Harun Yahya

Sohbetler (11 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi hazinedir” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın altı mahallesinde sokağa çıkma yasağı bulunan Sur ilçesinde PKK’lı teröristlerin keskin nişancı tüfeği kanasıyla açtığı ateşte iki uzman çavuş yaralandı.

ADNAN OKTAR: Bunlara bir tentürdiyot baslar da bu mikroplar bir bitse olmuyor mu? Flitle girsinler flitle geniş. Pislik herifler, bunların hepsini tutuklayıp hapse atsınlar.

Hiçbir program bu kadar izlenemiyor ve bu kadar zevk vermiyor, bu kadar insanlara huzur veren bir program Allahualem pek yoktur. Çok nadirdir.

“Hocam, siz oldukça Müslümanların sırtı yere gelmez evvelAllah, inşaAllah. Müslümanların yüz akısınız. Artık sizden aldığımız cesaretle Müslümanlığımızı rahatça göğsümüzü gere gere yaşayabiliyoruz. Kuran Müslümanlığı ne kadar güzel, ne kadar modern, ne kadar sevinç ve mutluluk dolu bir hayata vesile olduğunu bize siz öğrettiniz. Allah sonsuza kadar sevdiği kullarından kılsın Hocam” diyor. Ahmet Saygı, Lüksemburg.

“A9’un yüksek izlenmesine şaşıranların aklına şaşırıyorum. Ne yapacaktı millet? Asıl soğuk suratlarla saatlerce kafa ütüleyen konuşmalar yapanları mı seyredecektik?” diyor. “Yıllardır aynı tipler, aynı basmakalıp konuşmalar, aynı didişmeler bıkmıştık” diyor, Aysun Kararlı. Bazı kanallar için diyor doğru söylüyor.

“Pervanelerin ateşe yönelmesi gibi canım Hocam, siz varken tüm insanlar A9’a yöneliyor. Gün boyunca insanların aksiliğinden ruhsuzluğundan yorulup seninle can buluyoruz biz. Siz televizyona çıktığınızda can geliyor evlerimize. İyi ki varsınız.”

“Hocam, her akşam Twitter’da tt oluyorsunuz, etiket başlatıyorsunuz. Hemen listeye giriyor. En çok konuşulanlarda ya birinci ya ikinci oluyorsunuz. Bu bile özellikle genç kesim tarafından ne kadar çok izlendiğinizi görmek için yeterli. Bu kıskançlığın nedeni acaba ne?” diyor. İşte meşhur Türk atasözü “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” derler ya konu o.

KARTAL GÖKTAN: Makalelerinizle ilgili bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Makale, evet.

KARTAL GÖKTAN: Lübnan’ın 1952 yılında kurulmuş olan The Daily Star Gazetesi ilk olarak Lübnan’da dağıtılmaya başlayıp çok kısa süre içinde tüm Ortadoğu’ya yayıldı. Daily Star bugün Ortadoğu’nun en önde gelen İngilizce gazetesi unvanına sahip. Ayrıca web sitesi de Ortadoğu’nun en büyük haber kaynağı olarak kabul ediliyor. “Avrupa Birliği için nasıl bir Türkiye?” başlıklı makaleniz hem gazetede hem web sitesinde yayınlandı. Bu yazıda anlattığınız konular, Avrupa Birliği’nde açılan yeni fasılla ilgili. Türkiye’nin Avrupa Birliği normlarına uymak için demokrasi ve özgürlüklere daha fazla önem veren, sanat bilim konularında gelişme gösteren bir Türkiye olması gerektiğini, bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki varlığının hem Avrupa Birliği’ne hem de Türkiye’ye fayda sağlayacağını ifade ediyorsunuz. Ayrıca Avrupa Birliği içinde artan Müslüman ve yabancı karşıtlığına dikkat çekiyor ve bu durumun AB için bir tehlike arz ettiğini anlatıyorsunuz. 1979 yılından beri yayın hayatında olan İran’ın ilk ve en büyük İngilizce gazetesi ve aynı zamanda ülkenin devlet gazetesi olan Tehran Times’ın ana sayfasında Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerginliği konu alan yazınız yayınlandı. Bu makaleniz ayrıca Tehran Times’in internet sitesinde de yer aldı. Kaleme aldığınız bu yazınızda iki ülkenin de bu olayı tırmandırmaktan kaçınarak itidalle halletmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu tatsız olayı unutup, bu değerlendirmeyi bir sene sonraya bırakmaları gerektiğini hatırlatıyorsunuz. Olanla ölüme çare olmadığını, bundan sonra ilişkileri düzeltmenin aciliyetinden bahsediyorsunuz. Yazınızda ayrıca zaten alevler içinde yanan Ortadoğu’da bu iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin bozulması sadece İslam dünyasını parçalamaya çalışanları sevindireceğini söylüyorsunuz. İki Müslüman ülkenin arasının düzeltilmesinin farz olduğunu ve aksinin haram olduğunu belirterek yazınızı sonuçlandırıyorsunuz. Her ay beş yüz bin kişiye ulaşan farklı kesimlerden okuyucu kitlesine sahip, ağırlıklı olarak üniversite öğrencilerine hitap eden ve İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İsveççe yayın yapan MBC Times sitesinde, “Parçalanmaya doğru giden Avrupa’yı ne kurtarır?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalenizde, Türkiye’de federatif sistemli bir başkanlığın ülkemizi kesin olarak böleceğini sürekli anlatıyorsunuz. Özerklik ve federasyonlara sahip birçok Avrupa ülkesinin bölünmeye gittiğini, özellikle de Almanya’da yoğun bir şekilde bölünmenin konuşulduğunu belgeleriyle açıklıyorsunuz. Yazının sonuç bölümünde de, bölünmelere karşı birlik ve beraberliğin güçlendirilmesini ve üniter yapının önemini anlatıyorsunuz. Son olarak Almanya merkezli Burma Times haber sitesinde de, “Myanmar’daki olaylar tarihin sayfalarından silinebilecek mi?” başlıklı yazınız yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte bu başarıyı veren Allah. Bak, İran gazetesi Tehran Times hiçbir Türk Müslüman yazarın yazı yazamadığı bir gazete. Onda kapaktan başyazı olarak yayınlanıyor. Bu çok müthiş bir şey.

İslam aleminin parçalanmasına müsaade etmeyeceğiz, parçalatmalarına da müsaade etmeyeceğiz. Sevgi hakim gelecek, sevgi hakim olacak.

AYŞE KOÇ: Aynı şekilde Mısır ve İsrail gazetelerinde de yazıyorsunuz Adnan Bey. Orada da Türklerin yazarların yazılarına izin vermiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Hocam, yediden yetmişe herkes sizi izliyor. Çünkü her gün internette sizin hakkınızda haber yapılıyor. Ayrıca köşe yazarları, devlet yetkilileri sizin görüşlerinizi teyit eden açıklamalarda bulunuyorlar.” Hakikaten ne desek hükümet aynısını uyguluyor. “İzlemeseler sizin söylediklerinizi nasıl bilecekler ki?” Yunus.

Tutku Akcan, “Değerlim, nurum, gündüzüme güneşsin, sevilmeye layık olansın.” Tek layık olansın diyor ama tabii bir çok insan vardır.

Türkiye çok modern olması lazım. Hükümetten istirham ediyoruz, devlete böyle bir bakış açısı, böyle bir perspektifi ana politika olarak yüklesinler. Ultra modern Türkiye. Gelenekçi Ortodoks Türkiye ile mahvoluruz, sakın ha. Yani her gelenekçi Ortodoks sistem yıkılıyor. Danimarka’dan, Norveç’ten, Fransa’dan her yerden daha modern olalım. Bu çok kolay. Bizim milletimizin mayasında da var. Çok sevinçle bizim milletimiz bunu ister. Avrupa Birliği’ne girmek istemelerinin nedeni o zaten, modernliğe olan susuzluk ve açlık. Bizi gelenekçi Ortodoks sistemin karanlık ikliminde Allah rızası için boğmasınlar. Boğuluruz biz. Bunu istemiyoruz. Yani devlet, hükümet bütün gücüyle ultra modern olmayı hedeflesin. Çok hayati bu. Bir de gençliği milli gençlik olarak yetiştirelim. Milli şuur dersi verilsin. Hepsi milli yetişmiyor gençlerimizin. Darwinist eğitime de son verilsin. Dünyada bir ilk yapılsın, İngiliz derin devletine derin bir tokat indirelim. Milletimiz şikayet etsin Milli Eğitim Bakanlığı’na “biz Darwinist eğitim istemiyoruz” diye. Rica ediyorum, yani beni tanıyanlar eğer kendileri de uygun görüyorlarsa, makul görüyorlarsa o inançtaysalar bildirmelerini tavsiye ederim. Milli Eğitim Bakanlığı bu talimatı görse iyi olur.

Başbakan’ın bir açıklaması vardı tevafuken duydum. Dedi ki “Biz vicdanın merhametin sesiyiz” dedi “sırf parti değiliz yani alelade bir parti değiliz, vicdanın merhametin sesiyiz” dedi. O çok hayati bir konuşma. Buna nasıl sahip çıkmaz partiler? Vicdana, merhamete, şefkate, sevgiye yani coşkuyla sahip çıkmaları lazım. Hayat budur. Hayatta başka bir şey yoktur ki. Sevgi, aşk, merhamet, vicdan; hayatı meydana getiren şeyler bunlar. Yemek yemek bilmem ne falan değil hayvan da yemek yiyor. Biz bu manevi duygularla yaşarız. Onun için güzeldi o konuşma ama kaynayıp-gitti o, onu bir daha vurgulasa iyi olur Sayın Başbakan. Mesela “AK Parti sevgi muhabbet hareketidir” demiş bugün. Çok şahane bak, sevgi artık siyasetçilerin dilinde ana konu olmaya başladı. Israrla sevgiyi dillendirdik, eskiden tek kelime duymuyorduk.

BÜLENT SEZGİN: Efkan Ala bugün Güneydoğu’daki operasyonlar hakkında açıklama yaptı Adnan Bey. Şöyle söylüyor: “Operasyon yapılan il ve ilçelerde görev alan asker ve polis güvenlik gücü sayısı 14 bin 68. Bunların 6 bin 182’si asker, 7 bin 889’u polis” dedi. Asker-polis ve geçici köy korucusu olmak üzere güvenlik güçlerinden 24 kişi şehit oldu. Ve 24 kişiden 16’sı asker 7’si polis, 1’i geçici köy korucusu olduğu belirtiliyor. Güvenlik güçlerinin yaralı sayısı 264. Cizre’de 233 PKK’lının 173’ü öldürüldü, 18’i yaralı olarak ele geçirildi, 42 gözaltı var.

ADNAN OKTAR: Şehit olan efeleri tebrik ediyoruz, imreniyoruz. Allah annelerine babalarına uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin. Efelerim yakışanı yapıyorlar. Söküp-atsınlar bu mikropları hepsini hapishaneye kodese.

BÜLENT SEZGİN: Silopi, Sur ve Dargeçit ile ilgili bilgiler var. 125 PKK’lı 27’si öldürüldü, 4’ü yaralı, 94 gözaltı var ayrıca. Sur’da 123 PKK’lının 67’si öldürüldü, 3’ü yaralı, 41 gözaltı var. Dargeçit’te 45 PKK’lı 32’i öldürüldü, 3’ü yaralı, 10 gözaltı var.

ADNAN OKTAR: İşte hepsini tutup kodese. Hapishane bunları ferahlatır.

Baksana adamların ateistlerin falan Mevlevi olmasının mantığı buradan çıkıyor. Bak diyor ki: “Müslümanlığın kafirliğin dışında bir ova” diyor. “Uçsuz bucaksız bir ovada sevdamız uzar gider” diyor. Yani “bizim yolumuzda ne Müslümanlık var ne kafirlik var” diyor. Bu nasıl oluyor? Bu dinsizlik demektir bu. “Anlayan vardı mı usulca başını kor. Ne Müslümanlığa yer var ne kafirliğe yer” diyor. Allah Allah bu nasıl bir kafa ki Müslümanlığa yer olmuyor? Çığ gibi ateistler Mevlevi oluyorlar. Böyle dersen olur tabii adam.

BÜLENT SEZGİN: O bölümü gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. Ne diyor orada?

BÜLENT SEZGİN: “Bu alem Müslümanlıktan da dışarıdır kafirlikten de. Orada ne Müslümanlığın işi vardır ne kafirliğin.”

ADNAN OKTAR: Orijinal kaynak değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kitabın kapağı yok mu onu gösterseniz? Üstünü, alttaki yerleri falan da göster. Bu alıntı yapılan kitabın ana kapağını da gösterin.

BÜLENT SEZGİN: Bir sayfa daha gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Aşk kafiriyiz biz Müslüman başka.” “Müslümanlığın kafirliğin dışında bir ova. Uçsuz bucaksız ovada sevdamız uzar gider. Anlayan vardı mı usulca başını kor. Ne Müslümanlığa yer var ne kafirliğe yer.” 

ADNAN OKTAR: Müslüman olmayı kabul etmemiş oluyor buradaki üslubunla. Yani din yok buradaki anlatımda.

“Hocam, seviyoruz işte var mı diyecekleri?” diyor. “Sizinle uğraştıkça onlar bizim size olan sevgimiz katlanarak artıyor. Onlar zannediyor ki en ufak bir harekette bizim size olan sevgimiz azalacak. Buradan ilgili kişilere sesleniyorum; biz Adnan Hocamız’ı sonsuza kadar her durumda çok seviyoruz” diyor. Merve İstanbul.

“Kıymetli Hocam, uzun yıllar Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde çalıştım. O meşhur köşe yazılarını yarım bir sütun yazı için yeni bir konu veya fikir bulmak için nasıl kıvrandıklarını bir görseniz. Siz her akşam üstelik canlı yayında hepsi birbirinden benzersiz güzel akılcı çözüme yönelik mükemmel anlatımlar yapıyorsunuz. Bunda bir olağanüstülük var. Allah’ın size verdiği özel bir ilim olduğu çok belli. Eşiniz benzeriniz yok canım Hocam.” Murat Bingöl.

“Canım Hocam, Türk filmi canlandırmasını seyrettikten sonra ne kadar güzel candan güldünüz. İçimiz coştu mutluğunuzu görünce. Biz de bir o kadar mutlu olduk. Rabbim size hep güzellikler versin, hep bu neşenizi görelim” diyor. Feryal Ünsal, İzmir.

Yok kardeşim özerlik büzerklik unutsunlar. Mümkün değil. Bak aslanları görüyorsun, özel harekatçıları falan. O çok küçük bir kıvılcımdır içlerindeki çok çok küçük bir kıvılcım. Dedim ki bak “Türkiye’de biz buna müsaade etmeyiz” dedim. “Yok biz söke söke yaparız” dediler. “O zaman Halep oradaysa arşın burada buyurun” dedik “o zaman gelin de görün bakalım.” Bak tadına tuzuna baktınız. Efeler inim inim inletiyor ortalığı ve gıkınız çıkmıyor. Köpek gibi diz çöktürdüler size uyuz köpek gibi. Bir daha böyle gücünüzün yetmeyeceği işlere kalkışmayın. Yiyemeyeceğiniz kavunu kesmeye kalkarsanız o kavun işte böyle boğazınıza tıkanır. Aklınızı başınıza alacaksınız.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce gösterdiğim sayfanın kitap kapağını gösterecektim. Ve iç sayfayı gösteriyorum. Kütüphane, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi. Demirbaş numarası 16915. 922 / 977 MEV.

ADNAN OKTAR: Evet. Biz kitaplardaki bilgiye karşıyız. Mevlana’nın ne yapıp ne ettiğini biz bilmiyoruz.

“Yüzünüz o kadar nurlu güzel ve güven veriyor ki sürekli baksam asla bıkmam. Hiç gitmeyin 24 saat canlı yayın istiyorum” diyor.

“Hocam, ne yaptın sen? Kusura bakma ama biz hala Kafkas dansı yaptığın anda hayranlıkla donduk kaldık. Şu an dikkatimizi başka bir yere veremiyoruz. Aslanoğlu aslansın” diyor, maşaAllah.

“Canım Hocam, sen Mevlana’nın olduğu iddia edilen sapkın hikayeleri deşifre amaçlı okurken bile onun ağzından okumuyorsun. Şöyle düşünmüş böyle olmuş diye naklediyorsun. İşte sen böyle bir delikanlısın.”

Egale yok, rekor var. Egale aynı rekoru yeniden tesis etmek. Burada rekor.

BÜLENT SEZGİN: Sürekli bir yükseliş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak diyor ki “Allah’tan” Mevlana’nın kitabında “vasıtasız olarak verilmeyen ilim” yani Cebrail (a.s) olmadan verilmeyen ilim “gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup gider” yani Cebrail (a.s) kanalıyla geldiyse vahiy bu geçersizdir diyor. Ama Cebrail (a.s) olmadan geliyorsa, Allah’tan doğrudan geliyorsa “ki bu bana gelen kitap öyledir, Mesneviyi Kerim öyledir” diyor “bu yok olmaz” diyor. Bak İngiltere’nin sapıkları diyorlar ki; “Biz Kuran’a karşıyız, Hz. Muhammet’e de karşıyız, İslam’a da karşıyız ama Rumi’yiz Mevlevi’yiz” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Sayfayı gösterebiliriz Adnan Bey, okuduğunuz bölümü.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Tanrı’dan vasıtasız olarak verilmeyen ilim gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup gider.” Mesnevi.

ADNAN OKTAR: Münafıklar diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) için; “Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaadetmedi” (Ahzab Suresi, 12) Hep insanların bilinçaltında bu vardır. Hep “Peygamber acaba yalan mı söyledi? Müslümanlar acaba yalan mı söyledi? İslam acaba yalan mı?” Bundan hiç kurtulamazlar, kalbinde hastalık olanlar. Bu imtihanın bir gereğidir. “Gerçekten evlerimiz açıktır diye Peygamberden izin istiyorlardı, oysa onların evleri açık değildi” (Ahzab Suresi, 13) Aile, evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak hep böyle münafıkların dine tercih ettikleri hususlardır. Onun için dinle bu putları arasında kararsız kalırlar. Mesela ailesini putlaştırır, çocuğunu putlaştırır. Onu İslam’a karşı bir koz olarak görür. Hz. Musa (a.s)’nın etrafındakiler hep akılları küfürde kaldı. Yani çöle geçtiler ama oradaki hayatı hiç unutamadılar. Hep bilinçaltlarında o küfür kaldı. O Mısır kültürü, o buzağılar, oradaki hayat, oradaki yemek yeme şeklinden tut her şey bilinç altlarında onlarda bir hayranlık olarak kaldı. Hz. Musa (a.s)’nın vefatına kadar hep o deli ruh içerisinde kaldılar, büyük bir bölümü.

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor; “Dünya hayatının aldatıcı süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma” Müslümanlara.

ADNAN OKTAR: Hasan Kazancı; “Masonluk sır ise sen bunları nereden biliyorsun?” Masonluk sır da fakat Masonlar diyor ki; “eğer bir insan tefekkür ederse Mason sırlarını bulabilir” diyor yani “biz sembolleri koruz ortaya” diyor. “Derin düşünen insan o sırları bulur” diyor. Ben de kendimce hissettiklerimi anlatıyorum. Gördüklerimi anlatıyorum. Yani Mason sırları zaten çözülmez diye bir iddiaları yok. Masonluğu iyi inceleyen, iyi irdeleyen, araştıran Mason sırlarını çözer diyor onlar da.

EBRU ALTAN: Mason Üstadlar da sizden öğrenmeye geliyor zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii ben mesela Kuran’daki Mason sırlarını onlara gösterdim, acayip şaşırdılar. Kabe’nin mikap taş şeklinde olması, Hacer-ül Esvet’in yine o bakan göz, Rabb’in gözlerinden göze benzemesi, camilerdeki Masonik işaretler, yine Kuran’da Kehf Suresi’nde dul kadının çocukları, iki çocuk ve altında dul kadının hazinesi, duvarcı ustası olması Hızır (a.s)’ın dümdüz düzgün duvar yapması ve başka birçok delil. Mesela yüksek sütunlar sahibi Firavun’dan bahsedilmesi, o sütunlar Masonik sütunlar. Yine “kazıklar sahibi” diyor, kazıklar sahibi dediği o ters T biçiminde olan mimaride kullanılan teknik için kullanılıyor, teknik malzeme için kullanılıyor o kelime. O da Masonik bir semboldür.

1880-1885 yılları arasında İngiltere’nin başbakanlığını yürüten Gladstone, “Kuran’ı Kerim yok edilmedikçe Avrupa’ya barış gelmeyecek. Kuran’ı Müslümanların elinden almalıyız” diyordu İngiliz, İngiliz derin devletinin elemanı bunu söyleyen. Lozan Antlaşması’nın ikinci bölümünde İngiliz heyetinde başkanlık yapacak olan Horas Rumbold şöyle diyor; “Türkler kadar siyasi anlayıştan bu kadar yoksun olan başka bir millet görmedim. Türkler diyor ki “Bölünmeyi istemiyoruz, Türkiye’yi parçalamayın” diyor “siyasi anlayışınız yok sizin” diyor. İnsan vatanını böldürür mü? “Onlara iyi niyet göstererek Sevr Antlaşması’nı onaylamalarını önerdim.” Bak Türkiye’yi paramparça edecek “Sevr Antlaşması’nı onaylamalarını önerdim” diyor. “Böylece müttefiklerin gözünde itibar kazanabileceklerini söyledim. Ama bunu göremiyorlar veya görmek istemiyorlar” diyor. Türkiye’nin paramparça olması durumunda senin gözüne girse ne olur? Girmese ne olur? Ne kadar münasebetsiz bir şey. Alışmışlar yancılara, sahtekarlara.  

“Bir tanem, canım Üstadım sizi herkes çok seviyor. Çünkü siz o kadar samimi vicdanlı, kaliteli, modern birisiniz ki. Siz başladığınızda bütün işleri bırakıp size odaklanıyoruz. Ben ve ailem sizi çok seviyoruz. Böyle on binlerce aile var, maşaAllah. Nurlu ellerinizden öpüyorum” diyor.

Beş köşeli yıldız içinde alfa ve omega ve a ve o harfleri, göster. Var mı o sende?

BÜLENT SEZGİN: Bakıyorum.

ADNAN OKTAR: Beş bin yıllık Mason sembolü. Yani beş köşeli yıldız, alfa ve omega sonradan geliştirilmiş bir amblem. A ve o, onun da yaklaşık iki bin yıllık geçmişi var. A ve o harfleri Masonlukta kutsal semboldür. Yuvarlak içinde beş köşeli yıldız sevinen anlamlı Mısır kökenli meri kelimesinden geliyor. Allah manasındaki yah ile birleşerek Allah’ın sevgili kulu anlamına geliyor. Meriyah Moşiyah’ın kökeni yani. Düğümlenmiş iplik Moşiyah geldiğinde herkese uygun biçimde çözeceğini anlatan bir sembol, Mason sembolü, düğümlenmiş iplik. Jakin ve Boaz sütunları; sütunların önünde Süleyman sarayını inşa edilip yeniden kurulacağı günü bir özlem ile şu dua yapılır; “ey İsrail Moşiyah Mesih’in gelişini”, ey Allah’ım diyor Mesih’in gelişini Moşiyah’ın gelişini “ve tapınağın yeniden inşasını Allah yaklaştırsın” diyor. Üç sütun; akıl, hikmet, kuvvet ve güzelliği simgeliyor. Üçgen içinde göz; dindar Masonlar için Allah’ın her şeyi, her zaman gördüğü bildiği anlamını taşıyor. Altı köşeli yıldız Süleyman mührü; Hz. Süleyman (a.s)’ın damgası olarak biliniyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın yakut yüzüğü bulunduğunda onda da bu işaret var. Yani bunu göreceğiz, inşaAllah. Güneş, ay ve yıldızlar, ayın etrafında yedi yıldız var. Üstadı muhterem güneşin doğuşuna atfen doğuda oturur. Bir loca güneşin ilk ışıklarının ortaya çıktığı yani ilahi aydınlanmanın var olabildiği anda çalışmalarına başlar. O anlama geliyor. Çift başlı kartal; mutlak iktidarı yani Moşiyah’ın Mehdi’nin mutlak iktidarını temsil ediyor. Biliyorsunuz hava kuvvetlerinde, ordularda, her yerde kullanılan bir sembol. Şaha kalkmış aslan; on iki aslana işaret eder. Hz. Süleyman (a.s)’ın ve Moşiyah’ın tahtının koruyucuları ve aslan da yine Moşiyah’ı işaret ediyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. Bak 3500 yıl önceden aslan olarak Moşiyah vurgulanıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de “aslan oğlu aslan” diyor. Bak 3500 yıl önceki lakabı aslan Moşiyah’ın lakabı. Gönye ve pergel; bu görünüm A harfini sembolize eder aynı zamanda Masonlukta. Kendi kuyruğunu ısıran yılan; hayatı Allah’ın yarattığı sonlu alem içerisinde dünyanın var olduğu şeklinde. Yine O harfini, A harfini görüyoruz burada. Masonik çiviyi de görüyoruz o T biçiminde olan. Çekiç, kalem, şakül ve tesviye, tokmak, yedi kollu şamdan bunlar da Mason sembolleri.

“Mevlana o kadar hoşgörülü bir insandı ki asla genelleme ve bir ırkı aşağılama yapmaz.”  İşte bak nasıl gözünüzde büyütmüşsünüz. Adam Türk milletine akıl almaz hakaretler yapıyor. Var mı sende o kitapların sözleri, Türk milletine yönelik?  Kadınlara akıl almaz hakaretler yapıyor. Kardeşim bir kere Hülagu deccalinin Hülagu katilinin adamı. Hülagu’nun bir numaralı adamı. Oluk oluk para akıtıyor Müslümanlar’dan gasp ettiği, hırsızlıkla aldığı paraları götürüyor Mevlana’ya veriyor. Ve bütün tarikatlar yok edildi, bir tek Mevlana’nın tarikatını bıraktı Hülagu. Anadolu’yu boydan boya kan revan içinde bıraktı. Adamların umurunda bile değil. Mevlana’ya Rumi lakabını veren bu azılı deccaldır. Bunlardan da haberleri yok.

BÜLENT SEZGİN: Türklerle ilgili sözlerini gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: “Bağ yapımında Rum rençberler, bozumunda da Türk rençberler tutmak lazımdır. Çünkü dünyayı imar etmek Rumlara, yıkmak ise, Türklere mahsustur.”

ADNAN OKTAR: Yine Türkler’le ilgili evet göster.

BÜLENT SEZGİN: “Bunları yıkmak için Türkleri yarattı, onlar da çekinmeden ve acımadan gördükleri her imareti yıktılar, harabeye çevirdiler ve hala da yapıyorlar ve kıyamete kadar da böyle yapacaklar. Konya şehri de yine merhametsiz Türk zalimlerin eliyle harap olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Bak biz bunu devletin kütüphanesinden alıp söylüyoruz. Benimle konuşan da devletin kütüphanesinden veyahut normal kitapçıdan alınmış bir kitaptan kaynak göstersin. Kaynak göstertemiyorsan doğru değildir ifaden, ben kaynak gösteriyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkler’le ilgili sözlerini söylediği eserin kapağını gösterebilir miyim? Ariflerin Menkıbeleri 2 Şark İslam klasikleri Milli Eğitim Basımevi –İstanbul 1986, Türkiye Diyanet Vakfı Araştırmaları Merkezi Kütüphanesi.

ADNAN OKTAR: Kitabın numarasını da ver, gitsin baksınlar.

BÜLENT SEZGİN: 18852-2, 922-977 AHMM.

ADNAN OKTAR: Gidip kütüphaneden bakın. Ben bir şey söylersem kaynaklı söylüyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland açıklarında, kaçak göçmenleri taşıyan bir feribotun batması sonucu yüz yirmi iki kişi hayatını yitirdi.

ADNAN OKTAR: Yüz yirmi iki kişi. Adamlar için böcek kadar kıymeti yok. Baksana hiç kimseden bir ses yok. Her gün bu felaket devam ediyor.

“Şehit olan efelerimizi tebrik ediyoruz. Allah annelerine, babalarına, sevdiklerine hayırlı uzun ömür versin” sözüne karşılık olarak Muhammed Beşir, “PKK’lılar tarafından öldürüldükleri için tebrik ediyorsunuz.” Mümin mücahitleri mukaddesata dine, imana, Allah’a ve Kitap’a boyun eğmiş Allah için cihat eden aslanlara küffar kafirun ve kafirat, münafıkın ve münafıkat saldırdığında, eğer o kişinin biyolojik bedeni ölü gibi görülürse, ona şehadet diyoruz. Kafir saldırması lazım zaten, PKK saldırması lazım tabii ki, şartlarından biri budur, şehadetin. Kafir ve Müslüman savaştığında, kafir ve Müslüman savaşıyor orada, eşşedi kafir olan, azgın kafir olan PKK’yla, mümin muttaki olan Allah’ın arslanları mücadele veriyorlar, cihat veriyorlar. Bu cihat sonucunda şehadet şerbetini içiyor. Biz de imrenip tebrik ediyoruz tabii ki. Allah bize de nasip etsin. Allah yatakta ölüm nasip etmesin. Şehadetle ölüm nasip etsin.

“Hocam daha önce CHP sağa yönelsin demiştiniz. Bugün Nedim Şener CHP milletvekiline, CHP sağa yönelirse AK Parti’den farkı kalmaz diye eleştiri yaptı. Milletvekili dediğin sadece AK Parti’nin dini değil, asıl bizim dindarları koruyan bir parti olduğumuzu göstermemiz gerekir diye cevap verdi.” Doğru söylemiş. “CHP sizin söylediğinizi uygulamaya başladı Hocam” diyor. İnşaAllah öyle olur.

“Dünyada gördüğümüz bütün zalimleri toplasanız herhalde Hülagu’nun eline su dökemezler. Müslümanlar ve Araplar üzerinde öyle bir soykırım uygulamış ki bu azılı deccal, adı baş üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayan hükümdara çıkmış. Adam yüzbinleri, milyonları gözünü kırpmadan öldürmüş. Mevlana da bu caniyi almış baş tacı yapmış, inanılır gibi değil” diyor. Nesrin Köklü Konya. Bak mesela Rumiler, Rumi lakabın nerden geldiğini bilmiyorlar. Adam deli gibi seviyor. Rumi lakabını ona veren azılı deccal olan Hülagu’dur ve ona akıl almaz derecede para veren yine Hülagu’dur. Bütün tarikatları yok eden, bütün Müslüman hocaları, alimleri doğrayan, on iki bin camiyi yakan, yıkan Hülagu’dur. “Sadece Mevleviliğe müsaade ediyorum dedi. Bunun dışında hiçbir tarikat kalmayacak” dedi. Meydana gelen cinayetlerin haddi hesabı yok. Kendi oğlunu da şehit ettiler. Şems de gitti karısını öldürdü, cinayet işledi. Tarihi bilgidir bunlar.

“Sizi çok fazla seviyorum. Donald Trump gibilerin Müslüman karşıtı konuşmalarının sebebi İslam’ı yanlış temsil eden Müslümanlar. Allah sizi ümmetimiz üzerinden eksik etmesin.” Ferhat Davut.

Hülagu’nun ünlü özelliklerinden birisi de, insan kafasından tepecikler oluşturmasıydı. Mesela Kayseri’ye geldi, Kayseri’de küçük küçük dağlar oluşturdu, insan kafalarından. Kayseri halkını olduğu gibi kılıçtan geçirdi, kadın, çoluk, çocuk demeden. Ama Mevlana’ya hayrandı. Mevlana’yı her yönden taltif ediyordu. Ne diyorsa yapıyordu. Hülagu ölünce -çok fazla cariyesi vardı- kadıncağızların hepsini kestiler, yanına koydular. Onun öldüğü yerin yanına koydular. Bütün karılarının hepsini doğradılar. Atların da hepsini kestiler hayvanları, onları da yanına koydular, böyle Şaman geleneği, böyle sapkın bir inanç. Hülagu azılı deccalı olan, azılı katillerden adamını Mevlana’nın yanına gönderiyor destur almak için adam doğramaya. Mevlana da destur veriyor. Moğollar Kayseri, Erzurum, Tokat, Turhal her yerde Müslümanları doğradılar. Her doğramanın içinde Şems de vardı. O Moğol ordusunun içindeydi. Yani bir kere Hülagu’nun kim olduğundan da haberleri yok. Anadolu ve Arap ülkelerinin nasıl kılıçtan geçirdiğinden haberleri yok. Bağdat’ta tek canlı bir insan bırakmadığından haberleri yok. Böyle azılı bir deccal bir tek Mevlana’yı kabul ediyor. Ve Mevlana’ya oluk oluk para veriyor. Ya o adamın parası yenir mi, kullanılır mı? Çünkü cinayetle elde ediyor paraları. Müslümanlar’dan gasp ediyor. O paraları alıyor Mevlana yiyor. Yahut Mevlana denen kişi veyahut onun adına ortaya atılan adam, kimse. Veyahut x şahıs.

Moğol askerleri bütün Kayseri’deki kadınları ırzına geçtiler. Hepsini sonra da şehit ettiler. Yani önce ırzına geçtiler, sonra şehit ettiler. Şehir kirlenmesin diye şehrin dışına çıkarıp bir de geri kalan halkı da şehrin dışına çıkıp doğradılar, şehit ettiler. Kendi kafalarına göre. Kayseri’nin kenar yerleşim yerlerinin adı şu an ne biliyor musun? Meşhet, şehitlik. Yani Kayseri’de doğrandıkları yerin adı Meşhet’tir. Meşhet semti, şehitlik semti. On binlerce Müslüman’ı doğradı. Ve azılı katillerini de Mevlana’ya gönderiyordu destur almak için. 12 bin mescidi yakarak yok ettiler. 14 bin Kuran metni el yazması bunu da dağ gibi yığıp onları yaktılar. 50 bine yakın âlim ve hafız katledildi. Hülagu deccalı tarafından. Ama bak Mevlana’nın da en sevdiği adam konumunda baş tacı ediyor. İnsan kendi oğluna kıyar mı? Yani çok acayip olaylar oldu. Hülagu kendisine verdiği destekten dolayı bakın Mevlana’yı, Şeyh-üş Şuyu-hul Rum yani Anadolu’nun şeyhi ilan ediyor. Ne kadar utanç verici bir şey bu. Anadolu’da bütün ailelerin ve şeyhlerin Mevlana’ya bağlanması mecburiyetini getiriyor Hülagu. O yüzden böyle çok oturmuş bir yapı haline geliyor bu. Hülagu Budist, bir bildiği var ki yapıyor bunu yani. Bütün Ahileri yok etti. Ahi tekkeleri yok edildi. Hepsi müsadere edildi. Hepsi Mevlana’ya bağlandı. Mesela Hülagu’nun azılı katilleri var. Cinayet işlemek için görevlendirdiği meşhur katiller. Oğlunun katledilmesi olayı var. Mevlana’dan fetva alma olayı var. Ahi hareketini bastırmak için Mevlana’nın müridini bu azılı deccal komutanı yapıyor. Cacaoğlu Nureddin azılı katil. Binlerce kişinin katilidir. Aynı zamanda Mevlana’nın müridi bu, Cacaoğlu Nureddin. Bu Ahiler ayaklanıyorlar. Azılı deccal olduğu için. Bütün milletin ırzına geçiyor kadınların falan. Kendilerini korumak için ayaklanıyorlar. Mevlana’dan destur istiyor, diyor ki “Ben bunların hepsini katledeceğim, doğrayacağım. Bana destur var mı?” diyor. O da desturu veriyor. Doğrama desturu veriyor. Cacağolu Nureddin, bütün Müslümanları kılıçtan geçiriyor adamlarıyla. Ahilerin lideri Ahi Evran ve Mevlana’nın oğlu Alaattin Çelebi’yi, Cacaoğlu Nureddin katlediyor şehit ediyor. Bak Mevlana’nın oğlunu da şehit ediyor. Ahilerin lideri Ahi Evran ve on binlerce Müslümanı katlediyor Cacaoğlu Nureddin. Mevlana’nın da müridi bu baş müritlerinden. Fetva alıyor. Bu tarihi kaynaklar bunlar adam belki bizim bilmediğimiz bir Mevlana’dan izin aldı. Belki Mevlana’yla alakası yok. Belki tarih kitapları yanlış yazdı. Ama tarihi bilgiler bunlar. Yani hatta Hülagu diye de belki biri yok. Arkadaşların kafasına göre yani. Eğer Hülagu diye biri varsa Kayseri’de insan kemiğinden geçilmiyor. Bütün Kayseri’yi doğramış yani adam. Mevlana’nın oğlu da dâhil olarak. Mevlana’da acayip saygı duyuyor bu adama ve çok değer veriyor. Mevlana Cengizhan’ın ve işte bu deccalların Allah’tan mesaj aldıklarını yani vahiyle hareket ettiklerini söylüyor. Mağaraya çekilip Allah’tan mesaj aldı, diyor.  Ya Müslümanları yok ediyor nasıl mesaj bu olur mu? Belli ki şeytandan ilham alıyor.

“Hocam ben Saliha, hocamın dediği gibi köylerde bazı tarlaların ismi hocamın bahsettiği gibi Meşhetlik diye biliniyor. Her yer şehitlik Kayseri’de” diyor. Akıl almaz insan katledilmiş şehit edilmiş. Moğollar Kayseri’ye girip katliam gerçekleştirdiği sırada Cevlaki kalender dervişleri Moğollarla birlikte hareket ettiler. Şemsi Tebrizi de Moğollarla birlikte savaşan bu Cevlakiler’den birisi. Mevlana’nın hani ölüp bittiği adam Cevlakiler’den birisi. Kayseri’nin işgali sırasında Moğolların safında yer alan Şems, bundan önce de Erzurum’un işgal, sırasında Erzurum’da bulunuyor. Tarihi kaynaklara göre böyle. Belki hayali bir Mevlana’nın adamı bu belki hayali olaylar ama tarih kayıtları bu şekilde. Şems mesela Kimya Hatun var karısı onu da öldürüyor. Cinayet işliyor Şems. Millet Şems deyince havalara uçuyorlar. Tarihte cinayet işlemiş bir adam olarak geçiyor. Mevlana mesela Bağdat seferini övüyor. 8 yüz bin kişi şehit edildi Bağdat’ta. Bütün camiler yakıldı, bütün Kuran-ı Kerimler yakıldı. Övülecek yönü nerededir ben anlayamadım yani. Büyük bir felaket bu. Dönemin halifesi Mutasım’a önce insanları katletmesini ve şehri yağmalamasını izletiyor adama halifeye. İnsanları nasıl öldürdüğünü gösteriyor şehit ettiğini. Sonra da halifeyi keçeye sarıp atların ayaklarında ezdirerek öldürüyor. Böyle azılı bir zalim. Mevlana bu adama nasıl saygı gösteriyor bunun verdiği parayı nasıl alıyor ben anlayamadım. Müslüman’ın yapacağı bir şey değil bu. Veyahut bize Mevlana olarak göstertilen şahıs kimse yani.

Biz niye üstünde duruyoruz? Çünkü İngiliz derin devleti bu adamı kullanmak istiyor. Asıl burada bizim hedefimiz İngiliz derin devleti. Mevlana benim derdim değil. Ya oradaki tabii Kuran’a, İslam’a aykırı sözleri benim derdim. Ama bizim için risk teşkil eden İngiliz derin devletidir. Çünkü Darwinizm’in arkasında olan da o, bütün mafya yapılanmalarının arkasında olan da o, Birinci Dünya Savaşı’nı çıkaran da o, savaşları çıkaran da o. İsrail devletini de kurduran da o. İsrail devletini kurdurması suç değil. Yani iyi olmuş hayır olmuş. Çünkü her yerde eziyorlardı insanları orada kurtulmuş oldular. Ama Türkiye’yi parçalamaya kalkması çok büyük ahlaksızlık Osmanlı’yı parçalamaya kalkması büyük bir zulüm.

Bugün Endonezya’da 6,9 Filipinler’de 6,4 Japonya’da 6,1 büyüklüğünde deprem olmuş. Demek ki bir şey var. Müslümanlara bir saldırı var. Veyahut bir Müslüman’a saldırı var. Veyahut bazı Müslümanlara saldırı var. Bir işaret bu çünkü. Yahut bir şeye hazırlanıyorlar. Allah bunların gözünü korkutuyor olabilir.

Simer Azi, “Adnan Hocam’a sevgiler mutlaka iletir misiniz?” Biz de onları çok seviyoruz. Simer Azi ve ekibini.

Svr, “Sempatik adam ya” diyor.

Moğol istilası biliyorsunuz yüz yıl sürdü. Yüz yıl acayip bir zulüm, acayip ıstırap. Yani katillerle iç içe halk yaşadı dehşet verici. Her an doğramaya, adam öldürmeye hazır psikopatlar. Kadınların ırzına geçiyor, çocukları kesiyor. Bu azılı deccal ekibiyle yüz yıl Müslümanlar iç içe yaşadılar. Ve bu çakalların her sözünü yapmak durumunda kaldılar. Yüz yıl acı çektiler.

Türklerin Kurtuluş Savaşı sonrasında kazandıkları galibiyet İngiliz Başbakanı Churchill tarafından şöyle değerlendiriliyor; “Türklerin yeniden Avrupa’ya girmeleri müttefikleri için en kötü aşağılanmadır.” Yani memleketi kurtardık ya bunu bütün Avrupa için büyük bir aşağılanma olarak görüyor. Mahvolsak demek ki bayağı sevinecekmiş.  

“Bazı haber kanallarında Adnan Oktar için birçok şey yazıyorlar hiçbirine inanmıyorum. Basında sarık ve çarşaflı bayanlar için de yobaz diyorlar. Kedicikler için de bir şeyler söylüyorlar. Bu adamlar ne istiyorlar?” diyor. “Yani bunlar için doğru olan, güzel olan nedir?” diyor.  “Çünkü her şeye karşılar” diyor.

Her kavmin bir güzelliği oluyor mesela Çerkez kültürü hakikaten çok çok güzel. Kürt kardeşlerimizin, Karadenizli kardeşlerimizin, Orta Anadolu’daki kardeşlerimizin kültürleri çok farklı. Her biri ayrı bir renk ve güzellik. Türkiye güzelliğin, sevginin okuludur. Merhametin, vicdanın okulu. Hükümetin o yöndeki üslubu çok güzel. Başbakan diyor ya “Merhamet vicdan, sevgi, geliştirerek o üslubun daha da yükselmesine vesile olsunlar. Merhamet, sevgi, kardeşlik, dostluk ısrarla sahip çıksınlar. Gittikçe yükselsin ama Türkiye’nin modern olması çok hayati bir konu. Bak bunu en hayati konu olarak ön plana alsınlar. Darwinizm’in mutlaka bilimsel eleştirisinin yapılması lazım. Bu gereksiz çirkin felsefeyle dine, İslam’a, Allah’a, Kuran’a hakaret ediliyor. Ama dünya tarihinde görülmemiş bir hakaret. İnsanın aklını alamayacağı bir hakaret yapılıyor Allah’ın bu çok zoruna gider. Bunun ortadan kaldırılması lazım. Hükümet cesur bir adım atsın ama vatandaşlarımızın da hükümete yardımcı olması lazım. Yani dilekçe verelim ki, ben göndereceğim size de tavsiye ederim.  Bu dilekçelerle hükümet bir tedbir alma gereği duysun. En az mesela yüz bin dilekçe olursa bunu hükümet mutlaka değerlendirecektir. Darwinizm’le bizim dinimize, imanımıza hakaret ediyor. Allah, din, iman, kitap hiçbir şey kabul etmiyor bu felsefe. Bu uydurma, bilimsellikten uzak insanları aldatan felsefenin bilimsel yollarla doğrusu anlatılsın. İnsanlar aydınlatılsın diye dilekçe vermek lazım. Ben tavsiye ediyorum kendim yapacağım.

Bakın CIA İngiliz derin devletinin emrinde bir yapılanma. CIA raporunda diyor ki “Sufiliğin yani Mevleviliğin yayılması teşvik edilmesi gerekir” diyor “dünya çapında” diyor CIA. İslam dininin değil, Muhammediliğin değil “Mevleviliğin dünya çapında yayılması gerekir” diyor. Bunu kim diyor? CIA diyor. “Popüler hale gelmesi gerekiyor” diyor. Bu rapordan sonra Birleşmiş Milletler Kültür Örgütü UNESCO 2007’yi Dünya Mevlana Yılı ilan etti. Bütün dünyada cayır cayır Mevlana anlatılıyor. İslam’ı kabul etmiyorlar, Peygamber (s.a.v.)’i de kabul etmiyorlar ama Mevlana’yı kabul ederiz diyorlar. İngiliz derin devleti kendini çok uyanık zannediyor el mi yaman bey mi yaman göreceğiz. İnşaAllah.

“MaşaAllah Adnan Bey her gün sevgi etiketinizle bütün insanların etrafı sevgiyle doluyor. Allah razı olsun” diyor.

“Hocam sizdeki enerjiye maşaAllah demek lazım hem akşamdan hem de gündüzleri programlar helal olsun.”

Osmanlı’nın yıkılışını İngiliz derin devleti organize etti. Bak koskoca Osmanlı’yı yıkma gücüne bak. Suriye ve Irak’ın sınırlarını çizen İngiliz derin devletidir. Harem-i Şerif’i yani Mekke’yi ve Medine’yi Osmanlı’nın elinden alan İngiliz derin devletidir. Türkiye’nin Güneydoğu’sunda PKK’yı palazlandırıp ayrı bir devlet kurması için uğraşan İngiliz derin devletidir. CIA, İngiliz derin devletinin boyunduruğu altındadır. CIA ayrı bir güç değildir. İngiliz derin devleti bu oyunu çok müthiş oynuyor. Halk bir şey oldu mu CIA yaptı diyor halbuki İngiliz derin devleti yapıyor CIA’yi kullanıyor. İstihbarat örgütlerinin bir çoğu CIA’nin kontrolünde zannediliyor birçok istihbarat örgütü İngiliz derin devletinin kontrolündedir. Abdullah Öcalan mesela İngiliz derin devletinin farkında çok açık söylüyor, anlatıyor. PKK hareketini onlar başlattı diyor. Bu oyuna gelmesin Güneydoğu’daki insanlarımız. Akıl almaz oyunlar, akıl almaz bir sinsilik içinde. Hiç halkın dikkatini çekmemişti şu ana kadar. Hep mesela bir şey oldu mu, "CIA yaptı, CIA yaptı" Halbuki Irak'ın işgalini organize eden İngiltere'dir. Suriye'yi, bu hale gelmesini ve parçalamak isteyen, Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarı İngiltere'dir. Amerika'nın bunu bilecek vakti yoktu zaten. Amerika daha yeni kurulmuş bir devlet. İngiliz derin devleti bunu iki yüz sene önce tespit etti. İki yüz sene önce konulmuş kanunu Amerika'ya uygulatmaya çalışıyor. Amerika'yı her yerde kullandı ve kullanmada da kararlı. Yetiştirdikleri adamlar, -İngiliz istihbarat okulunda yetiştirdikleri adamlar- Ortadoğu'da en kilit noktalarda devlet adamları oldular, büyük bölümü. Krallar, başbakanlar hep İngiltere'de yetişmiştir, İngiliz istihbarat okullarında yetişmiştir. Yani istihbaratçı yetiştiren okullarda yetişmişlerdir. Tabii, İngiliz gizli servisiyle İngiliz derin devleti aynı değildir. İngiliz istihbaratı, İngiliz derin devleti tarafından kullanılır ama İngiliz istihbaratını kâle almaz derin devlet. Onlar, her an harcanabilecek zavallı adamlardır onların gözünde. Bir asker gibi kullanır onu sadece.

İngiliz derin devletinin Birinci Dünya Savaşı'nda Arapça, Türkçe ve İslam'ı öğrenip imam olarak görev alan çok fazla elemanları var. Hoca görüntüsünde, İngilizce, Türkçe, Arapça; hepsini çok iyi biliyor. İngiliz milletvekilleri Öcalan'la görüşüyorlar. Şam'da da Öcalan'la görüşüyorlar. Oslo'daki görüşmeleri de yine İngiliz istihbaratı sağlıyor.

Marhuyani Paşa var, Marhuyani Paşa ünlü. Onun tarafından hazırlanan kitapta Osmanlı'nın istihbarat teşkilatını İngilizlerin kurduğunu anlatıyor. Marhuyani Paşa, saray doktoru, Sultan 2. Abdülhamit'in özel hekimi. Osmanlı İstihbarat Örgütü, İngiliz Büyükelçi Stratford Canning'in çabalarıyla kuruluyor. İstihbarat şefi ise İngiliz yanlısı olan Ermeni asıllı Civinis Efendi. Bu istihbaratın başında olan kişi. Elde edilen tüm raporlar Civinis Efendi'ye veriliyor, o da İngiltere'ye aktarıyor olduğu gibi. Hayret edilecek bir yön de, İngiliz derin devleti hiç kimsenin dikkatini çekmeden şu vakte kadar faaliyetini devam ettirmiş. Hep millet, "İşte MOSSAD yaptı, CIA yaptı, şu yaptı, bu yaptı." falan. Çok sinsice kendilerini gizlediler yani İngiliz derin devleti. Dünyadaki bütün mafya yapılanmaları onlara bağlı, uyuşturucu trafiği de onlara bağlı. Hem uyuşturucu mafyası hem klasik mafya onlara bağlı onun için her türlü pis işi onlara yaptırabiliyorlar. Terör örgütleri, mesela bu PKK, şu bu, dünyadaki ünlü böyle kan dökücü örgütler, o da onlara bağlı; onlar kanalıyla bir ülkede rahatla kargaşa çıkarabiliyorlar, olay çıkarabiliyorlar. 1900'lü yılların başında İngiltere propaganda birimi oluşturdu istihbarat. Gazetecileri, yazarları, aydınları, ünlü edebiyatçıları kullanarak halkı Osmanlı'ya karşı savaşa alıştırma kampanyası başlattı. Her yerde var ya şimdi PKK yanlısı sahtekar yazarlar var, onlar gibi. Gazete haberleri, romanlar, tiyatro eserleri, Osmanlı düşmanlığını işliyordu o devirde. Barbar Türk imajlı karikatürler, haberler yayınlanıyor; bu haberlerin aynısı Amerika'da da yayınlanıyordu. Bu içerikte yüzlerce kitap, risale, el ilanı basıldı. Hristiyanları katleden Müslüman Türk imajı oluşturuldu. İngiltere ve Amerika kendi kamuoyuna ve dünya kamuoyuna-tüm dünyaya tabii- Hristiyanlık, özgürlük ve insan hakları adına savaşın gerekliliği propagandasını yaptı Osmanlı'nın yıkılışı için. Onun için herkes ondan sonra Osmanlı'yla tavır aldı ve çılgınlar gibi Osmanlı'ya saldırdılar ve Osmanlı yıkıldı. Ama önce edebi, felsefi kökeni hazırlattılar yancılarına, yalakalarına yahut işte kullandığı adamlarına. İzmir mesela Yunan işgaline uğramıştı biliyorsunuz, İngiltere destekliyordu. Bak, Yunan işgalini tamamen İngiltere organize etmiştir. Türk basını Türkiye aleyhine haberler yapıyordu o dönemde. Türk basını, kendi basınından bazı gazeteler Türkiye aleyhine haberler yapıyordu. Ta o zamanda basında yancılarını oluşturmuşlardı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü