Harun Yahya

Sohbetler (23 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT EZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleriyle teröristler arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışmada bir üst teğmenimiz şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin, Allah rahmetiyle sarsın. Tebrik ediyoruz aslanımızı. Makamının mübarekliği Kuran ayetleriyle sabit. Cenab-ı Allah o güzel makamı bizlere de versin. Allah annesine babasına uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin. Aslanımıza gıpta ediyoruz. Allah onları, diğer geride kalan silah arkadaşlarını kahpe kurşunlardan mahfuz etsin. Düşmanlarını Allah helak etsin aslanlarımızın, onları galip etsin. Allah yollarını açsın. Küffarın Allah gözlerine perde çeksin, aklına perde çeksin. Aslanlarımızın gözlerini keskinleştirsin. Kalplerine inşirah versin koçyiğitlerimizin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Yardımcısı Joe Biden bugün Davutoğlu ve Erdoğan’la görüştü. Dün yaptığı açıklamada “PKK ile PYD’yi ayırmak gerekir” diyen Biden’e bugünkü görüşmede Davutoğlu “PYD ve YPG faaliyetlerinin kaynağı Kandil’dir. İkisi de birbirinden farksız terör örgütüdür. PYD bir terör örgütüdür. Onun DEAŞ’a karşı mücadele etmesi bunu değiştirmez” dedi. Fotoğraflar da vardı görüşmelerden. Biden dünkü açıklamalarında bildiri imzalayan akademisyenleri desteklemişti. Bu konuda da Davutoğu kendisine metni görüp görmediğini sordu ve ardından da “El-Kaide ve benzeri örgütler Amerika’da hendek kazsa, benzer eylemler yapsa siz ne yapardınız? Birileri ardından böyle bir bildiri yayınlasa Amerika’da ne yapılırdı, ne tepki verilirdi?” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Eskiden bu derece net cevap vermiyorlardı. Şimdi iyi oldu. Kalıp gibi oturtturuyorlar cevabı.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan da Biden’in dün yaptığı görüşmeleri eleştirdi. “Terör propagandası fikir özgürlüğü değildir. Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki kararlılığını baltalamaya çalışan kesimlere katkı niteliği taşıyabilecek duruş ve ifadelerden uzak durulması gerekir.”

ADNAN OKTAR: Evet. Ben böyle cevap modelini bir süreden beri kullanıyorum. “Amerika’da olsa ne yapardınız, aynısını işte IŞİD yapsa ne yapardınız?” O kafalarında bir netlik meydana getiriyor. Kafaları çok bulanık oluyor anlamıyorlar. YPG’liler gidiyor PYD’liler “biz barışçıl adamız” “ha öyle mi? İyi” diyor inanıyor. Amerikan derin devleti elemanları gidiyor “hadi savaş yapalım Irak’la” diyor “ha öyle mi” diyor inanıyorlar. Çabuk ikna olma özellikleri var. O yüzden örneklerle anlatmak kafalarında berraklık meydana getiriyor. Öbür türlü anlayamıyorlar.

PKK, YPG bağlantısı, PYD bağlantısı Avrupa’da, Amerika’da yok hükmünde gibi. İngilizler falan da öyle.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK ile YPG arasında fark olmadığını YPG’liler de söylüyorlar. Wall Street’te bir YPG’li konuştu şöyle söylüyor: “Biz hep aynı kişiyiz. İran’da PJAK, Türkiye’de PKK, Suriye’de YPG. İsimler fark etmez hepsi PKK’dır” demişti.

ADNAN OKTAR: Tamam işte bu yeter onlara. İşin içindeki adam bunu söylüyor.

Mufazzal bin Ömer der ki imam Abdullah Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Ve halkın en şirretleri, en ahlaksızları olduğunda Mehdi zuhuru vuku bulacaktır.” Hz. Mehdi (a.s) ortaya çıkacaktır diyor. Demek ki azılı münafıklar, böyle cemiyet mikropları pislik insanlar Hz. Mehdi (a.s) devrinde Hz. Mehdi (a.s)’la uğraşan birer mikrop odağı olacaklar. Ama tabii onlar Cenab-ı Allah tarafından yaratılmış özel görünümler.

Müslümanların en zorlukla karşılaştıkları şey münafıklardır. Kafirler küfür o kadar etkili değildir. Yani çok zayıftır kafirin etkisi. Çünkü dışarıda olduğu için kafir o kadar etkili olmaz. Bir de kafir daha açık savaşır daha dürüst. Münafık çok sinsidir Müslümanların içinde olduğu için onunki çok çetindir. Adeta etten kemikten bir şeytan, bir iblisle Müslümanlar iç içe olur o yüzden çok zordur. Orada çok iyi akıl kullanılması lazım.

Hz. Musa (a.s)’ın devrinde münafık çoktu. Ta yanında ensesinde adeta. Çok ürkütücü bir şey. Bir de yapışkanlar da nerede olsa burnunun dibindeler adeta. Vahiy geliyor Hz. Musa (a.s)’a “Allah bir buzağı kesmenizi emrediyor” diyor sığır yani. Münafık olduğu için onu zor durumda bırakmak, onu rahatsız etmek, onu gerginliğe düşürmek istiyorlar. Hz. Musa (a.s) da heyecanlı bir insan, çabuk sıkılan bir insan, Kuran’da bunu görüyoruz. Sırf pislik olsun diye “nasıl bir sığır?” diyor “nasıl bir şey?” “Allah herhangi bir sığır kesmenizi emrediyor” diyor. Nasıl ne demek? Nasıl demekle sırf ahlaksızlığında yapıyor rahatsız etmek, vaktini almak, onun dikkatini dağıtmak, güvenilir olmasını sarsmak. Çünkü arkasından diyor ki “sığırlar birbirine benzer” diyor, “böyle bir hüküm olmaz” diyor. ‘Sen Allah’ın peygamberi değilsin’e getiriyor “Müslüman’ın söyleyeceği bir söz değil bu” diyor tam bir münafık ağzı. “Detay vermen lazım” diyor. Detay veriyor “yine anlaşılmadı” diyor. Ahlaksız olduğu için yapışkan, münafık yapışkanlığı. Münafıklar çok yapışkan olurlar pisliktir yani böyle yapışır kene gibi bırakmaz. Sevdiğinden değil sırf ahlaksızlık olsun, rahatsızlık vermek için. Yine açıklıyor.

Bakara Suresi 67’de: “Hani Musa kavmine: ‘Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor’ demişti.” Bak "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler” diyor küstahlığa bak. Tam münafık ağzı görüyor musun? Saygısız, münafığın özelliği saygısız küstah olmasıdır. “(Musa) ‘Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım’ dedi.” (Bakara Suresi, 67) Bak o mütevazi “bana nasıl böyle dersin?” demiyor “(Musa) ‘Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım’ dedi.” Şeytandan Allah’a sığınırım: "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (Bakara Suresi, 68) Dedi. Artık uzatmayın diyor, Allah’ın hükmünü yerine getirin. Gelenekçi kafası ya detaylandıracak, dini içinden çıkılmaz hale getirecek, yaşanamaz hale getirecek. Şu anki bağnazların yaptığı gibi. Yani sade bir din istemiyor adam karmakarışık olacak. Müzik haram olacak, resim haram olacak her şey haram olacak. “(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." Yani böyle zeka gösterisinde bulunuyorlar çok ahmakça. “O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.” (Bakara Suresi, 69) İnsanların içini ferahlatan sarı bir inektir. Demek ki sığırlarda da hayvanlarda insanların içini rahatlatan bir hassa var. Hakikaten hayvanları sevmek, onlarla yakın olmak insanda bir mutluluk hissi veriyor. “(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.” (Bakara Suresi, 70) Bunu yapmalarının tek amacı Hz. Musa (a.s)’ı rahatsız etmek ahlaksızlık yapmak. Musallat olmak, vaktini almak, gevezelik etmek. “(Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı. (Bakara Suresi, 71) Çünkü münafığın asıl derdi yapmamak zaten. Detaya boğar ve yapmaz. Ama amaçları Hz. Musa (a.s)’ı sinirlendirmek, üzmek, rahatsız etmek, vaktini almak, yapışkan bir pislikle onu asıl görevinden alıkoymaya çalışmak.

Nisa Suresi 139, “Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler.” Nasıl yapıyor? Mümini bırakıp kafirleri nasıl veli ediniyor? Müminin yanında o zaten. Onun ekmeğini yiyor, suyundan içiyor, onlarla beraber. Bırakma o anlamda değil kalben bırakıyor, kalben nefret ediyor, alçakça bir nefret, pislik bir nefret içinde. “Kafirleri dostlar edinirler.” Kafiri dost edinip de gidip onun sofrasına oturuyor, onunla yemek yiyor, onunla iç içe yaşıyor anlamında değil, onunla kalbi bir muhabbet bağı var. Yani ona çok değer veriyor, çok saygı duyuyor, o gözünde yüce. Mesela Firavun devrinde Firavun’un devletinde oluşan kültüre hayranlar. Binalara, heykellere, tapınma şekillerine, yemeklerine, eğlence kültürüne, kıyafetlerine her şeylerine hayranlar. Hz. Musa (a.s)’ın getirdiği hak dini küçük görüyorlar, Firavun’un dinini gözlerinde büyük görüyorlar. Yani küfrü büyük görüyorlar. “'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar?” (Nisa Suresi, 139) diyor Allah. Çünkü askeri gücü var ya, devlet gücü de var Müslümanlardan çok üstün görüyorlar. O yüzden onlara yancılık yapmak, onlara yalakalık yapmak, onların beğenisini kazanmak için bütün güçleriyle uğraşıyorlar. Gizli bir bağlantı içindeler. Mesela Samiri o Mısır kültürünün bütün özelliklerini ezberden bilen birisi. İbadet şekillerini biliyor, heykel nasıl yapılıyor biliyor, yemek çeşitlerini biliyor, eğlencelerini biliyor her şeyini biliyor. Halkın içerisine daldığında halka adeta o Mısır kültürünü yeniden orada canlandırıyor. Adamlar Mısır’a gitmiş gibi oluyorlar o nu orada görünce. Vardır ya televizyonlarda falan bazı tipler vardır, insanları böyle dinden imandan İslam’dan soğutup sadece dünyaya çekerler. Dünyevi uyuşmuş bir ruhla onları eğlendirmeye çalışırlar. Samiri de böyle bir tipti. İnsanları uyuşturan, onları İslam’dan uzaklaştıran, şamata yapan, gevezelik yapan, Müslümanların dikkatini dağıtan, imama karşı, Hz. Musa (a.s)’a karşı da insanların kalbine kuşku atan pislik bir tipti. Hemen ilk yaptığı o hayranlığın belirtisi olarak buzağı heykeli altından. Bak herkesi de kandırmış, herkesin altınlarını alıyor, akılsız insanlar da ona tabi oluyor altınlarını, her şeyini ona veriyorlar mücevherini . Ama o kültürü o kadar iyi biliyor ki, o kadar detaylı biliyor ki kısa sürede rüzgarın etkisiyle böğürtü sesi çıkaran heykeli yapıyor. Aslında kolay bir şey değil bu. Biçimini vermek de çok zor. Çünkü önceden alçıdan kalıp yapması lazım. Bir kere alçıdan mükemmel bir kalıp yapıyor. Bu şaşırtıcı. Mesela altını eritmek de kolay bir şey değil. Bir şeytani yeteneği var. Ve kalıbı döküp çıkardıktan sonra Mısırlılarda olan kültürü gördüklerinde oradaki Museviler akıl almaz heyecanlanıyorlar. O diyor ki “elçinin izinden yani Tevrat’ın hükümlerinden bir kısmını çıkarttım” işine gelmediği için “ve onların göremediklerini gördüm” diyor. Niye? Çünkü çok zeki olduğu kanaatinde, çok akıllı olduğu kanaatinde. Hz. Musa (a.s)’a rağmen onlara gizlice lider olma peşinde. Bazı ahmakları da kafalamış kandırmış kendine bağlıyor. Kişiliksiz, haysiyetsiz insanlar böyle münafık önderlere tabi olur. Aynı köpek gibi onu taklit ederler. O ne yiyorsa onu yerler, o ne okuyorsa onu okur, o nasıl yürüyorsa onun gibi yürür, o nasıl konuşuyorsa onun gibi konuşur onun yancısı olur yani. Ana münafık liderlik iddiasındadır. Yani Müslüman cemaatin içerisinde gizlice zamanın felaketlerini kollar, zamanın felaketlerinin gelmesini bekler o zaman aslı ortaya çıkacağını düşünür. Yani uzun vadeli yatırım yapar münafık. Kısa vadeli bir yatırım yapmaz ve sabırlıdır münafık ve yavaş yavaş Müslümanları yıpratmayı düşünür. Ama o arada kendi ahmakça yıpranır o ayrı, kendi mekrine kendi düşer. Mesela Samiri kendi mekrine kendi düştü, rezil-rüsva oldu, ömrü boyunca tek yaşadı. Amacı Müslümanları Hz. Musa (a.s)’dan uzaklaştırmak ve ondan soğutmaktı, Allah bütün insanları ondan soğuttu. Böyle uyuz köpek gibi tek başına yaşadı.

BÜLENT SEZGİN: Samiri öncesinde Hz. Musa (a.s)’a yakın mıdır Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Tabii yani yapışmış vaziyette yaşıyor Samiri. Çok yetenekli şeytani yeteneği olan birisi, konuşkanlığı da çok yaman yani münafıkların başı. Bir de onu taklit eden yancıları var. Onlara da o sanatı öğretiyor münafıklık sanatını. Bu tip hareketlerde hep münafıkların bir başı olur, bazen kadın bazen erkek olur. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor “Mehdi zamanında kadın deccallar ve erkek deccallar olacak” diyor. Akıl almaz bir şeytani güce sahip olur. Samiri sadece buzağıyı, buzağı kültürünü, buzağının görüntüsünü o sadece oradaki markalardan bir markaydı. O onları heyecanlandırıyordu. O zamanın yemek kültürüne de onları çekti Samiri. Kuran’da kısaca özetle yazıyor ama Mısır’da çok zengin bir yemek kültürü vardı kastettikleri o, onun ana maddelerini sayıyorlar. Kuran’da sayılanlar ana maddelerdir bir kısmıdır yani. Eski Mısır’ın yemek kültürüne ait resimler olması lazımdı göster. Sırf Kuran’da sayılanlar değil de, mesela lahana, lahanadan çeşitli yemekler yapıyorlardı sirke ve zeytinyağı kullanarak. Bakladan humus diyorsunuz ya yani klasik meze tarzı yiyecekler mesela marul, pırasa ve bunlardan oluşan çeşitli ama en çok soğan ve sarımsak ana yiyecekti. Ana yiyecek derken ana katkı maddesi ve baharlar. Hatta Mısırlılar bayrama eğlenceye gitmeden önce yastıklarının altına sarımsak koyuyorlar yatmadan önce yahut soğan kokuyorlar, kalktıklarında onu koklayıp ondan sonra gidiyorlar öyle bir kültürleri var. Zaten Kuran’da da ona özlemlerini söylüyorlar dikkat ederseniz, soğan ve sarımsak, mercimek, acur.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Zulme karşı sevgi” diyelim.

Münafıklar “tek çeşit yemeğe dayanamayız” diyorlar. Yani çeşit, renkler birçok şey istiyorlar. Halbuki çok zor durumdalar orada sabretseler. Zaten bıldırcın eti olabilecek en makbul yiyecek yani çok sağlıklı. Manna yiyorlar olabilecek en iyi şeyleri yiyorlar. Ama onlarda fayda sağlıyorlar halbuki sarımsak soğan onlara zarar verir. Baharatlar onlara zarar verir ama onu istiyor.

 

Münafıklar İslam’ı biraz tekdüze görürler. Kendilerince onu küfürle değiştirmek isterler. Mesela İslami bir eser, Kurani bir eser onu sıkar. İllaki küfürden bir eser olursa hoşuna gider onları okumak ister. Allah’tan, Kitap’tan, dinden bahseden kitapları okumak istemez. Onları beğendiğini de söylemek istemez, onu aşağılayıcı görür. Ama küfürden ne idüğü belirsiz, ne anlattığı belirsiz, anlaşılması güç kitaplar, yazılar olduğunda züppelik olsun diye onları beğenir ve oradan kendine bir paye çıkarır. Kendini yücelttiğini zanneder. Allah diyor, küfrü eleştiriyor Cenab-ı Allah “onuru onların yanında mı arıyorlar?” diyor “küfrün yanında mı arıyorlar?” “Kuvveti ve onuru onların yanında mı arıyorlar?” Kuvveti ve onuru hep küfrün yanında ararlar. Sonra Hz. Musa (a.s)’ın sözünü dinlemiyorlar. “Allah’ın gazabına uğradılar” diyor Allah ayette. “Mısır’a geri dönün o zaman” diyor Hz. Musa (a.s) “orada istediğinizden var” diyor. “Allah’ın gazabına uğradılar” şeytandan Allah’a sığınırım “onlara zilletlik ve alçaklık damgası vuruldu.” Zillet. Münafığın ana özelliği zillet ve alçak olmasıdır. Zaten yancı ve hırsız kılıklı olduğu için, haysiyetsiz olduğu için küfrün yanında onlara yalakalık yapıyor, o bir avuç yemeği yemek için her türlü zillete katlanıyor. Onların o putlarıyla kendince kendine bir paye çıkarmaya, onunla sükse yapmaya çalışıyor. Onunla da iyice aşağılanmış oluyor. Küfrü kalite olarak görür münafık. Mesela Allah’a, dine aykırı kitaplar, eserler, ne idüğü belirsiz yazılar, konuşmalar, tavırlar. Halbuki Müslüman kalitenin en yükseğini yaşamış oluyor. Eğer Allah’a samimi yaklaşırsa, Hz. Süleyman (a.s) kıssasında da görüldüğü gibi Allah en yükseğini yaşatır. Ama samimi olmadıkları için Allah onları sürekli çölde gezdirdi. Münafıklıkta kararlı oldukları için de zillet damgası vuruldu. Geri gittiler mesela orada uşaklık yaptılar, kendilerini aşağılattılar, kendilerine hakaret ettirdiler ve hiçbir şey de elde edemediler. Küfür bunları ezim ezim ezdi. Ama kafasında o hayranlık bitmiyor.

Mesela şu anda bile New York borsasının ve birçok borsanın sembolü boğadır. Böyle sığır heykeli hepsinde vardır. Münafık Müslüman’a kalbini açmaz, samimi bilgi vermez. Ama kafire her şeyini bildirir. Ona tam güvenir. Mesela Firavun’un ekibine tam güveniyorlardı. Ama Müslüman’a karşı çok temkinli, yabancılar Müslüman’ı. Mesela gittiler Mısır’da o Mısırlılarla tam ahbap oldular. Onlara bütün sırlarını veriyorlar Müslümanların, onlarla saatlerce konuşuyorlar. Onların abuk sabuk anlatımlarını dinliyorlar, kendileri de abuk sabuk anlatımlarla onlara katılıyorlar. Hz. Musa (a.s)’ın o hak dinini hiçbir şekilde benimsemediler. “Ya Rabbi” diyor Hz. Musa (a.s) “Ben kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum” diyor ayette. Eski Mısır’da pasta, kek çok yapılan ürünlerden. Bira imal ediliyor. Biraya da meraklı bu münafıklar o devirde.Sırf onun için işte bu yiyecekleri elde edebilmek için kendilerini aşağılatıp köle olarak geri Mısır’a döndüler ve kendilerini aşağılattılar. Hz. Musa (a.s)’ın yanında kalmak istemediler, tabii hepsi değil de bir kısmı.

“… Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.” (Maide Suresi, 41) Münafıkların en önemli özelliklerinden biri de bu. Gizlice Müslümanlardan haber toplarlar, adamların zırvalarına kulak tutarlar, onların yalanlarına kulak tutarlar diyor “sana gelmeyen diğer topluluk adına” Müslümanlarla bağlantısı olmayan, görüşmediği kişiler, Müslümanların görüşmediği kişiler adına kulak tutanlar, haber toplayanlardır diyor. Şu an asrımızda bu nasıl oluyor? Telefonla olur, internetle olur. Gizlice ve alçakça Müslümanlardan uzak bir hayat içerisinde, o karanlık, izbe ruhuyla küfürle bağlantı kurar münafık. Müslümanlara bunu sezdirmediğini düşünerek bundan derin haz duyar. Gizli gizli küfürle görüşür, onların felsefelerini dinler, onlarla o küfür mantığı içerisinde konuşur, züppe cevaplar verir, züppelik yapar. Bakın bütün münafıkların üslubunda züppeliğin esas olduğunu görüyoruz. Peygamber (s.a.v.)’e hitaplarında da çok züppe üslupları. Hz. Musa (a.s)’a da üslupları o şekilde. Züppelik vazgeçilmez özellikleri. Firavun da züppe, üslubu tam züppe dikkat ederseniz, ukala, üst perdeden ve çakal üslubu. Müminler her saniyelerini Allah’ın rızasını kazanmak için kar bilirken, münafıklar her saniye ahlaksızlık yapmak için uğraşırlar. Müslüman’ı nasıl rahatsız etsin, nasıl huzursuz etsin, nasıl pislik yapsın? Samiri öyleydi. Sürekli pislik peşinde, yirmi dört saat. Her an Müslümanların kalbine kuşku düşürecek bir söz, her an bir adilik, her an bir çirkeflik. Ve Mısır’la bağlantıyı da koparmadı. Onlardan haber götürttürmek, haber getirttirmek, gizlice bunu yapmak. Hz. Musa (a.s) onun imamı, ondan gizliyor ama küfre tam güveni var. Firavun’un ordusuna, onların adamlarına tam güveni var. Her türlü sırrını onlara veriyor ama müminlere bu sırrını vermiyor. Ahir zamanın münafıkları da şimdi öyle işte, gizlice ve alçakça, internetle, telefonla küfürle bağlantı kurar. Ama Müslümanlara bunu sezdirmez kendince ve bundan gizlice bir haz alır. Küfürle saatlerce konuşur, küfürle saatlerce bağlantı kurar, derin dostluklar kurar, bütün sırlarını verir, şifrelerini verir ne varsa verir ki güvenini kazansın. Ama Müslüman’ı düşman olarak gördüğü için hiçbir şekilde Müslüman’a güvenmez.

BÜLENT SEZGİN: Samiri’nin buzağı heykeli yapmasını resmetmişler gösterebilirim, o anı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bayağı altın getirmiş demek ki. Münafıklar müminlerden sürekli iyilik görürler. Mesela Samiri’ye Hz. Musa (a.s) çok iyi davrandı ama buna rağmen alçaklığında kararlı oldu. Ama en sonunda belasını buldu. O aşamaya kadar Hz. Musa (a.s) bir şey yapmadı Samiri’ye. Kavim içinde çok rahat yaşadı, lider gibiydi. Züppe, herkese sükse yapan, Mısır kültürünü çok iyi bilen, sinsi, Firavun’un adamlarıyla sürekli haberleşen, zemin hazırlayan bir alçaktı.

Tevbe Suresi, 47’de “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.” Görüyor musun? Yılan gibi, sürekli pislik peşindedir. “İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” (Tevbe Suresi, 47) Bir de münafıkların yancıları ve adamları oluyor, onlar kanalıyla da haber alıyor. Münafık tek başına olmaz, onun yancı adamları olur. Onda gelecek gören münafıklar olur. Mesela o Samiri’yi Mısır kültürü içerisinde çok güçlü görüyor adam ama sırtını Firavun’un devletine dayadığı için kalbinde ona karşı bir hayranlık ve geleceğinin de çok güçlü olduğuna inanıyor. Fakat Hz. Musa (a.s)’ın geleceğinin ne olacağını karanlık görüyor. Çünkü çölde bir peygamber. Zaten peygamberliğine inanmıyor. Her an çölde öldürebilirler, her an yok edebilirler diye güveni yok. Ama Mısır’ı tepmez-devrilmez bir imparatorluk olarak görüyor. Onun için asrımızın münafıkları daha çok İngiliz derin devletine müthiş bir hayranlık duyarlar. Onların firavunu odur. Gizli firavunu olur. Ama tabii onlara yancının yancısının yancısı olurlar, birdenbire bir bağlantı olmaz. Firavun’la direkt görüşmek zaten mümkün olmuyordu. Firavun’un adamlarıyla bağlantı kurabiliyorlardı. Firavun’un bunları zaten sürekli aşağıladığını söylüyor Kuran. “Onları küçümsedi” diyor “aşağıladı.” Ama onları aşağıladıkça onlar da Firavun’u gözünde daha da büyütüyor. Aşağılandıkça daha da onu değerli görüyorlar. Onun için o da daha değerli olmak için onları daha da fazla aşağılıyor. Küfürde aşağılanma bir ihtiyaçtır. Aşağılandıkça rahatlarlar. Saygıdan hoşlanmaz küfür, değer verilmesinden hoşlanmaz, aşağılanmaktan hoşlanır, haysiyetsizlikten hoşlanır, yalakalık yapmaktan hoşlanır, yancılık yapmaktan hoşlanır. “Hayırlı bir iş olursa ilgilenmezler” diyor Allah ayette. Müslümanların lehine bir şey olduğunda mesela asrımızda ne olabilir? İslam’ın yayılmasıyla ilgili faydalı bir çalışma, bir şey. “Onunla ilgilenmezler” diyor. Veyahut bu konuşmalarımız, faydalı olan çalışmalar bunu dinlemek istemez, konuşmaları duymak istemez. Ama küfürle saatlerce bağlantı içinde olur. Allah’tan, dinden uzak bir üsluptan haz duyar.

Hiçbir dönemde münafıklar güçlü olmamış, hep mağlup olmuşlardır. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) devrinde, Hz. Musa (a.s) devrinde, Hz. Nuh (a.s)’ın devrinde hep sonuçları helak ile bitmiştir. Müminler de hep zafer ve galibiyetle bitmiştir. Onun için tamam Müslüman küfrü tanıyacak ama münafığın çirkin oyunları, alçaklığı çok çok şedittir. Münafığı daha iyi tanımaları lazım. Küfür açıktır açıkça belli olur, yeri belli olur, kişiliği belli olur, ne yaptığı belli olur. Münafık öyle değildir, çok kahpedir. Yüzü haysiyetsizdir utanma bilmez. Samiri mesela yüzünde adamın hiçbir utanma hissi yoktu. Halbuki Hz. Musa (a.s)’ın sistemini yıkmak için uğraşıyor. Hz. Musa (a.s)’dan nefret ediyor, bir çok yancısıyla eski Mısır kültürünü ayakta tutarak, Mısır devletiyle de bağlantı kurarak Hz. Musa (a.s)’ı yok etmenin peşinde, derdi o. Ama mesela Firavun’un hanımı Hz. Musa (a.s)’ın yanına hicret etti sarayı bırakıp. Kadının yüceliğine bak. Ama alçak Firavun o hicret ederken, Hz. Musa (a.s)’a yetişecekken onu yolda şehit ettiler. Tabii Cenab-ı Allah ona cennet makamı verdi.

Savaş; “Şu masanızda o yazıyı yazana kadar o içki şişesi görünümlü şişeleri kaldırsanız daha iyi olmaz mı?” diyor. Ama biz sizi alıştırıyoruz işte. Alışıncaya kadar böyle çünkü çok garip bir tepki bu. Bir şişe varsa bu mutlaka şarap şişesidir, içki şişesidir. Allah Allah. Niye meyve suyu olmasın? Niye güzel faydalı bir meşrubat olmasın. Şişeden korkar hale gelmeniz çok anormal. Müzikten korkuyorsunuz, şişeden korkuyorsunuz, makyajdan, güzel giyinmekten korkuyorsunuz, ipekten, altından korkuyorsunuz. Korkmadığınız hiçbir şey kalmamış. Ayranlı fasıl yapıldığında ondan da korkuyorsunuz.

“Andolsun” diyor Cenab-ı Allah “eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler”(Ahzap Suresi, 60) diyor. Bak, şehirlerde kışkırtıcılık yapıyor. Nasıl yapıyor? Fısıltıyla. Şu an nasıl? İnternetle, bilgisayarla, telefonla. Pislik yapıyor, Müslümanların yanında Müslümanların aleyhine, İslam’ın aleyhine bir istihbarat faaliyeti içinde oluyor ve Müslümanların aleyhine insanları kışkırtıyor. Veyahut yalan haber yayıyor. Çünkü münafığın vazgeçilmez özelliğidir yalan söylemek. Çok hayasız olur, gözünün içine baka baka yalan söyler. O utanmaz. İspat etsen çirkeflik yapar “ben böyle bir şey dememiştim” der. Onun için münafık dün de söylemiştim Peygamberimiz (s.a.v.) ile konuşmak istediğinde hep yalnız konuşmak istiyorlar. Haysiyetsiz ve yalancı oldukları için mesela Peygamberimiz (s.a.v.) dese ki “niye yalan söylüyorsun?” dese “ben öyle bir şey demedim” diyecek. “Efendim siz bana iftira mı atıyorsunuz?” diyecek. Adilik yapacak yani. Peygamber (s.a.v.)’e karşı çok çirkefti birçok münafık. Öyle zannedildiği gibi değil, tarih kitaplarında açık açık yazmıyor ama biz incelediğimizde görüyoruz. O hadis kitapları pek ortaya çıkarılmıyor. Çok çirkef üslupları. Onun için “seninle yalnız görüşebilir miyiz ya Resullullah?” diyor. Yalnız ne konuşacaksın sen? Gizli ne olabilir yani? Yanında Hz. Ebubekir (r.a) var. “O çıksın” diyor. Hz. Ömer (r.a) var, “çıksın” diyor. Gizli ne olabilir yani? Ahlaksızlık için istiyorsun, pislik için istiyorsun. Cenab-ı Allah “vazgeçsinler” diyor, o yüzden “sadaka vereceksiniz” diyor. Sadaka da münafığa çok ağır gelir, para vermek. Onun için vazgeçiyor ondan sonra. Mesela yalnız konuşacaksa konuşmuyor. Parayı daha önemli görüyor, pislik yapmaktan daha önemli görüyor parayı. Münafıkta mal daha önemlidir.

Münafıklar çok oyuncudur, tiyatrocu gibidirler. Kandırmak için, doğru söylediklerini vurgulamak için hem çok yalan söylerler, hem ağlama münafığın kullandığı bir silahtır. Kuran’da Yusuf Suresi’nde bu oyunu nasıl oynadıklarını Allah gösteriyor ve anlatıyor. Ağlayarak yaparlar ve çirkeflik yaparak yaparlar. Sesini yükseltmeleri bak, münafığın özelliği sesini yükseltmesi, bağırıp çağırması “şeytanın yaygarası” diyor ya Allah ayette işte budur. Bağırıp çağırması ve çok fazla yalan söylemesi. Münafığa “sen yalan söyledin” dersen, yeni bir yalanla yeniden bir daha oyun yapar. Çünkü çirkeflik batağıdır o. Onun için münafıkla konuşurken yanında mutlaka birkaç kişinin olması önemlidir, şahit olmaları için. Çünkü iftira da eder, her türlü adiliği yapabilir, oyun oynayabilir. Kafasında sürekli şeytanlık yaşar münafığın. Fark edilmiş olması da fark etmez münafığa, aklı olmadığı için, beyni gittiği için ve şeytanlaştığı için, şuuru kapandığı için manyaklığına yine devam eder. Ayette onun için diyor “kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmezler” diyor. Mesela bak şeytan yakalanıyor, vazgeçmiyor, yine manyaklığına devam ediyor alenen. Acındırma münafığın yöntemidir. Kendini zavallı gösterir, acındırmaya çalışır. Bunu Hz. Yusuf (a.s) kıssasında Cenab-ı Allah çok kapsamlı göstermiş, anlatmış. Bak, hem cinayet işliyor, cinayet eylemi var, hem de ağlayarak bu adiliğini örtmeye çalışıyor yahut bu oyununu örtmeye çalışıyor. Yapılan çok çirkin bir şey, adiliktir. Hayır Allah affeder affetmez o ayrı mesele.

Yusuf Suresi, 15 “Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman,” bak görüyor musun ekip olarak hareket ediyorlar “Biz ona (şöyle) vahyettik: “Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” (Yusuf Suresi, 15) Demek ki Cenab-ı Allah onların oyunlarını, onların adiliklerini bir zaman sonra onların yüzüne çarpılmasının iyi olacağını söylüyor. Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.” (Yusuf Suresi, 16) Bak, tam münafık taktiği. “Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk..." Yalan söylemede de onlar yani hikaye kurma, yalan kurma sürati münafıkta çok gelişmiştir. Hemen orada bir yazar anında. “Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş...” Ama akılsızca dikkat ederseniz aptalca yalanlarNe var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin." (Yusuf Suresi, 17) Bir de ona önden kapama yapıyor, "Sen benim dediğime zaten inanmazsın sen beni zaten sevmezsin. Zaten bana saygın yok." O zaman karşıdaki adam ne yapacak? Onu telafi etmesi için atak yapması olacak. Bir münafık taktiği bu. Bak diyor ki, “Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.” Karşı suçlama bak, iftira bu ahlaksızca bir iftira. "inanacak değilsin" Zaten biliyor durumunu. Ama onu hiçbir şeye inanmayan, söylenen sözleri kâle almayan bir insan konumunda göstermeye çalışıyor. Böylece o da kendinde bir eziklik duyacak, o da kendince yücelmiş olacak. Böylece onun yolu daha da rahat açılmış olacak. Bunu kendince çok iyi bir şeytani taktik olarak görüyor. Halbuki bu bilinir.

Haşr Suresi'nde diyor ki Cenab-ı Allah münafıklar için, “...onlar, gerçekten yalancıdırlar.” (Haşr Suresi, 11) Münafığın ilk alameti o, yalancı olması. Ama aptalca ve seri yalanlar söyler. Ağlayarak zırlayarak, çirkeflikle, karşı tarafı suçlayarak kendine bir yer edinmeye çalışır. Şeytandan Allah'a sığınırım “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.” Bir oyun oynayacağı vakit onlar, onun alt yapısını önceden bir hazırlarlar. Günlerce yapacağı pisliğin alt yapısını hazırlar. Mesela bir eşyayı çalacak; önce o eşyanın yanına yaklaşır sonra o eşyanın değersiz olduğunu söylemeye başlar sonra onu birisinin alıp götürebileceğini söyler, "Burası tehlikeli bir yer. Buradan bunu alabilirler der. Sonra da alır götürür çalar. Çalındığında da o alt yapıyı yaptı ya daha önce; münafıkta alt yapıyı yapma çok önemlidir yani bir pisliği yapmadan önce alt yapıyı yapar. Bu bazen günlerce haftalarca sürebilir. Ahlaksızlık içine işlemiş ya ciğerine işlemiş o yapacağı pisliğin alt yapısı küçük de olsa büyük de olsa alt yapısını yapmadan o pisliği yapmaz. Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Bak, sabır demiyor, güzel bir sabır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı…” (Yusuf Suresi, 18) Münafık ne yapıyormuş? Düzüp uyduruyormuş. Düzmece sistemi, düzme sistemi, uydurma sistemi münafığın o ahmak beyninin aptalca ürünleridir. Ve fark edilmediğini zanneder. Aptalca yalanlar söyler. Ama çirkef olduğu için de Müslümanlar ona bir şey söylemez, haysiyetsiz olduğu için bir şey söylemez. Mesela Samiri'yle hiç Hazreti Musa (a.s) muhatap olmamıştır. Pislik olduğunu sezmesine rağmen son ana kadar ellememiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde de münafıklara Peygamberimiz (s.a.v.) hiç dokunmadı. Pislik olduklarını biliyordu, haysiyetsiz olduklarını biliyordu. Devamlı adilik yapıyorlardı mesela mescidi kuruyorlar, Dırar Mescidi'ni, içini süslüyorlar, "Sadece erkekler gelecek." diyorlar. Uzun uzun hazırlık yapıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) anlıyor adilik yaptıklarını, haysiyetsizliklerini. Ama çirkefler. Başına bela etmek istemiyor, son ana kadar bekliyor. Münafıkta da son ana kadar beklemek ve son anda karşılığını vermek önemli bir yöntem. Çünkü o zaman deliller tam netleşmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.), mescidi kurmalarını bekledi. İçeriye de doluştular ve Peygamber (s.a.v.) aleyhinde de konuşmalara başladılar, işte "Peygamber (s.a.v.) haşa azdı. Peygamber (s.a.v.) yalan söylüyor. Peygamber (s.a.v.) deli." tarzında haşa haberler yaymaya başladılar. Vahiy geldi, biliyorsunuz. "O azmadı ve sapmadı." diye. O münafıklara verilen cevap. Sonra da Peygamberimiz (s.a.v.), baktı tam fitne kaynağı önce ses çıkartmamasına rağmen sonra, "Bu mescidi yıkın." dedi. Tamamını yıktırdı. Ama tabii onların çirkefliği o devirde oturmuş oldu. Sonra bu çirkef adamlar gittiler, Hazreti Osman (r.a)'ı şehit ettiler, Hazreti Ömer (r.a)'i şehit ettiler, Ehli Beyt'i şehit ettiler, Hazreti Ali (r.a)'yi şehit ettiler. Yani o devirde bu pislik köpek takımı temel felsefesini oturtmuştu zaten. Müşrik ruhu, müşrik karakteri tam oturmuştu. İşte o müşrik gelenekçi ruh asrımıza kadar geldi, dinde olmayan hurafeleri falan ta o devirde koydular. Mesela müziği o zamanlardan yasaklamaya başlamışlar; Dırar Mescidi'nde "Burada müzik olmaz." diyor adam, "Buraya kimse ipekle giremez, kimse altınla giremez. Burada kadın sesi duyamazsınız, kadın kokusu duyamazsınız." Niye? Çünkü müşriklerin ileri gelenlerinden azılı münafıklar. Yani böyle saldırgan ve psikopatlar. Ve Kuran'a uyuyor gibi gösteriyor. Sordun mu "Peygamber (s.a.v.) demişti zaten." diyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) altını yasaklıyor ama bir altın rekabeti oluyor herkesin arasında, fakir fukara çok zor duruma düşüyor, piyasada altın kalmıyor; Peygamberimiz (s.a.v.), "Geçici olarak bu altın rekabetini kaldırın. Bu altın satın almayı durdurun. Çünkü fakirsiniz, gücünüz yetmez zaten." diyor o zaman. Mesela savaş zamanı tef, darbuka, eğlence, davul; eğleniyorlar. Düşmanın geldiği belli olmayacak. Atların sesi veyahut onların çıkardığı herhangi bir gürültü duyulmamış olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) geçici olarak yasaklıyor, "Kimse bir şey çalmasın. Hiçbir müzik aleti çalınmasın." diyor. Onu ebedi yasak ediyor. Halbuki bir gerekçeyle yapmış oluyor ve geçici bir gerekçe oluyor. Zariyat Suresi'nde münafıkların bir özelliği de çok çelişkili konuşmaları. Yalan söylediği için on dakika sonra unutur yalanını başka bir şey söyler, on dakika sonra yine unutuyor yalanını yine söyler. Tam bir ahmak, sarhoştur. "Şeytan-ı dessas"tır diyor Bediüzzaman, şeytan-ı dessas. "Şeytandan aldığı için fikri çok zekidir" diyor, "şeytan" Münafık için. Yani münafıkların tam bir şeytan kafasında olduğunu söylüyor. Zariyat Suresi'nde, şeytandan Allah'a sığırım “Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.” (Zariyat Suresi, 8) diyor Allah ayette münafığın özelliği olarak. Sürekli zırvalar ve cemiyet mikrobudur. Bitip tükenmez. Aşağı iner pislik yapar, yukarı çıkar pislik yapar. Bir ülkeye gider pislik yapar, bir şehre gider pislik yapar. Aklı fikri rezilliktedir ve küfre yaranmaktadır.

Evet Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK yöneticilerinden Muzaffer Ayata, AK Parti'yi destekleyen Kürtlerden hesap soracaklarını söyledi. Ayata, Leyla Zana'nın "HDP'li Kürtler siyasi, AK Parti'dekiler duygusal Kürt" açıklamasını da eleştirdi. Muzaffer Ayata, Kürt halkının uzun yıllar yabancı işgali altında kaldığını, bu yüzden birlik olmayı başaramadığını ve kan kaybettiğini belirtti. Bu dönemlerde Kürtler içerisinde çıkarlarını esas alan kişilerin çoğaldığını ve bu yüzden Kürtler'e "haini bol halk" denildiğini belirtti. 

ADNAN OKTAR: Kürtler aslandır, yiğittir. Boş yere çırpınıyorlar. Bölünme de olmayacak. Türkiye büyüyecek, çok çok büyüyecek. İslam aleminin sevgiyle, dostlukla kardeşlikle lideri olacak.

Ahzab Suresi 19'da “...Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün...” Yani bakışları pistir. İğrenç ve aşağılık bir bakışı vardır münafıkların. Onu süslemeye çalışırlar ama pisliktir çok iticidir. Kendileri de bilirler pislik olduklarını. Çok korkak bir olay vukuunda çok hayvani reaksiyonlar gösterirler. Ayılıp bayılır, rezillik yapar, titreme tuttu yapar. Kendini kaybetmiş gibi yapar. Her türlü adilik yapar münafık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devrinde de öyleydiler, hep şirrettirler, hep pisliktirler.

Bak diyor ki; “Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Bu ne demek? Baygın taklidi yapar. Bayılıyor taklidi yapar. Ve ölüyor taklidi yapar. Münafığın özelliği yani çok alçaktır münafıklar.

Tevbe Suresi, 57. “Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı, hızla oraya yönelip koşarlardı.”Müslümanların yanında kalmaları yancılık yaptıkları için. Müslümanların malından, mülkünden istifade etmek için. Yoksa o nefretten dolayı Müslüman’ın yanında durmak istemiyor aslında. Dışarıdan daha iyi saldıracağını düşünüyor çünkü. Müslüman’ın yanında rahatça pislik yapamayacağını düşünüyor. Çünkü gözaltında ya, görünüyor. Halbuki dışarıda daha rezil rüsva olur münafık. Hep öyle olmuştur. “Dışarıdan sizin haberlerinizi sorarlar” diyor ya ayette. “Araştırırlar, Bedevilerin, halkın arasına dalıp sizin haberlerinizi araştırırlar” diyor. (Ahzab Suresi, 20)

Müslümanlara verilen nimetleri kıskanırlar. Müslümanların birbirlerine olan sevgilerini kıskanırlar. Nisa Suresi, 54. “Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?” Mesela bir mümin bir mümini seviyor. Ona haset eder. Onunla onun arasını ayırmak ister. Yani oraya pislik gibi intikal edip orada fitne çıkartarak, Müslüman’ın onu sevmesini engellemeye çalışır. Bak diyor ki Cenab-ı Allah; “Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?”Allah ne verir? Sevgi verir, muhabbet verir, dostluk verir, kardeşlik verir. Bunu kıskanır münafık. Bunu yok etmeye çalışır. Müslümanların arasını açmaya çalışır. Daha da olmazsa çirkeflik yaparak açmaya çalışır. Haset ederek, kavga çıkararak, rezillik çıkararak Müslümanların arasını açmaya çalışır. Ki Müslümanlar birbirini sevmesin. Münafığın en rahatsız olduğu müminlerin birbirini sevmesidir. Onu nasıl engelleyeceğini böyle şeytani bir arsızlıkla düşünür ve kendince kendi çirkin eylemlerini yapmaya çalışır.

Bak diyor ki Cenab-ı Allah ayette, Al-i İmran Suresi, 120’de; “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar,” Adamın tansiyonu çıkıyor. Istırap duyuyor, iyilik dokunursa. Mesela sen birisini seversen veyahut sıhhatli olursan, sağlıklı olursan, bir başarı kazanırsan. Mesela İslam’ı güzel güçlü yayarsan. Mesela bol para kazanıyorsan, buna haset eder. Ama bunu tabii ben direkt haset ettim şeklinde değil de, huysuzluk yaparak, ahlaksızlık yaparak, pislik yaparak, Müslümanların arasını açarak yapmaya çalışır. En ziyade münafığın rahatsız olduğu sevgiyi çok kıskanır. Sevgiye zarar vermek ister. İşte herkesten ben üstünüm. En üstün olan benim. En çok sevilmeye layık olan benim mantığında olur münafık. Ne diyor Samiri? Onların görmediklerini gördüm ben diyor. Hepsinden daha akıllı oldukları kanaatinde. “Bu aklı zayıf olanlar gibi mi olacağız?” diyor. “Bu aklı sıradan insanlara mı uyacağız?” diyor. “Bunlar gibi mi olacağız?” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor. “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.” (Tevbe Suresi, 50)

ADNAN OKTAR: Evet, çeşitli bahanelerle Müslümanları pasifize etmeye çalışıyorlar, güçlerini kırmaya çalışıyorlar. Dikkatlerini dağıtmaya çalışıyorlar. Tartışmacı ve saldırgan olur münafıklar. Zuhruf Suresi, 58’de; “Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.” Diyor, Allah. Yani nefret dolu ama sürekli tartışma ister. Mesela daha selamun aleykum desen, hemen onun felsefesine girer. Mesela otur, sıradan bir şey söyle. Mesela farz edelim bu teşbihin taşı dersin, gerçek taş. “Yok” der, o. “Gerçek taş değil o suni imal edildi der. İlla pislik yapsın. Yani tartışma münafığın vazgeçilmeyecek vasfı. Her şeye muhalefet eder. O ruhundaki asilik ve şeytanlık ruhundan dolayı, isyan ruhundan dolayı o manyaklığı bir türlü bırakmaz. Onun için Allah onların tartışmacı ve düşman bir topluluk olduğunu Zuhruf Suresi, 58’de belirtiyor. Hastadır. Pislik yapmadan, tartışmadan, laf sokmadan, kepazelik yapmadan duramaz.

Yine münafıklarla ilgili olarak Cenab-ı Allah, Ahzab Suresi, 19’da; “…hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek” Yani mala, mülke, süs eşyalarına, çıkara, yiyeceğe. “düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Yani bana niye şu alınmadı, niye bu alınmadı? Bak diyor ki; “hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek” Bu ne? Mala, mülke, çıkara. “düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Benim niye malım yok? Mesela, benim niye şuyum yok, niye buyum yok? Olsa bile, niye şöyle olmadı, niye böyle olmadı? Yok rengi tutmadı, yok şekli, biçimi tutmadı. Yani bu pisliği mutlaka yaparlar diyor Allah. “keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;”diyor, Allah. “böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Yapıyorlar, Müslümanlara bayağı bir şey yapıyorlar. Ama Allah boşa çıkaracağım diyor. “Bu Allah'a göre pek kolaydır.” Diyor, Cenab-ı Allah.

Mesela iblis klasik bir münafıktır. “Niye secde etmedin Hz. Adem’e?” Diyor Allah. Mesela züppece bir cevap veriyor. “Ben ondan hayırlıyım” diyor. İlla büyüklük hissi. En büyük olma düşüncesi. Neden hayırlısın? Cenab-ı Allah ona tabii soruyor. Yani zaten ayetin akışından o anlaşılıyor. “Beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın” diyor. Bak kendine göre bir kalite anlayışı var. Ateşi daha kaliteli görüyor. Toprağı kalitesiz görüyor. Samiri’de de var o manyaklık. Bütün münafıklarda bir kalite üstünlüğü iddiası vardır. Aklıyla, kişiliğiyle, tavrıyla, her şeyiyle Müslümanlardan üstün olduklarına inanırlar.

“Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor,” diyor, Cenab-ı Allah. “size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Pislik yapmak. Mesela Müslüman’ı huzursuz edecek bir tartışma ortamı meydana getirmek. Bir laf sokmak. “Onlar için bu çok kolaydır” diyor, Allah. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.” (Al-i İmranSuresi, 118) İşte buna ihtiyaç var. Münafık olmasa, münafık olmazsa da imtihan olamazsın. Kafir olmazsa da imtihan olamazsın. Ağızlarından taşmıştır derken; zapt edemiyorlar kendilerini. Ahlaksızlıklarını sürekli vurguluyorlar. Nereye dönse pislik yapar münafık. Münafığı tanımak istersen, huzursuzluğundan, adiliğinden, çirkefliğinden, büyüklük iddiasından, en kaliteli olan en büyük insan olma iddiasından ve sürekli yalancılığından, ağlayarak, yerlere yatarak kepazelik çıkartmasından, ayım bayım olmasından, haysiyetsizliğinden, yüzündeki ifadeden, bozuk konuşmalarından… Deminden beri ayetlere dayalı olarak anlattığım konuya özet olarak söylüyorum. Rahatça münafık anlaşılır. Münafık anlaşıldıktan sonra münafığın zararsız hale getirilmesi için münafıkla mücadele de Kuran’ın üslubunun kullanılması gerekiyor, akılcı hareket edilmesi. Çünkü ben Müslüman’ım dediği için, Müslüman ondan teberri edemiyor, kaçınamıyor. Ama zararsız hale getirebilir. Çünkü münafığın o zaman iddiası şu olur: “Ben Müslüman’ım. Sen de benimle görüşmüyorsun. Harama giriyorsun” der. Halbuki pislik zaten onun asıl istediği Müslümanlardan ayrılıp, Müslümanlara saldırmaktır. Münafıkta sürekli bir ayrılma özlemi vardır. Gece gündüz ruhunda vardır. Diyor ya ayette, bir yer bulsa, bir mağara bulsa, sığınacak bir yer bulsa, sürekli bilinçaltında bu istek oluyor. Münafığın kesintisiz ruhundaki taleptir bu. “Sığınacak bir yer olsa da, gitse ve haberlerinizi uzaktan alsa ve size karşı mücadele etse. İsteği budur” diyor münafığın. Ama sığınacak bir yer bulamadığı için Müslümanların yanında kalıp, pisliğine devam ediyor. Sığınacak yer bulduğunda hemen adiliğe başlıyor. Hemen pisliğe başlıyor.

"Münafık alametlerinden bahsediyorsunuz. Bu özellikler herhangi bir kişide bulunuyorsa o kişiye nasıl yaklaşmak gerekir? Ne gibi tedbirler alınabilir?" Küfürde münafık sadece yalakalık, adilik yapar; hırsızlık, pislik, soysuzluk. Zaten küfür onu ezer genellikle. Onun için münafıklar kendi aralarında bir kavim oluşturuyorlar. Küfre gidemez münafık. Küfrü de çok irrite eder münafık. Ya dövülür ya sövülür, ya aşağılanır ya yüzüne tükürürler. Çünkü münafık sürekli dolandırıcılık, sahtekarlık.. Ana özelliği sahtekarlıktır zaten dolandırıcılıktır, hırsızlıktır, haysiyetsizliktir. Onun için küfür bunları kabul etmez, bünyesi almaz. Mutlaka münafığa ihtiyacı vardır münafığın. O yüzden münafıklar o münafık güruhunu hemen süratle gidip bulur, onlarla yaşarlar. Kavim olarak ayrılamıyorlar. O da bir mucize, Kuran'ın bir mucizesidir. Her şeyleri bütün hayatları, hayat boyu münafıklarla birlikte geçer. Nasıl yılanlar yılanlarla oluyor mesela kobra oluyor kobra yılanı bir aradalar, onlar da birbirlerinden ayrılamazlar. Tevbe Suresi 80'de Cenab-ı Allah, nankör olduklarını söylüyor. İyiliğe nimete karşı çok nankörler. Çok alçaklar. İstediğin kadar iyilik yap kahpeliğe devam eder, hainliğe devam eder. Yani onun kalbinde bir yumuşama meydana gelmez. “Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.” diyor Allah, “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.” (Tevbe Suresi, 80) diyor. Azılı nankördür münafık.

Münafığın güzel ahlak göstermesi düşünülemiyor da ahlaksızlık yapmadığında şaşırtıcı olur. Ahlaksızlık yapmaması hayret verici oluyor münafığın. Yoksa mutlaka ahlaksızlık yapar, hastalıktır onda o. Tevbe Suresi 56'da onların korkak olduğunu söylüyor Allah. “Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler.” Müslüman görünüyor. Çok yüzsüzdür. Münafık olduğu halde Müslüman gibi gösterir. “Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.” (Tevbe Suresi, 56) Sizinle alakası yok, Müslümanlıkla da alakası yoktur onların diyor Allah. Sebe Suresi 54'te şüphe içinde yaşadıklarını söylüyor Allah.

İtalyanca Kuran Mucizeleri kitabım basıldı. Onu da göstereyim. Çok faydalı olacak İnşaAllah.

Cenab-ı Allah münafıklar için Sebe Suresi 54'te “Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler.” (Sebe Suresi, 54) diyor. Sürekli şüphe içindeler, Allah'tan şüphe eder, dinden şüphe eder. Ama küfürle iç içedir. Asrımızda nasıl olur? İşte internetten yapabilir, Facebook'tan yapabilir, gizlice onlarla görüşür, görüştüğünü sezdirmez, hissettirmez. Görüşse bile siler onu. Gizlice öyle dostlar edinir. Gizlice arkadaşlar edinir. Onlarla küfri bir üslupla konuşur yani kafirlik ruhunu onlarla yaşar. Ama Müslümanlara kendini sezdirmez. "Asrımıza göre münafık nasıl olur?" u da yarın daha detaylı anlatacağım. Bu anlattıklarımız, Resulullah (s.a.v.) devri, Hazreti Musa (a.s) devrine dair. Tabii asrımıza da bakan yönlerini anlattık. Ama asrımızda münafık nasıldır? Ne tür faaliyetler yapabilir? Ne gibi tedbirler alınabilir? Onları yarın daha detaylı anlatacağım. Gerçi bugün de konuşacağız ama yarın daha detaylı anlatacağım.

İslam'ı, Kuran'ı, İslam yaşantısını onlar çirkin görürler, kaliteye uzak görürler. Zuhruf Suresi 78'de "Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir çoğunuz hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdiniz." (Zuhruf Suresi, 78) tiksiniyordunuz diyor. Müslüman’ca yaşantı, Müslüman görüntü ağırına gidiyor. Ama züppelik çakallık, kafirler gibi konuşmak, onların dinsiz üslubuyla konuşmak, onlara züppelik yapmak, züppece tartışmalara girmek, ukalalık yapmak, şöhretini artırmak için alçak bir üslupla alçak insanların konuştuğu yerlerde onlarla alçakça tartışmalar yapmak, gizlice Müslümanlar'ın bilmediği kişilerle bağlantı kurmak, onlarla şeytani ittifaklar yapmak, onları gelecek için önemli görmek münafığın bir vasfı, özeliği. Kuran ayetlerine baktığımızda bu ahlakı, bu kişiliği bütün delilleri ile görüyoruz.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, "Münafığın alameti üçtür. Konuştuğu zaman yalan söyler." Hakikaten çok alçakça yalan söylüyor münafıklar. Ama inanılır gibi değil, gözünün içine baka baka. "Söz verdiği zaman yerine getirmez." Mutlaka alçaklık yapar. Kalleş kahpedir, geçiştirir ama yine yapar adiliğini. "Ona güvenildiği zaman hıyanet eder." Mutlaka hainlikle karşılık verir. Peygamberimiz (s.a.v.) yine hadiste diyor ki, "Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır. Selamları lanettir." Yani lanet olsun tarzda selam verirler. Pislik yani utanıyor Müslüman’ca selamdan rahatsız olur. Selam vermek istemez. "Yemekleri gasp ve yağmadır." Hırsız oldukları için haysiyetsiz oldukları için hep ya bir yerden çalıntı, ya Müslümanlardan gasp edilmiş yani hep böyle yağma gibidir diyor. Ya gider küfre sığınır, onlardan gasp eder. "Ganimetleri hile ile kazançtır." Hile yaparlar pislikler. "Mescidlere aralıklı yaklaşırlar." Hiç yaklaşmıyor değil, Müslümanların yanına zaman zaman uğrarlar. Kalabalığa gelmek istemez münafık. "Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler. Kibirlidirler. Ne sevilirler ne severler." Bak, ne sevme var bunlarda ne de sevilme. Ama seviyor gibi gösterir, sevmeye meraklıymış gibi gösterir ama sevmeyi bilmez münafık. Sevmeyi ancak pislik yapmak için kullanır. "Ben seviyorum bana niye şu yapılmıyor? Ben seviyorum bu niye yapılmıyor? Şunu seviyorsun beni niye sevmiyorsun? O ahlaksızlığı uygulamak için sevmeyi kullanır. Yoksa sevmeyle alakası yoktur münafığın. "Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler." Bak gece odun gibi sessiz, yılan gibi geziyor. Yüzünde odun ifadesi var, hayvan ifadesi var, Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisi bu. Bak, çok büyük mucize bu. Gündüz gürültücüdürler. Pislik mesela uyuyanı uyandırır, orada ders yapanı rahatsız eder, iş yapanı işinden alıkoyar. "Gündüz gürültücülerdir."diyor. (İmam Ahmed ve Bezzar/Cem'ul Fevaid 8110.) Selamları lanet eder gibi selam. "Selamdan kaçınır" diyor. "Yemekleri gasp ve yağmadır." Yani helal bir yiyecek değil Müslümanlardan gasp ettikleri yiyecekler, oradan buradan yaptıkları yağma yiyecekler. Öyle bir hırsız ve gaspçı ruhu vardır diyor Peygamberimiz (s.a.v.). "Ganimetleri hile ile kazançtır." Hile ile kazanırlar kazanırsa da. Hep dolandırıcı oluyorlar. "Mescidlere aralıklı yaklaşırlar." Müslüman topluluğuna aralıklı yaklaşırlar. "Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler." Yani gelmek istemez. "Kibirlidirler." Yani enaniyetli, kendini beğenmiş, büyük, herkese tepeden bakan bir pislik ruha sahiptirler. "Ne sevilirler ne severler." Herkesin nefret ettiği tiplerdir. Onu bildiği için onun rahatsızlığıyla daha da pislik yapar münafık. Sevilmediğini bildiği için. Sevmediği halde seviyor taklidi yapar münafık. "Gece odun gibi sessiz" Bak, çok manidar bu. Pislik ve melanet bir yüzle yüzünde odun gibi bir ifade, hayvan ifadesi vardır." diyor. "gündüz gürültücüdürler." Yani insanları uyandırır, ders çalışana ders çalıştırmaz, ayet okuyana ayet okutmaz, tebliğ yapana tebliğ yaptırmaz, araştırma yapana araştırma yaptırmaz. "Gündüz gürültücüdürler." (İmam Ahmed ve Bezzar/Cem'ul Fevaid no: 8110)

Ramuz El-Ehadis "Ümmetimdeki münafıkların çoğu okuyanlar içinden çıkacaktır." diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak, Kuran'ı okuyan demiyor. Züppelik yapar işte bir küfürden, dinsizlerden, bir it kopuğun eserlerinden, oradan buradan okuyan. Çok okuyor ama onu şeytanlık için kullanıyor. O enaniyetini artırıyor, azgınlığını artırıyor, İslam'a karşı düşmanlığını artırıyor, Müslümanlara karşı düşmanlığını artırıyor.

Deylemi / Cami'us Sağir’den İmam-ı Suyuti bildiriyor, "Münafık gözlerine hakimdir. İstediği şekilde ağlar." diyor. Çok büyük bir mucize. Ağlamayı kullanır, diyor, münafık. Bak, "Münafık gözlerine hakimdir. İstediği şekilde ağlar." "Münafık, sürüye yanaşmak isteyen şaşkın koyun gibidir." diyor Müslim'de de. Koyun aklı vardır, koyun gibi akılsızdır.

Bediüzzaman diyor ki, "Münafığın birinci cinayeti aldatmadır." Hep aldatır, konuşmasıyla üslubuyla hep aldatma. O oyun onun en büyük eğlencesi oluyor, münafığın. "Birinci ahmaklıkları" diyor Bediüzzaman, "Allah'ı kandırmak gibi imkansız bir şeyin talebinde bulundukları için ahmaktırlar." diyor. Allah'ı kandırdığını zanneder diyor. "Münafıklar maddi imkanlara tamah eder." diyor Bediüzzaman, "Zayıf imanlıların hırsından ve aç gözlülüğünden de faydalanır." diyor. "Menfaat niyetiyle kendilerine zarar dokundurdukları için kıt akıllı sayılmış akılsız addedilmiştir." diyor Bediüzzaman, münafıklar için. Çünkü kendini süründürüyor, ağlıyor zırlıyor, oyunlar oynuyor falan sonunda da çok az bir şey elde ediyor ama kendini mahvediyor ahmakça. 

BÜLENT SEZGİN: Allah şöyle buyuruyor, “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller.” (Bakara Suresi, 8-9)

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller.” (Bakara Suresi, 8-9)

ADNAN OKTAR: Evet, böyle çok ahmakça Müslümanları kafaladıklarını, onları kandırdıklarını zanneden bir "ahmak-ı dessas" Bediüzzaman'ın ifadesiyle. Bütün ömrü sürünmekle geçer münafığın. Ama sürekli pislik peşindedir. Akşama kadar huzursuz bir adilik içindedir. Gider o pislik yapacağı adamlarla bağlantıya geçer, onlarla bir istihbarat içerisinde olur. Gider onlara ihbarda bulunur, bilmem ne yapar. Pislik yapar, gider birisine bulaşır. Yani on dakika huzurlu yaşamaz münafık, hep pislik içindedir. Mesela Samiri, ömrü hep pislik içinde geçmiştir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)'in düşmanı olan münafıklar, bütün ömürleri rezalet içinde geçmiştir. Dırar mescidini kurdular mesela başlarına yıkıldı. Allah rezil kepaze etti. Oraya gidenler hep biliniyordu, hep aşağılandılar ama ahlaksızlıktan bir türlü vazgeçmediler.

Bediüzzaman'a "Kuran'da neden münafıklar bu kadar kapsamlı anlatılıyor?" diye soruyorlar. Yani niçin bu kadar Cenab-ı Allah münafıkları detaylandırarak anlatıyor? "Bir kaç ince mana var. Birinci, düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur." diyor. Çünkü gizli çok alçak olur. Sen orada otururken o bilgisayardan gider çaktırmadan dışarıya haber gönderir, haberin bile olmaz. Orada sana bir şey okuyorum der, Kuran okuyorum der o anda pislik yapar. Bak, "düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur." diyor Bediüzzaman, "Onun için Cenab-ı Allah çok detaylandırıyor." diyor. "Kandırıcı olursa daha habis olur." Çok kandırıcıdır, çok kahpedir. "Aldatıcı olursa fesadı daha şiddetli olur." Hiç ummadığın mesela ahmakları da kandırıyor. Kendi gibi ahmakları da kafalar. Hiç ummadığın yerlerle bağlantılar kurar. İçeride olursa zararı daha azimli olur. Çünkü dahili düşman,  kuvveti dağıtır cesareti azaltır." İçeride mesela eyvah dağıldık bittik diyor veyahut çok olumsuz bilgiler yayıyor veyahut Müslümanların kendi içinde ikilik meydana getiriyor. "Cesareti azaltır." Korkaklığı yayabilir diyor, "Harici düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir, sağlamlığı artırır. Münafığın cinayet gibi olan suçu İslam üzerine pek bir yüktür. İslam alemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır. Bunun içindir ki şanı pek büyük Kuran münafıkları fazlaca açıklamış, çirkinliklerini anlatmıştır." diyor.

Mesela Samiri dedi ki, "Şimdi gidiyoruz. Yanınıza altınları alın, çokça fazla altın alın. Orada bize ihtiyaç olabilir. Orada çok güzel şey yapacağız. İslam'a, dine, Musa (a.s)'a yardım edeceğiz. Bol altın bulunsun. Birçok ülkeye gideceğiz." dedi. İnsanlar da yanına çaka çaka altın aldılar. Bak, vaad ediyor önce "Güzel şeyler yapacağız. Çok güzel İslam'a hizmetimiz olacak o altınlarla faydalı olacağız." diyor. Sonra geldiler çölde, "Şimdi o altınları verin."  dedi. Ne yapacaksın? "Bekleyin. Siz bana güvenmiyor musunuz?" dedi. Onların güvenini de kazanmış. Herkesin altınını toplayacak kadar güvenini kazanmış. Sonra o işte alçıdan önce heykelin çatısını oluşturuyor sonra altından buzağı heykelini döküp dikiyor. O zaman tabii mest oluyorlar zayıf olanlar. Yani münafık zeminde hazırladığı kişiler, münafıklık telkin ettiği kişiler, felsefesini uzun uzun anlattığı kişiler orada ona tâbi oluyorlar. Ve o Mısır kültürüne ikna ediyor onları. O zamanın işte derin devlet İngiltere'si "Mısır kültürü" O zaman onunla sükse yapılıyor. Onlar gibi giyinmek, onların yedikleri, onların ev dekorları nasılsa onun gibi, onların kullandığı süsler... Samiri'nin yaptığı buydu, bu tarzdaydı. Onun için bir kısmı geri döndü, Mısır'a geri döndüler. Ve Hazreti Musa (a.s) aleyhinde yoğun propaganda yapıyordu bu alçaklar o devirde. Onun için Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınıyorum, Hazreti Musa (a.s) için, "Musa'yı incitenler gibi olmayın." diyor Cenab-ı Allah. Akıl almaz pislik yaptılar.

"Selam Hocam. Münafıklar ruhsuz mu oluyor? Cehennemdeki insanların hepsi ruhsuz mu oluyorlar?" Tabii. Gözü var görmüyor, kulağı var işitmiyor. Şeytan normalde, insan şekline sokulmuş Müslümanların yanına sokulmuş bir şeytan oluyor. Alametlerinden anlaşılır. Ve münafık bu alametlerden kurtulamıyor. Mesela normalde bir insan bu alametler olduğunda münafık olacağını bilir. Ve bilir ve vazgeçer. Ama münafık vazgeçmiyor. Yine yalan söyler, yine oyunlarını yapar, yine ağlayarak konuşur, yine çirkeflik yapar, yine gizli bağlantılar kurar, yine Müslümanların aleyhine davranır, yine her sözü yalan olur, yine tamahkar olur, her türlü adiliği yine yapar. Münafığın özelliği bu. Onun için ayette diyor ki, "Kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmezler." diyor Allah. Kalpleri parçalanmasa ebedi olarak vazgeçmezler diyor. Çok azgın mahluklar yani.

Faysal Koç, "Münafık madem sıkıntı ve sürünme içindeyse niye Müslümanlardan ayrı gidip yaşamıyor?" Müslümanların içinde daha iyi pislik yapacağını düşündüğü için, daha rezillik yapacağını düşündüğü için ayrılamıyor. Orada daha fazla tahribat yapacağını düşünüyor. Giderse hem Müslümanlardaki nimetlerden mahrum olacağını düşünüyor hem de yeteri kadar tahribat yapamayacağını düşünüyor. Yani onu hesaplıyor. Ama dışarıya gittiğinde daha fazla tahribat yapacağını düşünüyorsa münafık o zaman ayrılıyor. Zaten ayette, "Önce kendilerine bir mağara ve sığınacak yer ararlar." diyor. Önce onu temine çalışıyor. Eğer o sığınacağı yeri temin ederse ondan sonra Müslümanların haberlerini dışarıdan izlemeye başlıyor. Dışarıda aleyhte faaliyete başlıyor. Ama içeride hem Müslümanların malını mülkünü yediğini düşünüyor hem de Müslümanları daha iyi vurduğunu düşünüyor. O yüzden Kuran'da çok geniş anlatılmıştır münafıklar, çok kapsamlı anlatılmıştır.

 "Ümmetim hakkında" diyor Peygamberimiz (s.a.v.), "en çok korktuğum, güzel konuşmasını bilen ve kalbi cahil olan her münafıktır." Münafıklar çok dilbazdır, çok seri konuşurlar, çok seri yalan söylerler, lafazandırlar. Onların lafına laf yetiştirmek çok güçtür. Ama ahmaktır tabii, bir dediği bir dediğini tutmaz. Ayette de var ya hadiste de onu söylüyor, sürekli çelişki içindedir. Ama çirkeftir sıkıştığında hemen ağlamaya başlar, baygınlık geçirdiğini söyler, adilik yapmaya başlar. Onun için hem hadiste hem Kuran'da bu özellikler çok kapsamlı anlatılmış. Geldiğinde mutlaka pislik yapmaya gelir Müslümanların yanına yanaştığında, iyi niyetle gelmez. Mutlaka ahlaksızlık peşindedir. Ve kurtulamaz bundan. Hastalık şeklinde bir özelliği var fakat Müslüman tabii akıllı, imanlı olduğu için onun zararından etkilenmez. Ama iyi bilinmesi lazım tabii. Münafığın bütün felsefesi, kişiliği çok iyi tanıtılmalı ki Kuran'ın da yaptığı bu. Cenab-ı Allah Kuran'da bunu yapmış. Müslümanlara zararı olmasın diye münafıkları bu kadar çok detaylı tanıtıyor, küfrü bu kadar tanıtmıyor Cenab-ı Allah. 

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, komandolarımız Cizre'de komando marşını söylemişler. Bir video vardı. 

ADNAN OKTAR: Helal aslanlarımıza maşaAllah. Allah onları her türlü kötülükten korusun. Şevkleri çok güzel, aşkları çok güzel. Bu PKK'yı mahveder. Bu tarz filmler çok olsa çok iyi olur. Daha kalabalıkla da yapılsa daha da güzel olur. Mesela üç misli beş misli on misli, yeri göğü yıksalar çok güzel olur. Çünkü onların o mübarek sesleri, o alçakların karanlık kalplerini paramparça eder yani manen söker atar.

Melis Akdeniz, "Münafığı herkes tanır mı Hocam?" İşte anlatıyorum detaylarını. Normalde münafığın bu vasıfları sende var demeden bunu görüp bundan vazgeçmesi gerekir değil mi? Çünkü münafık olmuş oluyor bu alenen. Şimdi tarif ediyorum, kaşı şöyle gözü şöyle tarif ediyorsun münafığı; adam vazgeçemiyor. O zaman metafizik bu işte, o zaman münafık. Çünkü onun çıkarı o delilleri vermemesidir, münafık alametini vermemesi gerekir. Çünkü yakalanacak, yakalanmaması için vermemesi gerekir. Ama kurtulamaz illa ki yapar. İşte yapacak olduğu için de söylüyorum, görürseniz bilin ki münafık. İnternetten bakın, oradan da anlarsınız. Yazılarına bakın, oradan da anlarsınız. Sohbet etmekle, orada da anlarsınız. Her şeyle anlarsınız. Anlaşılır Allah'ın dilemesiyle. Net olmamakla beraber geniş çaplı anlaşılır.

Halime Güvence, "Hocam, günümüz münafıklarının özelliklerinden biri müminlere iftira atmak olabilir mi? Bununla kendilerince müminleri gözden düşürecek, insanlar nazarında kötü gösterecek ve zayıflatacağını düşünüyorlar." Bu münafık ama bunu münafık müminlerin içindeyken yapamaz. Münafık ayrıldıktan sonra yapıyor bunu. İki aşamalıdır münafık. Gizli verem mikrobu gibidir yani Müslüman'ın yanındayken bunu gizli ve örtülü yapar, çok sinsi yapar. Ama ayrıldıktan sonra alenen ve açık yapar, direkt kahpeliğini alçaklığını ortaya koyar. Saldırganlaşır ve bütün ömrünü Müslümanlarla mücadeleye verir münafık. Normalde küfürle veyahut ilgisiz bir hayatla yaşaması beklenir değil mi? Münafık öyle değil, küfürle beraber yaşayamıyor. Çünkü küfür ondan nefret eder, bayağı aşağılar pislik olduğu için. Onun iblis ruhu küfrü bile rahatsız ediyor, hayret. Onun için onlar illaki münafıklarla birlikte topluca hareket ederler. Topluca hareket ettiklerinde işte onu yapıyorlar. İftira, adilik, pislik, kalleşlik, ihbarcılık, haysiyetsizlik, tuzak kurma... Bütün ömürleri bu adilikle geçer ve sefil ve perişan yaşarlar.

Hazreti Ali şöyle demiştir, "Münafığın üç alameti vardır; Yalnız olduğunda tembelleşir." Mesela saatlerce televizyonun başında boş boş bakar, yerinden kıpırdamak istemez. Sırtını bile kaldırmak istemez. Birinden çay ister, birinden yemek ister. Hiç kıpırdamak istemez mesela bir yazı araştırma yapmak yahut bir kitap okumak, İslam’a faydalı olmak asla yapmak istemez. “Yalnız olduğunda tembelleşir, halk arasında olduğunda pek faal olur.” Mesela televizyon programına çıkarsa, bir şeye çıkarsa çok faal olur. Yahut kalabalık bir topluluk mesela büyük bir salon toplantısı veya bir düğün, bir balo oranın en dikkati çekeni olmak ister münafık. Çünkü herkesten üstün olduğunu iddia ediyor ya onun için “halk arasında olduğunda pek faal olur” diyor.  Gösteriş var ya. “Övüldüğünde fazla ibadet eder, kötülendiği zaman ibadeti azaltır.” Mesela övüldüğü vakit çok Müslümanlıktan bahsediyor, dinden bahsediyor “Allah’a çok şükür İslam’ı yayalım, küfrün şöyle yanlış yolunu değiştirelim, küfrün yollarını kapatalım” gibi coşkuyla konuşuyor diyor. Ama övüldüğünde, “kötülendiği zaman felç olur” diyor ibadeti azalır. Ne Allah’tan bahsediyor, ne dinden bahsediyor, ne İslam’ı yayıyor. Çünkü o insanların nazarında beğenilmeye göre hareket ettiği için. Allah’ın rızasını değil de insanların rızasını esas aldığı için yerildiğinde felç olur münafık. Hiçbir şey yapacak hali kalmaz, ne ibadet yapmak ister, ne Allah’ı anmak ister. Ne Kuran okumak ister, ne İslam’ı anlatmak ister münafığın özelliği. Hz. Ali (r.a) bunu tabi Resullulah (s.a.v.)’tan duyup anlatıyor. Ve aynısıyla dikkat ederseniz bunu görebilirsiniz.

Maide Suresi, 13’te Cenab-ı Allah onların sürekli ihanet ettiklerinden bahsediyor, Allah onları lanetlediğini söylüyor. Münafıklar lanetlenmiştir, mesela bundan hiç bahsetmiyorlar. Sırf Yahudilerden halbuki münafıklar da lanetleniyor. “Kalplerini kas katı kıldık” diyor Allah, taş gibi sevgisiz pisliktir. Sevgi taklidi yapar. Şeytandan Allah’a sığınırım “Onlar kelimeleri konuldukları yerden saptırırlar.” Mesela Kuran’ı değiştiriyor ama insan bir şey dediğinde değiştirir. Mesela diyorsun ki “ben bugün seni çok dikkatli gördüm.” “Sen bana öyle bir laf ettin ki benim dikkatsiz olduğumu vurgulamaya çalışıyorsun” durduk yere pislik yani. “Ben böyle bir şey demedim” diyor, “hafızamla mı alay ediyorsun?” diyor bu sefer. Yani çok çirkeftir münafık. Ben tabii çok flu örnekler gösteriyorum yani cemiyet mikrobudur. O kadar çok ayetle Allah anlatmış ki, hadislerde o kadar çok anlatıyor ki. Resulullah (s.a.v.) tıpa tıp tarif ediyor, Hz. Ali (r.a.) tıpa tıp tarif ediyor, ayetler bütün kapsamıyla anlatıyor. Ama tabii ayetlerin genişletilmesi lazım, tefsir edip açıklaması hayata geçiş şekliyle anlatılması lazım. Samiri kıssasında yemeklerde şunlarda bunlarda ama şimdi şu şu şu yemekleri istedi diyoruz ama onu iyi anlayabilmek için Mısır yemek kültürüne de bakmak lazım. Adamların derdini o zaman anlamış oluyoruz. Mısır’da yemek kültürü onlar için çok hayatiydi ana dertleriydi. Zaten onlar mide düşkünü oluyorlar, yani münafığın bir yönü de budur.  

Aliye yazmış “Rabbimiz Kuran’da münafıkların yaldızlı sözler söyleyeceğini anlatıyor. Nitekim onlar Resulullah (s.a.v.)’in yüzüne karşı öyle tatlı dilli konuşuyorlardı ki görenler gerçekten Peygamber (s.a.v.) aşığı zannederdi. Ancak yanından ayrılır ayrılmaz hemen asıl hüviyetlerini açığa vurur yeryüzünde fitne fesat çıkarmaya devam ederlerdi.” Evet, bu İslam tarihinde anlatılıyor bu tarzı.

Mesela Bakara Suresi 247’de “Onlara Peygamberleri dedi ki: “Allah size Talut’u Melik olarak gönderdi.” Onlar biz hükümdarlığa ona göre çok daha hak sahibiyken ve ona mal ve servet bolluğu verilmemişken nasıl bizi yönetmek üzere mal ve hükümdarlık onun olabilir” dediler.” “Biz daha kaliteliyiz” diyorlar münafıkta hep böyle bir iddia vardır. Daha üstün, daha seçkin yani ben varken buna ne gerek var diyor. Böyle bir idareciye, böyle bir kişiye ne gerek var? Ama bunu açıkça küstahça söyler münafık bak Kuran’da da bunu açıkça söylüyor. Yani münafıkların bunu açıkça dile getirdiklerini söylüyor. “O şöyle demişti; “Doğrusu Allah onu size seçti onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı, Allah kime dilerse mülkünü verir, Allah rahmeti ve gücü geniş olandır.””

Mücadele Suresi 10 “Şüphesiz gizli toplantıların fısıldaşmaları iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan ürünü olan işlerdendir. Oysa Allah’ın izni olmaksızın o onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” Yani münafık hiçbir şekilde zarar veremez. Ama gizlice fısıldaşma mesela telefondan gizlice mesajlaşma, internetten gizlice mesajlaşma. Böyle pislik adamlarla bağlantı kurma, onlardan bir klan elde etme, onlara sadakat gösterme. Ona bütün sırlarını verme Müslümanların sırlarını verme ve böylece onu kafalama mantığı münafığın bir özelliği. Kuran’da bu konuya çok açıkça dikkat çekmiş Cenab-ı Allah.

Nisa Suresi 142 “Gerçekten şu ki münafıklar sözde Allah’ı aldatmaktadır.” Allah’ı aldattığını zannediyor yani Allah’tan daha akıllı olduğu kanaatinde “Oysa O, onları aldatandır” Allah onları aldatır diyor. “Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar” yani münafık için o çok büyük derttir. Hiç istemez ama mecbur işte Müslümanlar görüyor ya. O yüzden Müslümanlardan ayrı olsa hiç kılmaz münafık. Mesela bir günlüğüne bile ayırsan kılmaz namazını. “Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı çok az anarlar.” İnsanlara gösteriş nasıl yapılıyor şu an? İşte ben şu kitapları okurum, şu yemekleri yerim, şu yollarda gezerim, şu kıyafetleri giyerim. İşte yurt dışında şunları tanırım, bunları tanırım. Küfürden şu insanlarla samimiyim, genişlet de genişlet. “İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı çok az anarlar.” Bomboş geçirir böyle mel mel bakar bir kenara yığılır hadiste de söylüyor ya bomboş geçirir. Çünkü Allah’a dine ayıracağı her vakti Allah’a karşı öfkeli olduğu için Allah’a vermek istemez. Mesela Allah’ın Kitap’ını okumak istemez, Kuran’dan nefret eder münafık. Çünkü Allah’ın Kitap’ını okuyup Allah’a saygı duymuş olacak. Onu istemiyor zaten o yüzden Müslümanlara karşı öfkesi de çok çetin oluyor münafığın.

Usülü Kafi’deAbdulaziz Bin Müslim şöyle rivayet ediyor; “Resulullah (s.a.v.) ferman etti “İmam Mehdi (a.s) dinin düzeni, Müslümanların onurudur, münafıkların kinini üzerine çeker.” Bütün münafıklar akıl almaz kin duyuyorlar Mehdi (a.s)’ye karşı. Bu devrin bütün münafıkları acayip kin duyacaklar Mehdi (a.s)’ye karşı. Ama yanındayken “çok seviyorum” derler, Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi. Çok saygılı, halbuki kin doludur. “Mehdi (a.s) kafirlerin helak olmasının vesilesidir” yani Darwinizm’in, materyalizmin, ateizmin yok olması vesilesidir. Münafıklar menfaatlerine zarar gelirse müminlerden ayrılıyorlar. Yani çıkarlarıyla çatıştığında o zaman müminlerden ayrılırlar. Maide Suresi, 24 şeytandan Allah’a sığınırım “Dediler ki; “Ey Musa biz onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz.” O bölgede onlar durduğu sürece yani sizin yanınızda olmayacağız ayrı duracağız. “Sen ve Rabbin git ikiniz savaşın biz burada duracağız” diyor, yani biz ayrıldık sizden diyor. Yani Müslümanlardan ayrıldım diyor. “Sen ve Rabbin” bak ne kadar yalnız görüyor münafık kafasıyla. Halbuki birçok mümin var yanında. Sonradan bayağı sayıları arttı.

Nisa Suresi, 72 “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek olsa doğrusu “Allah bana nimet verdi” diyor. “Çünkü onlarla birlikte olmadım” der.” Uzak duruyor ya Müslümanlardan onu “akıllı tedbir olarak görür” diyor. Buradan da anlıyoruz ki münafık çok ağır davranıyor. Yani atak değildir Müslümanların hiçbir işini yapmak istemez. İslam’a Kuran’a hizmet etmek istemez ağırdan anlaşılan budur. Çok flu çok hafif İslam’a faydası oluyor gibi yapar. Çünkü İslam’a zaten düşman olduğu için İslam’a hizmet etmek istemez. O küfür kimse o devirde, kim güçlüyse ona hizmet etmek ister. Mesela şu an İngiliz derin devleti bu devrin Firavun zihniyeti olmuş oluyor. Ona hizmet eder ama Nemrut devrinde olsa o Nemrut’a hizmet eder. Münafığın vasfı budur ve içinde bir uhdedir o yani mutlaka yapılması gereken bir şey olarak düşünür. Ve akılcı bir hareket olarak görür. Çünkü elde tutulur bir şey olarak görür. Din de tabii ahirette olacağı söyleniyor bu ahirete inanmadığı için. Elde tutulur bir şey olarak gördüğü için küfre göre hareket eder.

BÜLENT SEZGİN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor; “Allah’a iman edin, O’nun elçisiyle cehd edin (mücadeleye çıkın) diye bir sure indirildiğinde. Onlardan servet sahibi olanlar senden izin isteyip “Bizi bırakıver oturanlarla birlikte olalım” derler” (Tevbe Suresi, 86) diyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bu ayeti.

BÜLENT SEZGİN: “Allah’a iman edin, O’nun elçisiyle cehd edin (mücadeleye çıkın) diye bir sure indirildiğinde. Onlardan servet sahibi olanlar senden izin isteyip “Bizi bırakıver oturanlarla birlikte olalım” derler” (Tevbe Suresi, 86) diyor.

ADNAN OKTAR: Yani evinde oturmak istiyor, kim oturuyorsa anası babası kim varsa yahut arkadaşları onlarla oturmak istiyor. Müslümanlarla beraber hareket etmek istemiyor.

Münafığı niye bu kadar anlatıyoruz? Çünkü Kuran’da Allah’ın çok önem verdiği bir konu. En ağırlıklı anlatılan, kafirlerden çok anlatılan münafıklıktır. İslam alemi için en büyük beladır, Müslüman hep münafıklardan çekiyor şu an. İslam aleminin dünya çapında çektiği çilenin tek nedeni münafıklardır. Mesela ben Rumi’yim diyor halbuki dinsiz, Rumilik adı altında dinsizlik yapıyor. Veyahut gidiyorsun Afganistan’a yahut gidiyorsun Irak’a. Adam Müslümanım, muttakiyim diyor. Halbuki Allahsız Kitapsız Stalinist. Müslümanlar da anlamıyor peşinden gidiyorlar ve mahvoluyorlar. Şu an ki helaket ve felaketin nedeni münafıklardır İslam aleminde. Her cemaatte münafıklar var. Müslümanların bütün cemaatlerinde münafıklar var. Ve akıl almaz tahribat yapıyorlar. Mesela Mahmut Hoca cemaatinde de var, İskender Paşa cemaatinde de var. Her cemaatte münafıklar var ve Müslüman cemaatlere en büyük darbeyi bunlar vuruyorlar. Eğer münafık olmazsa mümin canlanmaz kolay kolay. Çok aktivesini arttırır, canlılığını artırır, heyecanını artırır, dakikliğini arttırır çok zeki tedbir almasını sağlar. Ve sevabı çok yüksektir münafıkla mücadelenin. Yani en çok sevabı münafıkla mücadeleden Müslüman alıyor. Kafirle ikinci derecedendir alınan sevap. En çok alınan sevap o. Onun için münafıklar cehennemin en derin tabakasında oluyor. En derin tabakasında olanla da mücadele ettiği için mümin en yüksek tabakada oluyor cennette. Yani münafıkla mücadele Müslüman için en fazla sevap getiren nimettir.

Mesela münafıklar Bakara Suresi, 13’te Müslümanları küçümsemeleri. Münafıklar hep kendilerinin çok kaliteli üstün olduğunu düşünüp Müslümanları küçümser adam yerine koymaz. “O kim oluyor ki, şu kim oluyor?” der. “Asıl önemli olan benim” der. Şeytandan Allah’a sığınırım Bakara Suresi, 13 “Onlara insanların (Müslümanların) inandığı gibi inanın denilince” yani Müslüman gibi yaşa küfür gibi yaşama denilince ““Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız” derler.”Yani entel, dantel, züppe, dinsiz kişiliği alıyor ama Müslümanlığı kabul etmiyor. Fakat Müslümanlık adına ortaya çıkıyor. “Dikkat et asıl beyinsiz hiç şüphesiz kendileridir fakat kendileri bilmezler” diyor Allah. Yani münafıklar için acayip beyinsizdirler. Fakat bilmezler yani sen istediğin kadar anlat, anlamazlar. Bütün İslam aleminin çektiği çilenin tek sebebi münafıklardır. Mesela İslam’da Darwinizm var diyor tabii bunu diyenlerin hepsi münafıktır anlamında demiyorum. Ama münafıklar bunu geniş çapta kullanıyorlar mahvediyorlar Müslümanları. Bin bir türlü oyunun arkasında hep münafıklar vardır. Kafirlerden Müslümanlara çok az zarar geliyor. Mesela Chatham House bilmem ne var ama Türkiye’deki İslam alemindeki yancı münafıklar olmasa Chatham House adım atamaz. Onun asıl dengesini, bedenini, gücünü oluşturan İslam alemindeki münafıklardır. Onlar sayesinde atak yapabiliyorlar.

Münafıklar Müslümanların içinde şöhret olmak isterler, güç kazanmak isterler. Yani itibar kazanmak isterler ona çok önem verirler. Çünkü ileride bunu kullanabileceklerini düşünürler. Yani Müslüman tanınmak, akıllı tanınmak, yaman tanınmak, güzel konuşan. İşte kültürlü, görgülü tanınmak onlar için çok önemlidir münafıklar için.

Enes Bin Malik (r.a.) “Bizden Neccaroğulları’ndan bir kimse vardı bu zat Bakara ve Ali İmran Surelerini okumuştu. Allah Resulü’ne de katiplik yapıyordu. Derken” bak Resulullah (s.a.v.)’in yanında hiç ayrılmıyor acayip sevdiğini söylüyor. Ona hizmet ediyor kendini de bütün İslam alemine, Müslümanlara Peygamberimiz (s.a.v.)’in katibi olarak tanıtmış. “Allah’ın Resulü’ne de katiplik yapıyordu. Derken bu adam kaçıp gitti.” Münafık olduğu için. “Münafıklar ve küfür kendisini yüksek makamlara çıkardılar.” Hemen bak destekliyorlar görüyor musun? Yani bu ahlaksızların özelliğidir, münafıklar çünkü gittiklerinde kendileri gibi münafık ve pislikleri bulacağını bilir bir de küfür münafığa hemen destek olur. Müslüman’ın yanında ayrıldığında yani ona her türlü imkanı tanımak ister. O yüzden münafık daha da bir çirkefleşir. “Onlar kendisini yüksek makamlara çıkardılar ve şu adam Muhammed (s.a.v.)’e katiplik yapıyordu diyerek kendisini pek beğendiler.” Görüyor musun? Peygamber (s.a.v.)’e yakınlığını küfrün içinde bir prestij vesilesi olarak kullanıyor. “Şu adam Muhammed (s.a.v.)’e katiplik yapıyordu diyerek kendisini pek beğendiler. Aradan çok zaman geçmeden Allah onun boynunu helak etti.” Öldü bu adam diyor. Sahih Müslim, hadis numarası 4987. Münafığın bir de bu pislik yönü vardır. Müslümanlar içinde itibar imkan sağlar. Mesela oluyor bir Müslüman kanalda çıkıyor çok dindar iyi bir insan olarak tanıtıyor. Sonra gidiyor küfrü savunan Allahsızlığı savunan bir kanalda görev alıyor. Çok iyi tanındığı için Müslüman biri o kanalda görev aldı diyorlar. Tabii bu herkes için yahut herhangi biri için demiyorum. Örnek veriyorum ki kavransın diye yoksa insanlar bunları kafasında canlandıramaz.

Ayetlerde hep münafığın inatçı ve egoist olduğu çıkarcı olduğu, rahatını sağlamaya önem verdiği ve gerisinin onu ilgilendirmediği açıklanıyor, anlatılıyor. Müslümanlara bir katkısı olmadığı gibi ayak bağı olmuş oluyor, böyle bir pislik, münafık. Müslümanların moralini bozmak ister, onların şevkini kırmak ister, onların hedefini değiştirmek ister ama anladığında baş edemeyeceğini, o zaman senden yana gibi görünür. Önce Müslümanları küfre hizmet ettirmeye çalışır münafık, başarısız olunca küfre cephe alır ama içi ağlayarak cephe alır. Ama yine alttan alta da onlarla bağlantı kurar, ben böyle yapıyorum ama mecbur olduğum için yapıyorum, yakalandığım için yapıyorum ama ben sizi yine destekliyorum haberiniz olsun tarzında bir tavır olur münafığın. Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar çok üstünde durmuş ki, ayetler o kadar çok üstünde durmuş ki bir numaralı konu, çok hayati bir konudur münafıklar. Bir bakın etrafınıza çok fazla göreceksiniz. Bak hep söylediklerim hep ayetten hadisten ki daha yarısını bile anlatmış değilim. Bak iki gündür anlatıyorum daha yarısını bile anlatmış değilim.

Dünya çapında münafıkların mağlup olması İslam’ın galip olmasıdır, münafıklar mağlup olmadan İslam’ın galip olması imkansızdır. İslam alemi geniş çaplı münafıkların eline geçmiş durumda, ben şimdi bunu anlatıyorum alt yapısını yapıyorum sonra kardeşleriniz münafıkları böyle eliyle koymuş gibi teşhis edecekler. Şimdi ben genel yapısıyla münafıkları tarif ediyorum. Bir süre sonra münafık böyle onlar için bir cisim gibi net anlayacakları hale gelecek,  işte o zaman münafıkların dünya hakimiyeti kalkmış olacak. En büyük dert şu an İslam aleminde münafıklar,  İngiliz derin devletinin bütün yalakaları, bütün yalakaların tamamı münafık, münafıklardan oluşuyor ve bunlar çok kilit noktalardalar birçoğu. Tarif edelim ki elinle koymuş gibi görsün Müslümanlar tedbir alsın ve onları o mevkilere getirmesinler, o makamlara getirmesinler, lanetli olduklarını bilsinler.

Ahmet Dağtekin, “Mümin kendini münafıklıkla sorgu edebilir mi? Ben çok korkuyorum Hocam” diyor. Bir mümin kendini münafıklıkla sorguluyorsa zaten münafık değildir o, münafık hiç kondurmaz kendine, hiç kondurmaz. Arsızdır, pişkinliğe verir hiç farkında değilmiş gibi yapar, haysiyetsizdir münafık. Mümin çok korkar aman Allah esirgesin bende münafık alameti olmasın, küfür alameti olmasın Allah’a sığınır okur, anlatır hepimiz kaçınalım der ama münafık hiç yok hükmündedir münafık için.  Öyle bir konuyu asla kabul etmez, o mevzuyu istersen aç yanında hiçbir şekilde üstüne kondurmaz. Dolayısıyla da münafıklığına devam eder, hayasızlığı apayrı bir şeytani dinle devam eder münafığın.

Şimdi bir alt yapı hazırlıyorum tabii şimdi İngiliz derin devletini anlattım, deccaliyeti anlattık ama deccaliyetin İslam alemindeki asıl gücü ve kolu münafıklar. Asıl organizasyonu onlar yapıyor yoksa münafıklar olmasa derin devletinin yapacağı hiçbir şey yok. Derin devlet iki yüz, üç yüz kişiden oluşan bir topluluk. Çoğu bunak yolda yürümekten aciz adamlar. Ama onlara hayran olan münafık kitle İslam alemindeki o pislik güruh bu İslam alemini işte katledilmesini, mahvolmasını, ezilmesini sağlayan kitle. Bu alçakları ben tarif edeceğim ki, iyi tanıtacağım ki böyle elinizle koymuş gibi bulacaksınız. O zaman Müslümanlar kendini daha rahat savunacaklar. Çünkü münafık gizli olduğu için Müslümanların gücü yetmiyor. Ama ben şimdi aşikar hale getirince çok rahat güçleri yetecek. Ben şimdi eşkâllerini alttan, üstten, kenardan tarif ediyorum. Bir süre sonra daha da netleştireceğim ve bunlar bu ışıkta yanacak, bu münafık takımı. Bunu kitap haline de getireceğiz.

Ben genel hatlarla çok yüzeysel anlattım ama çok iyi kavranması gereken bir konu. İmtihanın mühim bir yönü. Cenab-ı Allah da uzun uzun anlatmış, bunlar özel yaratılmış, insanlar arasına yayılmış, serpiştirilmiş insan görünümlü şeytanlardır. Bunlarla Müslüman’ın mücadele etmesi için bu iblis takımını iyi tanıması gerekiyor. Tanırsa çok kolay netice alır ve İslam aleminin üstündeki bu bela, bu ağırlıklar, bu kargaşa bu katliamlar hepsi kalkar. Müslümanların katledilmesi emrini verenler yine Müslümanlar oluyor. Ve bunları yapanlar münafıklar. Büyük bölümü münafık bunların, teşhis edilemediği için böyle oluyor. İngiliz derin devletinin yalakaları hep münafıklar, birçoğu münafık. Ve Müslümanların içinde bunlar.  Zaten konuşmalarından, üsluplarından anlaşılıyor. O zaman Müslüman bunlara saygı duymaz böyle mahluklara, teşhis eder, ibadet vecdi çerisinde onlara karşı tedbir alır. Tabii gidip kafasını gözünü yaracak hali yok ama onları pasifize eder.

Münafığı tabii alıp “sen münafıksın” deyip kafasını gözünü yarmak değil. Münafığın zehrini yok etmek. Mümin sakince bunu yapacak. Yoksa sen gidip“teşhis ettim münafıksın” zaten diyemez Kuran'a göre bunu yapamıyor. “Teşhis tamam konu bitti, münafığı yakaladık.” Peygamber (s.a.v.) zamanında yok ki bu zamanda olsun, böyle bir şey olmaz. Münafığın zehrini etkisiz hale getirmek yani Müslümanlara zarar vermesini engellemek akılcı bir şekilde. Ortalığı sarsmadan bunu yapmak gerekiyor. Ve bu İslam aleminin lehine olan bir şey. Mesela bir yılan var, dişinden yılanın zehri alıyorsun ama yılanı yine bırakıyorsun. O zehrini akıtamamış oluyor, insan zehirlememiş. Yahut dişini söküyorsun. Bu tarz. 

“Biz Kürtler” diyor “Kürdistan’dan yanayız.” Kürdistan diye birisi. Şimdi Türkiye'de biz Kürt kardeşlerimizle mutlu güzel yaşıyoruz. Ama Türkiye sınırları dışında bir bölgeye Müslüman Kürt kardeşlerimiz Kürdistan derse, oranın devleti de onu kabul ederse, Birleşmiş Milletler de kabul ederse biz de iftiharla kabul ederiz. Bunda bir sorun yok.  Yeter ki mümin muttaki temiz insanlar olsun. Mesela Barzani öyle ve taraftarları da öyle biz seviyoruz onları. Ama burada Türkiye'nin sınırları içerisinde böyle bir şey düşünen PKK'dır zaten. “Biz Kürtler” diyemez onu diyen kişi. Arkadaş için söylemiyorum da. Kim söylerse söylesin PKK'lılar diyebilir. “Stalinist, komünist, Allahsız, Kitapsız, alçak, pislik olan PKK'lılar böyle düşünüyorlar” derse bir insan, biz de deriz ki sıkıysa yapsın, gücü yetiyorsa yapsın.

Hiçbir kişiye biz gidip “sen münafıksın” diyemeyiz, tarihte de hiç bu denmemiş. Çünkü adam namaz kılıyor, oruç tutuyor. Gizli de kılmıyor belki ama bizim böyle bir teşhis koymamızı Allah yasaklamış. Sadece tedbir almamızı istiyor Allah, Müslümanlara zarar vermemesini. O kadar.

Münafığın olmadığı bir dünyada imtihan da olmuyor. İllaki olacak. Münafıklar kendilerine göre işte zayıf gördükleri, kompleksli gördükleri, aşağılık kompleksi içinde olan cahil, zavallı insanları kendi saflarına çekmek isterler ve hakikaten de başarılı da olurlar. Çünkü o böyle küfri bir güç,  küfri bir zenginlik, küfri bir kültür gösterdikleri için o da aşağılık kompleksi içinde olduğu için etkilenebilir ve etkileniyorlar da. Ahzap Suresi, 18'de Cenab-ı Allah;“Gerçekten Allah içinizden alıkoyanları” Müslümanları alıkoyuyor “ve kardeşlerine:” münafık olan kardeşlerine “Bize gelin” diyenleri bilir.” Bana gel diyor, sen benimle arkadaş ol, ekip ol diyor. “Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.”(Ahzap Suresi, 18) Niye? Çünkü İslam'ın lehine bir şey olduğu için gelmezler. Gelen de gösteriş için geliyor. “Geldiklerinde” diyor, şeytandan Allah'a sığınırım.“Size karşı 'cimri ve bencildirler.” Yani enaniyetli, egoist ve cimri. Müslüman’ın hiçbir şey kazanmasını istemez. Sevgiyi yaşamasını istemez, sevdikleriyle beraber olmasını istemez. Yani iyi olmasını istemez. “Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.”Mesela yakalanırsa, adilik yaptığı tespit edilirse bu sefer bayılma numarasına geçiyor, ölme numarasına geçiyor. Bak diyor ki; “… ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” Yani kendini kaybediyor “ölüyorum, bayılıyorum görüntüsü verir” diyor ayette. “Korku gidince” de, korktuğu olay veyahut çekindiği şey yatışınca “hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.”Pis pis, çirkin, ahlaksızca konuşmaya başlarlar. “İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.”(Ahzap Suresi, 19) Şimdi normal bir mümin bunu yaptığını düşünelim, bu münafık alameti olduğuna göre bunu yapmaması lazım. Eğer yapıyorsa saf kan münafıktır, ısrarla yapıyorsa. Ama bir şekilde münafığa benzeyebilir Müslüman’ın bazı hareketleri. Anladığında vazgeçiyorsa çünkü münafık çok korkunç bir şey Müslüman için. Sonsuz cehennem azabı ve cehennemin en kötü yerinde yaşıyorlar. O yüzden Müslüman bu konuyu süratle düzeltir.

Münafıklar, sevgiyi alçakça pislik amelleri için kullanırlar. Sevgiye ihtiyaçları olduğundan değil de sevgiyi bir fitne, saldırganlık ve ahlaksızlık unsuru olarak kullanırlar. Mesela Habil ve Kabil kıssasında da Allah diğer kardeşini daha çok seviyor diye bak Allah'a kinleniyor ve o yüzden kardeşini öldürüyor. Bak nefreti görüyor musun?  Sevgiyi nasıl kıskanıyor ve nasıl alçakça yaklaşıyor? Habil Kabil kıssasında bu açıkça anlatılıyor. Münafıkların en çok üstünde durdukları konulardan biri de budur, saldırganlıklarda kullandıkları, ‘yeterince kendilerinin sevilmedikleri dolayısıyla değerlerinin bilinmediği.’ Bunu kullanarak saldırganlaşırlar. Bak, Allah Habil Kabil kıssasında diğer kardeşini daha çok seviyor diye adam cinayet işliyor. Münafıklığın azgınlığına bak. Allah'a kininden, yani “beni niye daha çok sevmiyorsun?” Allah'ın onu sevmesini istediğinden değil, sırf gurur, kibir için, enaniyet için. Sevgi isteğinden değildir münafıkların. O rekabet duygusundan kaynaklanıyor, daha üstün olma duygusundan. Yoksa sevilmek istediğinden değil. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’ı da şehit etmeye kalktıklarında “babamız” diyorlar “kardeşimizi bizden daha çok seviyor.” Bunlar sevgiye ihtiyaç duyduğundan değil rekabet duygusu, büyüklük hissinden. O zaman kendilerini daha küçük hissediyorlar, babaları onları daha az sevdiğinde. Kardeşini daha çok sevip, onları az sevdiğinde onu daha büyük konumda görmüş oluyorlar, kendilerini daha küçük konumda görmüş oluyorlar. O enaniyet ve azgınlıklarını artırdığı için onun öfkesiyle kardeşlerini öldürmeye kalkıyorlar. Habil Kabil kıssasında da yine o alçağın kardeşini öldürmesinin nedeni, şehit etmesinin nedeni sevgiyi bahane etmesi. Sevgiyi bahane ederek her türlü alçaklığı yapar münafıklar, her türlü saldırganlığı yaparlar. Her türlü adiliği bu kutsal, güzel duyguya bağlayarak yaparlar. Asıl azgınlıklarının kökenindeki malzemeleri budur. Onlar için malzemedir bu, sevgi bir materyaldir. Sevginin hiçbir anlamı yoktur onlar için.

Münafıklar hiçbir sorumluluğun altına girmezler. Hep uzaktan izlerler, sanki böyle turist gibi. Hani sizin dininiz, davanız var ben de uzaktan sizi izliyorum ama o arada tabii adilik yapar, küfürle bağlantıya geçer, onlara istihbarat sağlar, onlarla küfür üslubunda konuşur. Küfre olan isteğini onlarla tatmin eder. Ruhundaki o kirli pis duyguyu küfürle iç içe olarak, onlarla bir şekilde bağlantı kurarak tatmin eder.

Mesela diyor ki Tevbe Suresi, 81’de.  Şeytandan Allah'a sığınırım. “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler.”(Tevbe Suresi 81)Yani onu marifet zannediyor. Müslümanları seyrediyor karışmıyor, böyle turist gibi kenardan bakıyor. Müslümanlar her türlü zorluğun içine giriyorlar, onlar girmiyorlar. Ama buna seviniyorlar, diyorlar “çok akıllı hareket ediyoruz biz.” İşte bu onların iblis ruhunu taşımalarından kaynaklanıyor. “Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır,” şeytandan Allah'a sığınırım “bir musibet isabet edince ise:” “ona sevinirler” diyor.“Biz önceden tedbirimizi almıştık” derler ve sevinç içinde dönüp giderler.” (Tevbe Suresi, 50) Diyor. Münafığın yöntemi budur, hep turist gibi uzaktan seyretmek.

BÜLENT SEZGİN: “Yanımızda olsalardı öldürülmezlerdi” diyorlar müminlere.

ADNAN OKTAR: Evet.

Yaşar Taylan; “Ortam öyle oldu ki kimin münafık, kimin müşrik, kimin kafir olduğu anlaşılmıyor. Kimin Müslüman olduğu belli olmuyor. Bu ümmet böyle” diyor. İşte ben şimdi size öyle bir tarif edeceğim ki münafığı da, müşriki de, kafiri de elinizle koymuş gibi bulacaksınız. Daha bir faslındayız, bu münafık konusunu çok işleyeceğiz. Kafirle münafığın farkını çok iyi görecekler. Müşriği tarif ediyoruz ama daha kapsamlı anlatacağım, o zaman meseleleri daha iyi anlayacak kardeşlerimiz.

BÜLENT SEZGİN: Allah'ın denizlerdeki yaratma sanatını gösteren bazı resimler vardı uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Bir ayetle göstereceğim. Nahl Suresi, 14, “Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.” (Nahl Suresi, 14)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Münafık belli olmazsa Müslüman belli olmaz yani kaliteli Müslüman anlaşılmaz. Müslümanların içinde onlar sinsi sinsi pisliklerini yaparak yaşarlar. Halbuki burası kısa bir imtihan meydanı, mutlaka hepsinin belli olması gerekir.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’in en önde gelen İngilizce gazetesi ve haber sitesi Jerusalem Post’ta çıkan “İki eski dost İsrail ve Türkiye” başlıklı yazınızda son yılarda iki ülke arasında istenmeyen bir gerilim yaşandığını, ancak geçtiğimiz günlerde başlayan yakınlaşma çabalarının bu duruma son verebileceğini, ilişkilerin bir an önce eski durumuna dönmesinin önemini anlatıyorsunuz. Suudi Arabistan’ın önde gelen günlük Arapça Gazetesi Mekke Newspaper’da “Bir iç savaş yöntemi: Açlığa terk etmek” başlıklı makaleniz Arapça olarak yayınlandı. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce Gazetesi olan Arap News Gazetesi’nde “Etkili bir provokasyon silahı: Nefret” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınızda savaşların asıl sebebinin çok dile getirilmese de nefret olduğu, buna çözümün ise nefret odaklarının etkisini zayıflatarak sevgi oluşturmak olduğunu anlatıyorsunuz. Bağnaz zihniyetin müthiş bir nefret yayma gücü olduğunu, Kuran’ın ön gördüğü modern anlayışı hâkim kılarak bu nefrete son verilebileceğini ifade ediyorsunuz. Yine Suudi Arabistan’ın önde gelen Haber Sitesi Riyadh Vision’da “Avrupa Birliği için nasıl bir Türkiye?” başlıklı yazınız çıktı. Amerika’dan yayın yapan News Rescue Haber Sitesi’nde “Ortadoğu için umut verici ittifak Türkiye-İsrail” başlıklı makaleniz yayınlandı. Amerika’dan yayın yapan Jefferson Corner haber sitesinde “Sünni-Şii düşmanlığı yoktur, yalnızca provokasyon vardır” başlıklı yazınız çıktı. Son olarak da Hindistan’dan yayın yapan Hans India haber sitesinde ise “Ortadoğu haritası yenidünya düzeninde ön görülen gemi mi olacak?” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Şu Jerusalem Post’taki haberi bir daha oku bakayım bana. Kaç tarihinde, ne zaman çıktı? Bir daha detaylı anlat.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’in en önde gelen İngilizce gazetesi ve haber sitesi Jerusalem Post’ta “İki eski dost: İsrail ve Türkiye” başlıklı yazınız yayınlandı. Son yıllarda iki ülke arasında istenmeyen bir gerilim yaşandığını, ancak geçtiğimiz günlerde başlayan yakınlaşma çabalarının bu duruma son verebileceğini, ilişkilerin bir an önce eski duruma dönmesinin önemini anlatıyorsunuz bu yazınızda.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Orada da bayağı çırpınanlar var. İşte “şöyledir böyledir” falan. Hiç. Dümdüz gidiyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey sabun köpüğünün donma anını gösteren bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Hayret her yerde bir nizam, her yerde bir intizam, her yerde bir güzellik bu Allah’ın bir sanatı.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü