Harun Yahya

Sohbetler (27 Ocak 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Hükümetin IŞİD’le alakası yok,  bunun ne orada burada şamatasını yapıyorlar. Ben bu olayı çok iyi bilen birisiyim. IŞİD’i mişidi hepsini çok iyi biliyorum. IŞİD, İsrail’e saldırmak istedi hakikaten ben vazgeçirdim. İstanbul’a saldıracaklardı yine ben vazgeçirdim. Türkiye’ye Güneydoğu’dan saldırmayı düşünüyorlardı yine ben vazgeçirdim. İsrail benim bu konuşmamdan sonra rahatladı, IŞİD de açıklama yaptı “biz İsrail’e saldırmayacağız” diye. Bayram havasında açıklama yaptılar bize saldırmayacak diye bayağı sevindiler. Yani konuları biliyorum ben. Türkiye’nin IŞİD’le hiçbir alakası yok, hiçbir şekilde silah yardımı yapmadı gayet iyi biliyorum. Silahlar hep Alman malı, Amerikan malı, Rus malı, Çin malı silahlar, birçoğu da Arap malı. Türk malı silah hiç yok, yalan. Petrol alıp-satıyorlar diyorlar o da net yalan. Çok kötü uydurmalar. Bir de Tayyip Hoca’nın hanımını çocuğunu falan olayın içine sokmaya kalktılar, o zaten olayın ne kadar çirkin yalan olduğunu gösteriyor. O hanım gidip petrol ticareti yapacak bir insan mı olacak iş mi şu? Niye yapsın kardeşim? Kızı niye böyle bir şeyin içine girsin? Çok çok kötü güya yıpratmaya yönelik yalan ifadeler. Bu yüzden de sürekli AK Parti’yi başımızda tutuyorlar tutarlar da bu durumda çünkü mecbur ediyorlar bizi AK Parti’ye.

Bugün 27 Ocak, bu Nazilerin yaptığı soykırımın anma günü. Biliyorsunuz 5,5 milyonu Musevi olmak üzere 11 milyonun üstünde insanı şehit ettiler yahut katlettiler. Yazık-günah o Musevileri köy köy arıyorlar Naziler. Ne kadar korkunç bir şey. Mesela “burada Musevi var mı?” diyor. Adam tavan arasına saklanıyor, Musevi olmak suç oluyor. Adamı sille-tokat aşağı indiriyorlar sonra kurşuna diziyorlar. Sadece ırkını öğrenmek o kadar, Beni İsrail mi değil mi? Müthiş bir manyaklık ve müthiş bir şeytani kafa. Bir de çoluk-çocuk demeden. Çocuklar, kadınlar. Hitler’in manyaklığını bir kişinin çıkıp durdurmaması hayret. O psikopata o kadar izin vermeleri hayret.

“Adnan Bey, gerçekten anlattığınız gibi dünya hakimiyetine doğru gidiyoruz. Yeni çıkan teknolojilere bakıyorum, dünyanın her yerinde istediğim kişiye bütün bilgi kaynaklarına saniyeler içinde ulaşabiliyorum. Dünya hakimiyeti için gereken her şey son otuz yıl içinde adeta hazır hale geldi. Sistem kurulmuş Allah tarafından. Bu sistemin iyilerin elinde en güzel şekilde kullanılmasını diliyorum.”

Kaya Erdoğan, “Neyim var hiç demeyin Hocam. Dün gece kıyamet alametleri sembolik olarak olabilir diyorlardı. Maddesel olarak gerçekleşen olay nasıl sembolik olabilir? İçimden bir ses, bu insan neredeyse kıyamet için sembolik olabilir diyeceklerini söylüyor. Kıyamet gibi muhteşem azametli bir olayı hafife alır bir üslupla anlatan bu kişiler beni gece gece bağlama teli gibi gerim gerim gerdi yahu” diyor. Bu dinin bir gereğidir böyle insanların olması. Böyle insanlarla din oluyor zaten. Müslümanlar olacak ve onun karşıtları zıtları olacak ve münafıklar olacak. Mesela. Mesela münafığın yaratılışı bir mucizedir. Dikkatlice bakılırsa özel bir kişilikte büyük bir insan kitlesi yaratıyor Allah, bu mucize. Mesela Allah’ın varlığı açıkça aşikarken, görülürken Allah’ı inkar eden insanlar yaratıyor Allah, bu da bir mucize. Bunun mucize yönünün tabii çok iyi anlatılması lazım. İnsanların gözünden kaçıyor olabilir. Mesela iyi insan kötü insan olması dünyada bir mucize. Halbuki tek tip insan olması normalde beklenir.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Nazi soykırımıyla ilgili olarak sizin “Soykırım Vahşeti” isimli bir kitabınız var ve aynı şekilde bir internet sitesi var. Ayrıca “soykırım 20. yüzyılın utancı” isimli bir belgesel de hazırlatmıştınız konuyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Ne anlatıyorum o kitapta?

KARTAL GÖKTAN: Yaşanan Nazi soykırımını anlatıyorsunuz, bunun bir vahşet olduğunu anlatıyorsunuz belgeleriyle.

ADNAN OKTAR: O filmi seyrettikçe her seferinde akıl almaz geriliyorum ve çok kızdırıcı Nazilerin bu yaptığı. Evlerine Davut yıldızı çizmek, adamları insanları sokak sokak aramak. Musevi çocuktan ne istiyorsun? Yaşlı dede, sana ne Musevi olmasından? Niye öldürüyordun manyak mısın sen? İnanılır gibi değil. Mesela şimdi de sokakta buldukları Musevileri bıçaklıyorlar, bir mucize bu hayret edilecek bir şey. Hiçbir mantığı yok.

Nisa Suresi 91’de, şeytandan Allah’a sığınırım, münafıklar için Cenab-ı Allah diyor ki: “Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.” Bak hem müminlerden hem kafirlerden çekiniyor münafıklar.

TRT1’de Pelin Çift, evrimci bilim adamlarına “ara form niçin yok, maymunlar niye şimdiye kadar insan olmadı?” gibi sorular sordu. Bilim adamları “ara form isteyenler sakat canlılar arıyorlar, bu da kişilerin bilimin dilinden anlamıyor olduğunu gösterir” diyorlar. Fakat tatmin edici bilimsel bir açıklama getiremediler. “Hayvan olmak ayıp bir şey değil, insan da hayvandır” diyor. Ara form yok, ara form yok. Sakat adam diyor. Sen ne diyorsun? “bir mutasyon oldu, faydalı mutasyonlar devam ettirdi, zararlı mutasyonlar da durdu” diyorsun. Yani onlar yok oldu. Şimdi bak, o zararlı mutasyon dediklerin ne kadar? Sen “yüzde 99” diyorsun zararlı. Faydalı olanlar “yüzde 1” diyorsun. Peki bu yüzde 1’in hadi diyelim senin dediğin gibi olduğunu farz edelim, bu yüzde 99 mutasyonla bozulan, dağı-taşı doldurması gereken fosiller nerede? Yok. O zaman bırak. At başta neyse sonunda da at, kaplan başında neyse sonunda da kaplan. Nereye bize hikaye anlatıyorsun? “Yavaş yavaş gelişiyor” diyor. Kardeşim bak, bu olurken şimdi mutasyona uğradığında adam, mesela bir hayvan diyelim mutasyona uğruyor üç gözü oluyor, altı tane ayağı oluyor. Ama bir tanesinde mutasyon çok iyi rast geldi diyor, adam hakikaten iki ayağı var işte iki arka ayağı var bir hayvan oluyor, gözü de düzgün fakat ilave olarak kulakları daha küçülüyor daha düzgün hale geliyor diyelim. Bu yüzde kaç diyorsun? İşin doğrusu bunlar binde bir kendi iddiaları binde bir. Binde 999 olan o mutasyonun çarptığı canlıların fosilleri nerede? Yok diyorsun. Yoksa evrim de yoktur atma. Atma atarsan tutarız.

Fikret Bey, sayısal bilgilerin de olduğu bir soykırım metni var sende. Tamamını derli-toplu okuyup yorumlayarak konuşacağız. Bir oku görelim.

KARTAL GÖKTAN: Bugün 27 Ocak. Milyonlarca insanın acımasızca katledildiği Nazi soykırımının anma günü. Kısaca bilgi vermek istiyorum. Naziler sosyal Darwinizm’in etkisiyle sözde aşağı ırk saydıkları Yahudileri, Çingeneleri, Doğu Avrupalıları soykırıma uğrattılar. Ve akıl hastalarını, özürlüleri, yaşlıları gaz odalarında katlettiler. Toplama kamplarında 5,5 milyonu Yahudi olmak üzere toplam 11 milyon insan gaz odalarında öldürüldü. Bir kısmı da açlık hastalık ve işkence sonucunda yaşamını yitirdi. Yahudileri bulmak ve öldürmekle görevli Alman ordusunun özel timleri köyleri didik didik arayarak buldukları bir milyonun üzerinde Yahudi’yi de kadın çocuk ayrımı yapmadan kurşuna dizerek öldürdüler. İzleyicilerin de bilmesi açısından sizin bu konuyla ilgili “Soykırım Vahşeti” isimli bir kitabınız ve yine bir internet siteniz de var. Ayrıca “Soykırım 20. Yüzyılın Utancı” adında bir belgesel de hazırlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Bir kere İsrail ırkını yok etmeye kalkmak bir peygamber soyunu yok etmeye kalkmak, bu çok şeytani bir düşünce. Bunun arkasında İngiliz derin devletini aramak lazım. Yani Hitler’in akıl edeceği bir şey değil bu. Hitler kemik kafalı bir adam yani odun gibi bir adam çok akılsız, tek başına hiçbir şey yapamaz. Bunun ince ince idare edilmesi gerekiyordu. İngiliz derin devleti bu ahmağı bu bela için kullandı. Çünkü İngiliz derin devleti bütün dinlere karşı, Hristiyanlığa da karşı, Museviliğe de, Müslümanlığa da karşı. Osmanlı’yı zaten parçaladı, Çanakkale’de aslanlarımızı kitle katliamıyla şehit etti biliyorsunuz, iki yüz binin üstünde aslanımızı şehit etti. Osmanlı’da delikanlı bırakmadı adeta, herkesi kurşuna dizdi. Aynı şekilde Musevileri de kurşuna dizdiler. Müthiş bir zulüm sistemi kurdular ve hiçbir zaman için de ortada görünmedi bu adamlar. Sonra da Almanların işi bittikten sonra da onları da yok ettiler. Onları önce kullandılar sonra da yok ettiler. Çok ince bir planla yaptılar bunu. Ruslarla Nazileri dengeli bir planla çatıştırdılar sonra da Amerika’yı devreye soktular. O da ince bir planla oldu ve onlar için bu çok çok kolay oldu. Masa başında planladıkları olay çok net netice verdi. Mesela Amerika’nın devreye girmesini daha önce planlamışlardı. Gazetelerde toplam bine yakın gazeteci kullandılar, yazar kullandılar Amerikan halkını ikna ettiler savaşa girmeye ve Nazileri yok etmeye ikna ettiler ve hemen netice aldılar. Casuslarıyla, yancılarıyla bütün dünyayı parmaklarına takıp oynatıyorlar. Halen de aynı kafadalar. Mesela PKK’yla da Türk milletini yok etmeyi düşünüyorlar, Türk askerini. Bak her gün şehidimiz oluyor. Daha nihai saldırıya da geçmedi aslında PKK, bunlar ön saldırılar yani zemin yoklama saldırıları. Birçok kişi de bundan habersiz kimi futbol yorumu yapıyor, kimi köşe dönmenin peşinde, kimi işte evliliğinde nasıl bir düğün olacak, gelinliğin boyu ne kadar olacak. Orada da PKK’lılar bombayı nereye yerleştireceğiz, silahların çapı nasıl olacak, uzaktan vuruş için keskin nişancıları nerde eğitelim onun peşindeler. Tabii bir gaflet insanların üzerinde var birçok insanın üstünde var.  

Az önce de bir yazar bir kanalda İngiltere’nin nasıl bir planla tüm devleri nasıl parçaladığını anlatıyormuş. Bak daha yeni uyandılar. Şu ana kadar neredeydin? Çok ünlü bir yazar bu ama hakkında bir şeyler söyledikleri için ismini vermiyorum. Şu ana kadar neredeydin? Bak ben söyledikten sonra uyandılar, herkesin ağzında İngiliz derin devleti. Musevi soykırımını yapan İngiliz derin devletidir. İsrail’e şimdi onların yerleşmesini sağladılar ama toplu bir arada bulunmalarını istiyorlar. Yarın bir gün onlara da bir melanet planlıyor olabilirler. Onlara da bir kötülük planlıyor olabilirler.

Musevi dindarlar mazlum kendi halinde insanlardır. Tabii onların da kötüleri var, acımasız olanları var, cahil olanları var ama Museviler genel olarak mazlum, saygılı, çalışkan, insancıl kişilerdir, barışçıldırlar. Dünyanın her tarafında yayıldılar zaten biliyorsunuz. Daha yeni yeni toparlanıyorlar. Onlara yapılan zulüm günahtır. Yani Ehli Kitap Kuran’da korunan bir topluluk, Hristiyan ve Museviler. “Evlenebilirsiniz” demesi Cenab-ı Allah’ın zaten onlara ne gözle bakmamız gerektiğini gösteren en kesin net delil. Evlenme ne demek biliyor musun? Evlendiğinde insanın karısı ne olur sevgilisi oluyor ve sırdaşı oluyor, dostu oluyor her şeyini bilir. Yatağını biliyor, yemeğini biliyor her şeyini biliyor. Ona güveniyor, yemek yapıyor adam yiyor onun yaptığı yemeği. Onunla aynı yatakta ona güvenip sarılıp yatıyor. Sen Musevi’yi kesmeye kalkıyorsun. Cenab-ı Allah’ın dediği ne senin dediğin ne? Ama şimdi tabii onların da bir kısmını korkutmaya çalışıyorlar, paniğe kaptırmaya çalışıyorlar bir melanet rüzgarı esiyor. Fakat tabii Allah iyilerin yardımcısıdır. Musevileri de Müslümanları da kurtaracak olan Moşiyah yani İmam Mehdi (a.s) şu an hayatta. Bunu Cübbeli bağıra bağıra yıllarca söyledi. “Mehdi şu an hayatta, şu an 29 yaşında, şu an 30 yaşında.” Mehmet Talu Hoca bunu açık açık söylüyor hayret ediyor Cübbeli’nin durumuna. “Kendi” diyor “bağıra bağıra söylüyordu” diyor “şu an Mehdi hayatta diye.” Ne olduysa oldu bir şeyi birini gördü bu aklı gitti adeta. Önce “Yüz sene sonra çıkacak” dedi. Bu tehlikeli. Ben dedim ki “Mehdi 120 yıl yaşayacak” dedim hadisde öyle diyor. Korktu Allahualem, 200 dedi sonra, baktı o da olmayacak yine çekindi “300 yıl sonra gelecek” diyor. Karmakarışık böyle fasulye hesabı gibi hesaplar yapıyor. “50’ye 100 ekle, 100’den 40 çıkar, 40’a 21 ekle, 21’den 98’i çıkart, sonra onu işte 34’le çarp, ona 98 daha ekle al sana tarih çıktı” diyor. “Ben rüyamda gördüm yav” diyor. Senin rüyan ne kadar kıymetliymiş öyle. Hayır peşinden bayağı da giden insan oluyor. “Size bir terlik vereceğim yanmayacaksınız” diyor. Adamlar cayır cayır alıyor. “Size bir kefen vereceğim toprağın altında yanmayacaksınız” diyor adamlar cayır cayır alıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bir hafta içinde İsrail’de biri hamile 4 Yahudi bayan bıçaklandı, ikisi öldürüldü. Bir fotoğraf vardı, öldürülenlerden biri 23 yaşındaki bu bayan.

ADNAN OKTAR: Bak dünya güzeli. Yazık-günah değil mi buna? Acayip şeker bir şey, insan nasıl kıyar buna? Acayip bir zulüm bu. Ne yapmış bu sana ne yapmış? Ya haham kızıdır, ya dindardır. Böyle bir azgınlık içindeler. Tabii İsrail’in de yaptığı misillemeler vardı zamanında. Bunlar da çok aşırı yersiz oldu. Halbuki direkt merhametle şefkatle yaklaşsalardı, ısrarla öyle davransalardı çok fazla onları destekleyen olurdu. Dünyada müthiş bir Musevi aleyhtarlığı geliştirdiler. Dünyada neredeyse yüzde 90’ları buldu şu an Musevi aleyhtarlığı. Bütün dünyada müthiş bir Musevi aleyhtarlığı var. Bunu kırmaya çalışıyoruz şu an. Türkiye’deki Musevi aleyhtarlığını kırmaya çalışıyoruz. Dünyadaki Musevi aleyhtarlığını kırmaya çalışıyoruz. Onları yaparken de yine Musevilerin içinden güya Musevi olan kişiler de bizim bu faydalı faaliyetimizi durdurmaya çalışıyorlar. Ben ilgilenmem öyle şeylerle. Telaş edenler de boşa telaş ediyorlar. Biz yolumuza devam ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, yeni bir belgesel hakkında görüntü eşliğinde bilgi vermek istiyorum. 28 Ocak Perşembe yani bugün saat 20:00’de kanalımızda sizin kitaplarınızdan faydalanılarak hazırlanılmış yeni bir belgesel daha gösterilmeye başlanıyor. İsmi “derinlerin gizemi.” Bu belgeselde dünyamıza masmavi rengini veren Denizlerde yaşayan çok çeşitli canlıların ilginç özellikleri anlatılıyor. Özellikle de güneş ışınlarının hiç ulaşmadığı derinliklerdeki su yüzeyine hiç çıkmayan balık cinsleri de anlatılıyor. Denizlerdeki bu canlıların da diğer tüm canlılar gibi evrim geçirmediği, milyonlarca yıl önceki fosilleriyle tıpatıp aynı oldukları delillendiriliyor. Kardeşlerimiz yarın Perşembe günü yani bugün 28 Ocak saat 20:00’de “derinlerin gizemi” isimi belgeseli izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Ne şeker şeyler bunlar acayip süslüler, bayağı tatlı şeyler.

Bu arkadaş diyor ki “Niye ilim adamları gibi sen de gidip efendim dağlarda taşlarda fosil aramıyorsun. Allah Allah, 600 milyon fosil toplamış adamlar, ben 600 milyon fosili gidip dağlarda toplamaya kalkarsam bu konulara ağırlık veremeyiz. Olmaz yani.

Bediüzzaman, “Mehdi’nin en önemli görevi: Birincisi fen felsefenin tasallutuyla,” tesiriyle, “maddiyyun,” maddecilik “ve tabiiyyun, tabiatçılık” yani Darwinizm inancının “beşer içinde intişar etmesiyle” yayılmasıyla her şeyden evvel” bak her şeyden evvel “felsefeyi” ve Darwinizm fikrini “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ın birinci görevi. (Emirdağ Lahikası Mektup, sayfa 337.) “Ehli imanı delaletten” bak iman eden Müslümanları şu andaki Müslümanları delaletten “iman ve İslamiyet’ten ayrılmasından muhafaza etmek için” yani deccalın eline düşmesinler diye, Darwinist olmasınlar diye “muhafaza etmek, bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla” bak hem dünyayı hem her şeyi bırakmakla “çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden” çok fazla vakit gerektirdiğinden “İmam Mehdi’nin” bak ismiyle söylüyor Bediüzzaman “Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” 70 yıl önce söylüyor. “Herhalde o vazifeyi Mehdi’den evvel bir taife” bir grup bilim adamları “bir cihette” bir yönüyle “görecekler.” Araştıracaklar tahkik edecekler. “O zat İmam Mehdi o grubun” bilim adamlarının “uzun tahkikatı araştırmalarıyla “hazırladıkları eserleri kendine hazır bir program yapacak, o kitaplarla o birinci vazifesini tam yapmış olacak” diyor.

Şu an TRT1’de Pelin Çift programı, “Darwin bile ölmeden önce teorisinden vazgeçmemiş miydi? Her insanın parmak izi nasıl farklı” gibi çok makul sorularla. “Bu soru aklınıza nereden geliyor? Belli ki bir bilgi eksikliğiniz var. Demek ki biyoloji bilmiyorsunuz. Evrim kitapları okumalısınız” gibi demagoji yaparak cevap veriyorlarmış. Pelin Çift “madem evrim var nerede bu neandertal, bir kuyruklu bir boynuzlu insan niye göremiyoruz? Beni ikna edemediniz” diyor. TRT1’de Pelin Çift’in programındaki katılımcılar “Türkiye’de 1980’den sonra” Allah Allah bir alkış, “ithal olarak evanjelist akımlardan kaynaklanan bir evrim karşıtlığı gelişti.” Allah Allah, Allah Allah. “60’lar, 70’ler neydi” diyor “cayır cayır anlatıyorduk herkes evrimciydi” diyor. “Ne olduysa oldu 1980’lerde bir mübarek geldi” diyor.

Peynir Gemisi, “Hocam, İsrailoğulları ve masonluk hakkında kıymetli eserlerinizden de bahsedebilir misiniz?” Ters Kupa. Var işte bizim kitaplar. “Yahudilik ve Masonluk” en ünlüsü odur. O zaman milyonlar hesabıyla o satmıştı.

Darwin diyor ki; “Türler başka türlerden belli belirsiz, aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız ara geçiş formlarına rastlamıyoruz?” Bitti. “Bugün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin karmaşıklığı ile karşılaşmıyoruz?”  Eğer ileride de bulunamıyorsa, ara fosiller diyor. Darwin bu günleri söylüyor. Benim teorim bitti demektir diyor. Bulan olmamış. Darwin kendi diyor; “Türler başka türlerden belli belirsiz, aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız ara geçiş formlarına rastlamıyoruz?” Çünkü yok. Adamlar Darwin’den daha Darwinci kesiliyorlar. Yok diyor Darwin.

Selim Şafak; “Hocam yanınıza gelen her kadın gün, gün güzelleşiyor ”diyor.

Suat Acar; “Adnan Bey, modernlik konusuna daha çok bastırın lütfen. Binalar, yollar her şey tamam modernleşti ama insanlar gittikçe çirkinleşiyor. Zengini fakiri fark etmiyor. Bir çoğu döküntü, bir çoğu berduş, eskiden ülke fakirdi imkan yoktu. Yine de insanlar çok daha şık kaliteliydi birçok yerde bu kalmadı.”

Şinasi Toprak; “Her Müslüman toplulukta mutlaka münafık oluyor mu? Bunları anlayınca hemen bünyeden atmak olur mu, yoksa şartları gitmek isteyeceği hale getirip, gitmesini beklemek mi gerekiyor?” diyor. Münafığı tedavi etmek lazım. Yani kendi bünyesi içinde zaten münafık gitmek ister. Onda bir kriz vardır. Sürekli o zemini yapmak ister. Ama münafık bir gerekçe oluşmasını ister. Mesela bir olay olmasını, bir kavga ortamını, bir bağırtı, çağırtı veyahut kovulma veyahut onun şiddetli sarsılacağı bir eleştiri ile sarsılması. Veyahut ondan hoşnut olunmadığına dair eylemler ama güçlü eylemler. Münafık bunu bekler hatta bunun yolunu da yapar münafık. Mesela kendine müdahale edilmesini ister. Kavga ortamının olmasını ister. Müslümanları kızdırmaya çalışır. Özellikle ahlaksızlık yapar. Gider uyuyan kişiyi uyandırır, gürültü yapar. İslam’a Kuran’a hiç hizmet etmez. Bir kenarda gider oturur. Boş işlerle vakit geçirir. Saatlerce gider ufku seyreder. Müslümanlar çalışırken Müslümanlardan iş ister. Kendince küçük, küçük Müslümanları kızdıracak şeyler yapar, eylemler yapar veya zırva sorular sorar, abuk sabuk sorular sorar. Yahut İslam’ın ve Kuran’ın aleyhine çirkin sözler etmeye başlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında öyle oluyor. Adam geliyor; “Benden namaz istediniz kıldım” diyor. Bak ahlaksızlığa bak. Allah istiyor. Onlar mı istiyor? “Zekat istediniz verdim” diyor. Allah istiyor zekatı. “Siz benden ne istiyorsunuz?” diyor. Gidip Peygambere secde mi edeyim, onu mu istiyorsunuz” diyor. Bak ahlaksıza bak. Şimdi bunu duyan sahabe ne yapacak? Adamın ağzına kafa atıp darmadağın edecek. Öyle akla geliyor. Sabrediyorlar. Ahlaksız yani özellikle olay çıkarmaya istiyorlar. Peygamber (s.a.v.)’e söylenecek söz mü bu haysiyetsiz? Nerde söylüyor Peygamber (s.a.v.)? Peygamber (s.a.v.) zaten şirki ortadan kaldıran bir din getirmiş. Kendine secde edilmesini ister mi? Haysiyetsiz yani. Onun için öyle sürekli fırsat arar münafık. Fırsat vermemek lazım. Ama gerçekten münafıksa zaten bünye onu atar kendinden. Sen ne yaparsan yap atar. Ama sabretmez de direkt göndermeye kalkarsan bu günah olur. Bu olmaz. Sabredeceksin belki çünkü şifa bulabiliyorlar. Bazen şeytan yapışıyor. Ama bazen Cenab-ı Allah üzerinden şeytanı alıyor. Bünyesi üstüne yapışmış oluyor, alıyor. Adam kendine geliyor birdenbire. Ölüyken diriliyor. Çünkü komadaki bir adamın fişini çekmeye benziyor. Komadaki adamdan hiçbir zaman ümit kesilmez. Fişini çekmek olmaz. Komadan çıkıncaya kadar beklemek lazım. Ama bazen hiç komadan çıkmıyor. Komadayken ölüyor bazen. Öyledir münafıkta.

Münafık hep böyle gezme tozma peşindedir. Oturup İslam’ı anlatmak, Kuran okumak, İslam’ı tebliğ etmek, zora girmek istemez münafık. Bilinçaltında çok güçlü bir duygudur. İslam’ın dışında her türlü kitap okumak ister. Münafıklar çok bilgili olurlar. Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde belirtiyor. Yani münafığın özelliklerinden biri olarak. Çok bilgili olurlar diyor. Ben onlardan çekinirim diyor. Genel kültüre çok önem verir münafık. Mesela Afrika’da Otantalar ne yapar? Alakasız şeyler. İslam’ı Kuran’ı öncelikle almaz. İman hakikatlerini öncelikle almaz, boş şeyleri alır. Çünkü onunla züppelik, sükse yapacak. Mesela şaşırtacak ben Brezilya’daki koyun sayısını anlatayım size diyor. Adamın nefesi kesiliyor. “Ne ilimmiş adamda?” diyorlar. Ama Kuran’dan haberi yok. Kuran ile ilgilenmez. Münafığı sıkar utanır Kuran’dan İslam’dan. Tevrat’tan İncil’den utanırlar münafıklar. Mesela diyor ki Allah, Ali İmran Suresi’nde 196’da;  “İnkâr edenlerin” münafıkların “ülke ülke dönüp dolaşmaları seni aldatmasın.” İmrenme, çünkü münafığın ilk yaptığı şey odur. Orayı burayı gezer, Müslümanlara siz gezemiyorsunuz ama ben geziyorum der. Yani zayıf olan Müslüman’ı etkilemeye çalışır öyle. Mesela gider dünyanın bir ucuna orada resim çektirir hatıra veya bir seyahatname yazar. Eski devir için söylüyorum. Mesela diyor; “Ben Fizan’a kadar gittim, oraları hep bilirim, gezerim” diyor. Öbür Müslüman cihatla vakit geçiyor. İslam’ı tebliğ etmekle vakit geçiriyor. Onu haşa enayi gibi görüyor. Kendini akıllı görüyor. Ama o yolda bir gün Allah onun birden canını alıyor veya süründürerek canını alıyor. İşte ondan sonra felaket başlıyor onun için.

Ebu Basir’den İmamı Caferi Sadık aleyhisselam, Muhammet Suresi 30’da; “Suçlular çehrelerinden tanınacak” ayeti var ya. Suçlular çehrelerinden tanınacaklar, görünümünden yani yüzünden tanınacak. Bu ayet hakkında şöyle buyurdu; “Allah onları tanır lakin bu ayet kaim imam Muhammet Mehdi hakkında nazil olmuştur. Hz. Mehdi münafıkları çehrelerinden tanıyacak, ashabı ile birlikte onların darmadağın edecek” diyor manen. Yani “çehresinden bakışından tanır” diyor “yüzünden.” Yani Mehdi insanları hep bakışından tanıyacak yani bakışındaki bozukluktan. İkinci derecede de konuşmasındaki bozukluktan. Bak hadis belirtiyor. 1400 yıllık hadis. Çehre derken yanağından, burnundan anlamında değil. Yanağından anlamazsın. Bakışından anlarsın. Bakışındaki o ince detayları görecek. Yani seviyor mu? Sevmiyor mu? Hain mi? Münafık mı? Ahlaksız mı? Korkuyor mu? Üçkağıtçı mı? Bir tuzak mı kuruyor? Bir çakallıklı mı yapacak? Gözüne baktı mı anlar diyor.

Münafıkları dini sohbetler çok kızdırır, rahatsız eder. Uflar, puflar sıkılır, ayağını falan silkelemeye başlar. Hastadır yani. Çok acayip daralır. Her yeri kasılır ama mesela bir zırva bir şey, boş bir şey olsa mesela kaşını nasıl yapacak, gözünü nasıl yapacak işte orasını burasını nasıl yapacak? Nasıl boya kullanacak? Bunlarda çok ferahlar, münafığın günü hep bunlarla geçer, boş işlerle geçer. Münafığı tanımada bir yöntemdir bu. İşte Tırnağını nasıl kesecek? Neresine ne yapması gerekir? Akşama kadar bunlarla uğraşır. Din iman ilgilendirmez münafığı. Hafakan basar. En bunaldığı konudur münafığın.

Zümer Suresi 45’te şeytandan Allah’a sığınırım; Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların”(münafıkların) “kalbi öfkeyle kabarır.” Allah anıldığında. Öfkeyle kalbi kabarır ne demek? Kalbinde sıkıntı oluyor. Kalbi kasılıyor ağrıyor kalbi, Allah anılıyor rahatsız oluyor adam. Fiilen kalpte rahatsızlık olur münafıkta. Kabarır diyor zaten. O basıncı vurguluyor. “Oysa ondan başkaları boş şeyler anıldığında hemen sevince kapılırlar.” Böyle zirzop izahlarla ferahlıyor. Yok işte şunun elbisesi nasıl, bunun bilmem neyi nasıl? Şunun ayakkabısı nasıl, nasıl olması gerekir? Hep münafık akşama kadar boş işlerle uğraşır. Çünkü İslam’a hizmet etmeyi enayilik olarak görür. Çünkü Allah’a karşı öfkeli ya Allah’a hizmet etmek çok ağırına gider münafığın. Dolayısıyla İslam’a hizmet etmek.

Çok özentidir münafıklar.  Bir modaya özenir bilmem kime özenir, artiste özenir falana özenir. Aklı fikri hep özentidir. Her devirde olmuştur. Mesela Nemrut devrinde Nemrut. Nemrut’un o tepeye kadar adam çıkıyor. Orası aynı zamanda bir mason mabedidir. Nemrut Dağı’nın tepesindeki var ya o şey. Oralar eskiden tabii çok süslüydü. Yani böyle harabe değildi. Bu son hali. Yani çok gösterişli kuleler, çok gösterişli eğlence yerleri, heykeller. Ve sonra da Nemrut’un mezarı yapılmıştı. O konik taş yığınının altındadır Nemrut’un mezarı. Bu tam uyanık. Yani çok sahtekar. Öyle bir mezar yaptırmış ki açmak mümkün değil şu an teknik olarak. Çok zor. Havadan müdahale gerekiyor. Yani çünkü toprağı eştiğinde toprak akmaya başlıyor insanın üstüne. Yani ona göre seçmiş taşları. Eştikçe yoğun bir taş akışı meydana geliyor. Kimse elleyemiyor o yüzden. Yıllardan beri çivi gibi duruyor. Ama Mehdi (a.s) açar. Koyar tepesine bir dinamiti. Dümdüz eder açılır. Cesedi de ortaya çıkacak hepsi ortaya çıkacak. Yahut en tepeden başlayıp bir teknolojik yolu bulunur onun. Yani müdahale imkanı zor olduğu için açamamışlar. Her türlü teknolojik imkan kullanılıp halledilecek inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN:  Makaleleriniz hakkında bilgi verebilirim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN:  İsrail’in The Times Of Israel isimli İngilizce, Arapça, Fransızca, Çince ve Farsça yayın yapan tanınmış haber sitesinde “Sağ duyuya çağrı; Kuran Müslümanları Musevileri  nasıl görüyor?” başlıklı makaleniz Arapça olarak yayınlandı. Bu yazınızda bazı Müslümanların Kuran ayetlerini yanlış yorumlayarak Musevilere karşı uygun olmayan ifadeler kullandığını anlatıyorsunuz. Kuran’da kitap ehlinin korunduğunu, telin edilenlerin sapkın insanlar olduğunu, bu yanlış bakış açısının düzeltilmesi gerektiğini yazıyorsunuz. Aynı makaleniz Fransızca olarak merkezi Amerika’da bulunan JSS News isimli dergide yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Nedir bu derginin özelliği?

KARTAL GÖKTAN: Fransızca olarak Amerika’da yayın yapan bir dergi. Ve burada ayrıca Oktar ve Cihat’ın sizi temsilen gittikleri İsrail görüşmesinden de bahsediliyor. 1845’ten beri yayımlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen News Street Times gazetesinde “Fransa’yı neler bekliyor?” başlıklı makaleniz yayımlandı.

ADNAN OKTAR: Ne gazetesi?

KARTAL GÖKTAN: News Street Times.

ADNAN OKTAR: Nerede çıkıyor bu gazete?

KARTAL GÖKTAN: Malezya’da.

ADNAN OKTAR: Malezya’da tamam.

KARTAL GÖKTAN: Bu yazınızda tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da aşırı sağın yükselişte olduğunu ifade ediyorsunuz. Paris terör saldırılarının tetiklediği korkularla daha da hızlanması beklenen bu aşırılaşma sürecinde Fransa’yı cumhuriyet değerlerinden kopuş, içe kapanma,  kutuplaşma, Avrupa’dan uzaklaşma belki de bir Führer rejimi ve İkinci Dünya Savaşı şartlarının beklediğini anlatıyorsunuz. Merkezi Londra’da bulunan Arapça gazete El Arabi’de “Avrupa Birliği için nasıl bir Türkiye?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan Harakah isimli gazetede “Bir iç savaş yöntemi: Açlığa terk etmek “başlıklı makaleniz yayınlandı. Ve son olarak Pakistan’ın Daily Mail isimli gazetesinde “Ortadoğu gerilimden uzak durmalı” başlıklı makaleniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Bak, İsrail’de boş yere çırpınıyorlar. Her gazetede hemen hemen yazılarımız çıkıyor. Arkadaşlarımız orada boş yere panik oluyorlar.

Münafıkların boş işlerle uğraştığını anlatmıştım ya bak Hicr Suresi 3’te “Onları bırak, yesinler yararlansınlar.” Yani eğlensinler. “Onları boş amel oyalayadursun ileride bileceklerdir.” Boş boş böyle koyun gibi durur. Etrafı seyreder, televizyona bakar, sokağa bakar.  Zamanın geçmesini bekler.  İslam’a hizmet, Allah’a Kitap’a hizmet en ıstırap duyduğu konudur. Çünkü Allah’tan nefret ettiği için haşa Allah’a hizmet etmek istemez. Peygamber (s.a.v.)’den nefret ettiği için dine hizmet etmek istemez.  Müslümanlardan nefret ettiği için Müslümanlara yardımcı olmak istemez.

Müslümanlar münafıklardan çok ayrı oluyorlar, zıt oluyorlar mesela Müminun Suresi, 3’te “Onlar, ’tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir;” Boş şey. Alık alık böyle boşluğa bakılır mı? Şizofren falan olmak lazım. Ne var orada? Şeytanı görüyorsun herhalde. Hayırlı bir iş yap, güzel bir iş yap. Kendisine hizmet ettirir münafık, Müslüman’a hizmet etmek istemez. İşte çayımı getir, tahtamı kır, ateşimi yak, işte ineği ahıra sok. Hayvan; senin özelliğin nedir? İşte kolum ağrıyor, sırtım ağrıyor sürekli yalan söyler münafık sahtekardır. Hep kendisinin acz içinde olduğunu söyler Kuran ayetlerine baktığımızda bunu görüyoruz. “Allah’ın elçisine muhalif olan” Bak muhalefet ediyor münafıklar görüyor musun? İleri gel dese geri gider, geri gel dese ileri gider çok ahlaksızdır münafık. “Mücadeleden geri kalanlar oturup kalmalarına sevindiler.” Hep kendi mekanında kendi mezbeleliğinde yahut kendi ortamında kalmak ister münafık. O kadar çoklarmış ki Peygamber zamanında (s.a.v.) Allah vermesin. Ben bu alçakların bu kadar çok olduğunu bilmiyordum. Peygamberimiz (s.a.v.) bayağı tedirgin olmuş. Medine’yi ele geçirme tehlikeleri varmış, Hz Ali (r.a)’yi başlarına bırakmış Müslümanların ondan sonra sefere çıkmış. Yani çok alçak mahluklar şimdi anlaşılacak gibi değil. Diyor ki, “Ya Resulullah seni çok seviyoruz.” Ee? “Bizim mescide niye uğramıyorsun?” diyor. “Ne var bu mescitte?” diyor. “Buraya hiç hanım gelmez, hiç kadın gelmez, müzik olmaz, gülen insan olmaz, ağlayanlar var bu mescitte” diyor. “Hep kalp ehli evliyalar geliyor” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de iyi niyetli olduğu için önce ses çıkartmıyor “tamam gelirim sonra” diyor. Cebrail (a.s) bildiriyor “bunlar hain alçak sana suikast hazırlıyorlar” diyor. “Orayı da silahla doldurdular” diyor. Cebrail (a.s)’in güzelliğini görüyor musun? Peygamberimiz (s.a.v.) haber alıyor doğrudan vahiyle aldığı için tereddüt etmedi, gidip araştırın demiyor direkt yakın diyor. Mescidi kundakladılar sahabeler cayır cayır yaktılar ahşaptan yapılmış büyük bir mescitti darmaduman ettiler vahiyle bildirildi. Onlar böyle ekip olmaya çok dikkat ederler münafıklar ama çok büyük ekip olmuş Resulullah (s.a.v.)’in zamanında. Mehdi (a.s) zamanında da olacak ama Mehdi (a.s) çok yamandır. Çünkü Allah özel yetenek vermiş münafığı gözünden görüyor anlıyor, perişan edecek ilimle irfanla. Yani palazlanmalarına imkan tanımayacak inşaAllah. İnşaAllah Allah talebesi eder. Bak Dırar Mescidi’ni kurma fikrini veriyor bu alçak diyor ki, “Kadın erkek hep beraber olmaz, ayrı olacak” diyor. “Mescitte eğleniyor bunlar düğün yapıyorlar” diyor. O zaman Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında düğün yapılıyor mescitte. “Bu da yok bizde, gülenler oluyor” diyor, “bizde ağlayan var” diyor. Ebu Amir isimli münafık, Bedir Savaşı’nda ne yapıyor biliyor musun bu alçak? Müşrikler safına geçiyor. Tam kahpe. Tam alçak bak Resulullah (s.a.v.)’ın yanından ayrılmayan bir adam acayip seviyorum diyor tak müşriklerin safına geçiyor. O zaman Şam’la bağlantısı var. Şam’da Rum yani o devrin Roma’sıyla bağlantılı yani Roma’yla bağlantılı bak. Derin devlet bağlantısı olduğu için münafıklar onu çok önemli görüyorlar. Çok kültürlü acayip bilgisi var. Mısır, Pers her türlü bilgisi var. Birçok yabancı dil de biliyor bu münafıklar. Mesela bu Ebu Amir böyle. Ve o zamanın Roma derin devletinin hayranı. Alçak; bak orada bir anda saf değiştirip münafıklarla karşı tarafa geçiyor. Bir de diyor ki "ben Rum hükümdarı Kayser" Kayser o zamanın derin devletin başı. Yani Roma’nın başı. Oradan asker alacağım diyor, asker getireceğim Muhammed (s.a.v.) ve ashabını oradan çıkaracağım" diyor. Derin devlet bağlantısını görüyor musun münafığın? Hep münafıklar şu anda da İngiliz derin devletine bağlılar. Bütün münafıklar. Araştırın soruşturun bakın hep sonu oraya çıkar. Evanjelik evanjeliklerin oraya, bütün yollar Roma’ya çıkıyor. Yani bu asrın Roma’sı; Londra İngiliz derin devleti. MI6, işte Türkiye Ortadoğu’ya bakıyor şu an. Kardeşim o kadar acı ki Osmanlı istihbaratını MI6 kuruyor. İngiliz derin devleti kuruyor. Artık felaketin boyutunu anlayın. Şu anki satılmışların nerden kaynaklandığını da buradan anlayabilirsiniz. Türkiye'yi bölmeye kalkıyorsun. Moleküllerine kadar bölünürsün o zaman. Bak moleküllerine kadar. Kıyamet kopar.

Bak Uhud Savaşı esnasında baş münafık Abdullab bin Umeyr reisliğinde İslam ordusunu terk eden münafıkların sayısı üç yüz kadar. Yani İslam ordusunun üçte biri. Vay alçaklar, vay kahpeler. Alçaklığı görüyor musun? Bak imtihanın derinliğine bak. Aynı şekilde Hendek Savaşı’nın en kritik anında bu münafıklar "bize izin ver evlerimize gidelim, çünkü evlerimiz savunmasızdır" diyerek Peygamberimiz (s.a.v.)’e başvurmuşlar bak ahlaksızlara bak. Orada kaybedersen senin evin ocağın kalır mı serseri? Tebük seferinde de aynı şeyi yapmışlar. "Sefer için hazırlıklar yapıldığı sırada münafıklardan bir grup "bu sıcakta cihada çıkılmaz" demişler. Yani tam baş belası. Seksen kadarına izin verilmiş. Sıcakta çıkılmaz diye. Peygamberimiz (s.a.v.)’in çektiği çile öyle tarif edilir gibi değil.

Ozan Tek Yol Devrim, "Bu dünyanın tadını da Adnan Hoca çıkarıyor valla" diyor. Allah imanla insana lezzet verir, güzellik verir. İman olmadan neye yarar? 

"Hz. Ali şöyle buyurdu: “İnsanlar üzerine ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki ispiyonculuk, ihbarcılık yapanlar değerli olur." Yani casusluk yapanlar değerli olur. "Günahkarlar zarif ve kibar görülür." Yani böyle cinsi sapık ahlaksızlar var ya  onlar diyor zarif ve kibar görünür. "Haine itimat edilir" güvenilir, “Haine itimat edilir güvenilir. Güvenilir kişiye hain gibi davranılır." Güvenilir bir insana, güzel ahlaklı bir insana da hain gibi davranılır.

Mekkeli münafık ve müşriklerin tuzak ve komploları nefes aldırmıyor o devirde. Resulullah (s.a.v.) akıl almaz bir imtihandan geçmiş. Hz. Mehdi (a.s)'ın görevi zaten cereyanı münafıkaneyi dağıtacak diyor Bediüzzaman. Tek görevi bu diyor cereyanı münafıkane. Çünkü hem Allah’a inanıyorum, Kuran'a inanıyorum, Adem (a.s)'le Havva (a.s)'ya inanıyorum diyor hem de Darwin’e inanıyorum diyor. Kardeşim Darwin tesadüfler sonucu yaratıldığını söylüyor. Adem'le Havva’yı Cenab-ı Allah, “Ben yarattım" diyor. "Ol dedim oldular" diyor.

 Gaybeti Numani’de diyor ki, "Peygamberimiz ferman buyurdu. Halkı zahirde benim evladıma Muhammed Mehdi'ye davet etseler de" diyor Peygamberimiz (s.a.v.) "Benim evladımdan uzak olurlar." Hz. Mehdi (a.)'dan. Bak benim evladım diyor Peygamberimiz (s.a.v.). "Bu öyle kötü bir topluluktur ki münafıklar ahlakları yoktur, zorbalarla beraberdirler, cabbarlara fitneyi öğretirler, hakimleri teşvik ederler kan döktürürler” diyor (Şeyh Muhammed Numani.)

"Münafıklar kibirlidirler, ne sevilirler ne de severler." Seviyor gibi görünüyor normalde sevmez. "Gece odun gibi sessiz" bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in vurgulamasını görüyor musun? O iblis ruhu, o pislik ruhunu nasıl vurguluyor? "Gece odun gibi sessiz."  Çıtını çıkartmıyor hayvan gibi. Selam versen anlamaz. Hal hatır sorsan boğuk bir sesle bir kaç kelime söyler. Şeytana kilitlendiği için gözleri hayvan görünümünde oluyor ve bir odun parçası gibi, kof bir kütük gibi o Kuran'da da geçiyor kof bir kütüğe benzetiyor. "Gece odun gibi sessiz gündüz gürültücüdürler." Müslümanlara nefes aldırmıyorlar.  Mesela namaz kılıyor gidip gürültü yapıyor, Kuran okuyor gidip gürültü yapıyor, bağırıyor çağırıyor Müslümanların dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Veyahut her hangi bir gürültü. Uyuyan oluyor uyuyanı uyandırıyor gürültüyle.

"Münafıkların dilleri de baldan daha tatlıdır" tatlı tatlı böyle sesini kibarlaştırarak konuşur yani çok sevecen iyi niyetli gibi "ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Pislik, cinayete de yatkın, her türlü ahlaksızlığa yatkındır diyor. (Tirmizi Zühd bölümü 60.) 

"Münafıklar eğer konuşurlarsa şer ve pislik konuşurlar. Eğer susarlarsa fasit, kötü, bozuk ve fasıktırlar." Yani itici ve pisliktirler diyor. (Şeyh Muhammed İbrahim Gaybeti Numani sayfa 252.) Yani sustuğunda da bir uğursuzluk vardır üstlerinde diyor. Ayette zaten çok detaylı anlatılıyor. "Sen onları gördüğün zaman" şeytandan Allah'a sığınırım "cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır." Yani dışını düzeltmiş süslenmiş püslenmiş dışını düzeltmiş. "Konuştukları zaman da onları dinlersin." çünkü her türlü bilgiyi ediniyor. Ama boş, boş şeyler okur. "Oysa sanki onlar sütun gibi dayandırılmış ahşap kof kütük gibidirler." Odun gibi yani sessiz, pislik, mat bir görünümleri vardır. "Bu hallerinden dolayı da her çağrıyı kendi aleyhlerinde zannederler." Sürekli mesela yemek getirirsin onda aleyhine bir şey bulur. Bir hediye alırsın aleyhine bir şey bulur. Bir soru sorarsın onu da aleyhine düşünür. Eleştiri yaparsın aleyhine düşünür. Aklına gelen her şeyi aleyhine düşünür. Münafığın huysuzluğu ahlaksızlığı oradan gelir. Her hareketi, her soruyu, her konuşmayı, her davranışını kendi aleyhine görür. Mesela yanından birisi geçer onda aleyhine bir şey bulur. Biri bir şey söyler onu da aleyhine değerlendirir. Onunla ilgili de bu sefer çirkeflik yapar pislik yapar. "Onlar düşmandırlar.." diyor Allah. "..bu yüzden onlardan kaçınıp sakının" yani çok dikkatli olun  yapacakları eylemlere karşı, casusluk faaliyetlerine her türlü ahlaksızlığa karşı dikkatli olun "Allah onları kahretsin" ki kahredecek demektir. "Nasıl da çevriliyorlar?" Sürekli fırıldak gibidir "nasılda çevriliyorlar?” [Tevbe Suresi, 30] Mesela bir laf söyler niye böyle söyledin dersin ben böyle bir şey söylemedim diyor. Çeviriyor. Şimdiki söylediğin söze ne diyorsun? Sen anlamadın ki diyor ben şimdi de böyle söylemedim demin de böyle söylemedim diyor. Sürekli dönen bir fırıldaktır. Çok sahtekardır münafık. Onun için baş edilecek gibi değildir. Haysiyetsizdir üstüne gidersen de çirkefleşir. Saldırganlaşır, ağlar zırlar, yerlere yatar. Baygınlık geçiriyor gibi yapar ayette diyor ya "baygınlık gelmiş gibi sana bakarlar" diyor. Yani baygın taklidi yapacağını söylüyor Allah ayette. "Gözlerinin akarak sana baktıklarını görürsün" diyor.

Münafık çirkeflik yapmak için bahane arayacağı için münafıkla çok zekice ve akıllı konuşmak lazım. Yani bahane bulamayacağı, ahlaksızlık yapamayacağı saldıramayacağı gibi konuşmak lazım. Şeytanın etkisinde olduğu için o "her gürültüyü aleyhine görür" diyor ya Allah ayette o içi sürekli sıkıldığı için şeytani bir saldırganlık içinde olur. Bahane arar onun için Müslüman’ın çok dikkatli davranması lazım. Nisa Suresi 63'de Cenab-ı Allah dikkat çekiyor bu konuya. "İşte bunların (bu münafıkların) Allah kalplerinde olanı bilmektedir o halde sen onlardan yüz çevir onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle." Ama tam onların ayarına göre bak nefsine göre ayarla diyor Allah. "Nefislerine ilişkin açık" eğer açık konuşmazsan yani onun oynayacağı gibi konuşursan başına bela olur. Reddedemeyeceği gibi konuşman lazım. Ve etkileyici, çok net reddedemeyeceği gibi konuşmak.

Münafıklar genellikle ekip oluyorlar küfürden de adamları olur bunların ama hep genellikle derin devlet bağlantılı olur münafıklar. Ama bir silsileyle direkt derin devlet bunları adam yerine koymaz. Mesela Türkiye'deki derin devletin bir adamı farz edelim ondan İngiliz derin devletine. Yani silsileli olur. Veyahut Pakistanlı münafıklar yahut Hindistanlı münafıklar mesela Bangladeşli münafıklar onlarla bağlantı kurulur oradan oraya İngiltere’ye yanaşır. Direkt bir bağlantı kuramaz. Derin devlet çok ekabirdir İngiliz derin devleti böyle çok kendini yüce bilen bir sistem.

"Mumammed Mehdi isminde bir zatı nurani o süfyanın şahsı manevisi olan cereyanı münafıkaneyi" bak münafık cereyanını  "etkisiz hale getirip dağıtacaktır." Hz. Mehdi (a.s) münafık avcısıdır. Allah özel öyle yaratmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ki münafıkların lideri "Muhammed güç durumda" diyor. Bak önce buradan başlıyor. O Müslümanları etkilemek için yapıyor. "Şiddetli sıcaklarda ve çok uzak diyarlarda Beni Asfar’la Bizanslılarla savaşacak." Derin devletle o devrin derin devleti Bizans. “Herhalde o Beni Asfar’la savaşmayı oyuncak sanıyor.” Derin devletle mücadeleyi oyuncak sanıyor. Küstahlığını görüyor musun Peygamber (s.a.v.)’e? Münafığın ana özelliği küstah olmasıdır. Çok laubalidir. Peygamber (s.a.v.)’le konuşurken arkadaşıyla konuşmaktan çok daha laubali bir üslupla olur. “Vallahi onun ashabını bir sabah ikişer ikişer iplere bağlanmış esir olarak görüyor gibiyim sanki.” Müslümanları korkutmak için bazen öyle mesela münafıklar der, “Sizi rüyamda gördüm şöyle olmuştunuz, böyle dağılmıştınız. Bir gün size şöyle yapacaklar, böyle yapacaklar” hep münafıkların yöntemidir bu. İşte “Sizi şöyle dağıtacaklar, böyle asacaklar, böyle kesecekler.”

“Mümin omuzları halim olan kimsedir, iyi geçimlidir. O, din kardeşine rahatlık, huzur verir. Münafık ise uzak durur ve kardeşine sıkıntı verir, rahatsızlık verir. Mümin selam vermekte atılgandır, münafık ise bakar ki önce kendisine selam versinler. (Ramuz-ul Ehadis sayfa 230) Görüyor musunuz karaktersizliklerini münafıkların?

Aleviler candır, Alevilerin hepsi kabadayıdır. Çok yiğittirler. Pek bilinmiyor bu, bilinmez. Ben Ankara’dan bilirim. Onlarda gelenektir kabadayılık. Kadınlar da kabadayıdır, erkekler de kabadayıdır. Eski Türk adeti olarak, Oğuz Türküdür çoğu. Ve çok, bağnazlığa karşı güzel bir alternatiftir. Bağnazlıktan hiç hoşlanmazlar. Hep böyle sevgi, muhabbet, kardeşlik. Kadınlarla beraber eğlenirler, kadın-erkek ama kadınlara akıl almaz bir saygı vardır. Hiç kimse edepsizlik yapmaz Cem mevziisinde. Sazlı sözlü böyle çok güzel; hanımlar yine orada bulunurlar. Beraber dans ederler hanımlarla ama kimsenin aklının ucundan dahi geçmez bir edepsizlik. Hacı Bektaş Veli maşaAllah, o dünya tatlısıdır, çok güzel, çok efendi bir insan. Allah cennetle cemalullahla şereflendirsin. Kerametleri çok fazla olan mübarek bir velidir. Çok değerli bir insandır. Alevilik çok yanlış anlaşılmıştır insanlar tarafından, onların güzelliğine erememişlerdir. Hep böyle dostlar, Ariflik, insan sevgisi, hayvan sevgisi, bitki sevgisi Alevilikte çok yoğun işlenir. Ben Hacı Bektaş’ta kalmıştım bir hafta kadar Alevi köyüydü, Alevi kasabası -asıl yeridir zaten orası- hepsi çok efendiler. Bayağı nezaketli insanlar, dost canlısı. Ankara’nın Karaşar Köyü vardır, alayı kabadayıdır kesintisiz; Ankara Çubuk onlar da hep Oğuz Türküdür. Kalecik çoğu öyle. Kendine has bir gelenektir. Kaç bin yıllık? Beş bin yıllık gelenek kabadayılık geleneği. Kabadayılık derken tabii milletin kafasını gözünü dağıtan falan değil. Basitliğe tenezzül etmeyen, asil, kadını koruyan kollayan, haysiyetsiz şerefsizlere karşı tavır koyan insanlar. Mesela bir kabadayı asla bir kadına la söyletmez. Hiçbir şekilde ona bir zarar gelsin istemez, nezaketine çok dikkat eder. Kadının namusuna şerefine çok çok özen gösterir. Kendisi ölümü göze alır, ona zarar getirttirmez. Kabadayılığı oradan geliyor zaten. Kabadayı ölümü göze alan insandır. Yani yiğit olur. Mesela bak daha hala şu alçak aklımda; o Kadıköy’de genç kıza haysiyetsiz herif çocuğa koluna taktırmış, demek ki çocuğun korkup söylemeyeceğini düşünüyor. Pervasızlığı da ayrı bir konu, ferahlığı ayrı. Çocuğun telefonunu alıyor, parasını alıyor. Sen nasıl bir insansın? İnsan demem ben sana. Sen nasıl bir varlıksın? Çocuğun çektiği acıya bak. Bir de arabaya yeniden bindirmeye kalkıyor. Bu sefer de öldürmeye götürecek. Çocuğun eli ayağı boşalmış. İyi ki karşı koymuş. Arabaya binse götürür onu o, bir açıklığa götürecek. Çünkü diyecek “Herhalde bu gidip söyler” öldürüp bir yardan aşağı atacaktı. Çocuğun cesareti iyi olmuş. Aferin benim delikanlıma. Hiç üzülmesin, müteessir de olmasın. Onun haysiyetine, şerefine bu zerre kadar leke getirmez. İnsanların gözünde onun değerini milim düşürmez hatta gözümüzde o daha da büyüdü. Aferin cesaretine, akılcı hareket etmiş. Mesela orada tavır koyup gitmemiş, iyi yapmış. Ama çocukların işte yalnız gezmemesi konusunu çok söylüyorum, genç kızlar. Ne olacak bir arkadaşın yanında olsun? Niçin tek olasın? İki kişi olsa o asla yanaşmaz. Öbürü dünya güzeli o genç kızı alıp götürüp şehit etmişti ya, alçak. Çok kızdırıcı şeyler bunlar. Hanımlar da habire protesto ediyorlar, işte kadın hakları. Onunla olmaz. Devletin çok esaslı tedbir alması gerekir. Polisin çok yıldırması gerekiyor böyle terbiyesizleri. Gelip tehdit ediyor, bilmem ne yapıyor falan. Bir de polis devriyesi biraz fazla olması lazım. Değil mi? Bir rast gelir, bir şey olur. Bayağı bir vakit geçmiş orada, beş dakika-altı dakika çocuğu orada tutmuş. Mesela bir polis devriyesi olsaydı. Aslında hanım kız çok güçlü bir çığlık atsaydı, bağırsaydı adam çok korkardı kaçardı bence. Ona rağmen bir şey yapamazdı. Değil mi? Çığlık atarak kaçsa bütün mahalle ayağa kalkardı. Dehşete kapılır kaçardı. Ama riske girmek istememiş. Çünkü aniden bıçaklayabilirdi hakikaten. Allah vermesin. Allah korumuş çocuğu. Ama sakın sakın üzülmesin, fütur vermesin.  Onuru, şerefi bizim katımızda onun çok yüksek. Annesi babası da sakın üzülmesinler. Yani herkesin haysiyetli şerefli bildiği asil bir kız. Sakın kalplerinde bir burukluk olmasın. Bıçağı sırtına dayamış çocuğun o zaman olmaz tabii. Vay alçak vay. Tabii bıçağın sivri ucu sırtındaysa çocuk çığlık attığında batırır yani.

“Müminin hastalığı günahlarına kefaret olur” diyor. Mümin hasta oluyor veya bir şey olur hastalanır ağır hastalanır mesela tehlikeli ölümden dönebilir, ölümcül hastalıklarla insanlar sık sık karşılaşırlar. “İyileşince bundan ibret alır” ahlakı daha güzelleşiyor daha teslimiyetli daha mütevazi oluyor daha sevecen olur, ibadetlerinde daha titiz olur. “Münafık ise bağlanıp sonra salıverilen deveye benzer. Deve niçin bağlandığını ve niçin salındığını bilmediği gibi münafık da hasta olup iyileşince bundan ibret almaz.” (Ebu Davut.) Yani Hastalanır, ölümcül hastalanır hayvan gibi Allah’ın ona o belayı niye verdiğini düşünmez veyahut o imtihanı niye yarattığını düşünmez. Deve yani bir deveye benzetmiş. Hayvan gibidir demek istiyor hadis. Dolayısıyla da kurtulduğunda da yine hayvan gibi son derece rahat eski azgınlığına kaldığı yerden devam eder,  münafığın çok belirgin vasfıdır ama bu çok nadir rastlanan bir delildir. Bakarsın münafık ölümcül bir hastalıkla karşılaşır, ibret almaz. Daha azgın, daha ahlaksız, daha haysiyetsiz olarak devam eder. Münafığın yapmak istediği şu yani beladan ben etkilenmedim demek ister münafık. Yani Allah’ın verdiğine inanmadığını göstermek ister. Bela aklına gelir münafığın da ama belayı Allah’ın verdiğini hissetmediğini gösterir ki Allah’a muhalefet olsun, dine muhalefet olsun. Yoksa bilir o belanın niye geldiğini. Allah’ın son anda canını neden kurtardığını da bilir. Ama itliğinden ve ahlaksızlığından bunu sezdirmek istemez, enaniyetinden, gururundan dolayı.  Pislik olduğu için onu ehemmiyetsiz gibi gösterir. Şımarıklıkla züppelikle vurgular. Hamd ederek vurgulamaz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün Diyarbakır Sur’da üç askerimiz bir de komiserimiz şehit düştü, çatışmalarda.

ADNAN OKTAR: Efeleri görebiliyor muyum?

BÜLENT SEZGİN:  Evet şehit askerlerimizi gösterebiliriz. Yüzbaşı Yiğit Can Çiya.

ADNAN OKTAR: Yüzbaşı. Hay benim Aslanım, hay benim koçyiğidime .

BÜLENT SEZGİN: Astsubay Özgür Erdoğan.

ADNAN OKTAR: Koçyiğit koç. Efenin aslanın şahı.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Osman Ateş.

ADNAN OKTAR: Hay benim Aslanım,  hay benim aslanım. Allah sizin aldığınız o güzel makamı o güzel şerefi bizlere de nasip etsin. Hayranız size hayran. Efeliğinize, delikanlılığınıza, yiğitliğinize. Allah rızası için vatan millet için o güzel canınızı Allah’a verdiniz. Allah da onun karşılığında sizlere cenneti nasip etti. Ne mutlu sizlere. Allah o güzel nimeti bizlere de versin. Allah yatakta ölmeyi nasip etmesin. Allah annelerine babalarına uzun ömür, sabr-ı cemil nasip etsin.

BÜLENT SEZGİN: Bir şehidimiz daha vardı. Kıbrıs’ta askerliğini yapan Oğuzhan Bakırhan on beş gün izin alarak geldiği İstanbul’da bir kafeterya da PKK’lılar tarafından şehit edildi.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım Hay. Nasıl oluyor o?

BÜLENT SEZGİN: Olaydan sonra polis tarafından başlatılan soruşturmada Oğuzhan Bakırhan’ın sosyal medya hesaplarında terör örgütü PKK aleyhine paylaşımlarda bulunduğu ve bazı kişilerle tartışmaya girdiği tesbit edildi.

ADNAN OKTAR: Vay benim efem vay benim aslanım. Mücahidin aslanın koçyiğidin hasıymış demek ki. Delikanlıymış. Elini kolunu sallayarak kaçtı adamlar da.

KARTAL GÖKTAN: Evet kaçmışlar.

ADNAN OKTAR: Ben inanamıyorum yani şok oluyorum böyle haberlere. Hatta silahını çektiğinde dahi. Hiçbir gören olmuyor. Al sandalyeyi vur eline. Değil mi? Çök üstüne, al altına yatır çök. Ne kadar çekingenler. Omzuna koluna vur kır kolunu, ondan sonra düşsün silah elinden. Hayır kaçması nasıl oluyor ayrıca?

Oturup şiveyi kibarlaştırıyorlar. Mesela Tokat şivesi geldük, gittük diyor. Niye değiştiriyorsun? Tokatlı gibi konuş. Mesela Karadeniz şivesi çok güzel, bayağı hoş yani. Onu değiştirmek onu tek bir lehçeye düşürmek doğru değil. Lehçe zenginliği hoş.

El-Mehdiyy-il Mev'ud, Cilt 1 Sayfa 252: “Mehdi aleyhisselam hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin hükümranlığı, münafıkların ve hainlerin nüfusu son bulacaktır.” Bak münafıkların ve hainlerin nüfusu son bulacaktır. Zalimler işte bu teröristler, anarşistler, savaş çıkaranlar ve müstekbirler yani halka karşı büyüklenenler. Dik başlıların hükümranlığı ve münafıkların, hainlerin etkisi, nüfusu son bulacaktır.

Bizim askerlerimiz, çocuklar okula giderken PKK saldırısı olmasın, üşümesinler, rahatsız olmasınlar diye askeri araca alıp okullarına götürüyorlar. PKK’lılar da tutukluyorlar diye yaygara yapmışlar. Ahlaksızlara bak, haysiyetsizlere bak. Yani çok seviyorlar çocukları, genellikle zırhlı araçla alıp götürüyorlar. Çocukların da, gezmek hoşuna gidiyor onların. Bu karda, kışta okullarına rahat gitsinler diye hepsini o zırhlı araçlarla okullarına, evlerine götürüyorlar. Böyle bir cemile, güzellik olsun diye. Haysiyetsizler onu tutuklama diye orada burada yayınlamışlar. O üzerine marş koymuşlar, konuşmaları da kaldırmışlar. Yani normalde lehe olan, bütün insanların sevgisini kazandıracak bir güzelliği, PKK alçakları tersine çevirmeye kalkmışlar. Ne kadar pislik olduklarını anlayın.

BÜLENT SEZGİN: Videosu da vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü