Harun Yahya

Sohbetler (19 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN : İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk sizde hoş geldiniz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP’li vekil Aytuğ Atıcı bir TV programında güvenlik güçlerimize bombalı saldırı düzenleyen PKK’lı teröristler için çocukların elinin, babaları şehit edildiği için bomba tuttuğunu söyleyerek PKK’lı teröristleri savunan bir açıklama yaptı. Programda Mete Yarar ve Mehmet Metiner, bu açıklamanın terörü meşru gösterdiğini belirterek, CHP’li vekilin konuşmasın eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Olur böyle yani o tarz insanlar olabilir, PKK’yı biz Türkiye de rahat ettirmeyiz  öyle söyleyeyim, mekanları hapishane hiçbir şekilde müsaade etmeyiz, Türkiye’yi de böldürmeyiz. Yani kim ne diyorsa desin, diyebilir yani koca seksen milyon Türkiye. Adam diyorsa eğer suçsa zaten gerekli şekilde tecziye edilir, bizi ilgilendirmez adamın ne dediği, biz bildiğimizi yaparız. Bak PKK’yı cayır cayır kazıyoruz, ne oldu? Hendek yapıyoruz, kuyu yapıyoruz, işte gökdelen yapıyoruz falan derken cayır cayır hepsi etkisiz hale geldi uzatmaya gerek yok. O bizim şevkimizi daha da arttırır, gayretimizi daha da arttırır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Sur’da güvenlik güçlerimize saldıran teröristlere karşı operasyon yapıldı. Yapılan operasyonlarda şehrin alt yapı tesisatının olduğu borulardan kaçmaya çalışan teröristler sıkıştırılarak otuz terörist etkisiz hale getirildi. 

ADNAN OKTAR: Yani bak, kaya porsuğu gibi yakalanıyorlar boş, yani bomboş bir maceranın içine girdiler. Her yerde yeniliyorlar, her yerde perişan oluyorlar. Görülüyor yani elle tutulur, gözle görülür net netice var. Hiçbir yerde tutunamıyorlar. Bak kaç yıldan beri hazırlık yaptılar? Son on yıldan beri yoğun hazırlık yaptılar ellerine ne geçti? Hiç ve perişan olup darmadağın oldular.

GÖKALP BARLAN: İngilizler içkilerini içerken, onlar orada sürünüyorlar diye.

ADNAN OKTAR: Tabii çok akılsızlar İngiliz bazı entel dantel takımı ilkinde de böyle hafif küçük kurabiyeyle, çayla, denizi seyrederken bunlar orada it gibi sürünüyorlar. İngilizler kafayı takmış iki yüzyıl önce işte orayı böleceğiz diye uğraştılar hiçbir şey yapamadılar. Babil Kulesi, deccaliyetin bir sembolüydü zamanında. Babil Kulesi. Deccal taraftarları o kuleyi sembol olarak kullanıyorlardı. Sonra o Tarassut Kulesi tabiriyle çeşitli gizli yapılanmalar tarafından da sembol olarak kullanıldı kule. Bunlar içinde Galata Kulesi kutsaldır. İngiliz istihbaratının Ortadoğu’daki hakimiyet amblemidir bu Tarassut Kulesi olarak onlar değerlendiriyorlar, onların adına Tarassut Kulesi diyorlar. Yani izleme kulesi Tarassut Kulesi. Bu hatta Yehova Şahitleri’ne de sembol olarak geçmiştir bu. Onların da Tarassut Kulesi dergileri falan vardı böyle, kule resimleri olarak kullanırlardı. Eski Yunan’da falan da vardır yani bu sembol. Yani derin devlet sembolü olarak kullanılır halkın izlenmesi, halkın gözlenmesi istihbarat. Var mı öyle resimler sende?

BÜLENT SEZGİN: Daha öncekileri gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Daha öncekileri göster de fakat ayrıca resim olması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Evet yeni birkaç resim geldi.

ADNA OKTAR: Bakayım. Evet bu Galata Kulesi’nin altındaki bu tüneller, işte cinayet işledikleri bizim aslanlarımızı şehit ettikleri tünellerden bir tanesi Galata Kulesi’nin altında bunlar çatallaşıyor bazı yerlerde. Küçük odalara falan da ayrılıyor, kayalar oyularak yapılmıştır. Kayalık bir şeyin üstüne oturmuştur. Bu Galata’da çok fazla böyle tünel vardır. Sende resim var mı başka?

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet’te çıkan bir haber resmi var.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır o değil. Tanrıça heykelinin başında var bir kule resmi, tanrıça heykeli. Onu göndersinler. Ondan sonra Tarassut Kulesi olarak kullanılır. Yehova şahitleri de kullanır onları yani istihbaratçılığın izlemenin amblemidir asıl olarak ama çeşitli yerlerde kullanılmıştır yani derin devletin halkı izlemesi, istihbaratın sembolü olarak kullanılır. Babil’deki kule de öyleydi, Babil Kulesi. Firavun da diyor ya, “bana bir kule yap” diyor, “onların Allah’ına çıkayım” diyor bir gözlemleyim etrafı.” Aslında Allah’a karşı mücadele için istiyor o kuleyi.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz resim gelmişti.

ADNAN OKTAR: Göster. O resmin tepesini göster. İşte bu izleme kulesi Tarassut Kulesi yani istihbaratçılığın halkı izlemenin takibin sembolü olarak. Bu Yunan Tanrısı Artemis’in meşhur gözcü kulesidir. Gözcü Kulesi yani gözleme kulesi. Şimdi bu İngilizlerin gözlemesini göster. İşte bu da tipik bir Tarassut Kulesi üst tarafına iki ilave daha yapılmıştır ahşap. Tarassut amacı ile İngiliz bayrağı var dikkat ederseniz bu İngiliz istihbaratının sembolü olarak kullanılır yani İngiliz derin devletinin Ortadoğu’yu izlemede bir semboldür yani Ortadoğu’ya üstünlüğünün sembolü olarak kullanılır, hakimiyetin, halkı kollamanın yani derin devlet çalışmasının gizli istihbaratın bir sembolü olarak. Göster fotoğrafları adamları izleme yaparlarken.

BÜLENT SEZGİN: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Galata Kulesi’nin derinliğinde bulunan çukurların altında kanalda insan kafatası ve kemikler bulunmuştur. Orta boşluğun bodrumu da zindan olarak kullanılmıştır.

ADNAN OKTAR: Asıl işledikleri cinayetleri bu şekilde yapmıyorlar da o es kaza olanlar. Asıl aslanlarımızı şehit ettiklerinde mavnalarla Karadeniz’e açılıyorlar, taş bağlayıp denize atıyorlar asıl yöntemleri bu. Yani İngiliz derin devletinin yaptığı zulüm yönteminde delil bırakmamışlardır. Bakın İngilizler çekildikten sonra binlerce aslanımız kayboldu bir tanesini bulamadılar. Bir tane bulunamadı, hiçbir cinayeti tespit edemediler binlerce cinayet işlediler. Çok sinsidir İngiliz derin devleti.

KARTAL GÖKTAN: Galata Kulesi üzerinde gözetleme yapan İngiliz bahriyelilerini görüyoruz. Yine kulenin üst kısmına ilave edilen barakanın penceresinden gözetleme yapan İngiliz askerleri. Merdivenler üzerinde Galata Kulesi ve civarının güvenliğini sağlayan piyadeleri görüyoruz. Galata Kulesi’nin kapı nöbetçisi ve devriyeden dönen İngiliz askerleri. Galata rıhtımında İngiliz süvarilerini görüyoruz. İngiliz işgalciler Galata Köprüsü üstünde. İngiliz M1 denizaltısı Galata Köprüsü yakınına demirlenip, İstanbul halkının gözünün korkutulması amaçlanmıştı bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Onlar için bu Galata Köprüsü de kutsaldır yani kendilerine ait olarak görürler. Galata bankerlerinin oluştuğu yani ilk bankacılık sistemi, Osmanlı’yı soyma, Osmanlı’yı talan etme sistemini kurdukları Galata bankerleri de Galata’da konuşlanmışlardı. Meşhur Galata bankerleri duymuşsunuzdur. İlk umumhaneler, çok özür dilerim ilk genelevler Osmanlı hanımlarını satma olayı ilk orda başladı, Galata’da başladı. İngiliz derin devletti başlattı fuhşu yaygınlaştırmak için. Var mı resmi?

KARTAL GÖKTAN: Evet olacak.

ADNAN OKTAR: Bu da mesela o zamanlar genelev olarak kullandıkları evlerden bir tanesi.

ERDEM ERTÜZÜN: İçki dağıttıklarını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, gemilerle getirttiriyorlar İngiltere ‘den ama yüzlerce ton öyle az boz değil yani, yüzlerce ton içki getirttiriliyor, İstanbul’da bedava dağıtılıyor gençleri alkolik yapmak için. Fesini çıkaran koşuyor, fesini çıkaran koşuyor. Diyorlar, biz İngiliz hayranıyız bak yanımda da İngiliz bayrağı taşıyorum diyor, benim Türklükle alakam yok diyor. Bunu kendileri söylüyor yani İngiliz görevliler yani o derin devletin görevlileri söylüyor. Fesini çıkaran yanımıza geliyordu diyor biraz çıkar elde etmek için, biraz para elde etmek için. Halka et falan da dağıtmışlar kendilerine çekmek için ama en yoğun dağıttıkları şey içki. Tarassut Kulesi Masonlukta da önemli bir semboldür. Masonların Tarassut Kulesi Derneği diye dernekleri var, dergileri de var Tarassut Kulesi diye. Bu birçok gizli veyahut açık felsefi sistemler tarafından da kullanılır. Galata Kulesi’nin altında Kilyos’a kadar uzanan bir yer altı geçidi mevcut. Burada da hazır İngiliz gemileri bekliyor. Eğer bir durum olursa mesela kendi katillerini  falan kaçırmaları gerekirse oradan kaçırıyorlardı, oradan İngiliz gemisine geçiriyorlar veyahut cinayet işlediklerinde çaktırmadan bir şey yapmak istediklerinde böyle bir teşkilat kurmuşlardı.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim gelmişti.

ADNAN OKTAR: Göreyim resmi nerede? Evet bak o da yine Tarassut Kulesi izleme amaçlı yani derin devletlerin sembolü olarak biliniyor. Halkı gizleme anlamına geliyor. Mümin Suresi 36 Firavun (alayla) dedi ki: 'Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; Tarassut Kulesi “belki o yollara ulaşabilirim,” çeşitli yolları kontrol edeceğim diyor, ulaşabilirim. “göklerin yollarına.” Diyor. “böylelikle Musa’nın ilahına çıkabilirim” yani dinle mücadele için istiyor bu kuleyi yani Müslümanlarla mücadele etmek için istiyor. “çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum.” Deccalin böyle bir kuleye ihtiyacı oluyor. Galata’nın bir suçu yok kulenin ama deccaliyet onu sembol olarak kullanıyor, çok dikkatli olmak lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Davutoğlu bugün yaptığı açıklamada, Silopi’de terör temizliğinin bittiğini, sokağa çıkma yasağının kaldırılacağını, çatışma olan tüm bölgelere sabit karakollar kurulacağını ve bu bölgelerin yeniden inşa edileceğini söyledi. Yüksekova ve Cizre’nin ise taşınıp ile dönüştürüleceğini anlattı. Şunları söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Yok yeterli anladık, helal olsun aslanlarıma, kabadayılarıma. Mehter Marşı çalıyordu aslanlarım var mı onun filmi?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Demedim mi kabak gibi oyarız diye? PKK’ya en başından söyledim, boş yere debelenmeyin dedim hasta tavuk gibi üstünüze çökeriz, darmadağın olursunuz dedim işte bak alameti bu. Aslanlarıma helal olsun, onlar koçyiğit sahabe gibi onlar maşaAllah, onlar melek gibi. Allah onların kılıcını keskin etsin, ömürlerini gün gibi bedit. Fahri alemi hoşnut ettiler, Allah da onların hoşnutluğunu arttırsın, güzelliğini arttırsın. Allah her yerlerini nur ile sarsın. Bak kahpe PKK’yı çivi gibi çaktılar, ne geçti ellerine? Hiç. PKK boş yere debelendi. Bu vatanda pislik istemiyoruz bak lağımı temizledik şehirlerden mis gibi tertemiz oldu hepsini de temizleyeceğiz, hepsi kodese, içeri.

Bak ben Masonum ama Mason sırlarını da söylüyorum yani Tarassut Kulesi mason sembolüdür. İngiliz derin devletinin tamamı masonlardan oluşur söylüyorum. Hepsini düzelteceğiz. Bak İngiliz derin devleti belgesi, bak belge. Resmi belge sunuyorum. Belge numarası 966 çok vakit geçtiği için halka açılıyor bu belgeler. Belge numarası 633,219- 29 Aralık 1919. Türk meselesinde üçüncü gizli toplantı; bak “Kürt kabileleri, Kürt! Kabileleri İngiliz Fransız hakimiyetine konacak, Kürdistan’da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak” Türk istemiyoruz diyor orada. Nasıl bırakmayacak? Öldürerek şehit ederek, şu an yaptıkları gibi. “bir tek Kürt devleti mi yoksa birçok küçük Kürt devleti mi kurulacağı düşünülecek.” Şu an ne yaptılar işte kantonlar şeklinde yaptılar, orda Türkmenleri bıraktılar mı? Bırakmadılar delik deşik ettiler şehit ettiler. İki yüzyıl önce alınan karar uygulanmış mı? Uygulanmış. Neyini inkar ediyorsun?

Bu Chatham House’a Amerika Birleşik Devletleri merkezli CFR Dış İlişkileri Konseyi ayrıca bağlı. Londra merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü de yine aynı yer, birbiriyle tek çatı altında birleşmişler. Bu Rothchild’ların Güney Afrika da taşeronu var Lord Alfred Milner; yeni dünya düzeni için faaliyete başlıyorlar, batı dünyasında başı çekecek devletleri dış politikada bu kurumlar yönetti. Ama ne yaparsa yapsınlar Mehdiyet’e hizmet edecekler ve ediyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar.

Sevgi ile ilgili bir etiket yapalım, ne diyelim? “Sevgi güzelleştirir” diyelim.

İki yüzyıl önce İngiliz derin devleti Kürtleri organize etmeye başladığında ayrılmak için İstanbul’da yaşayan birkaç tane yancı Kürt’ü bulmuşlar yancı, İngiliz yancısı ilk onlarla başladılar. Bak olayı ne dereceye getirdiler?

1880-85 yılları arasında İngiltere’nin başbakanlığını yürüten Gladstone, Osmanlı’ya ve Türk milletine ağzına alınmayacak hakaretler ediyordu. Türklerin Orta Asya’ya gönderilmesi gerektiğini söylüyordu. Bak “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir.” Haşa hayvandır bunlar diyor. “medeniyetimizin bekası için Türkleri Asya steplerine geri sürmeli veya Türkleri Anadolu’da yok etmeliyiz.” Diyor. Bak böyle psikopat adamlar.

AYLİN KOCAMAN: Tony Blair, “Gladstone’un izindeyim aynı şartlar geçerlidir” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Yani azılı Türk düşmanı adamın peşindeyim diyor.

CAN DAĞTEKİN: PKK yöneticisi Duran Kalkan da Gladstone’nun aynı sözlerini söylüyor, Erdoğan da Türkiye de bunu bilsin diyor.

ADNAN OKTAR: Halbuki o çok eski söylenmiş bu söz.

Asıl görevli olan MI5 değildir biz bunları anlatıyoruz ama MI5 ayrı bir kurum. Asıl MI6’tir. MI5’ın içinden bazı elemanları kullanıyorlar yani bir kurum olarak o hizmet etmiyor doğrudan, onun içinden bazı elemanları kullanıyorlar.

Topraklarımızı on dokuz milyon metrekareden, bak on dokuz milyon metrekareden, yedi yüz seksen iki bin kilometrekareye düşürüldüler, bir avuç toprak bıraktılar bize. Osmanlı’yı öve öve bitiremiyorlar kardeşim, darmadağın etmişler dağıt dağıt dağıt dağıt dağıt halbuki sevgiyle, merhametle bağlasalar hiçbiri ayrılmaz ona kabadayılık yap, buna kabadayılık yap sonu işte bu olmuş.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Masonlarla bağlantılı Tarassut Kulesi’ni derneklerinin sembolleri vardı göstereceğim iki tanesini.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Birincisi Zion’un Tarassut kalesi topluluğu. İkincisi İncil Tarassut kalesi topluluğu sembolleri.

ADNAN OKTAR: Evet, onlarca kutsal oluyor işte bu. Masonların iyi bir yönü kabili hitap şahıslar yani konuşabilirsin katı değiller, o yönü çok güzel. Masonluk zaten açıklıyor bunu biz diyor, taassubu kabul etmeyiz, her türlü taassubu kabul etmeyiz yani Müslüman, Hristiyan, Musevi kim olursa olsun taassubu kabul etmeyiz. Çok hayati bir konu. İkincisi, hür fikirden yanayız, Hür Masonlar zaten adı üstünde hür fikirden yanayız, herkes fikrini istediği gibi ifade etsin. Ama gizlilik esastır diyor. Mesela İngiliz Masonları, aman dediler çok çekinir onlar tanınmak istemediler. Tamam dedik. Bu gözcü kulesi Tevrat’ta da geçer yani Mason sembolüdür mesela Yeşaya 21’de; Yeşeya 21/8; “Gözcü dedi ki: Ey Efendim, her gün aralıksız gözcü kulesinde duruyor ve her gece yerimde nöbet tutuyorum” diye bağırdı.” Adamlar orada gözcü kulesinde nöbet tutup bakıyorlar. Bu Tevrat’ın hükmü. Bak, “Ey Efendim, her gün aralıksız gözcü kulesinde duruyor her gece yerimde nöbet tutuyorum.” Yani gece gündüz oradan gözlüyorum diyor insanları.

“İngiliz derin devleti İsral’i kurmak için Balfour Deklarasyonu’nu hazırlamıştı” sözünüze karşılık olarak, Dr Anestezi; Ee Şimdi İngiliz derin devleti iyi mi oldu? Kötü mü?” Burada hayır yapmış İsrail devletinin kurulmasını hayır yapmış. Osmanlı’yı yıkmakla da yaptığı hareket çok çirkin tabii.

Kübra Can, “Canım Hocam ben yirmi yaşında bir genç kızım, kendimi sizin bayan arkadaşlarınız gibi geliştirmek istiyorum bunun için ne yapmamı önerirsiniz? İyi yayınlar kucak dolusu sevgiler” Kübra Can, Harput. Benim kız arkadaşlarımın özelliği nedir? Bol bol okurlar, kitap okurlar, ikincisinde de çok vicdanlıdırlar, ü;, Allah’tan korkarlar, Allah’ı çok severler, Kuran’a hakimler, iffetine namusuna çok titizdirler. Benim kız arkadaşlarımı hiç kimse birisiyle dışarıda göremez. Gören var ise söylesin, kimseyle adları çıkmamıştır. Kimse parmağının ucuyla dahi dokunamaz, göz göze dahi gelmezler yani o kadar titizdirler.

Mesela Yeşeya 5/2 “Toprağı belleyip” yani toprağı yarıp “taşları ayıkladı” bu semboldür tabii taş. Kafasız adamları ayırdı. “Seçme asmalar dikip.” Yani kaliteli insanlar yetiştirip. “Orta yere bir gözcü kulesi yaptı” yani iyi izleme. Mika 4/8 “Ve sen sürünün gözcü kulesi olan ey Zion, kentin doruğu eski egemenliğine kavuşacaksın, ey Yeruşalim, krallığını yeniden elde edeceksin” yani o şehre yeniden hakim olacaksın. İngilizler de bir gün İstanbul’a hakim olacaklarına eminler.

Evet dinliyorum.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey, bu konuyla ilgili de Ortadoğu’daki tüm liderlerin İngiltere’de eğitildiğini anlatmıştınız geçen gün orada eğitildikten sonra tekrar ülkelerine dönüp başbakan, cumhurbaşkanı olduklarını anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Listede yok yok, herkes listede yani eksik olan yok neredeyse.

Tevrat okumak isteyen, “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler “ diye kitabım var biliyorsunuz o kitabı okusun bak, Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler. Tevrat’ı direkt okumasın bu Tevrat’tan seçmece zaten. Tevrat’ı okumuş gibi olacak ama yanlış bir yola girmez bunu okuduğunda. İncil’i okumak isteyen de İncil’den Güzel Sözler diye kitabım var onu okusun direkt İncil’i okumasın şirke düşer Allah esirgesin. O kitabı okursa tamam doğru olur. Bu İncil’den Güzel Sözler kitabı göster. Kalınca bir kitap İncil’i okumak isteyen bu kitabı okusun, içinde şirk olan hiçbir ifade yok. İncil’de Kuran’a uygun olan bütün hükümler var. Tevrat’ı okumak isteyen de direkt Tevrat’ı değil bu kitabı okusun, Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler. Evet yani doğrudan Tevrat’ı okursa yanlış yola gidebilir.

Bugünkü bazı Arap ülkelerinin başkanları, liderleri, İngiliz Harp Akademisi Royal Military Academy Sandhurts’te eğitim alıyorlar. Bu akademi İngiliz ordusunun en seçkin komutanlarını eğitiyor. Bakın kimleri eğitmişler? Ürdün Kralı Abdullah, Bahreyn Kralı Hammad, Katar Emir’i Tamim, Umman Sultanı Kabus, Brunei Sultanı Hasan El Bolkiah, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed El Nahyan, Pakistan diktatörü General Eyüphan, Pakistan birinci Cumhurbaşkanı Albay İskender Mirza, Dubai veliaht prensi Muhammed bin Reşit el Makdum, Birleşik Arap Emirlikleri Cumhurbaşkanı, eski başbakanlardan sayıyorum; Kuveyt Emiri Şeyh Saad, Katar Emiri Şeyh Hammad. Mursi’ye karşı Sisi ihtilalinin önemli kişilerinden Ahmet Ali, o da Sandhurst Akademisi mezunu, İdi Amin,  Kaddafi de aynı akademi de eğitim alıyorlar hepsi aşağı yukarı.

İngilizler Ortadoğu’da, mesela Hindistan’da çeşitli yıllarda, çeşitli yerlerden Hintli çocukları seçiyorlar mesela Pakistanlı çocukları seçiyorlar, onları alıp İngiltere’ye götürüyorlar bu okullarda eğitiyorlar sonra da onları kullanıyorlar. Bir de yancılar var, yancıların yancıları var. Yancının yancısının yancısı olanlar var onlar da yalakalık yapmakla meşguller kendilerini onlara sevdirerek onlardan bir şeyler umuyorlar.

“Hocam sizin canlı yayına çıkmanızı beklerken dakikalar sanki aylar gibi geliyor diyor heyecandan yerimde duramıyorum varlığınızla beni çok mutlu ediyorsunuz.” Çiğdem Aydoğan.

“Aslanlar Aslanı heybetini yaratan Allah’a kurban olayım.” Deniz Nur Kocabaş.

“Derin derin yeşil gözlerinle, içimi ısıtan canım, geçen gün fedakarlık, güzel ahlakın özel irade kullanarak olduğunu, hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını çok güzel anlattın nefesimi tutup seni izledim” diyor, Şennur Olgun.

“Kuran’daki üstün ahlakı tam olarak sergiliyorsunuz gelen tüm misafirleriniz size övgüyle yaklaşıyor. Diyanet’in ve bazı diğer hocaları sizi kesinlikle örnek alıp Kuran ahlakını sizlerin bize örnek olduğunuz gibi diğer insanlara örnek olmaları gerekmez mi? İyi ki varsınız Allah sizden razı olsun saygılar sunuyorum.” Emrah Karasu.

“Geçen yayınlarınızdan birinde zombi insanlardan bahsettiğinizi duydum bunlar cehennem için özel yaratılmış demiştiniz. Peki o zaman ruha sahip şuurlu her insan cennete gider Allahualem diyebilir miyiz?” Esma Tezcan. Ama Cenab-ı Allah işte onu bir dengede tutmamızı istiyor, ümit ve korku içinde olmamızı istiyor, hani benim şuurum açık ben cehenneme gitmem demeyin diyor çünkü küfür içindeyken Müslüman olan sonra yeniden küfre düşen, yeniden Müslüman olan insanlardan bahsediyor Allah. Yani Allah ruhunu alır yeniden verir, ruhunu alır yeniden verebilir o hale düşürebilir bir insanı Allah vermesin, emin olmak doğru değil.

BÜLENT SEZGİN: “Bu onların iman etmeleri daha sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir.”

ADNAN OKTAR: Evet.

GÖKALP BARLAN: Peygamberlerin duası kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Canımı Müslüman olmadıktan başka alma” diye Yüce Rabbimiz’e dua ediyorlar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

CAN DAĞTEKİN: “Siz, Müslüman olmaktan başka bir tutum üzerine ölmeyin” diyor Yüce Allah şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Kıyametin hemen öncesinde dünyanın mahvolmasında İngiliz derin devleti mi etkili olacak?” Tabii bir şeytanın grubu her zaman olur. İlla bu İngiliz derin devleti olmayabilir. Ama şeytana öncülük eden bir grup her zaman olur.

“Hocam Mevlana’yı hiç mi okumayalım? Bazı güzel sözleri de var çünkü.” Tamam güzel sözü varsa ayrı ama İslam’a, Kuran’a, Allah’a, mukaddesata hakaret dolu olan ifadelerini okuyup-benimserse bir insan küfre düşer. Ama mesela senin söylediğin tarzda bir şey varsa o ayrı. Onu okuyabilirsin tabii.

Şimdi bak ne kadar karmaşık gibi duruyor olay değil mi? Yani işte İngiliz derin devleti var. Rumiliği ortaya çıkartmışlar. Darwinizm var, şu var, bu var. Sanki İslam çok zor hakim olacakmış gibi görünüyor. “Bu ortamda Mehdilik nasıl ilerler?” diye insanlar düşünür. İşte şaşılacak olan bu. Bütün bunlara rağmen Allah İslam’ı hakim edecek. Bütün bunlara rağmen Mehdiyet yağ gibi ilerleyecek ve ilerliyor. Mehdiyet’in kendi içinde de münafıklar olacak. Dışarıda küfür olacak, Deccaliyet olacak ve bakın ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; hep peygamberler devrinde birkaç deccal oluyor, bir deccal falan oluyor. Mesela; Hz. İbrahim (a.s) devrinde bir deccal var. Nimrot, Nemrut değil Nimrot diye geçiyor Tevrat’ta. Allah düşmanı. O kule de şeytan tarafından yapıldığına inanıyor. Mimarisinde şeytanın yardım ettiği.

İngiltere’de ilk açılan tarikatlardan biri de Rumilik. Rumilik tarikatı. İstanbul’un işgali sırasında Mevlevi olan John Bennett İngiltere’ye dönünce tekke açıyor. Şeyh oluyor. Tekke’nin şeyhi oluyor. “Ben Rumiyim” diyor. Müslümanlık? “Müslümanlığı kabul etmiyorum” diyor. Allah? Allah’ı da kabul etmiyor. Ama “Rumiyim” diyor. “Şarap istediğin gibi içersin” diyor. Haramlar? “Haram diye bir şey yok Mevlevi’ysen serbest” diyor.

CAN DAĞTEKİN: Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin İstanbul’u işgalinde İngilizlerin yaptığı ilk işlerden biri bazı tekke ve dergahlardan istihbarat satın almaktı. Bunların başında da Galata’daki Mevlevi tekkeleri vardı.

ADNAN OKTAR: Tabii asıl orası. Galata’daki Mevlevi tekkesi. Merkeziydi yani. Resmi merkez olarak kullanıyorlardı İngiliz istihbaratı.

Yavuz Yıldırım; “Mehdi (as), İncil ve Tevrat’ı bozulmamış şekliyle yayınlayacağıyla ilgili hadis mi vardı?” diyor. Al işte buyur. Şimdi ben kitapları gösterdim ya ben de Mehdi olduğuma göre. Oradan da bağlantıyı kurdu. Bir alamet daha ortaya çıkmış oldu. Yok öyle şey. Yok öyle şey. Benim Mehdilik iddiam da yok. Öyle bir konum da yok. Ama Mehdi’nin yani Moşiyah’ın 3500 yıllık kaynaklarda Tevrat’ın aslı olan kitapları yayınlayacağı var. İncil için değil. Tevrat’ın orjinalini yani “Tevrat’ın yanlış kısımlarını çıkaracak, doğru kısımlarını yayınlayacak” diyor. Ama 3500 yıllık kaynak bunlar. Yani “Tevrat’ın özünü yayınlayacak” diyor. “Bozulan şeklini düzeltecek, onu yayınlayacak” diyor. Ama o Mehdi (a.s)’nin yaptığı ayrı. Bizimki bir öncü çalışma. Kardeşim hayrettir. Bütün milletin gözü önünde Mehdi (a.s) çıkacaktır diyorum. Bak, Mehdi (a.s) çıkacak, İsa (a.s)’yı göreceğiz diyorum. İsa (a.s)’yı da görecekler. İslam hakim olacak diyorum, bu da olacak. Göz göre göre olacak bunlar.

“Canımın içi sevgi öğretmenim inşaAllah. Zümrüt gözlü seyidim seni seviyorum. Bir daha seni seviyorum. Bir daha seni seviyorum” diyor, Asiye Nezahat.

“Canım Hocam, Atatürk’e düzenlenen İzmir suikastinin arkasında İngiliz derin devleti mi vardı?” Evet, ama Atatürk’ün yanında da Hızır (a.s) vardı. Hızır (a.s) olmadan Atatürk adım atamazdı. Her an öldürebilirlerdi, şehit edebilirlerdi, her an. Defalarca suikast yapıldı. Hiçbiri etkili olmadı. Hızır (a.s)’ın korumasındaydı. Yanında zaman zaman paşa konumunda gelir, memur gibi gelir. Bilmem şöyle ya da böyle olur. Hızır (a.s) olmadan yapamaz. Atatürk’e de helal olsun kardeşim ne delikanlıymış? Ne delikanlıymış, maşaAllah. Naif bir insan da, kibar yani bedenen öyle çok güçlü bir insan da değil. Mucize bu kadar itle-çakalla baş etmesi. Bu ne yetenektir? Allah ona muazzam bir imkan vermiş.

Gençleri biraz kızdırayım. Deli dolu gençler var, saldırgan. Onları kızdırdığımda muazzam ayaklanıyorlar. Dur onların damarına dokunacak birşey yapayım ben. Benim mason resimlerim var mı sende?

Her tanıdığım mason çok efendi, bayağı terbiyeli adamlar. Yani bin tane yobaza değer bir tanesi. Süper nezaketliler CFR‘dan da benim misafirlerim geldi, Amerikan yani bu İngiliz derin devletine adeta hizmet ediyorlar. Bilerek veya bilmeyerek CFR. Çok efendi insanlar. Bütün mesela doğru yönlendirmek, doğru bilgilendirmek. Yobazdan rahatsız oluyor. Tabii ki ben de rahatsız oluyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim gösterebilirim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bakın.

EBRU ALTAN: En yakışıklı Mason sizsiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. 33. Derece Mason olduğuma dair belge işte. Ta Hz. Süleyman (a.s) devrinde kurulmuş bir tarikat Masonluk. Çok eski. Aslında çok daha eskilere dayanıyor. Hatta onlar ilk Hz. Adem (a.s)’in Mason olduğuna inanıyorlar. O önlük bağlıyor ya önüne. Oradan yola çıkarak hareket ediyorlar. Burada Musevilerle toplantı yapmıştık. O şarkıcı Madonna da vardı. Musevilerin ileri gelenleri de vardı. Nefis Tevrat okuyorlar. Çok şahane. Siz görmemiş olabilirsiniz. Çok güzel okuyorlar. Kuran gibi okuyorlar Tevrat’ı. Tevrat’ı ben sundum. Hanımlara dokundurtmuyorlar Tevrat’ı. Madonna sadece seyretti, orada oturdu. Çocuğu da vardı ufak. Eşi de vardı. Açtıkları yer Harun’un Meseleleri’ydi. Harun ile ilgili. “Bu çok manidar” dedi. Madonna’nın da çok hoşuna gitti. Mesela; gençler çok dindarlar. Aferin sürekli sallanıyorlar Tevrat okurken. Çakı gibi gençler, çok modernler. Yani dışardan baksan bluejeanli falan normal genç. Delikanlılar, kızlar falan var ama Tevrat’a çok hakimler. Bayağı güzel okuyorlar.

“Misyonerlik yapmayın.” Misyon, Müslüman’ın misyonu var zaten. Misyonsuz Müslüman olmaz.

OKTAR BABUNA: Size Moshe Zohar’ın çok selamı vardı inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.

Madonna çok zeki bir kız. Bakışları bayağı güzel. Yani yakından yüzyüze konuştum. Çok keskin ve dikkatli bakıyor bayağı akıllı. Yüzü de bayağı yaşına göre çok düzgün, bayağı güzel. Yani bayağı dinç görünüyordu. Bir de küçük bir ibrik, Osmanlı ibrik verdim. “Biz kova çağındayız” dedi. “Bu Kova çağını temsil ediyor” dedi. “Çok manidar” dedi. Bak bayağı zeki bilmediği yok yani bayağı yaman. Madonna ile görüşmede bizim doktor Cihat da vardı. “Fotoğraf çekebilir miyiz?” Dedi. O gün Cumartesi günüydü. “Biz bugün biliyorsunuz hiçbir şey yapmıyoruz” dedi. “Fotoğraf çekmek veyahut ona benzer birşey bizim inancımıza göre olmuyor” dedi. Biz de saygılı olduğumuz için inançlara hürmet ettiğimiz için böyle bir şeye yanaşmadık.

BÜLENT SEZGİN: Hahamların Tevrat okuması videosu vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet daha da güzel okuyanlar var. Yani bölüm bölüm bayağı güzel okuyorlar.

Mevlana ile ilgili boş yere çırpınmaya gerek yok. Oradaki ifadeler küfür. Ya o kısımlar çıkacak veyahut biz bunu sürekli olarak anlatacağız. Yani ucu bucağı yok. Allah’a, dine, imana, herşeye bir saldırı var. Bir litre sütün içine bir tutam siyanür koyarsan adamı öldürür. Böyle şey olmaz. Böyle bir din anlayışı da olmaz. Zaten burada bir melanet var olayın içinde. Bak diyor ki; “Ben Allah’ı kabul etmiyorum” diyor. “Peygamber (s.a.v.)’i kabul etmiyorum, İslam dinini kabul etmiyorum” diyor. Peki nesin sen? “Ben Rumiyim” diyor. “Mevleviyim” diyor. Burada bir melanet yok mu? Nasıl oluyor bu? Eğer Mevlevilik İslam’ı, Kuran’ı temsil ediyorsa, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i savunuyorsa, Allah’ı, Kitap’ı seviyorsa adam bunu diyemez ki zaten. Garip anlatımlar var. Bunların çıkması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bir video daha vardı Tevrat okunmasıyla ilgili. Adonay diyordu bu bölümde.

ADNAN OKTAR: Evet, bakayım. Evet benim gördüğüm çok çok daha güzel okuyordu. Musevilerin hocası böyle üstad o geldi. Çok yanık sesiyle bayağı güzel okuyordu.

“Bir gün sizin ne olduğunuz çözülürse” yani senin ne olduğun çözülürse “dünyada hiçbir gizem kalmayacak.” Benim gizemim çözülürse gizli hiçbirşey kalmayacak diyorsun öyle mi? Ben herhangi bir insanım, benim neyim çözülecek? Sıradan bir insanım, herhangi bir Türk vatandaşıyım.

“A9 Kanalı, İsrail’den yardım olarak ne kadar para alıyor? Martı Gözlü.” Ya Kardeşim ben samimi olarak söylüyorum. Museviler çok fakirler. Öyle bir şey yok. Çocuklar İsrail meclisine gittiler. Göstersene resimlerini. Ne bir mobilya var, ne bir şey var. Herşey işlevsel. Okul gibi yani oturulan yerler, hiçbir yerde böyle değerli bir şey yok. Başbakanlık binası falan heryer böyle. Acayip garibanlar. Adamlarda bir şey yok.

BÜLENT SEZGİN: İsrail meclisinden toplantı görüntüsü.

ADNAN OKTAR: Mesela bak, duvarda ne değerli bir tablo var. Oturdukları masaları görüyor musunuz? En ucuzundan. Meclis ya artık düşün yani hiçbir şey yok. Çok fakir insanlar. Bak duvarlar falan bomboş.

BÜLENT SEZGİN: Akademiden görüntüler.

ADNAN OKTAR: Mesela akademi. Bomboş her yer. Hep işlevsel yani.

Talha Akalın; “Adnan Hoca alenen Mason merasiminde aldığı ödülü gösteriyor. Pes yahu” diyor.

Bülent Kahraman; “Bismillahirrahmanirrahim. Rahim olan Allah’ın adıyla. Sizden bir ricam olacak. İslam dini nasıl bir dindir bana anlatır mısınız? Ve Adnan Hoca’nın yaşantısı nasıl bir yaşantıdır ve hangi dinde böyle bir yaşayış tarzı vardır. Bana bir izahat eder misiniz? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dini İslam’da böyle bir hayat ve yaşam tarzı yok.” Canım, ciğerim bak belli ki dindar bir insansın. Besmele ile konuşuyorsun. Allah razı olsun. Samimi bir Müslüman olduğunu umuyorum. Senin Kitap’ın ne? Ben de sana karşı sorayım o zaman. Senin Kitap’ın ne? Kuran. Niye demiyorsun Kuran’ın şu ayetine sen yanlış bir uygulama yapıyorsun? Allah’ın şu hükmünü yapmıyorsun. Kuran’a göre, şu ayete göre yaptığın yanlış de. Kuran’dan benim yanlış yaptığıma dair ayet bulamıyorsun. Kuran’dan benim yanlış yaptığıma dair ayet bulamıyorsun. Bu ne demektir biliyor musun? Ben Kuran’a tam uyuyorum demektir. Ve ancak sen diyorsun ki; “Ben Kuran’ın dışında, kendi aklıma göre, kendi kafamda geliştirdiğim dine göre yanlış yoldasın” diyorsun. “Ama İslam’a göre, Kuran’a göre sende bir hata bulamıyorum” diyorsun. O zaman tamam bitti. Allah razı olsun. Ama seni hidayete davet ediyorum ben, İslam’a davet ediyorum, Kuran’a davet ediyorum. Benimle konuşuyorsan, hatam olduğunda ayetle söylemen lazım. Ben nasıl ayetle söylüyorum. Niye bir taneniz çıkıp şu ayete uymuyorsun demediniz. Kaç yıl oldu? Şu ayete uymuyorsun diyeceksin bu kadar. Diyemiyorlar ya. İşte şirk dini içinde böyle bocalayıp duruyorsunuz. Eğer İslam dini içinde yaşamış olsanız, Kuran’a göre yaşasanız, ayetle konuşur, göğsünüzü gere gere açıklarsınız. Bak ben sizi Kuran’la uyarıyorum. Ama siz beni Kuran’la uyaramıyorsunuz. Bir tane ayet söylemediniz. Demek ki doğru yoldayım.

Bazı programlara bakıyorum. Özellikle bakıyorum. Hakikaten size özeniyorlar. Sizin yaptıklarınızın aynısını yapmaya çalışıyorlar. Genç kızlara bakıyorum. Onlar da biliyor, biz de biliyoruz. Herkes biliyor. Birçoğu bazı programlarda, bazı hanım kızların birçoğu nasıl söyleyeyim? Allah vermesin dilim varmıyor ama temiz olmadıkları görülüyor. Ben öyle söyleyeyim. Her halinden belli oluyor. Yani temiz olmadığı görülüyor. O yüzden bakanlar da o gözler bakıyor. Bu ne acı bir şey. Adı gibi emin. Benim söylememe gerek yok. Herkes emin, orada bulunan herkes birbirinden emin. Bak felakete bak. Herkes birbirinin ne olduğunu biliyor. Ne korkunç bir şey bu? Ve kimsenin kimseye saygısı yok. Çünkü adam biliyor ne olduğunu? Su gibi ezberden biliyorlar. Bazı kanallarda, bazı kişiler için söylüyorum. Ama bakın sizin iffetiniz, sizin nurunuz, temizliğiniz adamları delirtiyor. Görülmemiş bir şey çünkü bu. Alışmamışlar. Onlar böyle zıpır tiplere alışmışlar. İşte gecelerinin kurdu olan tiplere alışmışlar. Efendim bir elinde esrar, bir elinde bilmem ne. Gayri meşru bir hayat. Ama sizin temizliğiniz ve nurunuz onlara çok acı geliyor. Bazı tipler için söylüyorum. Korkunç ıstırap çektiriyor. Çünkü kıyasladıkça canı yanıyor, kıyasladıkça canı yanıyor. O masumluk ve temizlik delirtecek adamları. Kardeşim sen de temiz ol. Kapalı mı yol? O kadar arsız, hayasız olmaya mecbur musun? Namussuz olmaya mecbur musun? Hayır namussuzsan bile vazgeç, yeniden düzelt kendini. Yani yol yakınken dön. Yattı balık yan gider kafasındalar.

“Hocam yine bugün çok yakışıklı ve karizmasın. İzlemeye doyamıyorum. 24 saat yayın yap izleriz. Arkadaşlarla birlikte her gün sizi izleyip, dua ediyoruz. Bu gece sizden bir ricamız var. Bu gece danslı bir gece olsun” diyor. EvvelAllah.

Kemal Çubuk; “Bana rica etsem Adnan Oktar’ın kim olduğunu anlatır mısınız?” diyor. Ben benim, sen de sensin. Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin. Mason tanıtma yöntemidir. Masonik yöntemdir, inşaAllah. “Beni sana benim gönderdi dersin” diyor, Tevrat’ta. “Seni kim gönderdi derseler” diyor Allah. “Beni sana benim gönderdi dersin. Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin.” Özel anlamı olan bir açıklamadır.

Benim branşım Müslümanlık. “Branşın ne?” diyor da.

Canan Kocaeli yazmış; “Seni biraz anlamaya, sevmeye falan çalışıyordum. Ama sen bu şansı hiç vermedin. Bir bu kadın kalmıştı” diyor. Ne yapmam gerekiyor anlayamıyorum? Suçum ne şu an onu da kavrayabilmiş değilim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı Hakkari ve Şırnak şehir merkezlerinin Yüksekova ve Cizre’ye taşınması planını eleştirerek; “HDP’ye oy veren beş milyon insanı nereye taşıyacaksınız?” diye sordu. “Milyonlarca insan gittiği heryere direnişi götürür bunu unutmayın” diye konuşan Yüksekdağ, “doldur-boşalt yöntemiyle sorun çözecekler” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Yok kardeşim. Oradaki anlatım çok doğru. Arazi müsait ya, karmakarışık, o tarif edilen yerler de hakikaten düzgün. Düz arazi, stratejik açıdan iyi. Bir de PKK çok kolay temizlenen, kafası çok rahat ezilen bir sistem olduğunu devlet ispat etti, zaten gösterdi. Çok az bir kuvvetle darmadağın etti devlet. Çok çok az bir kuvvetle. Yani böyle bayat sarımsak gibi kafaları ezildi. Gördünüz işte Mehter marşlı, efendim netice alınmış oldu.

“Helal olsun Adnan Hocam. Cesaretin dürüstlüğün örneği yok, her sözün delikanlı, adam gibi adamsın” Sinan Gülhanoğlu.

“Hocam dansınızla içimizi erittiniz, bu nasıl bir heybet maşaAllah.” Nihal Çağın.

İsmail Yıldız, “Can Hocam, Berker Hocam’ı özledik, programda görmeyi isteriz mübareği” diyor. Allahualem kontrolümüzden çıktı olay.

Galata Kulesi'nde uzun zaman Masonik toplantılar yapıldı. Yani masonların toplanma yeriydi Galata Kulesi, o bilinmeyen bir özelliğidir. Hatta Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettiğinde Galata Kulesi'nin girişinde bir üçgen içinde bakan göz vardı, o sonradan çıkarıldı, bakır levha içerisinde. Orası aynı zamanda bir mason mabedidir, Galata Kulesi. Masonik toplantılar yapılan bir yerdi daha önce ama şu an kullanılmıyor o anlamda.

Mahmut Yıldız 571, “Bilirsiniz ki her İslami cemaat yaptıklarına Kuran ve sünnetten delil getirmek zorundadır. Sen de delil getirmek durumundasın yaptıklarına” diyor. İslam'ı yanlış anlıyorsunuz, sen İslam'ı yaşarsın, Kuran'a uygun olmayan bir şey oldu mu onu söylersin. Helaller haddi hesabı yoktur, haramlar çok azdır. Haramla karşılaşıldığında söyle. Yoksa sen her helal, mesela burada ıhlamur içiyorsun, “arkadaş ıhlamur içiyorum, şu ayete göre ıhlamur helaldir, ıhlamuru yerine koyuyorum, ıhlamuru yerine koymam şu ayete göre helaldir.” Böyle bir şey yok. Uçsuz bucaksızdır helaller, çok az haram vardır, o haramı yapmazsın sadece. Birisi de o harama girerse söylersin, “arkadaş bu ayete göre haram yaptığın dersin.” Siz benim yaptığımın haram olduğuna dair bir ayet sunamıyorsunuz, yok. Tek bir tane ayet söylemediniz. Demek ki her yaptığım helal. Haram olsa alenen söylersin, bak Allah'ın ayetine göre yaptığın haram dersin. Bir kişi bir Allah'ın kulu çıkıp senelerden beri şu yaptığın haramdır diye tek bir ayet söyleyemedi. İslam'da kural budur, normal yaşarsın, haram varsa söylenir yoksa hepsi helaldir. Mesela yiyeceklerde, Allah saymış haram yiyecekleri, bunun dışında “De ki diğer yiyeceklerin haram olduğuna dair bir delil göremiyorum.” Bu kadar sadece o haramlar vardır, o kadar. Onun dışında, o zaman soruyor adam, “midye helal mi?”, “ıstakoz helal mi?” uğraşıyor. Böyle bir şey yok bak Kuran'da haramlar belli. Onların içinde mi bu midye dediğin? Yok. O zaman helal, uzatmaya gerek yok.

“Selam canım Hocam. Rüyamda seni gördüm, ellerini teker teker öpüyordum. Aynı anda iki elini alnıma götürüyordum. Üç kere tekrarladım.” diyor. Çok seviyorsun herhalde, çok sevdiğin için saygı duyduğun için görüyorsundur.

Abdülhamit zamanında Galata bölgesi her yer, özellikle Galata diyorum ama her yer mason localarıyla doluydu.

“Adını yaratan Allah'a kurban olduğum yüce insan. Dünya malına bakmadın, gönlün kocaman. Neler gördük biz neler, hepsi yalan. Asıl olan sensin gerisi yalan.” diyor. Bazı sevdiği insanlar olabilir bir insanın, onlardan birisi olarak alıyoruz, evet. Bu Ankaralı Turgut var ya, o yazmış. O çok yiğit bir delikanlı, maşaAllah. “Kalpleri fethettin, nutukları tuttun. Türk'ün sesi, nefesi, kulağı oldun. Ağlayan gönüllerin yaşını durdurdun. Rabbim Mevlam seni cennetine alsın. En içten sevgi ve saygılarımla, Ankaralı Turgut” diyor. Çok güzel olmuş. Şöyle bir şey hazırlamış göndermiş maşaAllah. Şiir olarak yazmış, maşaAllah. Ankaralı Turgut hemşerim, aslan o.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilirim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında da yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip, Rusya'nın en köklü haber sitelerinden Pravda'da bugün “Avrupa Birliği Birlik Olmada Ne Derece Başarılı?” adıyla bir makaleniz yayınlandı. Bu makalede 1993 yılında Avrupa halklarını birleştirmek ve ortak sorunlara çözüm bulmak amacıyla ilan edilen Avrupa Birliği'nin bugün en basit sorunlar karşısında bile çıkmaza düştüğünü, gerçekte çözümü son derece basit teknik bir konu olan mülteci sorununun bile içinden çıkılamayan karmaşık bir krize dönüştüğünü, birliğin yönetici kadrolarının adeta 19. yüzyıl aristokrasisini hatırlatır biçimde halktan kopuk ve halkın güvenini sarsıcı elit bir görünüm sergilemesinin bu çıkmazın önemli nedenlerinden olduğunu anlatıyorsunuz. Malezya'nın en iyi iki İngilizce gazetesinden biri olan New Straits Times'da, “Terörle Mücadele Büyük Ölçüde Kendi Kendini mi Engelliyor?” başlıklı yazınız yayınlandı. Makalede Amerika'nın teröre karşı aldığı yasalarla hiçbir yere varmasının mümkün olmadığını, radikal teröre karşı tek çözümün Kuran'a dayalı eğitimle mümkün olduğunu anlatıyorsunuz. Merkezi Kuveyt'te bulunan, beş dilde yayın yapan Truth Seeker sitesinde çeşitli makaleleriniz yayınlandı. Bu makaleler: “Belirli Bir Ölçüyle İndirilen Yağmur”, “Köpekbalıklarının Evrim Yalanı”, “Kuran'da Yağmur Yüklü Bulutlar”, “240 Milyon Yıllık Polen Fosili” ve “Homo Naledi Evrim Senaryosu” başlıklarıyla yayınlandı. İsrail'in İngilizce, Rusça ve İbranice olarak üç dilde hizmet veren Arutz Sheva isimli tanınmış haber sitesinde “Sağduyuya Çağrı: Kuran Müslümanları Musevileri Nasıl Görüyor?” başlıklı makaleniz yayınlanmıştı. Bu makalenin devamında Oktar ve Cihat'ın sizi temsilen yaptıkları, İsrail ziyaretiyle ilgili bilgi ve resimlere yer verilmişti. Bu resimleri de tekrar göstermek istiyorum. Bu resimde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'yu görüyoruz, elinde sizin eserleriniz var Oktar'ın hediye ettiği. İsrail Savunma Bakanı Moshe Ya'alon üst resimde ve İsrail'in en büyük İngilizce kanalı I24 News kurucusu ve yöneticisi Frank Melloul'u görüyoruz alt resimde. Naftali Ben Simon, İsrail televizyonu Channel 1 TV'den ve İsrailli eski milletvekili Yeş Atid Partisi'nden Haham Dov Lipman'ı görüyoruz.

ADNAN OKTAR: Tamam, peki bu İsrail'deki şey değil mi? Bu gazetenin haberinde var. Anladım.

AYLİN KOCAMAN: Görüşmenin açıklamaları, gazetenin altında.

ADNAN OKTAR: Gazete mi yazmış?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet. O nedir? Oku onu.

KARTAL GÖKTAN: Bunun tercümesi şu an yoktu, görüşmelerle ilgili bilgi veriliyor kimlerle görüşüldüğüne dair.

BÜLENT SEZGİN: Hangi kanalda program yapıldığı.

Adnan Bey Sayın Bahçeli özel bir hastanede anjiyo olmuştu. Sağlık durumuyla ilgili hastane yönetimi yazılı bir açıklama yaptı. Hastaneden yapılan açıklamada, Bahçeli'nin sağlık durumunun iyi olduğu ve bugünü de istirahat ederek geçireceği belirtildi.

ADNAN OKTAR: Bence bir hafta falan çıkmasın. Ortada grip salgını var bilmem ne var falan, hastanede kalsın dinlensin. Bugün de, bugün de her gün açıklama yapmaya gerek yok, bir hafta daha kalsın. Bir hafta kalsın dinlensin, zaten çok yordu kendini, iyi olur. Hem havalar çok soğuk. Acele çıkmaya niyetli olmasın. Böyle iyi, biraz kitap okuyor, gazeteler okuyor, dinleniyor falan, böyle iyi. Sevenlerinden de rica edelim de teklif etsinler, rica etsinler, en az bir hafta süre daha çıkmasın. Ha bugün ha yarın, öyle bir şey yok. Değil mi? Dursun biraz dinlensin yani.

Mustafa Kavas, “Hocam karizmanız her zamanki gibi yerinde maşaAllah. Kıskanıyorum sizi eşi benzeri olmayan Hocam. Allah sizi nazarlardan saklasın” diyor. Gıpta ediyorum de gıpta, kıskanma ayrı bir şeydir.

Tayyip Hocam’a diktatör demek çok ayıp. Diktatör falan değil o, bizim aramızda yetişen bizim evladımız, bizim insanımız, Anadolu'nun bir has delikanlısı. Yazık, günah yani bu kadar üstüne gitmek. O açıklama yapan akademisyenlere laf söyledi diye böyle üstüne gitmek ve sahipsiz zannetmek çok büyük bir hata olur. Yani sahipsiz değil, onu söyleyeyim. Gördüğünüz göremediğiniz kişiler onu koruyup kolluyorlar. Göremedikleriniz de kolluyor, gördükleriniz de kolluyor. Onun için üstüne gidersek ezilir, üstüne gidersek kendini yalnız hisseder, itidalini kaybeder falan diye düşünen varsa çok ayıp yapmış olur. Bu mümkün değil, mümkün değil. Tahmin tahayyül edemeyeceğiniz kadar insan onu koruyup kolluyor ve destekliyor. Öyle bir şey olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ankara'dan kardeşlerimiz 8 Ocak'ta başlayıp 17 Ocak'ta sona eren kitap fuarında eserlerinizin sergilendiği bir stant açmışlar. Çok sayıda kişinin ziyaret ettiği bu stantta halkımıza bin adet kitap, üç yüz adet belgesel CD'si, iki yüz adet dergi ve çok sayıda broşür hediye edilmiş. Ses sanatçısı Mustafa Özarslan standı ziyaret edip fosiller ve kitaplar hakkında bilgi almış. Ayrıca Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici de ziyarette bulunmuş. Kardeşlerimiz kendisine sizin “Amerika'nın Göremediği PKK” isimli kitabınızı hediye etmişler. Mustafa Bey de size selamlarını iletmiş.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Balıkesir merkezde sizin iki yüz adet kitabınızı dağıtmışlar. İzmir'den kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta içinde Altındağ Stadyum Metro ve Alsancak'ta halkımıza dört yüz adet PKK'ya çözüm broşürü ve yirmi adet kitaplarınızdan hediye etmişler. Alanya'da farklı iki günde iki bin adet A9 broşürü dağıtılmış. Bir bayan kardeşimiz Gümüşhane'de İl Müftülüğü'ne ve Kuran kurslarına “Karanlık Tehlike Bağnazlık” ile “Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s)ve İttihad-ı İslam” kitaplarınızı bırakmış. 13 Ocak günü Düzce'de bin beş yüz adet PKK'ya çözüm broşürü dağıtılmış. İstanbul'daki kardeşlerimiz 14 Ocak tarihinde Zeytinburnu'nda bin adet A9 TV broşürü ve elli adet kitabınızı dağıtmışlar. Gebze'deki kardeşlerimiz iki farklı günde ev sohbetinde buluşarak Kuran-ı Kerim ve sizin kitaplarınızdan bölümler okuyarak sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, evin nurundan belli.

KARTAL GÖKTAN: Malatya Belediyesi'nin kurmuş olduğu halka açık kütüphanelere sizin çok sayıda eserinizi bırakmış kardeşlerimiz. 16 ve 17 Ocak tarihlerinde kardeşlerimiz Adana Kitap Fuarı'nda Adana Büyükşehir Belediye Eski Başkanı Aytaç Durak'a, yeni başkanı Hüseyin Sözlü'ye, Engin Alan'a, Adana İl Alperenler Ocakları'na, Türkiye Yazarlar Sendikası'na ve çok sayıda kişiye sizin kitaplarınızdan hediye etmişler. Eskişehir'de 83 adet kitabınız dağıtılmış geçtiğimiz gün. İnegöl'den kardeşlerimiz 10 Ocak günü iki bin adet A9 TV broşürü ve altmış adet sizin kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca 17 Ocak tarihinde de ev sohbetinde bir araya gelmişler. “Allah Korkusu” isimli kitabınızı ve Bediüzzaman'ın Sözler kitabından bölümler okumuşlar. 16 Ocak tarihinde Trabzon Merkez'de doktor muayenehanelerine, parti binalarına ve üniversite civarında halka toplam 450 adet kitabınızın dağıtımı yapılmış. Son olarak dün de kardeşlerimiz Almanya'da bir ilkokulda öğrencilere paleontoloji ve kambriyen patlaması ile ilgili bir sunum yapmışlar. Sonrasında okulda fosil sergisi düzenlemişler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah.

Tayyip Hoca kendini yakıp, Müslümanlara faydalı olmaya çalışıyor, kendini ezdirip faydalı olmaya çalışıyor. Müslümanların onu koruması da bir vecibe olur. Yani seyretmek olmaz. Daha çok sahip çıksınlar, daha desteklesinler ki o moral bulabilsin. Şimdi mesela bu aydınlar bildirisinde çok haklı. Konuşması çok haklı ve gerekli; sustuğunu farz et, büyük bir felaket, çok büyük bir felaket olur, tabii konuşacak. Konuşunca da diktatör diye ortaya çıkarsan buna kimse inanmaz. Yani bunun hiçbir geçerliliği olmaz. Hayır, ben Tayyip Hoca'yı eleştiriyorum, mesela başkanlık sisteminde olsun başka konularda olsun alenen eleştiriyorum, bütün gücümle eleştiriyorum. Hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Ama burada hakikaten vicdana uygun olmayan bir durum var, yani vicdanı örseleyen bir durum var. Böyle sözlerden de kimse onun aleyhine dönmez, çok lehine olur. İsterseniz bir kamuoyu yoklaması yaptırın. Mesela yüzde elli iki ise destek, yüzde altmış olur. Aleyhine olmaz böyle şeyler ben söyleyeyim. Altın derler yere düşmekle sakıt olmaz kadri kıymetten. Böyle sözlerle Tayyip Hoca'nın değeri yok olmaz. Cesur, samimi bir Anadolu delikanlısı ve bir Müslüman gibi, bir dava adamı gibi konuşuyor.

“Senin anlattıklarının her kelimesi Allah'ın izni ile her hücrelerime Allah aşkıyla işlesin. Seni çok ama çok seviyorum, daima da seveceğim. Allah aşkıyla seviyorum seni canımsın” diyor Handan.

Horatio Gordon Robley, İngiliz general Yeni Zelanda’da, yerli halkının kesilmiş kafalarını mumyalamış, evinde bir duvarın tamamını kaplayacak şekilde hani yapıyorlar ya hayvan vuruyorlar da mumyalayıp, onun gibi adamların kafalarını mumyalamış, kurutmuş, onların önünde resim çektiriyor. Koleksiyon yapmış. Darwinistler de buna sanat diyorlar. Biz şimdi insan kafası olduğu için gösteremiyoruz. Bak insan kafataslarından ama çok büyük bir alana, kesilmiş, adamların kafalarını kesmiş, mumyalamış, normal insan kafası duvarda duruyor yan yana, sıra sıra. Otuz tane falan. Evrime delil olarak onu kullanıyor, “bakın adamlar bir alt ırk bunlar” diyor, “bozuk ırk, bunlar da kafatasları” diyor, “mumyaladım, duruyor” diyor, “herkes görebilir” diyor, altında resim çektirmiş. Bulanıklaştırarak gösterebiliyor muyuz o resmi?

BÜLENT SEZGİN: Sorayım.

ADNAN OKTAR: Atatürk suikastı için özel hazırlanan, eğitilen Hint asıllı İngiliz casus Mustafa Sagir vardı eskiler hep bilirler. Atatürk devrinde yaşamış Mustafa Sagir, ünlüdür. Henüz on yaşındayken seçip Londra'ya götürmüşler, özel bir okulda okutmuşlar. Sagir, Oxford'daki Lincoln Koleji'ne girmiş. Burada dört yıl öğrenim gördükten sonra diplomasını alarak Hindistan'a dönmüş. İngilizler kendisine İngiltere'ye sadık kalacağına, kralın taç ve tahtı tehlikeyle karşılaştığı takdirde bu konuda hayatını bile feda etmekten çekinmeyeceğine Kuran-ı Kerim üstüne yemin ettiriyorlar. Mustafa Sagir ilk görev olarak Mısır'a gönderiliyor. Orada Mısır milliyetçilerinin arasına girmeyi başarıyor. Onların içindeki bilgileri amaçlarını öğrenip raporla İngiliz hükümetine bildiriyor, casusluk yapıyor. Sonra Almanya'ya gönderiyorlar görev alıp. Üniversite öğrencileri arasına giriyor, ideolojik görüşler hakkında istihbarat topluyor. İsviçre'den Afganistan'a çeşitli ülkelerde her yerde casusluk yapıyor. En sonunda Atatürk'e suikast için gönderiliyor. Mustafa Sagir, Aksaray'da duvarları Mustafa Kemal ve Enver Paşaların resimleriyle süslü bir eve yerleştiriliyor. Bak İngiliz derin devletinin kurnazlığını görüyor musun? Ondan yana gibi görünüyor, onların çok önemli bir taktiği. Bak Enver Paşa ve Atatürk'ün resimleriyle süslüyor evin içini. Hindistan Müslümanlarının aralarında topladığı üç milyon altını Kuvayı Milliyecilere ulaştırmak için gelen Hint hilafet komitesi azası hüviyetiyle kamuoyuna takdim ediliyor. Yani Hindistan'dan geldi, para getirdi, Müslümanlara verecek. Hem de üç milyon altın. İnandırıcılığını artırmak için bir ara İngilizler düzmece bir operasyonla Mustafa Sagir'i tutukluyor, bak İngilizler tutukluyor.  Yani İngilizlerle alakası olmadığını vurgulamak için yapıyorlar. Kuvayı Milliyeci gençlerle bir evde toplantı halindeyken tutuklanıyor. Kuvayı Milliyeci gençleri de götürüyorlar, onu da götürüyorlar. 17 günlük hapisten kısa bir süre sonra Ankara'ya gidiyor bak, 17 gün tutuyor İngiliz derin devletinin elemanları, sonra bırakıyorlar. Kısa bir süre sonra Ankara'ya gidiyor. Mustafa Sagir Han Hazretleri diye ağırlanıyor. Mustafa Sagir'in casus olduğu gönderdiği raporlara görünmez mürekkeple yazılmış Hintçe ifadeleri tespit ederek ortaya çıkarıyorlar. Düz kağıt, sıradan bir yazışma var ama asıl yazışma mektubun diğer yerlerinde görünmez mürekkeple yazılmış. Mürekkebi buhara tuttuklarında yazı olduğu gibi çıkıyor. Casus olduğu ortaya çıkıyor. Mektupta çok geniş satırlarla yazmış, mesela birinci satırı yazıyor, üç santim altına ikinci satırı yazıyor, üç santim altına üçüncü satırı yazıyor. Türk istihbaratçıların dikkatini çekiyor bu, Atatürk'ün arkadaşlarının. İncelemeden sonra görünmez mürekkeple yazılmış Hintçe ifadeler ortaya çıkarılıyor. Görünmez mürekkebi görünür hale getiriyorlar. Yani amonyak sürerek görünür hale getiriyorlar. Hintçe yazılar bir tercümana okutulduktan sonra yapılan araştırmalarda Mustafa Sagir'in İngiliz casusu olduğu anlaşılıyor. Divan-ı Harb'e veriliyor. İdam kararı çıkıyor 1921'de ve infaz ediliyor. Bak İngiliz derin devletinin şeytanlığını görüyor musun? Bak kaç aşamada Atatürk'ü şehit etmek için oyun oynuyorlar fakat Allah ayaklarına dolandırıyor.

O manyaklık yapıyor ya kafatası koleksiyonu yapmış, resmi var mı onun?

BÜLENT SEZGİN: Var, hazır.

ADNAN OKTAR: Hazırsa göster. Görüyor musun? Adamların bütün hepsinin kafatası, yani normal kafatası, mumyalanmış, hepsini asmış duvara, önünde resim çektiriyor. Evrime delil olarak gösteriyor, diyor ki “bak ilkel bir ırk, bunlar da kafatasları.” Ne kadar değersiz görüyor, görüyor musun? Hayvan gibi görüyor yani. Darwinistler de “bir sanat bu, mükemmel bir çalışma” diyorlar.

Yine İngiliz derin devlet mensubu Lord Bryce, İngiltere ile Osmanlı arasında savaş başladığında, daha yeni başlamış yani, beş gün olmuş daha. 11 Kasım tarihli konuşmasında Osmanlı İmparatorluğu'nun ebediyen ortadan kaldırılması vaktinin geldiğini söylüyor, planlamışlar daha beş gün olmuş. Bütün Osmanlı İmparatorluğu'nu yok edeceğiz diyor, hakikaten de yok ettiler. Bunu yapan İngiliz derin devleti.

İmam Ali, Hz. Ali (r.a.) keremullahu veçhe Haydar-ı kerrar yani “döne döne dövüşen Allah'ın aslanı”, Ali Haydar Murtaza dedem diyor ki bir hutbesinde “Mehdi insanlara yanında bir kitapla zahir olur.” Yanında bir kitap olacak. “Bu kitap kafirlere çok ağır gelir. Yahudilerin büyüklerini ve hahamlarını davet eder. Onlara Tevrat'la ders verir. Hristiyan din adamlarını da davet eder. İncil ve Zebur Furkan'ı hazır eder. Onlara bunlarla tartışır ve açıklamalarını ister ve kendisi onlara anlatır. Onlara Allah'ın ve peygamberin emirleriyle hüküm verir.” Bak kitabı olacak diyor, bu çok acayip bir şey. Kitabını onlara verecek, onlara anlatacak diyor. Hristiyanlara İncil'in yanlışlarını anlatacak, doğrusunu anlatacak diyor. Musevilere de Tevrat'ın yanlışlıklarını anlatacak, doğrusunu anlatacak diyor. Ve onları ikna edecek diyor. Ve kitabı olacak diyor. 1400 yıl önce Hz. Ali (r.a) diyor bunu.

Bunu da Güneydoğu'da mücadele veren aslanlarımıza ithaf ediyoruz. Helal olsun, aslanların moralleri yerinde. Koçyiğitler, bu soğukta bu zor çetin şartlarda canlarını ortaya koyuyorlar efelerim, koç yiğitlerim. Birçoğu şehit oluyor al kanlara boyanıyor aslan kabadayılarım benim, delikanlılarım, efelerim. İnşaAllah Cenab-ı Allah onların o güzel makamlarını bize de nasip eder. Her seferinde imreniyorum, maşaAllah.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: PKK Silah Bırakmaz

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü