Harun Yahya

Sohbetler (24 Ocak 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

İslam’dan uzak olmak hep uğursuzluk getirmiştir, bereketsizlik getirmiştir. Samiri de onu yapmaya kalktı helak oldu, Firavun’un takımı yaptı helak oldu. Hakikaten yüksek bir medeniyete sahiptiler. Yani şaşalı bir medeniyetti, tepmez devrilmez görünüyordu ama Allah Kendini sevenleri yaşatıyor sadece yani cahiliyeyi sevenleri değil. Orada dikkat edilecek husus mesela Hz. Musa (a.s) çölde, çadırda kalıyorlar, bıldırcın eti yiyor, manna yiyorlar biraz. Bakışa göre haşa onların açısından çok ilkel bir hayat yaşıyorlar ama kalpleri Allah ile beraber. Yani hayati konu niçin buraya geldikleri. Buraya imtihan için geldiklerine göre hayati olan tamam olmuş oluyor. Hz. Musa (a.s) hayatı boyunca çok sıhhatli yaşadı, 120 yaşın üstünde yaşadı, hep bereket içinde yaşadı. Allah’ın sevdiği Ulu’l Azm bir peygamber olarak ahirette şu an.

Zahiren tabii Müslüman’ca yaşamak birçok nimetten mahrum olmayı getiriyor gibi görünür. Ama Müslüman olmasa mesela çok geniş çevre edinecek, çok büyük zenginlik elde edecek mesela Firavun devrinde öyleydi. Eğer Hz. Musa (a.s)’dan yana olmazsan bir kere çöle gitmiyorsun. Çölde yaşıyorlar bildiğin çöl. Ama orada taştan yapılmış evler var, ahşaptan yapılmış evler var, lokantalar var, her çeşit Mısır’ın o zengin mutfağı var, Mısır müziği var çok zengin bir müzik, kadınlar var her şey var. Ama iman yok sadece. Şimdi adam diyor ki “imanımı da yaşarım onlarla beraber de olurum.” O zaman münafıklık başlar. Sen Hz. Musa (a.s) ile birlikte olursan Allah beğenir. Sen Hz. Musa (a.s)’ı terk ettikten sonra sen kendince uyanıklık yapıyorsun. Zaten orada ibadetlerini yapmaz o. Mesela Mısır’da “namaz kılınan evler yapın” dedi Cenab-ı Allah. Birçoğu namaz kılmıyordu. Bildiğin bizim kıldığımız namaz, kılmıyorlardı. İzzeti ve onuru Firavun’un yanında aradılar, onun kültüründe aradılar. O Mısır yazıları, Mısır heykelleri onların her biri onlar için bir markaydı, çok önem verdikleri bir şeydi. Evlerinin duvarlarında o Mısır yazılarının olması, üstünde Mısır yazısı olması, Mısır kıyafetleri giymesi, Mısır dilinde konuşmak.

Hep tarih boyunca İslam’a giren insanların içinde hep küfür bir ukde olarak kalmıştır. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’ın yanındakilerin de bazılarının aklı hep küfürde kalmıştır. Mesela Hz. Lut (a.s)’ın hanımının aklı küfürde kalmıştır. O Sodom ve Gomore’deki o medeniyet, o evler binalar, o zenginlik, o yemekler, kıyafetler aklı orada kaldı. Ama Cenab-ı Allah bir gecede tamamını yok etti. Gece değil de sabaha doğru. Sadece Allah müminleri titizlikle kurtardı orada bir avuç mümini. Onun için bütün tarihiyle bu göz içinde bakmak, değerlendirmek lazım. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da müşrikler çok zengin yaşıyorlardı, bayağı yüksek binalar yapıyorlardı falan bayağı ihtişamlıydı. Yemeleri, içmeleri, kıyafetleri falan. Resulullah (s.a.v.)’in yanında, fakirdi tabii az kazanıyorlardı hatta hanımları bile o zenginliğe imrendiler Resulullah (s.a.v.)’i terk etmeye kalktılar. Tahrim Suresi onun için indi. Bak hanımlarının tamamı yani. Ondan sonra ayet indi “eğer dünya hayatının süsünü istiyorsanız gelin sizi güzel bir salıverme tarzıyla salıvereyim. Eğer Allah’ı, ahiret yurdunu istiyorsanız sabredin” diyor ayette.

Allah sessizce vurur. O saltanatın içinde göremezsin nasıl vurduğunu. Mesela Mısır içerisinde Allah tek tek vuruyordu. Ama öyle azdılar ki bu sefer topluca vurulmaları gerekti o yüzden topluca vurdu. Yoksa Firavun kavmi içinde tek tek bela bulma vardı. Firavun’un bizzat ailesinde de yani onlar hep kokainle falan idare ediyorlardı acıdan dolayı. Özel kokain imal ediliyordu onlar için, hep cesetlerinde yoğun kokain bulundu. Çektikleri acının şiddetinden, yani saray falan onları kurtarmaz, mal-mülk falan kurtarmaz.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 46)

EMRE ACAR: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı.” (Ali İmran Suresi, 14) Diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii. Müslümanlara asıl güven duymak, asıl onları dost bilmek, onlar içerisinde bir manevi yükseliş sağlamaya çalışmak Allah’ın tek kabul ettiği yol. Onun dışında mutlaka azap olur. Zannettikleri gibi olmaz. Çünkü İslam’dan ayrılmaya bir insan karar verdi mi içinden sıkılmaya başlar, bunalmaya başlar. Ama kaçıp gittiğinde rahatlayacağını zanneder. Halbuki asıl ıstırap ve kopma noktası o zaman başlar, dehşetli azap onu sarmaya başlar, acı onu sarmaya başlar. Vicdanı onu cendere gibi sıkmaya başlar.

OKTAR BABUNA: “Sıkıntı” demiştiniz “her gittiği yere de onunla birlikte gider,” inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti..” (Tevbe Suresi, 25) Diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Bunların İslam’dan uzak olmanın bereket sağlayacağını zannetmek çok çok büyük bir hata. Bu sadece uğursuzluk ve aşağılanma getirir başka bir şey getirmez. Çünkü kendi davasına, İslam’a bir insan hıyanet ediyorsa herkese hıyanet eder. Mesela Hz. Musa (a.s)’a ihanet ediyorsa ailesine de ihanet eder herkese ihanet eder. “Bana ihanet etmez” diyemezsin. Orada korkmuyorsa Allah’tan onun yapmayacağı şey yoktur, önü-sonu gelmez. Ama çok ciddi bir akıl kapanması var da kendini dahi unuttuysa o zaman zaten rezalet. O Allah vermesin cehennem ehli demektir. Yani aklı tamamen kapandıysa cehennem ehli demektir.

Kızlarla tanışan arkadaşlardan ben duyuyorum, kızları mesela evine götürüyor “bu ev senin mi, babanın mı, kira mı, araba kaç model?” Ama fiyatlarını da biliyorlar arabaların yani o çok şaşırtıcı. Mesela ben bilmem arabanın kaç model olduğunu. Marka araba oluyor bakar bakmaz kaç model olduğunu ve piyasa fiyatını da biliyorlar. Araba satıcısı gibi. Emlakçı gibi evin değerini biliyor mesela bulunduğu semte göre. O kadar tecrübeli hale gelmiş. Damat seçiminde tam uzman haline gelmişler. Damadın mal-mülkünü tespitte, damatlar da kızların malını mülkünü tespitte bayağı uzmanlaşmışlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hatta bazıları TC kimlik numarasını istiyor özellikle kontrol için.

ADNAN OKTAR: Öyle mi? Yani doğru mu mal-mülk akışı falan, evet.

MİNE SEDA YAPICI: Adnan Bey, emekli olma şeklini bile soruyorlar Bağ-kur mu SGK mı diye, o derece bazı arkadaşlar var.

ADNAN OKTAR: Televizyondaki programlar, değil mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: “Kendin pirim ödeyerek mi emekli oldun yoksa SSK’dan mı?” diye.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ona kadar tespit etmeye çalışıyorlar.

İBRAHİM AKMUGAN: Tanışmada ilk maaşlarını soruyorlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. İşte dünya bir nevi cehenneme dönmüş durumda, çektikleri acı buradan açık açık görülüyor. Böyle bir hayatı tercih etmek çok korkunç. Bu bir hayat değil ki.

EMRE ACAR: Siz söylemiştiniz Hocam, evlilik durumlarında “oğlunuz imanlı mı?” diye hiç sorulmuyor” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Sevgiyle ilgili bir etiket yapalım “Sevgi Allah içindir” diyelim, evet.

Bir insan karşılaştığında karşıdaki insanın imani konumunu anlaması gerekir, takvasını anlaması gerekir, süratle mal durumunu tespite çalışıyor. Mesela bir kızla evleniyor diyor “ben bununla evlenirsen bu bana bakar.” Oğlan mesela kanser oluyor, kız ertesi gün pılını pırtısını toplayıp çekip-gidiyor babasının evine, kanser olduğunu anladığında. Onunla uğraşmak istemiyor. Çünkü merhamet, şefkat, Allah korkusu olmayınca öyle olur. Veyahut kız kanser oluyor, erkek hemen boşanıyor. Çünkü saçı dökülmüş, kaşı dökülmüş şekilde evde gezmesini istemiyor ki ölmesi ihtimali de oluyor. Öyle bir şeyden şiddetle kaçınıyor. Ve onda da hiç utanmıyorlar bayağı rahatlar. Ama evlenirken de işte “bizimki aşk evliliği, işte deli gibi seviyoruz, bayılıyoruz” falan feşmekan her şey söylüyorlar.

Nisa Suresi 113’te: “Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu” diyor. Yani münafıklar diğer münafıkları saptırmak için uğraşırlar, kendi yoluna çekmek isterler. Mesela kalbinde hastalık varsa onun da kalbinde hastalık olmasını ister, onu da kendi kafasına çekmek ister. Senin şurada yaşadığın yaşayacağın ne? Adam mesela 45 yaşına gelmiş hainlik peşinde. Hadi 55 hadi 65 hadi 75 diyelim, üç on senede 75 yaşına geleceksin. Neyin hainliğini yapıyorsun? Neyin alçaklığını yapıyorsun? Neyin planını kuruyorsun? Üç on sene için mi yapıyorsun şu adilikleri basitlikleri yani? Küfre güvenip Müslüman’a güvenmemek, Allah böyle bir şeyde mutlaka intikam alıyor ve hayatı boyunca mutlaka bunu görüyor. Ama çok geç pişman oluyorlar. Yani olay olduktan sonra, tahakkuk ettikten sonra.

Sad Suresi 6’da, şeytandan Allah’a sığınırım: “.. ‘Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun;” ilahlarına, işte büyük gördüğü ülke kim mesela İngiltere ona karşı hayranlık veyahut zengin bulduğu ülkeler, ona bağlı ülkeler mesela Amerika veyahut Fransa, oranın kültürü veyahut cahiliyedeki kültür neyse “ona bağlı olmakta direnin” diyor. Yani kopma, o kültürden, o kafadan, o mantıktan, o inançlardan, o felsefeden kopma ayrılma. “..çünkü asıl istenen budur’” diyorlar. Çünkü asıl hayatta yaşayacağınız budur, asıl karşılaşacağınız budur. Müslümanlık bir süre sonra geçebilir, Müslümanlar dağılabilir, ezilebilir ama bu tepmez devrilmez bir yapı diyorlar. Tarih boyunca hep bunu demişler hep de mağlup olmuşlar. Tarih boyunca bir tane galip olan yok bunu deyip de. Müslümanlardan da bir tane mağlup olan yok böyle bir konumda olup da, hep yenen olmuşlar. Yani tarihe bakarak bunu daha iyi anlayabilirler.

 

Hud Suresi 91’de, şeytandan Allah’a sığınıyorum: "Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'” anlatıyorsun ama bizi ilgilendirmiyor diyorlar yani biz işimize gelen kısımları anlarız. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz.” Yani maddi yönden, çevre yönünden çünkü orada bir devlet var mesela İngiltere’de bir devlet var, başka yerde derin devlet yapılanmaları var. Küfür dernekleriyle, sistemiyle çok güçlü görünüyor. Onun için bakıyor Müslüman bunun içerisinde bir nokta adeta. Halbuki o noktada asıl Allah tecelli ediyor, Allah’ı ilgilendiren o nokta olmuş oluyor. Onlar o büyük bataklığı esas alıyorlar, o dev bataklığı esas alıyorlar. O yüzden o nokta gibi görüneni zayıf buluyorlar. O zayıf nokta gibi gördüğü yerde Allah tecelli ediyor zaten. Allah için önemli olan o nokta gibi olan kısım oluyor. Allah’ın kurtardığı bereketlendirdiği yer orası oluyor. Helak ettiği kısım o bataklık kısım oluyor. Ama yavaş helak olduğu için fark edemiyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor: “Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.” (Sad Suresi, 46)

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela bak sırf yemek için Hz. Musa (a.s)’a ihanet ediyorlar sırf yemek kültürü için. Bak ahlaksızlığa bak sırf boğaz için. İşte tabii orada Mısır’ın tabakları var özel mesela Mısır’da kullanılan çatal-kaşık çeşitleri var, onların bir yemek kültürü var o onları çok heyecanlandırıyor. Ve köle olarak aşağılanma pahasına geri dönüyorlar Mısır’a. Çok adice bak sırf yemek yemek için. Köle,mesela kırbaçlanıyor, aşağılanıyor, küfrediliyor kabul ediyor onu.

Hz. Musa (a.s)’a diyor ki Samiri: “O kendi dinini unuttu” yani kendi dinini anlamazdan geliyor kendi kültürünü. Normalde asıl yaşanması gereken küfür kültürüdür diyor. O da bu kültürün içinde yaşıyor. Ama bak sizi alıp-getirdi çöle bu kültürü unuttu size de unutturmaya çalışıyor diyor. Halbuki asıl yaşanacak din odur diyor, Firavun’un dini. Dolayısıyla sizin ona uymanıza gerek yok diyor, o yalnız bir insan diyor Hz. Musa (a.s)’a, tek olan bir kişi. Ama biz kalabalığız diyor. Yeniden dönelim Mısır’a, o eski yaşantımızı yeniden yaşayalım diyor. Kardeşim, seni yaşadığın yaşayacağın, yediğin içtiğin, o yediğin yemekten zaten ölüyorsun. Vücudunda kolesterol oluyor ölüyorsun. Ve çok kısa sürede, bak kaç nesil geçmiş onların üstünden, değil mi? Mısır helak oldu, Firavun ordusu helak oldu. Ve üstünden kaç nesil geçti? Dünyanın kısalığını anlamıyorlar. Ölüm saati çok süratli geliyor. Bayağı yaşayacaklarını zannediyorlar. Yaşasan ne olur? Zaten bir tabak yemek yiyorsun, onun da bin bir türlü eziyetini çekiyorsun. Bu sefer kilo vermek için uğraşıyor, soğukta soğuktan kurtulmaya çalışıyor. Sıcakta sıcaktan kurtulmaya çalışıyor, cildi bozuluyor cildini düzeltmeye çalışıyor, başı ağrıyor başının ağrısını düzeltmeye çalışıyor, dişi ağrıyor onunla uğraşıyor, gözü kızarıyor onunla uğraşıyor. Böbrekleri ağrıyor gidiyor doktora, eklemlerinde ağrı oluyor onun için gidiyor, kolesterolü yükseliyor o ayrı bir dert oluyor, tansiyonu çıkıyor ayrı bir dert oluyor.

Eski Mısır’da Firavun bir kısım balık çeşitlerinin tutulmasını yasaklamış, deliliğine bak. Herhalde kendi sevdiği çeşitler, onları yasaklamış. Sığır eti orada pahalı mesela tavuk eti de pahalı eski Mısır’da. Ama işte halk daha çok sebze yemekleri falan yiyor. Et olarak da daha çok işte balık türü şeyler ve kümes hayvanları asıl. Sığır o kadar çok yetiştirmiyorlar neden olduğunu bilmiyorum, belki otlak arazi olmadığı içindir, yeşillik olmadığı için. Ama böyle kokulu yiyecekler daha çok yetiştiriyorlar rahatsız edici yiyecekler. Pırasa, soğan, sarımsak.

BÜLENT SEZGİN: Allah bir yete şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. (Müslümanlardan kaydırma)” diyor. (Kehf Suresi, 28)

ADNAN OKTAR: Hayır, her yeri süs olsa ne olur dünyanın? Nihayet beyninin içinde bir görüntü görüyorsun. Bir kişi buna aldanıyorsa bu çok anormal.

“Hz. Musa (a.s) ile beraberim ben” dediğinde eski Mısır’da çok ağır suç. Ama “Hz. Musa (a.s)’a karşıyım” dediğinde o zaman Mısır’da gezebiliyor. Onun için dönen münafıklar Hz. Musa (a.s)’a karşı olduklarını söyleyerek geliyorlar eski Mısır’a. Yani onu savunarak gelmek yasak. Hz. Musa (a.s) ile beraber anılmak çok büyük bir suç. Adam 45-50 yaşına kadar yaşıyor sonra birden bir küfür isteği geliyor kafasına giderayak. Bütün gençliğini İslam’la geçirmişsin, artık ömrünün son devresine girmişsin, asıl o devirde senin İslam’la yaşaman lazım. Giderayak küfre gitmek istiyor. Küfür sana ne kazandıracak? Ne kazanacaksın küfürde? Ve nasıl canının alınacağını biliyor musun? Bilmiyorsun. O zannediyor ki günlük güneşlik canı alınacak, tahmin etmiyor öyle bir şeyle karşılaşacağını. Nasıl bir sonla karşılaşacağını tahmin etmiyor. Ancak karşılaşınca anlıyor bin pişman oluyorlar. “Ya Rabbi bize geri gönder” diyorlar. Olur mu? Sana süre verilmiş. Allah diyor “Ben süre verdim sana” diyor “düşüneceğin kadar süre verdim.” Kuran bir şaka değil anlatılıyor her şey görüyorsun.

Yunus Suresi 83’te: “Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı” diyor. Yanaşmıyorlar. Mesela hep çölden geri dönüyorlar köle oluyor, aşağılanıyor, mesela dövülüyor, sövülüyor ama yine o Mısır kültürünü istiyor. Ve Hz. Musa (a.s)’a da ihanet ediyor “ben ona karşıyım hiçbir şekilde kabul etmiyorum” diyor. O zaman onu köle olarak çalıştırmayı kabul ediyor Mısır. Bu çok büyük bir alçaklık. Çölde sakin sessiz mesela en güzel yerlere gidiyorlar Ürdün’e gidiyorlar, efendim her yere gidiyorlar. Allah bol da yiyecek gönderiyor mucize olarak. Sürü sürü her gün bıldırcın geliyor mucize yani. Şaşacak bir şey oturdukları yerden, hiç çalışmalarına bile gerek kalmıyor.

Firavun ve önde gelen çevresi yani onun derin devleti, Firavun’un derin devleti kendinden olana imkan sağlıyor mesela yiyecek almasına izin veriyor, Mısır’da gezmesine izin veriyor ama aşağılanmış olarak. Yani Mısır yönetimi kendini üstün görüyor. Firavun ve çevresinden olmak bir üstünlük ama onlar aşağılanmayı kabul ediyorlar yani yalakalığı, yancı olmayı kabul ediyorlar.

Münafık, üstüne gidersen çok yaygaracıdır, çok şamatacıdır. İşte ayette de diyor ya “ölüm baygınlığı gibi” baygınlık numarası yapar, rezillik yapar, ağlama, zırlama her türlü kepazeliği yapar. Hz. Yusuf (a.s)’ın kardeşlerinde olduğu gibi ilk silahları odur ağlamak veyahut yaygara koparmak.

Mesela bak İsra Suresi 64’te: "Onlardan güç yetirdiklerini” yani güç yetirdikleri yani şahsiyetsiz kişiliksiz münafıklığa yatkın olanları “sesinle sarsıntıya uğrat,” yani bağırt çağırt bir sarsıntı meydana getir “atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar,” yani şamata yap, bağırttır, ağlasın, haykırsın “mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol” yani mal ve çocuk düşüncesini kafasına koy ve onu teşvik et hırslandır, bol malım olsun, bol çocuğum olsun onu koruyacak zannediyor halbuki çocuğu ondan evvel ölüyor. “..ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." İşte zenginleşeceksin iyi olacaksın gibi vaadlerde bulun. “Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vaadetmez.” Ama tabii onu ancak yaşayınca anlıyor.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki seçme hadislerde 101 ve 102’de: “İnsanların en şerlisi şunlara bir yüzle diğerlerine başka bir yüzle gelen ikiyüzlü münafıklardır.” Yani Müslümanlara ayrı bir yüzle geliyor, küfre ayrı bir yüzle geliyor. Küfre kafir gibi davranıyor, Müslüman’a Müslüman gibi davranıyor, münafığın özelliği.

Araf Suresi 16 ve 17’de münafıkların böyle sessiz ve sinsice Müslümanların arasına böyle girmek istemelerini Kuran açıklıyor. Araf Suresi 16’da: “Dedi ki:” şeytan söylüyor yani münafıklık. Şeytan demek münafık ruhunun cin olarak yansıması. "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı” yani enaniyeti, kuduruyor enaniyeti, enaniyeti azıyor bak “beni azdırdığından” dediği enaniyetinin azması ve kindarlığının, öfkesinin, nefret ve intikam duygusunun azması. Münafıkta bu olur. Yani münafığın üstüne gittiğinde azar, azgınlaşır ve her türlü pisliği yapacak hale gelir. “..azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." Pusu tarzında yapar. Yani Müslümanları oyuna getirmek için bir pusu tekniğini kurar. "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.” Sessizce yılan gibi sokulur münafık yani istihbarat toplar, haber toplar. Bak “önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 17) yani onları dünyaya çekeceğim, ticarete çekeceğim, mallar ve oğullar peşine çekeceğim ve dolayısıyla onlar şükretmeyecekler yani seni anmayacaklar, senden uzaklaşacaklar, İslam’ı yaşamayacaklar anlamına geliyor o. “Şükredici bulmayacaksın” demek onları ben İslam’dan uzaklaştıracağım demek anlamına geliyor.

Malik Bin Dinar (r.a) diyor ki: “Ben Tevrat’ta gördüm, münafığın nifakı kemale erince” yani nifakı münafıklığı iyice azınca, münafıklığı iyice gelişince yani klasik münafık haline gelince “gözlerine hakim olabiliyor.” Gözlerine hakim olur. “Bundan dolayı hep deniyor ki kötü insanlar gözlerine hakimdir” istedikleri gibi ağlarlar, istediği zaman seviyor gibi görünebilir yani gözüyle oynar diyor münafık.

Mesela vezirin karısı Hz. Yusuf (a.s)’ı güya çok sevdiğini söylüyor, halbuki kinli nefret ediyor sadece bir heves, sadece gururunu tatmin etmek enaniyetini tatmin etmek istiyor. Yani Hz. Yusuf (a.s)’la ilişkiye girmesindeki amaç Hz. Yusuf (a.s)’ın ona karşı direnmesi ağrına gidiyor, onun iffetli olması ağrına gidiyor. Kendi iffet anlayışıyla aynı dereceye onu getirmek istiyor. Yani kendi inancıyla, kendi küfri kafasıyla aynı ayara getirmek ve en ziyade kırılan enaniyet ve gururunu tatmin etmek. Çünkü reddedilmek çok ağrına gidiyor. Reddedildiği için mutlaka fuhuşla o reddi ortadan kaldırmak istiyor. O yüzden müthiş kinleniyor Hz. Yusuf (a.s)’a. Ve diyor ki bak Yusuf Suresi 32’de: “Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa,” yani fuhşu yapmayacak olursa “mutlaka zindana atılacak” bak görüyor musun? Müslüman’a ilk yapmak istediği şey Müslüman’ı hapse attırmak. Münafığın en mühim hedeflerinden bir tanesi budur, Müslüman’ı hapse attırmak. Ve iftira atarak tabii bunları yapıyor. “..ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (Yusuf Suresi, 32) Mesela basınla gazete yoluyla aleyhinde haberler çıkarttırarak güya kendi kafalarınca onu mahcup etmek, küçük düşürmek kendi kafasına göre. Münafığın hedeflerini de Allah gösteriyor. Müslüman için hedefi budur. Yani kafasında hep tasarladığı budur, bir gün bir hapse attırabilsem, bir gün bir küçük düşürebilsem ve bir gün kendi gururunu daha da yükseltebilse bunun derinde olur ve Hz. Yusuf (a.s)’a yanaşma şeklinde insan ne kadar çok seviyor zannediyor, değil mi? Sevgi değil o, enaniyetini ve gururunu tatmin etmenin peşinde. Yani beni nasıl kabul etmez, benim fuhuş teklifimi nasıl reddeder? Veyahut beni nasıl beğenmez veyahut benden nasıl etkilenmez? Başkalarına karşı yaptığı bir sükse bu aynı zamanda ama en ziyade kendi nefsine karşı. Yani çok ağrına gidiyor reddedilmek. Münafıklarda müthiş bir büyüklük gururu oluyor. Mesela ikinci surenin 206. ayetinde: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” Allah’tan kork deniliyor, ne demek? Yani Müslümanlığı yaşa, o zaman büyüklük gururu devreye giriyor, enaniyet dinin daha üstünde oluyor, dini bir kenara alıyor, İslam’ı bir kenara alıyor, İslam’ı istemiyor. “Onu günaha sürükler.” Yani İslam’a zıt olan her şeyi yapmaya başlıyor. “..kuşatır.” yani her tarafını kaplar “Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” İşte cehennemin niye gerekli olduğunu da burada insanlar tekrar tekrar görmüş oluyorlar.

Her tülü ahlaksızlığı pisliği yapar münafık. Niçin yaptın dediğinde de sevgi istediklerini, işte amaçlarının güzel olduğunu, sevgiyi derin yaşamak istediklerini söylüyorlar.

Bakara Suresi’nde 11’de: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.” Yani güzelleştirmek, sevgiyi yaşamak, iyiliği yaşamak istiyoruz, ıslah amacıyla yapıyoruz. Bu yaptığın pisliği ahlaksızlığı niçin yaptın dediğinde verdikleri cevap bu.

“Hz. Musa (a.s)’la birlikte olanlar: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Araf Suresi, 129) Daha önce de diyorlar eziyete uğratıldık ama buraya gelince daha da eziyete uğratıldık diyorlar çölde.  Yani hep imama, öndere, lidere, peygambere bir  iftira hakaret onu yalnızlaştırma politikası münafıklarda yoğun olarak oluyor. Bak küfür değil bu, münafık çok daha ağırdır bunun hükmü.

BÜLENT SEZGİN: “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaadetmedi" diyorlardı. (Ahzab Suresi, 12)

ADNAN OKTAR: Evet. “Eziyete uğratıldık” diyor sonra Mısır’a dönüyor, piramitlerin yapımında taş taşımada bunlar görevlendiriliyor. Bunlara urgan veriliyor sırtlarına, o urganı çekiyorlar çekerken eğer iyi çekmezse sürekli kırbaçlanıyorlar, güneşin altında bunu yapıyorlar ve akşama kadar çalışıyorlar. Akşam da o kazandıkları parayla orada Mısır’da işte çeşitli Mısır yemeklerinden alıp bunları yiyorlar ve sokaklarda geziyorlar. Sırf bunun için bu ahlaksızlığı göze alıyorlar, bu adiliği göze alıyorlar.

EMRE ACAR: Allah’a iman etmeleri daha ağırlarına gidiyor olabilir Hocam, değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, daha ıstırap veriyor. Hayret, her biri elli tonluk falan kaya onlar, yağlı kütüklerin üstünden Mısır’ın sıcağını da düşünün gölgede bile elli derece falan oluyor, akıl almaz sıcak. Sırtlarında koskoca on-on beş santim çapında yağlı urganlar, o kayaları sürüklüyorlar sırtlarında tutarak ve feci şekilde kamçılanıyorlar, buna rağmen Hz. Musa (a.s)’ın yanında o çölde Müslüman’ca yaşamayı istemiyorlar onu istiyorlar. Sırf o piramitleri görebilmek, oralarda gezmek, züppelik yapmak ve o Mısır yemeklerinden yemek başka bir şey yok. Ve o aşağılatıcı azap içinde yaşamayı kabul ediyorlar. Hz. Musa (a.s)’a da atmadık iftira bırakmıyorlar. Yani Müslümanlık çok çok daha ağırlarına gidiyor. Hangisi dersen “ben bunu tercih ederim” diyor.

Araf Suresi 90’da diyorlar ki, bir de yemin ederek diyorlar: “Eğer” diyorlar Hz. Şuayb (a.s)’a yani o derin Mehdi’si, o devrin Müslüman’ı "Andolsun, Şuayb'a uyacak olursanız,” yani onun dediklerini yapacak olursanız “kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz." Ne demek? Mallar edinemezsiniz, ticaret edinemezsiniz, küfür içinde itibarınız olmaz. Ama bize uyarsanız hem mal mülk edinirsiniz işte oğullar, çocuklar. Kardeşim tamam da bunların hepsini bırakıp ölüp gidiyor. Bak, her gün ölüm haberi alıyoruz, her gün. Birer ikişer herkes ölüp gidiyor.

Münafıklardan Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde en ünlülerinden biri de Evs Kabilesi'nin Levzanoğulları'ndan Neptel bin Haris isimli münafık. Bu adam hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, "Kim şeytanı görmek isterse, Neptel bin Haris'e baksın." buyuruyor Peygamberimiz (s.a.v.) Tam iblis. Peygamberimiz (s.a.v)'in yanına çok sevdiğini söyleyerek sessizce sokuluyor böyle yılan gibi akıyor oradan bilgi toplamaya çalışıyor. Sık sık Peygamberimiz (s.a.v)'le görüşmek istiyor, sevdiğini söyleyerek. Süper alçak ve sinsice aldığı istihbaratı bilgiyi oraya buraya yani Müslüman karşıtları, düşmanlarına Peygamberimiz (s.a.v.)'in aktarıyor. Neptel bin Haris, mümkün mertebe Peygamberimiz (s.a.v.)'in yanında bulunmaya çalışıyor. Mesela gece kalktığında yanına geliyor, yataktan kalktığında yemek yiyeceği vakit yanına geliyor, "Ya Resulullah ben seni çok seviyorum." diyor. Halbuki bu alçağın amacı istihbarat. Yani sevdiğinden değil çok nefret ediyor ama bir açığını bulmaya çalışıyor Peygamberimiz (s.a.v.)'in. Bir şekilde bir gün bir konuşma yaparsa onun onu aleyhine olacağını düşünüp diyor ki, "Sık sık Resulullah (s.a.v.)'in yanına gelir işittiklerini münafık arkadaşlarına yetiştirirdi. Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında da arkadaşlarına şöyle derdi, “İnsanlar ne kadar saf. Muhammed'i bir şey zannediyorlar." O sıradan bir insan aslında yani öyle Peygamber, Mehdi yani öyle önemli bir insan değil diyor. "Muhammed'i bir şey zannediyorlar. -haşa- Halbuki o bir kulaktan ibaret. Kimden ne duyarsa kanıyor." diyor. Mesela biri bir şey söylüyor ona inanıyor diyor, biri bir şey söylüyor ona inanıyor diyor. Bak, alçağı görüyor musun? Kendini çok büyük zannediyor. Ama Peygamber (s.a.v.)'in yanından da hiç ayrılmıyor. Sürekli Peygamber (s.a.v)'in yanında olmak için ısrarcı. Bunun üzerine Tevbe Suresi, 61. Ayet iniyor. “İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır...” Münafık çok büyük bir beladır, çok büyük bir ahlaksızdır. “De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır." (Tevbe Suresi 61) diyor Allah.

Ebu Derda namazdan sonra, "Allah'ım münafık olmaktan Sana sığınırım" diye dua ediyor. "Ey Resulullah (s.a.v.)'in dostu senin münafıklıkla ne ilgin olabilir ki?" diye sorana, "Sakın amellerinizden emin olmayın. Allah'a yemin ederim ki kişi bir saat içinde fitneye uğrar ve bir anda dininden olabilir” diyor, bir anda dinini imanını kaybedebilir diyor. Tabiin, sahabeler hep münafık olmaktan Allah sığınmıştır. Çok önemli bir şeydir münafıklıktan Allah'a sığınmak. Vadia bin Sabit, bu da Mescid-i Dırar kurucularından. Dırar Mescidi'ni kurmuş. "Sadece biz erkeklerle görüşürüz, müzik dinlemeyiz, buraya hiçbir şekilde namaz kılmak için kadını sokmayız." diyorlar. Ve müşriklerle işbirliği yapıyorlar. Yahudilerden de böyle Peygamber (s.a.v.)'e öfke duyanlar var, onlarla da işbirliği yapıyorlar. Dini konuları alay konusu yapmayı adet edinmişler. Kendi aralarında alay ediyorlar Peygamber (s.a.v.)'e gelen vahiyleri, Peygamberimiz (s.a.v.)'in anlattıklarını bir alay konusu ediniyorlar. Bu münafık hakkında şu Ayeti Kerime iniyor, "Andolsun ki eğer onlara soracak olsan; Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk derler. De ki: Allah ile O'nun ayetleri ve O'nun Resulüyle mi alay ediyorsunuz? " Var ya şimdi gelenekçi hocalar da dinle imanla, cennetle cehennemle alay ediyorlar ya ama o dönemde Peygamber (s.a.v.)'in gıyabında toplanıp bir araya gelip alay ediyorlar. Gelen ayetler, Kuran, İslam, Allah, cennet cehennem konularıyla alay ediyorlar. Ayette de işte, "Allah ile, O'nun ayetleri ve O'nun Resulüyle mi alay ediyorsunuz? " diyor Cenab-ı Allah. Hızam bin Halid; Mescid-i Dırar bunun evinin yerine yapılıyor. Yani Hızam bin Halid veriyor o şeyi, onun yerine yapılıyor. Mesela Evs bin Kayzi, bu adam da Hendek Savaşı'nda Peygamberimiz (s.a.v.)'e "Evlerimiz açık kaldı. Bize izin ver de evlerimize dönelim." diyerek savunma hattından kaytarmak isteyen münafıklardandı. Yani Müslümanlar savunma halinde, topluca İslam'ı anlatıyorlar, İslam'ı yayıyorlar. Onlar da sessiz sedasız alçakça Peygamber (s.a.v.)'i orada bırakıp kaçmanın peşindeler. "Niye gidiyorsun?" dediğinde, "Evlerimiz açık kaldı. Bize izin ver de evlerimize dönelim." diyorlar. Mesela Ced bin Kays, bu kişi kendini oldukça takva ve tevekkül ehli tanıtır. Çok Müslüman, temiz bir insan gibi tanıtır. Ama cihat ve zekat gibi ciddi sorumluluklardan sürekli kaçıyor. Yani işine gelmeyen şeylerden kaçıyor. Bu münafık hakkında şu Ayeti Kerime iniyor; şeytandan Allah'a sığınırım "İçlerinden öylesi var ki; Bana izin ver beni fitneye düşürme der. İyi bil ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem de kafirleri kuşatacaktır." Abdullah bin Ubey b. Selül, münafıkların başıydı. “Marazlı ve zayıf ahlaklı kimseleri etrafına toplamıştı” böyle aşağılık kompleksi olan ezik kimseleri. Benî Mustalık Savaşı’nda sadık sahabeleri kastederek, "Eğer Medine'ye dönersek daha aziz olan daha zelil olanı Medine'den kovup çıkaracaktır." diyor. Yani Müslümanları kastederek. Bunun üzerine inen ayet, şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah;  "Münafıklar diyor ki, Andolsun eğer Medine'ye dönersek daha üstün olan daha güçsüz olanı” -yani Müslüman olanları, bunlar da müşriklerden yana olduğu için kendilerini güçlü zannediyor- “güçsüz olanı oradan mutlaka çıkaracaktır. Üstünlük ancak Allah'a ve onun Resulüne ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bunu bilmezler." diyor Allah. Münafıklar sürekli iyilik istediklerini, Müslümanların hayrına çalıştıklarını söylüyorlar. “Öyleyse nasıl olur da kendi elleriyle sundukları sonucu onlara bir musibet isabet eder sonra sana gelerek, "Kuşkusuz biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik." diye Allah'a yemin ederler. İşte bunların Allah kalplerinde olanı bilmektedir.”(Nisa Suresi, 62)Münafıklar çok büyük bir bela, baş belasıdır. Zümer Suresi 45'te Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır...”(Zümer Suresi, 45) diyor Cenab-ı Allah. Allah'tan, dinden, İslam'dan bahsedilince sıkılıyor acayip ıstırap geliyor. “...Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.” (Zümer Suresi, 45) Mesela modadan işte eğlenceden şundan falan bahsettiğinde de hemen kalbine rahatlık geliyor, gülmeye başlıyor. Öbür türlü somurtup çöküyor.

Gaybeti Numani'de Mehdi (a.s) devrinde de çok münafık olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, "Mehdi devrinde elenecekler. Tıpkı altının elendiği gibi ve tıpkı altın gibi ayıklanıp saf olacaklar." diyor. Yani pislik olanlar gidecek, saf temiz olanlar, iyi olanlar kalacak diyor. "Gözdeki sürmenin temizlendiği gibi temizleneceksiniz Ey Alî Muhammed. Ve gözün sahibi sürmeyi gözüne ne zaman süreceğini bilir ama ne zaman sürmeyi sileceğini bilmez. İşte aynı şekilde sabahleyin bizim şeriatımıza ve emrimize uyan akşamleyin ondan çıkacaktır." Yani akşam İslam'dan çıkacaktır diyor, "Akşam bizim şeriatımıza ve emrimize uyan ise sabahleyin ondan çıkacaktır." Yani çok fazla imanını kaybeden olacaktır diyor ahir zamanda.

"Hazreti Peygamber (s.a.v.)'i minberde insanlara hutbe okurken gördüm. Şöyle buyurdu, Allah'ın eli cemaatle beraberdir. Şeytan ise cemaati parçalayanla beraberdir, beraber tepinir." diyor. Bak, Allah'ın eli cemaatle beraberdir. "Resulullah (s.a.v.), bazı münafıkların mescitte kendi aralarında konuşup alaycı gülüştüklerini görünce onların mescitten çıkarılmalarını emir buyurmuştu." Anıra anıra gülüyorlar, dalga geçiyorlar dinle. Haşa yani kendi kafalarına göre. "Bunun üzerine Ebu Eyüp kalkıp Amr bin Kays'ın yanına vardı ve ayağından tutup çekerek mescitten dışarı çıkardı." Sürükleyerek onu dışarı çıkarıyor. 

“Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” (Tevbe Suresi, 58) Peygamber (s.a.v.)'in hanımlarından da var öyle, "Herkese dağıtıyorsun." diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor ki, "Ehli Suffa çok fakir bu insanlar gece gündüz Allah için hizmet ediyorlar. Ben onlara tabii ki dağıtacağım." diyor. "Onlara verme sen bize ver." diyorlar oradan bir zorluk meydana getiriyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)'le ayrılmanın eşiğine geliyorlar. Sonra düşünüp pişman oluyorlar, geri dönüyor büyük bölümü bir kişi hariç.

"Ümmetim hakkında en çok korktuğum güzel konuşmasını bilen ve kalbi cahil olan her münafıktır." Acayip dilbaz olur münafıklar. Çok gevezedirler. Hakikaten bilgili de oluyorlar. Ondan Müslümanları kandırmaya çalışırlar. Mesela Hazreti Musa (a.s) zamanında olan münafık ve onun etrafındakiler Mısır kültürünü çok iyi bilen kişilerdi, Mısır kültürüne hayrandılar.

Hazreti Ali (r.a)'ın şöyle söylediğini işittim; "Taneyi açan, canlıları yaratan Zat-ı Zülcelal'e yeminle söylüyorum ümmi Peygamberim (s.a.v.) bana şu hususu garantiledi, beni mümin olan sevecek münafık olan da bana buğz edecektir." Akıl almaz nefret ediyorlardı münafıklar Hazreti Ali (r.a)'dan. Kütüb-ü Sidde'de, Hadis Numarası 4408.

Bak, Firavun zamanında, Şura Suresi 41-42'de devrin en güçlü devletine tâbi olma kafasında oluyor adam. Diyor ki, "Üstelik şüphesiz siz en yakınlarımdan kılınan olacaksınız." Yani devlete yakın olacaksınız. Devlet sizi koruyacak kollayacak. Münafıkların en büyük derdi odur. Ya bir Amerika'ya paçayı atmak veyahut İngiliz derin devletinin yalakası olmak, Amerikan derin devletinin yalakası olmak. Çünkü fark etmez asıl İngiliz derin devleti hepsini yönetiyor. Bunlardan birine bir şekilde bağlanmak. Derin devlet şart değil tabii yani o devletin bir adamı olmak, onlar tarafından korunup kollanmak bir şekilde.

"Namaz aşikare oldu. Kabul ettiler ama namaz kılmayıp öyle göründüler." diyor. "Zekat gizli oldu, vermediler." diyor yine münafıkların bir özelliği olarak.

Ali İmran Suresi 154'te de “Siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz...” Müslümanlarla görüşmek istemiyor, sürekli kaçıyorlar. Sürekli kaçma haberleri geliyor. "İşte ben gelmesem olur mu? Gelmeyeyim." Veyahut hiç demeden hiç söylemeden direkt gelmiyor.“Elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu.” diyor. İşte "Gelsinler, gelsinler, gelsinler." Sürekli haber gönderiyor Peygamberimiz (s.a.v.) Onlar da sürekli kaçıyorlar. "Allah yolunda mücadele etmeyi bilseydik elbette sizi izlerdik." diyor. Mesela farz edelim, "Kitap yapmayı bilseydik, yazı yazmayı bilseydik, tebliğ yapmayı bilseydik elbette biz yapardık ama bilmiyoruz." diyor. E neyi biliyorsun? "Çıkarlarımı biliyorum." diyor. Çıkarın olduğunda yapıyor musun? Yapıyorsun. 

BÜLENT SEZGİN: Bir ayette Allah şöyle buyuruyor, “Onlara; "Gelin, Allah'ın Resulü sizin için bağışlanma dilesin" denildiğinde başlarını yana çevirdiler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” (Münafikun Suresi, 5)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha. 

BÜLENT SEZGİN: “Onlara; "Gelin, Allah'ın Resulü sizin için bağışlanma dilesin" denildiğinde başlarını yana çevirdiler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.”(Münafikun Suresi, 5) 

ADNAN OKTAR: Sürekli kaçma eğilimindeler Müslümanlardan. Sürekli bir küfre karşı eğilim var. Çok fazla ayet ve hadis var bu konuda. 

ENDER DABAN: Bir ayette de Allah, “Sığınacakları bir yer bulsalar mağara bulsalar hızla oraya yönelip kaçarlardı” diye bildiriyor. 

ADNAN OKTAR: Bir daha. 

ENDER DABAN: “Sığınacakları bir yer bulsalar bir mağara bulsalar hızla oraya yönelipkaçarlardı” diye buyuruluyor. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

"Müminin hastalığı günahlarına kefaret olur. İyileşince bundan ibret alır. Münafık ise bağlanıp sonra salıverilen deveye benzer. Deve niçin bağlandığını ve niçin salındığını bilmediği gibi münafık da hasta olup iyileşince bundan ibret almaz." diyor Ebu Davud'da Peygamberimiz (s.a.v.)

"Mümin rüzgardan etkilenen ekin gibidir, devamlı bela içinde olur." Allah imtihan eder diyor, "Münafık ise kesilinceye kadar etkilenmeyen çınar ağacına benzer." Yani ona bir şey olmaz diyor. Fakat oldu mu tam kökünden olur, Allah mahveder diyor.

Münafıklar pislik yaparken böyle ortalı bir tekniği olmaz. Onun için münafıkla pek baş olunmaz. Çok şirrettirler. Mesela bir ahlaksızlık yaparken yakalarsan "Niye bunu yapıyorsun?" dediğinde ortalı olur onlar. Onun için diyorlar ki, "Biz dalmış oyalanıyorduk derler." diyor. Dalmış yani dikkatimiz dağılmış. Halbuki bilinçli olarak münafıklık yapıyor ama "Dalmış oyalanıyorduk. Yani farkında değildik derler" diyor. “De ki: Allah ile O'nun ayetleri ve elçisiyle alay mı ediyordunuz?” (Tevbe Suresi, 65) Yani yaptığı pisliği hafif göstermeye çalışır münafık. 

Ama tabii münafığın aklı dengesi o kadar yerinde olmuyor. Yani hafızasında aklında muhakeme yargısında çok ciddi bir bozukluk oluyor aslında bir nevi akıl hastası oluyor o yüzden böyle oluyor. Yani normal bir insanla karşı karşıya olmuş olmuyoruz. Münafık insanların bilemediği bir akıl hastalığına yakalanmış oluyor yani makul bir insan olmuyor. O yüzden bütün hareketleri dengesizdir münafığın. Mesela diyor ki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.): “Selamları lanettir“ yani sevgisizce zoraki selam verirler yani onlardan selam almak zor olur münafıklardan. “Yemekleri gasp ve yağmadır“ yani hak ettikleri bir yemek değildir onlar Müslümanlardan gasp ettikleri yemeği yiyorlar diyor. Yağma olarak elde ettikleri yemeği yiyorlar diyor. “Ganimetleri hile ve kazançtır“  bak ganimetleri hile ile kazançtır mesela kendine bir şey aldırttırıyor hile yapar bir şey temin ediyor, hileyle oyunla onu elde eder yani pislik yaparak elde eder. Mescitlere aralıklı yaklaşırlar, Müslümanların toplandığı yerlere aralıklı gelir gelmek istemezler zoraki gelirler. “Camide kılınan namazının sonuna ancak yetişebilirler” onda da gelmek istemiyorlar. “Kibirlidirler” enaniyetli gururlu kendini büyük görenlerdirler. “Ne sevilirler ne de severler” kimsenin sevmediği insanlar oluyorlar ama onlarda kimseyi sevmiyor ama seviyor gibi görünür. Kendince etrafı seviyor ilgili alakalı ama münafık kendinden başka kimseyi sevmez nefret doludur. O yüzden de müminler doğal olarak onu sevemezler öyle tipleri. “Gece odun gibi sessiz” yani onun o psikopat manyakruhunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Gece oldu mu o manyak ruhu psikopat ruhu o hortlak ruhu onun üstüne çöker diyor. “Gündüz gürültücüdürler” yani sinirleri bozuk olduğu için o imansızlığın verdiği gerginlikten bağırıp çağırıp etrafı rahatsız eden, etrafın dikkatini dağıtan, Müslümanların çalışmalarına engel olmaya çalışan bir gürültücülükleri var.

(İmam Ahmet ve Bezar Cem’ul Fevaid, 8110. Buhari Müslim Tirmizi ve Nesai, el-Câmi'us-Sağîr, İmam Suyuti numara 25 hadis) Münafığın alameti üçtür; Konuştuğu zaman yalan söyler” münafık acayip yalan söyler ama  çok yüzsüzce delice yalan söyler. “Söz verdiği zaman yerine getirmez” mesela bir şey yapacağım der bir görev alır yapmaz bir şey halledeceğim der yapmaz çok alçaktır sürekli oyun peşindedir. “Ona güvenildiği zaman hıyanet eder” mesela bir yere gönderiyorsun orda bir alçaklık yapar veya Müslümanların lehine istihbarat için onu kullanır. Sen mesela bir yere hava aslın diye gönderiyorsun orda pislik yapar. Müslümanların aleyhine onları maddi yönden zora sokacak bir pislik veyahut Müslümanların bir sırrını etrafa vermek gibi fena olan kötü olan bir şeyi mutlaka yapmaya çalışır.

(Ramuz El-Ehadis numara 1104) “… Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder.” Yani bunların kültürlü olduğunuda görüyoruz yani araştıran bilen ama bu kültürünü din aleyhinde,  İslam aleyhinde kullanıyor. O bilgi onu İslam’dan uzaklaştıran bir bilgi oluyor.

O ondokuzla ilgi ayetin olduğu konuda bir adamdan bahsediliyor Kuran’da, melek sayısının 19 olduğunu anlatan bir ayet var biliyorsunuz Kuran ayeti. Bu ayette orada o adı geçen kişi o devrin en kültürlü kişisi,alim bir adam ama münafık. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına gidiyor ayetlere bakıyor ya diyor bu insan işi uydurma bir şey diyor. Halbuki 19’a kilitlendiğini görüyor Kuran’ın, 19 şifreleri olduğunu görüyor büyük mucizeyle karşılaşıyor ama buna rağmen yine ahlaksızlık yapıyor. O Müddessir Suresi’ndeki ayeti herkes bilir değil mi? “Cehennem nedir sen bilir misin?” diye soruyor Cenab-ı Allah, 28 ayette de “Ne alıkoyar ne bırakır” yani tuttu mu bırakmaz. “Beşere delicesine susamıştır“ (Müddessir Suresi, 29) İşte münafıklar bu konuları bilmiyorlar yani ölümden sonra karşılaşacaklarını tahmin edemiyorlar. “Onun üzerinde on dokuz vardır.” (Müddessir Suresi, 30) “Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın.” (Müddessir Suresi, 31) Bak kitap ehlininde imanını artırır diyor Allah. “Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin.”  Yani münafıklarla kafirler şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür. (Müddessir Suresi, 31) Buradaki bu adamda işte o dönemin azılı münafığı bu ayeti eleştiriyor yanlış olduğunu söylüyor yani Kuran’ın yanlış olduğunu söylüyor ama alimlikte üstüne yok yani çok kültürlü. Alim dememiz halkın anlaması için yani genel kültürü çok fazla. Hz Musa (a.s) zamanındaki münafıklar da öyle çok kültürlüler. Mısır kültürünehakimler, o bölgenin kültürüne hakimler, tarih kültürleri çok. Sanattan anlıyorlar birçok şeyi biliyorlar mesela heykel yapmak, çok zordur bir buzağı heykeli yapmak. Yani çok becerikli oluyor ama din konusunda yeteneksiz oluyor. Bak Cenab-ı Allah diyor ki: “Ki Ben alabildiğine geniş kapsamlı mal servet verdim.” (Müddessir Suresi, 12) “Göz önünde hazır çocuklar verdim.” (Müddessir Suresi, 13) “Ve sayısız imkanlar fırsatlar önüne serdim.” (Müddessir Suresi, 14) yani makam mevki her şey, bilgi edineceği her şey. “Sonra daha da artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).” (Müddessir Suresi, 15) “Hayır çünkü o, Bizim ayetlerimize ’karşı kesin bir inatçıdır.” (Müddessir Suresi, 16) Bir türlü iman etmiyor. Münafıklar münafıklıkta kararlı. “Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?”(Müddessir Suresi, 19) “Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddessir Suresi, 20) “Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.” (Müddessir Suresi, 22) “Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı.” (Müddessir Suresi, 23)  Bak münafık özelliklerini görüyor musun? Sırt çeviriyor Müslümanlardan uzaklaşıyor ve enaniyet yapıyor. “Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi.” Kuran için bunu söylüyor. En son aldığı karar bu, münafığın aldığı karar "Bu, bir beşer sözünden başkası değildir." (Müddessir Suresi 19-25)Halbuki Allah ona müthiş imkanlar veriyor, çocuklar veriyor, her türlü nimet veriyor. Buna karşı böyle bir kahpelik yapıyor.

GÖKALP BARLAN: Ayette Adnan Bey “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.”(Tevbe Suresi 74) diye buyuruyor münafıklar için.

ADNAN OKTAR: İşte münafıkların da azmasının nedeni o oluyor. Rahatladıkça daha azıyorlar. İmkan verildikçe daha azıyorlar. Mesela fakirken daha gariban oluyor, daha mazlum oluyor ama mal ve imkân verildikçe iyice kudurup, iyice azmış oluyor.

“Mümin günahını üzerine düşecek bir dağ gibi görür. Günahtan böyle korkar. Münafık ise günahı burnunun üzerine konmuş uçan bir sinek gibi görür” yani hiçbir mahsuru olmadığını düşünüyor münafık.

“Onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” diyor Cenab-ı Allah, süslü püslü oluyorlar. Malı mülkü oluyor. “Konuştukları zaman da onları dinlersin.” Yani kültürlü olduğu için her şeyden konuşuyor. “(Oysa)” diyor Allah “Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Yani “boşturlar” diyor “(Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” (Münafikun Suresi, 4) Sürekli bir korku içinde, sürekli panik içinde, her konuşmadan kendi aleyhine bir şey çıkartıyor. Mesela Cuma Suresi 5’te de, eşeğe yükletilmişkitababenzetiyor. Münafık, çok fazla bilgisi var ama Allah yolunda kullanmıyor onu, küfür yolunda kullanıyor.

Münafıklık konusu İslam âleminin en büyük konusudur. Yani İslam âleminin bu hale gelmesinin tek nedeni münafıklıktır. Derin devletler münafığı kullanır. Münafık, derin devletlerin ordusudur. Derin devletler de başkumandandır. Yani münafıkların başkumandanı derin devletlerdir. Onun da en başında şeytan vardır. Derin devletler yönetir sadece. Münafıklar onların askeri olarak görev yaparlar. Askeri olmasa derin devletin bir gücü olmaz. Onun için derin devletin ordusu olan münafıkların dağıtılması lazım. O da bilgiyle, imanla olur. Mesela kadın münafıkları vardır, erkek münafıklar da vardır. Bunlar hep gelecek derdine düşerler işte “geleceğim ne olacak, gelecekte nasıl yaşayacağım?” Ve hep böyle debelenerek ya bir yerde yığılıp ölür bunlar, ya bir hastane köşesinde ölürler. Hiç planladıkları gibi olmaz. Onlar güzel uzun bir ömür yaşayacaklarını zannederler ama Allah onları süründürerek yaşatır. Hep böyle kaçamak, korkarak ve acı içinde yaşarlar. Hiç bereket olmaz, hayatlarının her anı bir sürünmedir, her anı bir acıdır. “Karısı da odun hamalı” diyor. Mesela münafıklar hep karılarına güvenir, karıları da kocalarına güvenirler. Gider küfürden bir kadın bulur, ona güvenir, o da ona güvenir ve o şekilde rahat yaşayacaklarını zannederler. Allah diyor ya “boynunda bükülmüş ip, o da odun hamalı” diyor. Allah ikisini birlikte cehenneme atar. Ama onun kendi kurtarıcısı olduğunu düşünür. Mesela bir kadınla evlenir küfür, onu dünyada kurtaracağını zanneder. Halbuki dünyada batıracak biri, hem de ahrette sonsuza kadar batıracak biriyle beraber olmuş oluyor. Haberi olmuyor. Veyahut haberi oluyor anlamazdan geliyor. Bak hem dünyasını batırıyor, hem ahiretteki sonsuz hayatını batırıyor. Bak bir kişi. Şeytan ona o şekilde yanaşır. Veyahut mümin kadın gidip küfürden birisiyle beraber oluyor, küfür içinde. Allah ona cehennemi ve dünyayı sunmuş oluyor. Dünyada perişanlık, cehennemde de sonsuza kadar acı. Ama bunu yaşamadan inanmıyorlar.

Tabii münafıklık öyle hafife alınacak bir şey değil. Alttan alta bunlar elma çürüğü gibi gelişir. Münafığa da özenen çok ahmak çıkar yani münafıklara özenen, gıpta eden ahmaklar çıkar. Münafık erkek normalde, normal bir insan olmuyor. Hep ahlakı bozuk adamlar. Peygamber (s.a.v.) zamanında da hep cinsi sapık, haysiyetsiz, hırsız, dolandırıcı, akıl hastası tiplerdir. Normal tutarlı bir insan münafık olmaz.

Kehf Suresi 36’da şeytan diyor ki "Kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum.” Yani ahir zamanın olacağına, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağına, bak ifadeyi görüyor musun? "Kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum.” Çünkü Mehdiyet, aynı zamanda kıyamet alameti. "Kıyamet kopacağını da sanmıyorum.” Zatenbu tipler dikkat ederseniz kıyamet “en az bin yıl var,” işte “yüz bin yıl var” kıyametin yakın olduğunu bir türlü kabul etmezler.  Hastalık olanlar veyahut samimi olmayanlar. Çok duyarsınız, bakın, yakın olduğuna hiç inanmazlar. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini de kabul etmek istemezler. Kıyameti kabul etmediği için, Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini de kabul etmez, Hz. İsa (a.s)’ın geleceğini de kabul etmez. Çırpınma dertleri odur. Asıl kıyamet onları çok rahatsız eder. “Kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam,” bak “Rabbime” diyor “şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." Münafık çok kaşar ve pişkindir. Ahrette de hiçbir şey olmayacağını zanneder. Korkmaz Allah’tan. Ahretten de hiç çekinmez. Ne olacağım, nasıl olacak demez. Olsa da mutlaka cennete giderim der ama bu onun kaşarlığından kaynaklanıyor. Yoksa bilinçli olarak söylemesinden değil. Din ile alay ediyor zaten, İslam’la alay ediyor. Müthiş bir pişkinlik ve kaşarlık içindedir. Ama hepsinin akli dengesi yerinde değildir münafıkların. Hiç biri, sen dersin ki “ya bugün neredeydin?” o delirir, morarır aklını atar ruh hastası olduğu için. “Benden mi şüphelendin? Niye şüphelendin? Nerde olmam gerekiyordu? Niye böyle söyledin?” günlerce o kendine gelemez. Yani içi kaynayan kazan gibidir münafığın, çok delidir. Sakin görünür ama “odun gibidir” diyor ya ayette, odun gibi ama içi kaynayan. İçi fokur fokur kaynar. Sonra da diyor “bağırtı ve çağırtı, gürültüyle Müslümanları rahatsız edeceğini de söylüyor. İşte o münafığın içindeki sıkıntıdan oluyor. İki türlü görünüyor. Bir, çok sakin görünüyor ama içi kaynıyor. Bazen de içinin o kaynamasını, ıstırabını bağırtı, çağırtıyla ortaya çıkartır münafık. Bir akıl hastalığı çeşidi aslında, bir tıp kitabı hazırlar gibi hazırlanması lazım münafıklarla ilgili eser. Onun için ben de o yönde hazırlıyorum.

“Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla kibirlenerek) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azabla müjdele.”(Casiye Suresi, 8) Münafık bir şeyi anlatırsın, anlamaz. Anlamıyor gibi de görünür, münafıklar, bilmiyorum rastlamışsınızdır. Çok ısrarla anlatmalarına rağmen münafığın kafası donuktur ama dine karşı donuktur. Şeytanlığa karşı açıktır. O çok garip bir şey. Din konusunda beyni donar. Ne zaman, din, İslam,  Kuran’dan bahsedilse aklı gider.

“Selam Hocam Nisa Suresi’nde “Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; ”” işte Nisa Suresi’ndeki bu ayet “Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.” (Nisa Suresi 28). İşte bu gelenekçi sistemin ortadan kalkacağına dair ayettir. Çünkü gelenekçiler dini ağırlaştırıp, zorlaştırıyorlar. İçinden çıkılmayacak hale getiriyorlar. Altını haram ediyor, müziği haram ediyor, gülmeyi haram ediyor. Kadınların bakım yapmasını haram ediyor. Kadınların rahat giyinmesini haram ediyor. Her şeyi haram ediyor. Allah ağır yükleri sizden hafifletmek ister. İşte Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı da, bu hafifletme işi. “(Çünkü) İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.” İnsanın takati bunu kaldırmaz. Bu kadar yasağı, bu kadar baskıyı kaldırmaz.

Her Müslüman cemaati içinde münafık bulunur, çok özenli olmak lazım. Öyle az sayıda olmaz ve sürekli o ürer. Bitti zannedersin yine çıkar. Bitti zannedersin yine çıkar. Münafığın sonu gelmez. Münafık hep haram olan, yasak olan şeylere yatkındır. Mesela cinsi sapıklık, hırsızlık, dolandırıcılık, yalan söylemek, casusluk yapmak, fitne çıkarmak, pislik yapmak, hatta cinayete yatkındır münafıklar. Kuran’da bunu görüyoruz. Hep adam öldürme eğilimi içindedirler. Müslümanlar içerisinde bir şeytan güruhu olarak gezerler. Sürekli şüpheci oluyorlar Kuran ayetlerine göre, sürekli bir boş oyalanma içinde oluyorlar. Vakitlerini boş yere geçirirler münafıklar.

“Hocam şu PKK konusunda iyi hoş anlatıyorsunuz. Dışişleri Bakanlığı’nın PYD de, PKK’nın yaptıklarından rahatsızız demesi, daha sonraki bakanın PYD’yi siyasi parti olarak görmesini, Salih Müslim’in Türkiye’ye gelip görüşmeler yapmasını nereye koyacağız? PYD terör örgütü tamamen hem fikiriz. Peki PYD terör örgütü liderinin Ankara’da misafir edilmesinin anlamı nedir?” Samet Şenli. Bir ara devletin öyle hükümetin öyle bir politikası vardı ama şuan hükümet bu konuda bayağı uyandı. Bayağı kararlı bir tavır koyuyor. Tayyip Hoca da bayağı kararlı. Başbakan da kararlı. O ara bir karşı propagandanın etkisiyle öyle bir gelişmeler oluyordu. Ama biz ciddi şekilde ağırlık koyunca, PYD’yi rezil rüsva edince, YPG’yi rezil rüsva edince, bunların, aşağılık, pislik, karaktersiz, ahlaksız örgütler olduğunu vurgulayınca, Stalinist, komünist, katil terör örgütü olduğunu vurgulayınca ve ispat edince bütün bu üslup değişti. Başbakan’ın açıklamaları benim açıklamalarımın tıpatıp aynısıydı. Verdiği örnekler, mesela ben dedim ya Amerika’da IŞİD gitse, size öyle hendekler kazsa şu, bu falan ister misiniz? Aynısını Başbakan söyledi, kelimesi kelimesine. Demek ki kendimiz buradayız ama fikirlerimiz iktidarda. PKK’yı nasıl yağlayıp yıkıyorlardı. Rezil, rüsva edince PKK’ya çok ciddi tavır alındı, demek ki muhalefet önemli bir tavır. Fikir önemli.

GÖKALP BARLAN: Hep yapıcı muhalefetiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Yurt dışında çok fazla gazetede yazı yazdım. PYD eşittir PKK, YPG eşittir PKK diye. Her ülkede çıktı. Rusya’da, İran’da, İsrail’de, her yerde çıktı. Amerika’yı da çok uyardık. Adamlar buraya gelip bizi ikna etmeye çalışıyorlar. Bu çok ayıp, çok çirkin. Kendi ülkesinde hiçbir şekilde kabul etmez. Ama Ortadoğu’yu bunlar kolay zannediyorlar.

Kalem Suresi, 10-13’te münafıkların özellikleri şöyle söyleniyor. Cenab-ı Allah “bunların hiç birine itaat etme” diyor. “Yemin edip durur” diyor. “Aşağılıktır” diyor. “Alabildiğine ayıplar” diyor. Müslümanları eleştiriyor. Çok kötü gösteriyor. Şu kötü, bu kötü. Kim iyi diyorsun. Bir tek ben iyiyim diyor. “Söz getirip götüren.” İstihbaratçılık yapan. Müslümanlardan haber alıp, İngiliz derin devletine yahut Amerikan derin devletine, artık kimse onun uşağı veyahut kendi münafık cemiyeti, topluluğu kimse onlara. “Hayrı engelleyip sürdüren,” Mesela bir Müslüman Kuran okuyor. Bağırıp çağırarak Kuran okumasını engeller. Kitap yazacak, yazmasını engeller. Veyahut bir sevdiğiyle konuşuyor, onunla konuşmasını engeller. “Saldırgan” Yani bağırıp, çağırıp, ağlayan, zırlayan, yaygaralar koparan. “alabildiğinegünahkar” Çünkü İslam’a zıt olan her türlü tavrı ve her türlü ahlaksızlığı gösteriyor. “Zorba-” Mesela kabalıkla halletmeye çalışıyor. Pislik yaparak, yaygara kopararak, itlik yaparak. Müslümanlara fitne tehdidinde bulunarak. “Saygısız,” Küstah yani. Saygısı yok. Klasik küstah. Lafını sözünü esirgemiyor. Konuştuğunda hakaretamiz, çirkin, pis bir üslupla konuşuyor. Ve lafın endazesi diye bir konu kabul etmiyor.“sonra da kulağı kesik;” Yani kaşar.

Münafıklar için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Kalpleri kurt kalbi gibi katı olacaktır.” Yani acımasız ve psikopat. “Eğer konuşurlarsa şer konuşurlar.” Hiç hayır konuşmaz. Hep pislik. Her şeyin tersinden girerler. “Eğer susarlarsa fasit” Kötü. “ve fasıktırlar.” Pis böyle abus bir çehreyle, yüzünde lanet, firavun bir ifadeyle sürekli suskun kalırlar, diyor. (Gaybet-ül Numani, s.252) Susmalarını da oduna benzetiyor. Mesela pislik böyle şeytanla transa geçiyor. Müslümanları rahatsız etmek için hayvani bir suskunluk içerisinde pislik. Konuşmaya başladığında da bu sefer böyle bir pislik patlamış gibi bağırtı, çağırtı, yaygarayla Müslümanları rahatsız eden bir karaktersizliğe bürünüyor. Muhtelif hadislerde bu konu çok detaylı anlatılıyor.

GÜLEN BATURALP: Bir hadiste; “Mümin selam vermekte atılgandır, münafık ise bekler ki önce karşısındaki selam versin.” Diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Enaniyetinden, pisliğinden. Bir de münafık selamdan pek hoşlanmaz.

Münafıklar Peygamberimiz (s.a.v.)’le bir türlü baş edemediler o dönemde. Hz. Musa (a.s)’la da baş edemediler. İbrahim (a.s)’la da baş edemediler. Yani şu an düşünün daha hala cehennemdeler. Kaç bin sene geçmiş? Bunlar kendilerini hep uyanık zannettiler.

Fikret anlat, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız sizin sıkça ifade ettiğiniz gibi şehit ailesi olmanın iftihar konusu olduğunu söyledi bugün. Şöyle konuştu; “Bugün bir üst teğmenimizi ebediyete uğurladık. O peygamberlerden sonraki en yüce makama yürüdü. Tabii ilk değil şehitlerimiz, şehitlerimizin sonu da yok değil mi? Şehidin makamını da ilahi Kitabımız Kuran bize haber veriyor. Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, siz bilemezsiniz diyor. O halde şehit eşi, şehit annesi, şehit babası olmak bizim için iftihar meselesidir.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak bunu Türkiye’ye ben oturttum, vesile oldum bu mantığı, bu bakış açısını Kuran’ın anlattığı bir bakış açısı. Hep ağlama, bağırma, çağırma, mahvolduk, bittik. Tebrik edilecek bir şey bu, tebrik edilecek bir güzellik. Kimse tebrik etmiyordu yıllardan beri hiç duyar mısınız? Hep isyan. Hayır, hükümet üyeleri de hiçbir şekil tebrik etmiyorlardı, öven tebrik eden bir üslupları olmuyordu, ama şuan tebrik ediyorlar. Tabii Allah vesile ediyor beni yoksa bende bir güç olduğundan bir şeyden değil.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Başbakanlık toplu konut idaresince Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki 2016-2019 arasında kırk üç bin konut yapılacağı duyuruldu. TOKİ yetkilileri ülke genelinde 2016-2019 yılları arasında 259 bin 220 konut yapım planladıklarını vurgulayarak Doğu ve Güneydoğu’da, Diyarbakır’da sekiz bin, Mardin’de iki bin, Batmanda üç bin, Şanlıurfa’da on bin, Gaziantep’te yirmi bin konutu hayata geçireceğiz” bilgisini verdi. 

ADNAN OKTAR: Bu kesin çözüm iyi bir yöntem.

Münafığa kardeşlerimiz her yerde rastlayacağı için onları sarsar, bilemezler, münafık denen mühim bir kavram var mesela Almanya’da Fransa’da olan kardeşlerimiz aralarına sızarlar münafıklar onların o karaktersiz alçak hareketlerine bir mana veremiyorlar, makulde görmüyorlar, acayip görüyor ama bunu bir yere koyamıyor. Halbuki onlar münafık olduğu için özel olarak oraya gönderiliyor görevlendirirler. Kardeşlerimiz münafık konusunu çok iyi kavrarlarsa hemen görür görmez teşhis ederler. Kaliteli Müslüman ancak münafık kavramı çok iyi bilindiğinde ortaya çıkıyor. Eğer münafık bilinmezse, münafıklar Müslümanların meclisinde, Müslümanların bütün nimetlerinden istifade ederek verem mikrobu gibi Müslümanların bünyesinde yaşarlar, parazit, asalak bir mikrop olarak yaşarlar, cemiyet mikrobu olarak. Hem kendini Müslüman gösterir, hem oradan istifade eder, hem de İslam’a çok büyük zarar verir. Her yerde bilinip tanınmaları gerekir. Tabii bu bir kalbi teşhis olarak yapılacak bir şeydir.

Şimdi TOKİ ev yapacak ama böyle küçük, küçük küp gibi komin tarzında evler yaparsa bu olmaz. Güneydoğulu kardeşlerimiz böyle evlerde yaşayamaz. Onların ruhu öyle yerlerde rahat etmez. Mutlaka bahçeli evler yapsınlar, geniş araziye yayılsın, bahçeli olsun. Her evin mutlaka bahçesi olsun. Mesela iki katlı dubleks evler iki kat iyi ama mutlaka bahçesi olması. Benim Güneydoğulu kardeşim tabiatla iç içe yaşar. Bitkiler, ağaçlar onun dostudur, onları alır böyle kibrit kutusu gibi üst üste, üst üste mekanik bir dizmeyle dizmeye kalkarsan o orada ruhunu ıstırap içinde bulur ve acı çeker olmaz.

Evet, birileri bir şeyler söylesin.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden Türkiye’ye geldiğinde akademisyenlerin ihanetle suçlanmasını eleştirmişti. Ancak Amerika’da yönetim aleyhinde açıklama yapan birçok öğretim görevlisinin linç kampanyasıyla işten atıldığını hiç gündeme getirmedi. Amerika’nın gözde üniversitelerinde görevli üst düzey yetmiş beş akademisyen “2006’da 11 Eylül saldırılarını devlet yaptı. Bu bir devlet terörüdür” dedikten sonra haklarında açılan soruşturmalarla görevlerinden uzaklaştırıldı. Üstelik Biden işlerinden edilen akademisyenlerin FBI tarafından sorgulanmasına destek verdi.

ADNAN OKTAR: O zaman çok samimiyetsiz, bu konuyu her yerde yayıp anlatmak lazım. Hakikaten de bir devlet komplosu o 11 Eylül. Amerikan derin devletinin, İngiliz derin devletinin emriyle yaptığı bir komplodur ve büyük bir cinayettir bu doğru. Ama aydınlar bunu fark edipte anlattılar diye onları görevinden alıyorlarsa zaten komplonun gerçekliğinin doğruluğunu ispat eden bir delil olmuş oluyor bu.

“Allah aşkıyla sevdiğim münafıklığı günlerdir çok güzel detaylı anlatıyorsun, dinlerken kendi ahlakımı da düşünüyorum, “bende bu özellikler var mı?” Diye, münafık karakterini tanımak, şeytanın oyunlarını öğrenmek oluyor aynı zamanda değil mi?” Diyor. Evet, Aydan Atayurt. Zaten münafık kendine kondurmaz bunları. Bütün bu anlatıyoruz ya acayip yüzsüzdür, o hiçbirini dokundurmaz kendine, hiç bağlantı kurmaz, aslında dinlemek istemez, duymak istemez, bağlantı da kurmak istemez. Ama mümin tabii bundan kendine çok ders çıkartır, çok dikkatli olur öyle bir konuma gelmemek için çok gayret gösterir.

“Mümin omuzları sıcak kimsedir, iyi geçimlidir. O, din kardeşine rahatlık verir, münafık ise uzak durur” yani uzak dururdan kasıt pislik yapmak için uzak durması ve kardeşine sıkıntı verir, uzak durması bu tarz, gelip sıkıntı veriyor, pislik yapıyor. Yoksa uzak dursa zaten sıkıntı veremez ruhu uzak, kafası uzak. “Mümin selam vermekte atılgandır, münafık ise bakar ki önce kendisine versinler.”

Alihan Yetik, “Adnan Hoca hayran olduğum bir insan. Allah onu başımızdan eksik etmesin, gerçekten çok seviyorum onu, süper bir insan.”

Doğuş Şenoğlu, “Alemin kralı Ankaralı Adnan Hoca.” Alemin kralı dersen olmaz, krallarından de de kurtulalım.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Beni mümin olan sevecek, münafık olan bana buğz edecektir.” (Kütüb-i Sitte hadis numarası-4408.) Bak bu dünyalar güzeli Peygamberimiz (s.a.v.)’e münafıklar hep buğz etti, hep kinlendiler. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) Tırmızi’de Zühd bölümünde, 60. sayfada münafıkların övücü söz söylemelerini, methiyeler dizmelerini, yağcılık, yalakalık yapmalarını, şu veciz ifadesiyle haber veriyor. Resulullah (s.a.v.) ferman etti. “Ahir zaman’da” yani Hz. Mehdi (a.s) devrinde “dinle dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek.” Bak, “dinle dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek.” Yani Müslümanların yanına “Müslüman’ım” diye yanaşıp Müslümanlardan bir şeyler istifade etmek isteyen insanlar olacak. “Bunlar insanlara iyi görünüp onları aldatmak için böyle yumuşaklığa bürünürler ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Bak; “Bunlar insanlara iyi görünüp onları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki” Mesela sesini yumuşatıyor. Yüzünü yumuşatıyor. Çok seviyor gibi görünüyor. “…ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Dilleri baldan daha tatlıdır.” Ağzından bal akıyor adeta. “Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Yani eğer eline fırsat geçerse vahşi, saldırgan, alçak, haysiyetsiz olur. “Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimseler ağzı güzel laf yapan münafıklardır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).  Hem çok şüpheci olduklarını Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor, Kuran da öyle. Kuran’da çok detaylı anlatılıyor. Sürekli bir oyalanma içinde oldukları anlatılıyor Kuran’da ve hadislerde. Mesela şimdi asrımızda da bakıyoruz. İnternette moda sitelerine giriyor, gazete yazılarını okuyor. Dizilere bakıyor, filmlere bakıyor. Saatlerce bunlarla oyalanıyor. Duhan Suresi, 9’da, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.” Boş vakit geçiriyorlar. Oyalanıyor. Münafikun Suresi, 4’te “…Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar…” Ödleri kopuyor bir haber gelecek, bir şey gelecek, Müslümanlar bir şey söyleyecek diye. “Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının.” Diyor Allah. Bak, “kaçınıp-sakının.” Yani çok dikkatli olun, tetikte olun. “Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” İşte “Allah onları kahretsin.” Ayette Allah’ın onu söylemesi Allah’ın bunların hepsini kahredeceğinin hükmü. Allah’ın hükmü.

Münafık kendi eline bir güç imkân geçtiğinde kalbindeki nefreti ortaya çıkarıyor. Mesela tanınan bir gazetede yazı yazar. Orada başka Müslümanların yazı yazmaması için çalışma yapar. Mesela diyor ki Muhammed Suresi, 22’de “Demek, 'iş başına gelip yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?” Yani eline mesela bir imkân geçiyor. Müslüman mesela bir yerde kitap dağıtmak istiyor. Ona engelletiyor. Bir yerde yazı yazacak, kendisi orada hampa olmuş. Adamları kafalamış. Onu engelletiyor. Veyahut Müslümanlara bir yerden para gelecek, bunu engelletiyor. Müslümanların eline para geçmesini istemiyor. Çünkü İslam’a hizmet edeceği için “onlara sadaka vermeyin dağılıp gitsinler," derler.” (Münafikun Suresi, 7) diyor ya ayette. Münafığın çok ağrına gider Müslüman’ın eline para geçmesi. Hz. Ali diyor ki; “münafığın kalbi taştan daha katı olur” diyor.

ENDER DABAN: “Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler.” (Al-i İmran Suresi, 120) diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) devrindeki münafıklar hep Müslümanların eşyalarını tahrip eden, azgınlık yapan, zarar vermeye çalışan, mesela emaneti götürüyor, emaneti yok ediyor. Veyahut Müslümanların malını hırsızlama alıp kaybediyor. Anlaştığı zaman sözünde durmayıp bozuyor.

“Hocam, üç gündür nefes almadan anlattığınız münafık özelliklerini dinliyoruz. Münafığın bunlara önlem alamaması tam bir mucize.” Tabii. Adam der ki münafık “ben bunları yaparsam bunlar beni münafık olarak tanıyacak. Anlayacak. Ben bunları usulen yapmayayım, adamlar da beni yakalamasın, anlamasın” demesi gerekir değil mi? Yapamıyor. Yani gücü yetmiyor. O münafık alametlerini yapmada kararlı oluyor.

Cemile, “Kıymetli Adnan Hocam, münafıklık alameti gösteren müminlerin arasına sızmış ve Allah için faaliyet yapıyor gibi görünüp ayı zamanda çok dilbaz olup her konuya müdahil olan, etrafındaki müminleri de kendine bağlayan aynı evde yaşamak doğru mudur? Tabii bu kişiye “sen münafıksın” diyemiyorsun. Bu süreçte bu kişiye tahammül mü etmek gerekiyor? Yani sabretmek mi?” İşte ayetlere dikkatlice bakıp, o ayetleri okursun. Eğer normal bir insansa onları yapmaz. Eğer yapmakta ısrar ediyorsa münafıktır zaten. Uzak durmak lazım.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Ben size bir örnek vereceğim” diyor. “Münafıklarla ilgili. Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır, onu temizler bir eve koyar. Uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür. Onu tekrar ayıklar ve temizler sonra tekrar evine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler. Hep aynı işi tekrarlar. Sonunda kurtların hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır. İşte siz böylesiniz. Sonunda içinizde fitnenin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır.” Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zaman için söylüyor. “İçinizde çok az samimi gerçek Müslüman kalacaktır” diyor.

“Mümin mescitte sudaki balık gibidir, denizdeki balık gibi zevk içindedir.” Yani Müslümanların içinde zevk içinde gezer, beraber olur. “Camiden” yani cemaatten “çıkmayı istemez. Mescitteki münafık da kafesin içine sıkışan kuş gibi kaçmaya çalışır ne yapacağını bilemez” diyor “iki tarafa da” diyor. Yani sürekli tereddüt içindedir.

Hâlbuki Müslümanlar arasında işçi, patron, şu, bu falan yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında bütün müminler eşitti. İman, takva esastı. Mesela Zeyd, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kölesiydi. Ama müminler arasında müthiş itibarlıydı. Hiçbir önemi yoktu onun. Mesela ırk olarak zenciydi. Birçok zenci olanlar vardı. Onların hepsi çok itibarlı insanlardı. Mesela Bilal-i Habeşi çok itibarlıydı. Ne ırk, ne makam, ne mevki. Yani işçi olması, patron olması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Camide, mescitte hepsi aynı saflarda namaz kılıyorlardı. Yemek yerken aynı sofrada yemek yiyorlardı. Hanımlar da tercihlerinde takvayı esas alıyorlardı. Böyle işçiyi, patronu esas alan bir kafa sonradan ahir zamanda ortaya çıktı.

GÖKALP BARLAN: Yaş farkının da hiçbir önemi yoktu.

ADNAN OKTAR: Tabii yaş farkı mesela altmış yaşında oluyor, yetmiş yaşında oluyor, eğer müminse onun için hiç fark etmez. Kırk yaşında oluyor, yine fark etmez. Takvası çok önemlidir.

Türkiye eğer modern olmazsa helak olur, ben söyleyeyim. Yani hayati bir devlet politikası olarak bunun uygulanması gerekiyor. Çünkü bağnazlık önü açıldı mı bir parça, bu çorap söküğü gibi gider. Çok çok tehlikelidir. Devletin bu konuda çok kararlı politika izleyerek modern devlet yapısı, modern sanat anlayışı, modern düşünce mutlaka bunu yayması lazım. Yani İslam’ın modern anlamda yaşanması gerekiyor. Modern anlamda nasıl? Sahabe dönemi gibi.

“Kürt kardeşlerim doğa ile iç içe yaşamayı sever. Onları kutu gibi apartmanların içinde yaşamak zorunda bırakmak, onlara acı verir” sözüne karşılık Çiğdem Ayyıldız, “doğru diyorsunuz” diyor.

Şevki Kocabaş, evet benim arkadaşlarımın hepsi namazlarını kılarlar.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 16 Ocak Cumartesi günü kardeşlerimiz Bursa’daki Ördekli Kültür Merkezi’nde bir araya gelip, Kuran ayetleri okuyup, iman hakikatleri üzerine sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Hafta içinde Yeşilköy semtinde kardeşlerimiz üç yüz adet kitabınızı dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, aferin, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 14 ve 21 Ocak tarihlerinde ev sohbetinde buluşarak sizin Kuran’da Dua ve Allah Korkusu kitaplarınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Ne güzel sofra, ne güzel insanlar. Allah onlara ne güzel yiyecekler vermiş maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Antalya ve Manavgat’taki kardeşlerimiz evde buluşup, Kuran’ın yeterliliği ve iman hakikatleri üzerinde konuşup Hz. Mehdi (a.s)’ın bir an önce zuhuru ve dünyanın huzur bulması için dua etmişler.

ADNAN OKTAR: Ne nurlu ev ne nurlu insanlar, ne güzel toplantı, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 19 Ocak’ta Balıkesir Merkez’de kardeşlerimiz iki yüz on beş adet kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca yemekli ev sohbetinde buluşmuşlar. Belgesellerinizi izlemişler ve sohbetlerin sonunda da katılanlara kitaplarınızdan hediye edilmiş. İnegöl’den kardeşlerimiz 21 Ocak tarihinde bin beş yüz adet A9 TV broşürü ve otuz adet Harun Yahya kitabını dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 10 Ocak’ta Çarşamba’da ve 13 Ocak’ta Muradiye’de toplam üç bin üç yüz adet Türk İslam Birliği’nin kurulmasının önemi, evrimin geçersizliği ve komünist Kürdistan tehlikesini anlatan broşürlerden dağıtmışlar. 13 ve 14 Ocak tarihlerinde de ev sohbetinde buluşarak kitaplarınızdan bölümler ve Bediüzzaman Hazretleri’nin Kastamonu Lahikası’ndan bir mektup okumuşlar Gebze’den kardeşlerimiz 15 Ocak tarihinde bir araya gelerek Kuran’dan ayetler okuyup sohbet etmişler. Bu hafta sonu Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde ve Osmaniye Merkez’de sizin yüz yirmi adet kitabınızın ve beş yüz adet A9 kanalının tanıtım broşürünün dağıtımı yapılmış. İstanbul’dan kardeşlerimiz 22 Ocak tarihinde ev sohbetinde buluşmuşlar. Kuran-ı Kerim ve sizin İmtihanın Sırrı kitabınızdan bölümler okumuşlar. Ankara’daki kardeşlerimiz 19 ve 23 Ocak tarihleri arasında Ulus Metro çıkışı, Kolej, Sıhhiye ve Seyran Bağları’nda doksan beş adet Harun Yahya eseri, otuz beş adet belgesel CD’si ve yedi yüz elli adet A9 TV broşürünü dağıtmışlar. Kayseri’deki kardeşlerimiz ev sohbetinde toplanmışlar. Sohbet edip dua etmişler. Avusturya’daki kardeşlerimiz bir araya gelmişler. Münafıklar, iman hakikatleri ve ahir zaman konularında sohbet etmişler. Antalya’daki kardeşlerimiz bir alışveriş merkezinde halkımıza yüz adet eserlerinizden dağıtmışlar bugün. Son olarak Adapazarı Merkez civarında da çok sayıda A9 TV broşürünün dağıtımı yapılmış bugün.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yerde hayır ve bereket, her yerde bir güzellik. Bu güzel insanları aşıp deccal nefes alamaz. Bu güzel bilgileri, bu doğru bilgileri aşıp hayat bulması mümkün değil deccalın. Her yerde cendere içinde yaşayacak ve adım attırmayacağız deccaliyete inşaAllah.

Çiğdem Ayyıldız; Türkiye’nin modern olması demek, bütün Türkiye’nin baştanbaşa Norveç, İsveç gibi olması demek. Kasabalarının, köylerinin, her yerinin modern olması demektir. Yoksa sadece Çankaya, Kızılay, şu bu falanla bitmez. Belirli bir semtin, belirli bir yerin modern olmasıyla bitmez. Ki orada da yeteri kadar bir modernlik yok. Ve insanların modern olması, kıyafetlerin modern olması, sanatın modern olması, hayatın her yönünde modernliğin görülmesi gerekiyor.

Hz. Ali (r.a) buyurdu ki: “Münafık gözlerine hakim olur. Dilediği gibi ağlar. Müminin ağlaması kalpten, münafığın ki ise kafasındandır.” Şeytanlık kurar ve yapar, diyor. (Kenzul Ummal, 169-1) Bu hadis de Hz. Huzeyfe  (r.a)’dan geliyor.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’da yayınlanan Foreign Policy Dergisi, Türkiye’nin PYD’nin davet edilmesi halinde, Birleşmiş Milletler aracılığıyla düzenlenecek Suriye görüşmelerini boykot edebileceğini, Amerika’nın ise görüşmelerin iptal edilmesini önlemek amacıyla Türkiye ve Suudi Arabistan’a üst düzey heyetler gönderdiğini yazdı.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun sen bu işe?

KARTAL GÖKTAN: Siz hep söylüyorsunuz. PYD, PKK aynı olduğunu. Hükümetin güçlü bir şekilde söylemesi gerekiyor, vurgulaması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Bunu tekrar tekrar, politikacıların, siyasetçilerin her yerde, yurt dışında, yurt içinde söylemeleri lazım. Bunlar çok arsızlar. Müthiş başımıza bela olabilirler. Olabilirler değil, oluyorlar zaten. Her yerde terörist, anarşist olduğu bütün dünyaya tanıtılması lazım, PYD ve YPG’nin.

Al-i İmran Suresi, 167’de münafıklar için Cenab-ı Allah; “O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” Münafığın özelliği odur. Kalplerinde olmayanı ağzıyla söyler. Pisliktir, nereye baksan rezilliği anlaşılır. Her yerde de hakikaten imandan çok küfre yakın olduğu anlaşılıyor. Hep küfre hayrandır. Bakın internet sayfalarına, yazılarına bakın. O münafık ruhu hemen anlaşılır münafıklarda. Hemen hissedersiniz. Buram buram küfür kokar böyle. İslam’ın ruhunu bulamazsın.

CİHAT GÜNDOĞDU: Adnan Bey siz daha önce söylemiştiniz. Münafıklar anlaşılamamaktan yakınıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, açıkla biraz.

CİHAT GÜNDOĞDU: Protesto ağlayışları arkasında yatan sebep olarak anlaşılamamak yatıyor.

ADNAN OKTAR: Ahlaksız olduğunu bildiğini bilir münafık. Haysiyetsiz olduğunu herkesin anladığını anlar. Onu ahlaksızlık olsun diye, rahatsızlık vermek amacıyla yapar. Yoksa mesela Yusuf (a.s)’ın katilleri, cinayete karar vermiş olan o münafıklar, babasının bileceğini biliyorlar. Buna rağmen ağlayarak geliyorlar. Babası biliyor. Bakar bakmaz anlıyor. Zaten her halinden anlaşılır. Münafık bilinmeyeceği diye bir konu içinde olmaz. Bilineceğini bilir.

GÖKALP BARLAN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın ve Resulü’nün haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar?” (Nur Suresi, 50) diye buyuruyor. Ve devamlı haksızlık edildiğini düşünüyorlar.

ADNAN OKTAR: O haksızlık iddiaları karşı tarafı suçlamak için yaptıkları alçakça bir eylem oluyor. Yoksa haksızlığa uğradığına inanmıyor zaten. O zarar vermek, ayette diyor ya “zarar vermek, inkarı pekiştirmek için” diyor. Münafığın sürekli yapmak istediği ahlaksızlık ve Müslüman’ı rahatsız etmektir. Zarar vermek amacıyla yapar. Çok dikkatli olunması lazım.

ENDER DABAN: Siz anlatmıştınız Adnan Bey, bakışlarıyla bile rahatsızlık vermeye çalışırlar diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela “gözleriyle neredeyse seni devireceklerdi” (Kalem Suresi, 51) diyor, ayette. Allah gözlerin hain bakışını diyor. Mesela donuklaşıyor, durgunlaşıyor. Sırf İslam’ın, Kuran’ın heyecan vermediğini, imanın heyecan vermediğini vurgulamak için yapar bunu münafık. Mesela Müslümanlar sevinç içindeyken o, hadiste odun gibidirler diyor. Donuk ve anlamsız, ölü gözlerle etrafa bakar. Bitap bir görünümdedir. Ama keyfine uygun bir yer bulduğunda, küfür alameti olduğunda da, orada da hayvani şekilde coşuyor. Hayvan vahşiliği gösteriyor. Gürültüyle Müslümanları rahatsız etmeye çalışıyor. Münafığa eğer bir istediğini yapmazsan akıl almaz hayvanlaşır, vahşileşir. Bir çıkarını elde edemezse akıl almaz vahşileşir. Ufacık bir çıkarını elde edemediğinde bile vahşileşir.

Şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar,” Onlara mesela bir şey alırsan, bir imkan sağlarsan hoşlanırlar. “kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” İşte çirkefleşiyor, ağlıyor, bağırıyor, çağırıyor, rezillik çıkarıyor.” Tevbe Suresi, 58’de bu belirtiliyor.

GÖKALP BARLAN: “Hak lehlerindeyse ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) Diye buyuruluyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bu yıl İslam aleminin en hayati konularını işleyeceğiz. Bir, şeytani derin devlet; İngiliz derin devleti. Yani deccaliyet. İki, deccalin ordusu olan münafıklar. Müslümanların başına bela olan bu mahluklar. Ve bunlarla nasıl Kuran içerisinde baş edilir? İlimle ve irfanla, sevgiyle. Nasıl bu insanlar bu zehirlerini Müslümanlara enjekte etmezler, nasıl bu engellenir? Bunları anlatacağız. Bu genişçe işlenecek bir konu.

Bülent, var mı anlatacağın?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey. İsrail’in tanınmış haftalık gazetesi Markor Rişon, Oktar ve Cihat İsrail’deyken röportaj yapmışlardı. Bu röportaj dün yayınlandı. “Cihat Gündoğdu ve Oktar Babuna geçen hafta misafirperver, ılımlı ve makul İslami bir grubu temsilen İsrail’i ziyaret ettiler” diye yazıyor haberde, röportajda. “Bu grup Süleyman Tapınağı’nın tekrar inşa edilmesi gerektiğine inanıyor ve Musevileri bunun için teşvik ediyorlar. Bu dost canlısı İslami akımın başında tanınmış ve sevilen Türk alim Adnan Oktar bulunuyor. Kendilerinin Kuran’a inandıklarını ve Kuran Müslümanı olduklarını söylüyorlar. Kuran’da Musevilerden Kitap Ehli diye bahsedildiğini, düşman olmadıklarını aksine ilham kaynağı olduklarını anlatıyorlar.” Yapılan röportajda, İslam’da Musevilere karşı nefret olmadığı, İslam’ın teröre karşı olduğu anlatıldı. Sizin Kuran ayetleriyle Musevilerin İsrail’de yaşama hakkı olduğunu açıklamanız üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e karşı tavrının olumlu yönde değiştiği açıklandı. Ayrıca Moşiyah’ın şu an dünyada bulunduğu, tüm alametlerin gerçekleştiği ve kısa süre içinde çıkmak üzere olduğu, gelişi için hazırlık yapılması gerektiği hatırlatıldı. Kuran’da, Tevrat ve Zebur’da bu konuda işaretlerden söz edildi. Sizin Haham Yehuda Glick, Haham Menahem Froman’ı ağırladığınız ve tüm hahamların artık Kral Mesih’in gelişi vakti olduklarını söyledikleri belirtildi. İsrail halkının Hz. Yakup (a.s)’ın evlatları olduğu ve Müslümanların da peygamberi olduğu söylendi.

ADNAN OKTAR: Hz. Yakup (a.s) tabii, Müslümanların peygamberidir. Hristiyanların da peygamberidir. Bütün gelmiş geçmiş müminlerin de peygamberidir. Nasıl Hz. İbrahim (a.s) bizim peygamberimiz, nasıl Hz. Muhammed (s.a.v.) peygamberimizse, tabii ki o da.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 1911 tarihli bir gizli belgede, İngiliz gizli belgesinde İngiltere Başbakanı Lord Robert  Salisbury Türkler hakkında şunu söylüyor; “Fanatik cahil bir millet, barbar kavim” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama bak işte böyle bir kanaatleri var bunların. İşte bunun gitmesi için bizim çok modern, çok klas ve çok kaliteli olmamız lazım. Şehirlerimiz Paris gibi Londra gibi, kasabalarımız Norveç’in, İsveç’in kasabaları gibi olması lazım.

KARTAL GÖKTAN: Devamında da şöyle söylüyor; “Türkler daima Türk kalacaklar, hiçbir zaman Avrupalılaşamayacaklar” diyor.

ADNAN OKTAR: İşte bu kafalarını değiştirmemiz gerekiyor. Dünyanın en modern ülkesi olarak bu kafayı ortadan kaldıralım ve İslam aleminin de kurtuluşu buna bağlı. Eğer biz gelenekçi Ortodoks olursak İslam alemi bizimle beraber batar. Zaten onlar batıyorlar biz de onlarla birlikte batarız. Ama biz böyle bir çıkış yaparsak onlar da bizimle beraber bir çıkış yaparlar, kurtulurlar. Mesela Mısır battı artık, bitti yani mahvoldu. Şu an bağnazlığın karanlığına doğru sürüklendikçe sürükleniyor. Libya bağnazlığın karanlığına sürüklendikçe sürükleniyor.

Allah Resulü münafıkların özelliklerini şöyle açıklıyor. “Her işinde övülmesini çok sever, ismini iyi tanıtmaya çalışır.” İşte basın yoluyla televizyon yoluyla veyahut artık neyse imkanı onunla kendini tanıtmaya çalışıyor.

ZEYNEP DALAMAN: Siz dün söylemiştiniz Adnan Bey, eğer onları överseniz çok şevkli olurlar eğer övülmezlerse o zaman şevksiz ve hiçbir şey yapmıyorlar.

ADNAN OKTAR: Yani bu çok manidar. Bak, “her işinde övülmesini çok sever, ismini iyi tanıtmaya çalışır.” Şimdi bu hazırlayacağım münafık kitabı dünyanın en iyi münafık kitabı olabilir. Münafığın kaçarı kurtarırı yok bu sefer.

Evet, şimdi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK yöneticilerinden Karayılan açıklamasında; “Erdoğan şahsında Türkiye Cumhuriyeti AK Parti rejimi yenilmiştir. Bakınız iki-üç şehir devleti durdurmuştur. Eğer yirmi şehir bunu yaparsa sonuç ne olacak? Herkes şimdiden ders çıkarmalı. Yapılanlar Türkiye’nin birliğini tehdit ediyor. Erdoğan bu pratiğiyle uçuruma yol açıyor. Ortaya çıkacak sonuçtan da kendisi sorumlu olacaktır. Hesap Erdoğan’dan sorulacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: “Mümin; yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, alimdir, takva sahibidir. Münafık ise; insanları arkalarından çekiştiren, yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem odunudur.” Bak “yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem odunu.” Yani çirkef, açık açık çirkin laflar söylüyor, tartışmacı, her lafta ağlayıp zırlayıp ahlaksızlık yapan, Müslümanları huzursuz yapmaya çalışan, her an pislik yapacağım imajında bulunan bir cehennem odunudur. “Şüpheli şeyler yapar” diyor. “Harama riayet etmez.”

“Türk Filmleri harika” diyor “oyuncular mükemmelin alası.”  Hakikaten çok güzel.

Bu sefer münafıklar yanmış. Çünkü çok açık anlatıyorum. Yanmış derken yani etkisiz hale gelecekler. Müslümanlara zarar veremeyecekler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Avrupa’da yaşayan PKK yöneticilerinden Kongra-Gel Halk Kongresi eş başkanı Remzi Kartal “Artık PKK silah bırakmalı HDP bu işi alıp götürmeli noktasına gelirseniz Kürtleri devlete karşı savunmasız bırakır perişan edersiniz” görüşünü savundu. Remzi Kartal, öz yönetim ilanıyla neyin amaçlandığını şöyle açıkladı; “Öz yönetim terimi defakto çıktı diyebiliriz yani biz senin bize dayattığın bizi yok sayan tutumuna karşı biz de halk iradesini ortaya koyuyoruz dendi.  Biz kendi öz yönetimimizi getiriyoruz yani sizin atadığınız valiler, kaymakamlar değil bizim kendi irademizin yansıdığı öz yönetimimizi getiriyoruz denmiş oldu.”

ADNAN OKTAR: Öz yönetim diye bir şey yok. Türkiye’yi bölmek demektir öz yönetim. Kibar isim takmaya ne gerek var? Ayrı bir devlet demektir öz yönetim. Öz domates salçası gibi yani. Öz yönetim bıraksınlar bunu ad değiştirmeye gerek yok. Kibarlaştırmaya gerek yok bölünmenin diğer adıdır. Böyle bir şeye hiçbir şekilde müsaade etmeyiz. Diyor ki işte üç yerde olursa böyle olur dört yerde, yirmi yerde istersen otuz yerde birden yap karşılığını alırsın. Lafa bak, ite kaka bize bunu kabul ettirecekler var mı öyle şey?

“İman sahibi az konuşur çok iş yapar” diyor “münafık da çok konuşur az iş yapar” diyor. Hakikaten çok geveze olurlar. “Mescitteki münafık kafesteki kuş gibidir kafesin kapısı açılınca kuş uçar, kaçar.” Yani Müslüman cemaatinde durmak istemez diyor münafık. Kafesi açtın mı hemen kaçar diyor. “Münafığın alameti günah işlemekten korkmaz, ibadetlere karşı şevki sönüktür, kendisine nasihat tesir etmez.” Hakikaten korkunç bir arsızlık, kaşarlık ve aymazlık içinde oluyor münafık. Ebu Turab Ennahşe (k.s) “Ümmetimin akıbeti hususunda en çok korktuğum kimseler, dili ile bilgili münafıklardır.” Bilgili, dilbaz münafık. Bunlar oraya buraya çıkar böyle mahalle karıları olur ya ara mahallelerde dedikoducu, onlar gibi böyle çok rezil ve çirkef olurlar. Müslümanların başına bela olup Müslümanlık aleyhinde propaganda yapıyorlar. “Münafıklardan uzaklaşınız zira iyi vaktinizde etrafınızda dönüp dolaşırlarken size bir saldırı olduğunda kötü vaktinizde derhal sizden kaçarlar” diyor. Münafık hakikaten öyle oluyor değil mi? Müslümanların zor bir anında hemen.

Evet, Fikret anlat bir şeyler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Binali Yıldırım’ın bir açıklaması var, “Bu ülkeyi bölmeye çalışanlar havasını alır” demiş. “Bilsinler ki bu millet ezelden ebede kardeştir. Birdir, beraberdir, bu milleti bölmeye çalışanlar da havasını alır.”

ADNAN OKTAR: Doğru, hava serbest onlara. Ama toprak yok. İstedikleri kadar hava alabilirler. Yani karış toprak vermeyiz. 

“Münafıklar” diyor “İslam’ı öğrenirler ilim ehliyle Müslümanlarla mücadele ederler” diyor. İslam’ı öğrenip amaçları Müslümanlarla mücadele etmek için yaparlar diyor. Var ya öyle entel dantel tipler züppe, yazarım diye ortaya çıkıyor. Akşama kadar Müslümanlarla uğraşıyorlar.

“Münafık kimseler az bir dünyalık karşılığında dinlerini satarlar” diyor Tırmizi’de.

“Hocam harika programınız. Belçika’dan seyrediyoruz. Selamlar. Seviliyorsunuz.” Aleykümselam.

“Hocam ben arkeoloji okuyorum derslerimizde ilk insan sıfatı çok çirkin. Kuran’da ilk insan Adem (a.s)’ın sıfatının en güzel şekilde yaratıldığı yazar. Ben şimdi okulda bunları söyleyerek Kuran’ın ayetlerini inkar etmiş oluyor muyum?” Damla Özkan. Tabii ilkel maymun mahlukattı diyor halbuki Allah ahseni takvim “en güzel surette yarattım” diyor Hz. Adem (a.s)’i. Burada da mahlukattı diyor.

Bediüzzaman diyor ki, “Münafık imansızdır, inançsızdır, kalpsizdir ve vicdansızdır. Peygamber (s.a.v.))’ın aleyhindedir” diyor. (Emirdağ Lahikası sayfa, 72-79)  Yani zannediyorlar ki sadece Müslümanlara münafık zıt. Bir kere Allah’tan hoşlanmıyor münafık. Peygamberden hoşlanmıyor, Müslümandan da o yüzden hoşlanmıyor. Münafık geniş çaplı bir hasta. 

“Hz. Ali (r.a)’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğz eder.

Lafebesi; o da buranın güzelliğine bozulmuş. Bir kısmı hanımların güzelliğine bozuluyor o da eşyaların güzelliğine bozulmuş. Bunlar niye böyle güzellikten hoşlanmıyor ben anlayamıyorum bunu.

Vurdu ve Gol, Organize Atak. “Stalinist nedir?” diyor “komünist nedir?” diyor. Her ikisi de aynı. Leninist, Marksist düşüncenin uygulaması Stalin tarafından yapıldı. Dehşet yöntemi Stalin tarafından uygulandı. Ve dolayısıyla en acımasız şeklini ortaya koyan ideoloji komünizmin. Lenin daha çok teorisyendir, Marks da teorisyendi. Stalin pratisyen, uygulayıcı, katil. Onlar azmettirici, o uygulayıcı katildir.

“Sultan Ahmet patlaması Dikili Taş’ın yanında gerçekleşti” diyor.

“Hocam ben o kadar alem gördüm, oynayan oyuncu gördüm, dans eden gördüm ama senin gibi müziğe güzel uyanı görmedim. Sen ilksin bu alemde” diyor. MaşaAllah.

Serdar, “Hocam münafığın mutlaka yancı bir kişiliği olması da çok ilginç. Yani müminlerin yanında yancı, oradan ayrılınca yine yancı bütün hayatı yancı” diyor. Hakikaten öyle çeçe sineği gibi gittiği yeri zehirler hastalık bulaştırır. Baş belası yani.

“Çocuklar ölmesin” işte PKK’ya söyle onu sen. Değil mi? PKK’nın asıl halledeceği şey bu. Çocukları öldüren, öldürülmesini teşvik eden PKK.

Fevzi Ran, herhalde Nazım Hikmet’e özeniyor. “İki gündür münafıkları anlatıyorsun Tevrat’tan ve İncil’den de alıntı yapıyorsun neyi anlatmak istiyorsun?” diyor.  Allah kafanı açsın. Günlerden beri anlattığımı anlamıyorsan. Münafıkları anlatıyorum anlamadım diyor. Tevrat ve İncil’den alıntılar yaparak birçok konuyu açıklıyorum “anlamadım” diyor. O zaman bir rahatsızlık var demektir. Ya uykusuzsun, ya dikkatini veremiyorsun bir şey var yani.

“Hocam İmam Hatip öğrencisiyim” Nida yazmış. “Sizden dinlediklerimden sonra okulda hocamızdan Kuran’da münafıklık konusunu anlatmasını istedim bu önemsiz bir konu anlamında bir şey söyledi ve anlatmak istemedi çok şaşırdım. Nerdeyse bütün ders boyunca Suudi Arabistan seyahatini anlattı herhalde bu daha önemli geldi ona.” Halbuki münafıklık Kuran’da en çok vurgulanan konu. Bediüzzaman’a soruyorlar “neden Allah bu kadar çok vurguluyor?” Bediüzzaman bunu çok kapsamlı anlatıyor. Çünkü çok habis, Müslümanlar için en büyük tehlike olan, Müslümanlara ana zarar, yüzde doksan dokuz zarar veren sistemdir. Küfür yüzde birse münafıklık yüzde doksan dokuzdur.

Ruhi Tural, “Bizim yakın çevremizde bazı hareketlerini tam anlamlandıramadığımız dost bildiğimiz insanlar var. Sizin anlattığınız münafık tavırları onları daha iyi adlandırmamızı sağladı. Bunları nasıl etkisizleştirebiliriz? Bu önemli, münafığın zehrini etkisiz hale getirmek sözünüz beni çok etkiledi.” Münafığa münafık karakterini ısrarla anlatacaksın. Müslümanların içinde haysiyetsiz ve itibarsız hale gelir o zaman. Şimdi mesela köpeğin şeklini anlatıyorsun kulaklarını kuyruğunu anlatıyorsun. Kuduz köpek nasıl olur? Ağzından salya akıtır diyorsun. Şimdi sen bunu münafığa anlattığında münafık yanına salyalar akıtarak geldi mi rezil kepaze olur herkese. Onun amacı itibar değil mi? İtibarı tamamen tersine dönmüş oluyor. Dünyanın en aşağılık mahluku haline gelmiş oluyor. Herkesin pislik bildiği bir mikrop olduğu anlaşılıyor. Mesela kobra yılanını sen tarif ediyorsun adam bilmezse kobra yılanıyla karşılaşır gider sevmeye kalkışır. Ne kadar güzel hayvan der değil mi? Ama kobra yılanının sen zehrini anlatıyorsun, tehlikesini anlatıyorsun, görünüşünü anlatıyorsun nasıl aktığını anlatıyorsun o zaman insanlar çok dikkatli olur. Münafığın en etkili konusu, en etkileneceği konu onun tarif edilmesidir. Ben mesela şimdi tarif ediyorum ama bütün İslam alemi cephesinde, bütün İslam alemi topluluğu içerisinde veyahut cephe demeyelim de o bütünlük içerisinde en büyük darbeyi yiyorlar şu an. Çünkü her gören mümin onu tanıyacak ki zaten biz kenardan köşeden anlattık daha çok sistemli, kapsamlı derli toplu tam anlayacakları şekle getireceğim. Öyle ki bakar bakmaz anlayacaklar müminler. Böylece münafık her adımında her yerde, herkes tarafından tanınmış olacak. Mühim olan Müslümanlar tarafından münafığın tanınmasıdır. O da kendinin tanındığını bilecek. Bak bu çok hayati.  Ama tabii oturup cahil cühelanın işte şu münafık bu münafık teşhis koyması falan böyle olmaz. Münafık çok sinsi ve çok zeki bir varlıktır. Öyle herhangi bir Müslüman’ın teşhis edeceği gibi değildir.  Biz alametlerini anlatalım, kitaplarını da hazırlayacağım okuyun o münafık zaten oradan bilindiğini hissedecektir. Sizin ona herhangi bir müdahale etmenize gerek yok. Bu anlatımlardan. O çünkü münafık şeytani bir zekaya sahiptir. Kendisinin anlatıldığını anlar münafık. Şu an mesela yüz binlerce münafık dehşet içindedir. Çünkü güneş gibi tarif ettik adamları. Bütün mesleklerini, pisliklerini tarif ettik. O yüzden şimdi onlar herkesin bunu öğrendiğini düşünerek herkesin ona o gözle bakacağını düşünür. Eğer müminse hemen kendini düzeltir. Eğer münafıksa bakın, bir mucize olarak kendini hiçbir şekilde düzeltemez ve devam eder. İşte oradan anlarsınız. Anladı mı zaten Müslüman ne yapar? Dikkatli davranır, ona malzeme vermez. Vermedi mi zaten münafığın hayatı son bulmuş olur. Çünkü onun istihbarata ihtiyacı var, fitneye ihtiyacı var, pislik yapmaya ihtiyacı var. Sen ona malzeme vermezsen o hiçbir şey yapamaz.

Münafık yazılarında, konuşmalarında hep gizli mesajlar verir. Münafığın dili çok gizlidir. Münafık mesela kaş göz hareketleriyle de konuşur. Mesela bir toplulukta bir kaş hareketi yapar, bir göz hareketi yapar eğer karşısındaki de münafıksa o onu alır, onun mesajını. Ayette Kuran’da belirtiliyor ya, “Kaş göz işaretleriyle, çeşitli mimiklerle anlaşıyorlar.” İşte bu onların gizli ve şifreli konuşacaklarının işareti. Konuşmaları çok gizli ve sinsi olur. Mesela o konuşmanın içerisinde onun bütün pis ahlakı, kini ve nefreti anlaşılır. Mesela peygambere düşmandır, Müslümanların sevdiği insanlara düşmandır. Ağzından adeta lağım akar. Çok kin doludur, nefret doludur. Hemen oradan anlarsın.  Mesela saatlerce, sayfalarca yazışmaları olur münafıkların.  Bakın, tek kelime Allah’tan bahsetmezler, kendi aralarında gizli yazışmalarında, münafıkların böyle mesela es kaza bir yerde rastlarsan, baksan tek kelime Allah’tan bahsetmedikleri görülür. Çok uzun, gizli birbirlerine yazıları olur, yazışırlar. Saatlerce, millet uyurken onlar yazışır mesela münafıklar. Onlar tenhalarda, sessizlerde böyle yarasa gibidirler, karanlıklar içinde uçan yarasa gibi. Kime ne zaman yapışacağı da belli olmaz onların.

Benim daha önce yazdığım kitaplar var biliyorsunuz münafıklarla ilgili, hepiniz okudunuz. Münafıklıkla Mücadelenin Önemi, Münafığın Sırları, Kuran’da Münafık Karakteri. Şimdi bu kitap işte münafıklığın sonu tarzında bir kitap olacak. Çünkü güneş gibi görünecek hale getireceğim. Ufacık bir hizmet yaptığında onu ballandıra ballandıra anlatır münafık.  Ve sanki ondan da mağdur olmuş gibi anlatır.

Mesela diyor ki Tevbe Suresi, 98’de; “Münafık infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarmasını bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe Suresi, 98) Bak cereme sayıyor. Çok az bir şey bile İslam’a faydalı olsa mesela bir yazı yazsa, bir faydalı bir şey verse o ona bayağı ıstırap verir. Çok çeker onun ıstırabını. Felaketlerin sarmasını bekliyor. Mesela Müslümanlara baskın yapılması, dağılması, ezilmesi, maddi gücünü kaybetmesi. Münafığın hep umudu ve heyecanıdır. Hep o ümitle yaşar. Onun için münafık bir an önce gitmek ister çünkü dağılmasını istediği için Müslümanların, o kendini garantiye almak ister kendi kafasınca. Tabii Allah helak eder ayrı mesele. Allah helak etmeden önce, önce ayırıyor, sonra helak ediyor. Münafıklarda bir ceza yöntemi bu.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor. “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Müslüman olduk diye, Müslüman’dan mesela bir şey ister, para ister, yiyecek ister. Benim başımı belaya soktun der gibi. ‘Senin için başımı belaya soktum bari bunu tazmin et’ kafasında olur Müslüman’ın yanında. Ağlar, zırlar pislik yapar. Münafığın özelliği. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da öyle. Ben oradan şimdi size çok zengin örnekler de vereceğim. Bugün değil de yarından itibaren. Sahabe döneminde onların nasıl alçaklıklar yaptıklarını görüp daha iyi anlayacaksınız. Münafık kendini gizler, gerçek yüzünü ancak şeytana gösterir. Ayette diyor ki bak, Bakara Suresi, 14. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik,” Müslümanız, İslam için hizmet ediyoruz “derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise…” Yani onu tabii şu an asrımızda daha çok telefonla,internetle veyahut fısıltıyla yapıyorlar. O devirde gizlice buluşmalar, gizli görüşmeler yapıyorlar. “Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise,  derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Benim onlarla aslında hiç beraberliğim yok. Onun için Müslümanlarla beraber anılmak istemez münafıklar. Çok çekinirler. Müslümanlarla adının çıkmasını hiç istemezler. “Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” (Bakara Suresi, 14) “Eğleniyoruz onlarla, istihbarat topluyoruz, onları kullanıyoruz. Bizim onlarla bir işimiz olmaz” der. Müslümanla adının çıkmaması münafık için çok hayatidir. Çünkü küfür içinde rahat hareket etmesi için buna ihtiyacı olur. Kendi kafasına göre tabii.

“Deccal Hz. Mehdi (a.s)’ı devamlı tarassut, gözlem altında tutar. Muhasarası, kuşatması Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerinden kalkmaz.” (İsafu'l-Rağıbin,’den Tılsımlar, sayfa 212.) Devamlı tarassut, gözlem altında tutuyor. Muhasarası, kuşatması Hz. Mehdi (a.s)’ın üzerinden kalkmıyor. İşte bunu münafıklar kanalıyla yapıyor.

Ey Emirül Mü’minin diyorlar Hazreti Ali (r.a)’ye, “Bize şu Mehdi’nizden bahseder misin?” diye arz edince şöyle buyurdu: “Gitmesi gerekenler gidip de mü’minler azaldığında” yani münafıklar gidip mü’minlerin sayısı azaldığında “ve fitneciler gittiğinde” fitne çıkaran pislik adamlar gittiğinde “işte orada” diye Hazreti Ali (r.a) bulunduğu yerden Mekke’de veya Medine de olabilir, batı tarafını göstererek uzaktan diyor, “zuhur edecek” diyor. Yani İstanbul’dan. (Gaybeti Numani sayfa 250)

“Ruhum, bir tanem münafıkları o kadar güzel, o kadar hikmetli anlattın ki Allah’a binlerce şükürler olsun. Allah bir kez daha düşünüp, tövbe edip dikkatimin açılmasına vesile oldu.”

Şu an yüzbinlerce münafık panik haldedir. Bir tane, iki tane, on tane değil. Çünkü bütün maskeleri ortaya çıkacak. Bediüzzaman diyor ki: biz de işte Mehdi öncüsü olduğumuz için, biz de bu durum zuhur ediyor. “Ahir zamanda” diyor “Mehdi deccaliyetin oluşturduğu o cereyanı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır” diyor. Bak “o münafık cereyanı” diyor. Yani münafıklığı ortadan kaldırır. En hayati konu münafıklıktır. Öyle olsaydı küfrü kaldıracaktı der, onu demiyor. “Cereyanı münafıkaneyi kaldıracak” diyor. “Ali Beyt’ten” diyor Bediüzzaman “Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, nurlu şahıs, o süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyanı münafıkaneyi, münafıklık akımını, yok edip dağıtacaktır” diyor Mektubat sayfa 53’te.

Gece vakitlerinde münafıklar çok şedittir. Gizlice kalkar, pisliğini yapmaya başlar, gece. Bak diyor ki Mü’minun Suresi 67: “Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak” yani İslam’a, Kuran’a karşı büyüklük taslayarak, onlar zaten mesela Kuran’la resim çektiremez, utanır. Mesela Müslüman ismi olmasından utanır. İslam’ı anlatan kitaplardan utanır.  Allah’tan utanır. Mesela La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah yazan bir yazının yanında resim çektirmek istemez. Böyle mesela, entel dantel dinsiz imansız onların gölgesinde olmak ister. Onlarla tanınmak ister. Bak “Ayetlerime karşılık büyüklük taslayarak gece vaktinde hezeyanlar sergiliyordunuz” yani zırvalar. Psikopatça, mesela gizlice yazışıyor, telefonla yazıyor, internetten yazıyor veyahut gece yarısı giyiniyor, gizlice bir yerden iniyor. O münafıklarla bağlantı kurup onlara bilgi veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında tabii daha ziyade böyle yılan gibi akıyorlardı sessiz sedasız ayaklarının ucuna basarak. Gece yarısı münafıklara bilgi aktarıyorlardı. Ama şu an çağımızda tabii bu internet telefon, mesela telefonunu bir yerde saklıyor. Gizli bir telefonu oluyor yahut internete gizli bir yerden giriyor. Münafığın da uçsuz bucaksız imkânı var şu an. “Senin yanında tamam kabul derler” inandık derler. “Ama yanından çıktıktan sonra” şeytandan Allah’a sığınırım, “onlardan bir münafık grup karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar” bak karanlıklarda. Niyeyse o şeytani ruhu karanlıkta daha atağa geçiyor. “Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor, sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa Suresi, 81)

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Fotosentez Mekanizması

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü