Harun Yahya

Sohbetler (16 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Bu kitaplar nedir? Mesnevi. Gelsin birisi kamerada göstersin. Hepsini tek tek gösterin. Kitabın kapağını göster önce, kitabın sırt kısmını da göster. Basım tarihi 1943. Şimdi öbürünü göster. Kütüphane numarasını da göster de sonra bir yanlışlık olmasın. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırma Merkezi Kütüphanesi. Milli Eğitim Basımevi’nde basılmış 1945 yılında. İç sayfalarını göster. Aç şimdi, birkaç sayfa daha aç. Kitabın basımı 1945 baskısı. Öbürlerini de göster. Evet, şimdilik yeter.  Mesnevi’nin 1945 yılı baskıları, inkar edilecek gibi değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanlığı Diyarbakır’ın Sur ilçesinde devam eden operasyonda dün teröristlerce gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu biri ağır, sekiz askerin yaralandığını, ağır yaralanan askerin kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak şehit olduğunu bildirdi. 

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin aslanıma koçyiğidime. Allah şehadetini makbul etsin. Tebrik ediyoruz aslanımı. Annesini babasını da şehadet yoluyla, şehadetle cennete gittiği için evlatları onları da tebrik ediyoruz. Allah onlara uzun ömür versin. Allah onların nurunu artırsın, hidayetini artırsın. Sabr-ı cemille, güzel bir sabırla sabretmek onlara yakışır. Cenab-ı Allah onlara sabr-ı cemil nasip etsin.

Dört koldan kanallar Mevlana’yı kurtarmaya çalışıyorlar. Bizim Mevlana’yla alıp-veremediğimiz yok, bizim bu kitaplarla alıp-veremediğimiz. Bak aralarına tek tek işaret koyduk. Göster. Hep hezeyan hep hezeyan. İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a akıl almaz sözler ediliyor bunlar yanlış. Mevlana mı dedi başkası mı dedi bilmiyoruz. Biz bu kitaplardaki yanlış anlatımların üstünde duruyoruz.

“Aslan Hocam, nedir bu insanların sizden istedikleri?” Emrah Kusan. “Sizlerin ilmi çalışmalarınızı yaymak yerine muhalefet ediyorlar. Halbuki siz yalnızca Allah’ın rızasını istiyorsunuz. Allah bizi sizden dünyada da ahirette de ayırmasın.” Hadi muhalefet etmediklerini düşünelim, her dediğimizi kabul ediyorlar, herkes bizi destekliyor alkışlıyor, ahirete gittik ne olacak? Sevap milyonda bir. Ama muhalefet varsa sen cihat ediyorsan, ceht ediyorsan sevabı milyonlarla toplarsın. Direnmeyi Allah özel yaratır mümine yağmur gibi sevap yağsın diye. Mümine rahmet olarak Allah tarafından sunulur. Resulullah (s.a.v.)’in geçtiği yollara dikenli çalı atıyorlardı, niye? Rahmet olsun, sevabı artsın diye. Çünkü öbür türlü sevabı olmaz. Olur, Peygamberimiz (s.a.v.) mesela bir eli yağda olur bir eli balda olur, çok rahat da yaşar ama sevabı çok az olur. Az sevap istemiyoruz biz çok sevap istiyoruz.

“Değerli Hocam, ben bir Kürt kızı olarak sizi dinleyene kadar içimde anlayamadığım bir nefret vardı Türklere karşı. Fakat bu nefret en çok benim canımı yakıyordu. Çok sağ olun, anlatımlarınızla şeytanın oyununa geldiğimi anladım. Şimdi her iki tarafa da merhamet duyuyorum ve bu nefreti kıracak bir şeyler yapmak istiyorum. Sizce ne yapabilirim?” Ceylan Özgür, Diyarbakır. Ne yapacaksın güzel kız? Cenab-ı Allah’a sığınacaksın, cenneti düşüneceksin, imtihan olduğunu düşüneceksin, her şeyi Allah’ın yarattığını düşüneceksin, her şeyin gözünün önünde bir perde olduğunu, görüntü olduğunu düşüneceksin ve yalnız yaratıldığını düşüneceksin. Diyor ki Allah; “Onlar bana yapayalnız gelecekler” diyor yapayalnız tek, sorgulamada kimse yok, tek. Melekler de iki yanda oturuyorlar. Bak Allah diyor ki “otururlar iki yanında” diyor. İşte o zaman, zaman mekan da anlaşılmış oluyor. O görüntünün içinde Allah bizlere imtihan olsun diye onları yarattı.

Derin devletler alçak oluyor. Türk derin devleti de İngiliz derin devletine bağlıydı ve akıl almaz bir zulüm yapıldı. İngiliz derin devletinin amacı Kürt kardeşlerimizi ezim ezim ezip, Türklerden nefret meydana getirtip İngiliz oyununa uygun olarak ayırmak, ayrı bir Kürt devleti kurmak. Çünkü öbür türlü Kürtler ayrılmaz. Ayrılmak için ne yapacak? Türklerden nefret etmeleri gerekecek. Nefret etmesi için ne yapacak? Türk dediği insanlar ona işkence yapacak, ırzına geçecek, dövecek, sövecek. Bu İngiliz derin devletinin bir oyunuydu. Ama Türkiye’de bu oyun bozuldu.

“Bütün devlet başkanları madem İngiliz derin devletinden çekiniyor siz nasıl oluyor da çekinmeden anlatıyorsunuz bunları?” Genelde suikast yapıyorlar devlet başkanlarına. Onu da ispat ediyorlar gösteriyorlar, “işte bak falancayı öldürdük, falancayı öldürdük, bak adamlarımız da var” diyorlar. Hatta “bak” diyorlar “senin yanındaki adamlar kişiler bunların hepsini biz tanıyoruz, onlar bizi sever, biz onları severiz, bak çocuğunu da tanıyoruz falanca yerde okuyor, sen bizim avucumuzun içinde olan bir adamsın” diyorlar.

“Hepsinin altında İngilizler var diyorsunuz. Diğer ülkelerin hiç mi suçu yok şimdi?” Hepsini kullanıyorlar, Amerika’yı kullanıyor. Amerikalılar genellikle köy kökenli bir topluluktur yani küçük küçük köylerden oluşan bir yer.

Halide Ertan, “Adnan Bey, yıllarca size önyargıyla yaklaşıyordum. Fakat bir tanıdığım yayınınıza çıktıktan sonra izlemeye başladım. Ve duyduğumun aksine hep doğru konuştuğunuzu fark ettim. İyi akşamlar.” Halide Ertan. Evet, ben genellikle doğru konuşurum.

Akşam 12’deki fasılda meyhane havaları çalacağız. Meyhanenin muhabbetine eyvAllah sevgimiz büyük; içkisini sevmiyoruz, ayran içeceğiz. Rakı yerine ayran. Gece geç saatlere kadar devam edecek.

Oktar, İsrail’e gitmen nedeniyle yazmışlar I24 TV’ye. Kitapları göstermiştin ya ona Haydar bozulmuş. “Sizce normal bir olay mı bu kitapların İsrail televizyonunda tanıtılması” diyor. Hiç normal değil mucize mucize. İslam’ın Mehdiyet’in ayak sesleri. Seyyidina İsa Mesih (a.s)’ın ayak sesleri.

Bu PKK’lılar üniversite imtihanlarında o gözetmenleri dışarı çıkartıyorlarmış korkutuyorlarmış adamları bir şeyler yapıyorlarmış. Mesela öğrenci işlerinde adamı korkutup öğrenci olmayan adamı öğrenci diye yazdırıyorlarmış falan. Emniyet bu olaya bir el atsın bayağı bir şey çıkacak gibi görünüyor. PKK her yere böyle yerleşmiş.

MİNE SEDA YAPICI: Adnan Bey, bazı devlet üniversitelerinde derslerde yoklama alınmıyor ve bütün herkes herhangi bir kimlik göstermeden bütün gün okulda gezebiliyor, her yere girebiliyor.

ADNAN OKTAR: Bir lakaytlık var. Üniversitelere Tayyip Hocam esaslı bir el atsın, Başbakan. Bak PKK istediği gibi kayıt yaptırabiliyormuş. Öğrenci işlerine gidip hiçbir belgesi olmadan kayıt yaptırabiliyorlarmış sahte kayıt. Ödleri kopuyormuş bazı memurların. Üniversite imtihanlarında böyle göğüslerini gere gere açıkça gelip hem kopya çekiyorlarmış hem birbirlerine yardım ediyorlarmış, hem de o gözetmenleri dışarı çıkarıyorlarmış, gözetmen adamları. Baya bir oyun dönüyormuş. Yani bunu hükümet bir numaralı konu haline getirsin. Bu tarzda üniversiteye girenlerin hepsini atsınlar. Bu öğretim görevlilerinden falan bu tip adamlar çok fazla gibi görünüyor. Hepsinin ilişiği kesilsin yalnız biraz süratli olsun. Savcılık geceli gündüzlü çalışsın, bu iş normal prosedürle yapılmasın. Yani müthiş bir hızlandırma yapalım derhal bunların görevine son verilsin.

Ambulansla bir çocuk alınamamış öyle mi? PKK ateş ediyormuş, yaralı olduğu için çocuk alınamıyormuş. Kardeşim, PKK ateş ediyorsa, ben hayretler içinde kalıyorum. Yani benim mi mantığımda bir bozukluk var yoksa bu olayda mı bir bozukluk var? Bir mahalle düşünelim karşımızda adam ateş ediyor, değil mi? Adam bir mermi sıkıyorsa sen yüz bin mermi sıkarsın adam sana bir daha ateş edemez bu kadar basit. Yaralı adamı da kurtarırsın. Yani mermi iktisadı mı var ben anlamıyorum ki, değil mi? Adam mesela elli mermi sıktıysa sen elli bin mermi sık, o öyle olmaz böyle olur dersin. Ayrıca eğer pozisyonda müsaitse tankla gider ezersin. Bina mina ne varsa altına alır geçersin bu kadar basit. Çünkü geldiğini görüyor kaçsın, mecbur değil içeride durmaya. İş çıkartmaya gerek yok. Biz geliyoruz dersin, kaçın geliyoruz dersin olur-biter. On-on beş tankla birden girersin ezer geçersin. Tankın özelliği binayı yıkıp içinden geçmesi. Bayağı güzel ilerler paldır-küldür. Çok mu acaba usulüne adabına uygun hareket etmeye çalışıyorlar? Ben görüyorum o kum torbalarını yığmış o alçaklar, asker tek tek tak tak tak tüfekle ateş ediyor. Allah Allah. Obüs topu ne kardeşim o zaman? Bir de her yönden tankla sarmak lazım. Tanklar mekanında bekliyor, kullanalım. Türkiye’nin yaklaşık yanlış bilmiyorsan beş bine yakın tankımız var kullanalım. Bir beş bin tane daha yapalım, demir-çelikten yapılmıyor mu bu nihayet? Tank giremiyorsa, tank zorlar girer öyle bir şey olmaz. Yırta yırta sokarsın ne demek girmiyor? Bana bir ev göstersinler tankın giremediği, bastırdın mı girersin Allah Allah. Tankın özelliği budur zaten giremez tabii ama zorladın mı girersin. Bir acayiplik var ben anlamıyorum.

Kadınlar çok güzel varlıklar niye kıymetlerini bilmiyorlar ben anlamıyorum. Acayip bir bakış açıları var. İşte Mevlana’nın izahları var ya, yerden yere vuruyor kadınları. Aklı yoktur diyor şunu yoktur bunu yoktur, kadınlara demedik lafı bırakmıyor. Bu kadar anlatırsan adamda kadın sevgisi kalmaz tabii. “Ledünü” diyor hakaret ediyor kadına nerenin ledünisi yani? Onlar da bizi kafalamanın peşindeler ledüni diye. Kitaplarda yok diyorlardı işte al orijinal hepsini getirdim devlet kütüphanesinden. “Bir İslam dini var” diyor adam “ben İslam dinini kabul etmiyorum” diyor. Hz. Muhammed (s.a.v.)? Onu da kabul etmiyorum diyor. Peki nesin sen diyoruz “ben Mevlevi’yim Allah’a şükür” diyor “Rumiyim” diyor Rumi, Rumi olmuş.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Mevlana’nın Mesnevi kitabında Mevlevilik için şu sözleri söylüyor: “Ne Müslümanlıktır ne kafirlik. Müslümanlığın da dışındadır kafirliğin de dışındadır. Burada ne Müslümanlığın işi vardır ne de kafirliğin” diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: “Biz bir ovada ilerliyoruz” diyor “yol alıyoruz” diyor “hep beraber Mevleviler. Burada ne Müslümanlık var ne de kafirlik var din iman yok” diyor “o yolda ilerliyoruz biz” diyor “bize her şey helal” diyor. Adam diyor ki “çok derin anlamı var” diyor. Sen bize kafalama mı yapıyorsun? Çok açık işte ifade. İngiliz derin devletinin bu kadar bu işin üstüne gitmesinden anladım olayı.

İngiliz derin devleti için Galata kutsaldır. Bütün melanetlerini orada işlemişlerdir cinayetlerini falan, orada işkence yapmışlardır, istihbaratın da merkezidir. Galata Kulesi’ni de istihbarat için kullanmışlardır. Nice kabadayılar, İstanbul’un aslanlarını orada betona kafalarını vura vura İngiliz derin devleti şehit etti. Anadolu’ya buradan silah kaçırıyorlardı biliyorsunuz aslanlar koçyiğitler kabadayılar. O zaman Kasımpaşa’nın falan koçyiğitleri hepsi devredeydiler. Bu alçaklar sürekli istihbarat toplayarak o aslanlarımızı hep şehit ettiler. Ve cesetlerini de mavnaya koyup ayaklarına ağırlık bağlayıp denize atıyorlardı delil kalmasın diye. İstanbul’un delikanlılarını hep temizlediler böyle kendi ifadeleriyle yani şehit ettiler. Onların öyle çirkin bir üslupları var.

Şimdi Galata’yla ilgili resimler var mı sende? Bak, Galata Kulesi’nin tepesini görüyor musunuz? İngiliz bayrağı asılı, bu İngilizler için çok hayati ve İngiliz istihbaratçıları için çok hayati bir binadır, onların sembolüdür. Türkiye’yi işgalde, İstanbul işgalinin bir sembolüdür o. Bakın şu üst kısmı istihbarat için kullanılıyordu en üst kısmı. Her yeri penceredir onun için, orası aynı zamanda karakol gibi kullanılıyordu. O ikinci katları da. Teleskopla bilmem işte bütün İstanbul’u tarassut ediyorlar, tarassut kulesi diyorlar zaten kuleye aynı zamanda. Var ya Firavun kule yaptırıyor, ayette de Kuran’da da, üstüne çıkıyor kulenin, işte burada da aynı şekilde etrafı seyrediyor Firavun da, insanları seyrediyor, istihbarat amaçlı kullanılıyor. Bu da istihbarat amaçlı kullanılmış bir kuledir. İngiliz derin devleti için de kutsal olan bir binadır. Tabii Galata’nın bir suçu yok, semtin de bir suçu yok ben onlar açısından diyorum. Görüyor musun bak şu an istihbarat faaliyeti yapıyorlar. İngiliz derin devletine ait bahriyeliler. Yani halk ne yapıyor, asker ne yapıyor, Türk milleti ne yapıyor ihbar amaçlı buradan tespit yapıyorlar. Bakın bu kulenin önündeler İngiliz askerleri işgal kuvvetleri. Bina tamamen istihbarat amaçlı kullanılıyor. Yine İngiliz askerleri. İngiliz askerleri orada bir gösteri halindeler. Galata Köprüsü de onlar için, bak Galata Kulesi ve Galata Köprüsü hayatidir onlar için. Bak Galata Köprüsü semboliktir, onların buluşma yeriydi Galata Köprüsü ve Galata Kulesi de. Yani İngiliz istihbaratının en hayati gördüğü noktadır. Evet. Bakın, Galata Köprüsü önünde denizaltı, halka dehşet saçmak ve halkı korkutmak için tehdit amaçlı olarak getirildi. Türk milletine, İstanbul halkına “iflahınızı keseriz, bombardıman ederiz, darmadağın ederiz” diye. Halk da onu seyrediyor görüyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz M1 Denizaltısı.

BÜLENT SEZGİN: Postane.

ADNAN OKTAR: Bu postaneyi de İngiliz istihbarat için kullanıyordu. İngiliz istihbaratının binalarından biriydi. Yani casusların gidip-geldiği nokta haberleşme ve istihbaratta kullanılıyordu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Karakol görüntüsü.

ADNAN OKTAR: Bu karakol da işkencehane olarak kullanılıyordu. İstanbul’un aslanları kabadayıları falan buraya getiriliyordu, alt katına indirilip orada betona suratları vurula vurula orada hem işkence yapıp hem de şehit ediyorlardı. Sonra da cesedini alıp mavnayla denize açılıp denize atıyorlardı ağırlık bağlayıp. Nice böyle aslan koçyiğit delikanlılar orada şehit edildi. Onun için İngiliz derin devletinin alçakları için bu mekanlar çok kutsaldır. Bir, tarassut kulesi kendi ifadeleriyle, ikincisi köprü.

KARTAL GÖKTAN: Galata Mevlevihanesi. 2. Beyazıt döneminde 1491 yılında Afyon Mevlevihanesi Şeyhi Divani Mehmet Çelebi Dede tarafından İskender Ğaşa’nın Galata’daki arazisi üzerinde kurulan İstanbul’un ilk Mevlevihanesidir.

ADNAN OKTAR: Burası da İngiliz derin devleti istihbaratı tarafından istihbarat amaçlı kullanılıyordu o dönemde. Bak o da Galata’da. İçlerine Mevlevi olarak sızmışlardı. Zaten İngiltere Mevleviliği resmi olarak destekliyor şu an.

O devirde Galata’ya doğru binaların birçoğu İngiliz derin devleti tarafından işkence merkezi olarak kullanılıyordu. Bunlardan biri de Kroker Otel. Kroker Otel, işgal döneminde İngiliz istihbaratının sorgulama merkezi olarak kullanıldığını zaten bütün eserlerde görürüz. Pera Palas’ın biraz ilerisinde o, evet.

KARTAL GÖKTAN: Bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 4. İngiliz işgal kuvvetlerinin en ünlü işkence merkezlerinden biri Kroker Oteli’ydi. Burada İngiliz işgal kuvvetlerinin John Bennet isimli bir subayının astığı astık, kestiği kestikti. John Bennet İngiliz işgal güçlerine direnç gösteriyor diyerek İstanbul’da ne kadar subay, polis, gazeteci, siyasetçi, doktor varsa tutuklar, elinde kamçısıyla Kroker Oteli’n alt katındaki işkencehanede bu insanları sorgulardı. Fırıncı, imam, öğrenci birçok insanı da sık sık gözaltına aldırdığı ve bizzat sorguladığı biliniyor. John Bennet Mevlevi tekkesinin müdavimlerinden olan bir ajandı ve İngiltere’ye döndüğünde İngiltere’de ilk Mevlevi tekkesini açtı. 31 Mart Ayaklanması’nın da Kroker Otel’de İngiliz diplomatların da katıldığı bir dizi toplantıda planlandığı bilinir.

ADNAN OKTAR: İngiliz elçiliği de Galata’daydı o zamanlar. Bütün yoğunluğu oraya vermişler. Onlar için kutsaldır o bölge, İngiliz derin devleti için. Halen de İngiliz istihbaratçıları için orası semboldür, Galata Kulesi, Galata Köprüsü.

Mevlevihane İngiliz istihbaratının en yoğun kullandığı yerlerden birisiydi.

Bu Kroker Otel İttihad Terakki’nin muhalifi Ahrar Fırkası’nın 31 Mart Ayaklanması’nı planlarken İngiliz diplomatları da katılmıştı. O toplantıların yapıldığı yerdi aynı zamanda, İngiliz derin devletinin toplantıları yapılıyor orada. Ahrar Fırkası biliyorsunuz ayaklanma yönünde bir hazırlık yapmıştı. İttihat Terakki zaten tamamen masonların kontrolündeydi büyük bölümü o şekildeydi. İngiliz derin devletiyle toplantı yaptılar orada, nasıl kafalarını ezeriz falan gibisinden. Sonrada biliyorsunuz feci şekilde kafalarını ezdiler mahvettiler yani.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgiyi arayalım” diyelim, evet.

O devirde İngiliz işgal kuvvetlerini çok güçlü gören onlara hayran olan İstanbul’da yancılar vardı karaktersiz alçak böyle pislik yancılar. Hayran, İngiliz hayranı, köpek gibi aşağılık kompleksi içinde haysiyetsizler böyle alkışlıyor İngiliz askerlerini. Yalakalık yapıyor onlardan bir şeyler umuyor. Kendini aşağı görüyor onları yüce görüyor yüksek görüyor. Bak diyor ki Lord Kinglass ahlaksızlıklarını vurgulamak için İngiliz. O işgal günlerindeki İngiliz yancısı bazı Türkleri şöyle anlatıyor: “Bazıları şehre girmiş olan ihtilaf devletleri kuvvetlerinin yanında iş bulabilmek için feslerini atarak Türk olmadıklarını bile ileri sürüyorlardı” diyor. Görüyor musun ahlaksızları alçakları? Şimdi de var öyle satılmış kancık ahlaksızlar haysiyetsizler. Onların yanına iş bulmak bak sırf yancılık için, onlardan bir şey koparabilmek için onlara yalakalık yapıyor. Üstüne İngiliz bayrağı takıyor bir şeyler yapıyor böyle. “Benim de babam İngiliz’di” falan diyor. “Dedem başka türlü asıllı” falan diyor. Bak sırf iş bulabilmek için görüyor musun satılmışları ahlaksızları? Onlara yalakalık yapmak için onların sembollerini kullanıyor, onları sevdiğini söylüyor, onların hoşuna gidecek şeyler yapıyor. Onların kültürüne uygun hareketler yapıyor. Onların gözüne girecek, yağcılık yapacak, yalakalık yapacak ne varsa yapıyor, ne kadar haysiyetsizlik varsa yapıyor. Şimdi de var Pakistan’da, Hindistan’da öyle satılmışlar var, İngilizlerin gözüne girmek için olmadık yalakalık yapıyor. Adamın bütün hayatı aşağılık kompleksiyle, hırsızlıkla, ahlaksızlıkla geçmiş nasıl yalaklık yapacağını bilemiyor.

En ala vücut bile toprağın altında paramparça olacak, en güzel vücut bile paramparça olacak. Hayat çok kısa ama halihazırda verdiği şekle hamd ederiz şükrederiz. Ama o vücuda insanın bağlanması olmaz. Mesela dalyan gibi kızlar var acayip güzel ama mezarda naif kemiklere dönüşüyor. Bir açılıyor mezarı bir iskelet kafa, kibar kollar kemikler, nice pehlivanlar nice aslanlar mezarda kemikleri çürümüş yatıyorlar.

Böyle İngiliz takılan tipler bütün dünyanın her yerinde Mısır’da, Bangladeş’te, Bangladeş’te özellikle çok, Hindistan, Pakistan; onlar mesela hangi sporu yapıyorsa onları yapıyor, onlar nasıl giyiniyorsa onları giyiyor, onların aksanıyla konuşuyor mesela İngiliz aksanıyla konuşuyor. Aşağılık kompleksinden artık neredeyse yerin merkezine girmiş, o kadar haysiyetsiz. İngilizler mesela saat kaçta kahvaltı yapıyor o da aynı saatte yapıyor. Karaktersizliğin en yüksek noktasına çıkmış. Yalakalığın en yüksek noktasına çıkmış. Öylece onların beğeneceğini zannediyor. Haysiyetsiz senin yancı olduğun her tarafından belli. Adam zaten bilir senin karaktersiz olduğunu. Ve taklitçi bir maymun olduğun da belli, basit birisi olduğun ve hırsızlık amacıyla geldiğin de belli. Çünkü hırsız gelmeden önce kendini kamufle eder o evden gibi görünmeye çalışır. Senin amacın hırsızlık zaten onlardan bir şeyler koparabilmek. Adam bilmez mi senin ne kadar karaktersiz olduğunu? Kendi vatanına, kendi milletine, kendi devletine hainlik eden, hıyanet eden, alçaklık yapan adamı adam ne yapsın? Mesela İngilizlerin kitaplarını baş tacı kitabı yapıyor. İşte İngiliz şu yazdı İngiliz bu yazdı falan diye böyle. Ateist kitaplar şunlar bunlar. Müslüman kitaplar, aman aman aman. Utanç duyuyor onlardan, Bediüzzaman’ın kitaplarından utanç duyuyor, Abdülkadir’in kitaplarından utanç duyuyor, Kuran’dan utanç duyuyor ahlaksıza bak sen, haysiyetsize şerefsize bak sen. Kendi kültüründen utanç duyuyor karaktersiz. Ve o yalakalık yaptığı kültürün de onu kabul edeceğini zannediyor. Senin ne pislik olduğunu onlar bilmez mi? Akılsız, boş yere yalakalık yapıyorsun. Onun için İngiliz derin devleti böyle it-kopuk bulmada hiç zorlanmıyor. Mesela bak İstanbul’u işgal etmişler, alkışlarla karşılıyor. Yuh olsun ervahına haysiyetsiz herif. Bak “adamlar pisliktiler” diyor “iş bulmak için yapıyorlardı” diyor. Fesini falan çıkarıyormuş “ben Türk değilim” falan. Ahlaksıza bak sen haysiyetsize bak. Ve binlerce insan çiçeklerle alkışlıyor falan onlardan bir şeyler alacağım diye. Hani dedim ya böyle karaktersiz tipler var burada yazıyorlar falan sevgisiz böyle şefkatsiz. Yarın bir gün bir Amerikan işgali falan olsa bunlar hem kendilerini de satar bu ahlaksızlar, anasını bacısını da satar, uyuşturucu da satar her türlü haysiyetsizliği yapar bu ahlaksızlar. Bazı tipler için bunu söylüyorum belirli tipler için.

PKK yaptığı cinayetlere “üzgünüz” mü diyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: O şey dedi ya, “üzgünüz” diye. Şimdi çok ciddi bir nefret var zaten PKK’ya karşı. Her yaptıkları cinayetten sonra “pardon” diyorlar. “Özür dileriz.” Bu kaçıncı yani? Çoluk çocuk bombalıyorlar. Asıp kesiyorlar. “Üzgünüz, oldu bir kere kusura bakmayın” falan. Biz de o zaman üzgünüz yani bazı olaylardan dolayı. Beklerseler ne demek istediğimizi anlarlar. Üzgünüz değil de neşeliyiz yani. Az bir şey beklerlerse ne demek istediğimi anlayacaklar.

İtalyanların Antalya’yı işgal etmesini teşvik eden yine İngiliz derin devletidir. Ve Mevlevileri tavsiye etmiştir İngiliz derin devleti. Hakikaten işgalcileri karşılayanlar yine Mevleviler orada. En sıcak karşılama yapan onlar oldu. “Hoş geldiniz” falan gibisinden. Mevleviler derken bir kısım Mevleviler, tabii alayı değil veyahut kendilerine Mevlevi diyen bazı tipler. İngiliz askerlerine akıl almaz ahlaksızlıklar yapıyorlardı. Mesela gümrük memuru Süleyman Efendi’nin elleri bağlanıyor adamın. Onun gözü önünde karısına tecavüz ediyorlar. Yani bu ünlü bilinen vaka. Rüsumat Memuru Süleyman Efendi’nin sokakta herkesin gözü önünde yapıyorlar. Sonra da bağırıyorlar, diyorlar; “bunu sırf sana yapmayacağız. Bütün memurlara yapacağız” diyorlar. Halk dehşete düşüyor. Onun için herkes boyun eğiyor. O donanmayı da Galata Köprüsü’nün önüne çekiyorlar. Evler mesela içlerine girilen evler, büyük gösterişli evlere İngiliz derin devleti el koyuyor. “Çıkın evden” diyor adam. O kadar. Sille tokat yumruklayarak çıkarıyorlar. Evlere el koyuyorlar. O zamanlar Kuvayı Milliyeci olduğunu tahmin ettikleri subayları falan, bu birçok otel var da isimlerini söylemek istemiyorum. Ünlü oteller, o zamanın eski otelleri. Oralara götürüp feci şekilde, zaten otelleri onlar kullanıyorlardı. Feci şekilde işkenceyle öldürüyorlardı. Yani binlerce aslanımızı öyle şehit ettiler. Mesela bu Kroker Oteli, Arapyan Oteli yani Agopyan Hanı. Halen de İngiliz istihbaratı hiçbir şey olmamış gibi aynı kafada devam ediyorlar. Mesela o Çanakkale’deki aslanlarımı yüz binlerce aslanımı şehit etmişler. Yüzlerinde adamların eşek şey yapmış yani böyle oynamış. Sanki marifet gibi alkışlarla karşılıyorlar adamlar. İftihar ediyorlar. Yüz binlerce askeri şehit etmişsiniz. Bunun neyini alkışlıyorsun sen? Bir gariplik var. Yüz binlerce Osmanlı Türk askeri şehit ediliyor. Şehit edenleri alkışlıyorlar. “Hoş geldiniz” diyorlar. Şehit edenler teşci ediliyor o dönemin anısına. Borazanlar çalıyor. Sabah ayini yapıyor alkışlanıyor. “Aslandı onlar” diyor. Yani bir şey olmuş. Bir basiret feraset kapanması var. Neyini alkışlıyorsun? 16-17 yaşındaki delikanlı çocukları şehit ettiler. Neyini alkışlıyorsun? Ve gelenler de oradan buradan topladıkları Müslüman askerler, onlara şehit ettiriyorlar.

Onlar için Galata Kulesi kutsal yani İngiliz istihbaratı İngiliz derin devleti için bir semboldür o ve Galata Köprüsü. Galata semti çok hayatidir onlar için. Bütün melanetlerini işledikleri yerdir. Tabii o semtin de suçu yok. Kulenin de bir suç yok. Oradaki insanların da bir suçu yok şu anda. Ama onlar açısından öyle.

İstanbul’un işgali sırasında hep askerler evlere el koydular. İngiliz askeri en lüks en güzel evlere adamlar hazır ev zaten. “Çıkın” diyor; o kadar. “El koyduk” diyor eve. Halk fakir, yiyecek, içecek hiçbir şey yok. Buna rağmen halk, Kuvayı Milliye buradan bulgur, mercimek, nohut ne varsa elerinde gönderiyorlar. Un. İngiliz derin devleti de yakaladığında götüren kim varsa takayla, mavnayla hemen asıyorlar. Hemen infaz ediliyor. Bak, buna rağmen bu milletin kahramanlığına bak. Oluk oluk hem silah götürdüler. Hem malzeme götürdüler. Her şeyi göze aldılar. İstanbul’un ünlü kabadayıları aslanları hep o zaman devredeydi. Kasımpaşa o devirde çok namlıydı. Delikanlı âleminden yiğitler. Orada gelenektir o yüzden o.

Çanakkale’de bilinen resmi rakam iki yüz on iki bin şehit. Sabah ayini diye bunu alkışlıyorlar. Adamları şak şak “muazzam savaştınız” diyorlar. “Helal olsun. Çok centilmence oldu bu savaş” diyor. Cinayet işlemeye geliyor katil adamlar. Neyini alkışlıyorsun? İki yüz on iki bin aslanı şehit etmişler. İki yüz on iki bin. 16-17 yaşında çocuklar hepsi. 15 yaşında. Allah’tan korkun. Neyini alkışlıyorsun? Sabah ayini, akşam ayini diye. Ayinlik bir şey var mı burada?

BÜLENT SEZGİN: Bir resim vardı Adnan Bey. Çanakkale’de cepheye giden 15 yaşındaki çocuklar.

ADNAN OKTAR: Şuraya bak, hepsi şehit edildi. Bunu alkışlıyorlar. Bu çocukların şehit edilmesini alkışlıyor. Bunun için tören düzenleniyor her sene. Utanç duysunlar. Yere baksınlar. Özür dilesinler. Diz çöküp özür dilemeleri lazım cinayet işledikleri için, mahvettikleri için Osmanlı’yı. Neyini tebrik ediyorsun onun, alkışlıyorsun? Bu savaş suçu. İki yüz on iki bin kişi şehit etmek. Büyük bir savaş suçu bu. Sen gidiyorsun birisinin ülkesini işgal diyorsun. İki yüz on iki bin insanını şehit ediyorsun. Sonra da sabah ayini diyerek burada tören düzenleniyor alkışlı. “Kafatası bendeydi” diyor “emanet, yıllardan beri saklarız. Dedem getirmişti” diyor. Burada şehit olan bir aslanın kafatasını adam saklamış İngiltere’de geriye hediye olarak getiriyor. Mesela kolunu kesmiş, parmağını kesmiş. “Saklıyorduk” diyor. “Emanet geri getiriyorum” diyor. “Teşekkür ederiz. Büyük insanmışsın” diyorlar. “İyi yaptın getirmekle” diyor. Yüzüne tükürsene adamın yaptığı ahlaksızlıktan dolayı. “O dedenin yüzüne tükürüyorum” de. Neyini tebrik ediyorsun?

Oxford ve Cambridge caddeleri var biliyorsunuz Londra’da, İngiliz askeri heykeli var orada kaidesi üstünde. Altında bir Osmanlı askeri İngiliz askerini öldürüyor böyle süngüyle. Heykel yapmışlar. Altında da şöyle yazıyor. “Türkler Çanakkale’de babanı böyle öldürdüler.” Başkasına ait memlekette senin ne için var? İşgale gelmişsin, cinayet işlemeye gelmişsin, o da kendini savunmuş. İki yüz on iki bin kişi şehit etmişsin. Bunun neyinin hesabını soruyorsun sen? Lafa bak. “Babanı böyle öldürdüler.” Lafa bak. Yani bunu diyen kimse ona söylüyorum bunu. Daha hala intikam peşinde. Daha hala kafası oralarda kalmış. Daha hala İstanbul’u nasıl işgal eder? Onun için diyorlar ki; “Türkiye parçalara ayrılsın, özerk bölgelere ayrılsın, federasyonlara ayrılsın. İstanbul’u da ayırın. İstanbul’u hemen ayıralım.” Nereye? “Avrupa Birliği’ne hemen alalım” diyorlar. “Marmara bölgesini hemen alalım. Türkiye’yi almayız ama İstanbul’u alırız” diyorlar. Sen dalga mı geçiyorsun? “Yani hiç savaşsız, olaysız, sakince İstanbul’u alacağız” diyorlar. Daha hala aynı kafadalar.

“Peki, Hocam İngilizler işgal ettikten sonra Atatürk’ün vatanı kurtarmasında ona kimler yardım etmiştir?” Anadolu halkı. Kim yardım edecek? Türk halkı kabadayıdır. Delikanlıdır. İngiliz işgali var burada. Yalaka alçaklar var o zaman. Sırtına İngiliz bayrağı takıyor böyle ahlaksız. Sırtında İngiliz bayrağı. “Ben Türk değilim” diyor. Fesi de atmış. “Bana bir görev versenize” diyor. “Sana muhbirlik görevi verelim” diyor. Bak, alçak bunu kabul ediyor haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz, kahpe. Yani muhbirlik, ajanlığı kabul ediyor. Ve yiyor onun parasını da alıp yiyor ahlaksız. Halen de dolu çaka çaka. Türkiye’de de var. Hindistan’da da var, Pakistan’da da var. Bir sürü yalaka var. Haysiyetsiz yalaka var. Ve inatla ve kararlılıkla muhbir yani ajanlığa devam ediyor. Adamların bak, ipini pazara çıkarttık. Her yerden kaynamaya başladılar.

Şeyh Bahattin Efendi’yi konuşturmuşlar mı yahut kendi mi konuşmuş bilmiyorum. Mevlana’nın mübarek bir şahıs olduğunu söylüyor. O küfür sözleri çıkarırsan mübarek bir şahıs. O oğlan bilmem ne yapmaları falan çıkarırsan, dini, imanı inkâr etmeye hâşâ “ben Allah’ım” dediği sözleri çıkarırsan, “bütün haramlar helaldir” dediği sözü çıkarırsan, değil mi? Say da say. Onu çıkarırsan, bunu çıkarırsan, o zaman tamam, ben de Mevlana’yı severim. Ama onlarla olursa bu zaten bir küfür, dinle imanla alakan kalmıyor yani. Habire bas bas bağırıyorlar. “Mevlana’ya laf söyletmeyiz.” Kardeşim, Mevlana’ya değil, işte şu kitaplar. Göster şu kitapları yayına. Diyanet’in. Biz bu kitapta yazılanlara karşıyız. Ben Mevlana’yı ne bileyim? Görmedim, bilmedim adamı.

Antalya’da da İngilizler burayı işgal ettiğinde de hemen bak, ilk adres geldikleri yer Mevlevihane. Antalya’da ilk Mevleviler karşılıyor İtalyan askerlerini. İtalyan askerini buraya davet eden İngiliz derin devletidir. İtalyanlar bu işleri bilmez. Yunanlar sırf gariban, hiç alakaları yoktur. Onları silahlandırıp buraya getiren de onlar. “Hâşâ” diyorlar. “Mesnevi’de böyle bir şey yok.” Var. İşte Diyanet’in kütüphanesinden getiriyoruz, var. Biri yazmış kim yazdıysa. Habire diyor “ledün ilmi var, sen anlamazsın. Çok derin anlamı” diyor. Kadınlara akıl almaz hakaret, Türk milletine akıl almaz hakaret, Türkleri yerden yere vuruyor. Ve koyu evrimci.

HÜSNA HANIM: Bir de “siz hangi çevirileri okuyorsunuz?” diye soruyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastığı kitaplar bunlar.

MİNE SEDA YAPICI: Evet, burada da zaten Milli Eğitim Bakanlığı’nın sembolü var.

ADNAN OKTAR: Baskı tarihini göster içinde varsa. 1942.

İngilizler bu 28 Haziran 1915 gecesi Sargı Yeri Hastanesi vardı. Yani askerler orada o zamanın tabiriyle tımar ediliyor. Yani yaraları kapatılıyor. On beş bin asker var. Bir gecede on beş binini birden şehit ettiler hastaneyi basıp. Böyle kahpe alçak bunlar. On beş bin. Buna rağmen buradaki İstanbul’daki birçok kahpe, İngiliz alçaklarına, derin devleti alçaklarına yalakalık yapmanın peşindeydiler. Daha hala var böyle alçaklar, haysiyetsizler.

Kitapların Mesnevi olduğunu tek tek göstersene yayına, yani sırtından göster. İç kapağını açarak göster. Mesnevi’nin ikinci cildi. Yani hepsi burada belgeli yani lafı uzatmaya gerek yok.

Yiğit Olgun, “Devlet büyükleri Konya Şeb-i Arus törenlerine niye gidiyor? Siz neden Mevlana’yı eleştiriyorsunuz?” Kardeşim, devlet görevlisi ne bilsin bu adamın böyle dediklerini? Bunu bilerek gider mi devlet görevlisi? Bilmiyor ki millet. Biz de bilmiyorduk. Ancak İngiliz derin devletini bana iblisler hissettirince, çünkü diyor ya şeytanın feneri senin gideceğin yolu aydınlatır. İblisten anlarsın şeytanın nereye gideceğini. Oradan anladım olayı. Bak, çorap söküğü gibi gidiyor.

Ercan Çavuşoğlu, “Yani sizler devlet tarafından mı görevlendirildiniz? “Bu toplantılara katılın, sıcak ilişkiler kurun” diye. Tamam, iyi hoş. Peki, güzel. Ne anlattınız? Orada bizim dinimizin güzelliklerini mi yoksa sizlere aramızda bir sorun yok onu mu, ya da gelin ticaret faaliyetlerinde bulunalım kardeşimsiniz. Bu konuda bizi aydınlatın da.” Kardeşim, ehl-i kitapla düşmanlık olmaz. Allah, “onlarla evlenin” diyor. “Kadınlarını alın. Onların yemeklerini yiyin.” Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in fiili uygulaması dostluk yönündedir. İç içe yaşıyorlar zaten Mekke, Medine döneminde ehl-i kitapla. Böyle bir rezillik olmaz, böyle bir nefret. Bu haramdır. Yani şarap gibi haramdır Musevi’ye düşman olmak. Hristiyan’a düşman olmak haramdır. Bilmiyorlar. Bu haramın rahatça uygulanabileceğini zannediyorlar. Ahirette hesabını verirler.

“Hocam, acaba Leydi Diana’yı İngiliz derin devleti mi öldürdü?” Yapar tabii onlar. Çok kolay yani bir insanı yok etmek onlar için hikâye yani.

Bu işgal ettiklerinde İstanbul’da yirmi yedi bin asker bulunduruyorlardı İngilizler, binin üzerinde de subay vardı, İngiliz subayı. “Osmanlı’yla savaşacaksınız” dediler Hindistanlı askerlere, Hindistan’da topladılar. Hepsini silâhaltına aldılar, eğittiler. “Şimdi gidip Osmanlı’yla savaşacaksınız.” Asker çocuklar dedi ki “Hâşâ” dediler. “Allah esirgesin. Biz Müslümanlarla savaşmayız. Haram kesinlikle yapmayız.” dediler. “Ha öyle mi?” dediler. “Tamam o zaman, dizilin.” Hepsini otomatik silahla taradılar. Böyle kahpe, alçak bunlar yani.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf da vardı.

ADNAN OKTAR: Fotoğrafını göster. 1914’te.

BÜLENT SEZGİN: Osmanlı’ya karşı savaşmadıkları için 1914’te şehit edilen Hindistanlı Müslümanlar. İngilizler tarafından kurşuna dizildiler.

ADNAN OKTAR: Bir tane, on tane, yüz tane değil yani. İsrail Başbakanı da Cumhurbaşkanı da, hepsini tanıyoruz. Bize olan sevgileri de çok güçlü. Bir dediğimizi de iki etmiyorlar. Bir şey oldu mu hemen müdahale ediyoruz, Allah’a şükür. Yani şu ana kadar bir şeyi biz söyleyip de yapmadıkları hiçbir konu olmadı. Nerede biz yanlış bir şey görsek hemen uyardık, hemen düzelttiler. Hatta büyük bir olay olduğunda falan hemen detaylı bilgi veriyorlar. “Biz onu şöyle yapmak istemedik, böyle oldu” falan. Çünkü benim dikkatli takip ettiğimi biliyorlar. Yani çok özenliler.

HÜSNA HANIM: Mavi Marmara olayında da Adnan Bey, siz özür dilemelerini söylemiştiniz ve tazminat ödemelerini söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bak, burada Sanhedrin üyeleri o hahamlar geldiler. “Ne yapalım?” Dediler “bu mesele bir türlü hallolmuyor” dediler. “Tevrat’a göre sizin özür dilemeniz çok makul” dedim. Tevrat’tan gösterdim. Özür dileyeceksiniz bu kadar basit. Fidye ödemek gerektiğini Tevrat’a göre dedim. Miktarını da söyledim. Resmi olarak benim söylediğim miktarı söylediler Türkiye devletine. Tam benim dediğim miktarı söylediler. Ve “özür diliyoruz” dediler. Manşetlerde “işte biz adama böyle özür diletiriz” falan diye belediye başkanı orada burada posterler. Bunlar sıradan hareketler. Bu insanın asaletine yakışmaz. Adam senden özür diliyorsa bu bir nezakettir. O nezakete böyle kabalıkla, böyle çocuksu bir mantıkla, böyle yakışmayacak, asalete yakışmayacak tavırlarla karşılık verirsen o senin olgun olmadığını gösterir. Bu devlet terbiyesine yakışmaz. Ayrıca senin hiç dâhilin yok o olayda. Nereden çıkarıyorsun sen? Nereden senin kahramanlığın yani? “Biz adamı böyle yaparız” diye. Aracı olduk, rica ettik yaptılar. Ve dediğimize, diyeceğimize pişman ettiler. Ondan sonra da adamlar durdu. Şu iş mi şunlar?

Hindistan işgali sırasında yirmi dokuz milyon Hintli’yi şehit etti İngiliz derin devleti. Bunlar hiç dünyada duyuyor musunuz bunların yaptığı zulümleri falan? Hep işte “Amerika yaptı. Kore yaptı. Şu yaptı. Rusya yaptı. İtalya yaptı” falan. Bunların adı sanı hiç duyulmaz. Çok sinsidir İngiliz derin devleti. Hiç adı duyulmamıştır. Alttan alta işi götürdüler.

İsrail’le aramızın düzelmesi demek Türkiye’nin güçlenmesi demektir. İsrail’le aramızın bozulması demek Türkiye’nin mahvolmaya doğru gitmesi demektir. Hiç akılcı bir hareket değil. Mısır’la da aramızı düzeltelim. Herkesle aramızı düzeltelim. Herkesle dost olalım. Ve büyük ağabey falan da değiliz biz. Hepsinin hizmetçisiyiz.

İffetinizden böyle güzelsiniz. Ben bazı televizyon kanallarında görüyorum. Toplamışlar oradan buradan. Size özeniyorlar sizin taklidinizi yapıyorlar ama iffet, akıl ve ahlak o eksik olunca nasıl acı bir manzara meydana geliyor. Nasıl onun acısını cayır cayır yaşıyorlar görülüyor. Acı acı. Yani herkes biliyor oradakilerin kim olduğunu. Onlar da biliyor, seyredenler de biliyor. Bu çok korkunç. Yani insanlar Anadolu insanı öyle bir insanı seyretmek istemez. Öyle insanları seyretmek istemez. Bazı kanallarda bazı kişiler için bunu söylüyorum. Genç kızlar batmış Allah esirgesin. Batağa batmış belli elinden, yüzünden, üslubundan her şeyinden anlaşılıyor, her şeyinden bakışlarından. Orada o arada olan kadınlar, arada olan erkekler, aracı demiyorum da artık yani en artık lafı hafifletiyorum. Nasıl zor bir görüntü veriyor. Nasıl acı, ne kadar masumlaştırmaya çalışsalar, o iticilik, o kir buram buram kokuyor. Buram buram kötü kötü kokuyor. Herkes anlıyor. Ve o yüzden size acayip imreniyorlar. İffet, efendilik, akıl, kalite, zenginlik oldu mu adam başlıyor kıvranmaya. Çenesini de yoruyor. Kafasını da yoruyor. Çünkü o meyve dalına uzanamıyor. Uzanamadıkça zıplıyor, zıpladıkça daha zıplıyor. Ama bir türlü uzanamıyor.

İngiliz Gertrude Bell, arkeolog olarak gönderdiler İngilizler, gizli servis elemanı; Musul, Bağdat, Basra, Osmanlı’nın elinde nereleri varsa buraları gezdi bu. Çok iyi Arapça, Farsça ve Türkçe biliyor. Ama tabii bu taktı yani casusluğa kafayı kadın. Her gittiği yerin haritalarını yapmış. Oralarda bilgiler çıkarmış. Yani gittiği evlerin krokilerini çıkarmış. Gittiği arazilerin krokilerini çıkarmış. İngiliz gizli servisine bunların hepsini aktarmış. Sonra o İngilizlere aktarılan bilginin gereği olarak işgal yapıldı o bölgelerde. Yani casusluk İngilizler için çok hayati bir konudur. Ve İngiliz casusu olmak için de birçok alçak sıradalar.

“Hocam, İngiliz derin devleti normal devletten tamamen bağımsız mıdır? Stratejilerinden şimdiki devletlerin haberi var mıdır? Açıklamalarınız çok önemli. Allah razı olsun.” Ümit Yıldırım. Kardeşim, yani birçok istihbarat örgütünün Ortadoğu’daki İslam ülkelerinin birçok istihbarat örgütünü İngiliz derin devleti kurmuştur. El Muhaberat başta olmak üzere İngiliz derin devleti tarafından kurulmuştur ve gelenek olarak onlara bağlıdırlar. Genellikle eski bakanlar, eski başbakanlar onlar emekli olmuyorlar yani derin devlet elemanı emekli olmaz. Onlar ölene kadar görevde kalırlar.

Gülen Akkara, “Bu adam hoca değil. Gerçek Adnan Oktar hapiste öldürüldü. Bu Yahudi’yi yerine geçirdiler. İsraillidir o” diyor. Kardeşim, yani İsrail’den geldiğimden beri bunlar böyle bir rahatlık vermiyorlar. Ben de biliyorum Bayrampaşa’da yatıyordu Adnan Hoca, hakikaten şöyle saçları ayrık, uzun sakallı bir şahıstı. Böyle çok hoş sohbet bir insandı. Allah rahmet etsin. Biliyorum. Kardeşim, İsrail’den geldiğime geleceğime pişman etmek istiyorlar. Yok, “Aaron Kohen niye geldin?” İsrail’den gelmek niye suç oluyor? Aaron Kohen olmak niye suç oluyor yani? Annemin resmini yayınlıyorlar. Babamın resmini yayınlıyorlar. Ailemin resmini niye yayınlıyorsunuz? Annem böyle geniş şapkalı tüllü bir madam. 1800’lerden kalma. Babam böyle geniş sakallı, koca böyle cüsseli bir haham. Aile resmini benden izinsiz niye yayınlıyorsunuz? Bana sordunuz mu?

Metin Bilici, “Adnan Hoca Mason olduğunu biliyorduk, ama İsrail’i haklı çıkaracak kadar ileri gideceğini bilmiyorduk.” İleri, daima ileri gidiyorum zaten, ben geri gitmem. İsrail halkına nefrete müsaade etmem. İran halkına, Suudi halkına, Yunan halkına, Rus halkına nefrete müsaade etmem. Kafanızdaki o nefreti sökeceğim. O nefretinizi yakacağım sizin, küle çevireceğim, kim yapıyorsa.

Osmanlı istihbaratını kuranlar da İngiliz derin devletidir. Mavroyani Paşa saray doktoruydu, zaten öyle yaklaşırlar mesela önemli gördükleri kişinin yanına, işte seviyorum, ediyorum, doktorum, paşayım, mühendisim yardımcı olmak istiyorum falan bahanesiyle yaklaşırlar. Abdülhamit’i zaten çepeçevre kuşattılar, bitirdiler adamı, dümdüz ettiler, gıkını çıkaramadı. Mavroyani Paşa saray doktoru, Sultan 2. Abdülhamit’in özel hekimi, tam istihbaratçı. İngiliz büyükelçisi Stratford Canning “Bana yardım etti, bana yol gösterdi” diyor. İstihbarat şefi ise İngiliz yanlısı olan Ermeni Civinis Efendi, onu tavsiye ediyor İngiliz istihbaratı, bunu diyorlar istihbaratın şefi yap diyorlar. Elde edilen tüm raporlar Civinis Efendi’ye veriliyor o da İngilizlere olduğu gibi aktarıyor, İngiliz derin devletine aktarıyor bilgiyi. Bunu anlatan kim? Mavroyani Paşa saray doktoru. Tamamen ele geçirmişler. Mesela kod adı Arvifay olan ajan İngiliz ajanı 1921’de İstanbul’da terzi dükkanı açıyor, bak terzi. Bak ittihatçı çevrelerin ve Atatürk’e yakın isimlerin terzisi olmayı başarıyor, müthiş usta. Gayet güzel elbise dikiyor. Türk dışişlerine girip çıkabiliyor. Ve bütün elde ettiği bilgileri İngiliz istihbaratına aktarıyor. İngiliz istihbaratı cemaatlerde, topluluklarda içine böyle adamlar sokar. Bazıları da bedavaya hizmet eder, sırf ilerde onlara bir iş kapısı açılır diye, onlara ilerde destek olur diye bedavaya çalışırlar. Birçok yerde vardır bu. Hükümetin içine de girerler, sarayın içine de her yere girerler. İngilizler İstanbul’u işgal ettiğinde, İstiklal Caddesi üstünde Yunan bayrağı asıyorlar. Türkler de tabii çok irrite ya, Yunan bayrağı, Yunan bayrağının önünden geçen Türkler, durduruyorlar selam ver bayrağa diyor, sırf eğleniyorlar. Selam vermeyeni sille tokat yumrukla dövüp kafa falan atıyorlar ve zorla selam verdiriyorlar. Sırf moral bozmak ahlaksızlık olsun. Halihazırda İngiliz derin devletinin yayın organlarında PKK özgürlük savaşçısı gibi gösteriliyor. Yoğun bir İngiliz desteği var, İngiliz derin devletinin yoğun bir desteği var PKK’ya. Şimdi ne yapmışlar biliyor musun? Boğulurcasına çığlıklar atıyorlar “bizim PKK’yla alakamız yok” diye. Siz koskoca İngiliz derin devletisiniz, ne oldu bu çığlıklar böyle ciyak, ciyak bağırıyorlar her yerden ses geliyor. “Biz” diyorlar “PKK’yı desteklemiyoruz Türkiye’yi destekliyoruz.” Yalan söylemeyin bin tane belge var elimde. Daha hala devam ediyorsunuz. Ama vazgeçeceksiniz, böyle yalvarır gibi, inler gibi sesler çıkarıyorlar, biz diyorlar PKK’ya destek vermiyoruz. Halihazırda cayır, cayır PKK propagandası yapıyorsunuz,  nasıl yapmıyorsunuz. Parlamentoda adamları kabul ediyorsunuz. Lordlar kamarasında kabul ediyorsunuz. Öcalan kendi söylüyor bizi destekliyorlar diye. Bu hareketin kökeni diyor İngilizlere dayanır diyor. Kendileri de açıklıyor, biz diyor yönlendirdik diyorlar. Yüzlerce belge var. BBC gece gündüz PKK propagandası yapıyor, gece gündüz. Eli kanlı örgütü masum göstermeye çalışıyor. PKK’yı özgürlük savaşçısı olarak gösteriyorlar. Mesela kadın teröristlerle röportaj yapıyor. Zaten diyor ki Karayılan, Kandil’de radyo olarak sadece BBC Türkçe dinleniyor diyor, BBC’yi dinliyorlar zaten o tipler hep BBC’yi dinlerler, asıl onların şeyi odur. Başka kanala güvenmez onlar, BBC aşağı, BBC yukarı, yani bunlar BBC. Başka şeyi dinlemezler. Hep en güvenilir onu görürler. İngiliz derin devletinin elamanları falan da öyle. Başka bir kanalla onların işin yoktur. Bak PKK da diyor, “en güvendiğimiz kanal o” diyor. “Sadece BBC dinliyoruz” diyor.

Kod adı CQ6 olan bir ajan var İstanbul’da hep böyle bunlar kodluyorlar, Türkiye’deki ajanların hepsi kodlu, böyle hepsine özel kod ismi veriliyor. Gerçek isimlerini kullanmıyorlar. Bu da İstanbul’da bir kahvehane işletiyor bak görüyor musun?  Nerelere kadar sızıyor kahvehane. Bu kahvehane Mustafa Kemal’e yakın kişilerin uğrak yeri. Kemalistlerin, işte Atatürkçülerin tüm toplantıları burada gerçekleşiyor. O, orada adamları var mesela orada birisi konuşuyor gidip sandalyeyi atıyor oraya yandan böyle çay içiyor gibi yapıyor, dinliyor. Öbür bir yere gidiyor çay içiyor gibi yahut kahve içiyor gibi dinliyor. Adamlar onlardan aldığı bütün bilgileri İngiliz istihbaratına aktarıyor, İngiliz derin devletine aktarıyor. Bu kahpelerin özelliği odur. İstihbarat çok önemli, istihbarat alamazsa kudurur bunlar, bir şekil istihbarat, çünkü İngiliz istihbaratı sürekli sıkıştırıyor onları, bize sürekli bilgi aktarın. Boş da olsa bilgi aktarın, ne görürseniz, ne duyarsanız bilgi aktarın. Onun için onlar sürekli böyle yanaşıp yandan dinlemeye çalışır. İşte kahvehanede gider dinler, terzide dinler, orada burada dinler, orada illaki insanların ağzından bir şey kaçıracağını düşünür. O kaçırdığı bilgi işte onlar için çok hayati oluyor. Sonra onları toparlıyorlar, oradan bir anlam çıkarıyorlar. Mesela dese ki adam bugün ben çay, kahve içtim hiçbir şey yapmadım, onun bile ne anlama geldiğini onlar çıkarabiliyorlar. Hangi amaçla onu neden söylendiğini. Mesela bir şey söylenmiyorsa neden söylenmiyor, onu da çıkarabiliyorlar. Onun için elamanlarından sürekli istihbarat isterler. Mesela adam kahvehanede, “niye kahvehaneye uğramıyorsunuz? Siz bizi sevmiyor musunuz? Gelin görüşelim, çaylar benden” falan, devamlı adamları çağırıyor, adamların hiç haberi yok. Ama orası aynı zamanda İngiliz istihbaratının bir karakolu, haberi bile yok. İstihbarat bunlar için çok hayati bir konudur İngilizler için ve sakın bizi sezdirmeyin diyor. İngiliz istihbaratının en hayati konusu budur. Karda yürüyün, izinizi belli etmeyin ve sakın bize dikkati çekmeyin, biz bilinmeyelim, herkes bilinsin ama biz bilinmeyelim. Onun için hep Amerika işte şunu yaptı, kahrolsun Amerika. Sol örgütleri İngiliz gizli servisi örgütlüyor, mesela kahrolsun Amerika, kahrolsun Amerika, go home işte Amerika falan. Hiç go home İngiliz duydunuz mu siz? Kahrolsun İngiliz hiç duydunuz mu? Asla yapmazlar. Hep başkalarına dikkat çekerler. Amerika’nın üstüne çeker, onun bunun hep ve fark edilmemeyi sağlarlar.

Amma vücut yapmış maşaAllah. Cenab-ı Allah yaratıyor ama toprak, bakteriler, solucanlar, vücut ne kadar iriyse o kadar çok memnun oluyorlar.

OKTAR BABUNA: Hastaların siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah birkaç hafta yatağa konulduğu zaman bütün kas dokusu eriyor Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii Allah vermesin, onun için Allah’tan sağlık, sıhhat uzun ömür istemek lazım.

Geçenlerde Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi’ne yapılan bir operasyonda yakalananlar arasında bir İngiliz ajanı çıkıyor. Çünkü Amerikan muhalefeti çok önemli, Amerika’ya dikkat çekin diyorlar. Sakın İngiltere’de hakkında kimse bir şey duymasın. Acayip usta yapmışlar, iki yüz yıldan beri kimsenin haberi yok. Dünyayı parmaklarında oynatıyorlar, kimsenin haberi yok.

OKTAR BABUNA: Siz ilk defa açıklıyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’da diyor, kahrolsun ehli şimal, kuzeydeki o kişiler kahrolsun Kuran’da. İşte o İngiliz derin devletine de işaret o ayetteki.

BÜLENT SEZGİN: Bazı fotoğraflar var gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: BBC’de PKK lehine çıkan haberler. “BBC, PKK’nın kanlı eylemlerini görmezden geliyor. İngiliz yayın kuruluşu kurumu BBC PKK’nın İngiltere’nin resmi terör listesinde yer almasına rağmen geçmişini ve devam eden şiddet eylemlerini görmezden geliyor.” “Ağır darbe vurulan PKK’ya İngiliz desteği” başlıklı bir haber. “İngiliz yayın kuruluşu BBC, terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonları çarpıtarak yeni bir algı operasyonu başlattı.”

ADNAN OKTAR: İşte bak tam, dediğimizin ispatı.

BÜLENT SEZGİN: Times ’ta çıkan bir haber, “Türkiye’nin PKK hedeflerini vurması delilik” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Delilikmiş.

BÜLENT SEZGİN: “BBC’den PKK’lıların propagandasına destek.” “BBC’den Türkiye’ye çirkin iftira” başlıklı bir haber daha.

ADNAN OKTAR: Bak dediklerimizin basındaki doğrulamaları. İngiliz derin devleti BBC’nin dışında bir şey dinlemez. Onlar için bir tane haber kanalı vardır. PKK için de bir tane kanal var. BBC’nin dışında bir şey dinlemez. Doğru söyleyen sadece odur onlara göre.

Oradaki huzur da hoşuna gidiyor. Dehşet yok, şamata yok, namussuzluk yok, iffetsizlik yok, oyun yok, yalan yok, sahtekârlık yok. Dürüstlük var, efendilik var, nezaket var temizlik var, Allah korkusu var, Allah sevgisi var, sevgi buram buram. Her şey düzgün, her şey kaliteli. Tabii.

GÜLEN BATURALP: Kendisi de açıklıyor zaten “Burada herkes çok iyi, benim ülkemde iyi bir kişi bulmak çok zordur.” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, yoğun bir hayat mücadelesi içinde oluyorlar.

BBC her seferinde PKK lehine propaganda yapıyor her seferinde. Güya terör örgütü ilan ediyor ama bütün gücüyle İngiltere destekliyor. İki yüz yıldan beri destekliyor. Yani bölünme hareketini iki yüz yıldan beri destekliyor. Destekliyor değil organize ediyor ve doğrudan istiyor ve söylüyor. Mesela bak istihbarat faaliyeti olarak Irak işgalinde Irak’ta kimyasal kitle silahı var diye BBC acayip yayın yaptı. İngiliz basını acayip yayın yaptı. İngiliz Meclisi işgali onayladı. Çok kolay oluyor. Tony Blair başta. Yani bu işin içerisinde olan birisidir zaten o da. İki milyon insanı şehit ettikten sonra Tony Blair çıktı, dedi ki: “Ya kusura bakmayın yanlış bilgi gelmiş bize. Hata yaptık.” dedi.

EBRU ALTAN: “Pardon.” dedi.

ADNAN OKTAR: “Pardon.” dedi. Bak iki milyon insan şehit oldu. İki buçuk-üç milyon insan da sakat kaldı. Sonra “Pardon, yanlışlık oldu.” dediler. Kolsuz bacaksız milyonlarca insan var Irak’ta. Gözü görmeyen, ağzı burnu kopmuş, kolu kopmuş.

Fasıl başlasın.

Hamit Görmez “Adnan Bey bardaktakilerin ayran olduğu belli ama niye onu kadeh gibi tokuşturuyorlar sanki özeniyorlar gibi?” Kuran’da karşılıklı bardak kaldırdıklarını Kuran söylüyor. Birbirlerine sunarlar, birbirlerine ikram ederler diyor. Geçenlerde de anlatmıştım. Sen içkiyi niye alkoliklere veriyorsun veyahut niye rakı içenlere veriyorsun? Değil mi? Oradaki kültürü helal olan ayrana ver ayran öyle içilsin. Niye rakı öyle içiliyor? Ayran öyle içilsin. Rakı da kendi içinde kaybolup gitsin.

Bak diyor ki Allah Saffat Suresi 37 ve 44’de “Birbirlerine karşı tahtlar üzerinde otururlar” diyor. “Kaynaktan kadehler içerler çevrelerinde dolaşır” tamam işte kadehler çevrelerinde dolaşıyor değil mi? Sakiler var onlara ayran içkisi sunuyorlar. “Bembeyaz” diyor bak “ne bir gaile ne de bir sarhoşluk verir bu içki, bembeyaz” diyor. Ayran da bembeyaz işte bak. Bak “Bembeyaz” diyor “içenlere lezzet veren bir içki. Onda ne bir gaile vardır ne de kendinden geçip akılları çelinir.” Sarhoşluk vermez diyor ayranın özelliği işte bu. Kuran’ın uygulaması bu işte. “Dopdolu kadehler, içinde ne boş ve saçma bir söz işitirler ne bir yalan” cennette. “Rabbinden karşılık olmak üzere yeterli bir bağıştır” diyor Cenab-ı Allah.

“Bir yandan İslam diyorsunuz, bir yandan ayranlı rakılı fasıl yapıyorsunuz.” Ne kadar saplantılılar. Bardak helale yönelsin, ayran helale yönelsin. Rakı masasında eğer bir kültür varsa olduğu gibi helale dönsün. Onların hepsini helale alalım. Helal olsun hepsi. Niye haramın eline verelim onları? Niye haramın eline vermeye çalışıyorsun? Bak hepsini biz helale alıyoruz. Bak Cenab-ı Allah diyor ki yetenazeunne fiha ke’sen la yegvun fiha vela te’simun. “Karşılıklı içki ve yiyeceği alıp verirler” diyor. yetenezaunne “ve karşılıklı kadeh kaldırırlar” diyor ayet. Kadeh kaldırırlar, kadeh diyor açıkça. Burada olan nedir? Aynısı. Ke’sen kadeh demek. La yegun “boş söz yoktur.” Fiha “orada” vela “yoktur.” Te’simun “günaha girme yok.” Yetenaseunne “karşılıklı yiyecekler alıp verirler karşılıklı kadeh kaldırırlar.” Karşılıklı kadeh kaldırırlar ayet.

Bediüzzaman diyor ki 12. Mesele, “Rivayetlerde vardır ki deccalin birinci günü bir senedir.  İkinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür. Bunun iki tevili vardır birincisi büyük deccalin kutlu şimali kuzey kutbu dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir.” Kuzey tarafındaki bir ülke diyor. Kuzey tarafında ülke kim? Ve adada olan bir ülke Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi yine; adada İngiltere var. “Demek büyük deccal şimalden bu tarafa tecavüz edeceğini mucizane hadis ihbar ediyor” diyor. (Şualar sayfa 592.) Öcalan diyor ki, “İngiltere bizim konumuza yaklaşan en akıllı ülkedir.” En akıllı ne demek biliyor musun? İngiltere’den kasıt ne biliyor musun? İngiliz derin devleti. En akıllı ne demek? En şeytani. “MED TV’ye yayın hakkı verdi” diyor. PKK’nın televizyonuna yayın hakkı verdi diyor. İngiltere bunu yapan. Derin devlet yaptırıyor. “Politikaları İngiltere oluşturur” diyor. “Amerika Birleşik Devletleri’ne uygulattırır” Derin devlet İngiltere karar verir Amerika da uygular diyor. “İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır” diyor. Sence değil zaten meşhur o. “Avrupa’daki iş birlikçilerini” diyor hepsi onların kontrolünde Avrupa’nın tamamı onların kontrolünde. Ama özellikle “Amerika Birleşik Devletleri’ne bunu uygulattırmaktadır.” Amerika’ya uygulattırıyor diyor. “Ortada bu konularla ilgili belge yok” diyor “olması da mümkün değildir” diyor. Derin devletin belgesi olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey YDGH kurucularından İstanbul sorumlusu Kerem Berte şöyle söylüyor itiraf ediyor. “PKK, İngiltere tarafından kurulan bir örgüttür. Lakin PKK’nın amacı yeni bir düzen, dinlerin olmadığı yeni bir Ortadoğu. Amacı bir Kürdistan değil ki İngiltere’nin belirlediği yeni bir Ortadoğu dizaynı.” Diyor.  

ADNAN OKTAR: Dinsiz bir Ortadoğu.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’nin belirlediği bir Ortadoğu dizaynı.

ADNAN OKTAR: Darwinist materyalist isteyen Rumi olacak, dinsiz imansız olacak yani Hz. Muhammed (s.a.v.)’den bahsedilemeyecek. Kuran’dan bahsedilmeyecek Rumilik’ten bahsedilecek. Stalinistlik’ten de bahsedilecek ama İslam’ı istemiyor adamlar. Bak ateistler, cinsi sapıklar şunlar bunlar hep sorulduğunda ne diyorsunuz diyorsun? Ben Mevleviyim diyor. Yani Rumiyim diyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) için “sakın o insandan bana bahsetmeyin” diyor. İslam dini ama ha diyor. Mevlevilik “O çok yüce bir amaç” diyor. "O ayrı mesele." diyor. İşte oyun burada oynanıyor. Ben de gelir böyle yakalarım. İstedikleri kadar çırpınsınlar, gereği yapılacak.

"Bahsettiğiniz ayet cennetteki kadehlerden bahsediyor." Ama cennet, işte sana bir ahlakı gösteriyor, ideal hayatı gösteriyor. Demek ki kadeh güzel bir şey. Demek ki kadeh kaldırmak güzel bir şey. Ayet "Kadeh kaldırırlar karşılıklı." diyor. Cennet, ideal hayatı da anlatıyor aynı zamanda. "Dünyayı cennet gibi yapın." diyor Cenab-ı Allah. Niye sen onu günahın önüne veriyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Cennettekiler, "Bize bu nimetlerin dünyada bir benzeri gösterilmişti, sunulmuştu." diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Ya kardeşim bana kızanlar da gecenin bu saatinde saatlerden beri beni izliyor ve günlerden beri. Benim onlardan haberim yok. Adını bile bilmem sanını. Kim, hiçbir haberim bile yok. Ama hayret, gıpta ve kıskançlık hisleriyle ve kahredici bir beğeniyle saatlerce izliyorsun. Sonra demediğini bırakmıyorsun. Dabak derler, derici beğendiği deriyi yerden yere vururmuş. Bu hayranlık çok şiddetli bir hayranlık. Bu ıstırap da ondan kaynaklanıyor. 

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberi okuyabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Bugün arkadaşlarımız Kopenhag'ta sizin on bin adet Karanlık Tehlike: Bağnazlık kitabınızı ve on bin adet de PKK'nın iç yüzünü ve alçaklıklarını anlatan broşürü Danimarkalılara ücretsiz olarak dağıttılar. Dağıtıma Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Belçika, Almanya ve Türkiye'den otuz dört kardeşimiz katıldı. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel. Helal olsun. Hem de havaların soğuk olmasına rağmen yeri göğü yıkmışlar. Tam Evlad-ı Fatihan hepsi maşaAllah. Pek broşüre benzemiyor, koca koca kitaplar onlar. MaşaAllah. Çok güzel olmuş, hayırlı olmuş. Işık, aydınlık her yeri sarıyor. Biz nurla gidiyoruz, ateşle değil. 

KARTAL GÖKTAN: On bin adet Karanlık Tehlike: Bağnazlık kitabınız ve on bin adet de broşür. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah.

Osman Dağ; "Sevgisiz bir toplum oluşturmaya çalışıyorlar." Derin devletlerin en üstünde durduğu şey budur. Çünkü sevgisiz toplumlar ihtilal, iç kargaşa, geniş çaplı cinayetler, iç savaş; her türlü rezillik için çok müsaittir. Bütün mesele, kin dolu bir toplum oluşturmaktadır. Adamın düğmesine bir basarsın kan revan içinde bırakır ortalığı. Onun için derin devletler, yıkacakları ülkeyi önce nefret toplumuyla dolduruyorlar, nefret insanlarıyla dolduruyorlar. Kin dolu oluyorlar. Mesela civardaki ülkelere nefret dolu, oralar nefret dolu, buralar. Yalnızlaştırıyor önce, nefretle yalnızlaştırıyor. Mesela Rus'tan nefret ediyor, Yunan'dan nefret ediyor, İranlı’dan nefret ediyor, İsrail'den nefret ediyor. Yalnızlaşıyor. Kendi içinde nefret akıl almaz geriliyor. Bu sefer kendi kendini boğmaya başlıyor. Dış ülkelerin de o zaman bir yardımı olmuyor çünkü herkesten nefret ettiği için. Kendi içinde boğulup gidiyor. Bu derin devletlerin, devlet yıkmadaki en önemli stratejileri. En önemli yöntemleridir. "Sevgisiz bir toplum oluşturmaya çalışıyorlar. Hükümeti sevmiyorlar. Maçta kendi takımına küfrediyorlar. Kavga ediyorlar. Amerika'yı sevmiyorlar. İsrail'i sevmiyorlar. Mültecileri sevmiyorlar. Onu sevmiyor, bunu sevmiyor. Kulaktan dolma sözlerle her şeyi sevmiyor. Annesinin önüne koyduğu yemeği dahi sevmiyor. Bu nedir yahu?" diyor.

Bu, HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Türkiye Araştırmalar Merkezi -bu İngiltere'de faaliyet yapıyorlar- davetlisi olarak geldiği Londra'da İngiliz Parlamentosu'nda bir akademisyen soruyor, "Orada Kürdistan kurulabilir mi?" "Mümkündür, tabii ki." diyor. Öcalan, "Gelişmelerde dikkat edilmesi gereken konu, Avrupa'nın İngiltere'de düğümlenmesidir." Bak, düğüm orada diyor, düğüm. "İngiltere konulara çok derin yaklaşıyor." Derin devlet. "İngiltere MED TV'ye yayın hakkı verdi." MED TV, PKK propagandası yapan bir oluşum. Bir ülkeyi yıkmaya kalktılar mı önce oranın insanlarını sevgisiz, kindar, kaba, vahşi, görgüsüz, estetikten uzak, sanattan uzak, kan dökücü, etrafa nefret tohumları saçan, hiçbir ırkı hiçbir toplumu sevmeyen, vahşileşmiş insanlar haline getiriyorlar önce. Ondan sonra o insanları yok etmek, o toplumu yok etmek çok kolay oluyor. İlk ön aşaması bu. Çünkü toplum o yönden olgunlaşmış oluyor. Her türlü kepazelik kavga için, rezillik için müsaitler. Mesela Mısır'da öyle yaptılar. Akıl almaz bir kin politikası güttüler. Topluma muazzam bir nefret ruhu verdiler; İsrail nefreti işte şuna nefret buna nefret, Amerika'ya nefret, Rusya'ya nefret. Sonra birbirlerini kırıp geçirdiler. Akıl almaz bir kin vardı içlerinde. Ordu ondan sonra arkasından müdahale etti. Bir de ordu kan döktü. Sonra sakinleştiler. Şu an müthiş bir nefret ruhu daha da içlerinde gelişti. Toplumda kahredici bir nefret var şu an karşılıklı. Ordu bir çekilse kan gövdeyi götürür Mısır'da. Daha önce nasıl olmuştu? Onun on misli olur. Şu anki nefret daha şiddetli. Yani toplumları yıkmak; mesela Suriye'de bunu yaptılar, Irak'ta bunu yaptılar. Nefret toplumu oluşturdular önce geniş çaplı. Sonra bunu yapıyorlar. Şimdi Türkiye'de bir nefret topluluğu meydana getiriyorlar. Gençler arasında muazzam bir nefret politikası; Rusya'dan nefret, İsrail'den nefret, Yunanistan'dan nefret, İran'dan nefret, kendi aralarında nefret, başka partilere karşı nefret, başka futbol kulüplerine karşı nefret, başka şehirlere karşı nefret. Mesela Diyarbakır'dan ekip geliyor, yuhalıyorlar. Karadeniz'den bir ekip geliyor, kurşun sıkıyorlar. Yani akıl almaz bir nefret ruhu geliştiriyorlar. Böyle toplumları yıkmak son derece kolay. Onun için önce bu nefret ruhunun ortadan kalkması gerekiyor. En acil hareket bu. Yani ülkemizin yıkılmaması için, birlik bütünlüğün sağlanması için bu nefret politikasının ortadan kalkması gerekiyor. Gerici ruhun kaldırılması lazım. Gerici gelenekçi ruhta, -gerici demeyelim de- gelenekçi bağnaz ruhta nefret ana politikadır. Her şeyden nefret edilir. Hatta haşa Allah'tan bile nefret eder gelenekçiler, peygamberin kurtaracağını düşünürler. Yani Allah hep bela verendir, peygamber araya girip onları kurtarandır. Allah'la bağlantı kurulamaz onlara göre. Allah zulmeder haşa. Peygamber merhametli olduğu için araya girer Allah da onun sözünü dinler ve belayı durdurur. Hep böyle inanırlar. O nefret ruhunun ucu bucağı yok. Sahabeden nefret ediyor. Ondan nefret ediyor. Şiiler'den nefret eder. Vahabiler'den nefret eder. Amerika'dan, İsrail'den nefret eder. Rusya'dan nefret eder. İran'a olan nefret tarif edilecek gibi değil. Suudi Arabistan'a, Vahabiler'e duydukları nefret tarif edilecek gibi değil. Bu, bir toplumun yıkılması için gerekli zemin olmuş oluyor. İşte İngiliz derin devletinin en yoğun çalıştığı konu bu oluyor. Bazı ahmaklar da bu çarkın içine girip onların ucuz, bedava, zavallı askerleri oluyor. Ve bunları provoke etmek acayip kolay oluyor. Mesela "Şurada toplanın." de, hemen toplanır, "Şurayı yakalım." de, yakar. Bak, PKK'nın itleri, görüyorsunuz çok rahat provoke edilebiliyorlar. Sokağa topluyorlar atom forvet it kopuk takımını, "Hadi şurayı yakalım." Tamam. "Hadi şurayı yıkalım." Tamam. Çok kolay yönlendirilebiliyorlar, bir hayvan sürüsü gibi. Mesela milli meselelerde ittifak gerekiyor değil mi? Olmuyor milli meselelerde ittifak. İngiliz derin devletinin esaslı politikası sonucunda, basında yaptığı, bazı basın kanallarında yaptığı bilinçaltı eğitimle milli başarıda bile ittifak olmuyor. Milli başarı oluyor, adamlar onu yeriyor. Toptan sevinilmesi lazım; toptan olmuyor, bölünüyor toplum. Nefreti böyle benzin gibi yayıyorlar etrafa. Sonra İngiliz derin devleti kibriti bir çakıyor, bir anda infilak meydana geliyor. Onun için emek emek hazırladıkları bu nefret tohumlarını tamamen izole edip, temizleyip arındırmak konumundayız. Bu da ancak sevgiyle ve Allah korkusuyla olur, Allah sevgisiyle olur. 

Mesela önce İngiliz derin devleti Mısır’ı yaktı mahvetti Mursi’nin iktidara gelmesini sağladılar, Mursi’yi onlar iktidara getirdi İngiliz derin devleti, biliyorlardı yıkılacağını. Sonra kargaşayı içerden bir körüklediler zaten nefret tohumu hazırdı, sonra hemen orduyu devreye soktular yani Mursi’nin uzlaşmasını da engellettiler o da İngiliz derin devletinin bir oyunuydu. Şimdi Mısır’da ekonominin düzeltilmesi gerekiyor. Ekonomik danışman kim? Tony Blair. İngiliz derin devletinin en sevdiği adamlardan birisidir Tony Blair, en çok güvendiği adamlardan birisidir. Onu adam ekonomide baş danışman yapıyor kendine. Oluk oluk para akıyor tabii adama sırf oradan bile oluk oluk para.

Mesela 21 Ağustos 2015 tarihli Dışişleri Bakanlığı resmi sayfasında BBC’nin açıkça terörizmi desteklediğini resmi olarak Türk devleti açıklıyor. Gösterebiliyor musun onu?

BÜLENT SEZGİN: Sayfayı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz burada İngilizce olarak?

BÜLENT SEZGİN: Bilgisini okuyorum.

ADNAN OKTAR: Oku.

BÜLENT SEZGİN: Ağustos 2015 tarihinde Türk Dışişleri Bakanlığı yayınladığı basın bildirisinde BBC’nin yazılı ve görsel olarak PKK terör örgütünün açıkça propagandasını yaptığını duyurdu. BCC yayınlarında PKK’nın masum bir kuruluş gibi gösterildiği ve PKK’ya katılımın teşvik edildiği açıklandı. Terörün övülmesinin ve desteklenmesinin bir suç olduğu hatırlatıldı bu sayfada.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti de acayip hayasız çok utanmaz “Biz PKK’ya şiddetle karşıyız, ne zaman övdük biz ya? Böyle bir şey yok” diyor. Akıl almaz arsız ve sinsiler çok hayasızlar, otuz kere rezil etsen, kırk kere rezil etsen kırk birinci de yine rezilliklerine devam ediyorlar. Ajanları da çok arsız oluyor. Mesela o kadın ajanları vardı arkeolog görünümünde üç yabancı dil biliyorlar yıllarca yani alenen bütün bölgeyi kan revan içinde bırakacak planları yaptı projeler yaptı. Her yeri geziyor tek tek evlere varıncaya kadar nerelerin vurulacağı nerelerin yıkılacağını kadar tek tek İngiliz derin devletine bildiriyor. Sonra geniş çaplı bir operasyon yapıldı bütün İslam alemi hercümerç edildi. O haritalar jilet gibi haritalar var ya İngiltere masa üstünde yaptı onları beş dakikada bir kadın ajan yetti.

Mesela YPG adına savaşırken ölen adam PKK’lı, İngiliz bayrağıyla gömülüyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz hem PKK bayrağı hem İngiliz bayrağı yani İngiliz derin devletinin uygulamalarından bir tanesi. Bak bu kadına da sonra 1926 yılında zorla bir avuç uyku hapı içirip öldürdüler kadını İngiliz derin devleti. Kadını kullandılar tepe tepe kullandılar ajanları sonunda da genellikle tepeleyip öldürüyorlar ya intihar süsü veriyorlar, ya biri öldürdü, ya araba çarptı diyorlar yani yatağında ölen hiçbir ajan olmuyor. Mutlaka öldürüyorlar onlar da ahmak gibi it gibi onlara hizmet ediyorlar genel anlamda söylüyorum yani belirli bir şahıs için söylemiyorum yani sözüm bu kadın için değil genel.

Akıl almaz azgın bir nefret toplumu meydana getirmeye çalışıyorlar Türkiye’de. Devlet bu beyin yıkama operasyonuna karşı, karşı atak yapması lazım. Eğer beceremiyorlarsa becerecek kimselere görev vermeleri lazım.

Mesela bak Yasin Börü 16 yaşında çocuk yirmi yerinden bıçakladılar; nefrete bak PKK nefretine üçüncü kattan attılar taşla başını ezdiler o da yetmedi arabayla üstünden geçtiler. PKK azgınlığını görüyor musun? Nasıl bir nefret toplumu meydana getiriyorlar işte burada görüyorsunuz. İşte bu köpekler şimdi de buralara yazı yazıyorlar akıl almaz bir uluma akıl almaz bir çirkef köpekleşme oluyor hoşt demekten artık konuları anlatmaya vakit bulamıyoruz. Bazı tipler için söylüyorum yani şimdi burada isimlerini verdiğim kişiler için söylemiyorum. Mesela futbol takımları karşılıklı kin meydana getiriyorlar şehirlerarası karşılıklı kin öfke meydana getiriyorlar komşu şehre karşı öfkeli, komşu kasabaya öfkeli mesela öbür kasabanın insanı geliyor ağzını burnunu kırıyorlar adamın. Mesela hangi kavimdense diğer kavme karşı öfke; partiler arası öfke, fikirler arası öfke. Olgun aklı başında toplum istemez İngiliz derin devleti. Vahşi, yakıcı, öldürücü her yeri birbirine katacak anarşist deli ruhlu insanlar ister. Bu milli bir tehlike olduğu için milli tavır alınması gerekiyor.

Sizin bu içkilerinize ve yiyeceklerinize özenmiş diğer kanallar; onlar da aynısını yapıyorlar ama tabii bunun çok uydurması. Onlara bizim yaptığımız gibi zoom yapıyorlar yani özentilikten perişan hale gelmiş durumdalar bazı kanallar. Asılı taklit ne derece oluyor? Olmuyor tabii.

Kurtuluş Savaşı’nda Hint Müslümanlara Türkiye’ye para yardımı yaptı diye akıl almaz katliam yaptı İngiliz derin devleti Hindistan’da, Hint Müslümanlara. Onlar çok gariban çok mazlum insanlar.

İngiliz generali İstanbul’u işgal ettiklerinde, İstanbul’da sıkıyönetim olduğunu açıklıyor emirlere aykırı veya düzeni bozacak bir harekete girişenlerin Divan-ı Harp tarafından mahkeme edilerek idam edileceğini bildiriyor. Bunu söyledikten sonra da İngiliz mahkemeleri devreye girdi İstanbul’da ama baktılar ki mahkemeyle falan olacak gibi değil doğrudan öldürmelere başladılar. Mahkeme etmeden doğrudan yani o saydığımız oteller oradaki karakol, binalar bir çok yeri cinayet işlenecek mekanlar olarak seçtiler. Sorgulama adı altında götürüp döve döve öldürdüler orada aslanlarımızı, binlerce insanımızı şehit ettiler. İngiliz derin devleti bir kısım aydınları da Malta adasına götürdü adamlar kayboldular orada. Birçok aydınımızı böyle mavnalarla falan alıp götürdüler.

Galata Kulesi’ni ve Galata resimlerini bir daha göster.

BÜLENT SEZGİN: Tamam.

ADNAN OKTAR: Bakın üst tarafta görüyor musunuz İngiliz bayrağı var yaklaştırabiliyor musun? Evet orada anlaşılıyor İngiliz bayrağı olduğu görüyorsunuz. Şu üst kısım rasat için kullanılıyor sonradan bu üçgen konik yapı üstüne konulmuştur asıl hali böyledir. Üst katların tamamı istihbarat amaçlı İstanbul’u gözlemek için kullanılmıştır. Firavun da aynısını yapıyor biliyorsunuz Kuran’da var. Bu binanın alt katı Galata Kulesi’nin alt katı, bu üst katlarında böyle gözetleme yapıyorlar. En ufak bir yerde toplantı var mı bir kıpırdanma var mı onları tespit ediyorlar. Evet, bu alt katı bu Galata Kulesi’nin alt kısmı kanallarla dolu yani dehlizlerle dolu o dehlizlerde yapılan aramalarda çok fazla insan iskeletine rastlanmış. O zaman gelen aslanlarımızı Galata Kulesi’nin altındaki dehlizlere sokmuşlar orada katletmişler, oraya da gömmüşler çok fazla ceset çıktı. Yani halen de aransa yine çıkar. Şehir, resmi olarak İngilizlerin üstüne geçmiş Galata bölgesi yani tapusunu üstüne yapmışlar İngilizlerin size ait bölge diye işgal olmuş ama burası bizim yani resmi. Hani nasıl konsolosluğun olduğu yer o ülkeye ait oluyor ya Galata’yı da İngiliz toprağı kabul etmişler, Galata bölgesini.

Kulenin orta boşluğunun geniş bodrumu var orayı da zindan olarak kullandılar aslanlarımız orada çürüdü. Bu Kroker Otel var yine Galata’dan yukarıya çıkarken o oteli de aynı şekilde işkence merkezi olarak kullandılar. İşkence derken yüzünü betona vura vura bizim aslanlarımızı öyle şehit ediyorlardı konuşmuyor onlar diyorlar ki mesela “Anadolu’ya silah kaçırıyormuşsunuz doğru mu?” “Yok” diyor “vur diyor “Anadolu’ya yiyecek kaçırıyormuşsunuz doğru mu? Vur” diyor. Hiçbiri de söylenmedi aslanlar hep şehit oldular. Onun için o çok kutsaldır İngiliz derin devleti için Galata Kulesi ve Galata Köprüsü. Göster o resimleri de.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’un işgal edildiği yıllarda Galata Kulesi İngilizler tarafından gözetleme kulesi olarak kullanıldı. Galata Kulesi üzerinde İngiliz bayrağı dalgalanıyor. O yıllarda kule üzerinde külah şeklindeki çatı yok kademeli çatı üzerinde bir baraka duruyor, bu baraka İngiliz askerleri tarafından kenti gözetleme amacıyla kullanılıyor. Baraka istihbarat amaçlı olarak sonradan ekleniyor. Galata Kulesi üzerinde İngiliz bahriyeliler gözetleme görevi icra ederlerken bu resimde gözüküyor. Galata Kulesi’nin üst kısmına ilave edilen barakanın penceresinden gözetleme yapan İngiliz askerleri 13 Kasım 1918’de çekilmiş bu fotoğraf. Kulenin tepesi Haliç ve İstanbul’un geniş bir alanının görünümü kapsayacak bir konuma sahip. İngiliz bahriyelilerin Galata Kulesi girişinde hatıra fotoğrafı; merdivenler üzerinde kule ve civarının güvenliğini sağlayan piyadeler görünüyor silahlarının ucunda süngü takılı.

ADNAN OKTAR: Kulenin alt tarafı dehlizlerle dolu ve geniş bir mahzen var alt kısmında da orayı da işte işkence merkezi olarak da kullanıyorlar o dehlizlerde de şehit ettikleri Müslüman Türkleri gömmüşler daha hala çıkıyor ceset.

KARTAL GÖKTAN: Galata Kulesi’nin kapı nöbetçisi ve devriyeden dönen İngiliz askerleri gözüküyor bu resimde. Galata rıhtımında İngiliz süvarilerini görüyoruz. Yine İngiliz işgalciler Galata Köprüsü üstünde. İngiliz M1 denizaltılarıyla yapılan göz korkutmayı anlatıyor bu resim.

ADNAN OKTAR: Galata Köprüsü yanında, evet.

KARTAL GÖKTAN: Özellikle yapım hatası olan ve kullanılmayan bir M1 denizaltısı Galata Köprüsü yanında demirlenip İstanbul halkının gözünün korkutulması amaçlanmıştı. İngiliz işgali dönemi Galata Postanesi’nden bir görüntü.

ADNAN OKTAR: Bu Galata Postanesi istihbaratçılar tarafından kullanılıyor yani İngiliz derin devleti tarafından istihbarat faaliyetinde kullanılıyor o devirde.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz Karakolu, İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Galata Kulesi Sokak’ta Kuleli Hastanesi’nin arkasında 1904 yılında inşa edilmiştir.

ADNAN OKTAR: Burası da yine İngilizlerin işkencehanelerinden.

KARTAL GÖKTAN: Bir zamanlar binlerce insanın fişlendiği acı çektiği Kuvayı Milliye hareketine karşı casusluk faaliyetlerinin yürütüldüğü bina bugün lokanta. 1900’lerin başında Galata’daki İngiliz elçiliği Tarlabaşı’na taşınıyor, geride bıraktığı Galata’daki arsaya ise bir hastane ve hapishane yapılması kararlaştırılıyor.

ADNAN OKTAR: Tamam yeterli inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı savaşta halkın cepheye erzak yollaması.

ADNAN OKTAR: Bak kendileri çok fakir ama Anadolu’ya sürekli yiyecek gönderiyorlar, kendileri bulamıyorlar yiyecek.

BÜLENT SEZGİN: Ellerinde ne varsa bu şekilde yolluyorlar.

ADNAN OKTAR: İstanbul’u işgal etmelerinin nedeni İstanbul’u Anadolu’dan koparmak ama başaramadılar yani amaç oydu. Koparıp Yunanistan'a bağlayıp dolayısıyla İngilizlerin kontrolüne geçirmek.

Onun için onlar için Galata kutsaldır yani Galaya Kulesi, Galata Köprüsü onlar için bir semboldür yani birbirleriyle tanışma bağlantıda bir semboldür. Binlerce insanın şehit edildiği bir bölgedir. Galata Kulesi’nde yapılan alt katlarında yapılan çalışmalarda çok fazla insan iskeletine rastlandı daha hala da çıkıyor.

Sultan Abdülmecid zamanında dünyada iki büyük İslam devleti vardı; biri Osmanlı Devleti’ydi ikincisi Hindistan’daki Gürganiye Hükümdarlığı’ydı. Her iki devletin sultanları İslam dininin koruyucusuydular İngiliz bu iki koruyucuyu yok etmek için çok kurnaz planlar hazırladılar. Önce Gürganiye Devleti’ni parçalamaya karar verdiler fakat Osmanlıların bunu engellemesinden korkuyorlardı bunun için Osmanlıları Ruslarla savaştırdılar acayip şeytanlar. Bak dikkatleri dağılsın güçleri gitsin diye. İngilizler Reşit Paşa’yı savaş etmeye teşvik ettiler, yardım edeceklerini zafer kazanacağını böylece Osmanlıların bir numaralı adamı olacağına inandırdılar Paşa’yı. Reşit Paşa Rusya’ya savaş açılmasına karar verdi kafalandığı için. Sultan Abdülmecid Han’ı da tuzağına düşürüp tasdik ettirdi. Rusya’ya savaş ilan edildi. Osmanlı Devleti’nin başını derde sokan İngilizler Hindistan’da facia ve felaketlere başladılar. 1857’de Delhi’de büyük ihtilal çıkarttılar. Bak görüyor musun şeytanlığı? Ve Gürganiye Devleti’ni yıktılar. Görüyor musun? Ne kadar kolaya mal oluyor onlara. Ruslarla Paşa’yı biraz tahrik ediyorlar, seni diyorlar biz destekleyeceğiz, silah da vereceğiz sen bunları darmadağın et, o da yiyor onu. Savaşa bir giriyor Türkiye’nin bütün gücü gidiyor. O arada Gürganiye’yi iç savaş çıkartıp yıktılar. Çünkü Osmanlı hemen müdahale ederdi yapamazlardı. Beş dakikada yıktılar. İç savaşı da daha önceden hazırlıyorlar iç savaşı, Türkiye için de onu hazırlıyorlar şu an. Önce bir nefret tohumu atıyorlar, nefret toplumu oluşturuyorlar ondan sonra çok kolay oluyor. Bakıyorum binlerce nefret insanı yetişmiş, binlerce aptal, binlerce ahmak var. Kin dolu, nefret dolu, sevgisiz, pis, kirli, akılsız, iki kelimeyi bir araya getiremiyor, sürekli İsrail nefreti, sürekli Rus nefreti, sürekli Yunan nefreti, sürekli İran nefreti, Sivaslı’ya nefret eder, Tuncelili’ye nefret eder, Kayserili’ye nefret eder tam bir ahmak olmuş. Fenerbahçeli’ye kızar, Galatasaraylı’dan nefret eder, Çerkez’e kızar, Laz’a kızar yani ahmakça bir beyin kirlenmesi var. Bayağı bir ahmağın üstüne bu bela çökmüş durumda. Bunu temizlemek lazım, bu bir milli mesele, onun için uğraşıyoruz.

Mesela Çanakkale’de savaşın amacı da Osmanlı ordusunu diğer cephelerden uzak tutmaktı, oyalamaktı. İngilizler kendi askerlerini getirmediler, sömürgelerden getirdikleri Müslüman askerleri getirdiler. İki yüz binin üstünde aslanımızı şehit ettiler. Osmanlı da her yerde yenildi. Çünkü bütün askeri oraya topladı, asker kalmadı. Bu İngiliz şeytanlığı işte, İngiliz derin devletinin şeytanlığı. Kimin bundan haberi var? Kimsenin haberi yok. Hatta adamlar bunu yaptı diye alkışlarla karşılıyorlar, dedelerimiz diyorlar bak böyle çok güzel bir şey yapmış. Biz bunu kutlayacağız diyorlar, adamlar şarap, marap içerek dedelerinin yaptığı katliamı, iki yüz bin kişiyi katletmelerini kutluyorlar Türkiye’de. Adamlar da burada alkışlarla onları karşılıyorlar hoş geldiniz diyorlar. Şafak ayinine hoş geldiniz, hep beraber alkışlayalım diyorlar. Felaketten habersiz adam, oynanan oyunlardan habersiz, onun için sürekli anlatmak, uyandırmak gerekiyor.

İngilizlerin en büyük dertlerinden birisi İstanbul’un alınması, aman diyorlar mutlaka alalım.

Eylül 2015’te PKK’ya yönelik bordo bereli askerlerimiz operasyon yapmışlardı. Bu dönemde İngiliz basını, derin devlet düğmeye bastı aynı anda ama bak The Times, BBC, The Guardian bordo berelilerin en az dört yüz PKK’yı öldürdüğünü, on ikisi bomba uzmanı, yüz teröristi de paketleyip Türkiye’ye getirdiğine dikkat çekip, dünyaya çağrı yaptı, bütün milleti ayağa kaldırdılar. PKK binlerce, on binlerce Türk askerini, polisini şehit ediyor, sen çıtını çıkarmıyorsun, ayrıca atıyorsun öyle bir şey de yok ve bunu da yiyor insanlar.

Türkiye 1985’te şafak ayinini onaylamış. Kardeşim iki yüz bin kişiyi öldüren adamların torunları, dedelerini övünmeye geliyorlar. Dedemiz ne güzel şey yaptı diye, iftihar ediyorlar. İki yüz binin üstünde aslanımızı el kadar çocuklarımızı şehit ettiler. Gelenleri mehterle karşılıyorlar, bayağı seviniyorlar, alkışlarla hoş geldiniz falan diyorlar. Adamlar da çıkıyor dedelerimiz diyor biz burada gelme sebebimiz, dedelerimiz burada muazzam bir icraat yapmış, iki yüz bin kişiyi şehit etmişler, onu kutlamaya geldik diyorlar, şak, şak, şak alkışlıyor adam neyi alkışladığından haberi bile yok. Neyini mehterle karşılıyorsun? İki yüz bin kişiyi şehit etmiş adamlar, neyini mehterle karşılıyor? Bir soykırım var. Bir savaş suçu işlenmiş ve İstanbul’u Türklerin elinden almak için bunu yapmış İngiliz derin devleti, neyini alkışlıyorsun bunun?

İngilizler 1920’de işgale karşı mücadeleyi zayıflatmak için tonlarca içki getirttiriyorlar, bedava halka dağıtıyorlar için diye. İçip içip sızsınlar diye. Bak İngiliz derin devletinin şeytanlığını görüyor musun? Yiyecek getirmiyor da içki getiriyor, tonlar hesabıyla.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı, işgal gemileri Galata Köprüsü’nün girişini kapatıyorlar, Haliç önlerinde.

ADNAN OKTAR: Evet, Galata onlar için çok önemli.

BÜLENT SEZGİN: İşgal gemileri girişi kapatmış durumdalar.

ADNAN OKTAR: BBC sürekli PKK’yı savunan haberler yapıyor, göstersene onların şeylerini.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebilirim.

EBRU ALTAN: Adnan Bey Churchill’in sözü var, “Gerçek ortaya çıkana kadar yalan dünyanın yarısını dolaşır” diye.

ADNAN OKTAR: Demek ki adamlar iyi biliyorlar yalan söylemeyi. Ne yazıyor orada?

KARTAL GÖKTAN: Bu haberin başlığı “Kürtler PKK için şifreli destek gösteriyorlar.” Haberde Kürt halkının güya PKK’ya destek verdiği söyleniyor. Türk askerinden çok tehlikeli diye bahsediliyor. PKK’lı bir leş için şehit deniyor ve PKK’lıları makul ve haklı gösteren bir üslupla yazılmış bir haber.

ADNAN OKTAR: BBC yazıyor bunu.

KARTAL GÖKTAN: Evet, yine BBC’deki bu haberin başlığı…

ADNAN OKTAR: BBC, İngiliz derin devletinin etkisi altında olan bir haber kanalıdır. İngiliz derin devletinin mensupları BBC’ye çok meraklılar başka bir kanala pek önem vermezler onlar.

KARTAL GÖKTAN: “Türkler yüz elli Kürt direnişçiyi öldürdü” bu haberin başlığı. “Türk jetleri Kuzey Irak’ta, Kürt asileri bombalıyor.” “PKK direnişçilerine baskı artıyor.”

ADNAN OKTAR: İngilizlerin ayrıca bak hastane işkence için kullanılır mı? İngilizlerin yaptığı, İngiliz derin devletinin yaptığı alçaklıktan birisi de Galata’daki o Bahriye Hastanesi’ni işkence merkezi olarak kullanmaları, çok büyük bir alçaklık bu. Tedavi için kullanılır değil mi hastane? İşkence merkezi olarak kulandılar. Bahriye Hastanesi çok büyük bir teşkilat, İngiliz Bahriye Hastanesi Galata’da o da. İngiliz derin devleti zaten burası bizim diyor, halen de o inançtalar, kendilerine ait o yani İngiltere toprağı olarak görüyorlar orayı. Onun için İngiliz derin devlet mensupları bayılır o Galata Kulesi, Galata Köprüsü kendilerine ait görürler.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak burası İngiliz Bahriye Hastanesi bu Galata’daki, burayı da işkence merkezi olarak kullandılar. Bu da üsten çekim. Galata’dan görüntüsü, Galata köprüsü orası. Hem istihbarat merkezi olarak kullanıyorlar hastaneyi, hem işkence merkezi olarak kullanıyorlar. Bir daha göster.

BÜLENT SEZGİN: Bu diğer bir resim, Galata Kulesi’nden görünen hali.

ADNAN OKTAR: Galata Kulesi’nden görünen hali, evet.

BBC 21 Aralık 2015’te diyor ki; okuyucudan haber şöyle söylüyor, “Dünyanın en güçlü ordusu” güya dalga geçiyor “vatandaşlarıyla savaşıyor.” Vatandaşları ne demek? PKK’yla savaşıyor. Ne zaman vatandaşı oldu PKK? Vatan kabul etmiyor ki PKK vatandaşı olsun.

“Hocam siz İngiliz derin devletini deşifre ettiğiniz ilk gün olayın hakkını vereceğinizi biliyorduk. Resimlerle belgelerle gömdünüz” diyor. Elimde daha yüzlerce belge var çok küçük bir bölümünü gösterdim. Bu alçakları iblisin feneriyle gördük. “Şeytan, sizin gideceğiniz yolu aydınlatır” diyor. iblis taraftarlarının ışığı aydınlatıyor oradan anlıyoruz. Yani iblisin feneri aydınlatıyor olayları. Onlar hopladıkça ben anlıyorum nereden ne olduğunu. Bir de iki yüz yıl çaktırmadan gitmişler. Ne Osmanlı’nın içinde sezilmişler. Hep milleti yok İngilizler yaptı işte mesela Araplar diyor kalleş olur diyor. “Kalleş Araplar ayaklandı” kalleş malleş değil İngiliz derin devleti ayaklandırıyor adamları garibanın teki onlar. Rus diyor, gariban olur Rus bayağı saftır onlar. İngiliz derin devleti oynatıyor olayları. Osmanlı paşalarını da istedikleri gibi yönlendirmişler birçoğunu. Mesela bak İslam devletini yıkmak istiyor Hindistan’da adam Paşa’ya diyor ki “biz sana her türlü desteği vereceğiz aç savaşı işi bitirelim. Rusları dümdüz et” diyor. Adam savaşa giriyor “pardon” diyorlar “yanlışlık olmuş biz sana hata yapmışız” diyor. “Ya siz ne yaptınız?” diyor. “İslam devleti vardı onu yıktık sadece” diyor. “Boş bulduk onu da yıktık” diyor. “Rusya ne olacak?” Diyor. “O silinecek şimdi” diyor. Çok kahpedir İngiliz derin devleti, çok alçaktır. Kahpeliğine kanmak çok akılsızlık olur. Her zaman oyununu deşifre etmek lazım. Bak sinsice iki yüz yıl kendini gizlemiş görüyor musunuz? Hep alakasız yerlere bağlantı kurmuş adamlar. İşte solcuları bile bunun için kullanıyorlar. Sürekli Amerikan emperyalizmi, Amerika yaptı, Amerika yaptı halbuki Amerikalıların çoğu köylüdür. Garibandır, sığır çobanlığı yapar, petrolcülük yapar. Sanayi ile uğraşır, haberleri yoktur onların garibandır. Çok çalışırlar. Yani öyle ince ince bunları düşünecek durumları da yok onların. CFR’ı İngiliz derin devleti yönlendiriyor. Haberleri bile yok bir kısmının.

Murat, “Canım Üstadım siz bizim için büyük bir nimetsiniz. Siz deccalin tüm oyunlarını bozuyorsunuz evrim, yobazlık, PKK, Rumilik, İngiliz derin devleti.” Yani Rumilik sahte Rumiliği söylüyoruz. Gerçeği nasıldır bilmiyoruz. “İngiliz derin devleti ve birçok putu kırıyorsunuz Allah sizi göndermeseydi biz nasıl bu gerçekleri öğrenecektik Üstadım? Daha birkaç yıl öncesine kadar PKK’nın adını dahi ağızlarına alamıyorlardı. Birçok kişi korkuyordu. Siz aslan gibi gece gündüz kükrediniz herkesin uyanmasına vesile oldunuz maşaAllah. Nurlu ellerinden öperim” diyor. Bunun tabii doğruluk payı var bu sözlerin birçoğunun.

Sabah namazına aşkla kalkacaksın. Allah seni yaratırken bu kadar detay detay yaratmış. Sabahleyin Allah yemek veriyor sana. Allah demiyor, üşenmiyor. Öğleyin de sana yemek veriyor üşenmiyor. Sana sürekli nefes veriyor, sürekli kalbini çalıştırıyor gece gündüz Allah üşenmiyor. Bir durdursa kalbini ölürsün. Nefesini bir kesse ölürsün. Sen bir tek bir namazı Allah’a çok görürsen bu kalleşlik olur. Allah’a karşı kalleşlik olur eğer iman ediyorsan olmaz. Ama iman etmiyorsan ayrı mesele ama iman ediyorsan zulüm olur. Çünkü Allah’a söz veriyorsun ben Seni seviyorum diyorsun, nimetlerini takdir ediyorum, şükrediyorum diyorsun. Ama sana teşekkür etmek istemiyorum diyorsun. Olur mu?

Osman Er, “Ya Rabbi sen her şeye kadirsin Hocamız’ı başarılı kıl. Hocamız’ın Yahudilik Masonluk kitabı vardı” diyor “çok güzel” diyor “okumuştum” diyor.

Yeşil Nuri, “Adnan Hocam’ın talebeleri çok başarılı, çok kaliteliler” diyor. “A9 kanalı da çok başarılı çalışmalar yapıyor Allah yardımcıları olsun” diyor.

Sezai Çetin “Hocam, İngiliz derin devletini darmadağın edeceksiniz Allah’ın izniyle” diyor. En azından dikkat çekmiş oluyoruz rezilliğini bütün dünya tanımış oluyor.

Rasim Taştan, “Masonluk kabul edelim etmeyelim dünyayı yönlendiren önemli bir güç. Bu güce dinin anlatılabilmesi, karşılıklı oturup İslam’dan bahsedilebilmesi bence önemli bir gelişmedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki Hz. Musa (a.s), Firavun için dinsiz adamla işim olmaz dememiş ayağına kadar gidip tebliğ yapmıştır. Burada dikkat çekici olan masonların İstanbul’a İslam’ı anlatan bir insanın yanına kadar gelmiş olmaları” diyor.

Metin Bilici, “Hocam İsrail’le ilgili faaliyetlerini takdir ediyoruz” diyor.

İngiliz Dışişleri Bakanı Doğu Masası Görevlisi Edmonds, “Türklerin akıllarını başlarına getirmek için tek çare İstanbul’un işgal edilmesiydi” diyor. Yani hizaya getirmek için yaptık diyor.

İngilizlerin yaptığı katliamlar ve ahlaksızlıkların tarihi belgelere geçirilmemesinin nedeni İngiliz gizli servisi yani o devirdeki İngiliz derin devleti İstanbul’da çok sıkı bir sansür uyguluyordu basına. Bütün gazetelerde İngiliz derin devletinin adamları vardı. Her haberi önce onlar okuyorlardı sonra basılıyordu. Halka hiçbir bilgi, hiçbir rakam, hiçbir gelişme bildirilmedi hiçbir fotoğraf. Bunlar sonraki araştırmalarla elde edilen bilgiler. 

Eyüp, “Papazlar ve hahamlar böyle oynamıyor.” Kardeşim, değişmişler. Ama hahamlar oynuyorlar. Sen bilmiyorsun. İsrail’de, ben filmini de gösterebilirim. Bayağı neşeli şekilde oynuyorlar. Ama papazlar hakikaten daha koyu taassup içindeler. Sen bana Davud (a.s)’dan örnek ver, Süleyman (a.s)’dan örnek ver.

“Hocam, düşünmekten mi uyumuyorsunuz?” Miko. Yok, canım uyuyoruz da fazla uyumuyorum ben. Üç-dört saat bana yetiyor.

Dediklerim çok önemli ki bu saatte binlerce insan, on binlerce, yüz binlerce insan beni izliyor.

İbrahim Akpınar, “Sabah namazını cemaat olup mu kılıyorsunuz?” Genellikle cemaat ama ferdi de kılınır. Tek de kılınır. Ama kalabalıkta tabii cemaat daha iyidir. “Kedicikler de cemaate katılıyor mu?” Hanımlar bizden ayrı cemaat yaparlar namaz kılarken. Normal kıyafetiyle kılar. Yani mesela bir akşam kıyafeti. Normal ev kıyafetiyle namaz kılınır fark etmez.

Hristiyanlarda müzik çok yaygındır. Orgla falan müzik söylerler. Piyanoyla şarkı söylerler. Güzel ilahiler söylerler.

İngiliz politikacı Lord Cromer diyor ki; “Bir ülkeyi ele geçirmek zor değildir. O ülkede halkın güvendiği, sözüne inandığı, peşinden gittiği adamlar vardır.” Bak, bu çok manidar. “Askeri işgalin başladığı gün bunları garnizona toplarsınız, geri kalan halk yığınları posadır” diyor. “O ülkeyi en az elli yıl istediğiniz gibi yönetirsiniz” diyor. Görüyor musun? Bütün İslam ülkelerine uyguladıkları yöntem bu işte.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü