Harun Yahya

Sohbetler (25 Ocak 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio


BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Fikret başla bakalım gazele dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Tunceli’nin Pertek ilçesinde üç PKK’lı terörist güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonla yakalandı. Yakalanan örgüt üyelerinin evlerinde, kaymakamlık, emniyetin krokileri, hakim, savcı ve emniyete ait araçların plakalarını içeren listeyle, patlayıcılar ele geçirildi.

ADNAN OKTAR: Tam tipik komünist hareket. Yani Stalinist, komünist azgın bir güruh. Ev aramaları önemli. Fakat evi arandıktan sonra vatandaşa para verilse iyi olur. Mesela bir cemile olarak, mesela; evi arandı. Bin lira vereceksin. Teşekkür edeceksin, bir de hediye verip çıkacaksın. Ev aramaları hayati bir şey. Her yerde kuşkulu olan evlerin aranması lazım. Kuşku duyulmuyorsa da aranması lazım. O iyi bir yöntem yani yıldırıcı olur. Çok askerle yapılması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın Marmara sorumlusu bir dergiye yaptığı itirafta; “İngiliz ajanlarının PKK’lı teröristlere geziye katılmaları çağrısında bulunduklarını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Bak yavaş yavaş açılmaya başlamışlar. İngiliz derin devletini biz açıkladıkça dilleri çözülüyor. PKK hareketini organize eden tek yer vardır. Londra’da İngiliz derin devleti. Başka hiçbir güç, hiçbir bağlantı yok. Yani saf budur olay. PKK; herifler hep kro herifler. Maganda böyle dökülen, öküz gibi adamlar.

YASİN BEY: Adnan Bey, Kerem Berti de, YDG-H kurucularından İstanbul’dan sorumlu, itiraf ediyor zaten, “PKK, İngiltere’nin derin devleti tarafından kurulmuştur. Onları iyi analiz etmek lazım” diyor.

ADNAN OKTAR: Öcalan zaten defalarca anlatıyor. “Bizim PKK harekatını kuran, yöneten, İngiliz derin devletidir” diyor. Ama yavaş yavaş millet uyanmaya başladı. Hükümet, bakanları bile, “YPG işte ne var onda? PYD, normal parti, legal parti falan.” Dedik çok büyük bir tehlike ne yapıyorsunuz falan? Her yeri uyandırdık. Sonra Allah razı olsun. Başbakan, Cumhurbaşkanı bunlara gereken dersi vermeye başladı. Saydırdı demiyorum da.

TARKAN YAVAŞ: Salih Müslim gelip gidiyordu sürekli.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim ne işi var adamın? Direkt PKK’lı yani. Adamı saygıyla karşılıyorlar. Ondan sonra geriye ne kaldı zaten? Ha Öcalan, ha Salih Müslim aynısı.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle devam ediyor; “İngiliz istihbaratından üst düzey bir ekiple olayların ikinci gününde Fatih’teki bir hamburgercide bir araya geldik. Bana “Kürtleri buraya çek.” Yani gezi olaylarına. “”Hükümet kesin olarak düşecek. Sen de kahraman olursun” denildi. Ancak Kemalistlerle aynı karede yer almak isteyen tabandan olumlu tepki gelmedi” dedi.

 ADNAN OKTAR: İşte bak anlatıyor. Bu akşam da Haber Türk’te İstanbul’un işgalinde İngiliz ajanları İstanbul’da cirit atıyor diye anlatıyorlarmış. Bak hepsinin dili çözülmeye başladı. Öncülük görevimiz çok önemli.

O kadar da değil. Çocuklar çok çekiniyorlar dekolte olan. RTÜK falan bir sorun falan. Herkes, bütün kanallara bakın hepsi dekolte yani. Bize gelince mi yasak olacak?

Ben örneklerle anlattım. Amerika’da böyle bir yapılanma olsa, Amerika’nın bir bölümünü işgal etseler, terör olayları olsa, Amerika ne yapar? Cehenneme çevirir orayı. Atom bombası bile atar. Mesela; IŞİD, yan kolları çeşitli isimlerle karşısına gelse. Mesela; MIŞİD, TIŞİD diye iki tane şey kursa. Ya biz IŞİD değiliz. Biz MIŞİD’iz. Öbürü de biz TIŞİD’iz falan derse Amerika yer mi onu? Kardeşim bize yedirmeye kalkıyorsun YPG’yi, PYD’yi. Çok ayıp.

TARKAN YAVAŞ: Aynı sizin verdiğiniz örneği veriyorlar Hocam bu konuda.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Resulullah (s.a.v.) zamanında, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında ne kadar çok münafık varmış? Vay pislikler vay. Hiç bilinmiyor. Kimsenin de anlattığı yok. Mesela; Tebük Seferi’nde birçok münafık sefere katılmıyor. “Biz gelmeyeceğiz” diyorlar. Niye? “Gelmiyoruz. Medine’de kalacağız biz” diyorlar. Çok acayip bir tehlike. Medine’yi alabilecek güce sahiplermiş münafıklar. Yani Peygamber (s.a.v.) ordusuyla oradan ayrılsa işgal edecek güce sahiplermiş yani. Peygamberimiz (s.a.v.) bakmış bunların işgal tehlikesi de var. Müslüman bunlar ama bak namazında niyazında, “elhamdülillah” diyorlar. “Her şey var bizde” diyorlar. Yerine Hz. Ali (r.a)’yi bırakıyorlar. Çok delikanlı dedem, dünya tatlısı o, çok vefalı, çok güvenilir. Şiilerin bu kadar Hz. Ali (r.a)’yi sevmeleri çok doğru bir hareket. Sünnilerde ben onu o kadar göremiyorum. Yani mesela aşkla, çok sevmeleri lazım. Çok çok sevmeleri lazım. Mesela; Dırar mescidini kurma fikrini münafıklara veren Ebu Amir isimli bir kişi Bedir Savaşı’nda müşrikler safında Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı savaşan birisi. Ama “Elhamdülillah Müslüman’ım” diyor sonradan. Şam’da bağlantısı olan biri. Şam’da Rum’la vs. bağlantısı olduğu için o devrin münafıkları bu adamı çok önemli görüyorlar. Kuba köyündeki münafıklara mescid yapmaları fikrini veriyor. “Öyleyse siz kendi mescidinizi yapın” diyor. “Gücünüz yetebildiği kadar kuvvet ve silah hazırlayın. Ben de Rum hükümdarı Kayser’e gidip Rumlardan asker getireceğim.” O zamanın işte derin devleti. İngiliz derin devletinin karşıtı güç o zaman Kayser. Şu an İngiliz derin devleti bu görevi yerine getiriyor. “Ben de Rum hükümdarı Kayser’e gidip Rumlardan asker getireceğim. Muhammed (s.a.v.) ve ashabını Medine’den çıkaracağım” diyor. Aklı görüyor musun? Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “bu mescidi hastalar için, soğuk günler için yaptık. Gel namaz kıldır” diyorlar. Oysa içeriye silah yığmışlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Tebük’e gitmek üzere hazırlandığı sırada Dırar mescidinin kurucularından beş kişilik bir heyet gelerek; “Ya Resulullah (s.a.v.) kış gecesinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve hacet sahibi olanların namaz kılmaları için bu mescidi yaptık. Sel geldiği zaman vadi Kuba mescidi cemaatiyle aramızda engel oluyor. Namazımız kendi mescidimizde sel çekilip gidince de onlarla birlikte kılacağız. Senin gelip bize mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler. Halbuki orada amaçları Resulullah (s.a.v.)’ı vurmak, şehit etmek istiyorlar. Silah yığmışlar, hazırlanmışlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) dünya güzeli Peygamberimiz (s.a.v.); “Ben şimdi sefere çıkmak üzere meşgul bulunuyorum” diyor. “Seferden dönüp gelecek olursak ve Allah dilerse yanınıza gelir onun içinde size namaz kıldırırız buyurdu” diyor. Sefer dönüşü Dırar mescidi kurucuları yani münafıklar gelip Peygamberimiz (s.a.v.)’i mescidlerine götürmek istiyorlar. Efendimiz (s.a.v.) münafıkların bu davetini kabul buyurarak gitmeye karar veriyor. Allah, Tevbe suresi, 107-108 ayetlerini indiriyor. Vahy geliyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Peygamberimiz (s.a.v.) biliyorsunuz baygınlık geçiriyor vahy geldiğinde. Üstüne tülbent örtüyorlar. Allah, Dırar mescidinin hakkında, asıl amacının ne olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahy ile bildiriyor, Cebrail (a.s). Peygamberimiz (s.a.v.) bu ayetlerin nazil olmasından sonra Mâlik bin Duhşum ile Asım bin Ali’ye ; “Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız” diyor. “Onlar da akşam ile yatsı arasında gidip binayı ateşe veriyorlar.” Kundaklıyorlar. Ahşap bina. Allah, kundaklandıktan sonra; “sen bu mescidin içinde hiçbir zaman durma” diyor vahy ile. “Daha ilk günden takva temelinde kurulan mescid senin burada namaz ve diğer işlerde durmana daha uygundur. Orada arınmayı içten arzulayan adamlar vardır. Allah arınanları sever” (Tevbe Suresi, 108) diyor. Ya kardeşim belanın büyüklüğüne bak. Adamlar büyük bir bölümü yani “Biz gitmeyeceğiz” diyorlar. Niye? “Öyle. Bizim içimizden öyle geliyor” diyorlar. Resulullah (s.a.v.) da şimdi az yanında sahabe sayısı. Aslında haklarından gelir. Ama tabii emin olamadığı için, hükmü tam bilmediği için bir şey yapmıyor.

Ne korkunç bir şey? Allah vermesin. Peygamber (s.a.v.). İnsanlar da şaşırıyor neden bu kadar çok münafık ayeti var? Adamlar zibil gibi. Şimdi münafık sayısı az oluyor. Mesela; münafık bir cemaatte kaç tane çıkar? Üç, beş, on, en fazla o kadar yani. Çok ciddi bir güç oluşturmuyorlar. Mesela bak o zamanın münafığı Abdullan bin Übey; “Muhammed (s.a.v.) güç durumda” diyor. Şiddetli sıcaklarda veya çok uzak diyarlarda Beni Asfarlarla, Bizanslılarla savaşacak. Herhalde o Beni Asfarlarla çarpışmayı oyuncak sanıyor. Vallahi onun ashabını bir sabah ikişer ikişer iplere bağlanmış olarak görüyor gibiyim sanki” diye Müslümanların moralini bozmaya çalışıyor. Ne kadar pislik adam varmış? Allah. Her yer pislik kaynıyormuş. Hanımları da bayağı rahatsız etmiş Peygamber (s.a.v.)’i. O yüzden makamı çok yüksek. Ama böyle şeyler tabii, -Hz. Ali maşaAllah yiğit delikanlı, yiğit sahip çıkmış- fakat tabii daha da öyle çok güçlü kabadayı delikanlılar gerekirdi. Biraz sakin davranmışlar. Resulullah (s.a.v.)’a bu söz ettirilir mi?

Sevgiyle ilgili bir etiket yapalım. Ne diyelim? Sevgi Güzel Ahlaktır diyelim.

“Dünyada hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile o gün benim sülalemden, benim evlatlarımdan Mehdi’nin Deylem eyaletine” yani PKK’nın olduğu bölge “ve Kostantiniye şehrine” İstanbul’a “sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır.” (Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyil Ahir Zaman, sayfa 74.) “Uzak yerlerdeki askerleri Hz. Mehdi (a.s)’a biat edecek.          “ İşte Azerbaycan’dan, Rusya’dan, Japonya’dan, neredeyse. Askeri demek talebesi. “Zulümü ve zalimleri engelleyecek.” Yani bu terörü, şiddeti, kan dökmeyi engelleyecek. “Ülkeler düzelecek.” Yani terörden, anarşiden, fakirlikten, kalitesizlikten kurtulacak. “Cenab-ı Hak kendisine” Mehdi (as)’a, “İstanbul’u fethettirecektir. Ukayli En-Necmus-sakıb fi Beyanı Ennel Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Alet-Temam Vel Kamal diyor. “Allah, Kostantiniyye’yi,” İstanbul’u “çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecek. Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.” Kim söylüyor? Berzenci söylüyor. Kıyamet Alametleri kitabı, 181’de.

Kardeşim bir kere, “Kutsal Emanetler neredeyse Mehdi (a.s) orada” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Allah Mehdi’yi bir gecede ıslah eder. Rum şehrini” İstanbul’u “tekbir ile fetheder.” (Muhyiddin Arabi Fütuhat-ı Mekkiyye 366. Bab, Cilt 3, sayfa 327.)

Mesela bazı tipler oluyor. Bazı kişilerle görüşüyorlar. İsim vermeyeyim. Basından falan çok verebiliriz. Bunların görüştüğü kişilerle halk görüşmez. O adamlar görüşmek için onlarda bir züppelik ayarı bekliyorlar. Yani züppe bir üslup ve özellikle İngilizce çatlatmak. Yani bir akıcı İngilizce istiyorlar benim gördüğüm. Bir de yüksek ayarda züppelik. Yani dik başlılık, insanlara tepeden bakmak, entel ağzıyla konuşmak, halkın bilmediklerini birbirine söylemek. İşte o onu etiketliyor, o onu etiketliyor. O ona beğendi yapıyor. O ona işte “şekersin, balsın” falan bir şeyler diyor. Böylece aralarında yoğun bir bağlantı oluyor ama birbirlerinden de benim kanaatim, anladığım nefret ediyorlar. Birbirlerine muhtaç bunlar fakat her biri ayrı büyük olma peşinde. Mesela; öbürünün büyüklüğünü kabul etmez o. Onun büyüklüğünü de öbürü kabul etmez. Ama ayrı ayrı hepsi büyük olma peşindeler. En sonunda da işte devleti yöneten adam olmak istiyorlar. Türkiye’ye akıl veren Türkiye’yi yönlendiren, bazen televizyonlarda öyle tipler çıkıyor.

Bu derin devlet hayranı olan İngiliz derin devletinin hayranı olan, o gücün etkisinde olan tipler, mesela Türkiye’de toplam yüz kişi falandır. Dünya çapında da öyle çok çok kalabalık değiller. Hadi olsun olsun da en fazla olsun bin kişi falandırlar. Genellikle kendi aralarında bir klan yapılanması içindeler. Üslupları genellikle hep tabii İngilizce konuşuyorlar, İngiliz hayranlığı hakim daha çok bu PKK konusunda, PKK’nın haklı olduğu tarzında bir mantıkları var. Güçlüden yana gibi görünüyorlar onlarca güçlü görünüyorlar. Çünkü İngiliz derin devleti güçlü olan PKK diye göstertiyor yani PKK’yı güçlü gibi gösteriyor destek de verdiği için. Onlar da PKK yanlısı oluyorlar genellikle, böyle uç şeyleri savunan ama kendi davasından uzak olan adamlar oluyor. Bunların hiçbiri Hz. Muhammed (s.a.v.)’ten bahsetmez utanır Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Kuran’dan utanır mesela bunların Kuran ile çekilmiş resimlerini göremezsiniz, İslami eserlerle çekilmiş resimlerini göremezsiniz ama böyle züppelerin, it kopuğun kitaplarını falan onlardan kendilerince bir nemalanmak isterler yani onlarla gurur duyarlar. Ayette diyor ya hani; “küfrün yanında mı arıyorlar onuru ve büyüklüğü?” işte onur ve büyüklüğü küfrün yanında ararlar. Bu zaten bu dangalakları internete girdiğinizde hemen anlarsınız üsluplarından, konuşmalarından, tavırlarından hemen anlaşılır. Bir kısmı saflığından yapıyor, bir kısmı kandırılmış olarak, bir kısmı büyüklük hissinde, bir kısmı büyümek istediği için, bir kısmı aşağılık kompleksi içinde olduğu için yapıyor. Ama bunların bir ortak dili oluyor bu konu tabii bir kitap olabilir örnekler verebiliriz yazılarından. Normalde bu yancılar yahut bu garibanlar zavallı insanlar. Genellikle Müslümanların yanına sığınan tipler böyle yancı, geçinen ezik insanlar. Ama Müslümanların içerisinde bir istedikleri itibarı tam bulamıyorlar daha büyük olmak istiyorlar o eziklikten kurtulamıyorlar. O eziklikten kurtulamadıkları için de arayış peşinde oluyorlar o arayışla birçok yine kendisi gibi zavallıyla bağlantıya geçip bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Dikkat ederseniz hep fakir insanlar hep garibanlar. Mesela Londra’da direğin etrafında döndüm diyor yani yüz binlerce direk var Londra da, kediler köpekler de onun etrafında dönüyor böyle dayanan da oluyor. Yani bu niye bu kadar önemli oluyor? Çok garibanlar, insanların gözünde de hakikaten büyük olacağını zannediyorlar.

“Adamlık dinine hiçbir şartta tenezzül etmemen senin candanlığının en büyük ispatı, her kim olursa olsun adamlık dinine yeniliyor ve samimiyetsizlik yapıyor birçok insan diyor. Senin o konudaki dürüstlüğün ve asaletin çok güven veriyor gelen misafirler de bunu görüp müthiş etkileniyorlar maşaAllah” diyor. Nalan yazmış.

Normalde böyle ezik tipler Müslüman insanların izzetiyle şerefiyle bir yere geliyorlar ama sonra büyüme hissi geliyor onlara eziklik hissi geliyor. Adeta maneviyatlarını yok ediyorlar ve sonra da şımarıp azıyorlar kontrolü zor hale geliyor. Yalan yere yemin etmeleri, bozuklukları hep kaynağı o.

Yani bir adamın yamukluğunu internetteki arkadaşlarından anlayabilirsiniz, yazılarından anlayabilirsiniz, dine bakış açısını, İslam’a bakış açısını. Onlar Kuran’dan bahsetmekten utanır. İslam’dan Allah’tan Kitap’tan bahsetmekten utanır, küfürle de gizlice bağlantı kurar. Gizlice. Ayette zaten gizlice yaptıklarını söylüyor. “Gece yarısı hezeyanlar kurarlar” diyor. Ama haya olmaz münafıkta, münafık kendisiyle ilgili olduğu konusunda bir bağlantı kuramaz, kurmaz çok kaşardır münafık yani yüzüne tükürsen yağmur yağıyor zanneder hiç alınmaz. Kuran ayetlerinin kendine baktığını hiç anlamak istemez ve aynı arsızlık, aynı pisliğine devam eder. Resulullah (s.a.v.) zamanında öyle, Hz. Musa (a.s) zamanında öyle, asrımızda öyle hastadır münafık.

Nisa Suresi 81’de “Tamam, kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Mesela diyorsun ki pislik adamlarla bağlantı kurma. Daha fazla bağlantı kurar. Haysiyetsizdir yani. “Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa Suresi 81) Münafığın en önemli özelliği arsız, pişkin, hayasız, ısrarlı ve kararlı olmasıdır yaptığı işlerde. Yani ayet ile hiç muhatap değilmiş gibidir münafık.

Bir münafığın hastalığını anlamak istiyorsanız asrımızda Allah kolaylık yaratmıştır. Bakın Facebook’una, internetine bütün hastalığını görürsünüz tablo gibi çıkar. Kimlerle görüşüyor ne yapıyor, Allah’a bakış açısı nedir, Kuran’a bakış açısı nedir? Hiç Allah sevgisinden bahsetmez münafık, peygamber sevgisinden hiç bahsetmez. Varsa entel yoksa dantel tek kelime bahsetmek istemez ağırına gider utanç duyar.

KARTAL GÖKTAN: Bir hadis okuyabilir miyim münafıklarla ilgili?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır, selamları lanettir, yemekleri gasp ve yağmadır, ganimetleri hile ile kazançtır, mescitlere aralıklı yaklaşırlar, camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler, kibirlidirler, ne sevilirler ne de severler. Gece odun gibi sessiz gündüz gürültücüdürler.”

ADNAN OKTAR: Bak odun gibi sessiz, o psikopatlıkları zaman zaman içe kapanan şeytan ile transa geçen o manyak hallerini söylüyor. Zaman zaman da şamata yaparak bağırtı çağırtı ile Müslümanları faaliyetten, faydalı şeylerden men etmeye çalışırlar. Pislik ve kavgacıdır, her an olay çıkartmaya hazırdır. Resulullah (s.a.v.) zamanında da, Hz. Musa (a.s) devrinde de, zamanımızda da aynı kafadalar. Ama yüzsüzlük münafığın ana özelliği mesela bu ayetleri okuyoruz değil mi münafık hiç alınmaz, hiç onun alakası yokmuş gibi çok hayasızdır. Halbuki mümin, münafık alametlerinden içi korkar yani çok içi titrer.

Münafıklar için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Dilleri baldan daha tatlıdır.” Çok laf yaparlar diyor. “Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Pislik, saldırgan, bağıran, çağıran, ağlayan, zırlayan, itlik yapan, iftira eden, gerektiğinde rahatça yalan söyleyen bir yapıdadır. (Tırmızi Zühd 60. Bölüm)

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum, güzel konuşmasını bilen ve kalbi cahil olan her münafıktır.” Bak aklı değil, kalbi cahil yani sevgisiz, merhametsiz, egoist ve bencil, vahşi, Allah’a karşı vahşi, peygambere karşı vahşi dolayısıyla Müslümanlara karşı vahşi. (Ramuz El-Ehadis, hadis numarası 1535)

Nisa Suresi 139, “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler.” Yani entel dantel kafada takılarak böyle dinsizlerle, PKK’lılarla, PKK yardakçılarıyla, İngiliz derin devletinin alçaklarıyla bir bağlantı içine geçerler. “'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar?” diyor Allah. Ne arıyormuş demek ki? Kuvvet arıyor, gelecek korkusu münafıkta çok şiddetlidir. “Benim geleceğim ne olacak? Ne yapacağım?” Onun için asrın Firavun’u, deccalı kimse gider ona teslim olur. Hani diyor ya “çorba dağları, et dağları vardı yanında.” İşte o dağlardan onun payına bir şey düşeceğini düşünür onun için onun yalakası olmak ister. “Ve onuru” yani enaniyet, büyüklük ve gururu ancak deccale uymasıyla, deccal taraftarlarına uymakla elde edeceğini düşünür. Onun için derin devlet yalakası olur İngiliz derin devletinin isteyerek veya istemeyerek onun azgın bir iti olur. “Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” diyor Nisa Suresi 139.

“İyi akşamlar Adnan Bey, ismimi okumazsanız sevinirim. Hocam eşim madde kullanıyor ne yapmam lazım? Şu anda programı seyrediyoruz eşimle.” Herhalde esrarı kastediyordur, esrar akciğeri tahrip eder, kafayı tahrip eder hiçbir faydası da yok. Tehlikeli bir madde de, beyni vücudu sarsan bir madde. Zaten kanun da yasakladıysa bir şeyi yapmak, çok çirkin değil mi? Eşini de tedirgin ediyor kendi de tedirgin yaşıyor ne var onun vereceği mutluluk, ne olur yani? Zaten tütünle içiyorlar onu zaten sigara baştanbaşa bela yani bir dert onun üstüne bir de uyuşturucu alıyorsun daha da kötü.

Münafık kendi üstüne hiç olayları almaz, hep kendine hüsnü zan eder. Fussilet Suresi 50’de diyor ki Cenab-ı Allah; “Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülsem bile muhakkak Onun katında benim için daha güzel olanı vardır” der.” Ahirette de çok iyi olacağı kanaatinde “bu zaten benim hakkımdı” diyor Allah ona bir nimet verdiğinde Allah’a şükretmiyor, hamd etmiyor “bu benim zaten hakkım” diyor.

Münafıkların yakın çevresi genellikle küfürden oluyor küfür kafalı oluyorlar. Mesela Alak Suresi, 17’de “O zaman yakın çevresini ve yandaşlarını çağırsın” diyor Allah Alak Suresi’nde 17 de. Yani arkadaşlarını o hampalık yapan tipleri çağırsın. “Biz de zebanileri çağıracağız” diyor Allah. “Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün.” Gizlice dostluk kuruyor. Hem Müslümanların içerisinde alçakça küfürle sürekli bağlantı halinde onlardan izzet ikram ve büyüklük bekliyor. Ahzab Suresi, 67 “ve dediler ki: ”Şeytandan Allah’a sığınırım; “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldu.” Şimdi adamların efendileri kim? İngiliz derin devleti. Büyükleri kim? Onların yalakaları.

Sevmek çok güzel bir duygu. İnsanların bir kısmı böyle güzel bir varlık oldu mu hemen onu ezme yanlısı oluyor. Yani onu tahrip etme. Halbuki o güzel varlığı daha da yüceltmek daha güzelleştirmek önemli. Tablo gibi Allah onu saklamış değil mi o büyük bir nimet. Güzelse daha da güzelleştirirsin.

Zuhruf Suresi, 54’te diyor ki: “Firavun kendi kavmini küçümsedi, onlarda boyun eğdiler.” Yani bu tipler yancılar kendilerini aşağılayana hayran olurlar. Kendini aşağı görür ona yalakalık yapar. Ona yaranmaya çalışır. Onun aferinini kazanmaya çalışır. Zaten bütün çektikleri çile oradan kaynaklanıyor. Onların zavallılığını görmek için internete bir girin bakın bu zavallılığın tarla gibi önünüze yayıldığını göreceksiniz. Nasıl yalakalık yapıyorlar? Mesela Amerika’ya şirin görünmek Amerikan derin devletine, İngiliz derin devletine şirin görünmek için nasıl kendilerini aşağılıyorlar ve nasıl paralıyorlar?  Kendilerini ne kadar zavallı görüyorlar o yalakalık içerisinde nasıl İngilizceler döktürüyorlar neler yapıyorlar? Zavallılıklarını ruh hallerini çok güzel adeta bir tıp kitabı gibi çıkarabilirsiniz.

Münafıklar küfri konular mesela böyle pislik konular falan oldu mu saatlerce konuşurlar. Yazıları yazar yapar bilmem bayağı riski de göze alır. Mesela sinsi sinsi her türlü pisliği yapar. Maide Suresi, 62’de diyor ki: “Onlardan çoğunun günahta,” bak “düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür” diyor. Ya Resulullah (s.a.v.) ne kadar bu münafıklarla muhatap olmuş ve ne kadar zormuş onun durumu. Ben bu yeni kitapta bu konuları anlatıyorum yani hayret edecek insanlar.

Ayrıca münafık alametlerini anlatırken münafık alametleriyle zaten Müslümanlar ilgilenir. Münafık zaten muhatap olmaz münafık alametleriyle. Yani münafık alametleri kimleri mesela beni seni hepimizi bütün Müslümanları ilgilendirir. Biz etkileniriz ondan. Allah’tan korkan olduğumuz için. Allah’tan korkmayan zaten etkilenmez münafık alametinden.

ENDER DABAN: “Kendini müstağni gören gerçekten azmıştır” diye bildiriyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii mümin kendini müstağni görmez. Biz münafık alametlerini anlatırken hepimiz üzerimize alarak anlatıyoruz. Münafık zaten oralı dahi olmaz. Ya çok kaşar olur münafık.

Münafıklar işte daha çok geceleri faaliyet yaparlar ama tabii uygun zaman kollarlar.“Önlerinden arkalarından sağlarından ve sollarından sokulacağım” diyor şeytan. Yani ins ve cins şeytanlar. Yani ne demek? Yılan gibi akacak sessizce. İşte ne diyecek? “Çok seviyorum. Çok saygı duyuyorum.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında adam katiplik yapıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) gece kalkıyor, o da onun yanına gidiyor. Gündüz kalkıyor, gündüz yanına geliyor. Hiç boş bırakmıyor. Ama amacı istihbarat.

Aydan Yılmaz, “Bu adam bu kadınları hipnoz ediyor galiba. Değişik bir gücü var kadınlar üstünde.” Mısır yazıtlarında da Hazreti Musa (a.s) için diyor. “O kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. “Büyücü” diyor. Hz. Musa (a.s) için “büyücü” diyor. “Kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Allah korkunuzdan dolayı sizi deli gibi seviyoruz biz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Türkmen Dağı’na ve Suriye geneline yönelik Rus saldırıları son günlerde çok arttı. Türkmen Dağı ve çevresinde son kırk sekiz saatte yirmi köyü ele geçirdiler ve şu an Twitter’da “Türkmen Dağı’nda katliam var” şeklinde bir etiket de var. “Şu an tamamen düştü” diyorlar o bölge için.

ADNAN OKTAR: Zaten orada durulmaması lazım. Yani belli, orada direnmek falan, “Biz kahramanca direniyoruz” falan. Karşında Rus ordusu var, Amerikan ordusu var. İngiliz derin devleti asıl organize ediyor. Senin elinde tüfekler var. Tabanca var. Öyle bir kahramanlıkla alakası yok ki. Yani mücadelenin şekli yanlış. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hiçbir zaman için öyle bir şeye tevessül etmedi.

“Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler.” münafıklar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,” gece daha çok münafık hareket eder. “onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır.” (Nisa Suresi, 108)

Mesela kadın diyor ki; Yusuf Suresi’nde, münafık kadın. “Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa,” Bak, emretme, sevgide böyle bir şey olur mu? Ve fuhşu emrediyor. “mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak.” (Yusuf Suresi, 32) Sevgi diye bir şey yok. Düşmanlık var. Sorsan “Hz. Yusuf (a.s)’ı acayip seviyorum” diyor. Seviyorsan niye hapse atmaya kalkıyorsun? Niye hapse attırmaya gayret ediyorsun? Bütün münafıklarda ilk hedef Müslümanlar için ya öldürmek ya hapse attırmaktır. Her münafığın kalbinde yatan budur. Resulullah (s.a.v.) zamanında da, Hz. Musa (a.s) zamanında da, Hz. İbrahim (a.s) zamanında da hiç değişmemiştir.

“Türkmen Dağı düştüğünde Esad rejimi de sınırımıza dayanmış olacak” diyor. Esad rejimiyle biz zaten sınır komşusuyduk. Yani bu olaylar çıkmadan önce boydan boya Suriye ile yüzlerce kilometre sınırımız vardı. İlk defa olan bir şey değil ki.

Şimdi ahirette yancılarıyla beraber oluyorlar yalakalar kendi deccallarıyla, işte o devrin derin devlet mensupları ve yalakaları hep beraberler. Onlara melekler sesleniyor. “(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?” (Saffat Suresi, 25) Yine istihbarat yapın. Yine haber aktarın. Sinsice gizlice bağlantı kurun. “Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: "Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler. (Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz.” (Saffat Suresi, 26-29) Münafıktınız. “Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.” (Saffat Suresi, 30) “Siz zaten kendiniz ahlaksızdınız” diyor. Onlar derin devletin mensuplarına, o devrin üçkağıtçı azgınlarını suçluyorlar. Yalaka ve sahtekar oldukları için münafık hemen anında herkesi harcar. Orada da harcayıp kurtulacağını zannediyor. “Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.” (Saffat Suresi, 28)  Yani “akılcıyız, doğruyuz, iyiyiz şeklinde yaklaşıyordunuz” diyor. “(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz.” (Saffat Suresi, 29)  “Münafık, sahtekardınız” diyor. “Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu” Yani “biz size ne yapabiliriz ki? Siz bizi gelip buldunuz” diyor. “Hayır, siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.” (Saffat Suresi, 30) “Zaten aşağılık kompleksli, karaktersiz adamlardınız” diyor. “Siz gelip bizi buldunuz. Biz de sizi yönlendirdik” diyor. Tam yani.

Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste diyor ki; “mümin herkesle iyi geçinir” Yani mümin onun yanında rahat ediyor. “Kardeşine geniş davranır.” Yani hoşgörülü, sıcak, sevecen davranır. Münafık ise uzak durur. Kardeşine sıkıntı verir. Yani bağırır, çağırır, ağlar, zırlar, pislik yapar. Laf sokar, gevezelik yapar. Bilmişlik yapar. “Mümin, kardeşini gördüğü yerde hemen selam verir. Münafık ise karşı tarafın selamını bekler” ilk o versin diye. Yani hep kendine hizmet edilsin, kendine selam verilsin, kendisine saygı gösterilsin, kendisine sevgi gösterilsin. Herkes ona hizmet etmek mecburiyetinde zanneder münafık. O insanlara hizmet etmeyi düşünmez. O insanlara güzel davranmayı düşünmez. Herkesin ona iyi davranmak mecburiyetinde olduğuna inanır. Olmasa da basar yaygarayı. Münafığın kişiliği olarak Kuran bunu bu şekilde anlatıyor. Tabii münafık konusu çok uzun bir konu, yani İngiliz derin devleti ve münafıklık sürekli gündem olacak inşaAllah.

İbrahim Akses Kadiş, 16 Akses, “Adnan Hoca’nın dünya çapında bir ünü olduğu görülüyor. Devamlı yeni güzeller getiriyor. Nereden çıkarıyor bu güzelleri acaba? İnternetten.” Aslında Allah rast getiriyor. Yani internetle olacak iş değil. Tabii ki internette aranır da ama Allah rast getiriyor.

Ece İnce, “Gecelerimin olmazsa olmazı Adnan Hoca” diyor. Güzel.

“Kuran’da Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedilmez” diyor. Yasin Suresi’nin 21. ayetini söyledik. Anlamazdan geliyorlar. Bakın, “İttebiû men lâ yes'elukum ecren ve hum muhtedûn.” Ne demek muhtedûn? Sor hocalara. Muhtedun, Mehdi’nin çoğuludur. Mehdiler. Tebliğlerine karşılık “Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.” (Yasin Suresi, 21) Yani nasıl yokmuş? Hem de bir tane değil, çok Mehdi geleceğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama son gelecek en büyük olan Hz. Mehdi (a.s)’dır.

“Bir gün münafıkların başı Abdullah b. Übey ve arkadaşları, ashaptan bir grupla karşılaştıklarında, Abdullah b. Übey kendi arkadaşlarına; “Bakın, ben şu gelenleri başınızdan nasıl da savacağım.” der. Yaklaştıkları zaman Hz. Ebu Bekir’in (ra) elini tutar ve “Merhaba Temim oğullarının efendisi, Şeyhu’l-İslâm, Resûlullâh’ın, mağara arkadaşı olan, kendini ve malını Resûlullâh’a vermiş bulunan!” diye övüyor.” Mesela münafık çok tehlikeli. Yani  kasten yapıyor. “Sonra Hz. Ömer’in (ra) elini tutar: “Merhaba Adiyy oğullarının efendisi, dininde kuvvetli, nefsini ve malını Resûlullâh’a vermiş bulunan Hz. Fârûk!” der. Sonra Hz. Ali’nin (ra) elini tutar: “Merhaba Resûlullâh’ın amcaoğlu ve damadı, Resûlullah’tan sonra bütün Hâşimoğullarının efendisi!” der.” Tam fitneci görüyor musun? Pislik. Hepsini ayrı ayrı bir altyapı hazırlıyor. Kendince onları kandırdığını zannediyor. Hz. Ali (r.a) diyor ki; “Ey Abdullah! Allah’tan kork, münâfıklık etme;” münafık üslubuyla konuşma “çünkü münâfıklar, Allâh’ın en kötü kullarıdır.” der. Abdullah İbn Übey de, “Dikkatli ol, Ey Hasan’ın babası! Benim hakkımda böyle mi söylüyorsun?” Yani tehdit ediyor. Sonra da diyor ki, “Allah’a yemin olsun ki, bizim îmânımız, sizin îmânınız gibi ve bizim tasdikimiz de, sizin tasdikiniz gibidir.” der ve böylece ayrılırlar.” Yani münafıklar yemin etme konusunda zaten tereddütleri olmuyor. “Ayrılır ayrılmaz Abdullah b. Übey arkadaşlarına dönerek; “Nasıl yaptım gördünüz ya! İşte siz de bunları görünce böyle yapınız.” der.” Yani kendini uyanık zannediyor. “Onlar da, “Sağ ol! Sen bizim içimizde hayatta oldukça senden hep böyle bol bol istifade ederiz.” diyerek kendisini övüyorlar.” O yancıları da onu övüyorlar yani böyle pislik yaptığı için. Yani birbirlerine düşürmeye çalıyor Müslümanları kendi kafasınca. Sonra bunlar hakkında ayet iniyor. İlk bunlarla ilgili Bakara Suresi’nde şu ayeti kerime Bakara Suresi, 14 ilk iniyor bu ahlaksızların bu yaptığı eyleme karşı. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Müminleri kandırma metotları bu, halbuki değil. “Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise” Yani o pislik adamlarla kaldıklarında, o yancılarıyla beraber olduklarında “derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” (Bakara Suresi, 14) Yani Müslümanın yanındaki üsluplarıyla o küfrün yanındaki üslupları çok farklı oluyor. Küfre gerçekten çok saygılı oluyorlar. Yani hürmetli, konuşkan, onlara karşı pislik yapmaya niyeti olan bir üslup içinde olmuyorlar. Ama müminlere karşı nefret dolu ve oyuncu oluyorlar. Alçak oluyorlar.

Münafıkların yazışmalarını görseniz mesela küfürle, akıl almaz saygılılar. Müminlere karşı çok lakayt, çok ahlaksız, küstah ve oyuncudurlar. Ama münafıklara karşı hakikaten hürmetli, baş eğici onları efendileri olarak gördükleri için onlara yaranmaya çalışan, yalakalık yapan ve gerçek sadakati onlara gösterirler. Mesela sırdaşlığı onlarla paylaşırlar. Müminle sırdaş olmaz ama onlarla sırdaş olur münafıklar.

Sığır Çobanı, “Mehdi gelirse ne faydası olacak?” diyor. İşte Mehdi Müslümanların lideri. Fitne kalkıyor, terör kalkıyor, şiddet kalkıyor, huzur, barış, kalite, klaslık güzellik, neşe, sevinç, efendilik geliyor. İnsan gibi yaşıyor insanlar.

“Allah’ın eli cemaatle beraberdir. Şeytan ise cemaati parçalayanla beraber tepinir.” diyor. Yani o pisliklerle hep beraber hareket ederler diyor.

Münafık; zorba, saygısız ve saldırgan bir mahluk. “Şunlardan hiçbirine itaat etme:” diyor, Cenab-ı Allah. “Yemin edip duran,” Bunlar yeminle konuşur münafıklar. Aşağılıktır. Bak, “aşağılık” diyor Allah. “Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen.” İşte şu bana şunu dedi, bu bana bunu dedi. Sürekli oradan, buradan haber getirir. Böyle sürekli insanları ayıplar. ‘Şunu yanlış yaptılar, bunu…’ Sürekli kötüler. “söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),” En vahim, en pislik yönü budur zaten. Müslümanlardan haber alır, dışarı götürür. Dışarıdan haber alır, başka yere götürür. “Hayrı engelleyip sürdüren,” Hayrı engeller. Nerede?  Mesela Müslüman birbirini seviyor. Onun sevgisini durdurmaya çalışır. Onun aleyhinde konuşur. İyi bir şey olacak Müslümanlara, onu durdurmaya çalışır. “saldırgan,” Yani bağırır, çağırır, ağlar, zırlar, pislik yapar, sesini yüksektir. “olabildiğince günahkar,” Sürekli günaha giren, enaniyet, kibir, azgınlıkla, yalancılıkla sürekli günaha giren bir tip. “Zorba-saygısız,” Bak, Kuran ayeti bu. Zorba yani bir şeyi böyle pislikle, rezillikle yapmaya çalışan, bunu zorla elde etmeye çalışan. Ve saygısız. Saygıyı bilmez münafık. Münafığın en rahatsız olduğu şey saygıdır. Saygı halbuki müminin vasfıdır. Münafıkta saygı yoktur. “sonra da kulağı kesik;” (Kalem Suresi, 10-13) Yani kaşar.

“Münafık eğer konuşursa şer konuşur.” Hep böyle pislik, hep olumsuz. Hep o pis amacına uygun alt yapı yapan sinsi bir üslup içinde konuşur.  “Eğer susarlarsa fasit (kötü, bozuk) ve fasıktırlar. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 252) Yani susmaları da nursuz ve pistir. Yüzünü azdırıp pislik böyle abus bir suratla bakarlar.

“Münafık ihanet eder. Söz söylerken yalan söyler. Ahdettiğinde ahdını tutmaz.” Söz verdiğinde sözünü tutmaz. “Husumet (iddia ve mürafaa) zamanında Müslümanların aleyhine olur” (Kitabü-l İman, hadis no: 32) diyor. Haktan ayrılır diyor. Bir saldırı, bir şey olduğunda, bir husumet olduğunda Müslümanlara saldırganlaşır ve ayrılır diyor.

Münafıklar gösteriş meraklısı oluyor. O sıkıntıdan dolayı sürekli hareket halinde olur münafık. “Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması” Gezmesi. “…Seni aldatmasın.” Diyor, Mümin Suresi, 4’te. Münafığın çünkü içi sıkılır. Sürekli gezer şehirlerde, bakar. Ama hiçbir zaman sevgi olmaz tabii. Bön bön etrafa bakarak gezer, serserice böyle. Amaçsız olarak gezer.

Tabii ki, Mehdi (a.s) kalite, neşe, sevinç, güzellik, barış, akılcılık, derinlik demektir, Mehdiyet demek. Ve bu kadar sarsması zaten, bütün kanallarda Mehdi (a.s) gelmeyecek denmesi, Mehdiyet’in büyüklüğünü, önemini ve Mehdi (a.s)’ın geldiğini en açık vurgulayan alametler. Çünkü Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden birisi de, “yaygın olarak Mehdi gelmedi der insanlar” diyor. “Gelmeyecek derler” diyor. “Bu Mehdi’nin geliş alametidir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bu şu an oluşuyor. Geniş çapta yani on binlerce insan Mehdi gelmeyecek diye hep birden bağırıyorlar. Gelmeyecekse niye telaş ediyorsun? Telaş etmenin nedeni Mehdi (a.s)’ın gelmesinden emin olman.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mescitteki münafık kafesteki kuş gibidir. Kafesin kapısı açılınca kuş uçar, kaçar.” (İmam Gazali (K.s.)) Hep kaçma peşindedir münafık. Kafasında, bilinçaltında hep o vardır.

Salih Narin; “Hocam münafıkların sonu nasıl olacaktır? Ve münafık birisinin münafıklığından vazgeçmek isterse ona itibar edilir mi?” diyor. Münafık alameti tabii ki Allah esirgesin olabilir bir insanda. Eğer gerçek münafık değilse ondan kurtulur. Yani yapmaz. Ama gerçekten münafıksa, -çünkü ruhu alınmış oluyor, o bir zombi oluyor- ayeti anlamaz. Okursun, ölü olduğu için etkilenmez. Yani mahluk, istediğin kadar anlat. O kendisiyle ilgili olduğunun farkına bile varmaz. Hayvan gibi olur münafık. Dolayısıyla Müslüman’a etki eder bu ayetler. Müslüman kendini toparlar.

SEMİH MERİÇ: Zaten Allah birçok ayette Hocam şuurlu olmadıklarından bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bak Kuran’da Mehdi yok diyenlere bir daha okuyorum. Yasin Suresi, 21. ayet. 21. yüzyıla bakıyor. “Yasîn.” Zaten Yasin bir isim aynı zamanda. Belki Peygamberimiz (s.a.v.)’in ilgili şahsa koyduğu isim de olabilir. Yani Allah’ın ona koyduğu isim de olabilir, Yasin. “Tebliğlerine karşılık sizden ücret istemeyen bu kişilere tabi olun. Ve onlar Mehdilerdir.” “ittebi'û mel lâ yes'elüküm ecrav vehüm mühtedûn.” Sözlüğe baksınlar mühtedûn ne anlama geliyor? Mehdiler anlamına gelir. Hani Mehdi yoktu Kuran’da? Ta Hz. Adem (a.s)’dan itibaren başlamış, son ahir zaman Mehdi’siyle bitecek.

Hayat Can; “Şia’da iman esaslıdır Mehdi (a.s)’ın gelmesi. Eğer buna iman etmiyorsan, Müslüman sayılmazsın.” Öyle tabii. Şia’da eğer Mehdi (a.s)’ın geleceğine bir şahıs inanmıyorsa Müslüman kabul edilmiyor. İmansız kabul ediliyor.

Şimdi Peygamber (s.a.v.) ne diyor? İki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak diyor, ahir zamanda, Mehdi (a.s) devrinde. Bu kuyruklu yıldız çıktı be adamlar, anlamıyor musunuz? Çıktı. Peygamber (s.a.v.) söylemiş, o da çıktı. Artık bu hadis mi, değil mi, Peygamber (s.a.v.) yalan mı söyledi, doğru mu söyledi diyemezsin sen. Veya Peygamber (s.a.v.) adına biri yalan mı söyledi diyemezsin. Burada çıkmış, delil. “Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Aynısıyla olmuş, iki kere üst üste. Bitti. İnkar edilecek gibi değil. “Suriye, Irak harplerle yok edilecek” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Oldu şu an, doğru. “Irak’la İran savaşacak” diyor. Doğru. “Mehdi (a.s)’ın çıkacağı yıl Kabe’ye baskın olacak, kan akıtacaklar” diyor. Doğru, oldu. Buna benzer yüzlerce olay. Mesela “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor. Kesildi. Gazeteler yazdı. Keban Barajı’yla Fırat’ın suyu kesildi. Akmadı suyu. Burada ahir zaman hadisleri aynısıyla olduysa, artık bu hadis mi değil mi diyemezsin. Aynısıyla olmuş. Peki, eğer yüreğiniz yetiyorsa bu hadisleri söyleyin. Bunlar olmadı deyin, değil mi? En doğrusu budur. Niye diyemiyorsun bu hadisleri, niye söyleyemiyorsun? Böyle bir şey yok diyor sadece. Söyle, arkasından de ki, böyle bir olay olmadı de. Gök olayları, sosyal olaylar, her şey Peygamber (s.a.v.)’in dediği gibi oluyor. Mesela orada olacak savaşlar, gökte olacak olaylar, yerde olacak olaylar. Mesela diyor ki; “Depremler çoğalacak Mehdi (a.s) devrinde.” İlk defa 1980’den sonra dünya tarihinde en yüksek düzeye çıktı depremler. Ama 1980 tarihinden sonra. Mehdi (a.s)’ın çıktığı tarihten sonra. İnkar edebiliyorlar mı? Edemiyorlar. Bilimsel bir gerçek. Üç ayet var. “Seyyidina İsa Mesih kıyamet için bir alamettir” diyor, Allah, bir. İkincisi, “Sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar dünya hakimiyeti yapacağım” diyor. Üçüncü ayet de, “Ehl-i Kitap’tan, Hristiyan ve Musevilerden sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” diyor, Allah ayetlerde. Ve Kütüb-ü Sitte’nin tamamında sahih hadis olarak var ayrıca. Buhari, Müslim, Tırmızi’de, İsa Mesih’in inişi.

Münafıklar Müslümanlarla yaşarlarken çok huzursuzdur. Sürekli pislik yapar, ahlaksızlık yapar, edepsizlik yapar. Eleştirir. Şunu yapar, bunu yapar. Kızar, bağırır, çağırır, ağlar, zırlar. Ama küfürle çok saygılı, nezaketli, baş eğici, yalaka, yancı, çok hürmetli bir tavrı vardır. Münafığa karşı çok baş eğicidir.

Bakara Suresi, 44 “Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz?” Münafık habire etrafa bilgi verir ama kendisi yapmaz. “Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” Diyor Allah.

Al-i İmran Suresi, 118’de “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” İşte pislik yapmak, laf sokmak, bağırmak, çağırmak, ağlamak, zırlamak, en ufak bir şeyden hır çıkarmak, en ufak bir şeyden kavga konusu çıkarmak. Halbuki küfürle böyle değildir münafıklar. Son derece uyumlu ve uysaldır, baş eğicidir. Çünkü onları efendisi olarak görür. Küfrü yüce görür. Onların yanında itibar göreceğini, itibar bulacağını zanneder. “…size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,” diyor, Allah. Ağlama, zırlama, bağırma, çağırma. “…sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.” Diyor Allah. Sinelerinde çok güçlü bir kin çok güçlü bir nefret ve öfke münafıklarda sürekli durur. Resulullah (s.a.v.) devrinde bu çok yoğun yaşanmış, bu olaylar. Onları şimdi kitap haline getiriyorum. Bayağı şaşıracak okuyanlar.

Bu kadar çok cumhuriyet tarihinde de yok, İslam tarihinde de yok. Yani “Mehdi gelmeyecek” denmesi konusu böyle milyonlarca kişiye bunun aktarılması, milyonlarca kişiye aynı anda ve çok fazla kanalda çok fazla kişi tarafından Mehdi’nin gelmeyeceğinin bu kadar ısrarlı kararlı söylenmesi hiç yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra yani şu tarihe kadar ilk defa oluyor. Bunu mühim bir konu olarak gördüğü için Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi’nin çıkış alameti olarak bunu belirtmiş. Diyor ki “Mehdi’nin çıkışı yaklaştığında insanlar arasında Mehdi gelmeyecek, Mehdi gelmeyecek diye çok fazla konuşulur” diyor. Herkes diyor Mehdi’den bahseder ama bir kısım insanlar da yoğunluk ve çoğunlukla, mehdi gelmeyecek diyeceklerini söylüyor. Bu şu an bu alamet de oluşuyor.

Mutaffifin Suresi’nde 30-31’inci ayetlerde münafıkların mühim bir yönlerinden bahsediyor Cenab-ı Allah “Müslümanların yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.” [Mutaffifin Suresi, 30] Yani çaktırmadan ve sezdirmeden vücut diliyle anlatıyorlar birbirlerine Müslümanlara olan nefretlerini ve işte anlatmak istediklerini. “Kendi adamlarının yanına döndükleri zaman,” kendi yakınlarına döndükleri zaman “neşeyle dönerlerdi.” [Mutaffifin Suresi, 31] Yani onlara karşı çok neşeliler. Ama müminlerin yanında abus, azgın ve saldırganlar.

Elif Kocaeli’den “Mehdi esas “Mehdi gelmeyecek" denildiği zaman çıkacak diyor hadiste bu hadisi unutuyor olabilirler mi acaba bu adamlar?” diyor.

Semray Yaban, “Adnan Bey her zamanki gibi çok güzelsiniz, çok şıksınız. Pahalı ve kaliteli bir tarzınız var. Size de bu yakışır.”

Cemile Kılıç, “Göz bebeğim, bir tanem sana duyduğum sevgi ve özlemi anlatmaya kelimeler yeterli değil. Seni çok seviyorum.”

Leyla, “Mescidi Aksa’nın altında Ahid Sandığı olacağından bahsediyorlar. Tabut-u Sekine sizce Mescidi Aksa’nın altında mı gerçekten?” Roma saldırısına uğramıştı, birçok kere deccal saldırısına uğradı. Öyle bir ortamda adamlar alıp da tam saldırının olduğu yere herhalde öyle bir kutsal emaneti koymazlar. Bir kere böyle bir şey havada bırakılacak bir şey değil. Cenab-ı Allah onu çok sağlama almış. Sekiz melek onu korur diyor. Sekiz melek onu taşır. Yani melekler taşıyor. Sekiz, Kuran’da yok da fakat melekler taşıyor. Yani içinde zaten Ruh-ul Kudüs var. Açıldığında insanların kalbine bir ferahlık ve rahatlık geliyor yani hemen oradaki insanlar onu hissediyorlar. Açılmadan önce de üstü deriyle kapatılıyor halkın yanında açılmıyor. Yani özel bir yöntemle açılıyor. Şimdi geldiğinde inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde o kutsal sandığı çıkaracak yerinden. Allah ona onu bir şekilde bildirecek. Ya bir cin kanalıyla bildirir veyahut birileri getirir. Bakara 248’de şeytandan Allah’a sığınırım; “Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının belgesi” ki bu da zaten Mehdi (a.s)’nin belgesidir. Mehdi (a.s)’nin Mehdi olduğunun en açık alametidir yani sandığı bulması. “Onun hükümdarlığının belgesi size tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir güven duygusu” bak şimdi bu önemli. Sandık açılıyor ve insanların kalbine birden sinirsel, psikolojik yatışma güven ve içindeki korku gitmiş oluyor. Bu normal bir şey değil bu. Değil mi? Elle tutulur bir şey, bir anda açılır açılmaz adam yani böyle sanki ilaç almış gibi yahut bir şey olmuş gibi birden sakinleşiyor. Ve huzur yani huzur geliyor içine. “Ve Hz. Musa ailesinden ve Hz. Harun ailesinden artakalanlar var ve onu melekler taşır” diyor. Melekler tarafından korunuyor. “Eğer inanmışsanız” diyor Cenab-ı Allah “bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Bu delil kim için? Hz. Mehdi (a.s)için. Yani Hz. Mehdi (a.s)’nin varlığının delili. Harun ailesinden arta kalan içinde çok fazla kutsal emanet var. Hz. Musa (a.s)zaten sağken söylüyor sandığın içine mannadan, bu olan mannadan koyun altın bir kabın içinde. Mesela mannanın bozulmaması da çok acayip. 3500 sene o altın kabın içinde kalıyor manna. Demek ki çok özel bir madde. Yani alelade bir şey olsa 3500 sene herhangi bir tatlı veyahut işte böyle helva gibi bir şey olmuş olsa 3500 sene durmaz. O kurur bakteriler falan paramparça eder darmadağın olur dağılır. Ama dağılmıyor bak. 3500 seneden beri duruyor. “Melekler taşır” Cenab-ı Allah yani endişe etmeyin diyor “Benim kontrolümde, Ben meleklerimle onu muhafaza ediyorum” diyor. Ve özellikle bahsedilmiştir. Yani bu müthiş bir detay. Çünkü birçok kutsal emanet var peygamberlerden. Hemen hemen hiçbiri kalmamış. Ama bu emaneti Allah koruduğunu söylüyor. Yani kutsal sandığın durduğunu söylüyor. Bak öbürleri için bir garanti vermiyor Allah. Ama kutsal sandık için garanti veriyor ve melekle onu koruyorum diyor Allah. İçindeki olanları da söylüyorum diyor. Hz. Musa ve Hz. Harun ailesinden arta kalan birçok kutsal emanet var diyor. Ve sizin için bunda bir delil var diyor. Ve açıldığında, sandık açıldığında bir mucize göreceksiniz diyor kalbinizde güven duygusu ve içinizde bir huzur hissedeceksiniz diyor. İnsanlar mesela stresli falan oluyor ya gergin adamın içi bir anda huzurla doluyor. İçinde Ruh-ul Kudüs var. Bak 3500 yıldan beri Ruh-ul Kudüs.  Açıldığında dışarıya çıkıyor Ruh-ul Kudüs insanların üstüne yayılıyor ve insanlara hemen ferahlık hissi. Kuran’da başka bir ayette daha var o. Savaş anında Müslümanlara bir ferahlık oluyor. Yine o da Ruh-ul Kudüs’le oluyor.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey bir ayette yine Allah şöyle buyuruyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “İnsanların Allahın dinine dalga dalga girdiğini gördüğünde hemen Rabbinden bağışlanma dile ve hamd ile tesbih et.”

ADNAN OKTAR: İşte o Mehdi (a.s) devrinde olacak olaya da bakan bir konu. Hz. Musa (a.s); açıldığında çok heyecanlı Hz. Musa (a.s) biliyorsunuz. Yani çok ürkmeye böyle korkmaya açık bir insan ama sandık açıldığında acayip sakinleşiyor. Mesela o Allah’la konuşuyor o dayanamaz mesela dağa bir tecelli ediyor bayılıyor. Allah daha tecelli edince bayılıyor biliyorsunuz. Yılan Allah diyor ki “elindeki ne?” diyor “o benim asam” diyor “onunla ot topluyorum hayvanlarım için,  birçok şeyde bana faydalı oluyor.” Halbuki ona yolda Cebrail (a.s) bir insan suretinde ona hediye ediyor onu. O asa senin olsun diyor o bilmiyor alıyor. Cennet ağacından alınmış bir dal diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani cennet vasfı gösteriyor. Cennette ağaç dalları öyle ya. İstediğin şekle girer istediğini yapar. Haberi yok alıyor Allah diyor ki ona tecelli ediyor biliyorsunuz o sesi duyuyor, aslında ondan da sesten de çok ürküyor ama Ruh-ul Kudüs olduğu için ferahlıyor orada. Sonra Cenab-ı Allah onu imtihan etmek için o korku hissini üzerinden atmak için “O elindeki nedir?” diyor biraz konuşuyor onunla sakinleştirmek için “bu davarlarıma ot toplamada yarıyor” diyor. Ondan sonra işte “dayanıyorum ona” diyor. “Birçok işimde bana faydalı oluyor” diyor. O biraz da çocuksu bir temizliği var yani üslubundan bu görülüyor yani her üslubunda görülüyor. Yani dürüst çocuksu temiz bir üslup Allah çok seviyor onu o yüzden Hz. Musa (a.s)’yı. “Onu at elinden Musa” diyor attığında birde ne görsün diyor Allah “O hareket halinde büyük bir yılan oldu” diyor. “Arkasına bakmadan kaçmaya başladı” diyor. Bak detay veriyor Cenab-ı Allah. Ya normalde bir insan arkasına bakarak kaçar değil mi? Yani ne oldu acaba diye. Hiç arkasına da bakmıyor korkusundan. Sonra Allah diyor ki “dön Musa” diyor tabii mecburen dönüyor “gel şimdi” diyor o yılanın olduğu yere doğru geliyor “Tut kuyruğundan” diyor yani olabilecek en zor olay onun için. Allah dediği için tabii yapıyor Allah’tan korktuğu için elini kuyruğuna getiriyor. Zaten başından tut dese çok zorlanırdı, çok canı yanardı da ama kuyruğundan tut dediği için o da hareketsiz duruyor o zaman kuyruğundan tuttuğu anda birden hemen asaya dönüşüyor. O tabii çok hoşuna gidiyor rahatlıyor “Şimdi bu mucizenle Firavun’a gideceksin” diyor Allah. Onu gördüğü halde olay yerine gittiğinde adamlar yine atıyor onlar da ellerinden atıyorlar onlarınki de hareket etmeye başlıyor “içini korku sardı” diyor bu sefer. Yani çünkü hem o yılanlardan da çekiniyor alenen hareket ediyorlar bir de elindeki asa onu yutacak mı yutmayacak mı ondan da tedirgin oluyor. Yani mesela atar asayı tak diye düşer asa yani adamlara çok acayip bir konuma gelir diye düşünüyor Allahualem. “İçini korku sardı” diyor Allah yeniden telkin ediyor asayı attığında normalde onlarla onların arasında o da oynayabilirdi. Değil mi? Onların içinde hareket edebilir öyle olmuyor Allah’ın bir nimeti elhamdülillah hepsini yutmaya başlıyor hayvan. Yılan mesela bir onu yutuyor bir o adamın asası hiçbir şey kalmıyor hepsini temizliyor diri diri bakıyor yılan o herkesin gözüne ama Firavun’un azgınlığına bak diyor ki “O büyüde sizi geçti” diyor. Yani ustanız diyor yani daha esaslı bir büyü yaptığını düşünüyor. Daha onlardan daha usta olduğunu düşünüyor çok azgın ama adamlar anlıyorlar tabii fevkaladelik olduğunu ölümü göze alarak iman ediyorlar. “Ben size izin vermeden nasıl iman ediyorsunuz?” diyor “istersen öldür” diyorlar. “Ne yapıyorsan yap biz Allah’a iman ediyoruz. Sen ancak buradaki canımızı alırsın” diyorlar yani. “Buradaki hayatımıza son verirsin ahiret hayatımıza son veremezsin. Biz Allaha iman ettik ne yaparsan yap devam edeceğiz” diyorlar. O tabii o müthiş bir iman yani maşaAllah. Çünkü Hz. Musa (a.s)’da görülüyor yani aklın ihtiyarını kaldıran bir şey değil. Adamlar temiz vicdanlıymış maşaAllah. Tabii bu Firavun’u çok sarsan bir olay oluyor yani bayağı rahatsız olduğu bir olay ama Hz. Musa (a.s) tabii kalben terbiye olmuş oluyor. Yani ondan sonraki üslubu dikkat ederseniz Kuran’da değişiyor. İlk üslubuyla son üslupları aynı değil. Mesela imanı çok güçlenmiş orada sıkıştırıyorlar yani ordu atlarıyla biliyorsunuz Mısır atlıları adamlar ellerinde kılıç, kargı, ok binlerce araba toz bulutu kaldırmış şekilde geliyor. Karşı tarafa geçecekler deniz birden çekiliyor çok büyük bir mucize yani dua edince asasını denize değdiriyor “Ya Rabbi bize denizi aç” diyor deniz açılıyor. Yani tabii rastlanacak bir şey de olabilir bu yani hiç rastlanmayacak bir şey değil.  Zaman zaman çünkü deniz açılıyor hakikaten Kızıldeniz’de. Yani insanlar karşıya geçiyorlar ama tam dua ettiğinde olması çok harika, çok şaşırtıcı. Hepsi tamamı geçtikten sonra Firavun ordusu görünüyor adamlar hiç tereddüt etmeden dalıyorlar denize çünkü kuru yol yani o binlerce atlıyla beraber dalga böyle sekiz-on metrelik dalga bayağı yüksek, bazı yerlerde daha alçak tsunami dalgası gibi onun gelişi çok sert oluyor vuruşu. Normal deniz dalgası gibi olmuyor. Hani derler ya insan düşünür denizde ne olur yani insan en fazla yüzer. Vurdu mu öldüren bir dalga oluyor yani çok sert vuruyor. Yani böyle çarpma yıkma etkisi yapıyor arabalar falan hepsini aldığıyla altına alıyor tabii. Bütün ordu helak oldu orada yani ölmeyen hiç kimse yok. Firavun dahil. Yani zaten Mısır papirüslerinde yazıyor, “O büyük felaket” diyor. “Bizim prensimizi de aldı götürdü” diyor. Firavun’u. Büyücü diyor Hz. Musa (a.s)’ya acayip gıcık olmuşlar böyle büyücü diye geçiyor bir şey İngilizce karşılığı. Ama Mısır dilinde tabii büyücü diyorlar o tercüme etmişler şeydeki müzedeki halini söylüyor. Cenab-ı Allah hepsini helak ediyor ama mesela Hz. Musa (a.s) ’nın kavmi Museviler hiç etkilenmiyorlar. Yine Hz. Musa (a.s)’ya karşılar yine Firavun kavmine dönmek istiyorlar yine dönüyorlar oradaki bir avuç yiyecek için orada sırf sükse yapmak için kendi kafalarına göre. Halbuki sükseyle ne alakası var? Öküz boynuzuyla öküz heykeliyle süksenin alakası yok. Ama cahil öyle aptal ki öküzün boynuzu bile onu heyecanlandırıyor. Yani Allah halbuki aşağılamak için onları öküze bağlıyor. Öküze hayran hayran bakıyor heykeline, gidip okşuyor onu gözünde acayip büyütüyor. Yani insana değer vermiyor da öküze değer veriyor öküzün büyüklüğüne heykelin özellikle öküzün kendine de değil. Öküzün heykeline yani sırf kendilerince o cahiliye kanunu kendi aralarında çıkarttıkları aptalca bir felsefe. Küfür öyledir kendi arasında aptalca bir şey çıkartır -bazı yerlerde bazen- o aptalca meydana getirdikleri put gibi garip sükseye inanırlar. O kirli sükseye inanırlar ve onun peşinde olur. Mesela bazen bu bir küçük bir parça oluyor yahut bir marka olabiliyor yahut bir bir şeyin bir şekli oluyor o onu adeta hipnotize ediyor yani hipnoz haline geliyor. Firavun “Bu önceden planladığınız bir oyun” diyor Hz. Musa (a.s)’ya. Yani o büyücülerle birlikte yaptığına inanıyor o olayı. Halbuki hiç alakası yok adamlar zaten karşılar.  

Niye kesintisiz devam ediyorum? Çünkü izleme çok yüksek. Yani sırf telefondan bile on binlerin üstünde olunca biz bırakamıyoruz tabii ki. Aslında üniversite gençliği kilitleniyor. Akşam yani tek seyrettikleri kanalız. Liseliler, üniversiteliler, Güneydoğu. MaşaAllah. Onun için panik halde sürekli “Mehdi yok, Mehdi gelmeyecek.” İnsan düşünür, bu adamlar bu kadar korkuyorsa bunda bir şey var der bu insanlar o zaman.

Akasya şitaym ağacından yapılmış dikdörtgen bir kutu. Sandukanın içi ve dışı saf altınla kaplı. Vahiyle yaptı Hazreti Musa (a.s). Sandığın içerisinde bulunanlar Musa (a.s)’nın asasının bir parçası, Musa (a.s) ve Harun (a.s)’un ayakkabıları, sandalet tarzı ayakkabıları ve elbiseleri. Kudret helvasından bir altın kap, içinde kudret helvası bulunan ve Tevrat’ın orijinal bölümlerinden levhalar. Suyuti’de var, Hudusi’de var, Taberi’de var, Fahrettin’de var. “Sandık, mabedin en kutsal bölümünde muhafaza edilmiş ve hiç kimsenin ona dokunmasına müsaade edilmedi. Beni İsrail Musa aleyhisselam’dan itibaren çölde dolaştıkları zaman boyunca sandıkla beraber dolaştılar.” Sandık için özel bir araba var. Onun üzeri bir deriyle, kalın bir deriyle kaplı. O şekilde götürülüyor. “Mehdi’nin elinde zamanında sekine bulunan tabut Taberiye Gölü’nden çıkarılır ve Beytü’l Makdis’de Mehdi’nin önüne getirilir. Yahudiler bunu görünce pek azı hariç, çoğu Müslüman olur.” Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler’de var.

“Abi, hem müthiş oynuyor, oynarken de tweet okuyor.” Diyor. Boş durmak yok. “Hocam yıktınız ortalığı be yıktınız. Özellikle şahsınıza ait figürler müthiş.” diyor.

“Adnan Bey âlemci delikanlı. Adam enerjine hayranım.” Zafer.

İsa Mesih şu an hayatta. Bayağı kaliteli çok akıllı bir delikanlı. Böyle cıvıklık münasebetsizlik onlarda olmaz. Çok utangaç, çok terbiyeli, nezih, kibar, süper zeki, annesi babası olmayan bir genç. Süper böyle film artisti gibi yakışıklı yani öyle. Güzel geniş omuzlu atletik aslan gibi delikanlı. Ve bir hırsı da yok yani öyle mütevazi. Mehdi (a.s), çağırmasıyla ortaya çıkacak zaten. Talebeleri getirecek. Onun öyle bir derdi olmaz İsa Mesih’in. Ama Hristiyan aleminin başına geçecek Müslüman Hristiyanların başına geçecek. Panik olacak bir şey yok. Yani o kadar dert edinmelerine de gerek yok. Zamanı gelince görürler.

Bakara Suresi 246, “Hani, peygamberlerinden birine: 'Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım' demişlerdi.” Hani Müslüman melik beklemiyordu? Peygamberlerden birine söylüyorlar bunu peygamber var başta. Bak peygamber olmasına rağmen 'Bize bir melik göndersin Allah’ diyorlar. Diyor ki yani “peygamber geldi bitti.” Öyle bir şey yok. Müslümanların başında bir kumandan, bir lider olması ayrı bir şeydir. “Allah yolunda savaşalım.” demişlerdi. O da: 'Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?' demişti.” diyor ayette.  Bak yine Nisa Suresi 75’de, “Size ne oluyor ki” diyor Cenabı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah yolunda ve: 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar.” Neresi? Irak, Suriye, Libya her yerde perişanlar. Çıkar değil çıkıyor zaten. Çıkıyor görüyorsunuz akın akın kaçıyorlar. Denizde boğulmayı göze alıp kaçıyorlar. “Bize katından bir veli.” Mehdi’nin özelliği nedir? veli olmasıdır. “(koruyucu sahib)” nedir? Sahib-i zamandır, koruyucu sahip. “Gönder.” Hani yoktu, hani Müslümanlıkta böyle bir şey yoktu? Ne diyorlar, “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar. Bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla.” Bir kişi gönder diyorlar, bir lider. Başımıza geçecek büyük bir imam. “…yardım eden yolla diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan, zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz” diyor. Hani yoktu?

“Hocam o neydi öyle? Tek kelimeyle yıktınız ortalığı” diyor. “Münafıklar un ufak olmuşlardır herhalde.  MaşaAllah, elhamdülillah” Zafer Kocaman.

Müslümanlar bir Melik istemekle mükelleftir, önder ayet açık.

Hazreti İbrahim (a.s) ne şeker peygamber, çok güzel dedem. Melekler geliyor hiç anlamıyor onların melek olduğunu. Onları karşılamaya koşuyor, yere kapanıyor böyle, o zaman adet. Ne kadar seviyor misafiri görüyor musun? “Ey efendim eğer gözünüzde lütuf bulduysam lütfen konuğunun yanından ayrılma dedi” diyor. O devirde o şekilde bir mütevazı söz söyleniyor. Yani Allah gibi görme anlamına gelmiyor. Yani hizmet eden anlamına geliyor. “Biraz su getireyim ayaklarınızı yıkayın” diyor. “Şu ağacın altında dinlenin.” Görüyor musun misafirperverliği? “Madem kulunuza konuk geldiniz bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz” diyor. Adamlar peki dediğin gibi olsun diyorlar. Ayaklarını hakikaten yıkıyorlar ama çok temiz ayakları tertemiz. Buzağıyı kızarttırıyor, hizmetçisine kestiriyor güzel böyle ayran, süt acayip donatıyor. Adamlar bakıyor sofraya sadece böyle. Hazreti İbrahim (a.s) korku duymaya başlıyor bu sefer yani çünkü çok acayip bir durum olmuş oluyor. Adamlar çok uzun yoldan gelmiş çölden gelmişler. Yani mesela yüzlerce kilometre yol almışlar, kızarmış buzağı var bakıyor adamlar sofraya “biz yemek yemeyiz” diyorlar. O zaman anlıyor olayı. Yani o ana kadar bilmiyor onların melek olduğunu. Adamlar “peki dediğin gibi olsun” mesela bak kırmıyorlar da. Yaratılış Bölümü 18’e 2’ye 5 “Sonra içini bir korku saldı diyor. Yani korku duymaya başladı diyor. Sonra söylüyorlar niye geldiğini. Biz diyorlar infaz yapmaya geldik. Bu Sodom ve Gomorre’yi yeryüzünden sileceğiz diyorlar. Buradan uzaklaşın diyorlar. Onlarla yazık acayip tatlı, tartışmaya giriyor. “O bizle tartışıyor” diyor Allah. “Oradakiler ne olacak?” diyor. Orada insanlar var diyor, kişiler var diyor. Hâlbuki melek gelenler zaten. Biz diyor daha iyi biliriz diyorlar İbrahim diyorlar. Sen bize bırak yani diyorlar. Acayip telaşlanıyor oradakilere bir şey olacak diye. Onların hepsini tek tek ayıracağız diyor. Sadece suçlu olanlara biz belayı verdireceğiz diyor. Mesela Lut ve hanımı da biliyorsunuz onlar da ayrılıyorlar. Lut’un hanımına diyorlar geriye bakma diyor hiç bakmayacaksın, geriye baktı diyor tuz kesildi diyor. Yani aslında geride kalıyor. Geriye bakma derken, geriye bakıp tuz kesilmesi bütün organik yapısı eriyor yani Allahualem nükleer bir patlama oluyor. Yani o devirde nasıl biri olduysa olmuş. Allahualem bir şey ile Allah vesile etmiş. Sadece mineral kısmı kalıyor. Yani patlamanın etkisiyle. İşte kalsiyum, magnezyum işte tuz, sodyum klorür yani yüksek ısıda erimeyen kısımlar kalıyor. O karbon marbon hepsi buhar oluyor yani bir avuç tuz parçası kesiliyor. Demek ki çok çok şiddetli bir ısı meydana gelmiş. Ve muazzam bir patlama olmuş. Yani bir de patlamanın yakınında olduğu anlaşılıyor karısının yani buhar olmuş.

Samiri kendisinde olan Müslüman ismini beğenmiyor. Bak züppeliği görüyor musun? Kendisine Samir ismini o koyuyor. Yani Şemer kökeninden geliyor. Yabancı anlamında Mısır dilinde. Benim ismim Şemer diyor yani Samir. Müslüman ismini beğenmiyor. İsmi oradan Samiri kaldı yani. Yabancı anlamında Mısır dilinde.

Münafıklar ilk fırsatta eski inançlarına eski yaşantılarına dönüyorlar. Hep beyninde o gitmiyor. Müslüman olduktan sonra mesela eski çakallığı, eski ahlaksızlığı, eski maceraperestliği, eski dolandırıcılığı, hırsızlığı, eski haysiyetsizliği, eski namussuzluğu, eski fahişeliği neyse ona dönmek istiyor. Mesela Musa (a.s)’nın yanındakileri de Musa (a.s) aralarından ayrılır ayrılmaz hemen tekrar geri dönme arzusuyla hemen boğa heykeli yapıyorlar, hemen eski Mısır dinine dönme isteğindeler. Yani yemekleri özledik diyor, o hayatı özledik o ortamı özledik. Orada eziyorlar seni kamçıyla çalışıyorlar acayip aşağılanıyorlar. Gölgede yaklaşık elli derece halen de öyle Mısır’da. Urgan veriyorlar mesela on santim falan çapında urgan, yağlı urgan tutuyor onu. Elli tonluk, atmış tonluk kayalar. Onları sırtında çekiyor yağlı odunların üstünde kaydırarak ve akıl almaz kamçılanıyorlar eğer çekemezlerse. Akşamları da bunlara belirli bir ücret veriliyor işleri bitince. Onunla da gidip işte sarımsaklı, soğanlı, karışık Mısır yiyecekleri, lahanayla falan yapılmış Mısır yiyecekleri var onları yiyor, kendini aşağılatıyor. “Şu aşağılık olan şeye mi özeniyorsunuz?” diyor Hazreti Musa (a.s) “Bunun için mi bunu yapıyorsunuz?” diyor. Acayip karaktersizler münafıklar. Unutamıyor o hayatını dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliyor. Münafık hep kafa küfürdedir. Eski hayatındadır. Mısır’da boğa, bakara heykelleri arkasından ve önünden boşluk bırakılarak yapılıyor ağzından ve arka kısmından. Rüzgâr çarpınca da böğürme sesi gibi ses veriyor. Güçlü rüzgârda normal rüzgârda değil de. Özel olarak yapılıyor ama sırf özentiden. Münafıklar boğadan bir şey olacağından değil sırf o kültürü, o felsefeyi yaşamak için. Buzağı heykeli yani boğa heykeli serveti elinde bulundurmanın sembolüydü o zamanlar. Yani zenginlik alametiydi. Cadde ve meydanlarda hep boğa heykeli dikiliydi. Onun için küfür çok meraklı oluyor öyle şeylere.

Firavun’a sarayına çıkan yol da her iki tarafı öyle buzağı heykelleri ile dolu yani boğa heykelleri ile dolu. İşte Kuran’ın en uzun suresi Bakara Suresi. Boğa, inek anlamına gelir. Yani apsis demek bunu anlatıyor.

Haber Türk yine anket yapmış. Bunca aleyhte propagandaya rağmen halkın yüzde atmış üçü Ortadoğu’da yaşananların ahir zaman alameti olduğunu söylüyormuş. Fikrim yok diyenler de yüzde yirmi. Yani demek ki bilgilendirilse yüzde yirmi de oraya ekle sekseni-doksanı falan çok rahat bulacak yani.

Abdul Kadir Geylani diyor ki; “Münafık, halka ve sebeplere kulluk eder” diyor. Bak sebepler ve halka. Allah’a kulluk etmez diyor. İnsanlara gösteriş yapar. “Bedbahttır. Hakkı unutmuştur, iç âlemi kötülüklerle doludur. Ama buna rağmen velilerin mevkiini ele geçirmeye çalışırsın” diyor. Yani Mehdi’lerin, Allah yolunda mücadele edenlerin makamını ele geçirmeye çalışırsın. Veyahut Müslüman liderlerin makamını ele geçirmeye çalışırsın. “Bu çaban beyhude “diyor. “Senin bir kerametin yok” diyor. “İhlas üzere amel etmeye koyul yoksa hidayeti bulamazsın” diyor. Ama münafığın bak en önemli özelliği olarak halka ve sebeplere kulluk eder diyor. Yani Allah’a güvenmez sebeplere güvenir. Ve halka kendini şirin göstermeye çalışır. Hâlbuki Allah için değil mi halk karşı gelse de Hakkı savunacaksın.

“Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır” Mengü Berdi. Peki biz niye tembel olmuyoruz? Bak bu saate kadar anlatıyorum. Niye tembellik yapsın? Bilakis müthiş aktivite ve canlılık verir. Cenab-ı Allah ayette “Kendinize bir Melik bekleyin” diyor. “Melik bekleyin” bu tembellik mi veriyor Müslüman’a? Şevk verir, heyecan verir. Mehdiyet ne zaman Müslümanlara tembellik vermiş? Hangi çağda ne zaman olmuş böyle bir şey? Bediüzzaman’ın talebeleri Mehdilik peşindeydi. Mehdi (a.s)’yi bekliyorlardı. En aktif olan onlardı. Süleymanlı kardeşlerimiz Süleyman Efendi’yi Mehdi biliyorlardı en canlı olanı onlardı. Nerden çıkıyor bunlar yani?

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “Ona inanlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Ama halkın yüzde yetmişi ahir zaman alameti diyor, yüzde yirmi de bilgim yok diyor. Onlar bilgilendirilse, aslında onlar da katılırlar. Bak bunca uğraşmalarına rağmen, devletin profesörleri, ilahiyatçıları, hepsi ayakta. Ama halk bunları kâle almıyor. Benim sözüme inanıyorlar. Çünkü samimi anlatıyorum, doğru kaynaktan anlatıyorum. Çünkü bu panik zaten çok samimiyetsiz. Garip bir şey bu kadar korkmaları.

“Münafığın gayesi” diyor İmam Gazali, “hayvan gibi yemek ve içmekten ibarettir. Hırsla dört bir yana saldırır.” Çok azgındır diyor. “Uzun ameller peşindedir.” Uzun oyunlar peşindedir. “Allah’tan başka herkesten ümitvar olur. Bir tek Allah’tan ümidi yoktur diyor. “Mal ve mülk uğruna dinini feda eder.” Yani gelecek korkusuyla dinini feda eder. “Allah’tan korkmaz. Allah’tan başka herkesten korkar. Günahlar içinde yoğurulur” diyor. “Bozgunculuk yapar.” Müslümanların birliğini, beraberliğini bozmaya çalışır. “Bundan faydalanmayı umar. Münafık kötülüğü emreder. İyilikten sakındırır” diyor.

Furkan; “Her havaya uyabiliyorsun Hocam. Hayran oldum size ya” diyor. Yani, evet. Çerkez havası oldu mu ona, Ankara, davul-zurna o hemen.

Emre Öncel; “Hocam iyi geceler. Ev arkadaşımla bizler de sizleri çok seviyoruz. A9 TV’den başka kanal izlemiyoruz.”

Fakir yazmış, “Birkaç günden beri Adnan Hoca izliyorum. Adamdaki dini sohbetten, çalgılı dans şovuna geçme hızı Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki proton hızlandırıcısında yok” diyor. Çok komikler, bayağı güzel, mükemmel.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü