılacaksa PYD, YPG yüzlerce kilometre sınırımız yedi yüz, sekiz yüz kilometre sırf İran sınırını dahil etmezsek yedi yüz, sekiz yüz kilometre Türk sınırında dört yüz beş yüz kilometre kalınlığında bir alanı hakimiyeti altına almış; fırtına obüsleri oraları dövmesi lazım. Bizim IŞİD’le ne işimiz var?

“Ah o yeşil gözlerin yok mu? Baktı mı insanı derinlere daldıran bana bir kez gözlerinle gülsen var ya galiba devamını getiremeyeceğim” diyor. Ayşe. Ne şeker şeyler bunlar maşaAllah.

Peygamberimiz (s.a.v.); yetim kalan bir kız ensardan biriyle evlendiriliyor. Hz. Ayşe de düğüne katılanlardanmış. Gelini götürüp dönünce Resulullah (s.a.v.) sormuş “Ey Ayşe” demiş “gelinle birlikte def çalıp şarkı söyleyecek bir cariye gönderdiniz mi?” Şöyle alemin hakkını verecek.

Mesnevi mesela kaç sayfa diyelim? Beş bin sayfa diyelim. Beş bin sayfanın içerisinde elli sayfası çok çirkin. İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a, Türklüğe her şeye çirkin saldırılar var. O kısmı çıkarttın mı tamam geri kısmını okursun. Belki ilave ettiler, birisi ekledi bilmiyorum. Yani Mevlana belki hiç birini demedi eşekle cinsel ilişki adam niye anlatsın? Bir gariplik var ben bunu dedirttirmem. Ben böyle bir üslubu yaptırtmam. Kadınlara böyle hakaret ettirmem, Türklüğe böyle hakaret ettirmem, evrim propagandası yaptırmam. Kuran’ı hiçe sayan bir üslup kullandırtmam, ben Allah’ım dedirttirmem. Haram olan şarap dahil her türlü müskiratı helaldir dedirtmem. Bunun dışında ne diyorsa desinler kardeşim bizim alıp veremediğimiz yok. Bunlar çıkacak düzelecek o kadar.

Sezgin Akar, “Hoca sendeki bu rahatlık neden? Neyin şifresini çözdün de bu kadar rahat takılıyorsun?” diyor. Allah’a tevekkül ediyorum onun için.

“Hocam ben Ankara’da Özcan, sizi severek izliyoruz başarılarınızın devamını dilerim. İdeolojinizi benimsiyorum çok iyi bir insansınız.” İdeol yani inancımız İslam.

“Merhaba Hocam her gün daha bir yakışıklısınız insanları aydınlatan çok güzel konular anlatıyorsunuz. Sizi ve ekibinizi çok takdir ediyorum. Allah mücadelenizi daim etsin.” Gülcan Sevim.

“Sayın Hocam sizleri sürekli izliyor ve yapmış olduğunuz yönlendirmeleri ilgi ile dinliyorum. Siz muhterem bir insansınız.” Estağfirullah siz muhteremsiniz. Biz de sizin hizmetçiniziz.

Feyza, “Aslanlar aslanı Allah aşkıyla sevdiğim söylediğiniz gibi deccaliyetin beyninin içinde ilerliyorsun hiçbir şey yapamıyorlar maşaAllah” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan habere göre çözüm süreci masasını yeniden kurulması ihtimali var. Haberde şunlar söyleniyor; AK Parti’ye yakın Kürt kesimi üzerinden çözüm sürecini başlatmak ve bir süre yürütmek istediği yönünde izlenimler var. Davutoğlu’nun HDP’yi de kapsayacak daha ileri adımlar atmak istediği ancak Erdoğan ile mevcut hükümet içinden kimi isimlerin güvenlikçi politikaların sürmesi yolunda irade koyduğu bilgisi de paylaşılıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Stalinist, Marksist bir topluluk, terörist bir topluluk sen gidip masada konuşacaksın adamla. Adamın tek hedefi Stalinist, Marksist proletarya diktatörlüğünü oluşturmak. Sen bunu yapmadığın müddetçe adam seninle anlaşamaz. Masada bunun mu tavizini vereceksin neyin tavizi? Adam senden taviz almak için masaya gelmek istiyor. Ne vereceksin de adamdan ne alacaksın? Vereceğin şeyi söyle önce. Vereceğin bir şey yoksa alacağın da bir şey olmaz. Vereceğin şeyin ne olduğunu söylersen biz aydınlanmış oluruz. Vereceğin şeyi asla verdirtmeyiz. Ona müsaade etmeyiz. Kim olursa olsun. Tayyip Hoca’nın zaten hiç niyeti yok, Başbakan’ın hiç niyeti yok. Bu kafada olan adamlar varsa onlar aklını kendine saklasın.

Müge, “Adnan Üstadım hayatınızla ilgili anlattıklarımız çok ilgimi çekiyor. Sizin Allah yolunda şerefli bir hayatınız var. Siz geçmişte yaşadıklarınızla ilgili konu anlattığınızda nefes almadan dinliyoruz.”

Göksel kardeşimiz diyor ki, “İngiliz Rumilik meselesinde yoğunlaşmak gerekir tabii ki.” İşte tamam İngiliz zaten İngiliz Rumilik demek dünya derin devleti demek. Dünya derin devleti Rumiliği esas aldığına göre İslam’a saldırıda strateji belli demektir. Ve adam Mevlana’nın diğer Kuran’a uygun kısımlarıyla ilgilenmez, ilgilenmiyor da o, zaten söylüyor ben Allah’ı kabul etmiyorum diyor. Peygamberi de kabul etmiyorum diyor. Ama Rumi’nin o diyor güzel sözü var ya diyor bu uçsuz bucaksız ovada ne Müslümanlık var diyor ne Hristiyanlık var ne o var ne bu var hiç bir şey yok diyor. “İşte bizim yolumuz bu” diyor. Adamın tam aradığı bu işte. Hristiyanlık yok diyor, Müslümanlık da yok diyor bizim yolumuz bu yol diyor biz bu ovada ilerliyoruz diyor. Adam Rumi olur tabii ki ateist adam. Buradaki izah tam. Tam aradığı gibi. Adam inşaAllah diyor “sen kime inşaAllah diyorsun?” diyor “ben zaten buradayım ya” diyor. “Allah benim” diyor. Sen bunu kabul edersen adam ne hale gelir? Müslüman ne hale gelir?

BÜLENT SEZGİN: Bahsetmiştiniz “Darwinistler de, Mevlana Darwinizm’i savunuyor” diyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bütün Darwinist yazarlar Mevlana Celalettin’i delil olarak gösteriyorlar. Öyle ruh muh demiyor insan bedeni diyor. Ruh falan değil evrimle olmuştur diyor açıkça anlatıyor. Arkasından da İbni Miskeveyh bir de o. Ünlü yine var öyle iki üç kişi daha var. Bunları sürekli delil olarak gösteriyorlar. O zaman onu çürütmemiz lazım diyor aksi halde daha da yanlış anlaşılmalara sebep olabilir. İşte bizim konumuz bu zaten.

“Canım ruhum “Müslüman’ın gelecek korkusu olmaz Allah’a güvenmeli” dedin. Peki geleceğimiz için tedbir almak yanlış mı?” Naide. Yanlış tabii. Bir-iki gün için tedbir alındsa makul olabilir tabii ama bir aylık, on yıllık, yirmi yıllık o ne demek yani? Sigortalanacağım diye debeleniyor. Bazı kişiler için diyorum. İnsanların iyi niyetle onu yapmaları beni ilgilendirmez ona ben saygı duyarım ama ben kendim açımdan. Ben Allah’a güvenirim sigortaya güvenmem. Sigortalanırsın da sigorta hastanesinde debelenerek can verirsin. Sigortalanmazsın da Allah seni korur. Mesela evlenerek sağlama bağlayacağını zannediyor. Kardeşim sen kanser olsan adam senin başında durur mu? Anında atacak. Veyahut delikanlılardan var mesela “benim geleceğim ne olacak bir kız alayım da Allahsız dinsiz fark etmez beni korur” diyor. Kardeşim sen kanser olacaksın uzanacaksın yatağa öyle mi? Saçın başın dökülecek o da senin başında seninle uğraşacak öyle mi zannediyorsun? Seni tepe takla iter atar. Zannettiğin gibi olmaz. “Oğlum ilgilenir” oğlun da ilgilenmez gider diskoda tepinir. Sen o kafada olursan Allah sana öyle bir oğul verir bu sefer. Nitekim de gördük örneklerini. Allah’a güvenmiyor oğluna güveniyor, Allah’a güvenmiyor sigortaya güveniyor öyle olmaz. Allah’a güveneceksin.

TC Vural Şahin, “Adnan Bey genel olarak hep size mesafeli yaklaştım. Ama bu PKK konusunda tutumunuz ve kararlılığınıza hayranım. Sizden daha çok bu konulardaki önemli noktaları anlatan pek yok.” Doğru hakikaten suskunlar ben hayret ediyorum birçok kişi suskun. Çekiniyorlar yani İngiliz derin devletinin ajanları ve yazarları tırsıttı birçok insanı. Bunlar satılmış adamlar bunlara niye önem veriyorsunuz? Bunlar boş kafa adamlar, bunlar bir aferin için yapmadık itlik bırakmazlar.

KARTAL GÖKTAN: Bir faaliyet haberi vardı Adnan Bey okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bugün sizin farklı konularda hazırladığınız on sekiz bin eseriniz İstanbul Anadolu yakasında Fenerbahçe’den Kartal’a kadar Bağdat Caddesi ve tüm büyük caddelerde halka ücretsiz olarak dağıtıldı. Dağıtıma yaklaşık elli kardeşimiz katıldı MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Helal olsun aslanlarıma ilimle, irfanla, sevgiyle.

Göksel kardeş diyor ki, “Ben bunu kaynağından araştıracağım.“ İşte işin ilginç yanı beş yüz-altı yüz yıllık, yedi yüz yıllık eski kaynaklara kadar gittik. El yazması kaynaklar, hepsi el yazması kaynağı fotokopilerini çektirdim. Maalesef var bu yazılar. “İran’da Farsça bilen arkadaşlarıma soracağım“ Zaten uzmanlara tercüme ettiriyorum. “Çünkü tercümede bile kasten bir ard niyet olabilir.“ Olabilir o endişeyle zaten araştırtıyorum. “Bir de ehli aşkın cezbe ve zikir halinde söylediği sözler var şetahat nevinden onları iyi ayırt etmek lazım”  O olabilir, cezbe halindeyken şuuru kapanıp o sözleri söylemiş olabilir; o zaman onu çıkaracaksın onu halka sunamazsın. Küfre gidebilir cezbe halindeyken, onu yazı haline getiremezsin. O onu ilgilendirir ve tövbe eder onu kitap haline getirip bastırıp bu doğru diye halka öğretirsen adamın dinini imanını elinden alırsın. Adam diyor ki inşaAllah diyor, ya ben karşındayım nasıl inşaAllah diyor. Sen bu çok güzel dersen senin dinin imanın gider yani dinin imanın kalmaz adamın Allah olduğunu kabul ederse.

Meltem aleykümselam “Üstadımın sözleri ne kadar hikmetli ki direkt olarak kalbe nüfuz ediyor inşirah veriyor maşaAllah elhamdülillah, Üstadımız’ın bütün hücrelerinden nur ve sevgi taşıyor“ diyor maşaAllah.

Mehmet Adil Ensar, “Bu kötü sözlerin Mesnevi’den çıkarılması için devlet makamlarına müracaat etmek lazım Adnan Ağabey selam.” Doğru.

“Adnan Bey peki kadın bakımlı olmalı diyorsunuz ama kadınların sadece helaline karşı bakımlı olması gerekmiyor mu?“ Akşama kadar adamı bekleyecek akşam yorgun argın adam geliyor zaten, yemeğini yiyor mayışıp kendini direkt yatağa atıyor. Kadıncağızın güzelliğinin görüneceği bir ortam olmuyor ki. Horlayarak uyuyor hepsi için demiyorum da bayağı bir kısmı böyle. Kadından anlayan kadının güzelliğini bilen bir durum nadir oluyor öyle bir şey olmuyor. Geldim ulan ne biçim çorba bu bilmem ne falan kadına kafa atıyor falan kadının makyajı da bir yana gidiyor kendi de bir yana gidiyor. Önce kadın sevgisini iyi bilmeleri lazım. Helali diye o, onun esiri değil. Kadın herkese güzel görünecek. Akşama kadar herkese çirkin görünüp de adama güzel görünmek, bu kadını çok sıkar. Olur mu? Adam kendisi, kafasına limon falan sürerek bayağı yakışıklı olduğunu zannediyor. Bıyığını makasla iyice kırpıyor böyle daha derinden. Aynaya bakıp kendine eriyor yani. O perçemini de alnına doğru düşürüyor böyle ince ince, tarakla tek tek uğraşıyor. Yarım limonu sıkıyor, olduğu gibi kafaya yediriyor onu böyle.

"Hocam bazen sizin yayınlarınızın olduğu saatte diğer dizilere bir göz atsam diye düşünüyorum. Ama sizi dinledikten sonra bir kez daha anlıyorum ki bu sohbetin yerini hiçbir şey tutmaz diyorum. O kadar güzel, samimi ve içten anlatıyorsunuz ki sözleriniz kalpten kalbe gidiyor. Allah'ın bir lütfu bu. İslam'ın aydınlık yüzü olarak sizi karşımıza çıkaran Allah'a şükürler olsun." diyor Lale.

"Adnan Hoca, entel dantel, romantik takılan bohem adamlardan çok daha güzel kadınlara iltifat ediyor. Kadınlara çok güzel davranıyor." diyor Suat.

"Bir tane de çirkin kadın olsun etrafında. Hastayım zevkinize Adnan Bey." diyor Tarkan.

"Programın başındaki iblis açıklamanız çok önemli. Karışık, içe sıkıntı veren, hastalıklı konuşmalarından bahsettiniz, bu mantıktaki insanların. Zaten öyle bir konuşma duyunca TV'de hemen geçiyorum. Çok sıkılıyorum. Karmakarışık mantıkları." Hakan, Ankara. Kardeşim, öyle şifreli, öyle sinsi üsluplar ki. Halbuki Müslüman dürüsttür. "İçimde bir bilgi var" diyor, "Onu seninle paylaşırım ama bugün değil. Beni gizlice izle. Ama tavırlarımdan bunu zaten anlarsın. Bir gün bir haber gelecek sana." Bu manyak gibi bir ifade. Dürüst, doğru dürüst konuşamıyor musun? Mesela mezbeleliklerin, esrar içilen yerlerin, pislik yerlerin fotoğrafları, belgeleri. Nerede böyle iğrenç yerler var, iğrenç adamlar var böyle esrar çeken it kopuk takımı; onların yuvalandığı pis yerler, onların fotoğrafları, onların filmleri. Müslüman bunu yapmaz. Müslüman iç açıcı yerlerin peşindedir; güzelliğin, ışığın, nurun  peşindedir.

"Hocam şu bir gerçek ki insanlar iltifat etmeyi sizden öğrendi." diyor. "Yani bazı insanlar" Nihat Güzey.

"Moşiyah'tan duyulacak harika dersleri ilk alacak olanlar da yine kadınlar olacaktır." diyor. Bak, 3500 yıllık eserde, "Moşiyah'tan duyulacak harika dersleri ilk alacak olanlar da yine kadınlar olacaktır. Tüm nesiller, kendi dönemlerinin dindar kadınlarının faziletleriyle kurtulmuşlardır." diyor yine Midraş Tevrat mealinde. Yani ahir zamanda Mehdi (a.s)'ın en önemli gücü kadınlar olacak diyor. Biz de öncü olduğumuz için tabii bizlerde de benzerlik oluyor. Mısır'dan çıkışın o nesildeki dindar kadınların erdemiyle gerçekleştiğini söylüyorlar. "Mesih ile gelecek kurtuluş İsrail'in dindar kadınları vesilesiyle gerçekleşecektir." diyor. "İsrail" dediği yani Peygamber soyu, o peygambere uyanlar yani ahir zamanın müminleri yani Mehdi talebeleri. "İsrail" dediği de bu devrin benî İsrail'i Mehdi (a.s) ve talebeleridir.

"Bu kadar asil ve güzel bayanların bir arada olması ve ekrandan onları izleyip örnek alabilmem lütfunda bulunduran Rabb'ime şükrediyorum." diyor.

"Hazreti Mevlana burada bir misal veriyor. Has kişilere helal aşağılık kişilere haram demesi. Örneğin bir doktorun hastayı soyunuk olarak görerek muayene etmesi ehil kişi için helal, bir hasta bakıcının aynı hastayı soyunuk görmesi ise -aşağılık karakterde ise diyor herhalde- kişi için haram açıklar.” Kardeşim, Ufuk İskender, tamam da yani benim zekamla alay eder gibi bir üslubu da ben istemiyorum. Bak, "Şarap bizim kafamızda olan kişilere helaldir." diyor, "Ve bütün haramlar bize helaldir." diyor. "Haram olan her şey bize helaldir ama halka, insanlara haramdır." diyor. "Mevlevi’ysen bize helaldir." diyor. Burada anlaşılmayacak gibi bir şey yok. Buradaki ifade, zahir anlamına göre küfürdür bu ifade. Bir insanın böyle demesi mümkün değil, böyle bir Müslüman'ın. "Yanlış yazılmış veyahut tercümede hata olmuş" desen aklım alır. Veyahut "Biri eklemiş" de, olur. Ama bu ifadenin kurtarırı yok. Şu laf mı? Adam şarabı helal kılıyor; Sen, "Onu demek istemedi." diyorsun. Doktorla ne alakası var, doktorla bağlantı kurmayla? Bu şaraptan bahsediyor. Doktor ayrı bir konu. Orada bağlantı kurulacak gibi değil ki o. Ve bütün haramlar, "Kuran'da haram kılınan her şey bize helaldir." diyor. Özetle bu. "Halk için, avam için haram vardır." diyor. Zaten onları da aşağılıyor yani. Ama de bana, "Tercümen yanlış" de. Aklım alır. Ama beni böyle kafalamaya kalkarsan bu olmaz.

"Hocam, adımı söylediniz. Yüreğim yerinden oynadı." diyor Fatma. Çok şeker.

"Hocam genelde insanlar tavsiyeye açık değillerdir. Özellikle de bu tavsiyeyi bir erkeğe bir bayan yapıyorsa. Siz de bayanların fikirlerine önem veriyorsunuz. Ama gerçekten 'Ya beni eleştirmek sana mı kaldı?' demek gelmez mi içinizden?" Ahmet Yurtsever diyor. Canım, tabii ki konuşsun insanlar. Biz aynı hatayı yapamayız. Karşımızdaki hata yapıyorsa biz ona olgunlukla cevap vermek durumundayız.

"Hocam, hani sıra gecesi yapacaktınız. Biz ekibi bile düşünmüştük kafamızda. Lütfen bekliyoruz." Siz ekibi hazırlayın kolay o.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş, bugün yaptığı konuşmada şunları söyledi, "Aman dilememizi bekliyorlar. Bizim tarihimizde, geleneğimizde ezenden aman dilemek, af dilemek yoktur. Öyle bir İslam'ı var ki AK Parti'nin; hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet serbest. Cenazeye işkence serbest. Yalan, iftira serbest. AK Parti dininde her türlü ahlaksızlık serbest. Bebekler ölüyor, 'İslam orduları haçlılara karşı direniyor' diye gaz veriyorlar. Cenazelerin alınmasını önleyerek toplumun onurunu kırmak istiyorlar. İnsanlığımızdan çıkarız, faşistliğimizden çıkmayız diyorlar."

ADNAN OKTAR: Ama çok abartmış, çok çok çirkin bir mecraya getirmiş. Orada bir PKK saldırısı var. Asker polis de kendini koruyor. Dışarıya çıkamıyorlar ki. O cenazeyi almaya gitse vururlar. Vuracaklar yani. Sürekli yağmur gibi mermi yağdırıyorlar. Cenazeyi kim alabilir oradan? Nasıl alsınlar? Oraya bir insan çıktığında otomatik silahla tarayacakları belli. Bunu bile bile oradan cenaze almaya gidecek adam kim olabilir? Kendileri gidip alabilir mi oradan cenazeyi? Desek ki, "Hadi gidip alın." Gidip almazlar. Yağmur gibi kurşun yağıyor. Yapamayacakları belli. Orada askeri-polisi suçlamak çok yanlış. Oranın fevkalade şartlarını görmeleri lazım.

"Hocam, sizin gibi insanları görünce muhabbet ve sevgi kendiliğinden geliyor." diyor Sinan Kal.

"Çok geniş bir vizyonunuz var Hocam. Hem çok zeki hem kararlı duruşunuza hayranız ailece. İnsanlığa iltifatsınız Hocam. Sizi çok seviyorum. İnşaAllah yakından görmek nasip olur." Look Green Green. Bak Yeşil Yeşil.

"Delikanlı aleminin olay delikanlısı, arslanlar arslanı Hocam, gece gündüz demeyip saatlerce yayına çıkarak tebliğ yapıyor yine." diyor.

Ne kadar çok yazı yazan var; binlerce insan. Oku oku bitmeyecek gibi. 

“En derin sevgi ve saygılarımı sunarım. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Vedat Yalçınkaya. Vedat Madaya’ya yapılacak pek bir şey yok yani çünkü Rus bombardımanı altında. Muhaliflere alçakça PKK orayı hedef gösteriyor. İşte şurayı vurun burayı vurun diye. Bu kahpeler, bu alçaklar Müslümanları mahvettiler Irak ve Suriye’de. Sürekli Amerikan ajanlarını İngiliz derin devletin uşaklarına hedef gösteriyorlar Müslümanları ve gece gündüz o garipler zaten açlıktan ölmek üzereler. Bir de ayrıca bombardımanlarla mahvediyorlar. PKK’lıları da domuz gibi semiriyorlar. Oradan buradan Amerika’dan İngiltere’den giden yiyeceklerle. Oradan gelen cinsi sapıklarla da ilişkiye giriyorlar. Bu alçaklar o bölgenin mikrobu. Yani yoksa Amerika onları o şekilde vurması mümkün değil.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 3 Ocak Pazar günü kardeşlerimiz Kayseri, Talas Anayurt Mahallesi’nde halkımıza sizin yüz iki adet kitabınızı hediye etmişler. Faaliyet öncesi kahvaltı edip sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aslanlara maşaAllah. Bak başı örtülü hanımlar da var, başı açık hanımlar da var. Hepsi doğru yolda maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN:  Aynı gün Malatya’dan kardeşlerimiz kitaplarınızdan yüz elli adet halka ücretsiz dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Malatya delikanlı aleminin kalelerindendir. Çok güzel olmuş maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bu hafta içerisinde bir bayan kardeşimiz Gümüşhane’de kitaplarınızın dağıtımı yapmış. Ayrıca hastanenin bekleme salonundaki kitaplığa da kitaplarınızdan bırakmış. Samsun merkezde kitaplarınızdan dağıtılmış. 2 Ocak’ta Kastamonu’daki kardeşlerimiz buluşmuşlar sohbet etmişler. Sohbette kitaplarınızdan bölümler ve Kuran’dan okumuşlar. 5 ve 6 Ocak tarihlerinde Balıkesir merkezde kardeşlerimiz 860 adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. 260 adet de kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca 8 Ocak’ta Bandırma’dan kardeşlerimiz de yemekli ev sohbetinde bir araya gelmişler ve belgesellerinizden izlemişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: 9 Ocak’ta Bandırma’da halkımıza 24 adet kitabınız hediye edilmiş. Ankara’dan kardeşlerimiz 2 ve 9 Ocak tarihleri arasında Pursaklar, Cebeci tren istasyonu çıkışı, Gülveren, Etimesgut tren istasyonu çıkısı ve Mamak’ta 115 adet Harun Yahya eseri kırk adet dergi ve dokuz yüz adet PKK’ya Çözüm broşürü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel yapmışlar, aferin aslanlarıma.

KARTAL GÖKTAN: Adana Kitap Fuarı’nda kardeşlerimiz iki yüz otuz adet kitabınızı ve dergiyi halkımıza dağıtmışlar. Ayrıca kadın cezaevi kütüphanesine de kitaplarınızdan hediye etmişler. Kardeşlerimiz fuarda en çok dikkat çekenin sizin kitaplarınız olduğunu iletmişler. İnegöl’den kardeşlerimiz 29 Aralık’ta Anadolu Gençlik Derneği İnegöl Şubesi Başkanı Mustafa Özkan’ı ziyaret edip, sizin Türk İslam Birliğine Çağrı ve Amerika’nın Göremediği PKK kitaplarınızı hediye etmişler kendisine. Mustafa Bey de Erbakan Hocamız’ın bir Kitabını hediye etmiş kardeşlerimize ve “Hedeflerinin Erbakan Hocamız’ın gösterdiği yol olan İslam Birliği’nin kurulması olduğunu açıklamış.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz başka bir gün de ev sohbetinde bir araya gelerek, Kuran ve sizin Allah Korkusu kitabınızdan bölümler okumuşlar. Geçtiğimiz Pazar günü Düzce’de yirmi adet kitabınız dağıtılmış. Sonrasında kardeşlerimiz Kuran’dan ayetler okuyup sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Beş bayan kardeşimiz bu hafta ve geçen hafta sonu bir alışveriş merkezinde yirmi iki kitabınızı, dergiyi ve çok sayıda A9 broşürünü dağıtmışlar. Ayrıca daha önce mescide bıraktıkları kitaplarınız okunmak için not bırakılarak ödünç alınmış. Hemen yenilerini bırakmışlar. Gebze’den kardeşlerimiz farklı günde bir araya gelmişler. Kuran’dan ayetler ve sizin Allah korkusu isimli kitabınızı okumaya devam etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel, hepsi çok güzel.

“Hocam ben Ankara’dan Merve, enerjinizi çok seviyorum. Yine her zamanki gibi pırıl, pırıl ve çok temiz görünüyorsunuz.”

Ercan Karaca, “Hayat sana güzel Hocam, valla seni çok kıskanıyoruz” diyor. Gıpta ediyoruz de gıpta.

Necati Yılmaz, “MaşaAllah seni yaratan Allah’a kurban, arslan, heybetli yiğidim” diyor.

 “Bahsettiğiniz anti Darwinist, anti materyalist eğitim modelini uygulayan bir ülke var mı?” Hiçbir ülkede bu yok, hiçbir ülkede yok. Bir tek IŞİD kendi kontrol ettiği yerlerde Darwinist eğitimi yasakladı, ama o çok küçük bir bölge tabii. O da bir devlet değil.

“Tarih sayfalı mimoza, tarih sayfalarında okuduğumuz sadece inancından güç alan Müslüman örneğisin, canım, bir tanem ruhum Hocam, eşin benzerin yok o yüzden seni anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar, iyi ki varsın, hep ol inşaAllah canım ruhum” diyor maşaAllah.

“Suriye’de halk PKK’dan nefret ediyor. PKK herkesin başına bela” yazmıştık. Fila Fel. “Hayatın boyunca kaç defa Rojava’ya gitti?. İstersen bir git bak. Rojava çaka çaka PKK’lı dolu, nesine gidip bakacağım? Bütün Kürt kardeşlerimiz hep buraya geldiler. Yüz bin, iki yüz binin üstünde insan. Türkiye’den medet bekliyorlar. Türkiye’ye sığınıyorlar. Türkiye’yi bir emin belde, emin bir yurt olarak görüyorlar. Rojava’da hiçbir Kürt kardeşimiz kalmak istemiyor. PKK pisliği her yeri sarmış durumda.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli; “Güneydoğu’da devam eden operasyonlar ve anayasa yapılması konusunda şunları söyledi: Cizre, Silopi ve Sur’da Kobani provaları yapılmaktadır. Kazılan hendeklerin içine bin yıllık kardeşliğin imhasını sağlayacak etnik dinamitler döşenmiştir. İşin daha vehamet yanı bugünlere açılım, çözüm, barış, tavizlerle gelinmesidir. Erdoğan’ın baldıran zehri içecek kadar gözünü kararttığı çözüm süreci hendek olmuş kahraman Mehmetçik ve polislerimizi şehit etmiştir. Türkiye’de sorun sistem değil, var olan sistemin çalıştırılmamasıdır. AK Parti başkanlık hayalinden vazgeçmeli. Davutoğlu’nun ise, Erdoğan’ın oyununa gelmemesi görüşündeyiz. Anayasanın ilk dört maddesini hunharca alaşağı edilmesine ve tahrip edilmesine karşıyız.”

ADNAN OKTAR: Yok canım öyle bir şey kimse yapamaz zaten. Anayasanın ilk dört maddesi hiçbir şekilde değişmez. Onu kimse hayal etmesin, ağzına dahi almasınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli “Kongre 18 Mart 2018’de yapılacak” açıklaması yaptı. Parti için muhalefetin olağanüstü kongre teklifini reddetti. Açıklamasında şunları söyledi, “MHP’nin kongre süreci 18 Mart 2018 tarihinde olacaktır. Ondan öncesi bizi ilgilendiren bir konu değildir. İmzayı kim ne kadar toplarsa toplasın, müracaat halinde kabulü mümkün olmayacak ve yasal haklarını kullanma yolu da açık olacaktır. Bizimle değil mahkemelerle haklarını savunmalarını tavsiye ederiz.”

ADNAN OKTAR: Evet.

Hakan Sadık, “Değerli Hocam gün geçtikçe sizin kararlarınızı, düşüncelerinizi ne kadar akılcı ve isabetli olduğunu anlıyoruz. Gece sizin sohbetinizi dinliyoruz. Sabah kalkıyorum haberlere bir bakıyorum, sizin gece sohbette bahsettikleriniz gündeme dahil yorumlarınız manşet olmuş. Gündeme ışık tutuyorsunuz aslan Hocam” diyor. “Tüm sohbetlerinizde ve videolarınızda dikkatimi çeken şey sizin kararlılığınız, Allah’a olan bağlılığınız birçok konu yıllardır sizin kararlılığınızla tekrar edilmesine rağmen, sizin anlatımınızla sanki bu konu ilk defa dinlenmiş gibi oluyor ve sürekli yeni tefekkürler ediyoruz, Allah sizden ve değerli kardeşlerimizden razı olsun” diyor.

“Selamlar Üstadım, Roma’da yaşıyorum İnci ismim yayınlarınızı takip ediyor ve bütün tanıdıklarıma tavsiye ediyorum, ümit ve korkuyla, ilgili bir ayet var biraz açıklar mısınız? Hürmetler” diyor.

“Yayınlarınızı dört gündür takip ediyorum ve sizin söylediklerinizle günümüzde dünya paralel şekil alıyor. Arkadaşlarla toplandık, pür dikkat sizi izliyoruz şu an. Samimiyetten biraz bahseder misiniz?” Özlem bunu yazan.

Tuğba, “Hocam İstanbul’dan Tuğba, sizinle tanışmak istiyorum. Hele ki bu son günlerde ve haftalarda yaptığınız açıklamalar resmen gündemsiniz, olaylar olmadan doğru şekilde hem de Kuran ile anlatıyorsunuz. Allah razı olsun sizden. Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir şeyler anlatır mısınız? Sevgiler.”

“Müslüman biri Hristiyan olunca akıbeti ne olur?” Züleyha Süleymaniyeli. Allah bilir. Ama Müslümanken nasıl Hristiyan olsun, çünkü İslam’da her şey var. Neyi bulamamış ki Hristiyan olsun? Hristiyanlık ona neyi getirecek? Bana söylerse, ben bir anlayayım.

“Çocuklarımız okulda materyalist eğitim alıyorlar. Küçük yaşta oldukları için hemen de etki altında kalıyorlar. Çocuğumu bu telkinden nasıl kurtarabilirim?” diyor. Kamile Olgun. Bunu aslında dilekçe ile bakanlığa bildirelim, mahvoluyor insanlar.

“Değerli Hocam bir gününüz nasıl geçiyor?  Biraz anlatır mısınız? O evde hep ibadet mi yapıyorsunuz? Saygılar.” Çetin. Her şey ibadettir, eğer Allah rızası için yaparsan. Yemek, yemek de ibadet olur, spor da ibadet olur, eğlence de ibadet olur, her şey ibadet olur.

“Adnan Bey sizden başka İslam’ı geniş kitlelere yayma gayesi olan, nefreti değil de sevgiyi ön plana çıkaran başka bir alim görmedim, varsa söyleyin” diyor.

“Hocam sizi severek izliyoruz. Sizin çok büyük hayranınızız. Saygılar, nur yüzlü insan sizi orada ziyaret etmek isteriz.” Erdinç ve arkadaşları.

“Hocam ellerinizi görünce müthiş heyecanlandım. İçim ürperdi maşaAllah. Hz. Musa (a.s)’nın eli gibi nasıl parlıyor nur kesmiş sanki maşaAllah suphanAllah.” diyor Ferda. Canım tabii insan; temiz diyelim, evet. Normal, kırmızı yüzüm de ondan kıyaslandığı için öyle. Yani daha kırmızı yüzüm ondan kaynaklanıyor.

Emre Abravaya, “Düzce’deki en sıkı müritlerinizdendir. Kitap gönderin, biz de dağıtırız” diyor. Kahvehanede toplu oturmuş bizi seyrediyorlar. Fotoğraf çekmişler. Çok fazla kahvehane fotoğrafları geliyor.

“Müslümanların çile çekmesinin sebebi nedir? Dünyada çile çekenler zulme uğrayanlar hep Müslümanlar. Afganistan, Filistin, Irak, Çeçenistan, Suriye gibi ülkelerde Müslümanlar ıstırap içindeler. Neden?” Murat Danka. Şimdi Hristiyanlar ve Museviler ehli fetret hükmünde yani binlerce sene geçmiş. Mesela 2000 yıl geçmiş fetret devri girmiş mesela 2000 yıla. Bir peygamberden sonra 2000 yıl. Ehli fetret için yeterli bir süredir. Musa (a.s)’dan itibaren de 3500 yıl geçmiş, onlar da ehli fetret. Onlar bir hata yapsa bile fetret ehli olduğu için hükümleri daha hafif oluyor. Ama Müslümanlar hak din geldiği halde şirke düşüp, Kuran’ı terk edip hurafelerin peşine gittiği için Allah müthiş intikam alıyor. Yani büyük bir felaket olmuş oluyor, şirke girmiş çünkü. Ama onlar fetret ehli olduğu için onların hükmü ayrı olmuş oluyor. Yani daha hafif oluyor onların hükmü Allahualem. Bediüzzaman bu şekilde açıklıyor.

“Hükümetin çözüm sürecinde izlediği politikayı nasıl buluyorsunuz? PKK’nın Güneydoğu’da oluşturduğu bu terör yuvalarına çözüm sürecinde taviz verildiğini düşünüyor musunuz? Operasyonlar yeterli mi? İyi yayınlar.” Ali Şahin. Tabii ki çoktan bitirilirdi istense. Yani şu anda bile orta dozda, hafif dozda hareket ediliyor. Yani abanılsa çoktan kazınıp kökten bitirilirdi, bilmiyorum. Yani bir hikmeti var.Bbelki yani işte artık nasıl söyleyeyim? O kırk yıllık sürenin dolmasını bekliyorlar diyeyim.

“Hocam bazen söyledikleriniz beni çok şaşırtıyor. Dindarsınız ama insanlara karışmıyorsunuz. Hatta karışanlara izin vermiyorsunuz. Kültürel gelişime önem veriyorsunuz. Fakat birçok dindar tanıdığım boş şeylerle uğraşma otur, onun yerine bir dua öğren, diyor. Siz aksine kültürlü olmayı destekliyorsunuz. Şaşırtıcı bir kişiliğiniz var Hocam.” Mehmet Sarıduman.

“Ben sizden başka herhangi bir din hocasını kedi, köpek, kuş severken görmedim. Bu yönünüzle sizi takdir ediyorum.” Musa Yozgatlı.

“Hocam bir kızım olacak. Dinimize uygun bir isim söyler misiniz?” diyor Hüseyin. Annesine isim verdirtsene annesi emek veriyor ona değil mi? Onun içinde vardır öyle bir eğilim. Ama annesiyle ikiniz birlikte ısrarlıysanız o ayrı o zaman söylerim.

İmam Ali şöyle buyurdu: “Evlatlarımdan Mehdi çıktığında benim peygamberimizden yazdığım şekli ve yorumlarıyla Kuran’ı açıklayacak, insanlara onu anlatıp okuyacak. Ve Kuran’la nebinin sünnetini uygulayacak.” Bak Kuran’la. El İçtihat 1.cilt sayfa 107 Biharu’l Envar 89. Bölüm sayfa.43.

Hasret, “İslam’ı en iyi Adnan Hoca yayıyor.” diyor. İnşaAllah öyle olur.

Mahmut, “Adnan Hoca, harikasın, devam durmak yok. Yola devam.” diyor.

“Erel Hocam’dan karaokesiz bir parça daha istirham edebilir miyiz? Sanatçı oradayken ihya eder sevenleri” diyor. Hadi bakalım.

“Allah aşkıyla sevdiğim, şu an evimden seni izliyorum ama kalbim, ruhum, dualarım seninle benim en güzel nimetlerimden. Allah yanında olmayı nasip etsin” diyor.

“Tokat Batmantaş köyündensiniz doğru mu?” Çocukluğum oralarda geçti yaz tatilinde köye gidiyorduk. Anne tarafım oralı Çerkez köyü orası. Baba tarafı da Bala, Bala Çerkezleri gelmişler. Seyit olan babam tarafı. Anne tarafında seyitlik yok. Çerkez onlar.

“Hocam bu saatten sonra benim için A9 dışında başka kanal yok” diyor.

İmam Ali diyor ki; “Bütün ilimlerin kapısını ben açtım. Mehdi’yse onların sırlarını keşfedecek.” Biharu’l Envar 74. Bölüm.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Amerika’nın Türkiye’yi bölme planı olduğunu 2003’te Abdullah Gül ile Amerikan eski Dışişleri Bakanı Colin Powell arasında bir anlaşma yapıldığını iddia etti. Şöyle diyor; “Amerika’nın Körfez savaşlarındaki hedefi Kürdistan’ı kurmak. Biz bunu 1990’da gördük. O andan itibaren Amerika’nın Türkiye’yi bölme planlarına karşı mevzilendik. Amerika, Türkiye’yi bölmek için PKK’yı örgütlüyor, eğitiyor ve donatıyor. 2003 yılının 2 Nisan günü Amerika eski Dışişleri Bakanı Colin Powell Ankara’ya geldi ve Abdullah Gül ile gizli bir anlaşma yaptı. Bunu 24 Mayıs 2003’te Vatan Gazetesi’nde Abdullah Gül söyledi. Orada “2 Nisan günü Powell’la iki sayfa dokuz maddelik bir anlaşma yaptık” diyor. Amerika, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül yönetimini eline almış ve bu sözleşmeyi kendisine bağlamış 2003 yılı Nisan’ından itibaren o sözleşmeki dokuz madde uygulandı. Hükümet programı gibi.”

ADNAN OKTAR: Yok yani burada bu kararı bizim milletimiz verir. Biz veririz, biz Türkiye’nin bölünmesine müsaade etmiyoruz. Asker polis de kanaatini zaten çok kapsamlı gösteriyor, anlatıyor. Anlamayana anlayacağı dilden tarif ediyor. Ve tarif edecek de onun için yalvarıyorlar şu an hani yakamızı bırakın gibisinden. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz olmaz yani. Abdullah Gül evet bir hata yapmış olabilir verdiyse bir söz kandırdım desin, yalan söyledim desin. Yalan söyledim demesin de veyahut o devirde öyle demem gerekiyordu öyle dedim yanlışlıkla çıkmış ağzımdan kusura bakma desin. Ne olacak en fazla çeker vururlar. Değil mi? Şehit olur en fazla. Önemli bir şey değil. Olabilir insanın ağzından yanlışlıkla bir söz çıkmış olabilir sözümden vazgeçiyorum diyecek bu kadar.

İsrail fakir fakir sözüm doğru. Biliyorum.

Salat, Kuran’da beş vakit namaz var Atilla. Bu doğru.

“Giderek karizmanız artıyor” diyor. “Günden güne daha gençleşiyorsunuz” diyor. “Sanki sizi engellemeye çalıştıkça Allah size daha da güzellik veriyor, daha da çok güzel hanımlarla sizleri destekliyor. Metafizik bir durum var” diyor.

“En vicdanlı, en akıllı, hikmetli, basiretli, ferasetli, yakışıklı, merhametli, cesur, kalender, nurlu, çekici, şık, modern, sanatçı, büyük ilim sahibi, mucize, kahraman.” Bayağı bir şey yazmış. Ne şeker şeyler bunlar. Handan. Bayağı seviyor demek ki. Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum. Sıradan bir insanım ama sevdiğin için Cenab-ı Allah gözüne öyle gösteriyor ne güzel.

Hulki Gök; “Masonları, Siyonizm’i, üç yüzler meclisini, İngiliz kız kardeşleri, on üçler meclisini, İsrail’de sekiz milyon, dünyada on dört milyon Yahudi’nin dünyayı nasıl hakimiyet altına aldığını, petrol, enerji, silah ticaretinin yüzde kırkına nasıl hakimiyette tuttuklarını inceleyin.” Bunları öğreten benim. Benim kitaplardan okuyorsun bana anlatıyorsun. Ne yapacağız şimdi bunu, Hulki’yi? Kardeşim bir tane yapı var karmakarışık yok. İngiliz derin devleti vardır o kadar. Öyle karma karışık yok kız kardeşler meclisi bilmem darmadağın ederler öyle bir şey olmaz. “Üç yüzler meclisi” onu ben söyledim, daha geçenlerde söyledim. Benden duyduğun bir şey. Bu İngiliz derin devletinin toplamı yaklaşık üç yüz kişi falan asıl yönetenler. Küçük küçük birimler halinde üç yüzlü kolları var, o başka. Sade bir yapı bu. Dünya derin devleti öyle karmaşık bir yapı değildir, gayet sadedir. Ama burada İngiliz kız kardeşleri, öyle bir konu yok. Nereden çıkarıyorsun İngiliz kız kardeşleri? Yok oğlan kardeşi, kız kardeş, öyle bir konu yok. Bunlar kafalarında böyle abartılı şeyler söyleyerek sükse yapacaklarını zannediyorlar. Böyle yeni yetişen gençlerde bu oluyor. Kimsenin bilmediği bilgilere ulaşmış oluyorlar. Mesela hiçbir kaynağı yok, İngiliz kız kardeşleri anlat desem hiçbir şey anlatamaz, boştur yani. On üçler meclisi; bu da boş, böyle bir şey yok. Üç yüz kişilik bir heyet var. Bunlar tabii ki daha küçük birimleri var ayrı mesele. Dokuz kişilik, üç kişilik birimleri var ama asıl dünya derin devleti, İsrail’deki yapılanmayı da yapan, başka yerdeki yapılanmayı da yapan tek bir yapılanma vardır, İngiliz derin devleti meşhur. Basınla yayınla her yere kollar salmıştır. Dünya ordularının bir çoğuna hakimdir. Dünya mafyasına hakimdir. Zamanında oturtturmuş, bu eski yani kadim bir sistem. Onun için bu meclisi, bu sistemi dağıtacak adam pek çıkmamış şu ana kadar. Çıkması da çok zor çünkü çok oturmuş eski bir sistem olduğu için tıkır tıkır işliyor.

Sur’da yaralanan bir subayımız için çok acil bir kan aranıyor (A rh negatif). Ankara GATA Hastanesi’ne getirilecek bu kan. Beş ünite rh negatif kana ihtiyaç var. İhtiyaç çoğalabilir. Ankara’daki vatandaşlarımız A grubu rh negatif kanı olanlar yıldırım hızıyla oraya gitsinler hemen.

Kardeşim namaz olmaz olur mu? Rükudan, secdeden, kıyamdan bahsediyor etmeyin çatmayın artık yani. İnsaf edin. Diyor ki “mali ve zihni destek olarak çevriliyor” diyor. Mali ve zihni destekle rüku olur mu, secde olur mu? Kıyam’dan bahsediyor? “Vakitli olarak” diyor, sabah vaktinde değil mi, öğle vaktinde akşam vaktinde, ikindi vaktinde, yatsı vaktinde açık açık söylüyor Kuran’da. Ne alaka? Hayır, canı namaz kılmak istemiyorsa ayrı mesele. Ama doğrusu bu.

“Canım Hocam siz gecelerin delikanlısısınız olmuyor öyle gündüz yayınları.” Cafer Kocaman.

BÜLENT SEZGİN: Doğu Perinçek’in verdiği bilgiler arasında PYD bölgesinde Amerikan üsleri olduğu iddiası var.  Şöyle söylüyor. “Siz burada Amerika ile özerklik yarışına girerek bu işi çözemezsiniz. Silahlı bir güç var, o silahları almadan, onları etkisiz hale getirmeden bu iş çözülmez. En son Suriye’ye bir ay önce heyetimiz gitti. Orada Suriye devleti çok önemli bilgiler verdiler. PYD ve PKK’nın hakim olduğu Suriye’nin kuzeyinde üç tane Amerikan üssü var. Bu üslerde iki bin beş yüz Amerikalı özel kuvvet komutanı var koskocaman bir kuvvet. Mesele hak hukuk vererek değil silahlı örgüte silah bıraktırılarak çözülecek. Şu anda mevcut hükümet Rusya, Suriye, İran ve Irak’la işbirliği politikası yapsa PKK on beş gün içine biter” dedi.

ADNAN OKTAR: Biraz daha detay verse iyi olur bu konuda. Çünkü Türkiye, NATO içerisinde hareket ediyor. NATO’yu bıraksa da böyle yapsa o çok tehlikeli bir macera. Öyle bir mecra değişimi tehlikeli olur. Neyi kastettiğini, nasıl bir güvence aldığını iyi tarif etmesi lazım? NATO içinde kalarak bunu yapması gerekiyor. Eğer dediği doğruysa onun da detayları çok önemli.

“Hayvanlara karşı sevginiz çok güzel” diyor.

Bu kan vermek için yönlendirmemden sonra Erol Ölmez; “Adnan Oktar Hocamız’a duyarlı oluşundan dolayı teşekkür ederim ve duyarsız kalanlar hepinize yazıklar olsun. Yuh olsun be” diyor. Ama duyarsız kalmak çok korkunç olur orada bizim aslanımız bizi korumak için, İslam’ı Kuran’ı korumak için, Allah’ın dinini korumak için, oradaki çocukları, yaşlıları korumak için o aslan gibi delikanlı bedenini siper ediyor, o kahpeler onu kurşunluyor kana ihtiyacı oluyor, adam yerinden bile kıpırdamıyorsa ona tabii ki yüz bin kere yuh olsun yani imkanı varken. Canımıza her türlü fedakarlık gerekir.

“Enam Suresi 130. Ayet, Rahman Suresi’ni tefsir edecek kişi kim olabilir?” diyor. Tamam bakayım.

“Hocam sohbetiniz harika sizi tek geçerim alemde. Başka kanal izlersem moralim azalıyor. Harikasınız. Bir de seçtiğiniz müzikler gönül dünyamıza renk katıyor. Hayırlı geceler.” Yani bazı kanallar için bunu söylüyor tabii. Hepsi için demiyordur.

İngiliz derin devleti genellikle böyle psikopatlığa meyyal, psikolojik yönden bozuk, cemiyet mikrobu olan, insanlardan nefret eden yahut kompleksli, içine kapalı dengesiz insanları kendi esiri yapıyor adeta. Onların enaniyetini iyice azdırarak tamamen nefsini enaniyetini vücudunu kaplayacak şekilde geliştiriyor, sırf ene kesilip manyağa dönüyorlar, ondan sonra onları kullanmaya başlıyor her türlü istihbarat işinde. Böyle bir robota dönüştürüyor adeta enaniyetlerini azdırarak. O konuya çok dikkat etmek lazım. Bakın internete falan fark edersiniz böyle hep karanlık yerler, böyle izbe yerlerin meraklısı olurlar. Böyle esrar içilen, uyuşturucu kullanılan veyahut böyle ışıksız karanlık mekanlar, karanlık ortamlar, izbe kelimeler, izbe cümleler böyle ne idüğü belirsiz konuşmalar. Şunu demek istiyor “halk anlamaz ben anlarım böyle şeylerden.” O bir sinsiliğin gereği olarak bunu tapıyor. İnsanların fark edemeyeceği şeyleri yapmak, insanların göremeyeceği şeyleri yapmak, sinsice bir şeyler kotarmak, bir ahlaksızlık yapmak, gizlice istihbarat vermek şifreli istihbarat vermek, en pislik adamlarla gizlice bağlantı kurmak, Müslümanları sürekli deşifre etmek, Müslümanlar hakkında genel bilgi aktarmak böyle karanlık ruhların karanlık özelliğidir. Dünyanın her tarafında bu faaliyetlerle Müslümanlara acayip darbe indiriyorlar. Her yerde. Mesela cemaatler, topluluklar hep bir süre sonra görüyorsunuz tahrip ediliyorlar. Suikast için de aynı şekilde bu istihbarata çok önem veriyorlar.

O kardeşimize kan bulunmuş mu, ne olmuş? Onun hakkında bana bilgi versinler. Son durum nedir? Ankara GATA’ya sorsunlar, bana bilgi versinler. Bir de bütün kanallar aynı anda hatırlatma yapması lazım. Merkez bir sistem kurulsun. Böyle şeylerde kanunen mecbur olsun kanallar, onların gönlüne bağlı olmasın. Kan ihtiyacını bütün kanallar aynı anda bildirsinler.

Deccaliyet öyle karmakarışık bir sistem değil. Bir derin devlet kurmuşlar, geleneksel olarak bunu da oturtmuşlar, her yerin mafyasını şununu bağlamışlar. Buna ne bir başbakan, ne cumhurbaşkanı kimsenin gücü yetmiyor özetle böyle. Dünyayı şekilden şekle sokuyorlar, Darwinist imparatorluğu da oturtturmuşlar, Darwinizm’e de kimse bir şey diyemiyor. Dünyada hiçbir lider, hiçbir parti lideri tek kelime bir şey diyemiyor. Bu sistemin delinmesi gerekiyor, bir yerden delinirse her yerde delinir. Konu bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın da sponsorluğunu yaptığı Uluslararası Kriz Grubu adlı düşünce kuruluşu yayınladığı raporda “Otuz yıldır süren isyanın sona erdirmenin tek yolu PKK ile bir yandan doğrudan müzakereler yürütürken öbür yandan anayasada yer alması istenilen ana dilde eğitim ve ademi merkeziyetçilik, yerel yönetimlerin güçlenmesi gibi temel Kürt…”

ADNAN OKTAR: Bıraksınlar bize bu masalları, bunların hepsi bölünme için nezaketiyle kendi kanunlarınla kendi rızanla boyun eğme yani boynunu kütüğün üstüne koy diyor adamın eline de baltayı ver diyor ondan sonrası artık sen düşünürsün diyor. Böyle bir şey olmaz. Anlamı bu olur. Çok yanlış yoldalar, çok ayıp yapıyorlar dalga geçer gibi. Kimse bizi böyle kafalayamaz. Bunun nereye gideceğini çocuk olsa bilir. Ademi merkeziyet bilmem ne, külliyet falan bıraksınlar bunu. Bölünmeye kapı açacak hiçbir şeye müsaade etmeyiz. Ve bunu kibar kibar yapmaya çalışıyorlar. Yetiyorsa gücün çık ortaya yap. Yetmiyorsa bizi böyle kibar kibar ikna etmeye uğraşmaya hiç gerek yok.

“Allah aşkıyla sevdiğim canım Hocam, yıllardır adını koyamadığım hasretimsin sen. Her gün Rabbim’e şükrediyorum seninle bizi aynı zamanda yarattığı için elhamdülillah. Allah bizleri seninle iki cihanda da ayırmasın.”

“Allah’ın aslanı Sultanım biricik Hocam bir sorum olacaktı. İman eden bir insan imtihan olurken o imtihanı kaldıramadıysa, imtihanda galip olamadıysa ama yapamadığı için pişmansa bu durumda ne yapmalıdır?” işte dua edecek, Allah’tan yardım dileyecek.

Bunu söyleyen yabancı bir düşünce kuruluşu ama Dışişlerimiz buna para verip besliyor. Çok acı bu.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Derin Dünya Devletinin Türkiye’yi Parçalama Planı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü