Harun Yahya

Sohbetler (28 Ocak 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sen de hoş geldin.

Bumin Alp, dünyalarımız. “Hey Allah’ım, Kuran’ı izliyoruz soru soruyoruz cevap vermiyorsun. Haramı helal göstermek de münafıkların huyudur biliyor musun?” Tabii ki haramı helal göstermek, helali haram göstermek küfürdür zaten, küfür bir eylemdir. İslam’ın mahvolmasının sebebi de budur. Müslümanların böyle sürünmesi, önüne gelene gelip saldırması öldürmesinin nedeni, meydana gelen felaketlerin sebebi, Müslümanların birleşememesinin sebebi haramı helal yapmak, helali de haram yapmak. “Biliyor musun” diyor zaten biz gece-gündüz bunu anlatıyoruz. Bunu en iyi bilenlerdenim. Bir de “soru soruyoruz cevap vermiyorsun” diyorsun. Neyi sordun neye cevap vermedik o da belli değil. Soru sorun da cevabını verelim. Yalnız sen tabii haramı helal göstermek diye bir konuya girmişsin. Şimdi bak, eğer sen helali haram yaparsan bu küfürdür. Şimdi senin kastettiğin altın haram diyorsun beni anladığım, müzik haram, gülmek haram, eğlenmek haram, dans haram. Ne var başka bunların bol? Heykel, ipek, karides, midye yani deniz ürünleri. Sen bunları haram dersen, satranç haram dersen İslam’dan çıkmış olursun yani Allah adına hüküm vermiş olursun, ilahlık iddiasında bulunmuş olursun bu olmaz. Galiz bir harama girmiş olursun. Dolayısıyla benim yaptığım doğru. Mesela ben altın helal diyorum, ipek de helaldir, müzik de helaldir, dans da helaldir, eğlenmek de helaldir. Şimdi ne diyorsun? Kuran’ı izliyoruz” soru soruyorsun, ha Kuran’ı izliyorsan bana Kuran’dan söyle, niye üstü kapalı konuşuyorsun, niye imanlı konuşuyorsun? Diyorsun ki “haramı helal göstermek de münafıkların huyudur.” Ee böyle bir şey hissettiysen ima edeceğine hemen niye söylemiyorsun? Ayetle söyle, söylemezsen harama girersin zaten, söylemiyorsun. Niye söylemiyorsun? Çünkü delilin yok, çünkü ayet yok onunla ilgili. Doğru söylemediğin için kapalı yollu kendince laf atıyorsun ortaya. Biz de diyeceğiz ki “adam bir şey dedi.” Benimle Kuran’la konuşacaksın. Ayeti vereceksin, ben de senin dediğine uyacağım. Hangi haramı helal gösterdim söyle. Ne diyeceksin? Altın diyeceksin, ipek siyeceksin, müzik diyeceksin, dans diyeceksin. Ben de diyeceğim ki sana ayet göster. “Ayet yok” diyeceksin. O zaman ben haklı oluyorum sen doğru söylememiş oluyorsun.

Üzümler nasıl? Ye beni der gibi, çok şahane şeyler. Nar çok şeker görüntüsü; tek tek küp küp görüntüsü, hepsi de canlı. Nar konduğunda ölü bir meyve zannediliyor nar canlıdır, hücreleri falan hepsi canlı oluyor ölmüyor, kış boyunca ölmez. Çekirdeği zaten canlı, çekirdeği hiç ölmez.

Bu gelenekçi mantık, gelenekçi din anlayışı eski Mısır’da Firavun devrinde vardı. Bu, gelenekçilerin halkı ıslah etmek için, eğitim yapmak için para alması o zamanın Firavun devrinin din adamları, o putperest din adamları tarafından o görev yapılıyordu ve para karşılığı yapıyorlardı. Firavun’dan veya halktan para alıyorlardı, para karşılığı din anlatıyorlardı, oradan gelen bir gelenektir o. Mesela hasta olduklarında orada rahipler vardı Firavun’un dinine mensup rahipler, onlara şifa tılsımları veriyorlardı ve iyileşeceklerine inanıyorlardı onların şifa tılsımlarıyla. Mesela Nil’in taşmaması veyahut mesela çekirge afeti olduğunda falan onlar kendilerince muskalar hazırlıyorlardı, para karşılığı ama bunu yapıyorlardı halkı da böylece sömürüyorlardı. Mesela Antik Mısır’da büyü tanrıçası Sekhmet vardı, belirli dualar belirli derecede tekrarlanır, belirli ritüeller okunurdu. Mesela Sekhmet’in tapınağı ziyaret edilip Sekhmet’e dua edilip mavi lotus dansı yapmak, sonra özel bir odada tütsü yapmak gibi. Ayrıca papirusa dua adını verdikleri sözleri yazıp bunu batırdıkları suyu içmek. Mısırlıların iyileşme şeklinde gerekli olduğuna inandıkları bir ritüel bu. Bak, dua ediyor, mavi lotus dansı yapıyor sonra özel bir odada tütsü yakıyor. Ayrıca papiruse yani ince kağıt, dua adını verdikleri sözleri yazıp bunu batırdıkları suyu içmek. Yani o devrin bir ritüeliydi bu. İşte Sekhmet’in tapınağı ziyaret edilip Sekhmet’e dua edip böyle çeşitli isimler var kendilerine göre. Bakın aynı kafa şu anda da var. Yine aynı şekilde bazı duaları yazıyor, onu kağıda koyup kağıdı suyun içine sokuyor o suyu içiyor, evet. Bak ta eski Mısır’da Firavun devrinde putperest adeti bu, bak nereden nereye kadar geliyor 5000 yıllık geçmişi var neredeyse.

GÖKALP BARLAN: Recmi de anlatmıştınız Adnan Bey, o da pagan dini ama sonra İsrailiyattan geliyor, yani Yahudilikten geliyor.

ADNAN OKTAR: Recm tabii recm etmek yani taşlayarak öldürmek. Recm dersen gençler anlamaz.

Benim anlattığım din anlayışında bir samimiyet var. Hayat normal yaşanıyor bir kere böyle anormal mantıklar yok. Sen bir kere adama müzik haram diyorsun, müziği adam her yerde duyuyor, televizyon açıyor duyuyor, orada duyuyor. Haram bir fiili sürekli gece gündüz yaptığına inandırıyorsun adamı ve adam münafık olduğunu, Allah’tan korkmadığını düşünüyor. Çünkü evinde televizyon açtığında mecburen müzik başlıyor dinliyor yani, haram diyorsun. Haram ne demek? Adam sürekli haramı yapıyor oluyor. Komşularda müzik oluyor normalde evinden çıkıp gitmesi lazım komşuda müzik olduğunda yahut televizyonda müzik olduğunda hemen kapatması lazım. Her programda her yerde müzik var mecburen dinliyorlar. Dolayısıyla adamları vicdan azabı içerisinde kıvrandırıyorlar. Mesela “hiç kimseye bakmayacaksın” diyor, mecburen insan tabii başını kaldırıp bakıyor. İşte “gözüne eritilmiş kurşun dökülecek” diyor. Adam çok büyük bir vicdan azabı çekiyor. Mesela müzik dinliyor “kulağına eritilmiş kurşun akıtılacak” diyor. Adamın çekeceği azabı düşün. Sırf azap değil bir de Allah’a karşı isyankar olduğuna inanıyor, çok samimiyetsiz olduğuna inanıyor. Ayette de diyor ya “Bu ruhbanlığı biz onlara söylemedik kendileri çıkarttılar ama ona da uymadılar” diyor.

Mesela Antik Mısır’da yine kadının çocuğu olmuyorsa, insanları rahatsız eden her durumun bir ritüeli var, bir duası var. Ama büyü tanrıçasına dua ediliyor yani ondan medet bekleniyor. Bak, 5000 yıl sonra alınan şekle bak.

Murat Gümüş, “Siz neden Müslümanları kötülüyorsunuz ayıp değil mi? Bu yazdıklarımı Adnan Oktar’a iletin. Cehennemde yanacak o kişi.” Kötüleme değil, doğruyu gösteriyorum. Eleştiriyorum çünkü helak oluyorlar. Bak, Suriye’de helak oldular, Irak’ta helak oldular her yerde helak oluyorlar, Libya’da helak oldular. Müslüman kalmayacak bu durumda. Biz İslam dünyasının aydınlık tek yüzüyüz. Pırıl pırıl aydınlık yüzüyüz. Biz de olmasak bitti Allah esirgesin. Tabii var birçok insan var ama en belirgin gözle görülür olarak biz varız. Niye ayıp olsun? Farzı yerine getiriyorum. Ayıp değil. Niye ayıp olsun? Emri bilmaruf, nehyi anil münker, ibadet yapıyoruz. “Adnan Oktar’a iletin, cehennemde yanacak o kişi.” Cennet veya cehennem; ümit ve korku arasındayız. Biz cehenneme de gidebiliriz cennete de gidebiliriz, ümit ve korku arasındayız. Ama cehenneme gidecek bu kişi dersen dinden çıkarsın. Gaybı Allah bilir. Sen Allah adına hüküm vermiş oluyorsun, küfre gidersin öyle olmaz. Ama şöyle desen mesela “ümit ve korku içinde ol, hem cennet ümidin olsun cehennemden de kork” dersen bu olur. Ama cehenneme gideceksin dersen harama girersin. Yani Allah adına hüküm vermiş oluyorsun ve gaybı bildiğini iddia etmiş oluyorsun her yönden haram.

“Adnan Bey, yanınızdaki her arkadaşınıza yüzde yüz güveniyor musunuz? Hiç şüphe duymuyor musunuz ya münafıksa diye?” Şule Akçay. Canım Müslüman anlaşılır yüzünden, üslubundan, konuşmasından anlaşılır. Bir ters negatif elektrik yoksa, uysal güzel huyluysa niye rahatsız olayım? Ama hastaysa belli ediyor kendini tabii. Ben münafıkları her zaman teşhis etmişimdir çocuklar bilirler. Yüzde yüz isabetle ve her zaman da tedbir aldım. Allah’a çok şükür, yüzünden anlaşılır, bakışlarından anlaşılır münafık. Tabii Allahualem.

OKTAR BABUNA: Ama hep muhafaza etmeye çalışmıştınız son ana kadar.

ADNAN OKTAR: Mesela bak Musevilerin inançlarından. “Eğer gözünüzde rahatsızlık varsa, göz hastalığınız varsa iyi bir insanın cenazesinde ağlayın, gözünüze şifa olur” diyor. İyi bir adam bulacakmış gidip cenazesine, “benim gözüm rahatsız gelip şurada ağlayabilir miyim müsaadenizle?” diye “şifa niyetine.” Bunun bir mantığı var mı Allah aşkına? Onlar da bir alemler. Çok acıyorum çok severim ben Ortodoks Musevileri ama tabii yanlış yönleri de var. Birden şu an tam da üstlerine gitmiyorum “şunu düzeltin bunu da düzeltin.” Önce bir dindar olmalarını istiyorum. Bütün İsrail önce bir dindar olsun. Çünkü dinsizlik çok yaygın İsrail’de, dindar sayısı çok az.

“Kulak hastalıklarının iyileşmesi için,” onların borusu var ya Musevilerin şofar “onun sesini dinleyin” diyor. Kulağında enfeksiyon olmuş iltihap enfeksiyon, antibiyotik falan kullan desen aklım alır, sıcak tut falan desen. Adama boru dinleteceksin adamın kulağı gidecek. Boruyla ne alakası var? Sebebe sarılmak lazım.

“Burunla ilgili hastalığınızın çözümü için cinsel ilişkiye girmenizin yasak olduğu kimsenin kokusunu almayın.” Şimdi öyle bir adamı nereden bulsun? Kadın birini bulacak. Mesela gelenekçilerin bir çoğunun akli dengesi yerinde olmuyor. Sürekli vicdan azabı çekiyorlar çünkü. Diyorlar ki mesela “gülme haram.” Kendileri -ben onların toplantılarına sürekli katılırım- yerlere yatarak gülüyorlar, bağıra bağıra gülüyorlar. Hiçbir gelenekçinin siz sakin güldüğünü gördünüz mü? Bağıra bağıra gülüyorlar öyle bir şey yok.

BÜLENT SEZGİN: Esprileri genelde dinle oluyor, İslam’la oluyor ona gülüyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela kadın erkek bir arada bulunması haram diyorlar. Her gün otobüslerde dolmuşlarda kadınlar erkeklerle beraber gidiyorlar. Haramsa yürümeye mecbur otobüse binemez. Yürüyerek gitsin imkanı yoksa yahut taksi tutacak yahut kendine vasıta bulacak yahut bisikletle falan gidecek. Sen kadınlarla iç içe gidiyorsun, sırt sırta gidiyorsun haramsa yapamazsın.

MEHMET KÜRŞAT: Siz hac örneğini vermiştiniz. Orada da kadın erkek birlikte yürüyorlar diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela “kadınlarına yüzüne bakılmaz” diyorlar her toplantıda hepsi kadınların yüzüne bakıyor, yüzde 99’u bakıyor öyle bir şey yok. Televizyondaki programları görüyorsunuz kadınların yüzüne baka baka konuşuyorlar.

PKK’lıların etek giydiğini ben söyledikten sonra birçok kişi uyandı. Şimdi o konuyla ilgili birisi de karikatür yapmış Etekli Terör Örgütü diye. Var mı sende? “Alttan biraz rüzgar vuruyor sadece ondan rahatsız oluyoruz” diyorlar. Entarisi dımdım PKK diye.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. ETÖ -Etekli Terör Örgütü. “Hewal, böyle insan kendini çoğ özgür hissediyor. Alttan biraz rüzgar vurir ama olsun.”

ADNAN OKTAR: Mustafa Özcan. “Ben sizi her gece izliyorum.” İzlediğine göre demek ki memnunsun durumdan. “Gerçekten çok bilgilisiniz ama yaptıklarınız sizi cehenneme götürüyor farkında mısınız?” Şimdi bir kere Allah adına nasıl hüküm veriyorsun bu bir, bu haramdır küfre gidersin. İkincisi neden dolayı cehenneme götürüyor bazı yaptıklarımız, bunlar nelerdir ayetle bunu bana bir anlat, Kuran ayetiyle anlat. “Bana öyle geliyor.” Olmaz. Bana öyle geliyor dersen o ayrı bir din olur o. Ve sen peygamberlik iddia etmiş olursun şirke girersin. Bana Kuran’a göre söyleyeceksin, ayet göstereceksin. “Ayette yok” diyor. Ayette yoksa biz doğru yoldayız. Onun için her gece izliyorsun zaten.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak yürürlükte olan dinimizi değiştirmek isteyenlerden başkası değilsiniz" derler. (Rum Suresi, 58)

ADNAN OKTAR: Evet. Ne zaman onlara bir tebliğci gelse, İslam’ı anlatan bir tebliğci gelse “bizim geleneksel dinimizi, gelenekçi din anlayışımızı değiştirmek istiyorsunuz derler” diyor. Doğru söylüyorsun. Ben senin gelenek dinini değiştireceğim. Kuran’a dayalı olan dini anlatacağım.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Bakara Suresi, 170)

ADNAN OKTAR: Yani Kuran’a uyun denildiğinde. Yani fıkıh, yani “hocalar alimler ne diyorsa biz ona uyarız Kuran’a uymayız” diyorlar, evet.

BÜLENT SEZGİN: Yine “biz Kuran’a uymayız, bu Kuran’ı değiştir veya yerine başka bir kitap getir” diyorlar.

ANAN OKTAR: Bak, “Kuran’ı değiştir” bak Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bunu söylüyorlar.

OKTAR BABUNA: Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.”  (Nahl Suresi, 116) “Oysa o kitaptan değildir. "Bu AllahKatındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler.” (Ali İmran Suresi, 78)

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bu ayeti.

OKTAR BABUNA: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla..”

ADNAN OKTAR: “Yalan söylüyorsunuz” diyor Allah.

OKTAR BABUNA: “..şuna helal, buna haram demeyin.”

ADNAN OKTAR: Yani kendi kafanıza göre Kuran’a dayandırmadan şuna helal buna haram demeyin. Evet.

OKTAR BABUNA: “Bu Allah katındadır derler oysa Allah katından değildir.”

ADNAN OKTAR: “Bu Allah katından” diyor “peygambere vahiyle geldi” diyor. Allah katından değil çünkü Kuran’da yok. Evet.

OKTAR BABUNA: “Bu kitaptandır derler oysa kitaptan da değildir.”

ADNAN OKTAR: “Kuran’da var” diyor. “Nerede?” diyoruz “vardı da keçi yedi” diyor. Yani “bir yaprağın üstüne geldi vahiy oraya yazdık, keçi yedi o yüzden geçersiz oldu” diyor. Sen kimi kandırmaya çalışıyorsun veyahut kimi aldatmaya çalışıyorsun? Veyahut kimi doğru yoldan çıkartmaya çalışıyorsun? Nasıl bir üslup bu?

BÜLENT SEZGİN: Yine Rum Suresi 58’de Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Andolsun, biz bu Kuran'da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” (Rum Suresi, 58)

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: “Andolsun, biz bu Kuran'da insanlar için her örneği gösterdik.”

ADNAN OKTAR: Kuran’da yani her türlü örnek var, her şey var. Hah, o zaman Kuran’a ilave yapmaya, çıkartma yapmaya yeltenenler yanlış yolda. Evet.

BÜLENT ZEZGİN: “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” (Rum Suresi, 58)

ADNAN OKTAR: “Dinimizi iptal ediyorsunuz” diyorlar. Muptil; iptal kökünden geliyor. Bunlar ne diyor zaten? “Bizim dinimizi iptal ediyorsunuz” diyorlar. “Sen onları Kuran’a çağırdığın vakit onlar seni atalarına çağırırlar” diyor. “Ya ataları bir şey bilmiyorlarsa” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım “yine mi uyacaklar?” diyor. “Evet yine uyacağız” diyor bunlar.  

Bak diyor ki, “Zina eden evlilerin taşlanarak öldürülmelerini emreden ayet Hz. Ayşe (r.a)’nın döşeğinin altındaki sayfada yazılı bulunuyordu.” Bak yalana bak. Peygamber (s.a.v.) vefat edince Hz. Ayşe (r.a) Resulullah (s.a.v.)’ın gömülme işlemleri ile meşgulken evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sayfayı yedi.” Alenen yalan. “Böylece taşlayarak öldürme cezası Kuran’dan çıktı ama hükmü devam etmektedir.” Ne kadar samimiyetsiz ne korkunç bir üslup bu? Halbuki o devirde zaten hafızlar ezberliyorlardı ayetleri yazmıyorlardı. Hafızın ezberindeyse zaten o Kuran’dan olmuş oluyordu. Keçi yesin veya yemesin hiçbir şey fark etmez. Yazılan kemik mesela ezilebilir, üstüne bir boya dökülür veyahut su dökülür yazı kaybolur ama asıl ezberde. Bütün oradaki hafızların ezberindeydi. Hafızların ezberindeki kitaba Kuran deniyordu yani Mushaf deniyordu. Kuran; bir araya getirme demektir, toplama.

ERDEM ERTÜZÜN: Kıyamete kadar korunacağını bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Cenab-ı Allah Muhammed (s.a.v.)’i hak ile göndermiş ve ona kitap indirmiştir. Recim ayeti de ona indirilen ayetlerden idi.” Bak görüyor musun? Ayet ilave diyor. “Biz bu ayeti okuduk ezberledik ve anladık. Resulullah (s.a.v.) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık.” Yani bu feci dehşet verici cinayet sistemini Peygamber (s.a.v.) de yapıyordu biz de yapıyorduk diyor, Peygamber (s.a.v)’e iftira ediyorlar. “Korkarım zaman geçince birileri çıkıp” herhalde bizleri kastediyorlar “biz Allah’ın Kitabı’nda recmi bulamıyoruz der” bak nasıl kurnazlık yapıyor görüyor musun? Bak şeytan nasıl akıl veriyor, sağlama almak için ileriki yılları düşünerek nasıl tedbir almışlar? “Ve Allah’ın indirdiği bir farzı terk ederek sapıklığa düşerler.” Yani adam öldürmeyen adamı sapık diye gösteriyor. Yani feci şekilde kadınları erkekleri taşlayarak öldürmeyen adamın sapık olduğunu söylüyor. “Şüphesiz recm Allah’ın kitabında evli olmak, şahit ve gebelik ve ikrar bulunmak şartıyla zina eden kimse aleyhine bir haktır.” Yani taşlayarak öldürülmesi lazım diyor. 5000 yıllık müşrik adetini İslam’a sokmaya çalışıyorlar ve uyguladıkları yöntemi görüyor musun? Nasıl bir kafalama yöntemi yapmışlar? Aksini itiraz edecek adamları nasıl kilitlemişler? “Korkarım zaman geçince birileri çıkıp Allah’ın Kitabı’nda recmi bulamıyoruz.” Hah diyor adam bak işte bak “peygamber dedi adam da çıktı” diyor. “Bir genci koltuğuna oturmuş vaziyetteyken” diyor “Allah’ın Kitabı bize yeter dediğini görüyor gibiyim” diyor “bunu gördüğünüzde onu diyeni ve ona inananların hepsini öldürün” diyor. Nasıl sağlama bağlamışlar görüyor musun? Ve nasıl korkunç bir sistemle sağlama bağlamışlar. Yönteme bak sen, cinayete teşvik ediyor. Müslüman’ın suçu ne? “Kuran yeterlidir” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in dediğinin aynısını dedi diye, Allah’ın dediğini dedi diye “O Müslüman’ı ve onun etrafında olanların hepsini öldürün” diyor. İşte gelenekçi sistem böyle korkunç bir sistem, dehşet verici bir sistem.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım, Yüce Allah Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e “Sen sana vahyolunana uy” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, şeytandan Allah’a sığınırım “Ben bana vahyolunana uyarım” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, sadece Kuran. Mesela Hz. Ayşe (r.a)’a soruyorlar, “Peygamberin sünneti neydi” diyorlar “Kuran’dı” diyor o kadar. Kuran’ı önemsememe bunlar arasında moda.

ENDER DABAN: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şikayeti: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi, 30) Diye söylüyor.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir tane şikayeti var ahirette “benim bu kavmim Kuran’ı terk ettiler” diyor Cenab-ı Allah’a. “Terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar” diyor.

YASİN BEY: Adnan Bey, ayrıca Kuran’da Allah: “Peygamber Efendimiz bizim aleyhimizde bir şey söylerse onu can damarından keseriz” diye bildiriyor “ve siz de hiçbir şey yapamazsınız” diye buyuruyor Kuran’da.

SDNAN OKTAR: Tabii. Peygamber (s.a.v.) eğer bunun dışında bir şey yaparsa, bir hüküm uygulamaya kalkarsa “onu şah damarından yakalarım” diyor Cenab-ı Allah.

Bişare Çeto, “Peki o zaman Hocam, T. Erdoğan ülkeyi bölmeye çalışıyor diyebilir miyiz? Ne amaçlıyor onu da söyleyin.” Tayyip Hoca, Türkiye’nin bölünmesine karşı çok net tavrı. Bayağı yeri-göğü sallıyor. Ama İngiliz derin devleti de felaket bastırıyor benim gördüğüm. Yani dünya derin devleti bastırıyor. Tayyip Hoca’ya iyi destek olunursa, Başbakan’a da iyi destek olunursa, orduya polise iyi destek olunursa hiçbir şey yapamazlar. Gevşek milletleri iyi vuruyor bunlar. Mesela Irak gevşekti darmadağın ettiler. Suriye gevşekti darmadağın ettiler. Yani bir kısmı gevşekti onlara yetti o.

“Hocam, şeytan bunları nasıl kandırmış da bu kadar Kuran’dan sapmışlar?” İbrahim Hamzaoğlu.

Evet. Fikret sen bir şey söyleyecek misin?

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün “Ülkeyi bölmeye kalkanların başına dünyayı geçiririz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hah işte bu kadar. Bak delikanlıyı görüyor musun? Demin soran arkadaş cevabı buradan alsın. Ama bir oyun hazırlıyorlar biz çok dikkatli olmak durumundayız.

 “Hocam birkaç ay önce sizi izlemeye başladım. 35 yaşındayım. Sizi izledikten sonra Kuran’ı okumaya başladım. Kuran’ı okuyunca sizin gerçekten Kuran’a dayalı bir üslubunuz olduğunu anladım. Allah razı olsun.” Mehmet Sevinç. Kardeşim, bir konu olduğunda bak çok detaylı ayet veriyorum. Ama konuşanlar tek bir ayet vermiyorlar. Zaten olay buradan anlaşılıyor.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)

ADNAN OKTAR: Her ayet olayı açıklıyor. Bak işte bozgunun sebebi de bu. Ayeti bir daha söyle.

GÖKALP BARLAN: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73)

ADNAN OKTAR: Veli edinince ne oluyorsun? Bütün Müslüman alemi bir aile oluyor. Ailenin de bir babası olması lazım. İşte bu babanın ismi Mehdi’dir. Müslümanların mutlaka başına bir lider gerekir.

“Hocam geçmişte çevremden ve ailemden edindiğim bilgiler dahilinde sizi çok eleştirdim. Ama Allah sizi vesile etti de Kuran okumaya başladım. Şimdi ise vicdanım almıyor Hocam. Kuran’a bakıyorum. Bir de sizin yaşantınıza bakıyorum. Kuran dışı bir şey yapmıyorsunuz. Aklım almıyor Hocam. İnsanlar gerçekten büyülenmiş gibiler. Kuran dışı bir din yaşıyorlar.” Mehmet Gündüz.

“Canım Hocam her gün ilmimizin artmasına vesile oluyorsun. Dünyanın en güzel insanısın” diyor Yıldız. En güzel insanlarındansın dersen olur.

Şu anda bazı kendini bilmezler Kürt kardeşlerimiz aleyhinde ağır küfürler yazıyormuş, sosyal medyada. Şivelerini vesaire çok şey yapıyorlarmış. Halbuki çok güzel Kürt şivesi. Bayağı hoş. Karadeniz şivesi nasıl güzelse, o da çok güzel. Kaşlarının kalın olması delikanlının vasfıdır. Gayet güzel.

Battal Odabaşı; “Ne yazsam bilemedim” diyor. “Şimdi kundaktaki bebekleri öldürmek, küçücük çocukları bombayla parçalamak mı delikanlılık?” Kürt ile PKK’yı ayırt edemiyorsan yazıklar olsun sana. Kürt nurdur, PKK pisliktir. Nasıl ayırt edemezsin? Peki, o zaman Türklerden hapishanede çok fazla katil var. Sen de Türk’sün. Ne olacak? Katil mi olmuş oluyorsun sen? Bu nasıl bir münasebetsizlik, nasıl bir bilgisizlik?

Yaralı almaya giden ambulansa roket atarla saldırı yapmış PKK.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Sur’da, PKK’nın yeni mahallelerde hendek kazmaya başlaması sebebiyle yirmi beş mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ve halk bu mahalleleri terk etmek zorunda kaldı. Taşıyabildikleri kadar eşyalarıyla evlerini terk eden Kürt kardeşlerimizin fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Çok yardımcı olsun devlet. Bu dedelere falan para da verelim. Baksana böyle sırtında falan niye taşısın? Ben yanlış mı görüyorum? Fotoğrafı yaklaştır. Böyle şey olmaz. Devlet her türlü imkanı tanısın. Biz hükümetten acil istirham ediyoruz. Böyle bir şey olmaz. Bu çok rahatsız edici. Araba da versin, imkan da versin. Ev de verelim. Otellere yerleşsinler. Böyle şey olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bir de video var. 95 yaşındaki annesini alıp PKK’dan kaçan bir vatandaşımız, Kürt kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Bu insanlara bu kadar zorluk olmasın. Bak, hükümetimiz nere gerekiyorsa yapsın, Allah rızası için. Araba verelim. Sokakta niye gitsin kardeşim? Yüzlerce kamyon sırayla beklesin. Hepsine her türlü imkanı verelim. Bir kere otellere, turistik tesislere, her yere yerleştirebiliriz. Yani bir çatışma var. Biz onu kolaylaştırmakla mükellefiz. Başının çaresine bak diyemeyiz. Vatandaşı korumak bizim üzerimize borç.

BÜLENT SEZGİN: Evlerini terk eden vatandaşı da PKK seyrediyordu. Onun bir videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bir daha. Konuyu anlat.

BÜLENT SEZGİN: Evlerini terk eden Kürt vatandaşlarımızı PKK orada durup seyrediyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ben anlamıyorum. Ben şaşırıyorum. Adam orada ayakta duruyor. Yani havadan müdahale imkanı var. Karadan müdahale imkanı var. Uzaktan müdahale imkanı var. Bunların hepsinin tutuklanması lazım. Bir kere Kürt kardeşlerimizin hiçbir şekilde mağduriyetinin olmaması lazım, hiç. Devlet para da dağıtsın, imkan da versin. Hepsini alalım Antalya’ya, devletin tesisleri var bomboş. Kış, bütün tesisler boş. Turistik tesislerin hepsi boş. Hepsine yerleştirelim, operasyon boyunca. Operasyonda da baktık evini tahrip etmişler. Yeni ev verelim kardeşlerimize. Aksi felaket. Çok çok yanlış olur. Hiç düşünmesinler. Devletin bir numaralı konusu bu olsun. Özellikle böyle yaşlı… İHH da devreye girsin. İHH istediği kadar imkan istesin. O imkanı sağlayalım. Ama bu konular sürüncemede kalmasın. Ben Sayın Ahmet Davutoğlu’ndan özellikle rica ediyorum. Tayyip Hocam’a da rica ediyorum. Vatandaşımızın mağduriyeti sıfır olsun. Sıfır mağduriyet. Ne zorumuz? Bayağı kolay. Kuzu gibiler, ne güzel insanlar. Hepsi devlete sağdık, hepsi millete… Hepsi Müslüman, hepsi dindar. Biz PKK’ya onları ezdiremeyiz. Ekonomik ezme felakettir.

BÜLENT SEZGİN: Halk evlerini terk ederken PKK bir yandan hendek kazmaya devam ediyor. Bununla ilgili bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Benim aklım almıyor. Orada asker, polis olmuyor mu? Bu nasıl oluyor ki ben anlamıyorum?

Kürt kardeşlerimizi aşağılayan herkes aşağılık, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz ve karaktersizdir. Dünyanın en aşağılık adamıdır. Kürt kardeşlerimize Kürt olduğu için çirkin söz söyleyen herkes dünyanın en haysiyetsiz adamıdır. Kim yaparsa. Yani ırkından dolayı onu aşağılıyorsa, namussuzluk yapıyorsa, her türlü haysiyetsizliğin, namussuzluğun kaynağıdır o adam. Bayağı açık. Kürt kardeşlerimiz nurdur, aslandır onlar. Devletimiz de bayağı titiz, sahip çıksın. Bunu yarın da, bugün de gündemde tutalım.

İki soruları var. Kürtçe yayın yapan bir kanal. “Türkiye’de Kürtçe’nin ikinci resmi dil olması konusundaki fikriniz nedir? Ya da Kürtlerin dillerini eğitimde kullanması için Adnan Bey’in formülü var mı?” Ana dillerini açıkça kullanırlar. Benim yirmi genç kız arkadaşım Kürtçe öğrendi. Ana dili gibi biliyorlar şu an, şakır şakır. Yirmi tane genç, hanım kardeşimiz. İki yıldan beri Kürtçe öğreniyorlar. Su gibi Kürtçeleri. Biz Güneydoğu’ya gittiğimizde bizi zılgıtlarla Kürtçe karşılarlarsa biz iftihar ederiz. Ama eğitim dili, resmi dil Türkçe olsun ki ben canlarımla rahat anlaşabileyim, konuşabileyim. Çünkü ben Kürtçe bilmiyorum. Zor olur konuşmamız. İstanbul’a geldiklerinde, bir lokantaya gittiklerinde dil eğer Kürtçe olursa anlatamazlar. Bu vatanın tamamı onların olduğuna göre bu vatanın dilini kullanmaları lazım. Bu vatanın tamamı Kürt kardeşlerimin değil mi? Onların. Onlara aitse o zaman kendi vatanının dilini bilecek.  Kendi vatanının dilini kullanacak. Bu kadar kolay. İngiltere’ye giden adam herkesle İngilizce konuşuyor. Amerika’ya giden herkes İngilizce konuşuyor. İtalyan bölgesi var. Otuz milyonun üstünde İtalyan var Amerika’da kırk milyona yakın. Hepsi İngilizce konuşuyor. Kimse İtalyanca konuşmuyor. Konfor açısından rahatlık açısından bu şart. Yoksa benim Kürtçeye çevrilmiş kitaplarım var. Belgesellerim var. Kürtçe bilsin insanlar. O dil kaybolmasın. Ama resmi dil olursa hem onlar yorulur, hem biz yoruluruz. Hem Kürt kardeşlerimiz bizimle konuşamaz biz de onlarla konuşamayız. Çok zor durumda kalırız.

“Adnan Hoca’nın Irak ve Suriye’de bir Kürt devletinin oluşması konusundaki fikri nedir? “ Barzani’nin bulunduğu bölgede, Barzani mesela çok efendi bir insan. Müslüman Kürt kardeşlerimiz, dindar kardeşlerimiz. Ki onlar Türkiye’yi de çok seven insanlar. Eğer Suriye devleti müsaade ediyorsa, efendim Irak devleti müsaade ediyorsa uluslararası kanunlara uygunsa bir devlet kurmalarını iftiharla isterim. İftiharla isterim. Ziyaretlerine de gideriz. Onlar bize gelir biz onlara gideriz. Hatta sınır kapılarını da açarız.  Pasaport, vize falan hiçbir şey olmaz. İstediği gibi gelir giderler.  Ama Türkiye’nin içinde bir Kürt devleti kurmaya kalkarsan bu bütün İslam alemine karşı bir cinayet. Yani bütün İslam alemini bir yok etme projesinin bir uygulaması. Ve bütün Türklük alemini yok etme projesinin bir uygulaması. O zaman ona müsaade etmeyiz. Nasıl müsaade etmeyiz? Açıkça söylüyorum kıyamet kopar. Ne Amerika kalır ne Rusya ne İngiltere ne Fransa ne Çin. Hiçbir yer kalmaz. Dünya dümdüz arazi olur kıyamet kopar. Bak net söylüyorum. Kıyamet kopar. Bitki, çiçek hiçbir şey kalmaz canlı, bakteri bile kalmaz. Yepyeni bir evren oluşur. Hiç kimse böyle bir şey istemez.

Kardeşim bir kere kardeşlerimize böyle güzel bağlık, bahçelik güzel evler yapalım. Bütün Güneydoğu’yu yenileyelim. Bir kere bıraksınlar buraları. Bizim buralarda hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Gece gündüz biz o canlarımız için uğraşalım. Küçük de olsa mutlaka bahçe. Kürt kardeşlerimiz bağlık, bahçelik olmayan bir yerde rahat edemez. Arazi bol kardeşim. Çok geniş yerler. Zor bir şey değil. Bir de acil şu an onların paraya ihtiyacı olur, yiyeceğe ihtiyacı olur. Hemen bunları temin edelim. Para verin. Dağıtsın devlet kardeşim. Bin lira, iki bin lira bile olsa şu an acil. Bak mesela yolda yürüyor. Yani hesap tutmaya gerek yok. Orada hemen bir makbuz kesip versinler o kadar. Mesela bak o anne sırtında o kadar şeyi taşıyor. Mesela bu çok can yakıcı. Yaşlı başlı 95 yaşında insan bu soğuk havada -20 derece falan soğuk. Allah rızası için bunu yapmasınlar. Ben bayağı sıkıldım yani. Hemen gereği yapılsın.

“Hocam birçok kanala bakıyorum da kalite, neşe, iman, genel kültür, ekonomi, siyaset hayata dair ne varsa bu kadar sevgiyi esas alıp anlatım yapan bir kanal görmedim. Allah sizden razı olsun” diyor. Mahpeyker Gülistan. Ne güzel isim.

Ömer Yıldırım, “Hocam biz Kürtler de sizleri çok seviyoruz canım Hocam” diyor. Siz cansınız can.

“İnsan öldürmenin doğusu, batısı kalmadı. Pervasızca insan öldürülüyor. Herkesin belinde silah var. Eski Türkiye yok deniyor. Şu anki durumun eski Türkiye’den ne farkı var? Ne değişti?” diyor Ali. Herkesin belinde silah var. O doğru mu? Zannetmiyorum millet kendi halinde. Bayağı sakinler. İt kopukta olabilir. Mafya falan çakallar da bazen. Ve yahut adamlar merak edip alıyor. Beline silah takıp geziyor. Genç kıza adam diyor ki benden sen boşanamazsın. Niye diyor. Boşanırsan vururum diyor.  Kardeşim bunu dedikten sonra o adama nefes aldırmak olmaz. Gece üçte evine gireceksin. Gece üç. Paldır küldür. Kanunu ona göre değiştirsinler. Selamun aleyküm. Biz polisiz. Yat dersin. Bütün evi hallaç pamuğu gibi atarsın. Yatağı, yorganı hepsini açarsın. Döşemeleri de sökersin gerekirse. Silah olduğunu söylemişsin. Merak ettik bakmaya geldik dersin. Bir daha yapabilir mi? Yapamaz. Mesela dışarıya çıktı. Polis peşine takılsın. Nereye giderse mesela kahvehaneye gidip karşısına otursun polis. Böyle bir yıldırma siyaseti yapıldığında konu hemen biter. Adamlar kendilerini çok özgür zannediyor. Mesela o genç kızda daha hala aklım var. Daha hala gıcık oluyorum. Çocuğun sırtına bıçağı dayıyor çalal. Alıyor çocuğu götürüyor. O da çıtını çıkaramıyor. Sonra yine diyor bana yeniden sarılacaksın diyor. Yine o vaziyette alıp dışarıya götürüyor. Allah muhafaza. Bu sefer diyor ki arabaya bineceksin diyor. Öldürmeye götürecek çocuğu. Yani kafa gitmiş. Ama benim canım da şimdi eğer üzülürse bu çok büyük haram olur. Çok çirkin olur. Onun bu konuda hiçbir suçu yok. Şerefine, namusuna, haysiyetine damla leke gelmez. Alnı bembeyaz, nur gibi yani. Sakın. Ne ailesi ne kendisi bu konuda bir fütur vermesin. Neşesi falan her şey, tam olsun. Onu yapan da yandı. Çünkü gasp var. Normalde 25 yıldan falan başlıyor gaspın cezası. Tecavüz var en az 10-15-20 yıl da oradan. Ömür boyunca çıkamaz Allahualem. O bir anlık deliliğin karşılığını verecek. Tabii mahkeme ne derse bizim ona boynumuz bükük. Boynumuz herkes için bu şekilde bükük olur. Kanuna hukuka herkes saygılı olacak. Yani onu yapan da bana niye kanun böyle yaptı demeyecek. Hak ettim diyecek. Onu teşekkür edip alacak.

“Adnan Bey benim ağabeyim yeni askerden geldi. Askeriyede çok ırkçılık yapıldığını söylüyor. Kürt olduğu için dışlandığını söylüyor. Kürt kardeşliği diye bir şeyin olmadığı çok açık değil mi?” diyor. Havin. Aman ha aman ha aman ha. Böyle şeylere sakın girmeyin. Askerde bizim on binlerce aslanımız var Kürt. On binlerce şu an. Nereden çıkarıyorsunuz? En kilit görevlere geliyor. Jandarma mesela çok önemli. Jandarma Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis Kürt’tü. Yine çok fazla sayıda Kürt paşamız var şu an. Kürt cumhurbaşkanımız vardı. Kaç defa Kürt cumhurbaşkanımız oldu. Cumhurun  başı Kürt. Bakanlar, milletvekilleri…

Münafığın mantığını kavramak kolay bir şey değil. Bazen hakikaten münafık bütün münafık alametlerini yapıyor ama adama bakıyorsun Müslüman çıkıyor. Vazgeçiyor yani düzeltiyor, hepsini bırakıyor ama bazen de münafık delicesine münafıklığa sarılır ve bırakmaz. Gerçek münafık olmuş oluyor işte o. Ama mümin de olabiliyor. Münafığa benzer şey çok fazla olur zaten ayetten asıl münafık ayetlerinden Müslümanlar etkilenirler. Onlar okurlar yani. Onlara etkilidir. Gerçek münafık hiç muhatap dahi olmaz. Yani ona eğlence gibi gelir haşa.

Nizar Ergin “Hocam sizi severek izleyen Ağrı’da okuyan öğrencileriz. Sohbetlerinize doyum olmuyor. Umarız bir gün bizim de şehrimize uğrar bizi aydınlatırsınız.” Ağrı’nın aslanları. Nizar. Bak mesela bu kardeşlerimiz de Kürt bunlar aslan.

Fehmi Yiğit Korkmaz, “Adnan Hocam Hz. İsa (a.s)’nın mezarı nerede? Mezarı bilinmiyorsa Hz. İsa (a.s)’nın ölmediğine kanıt oluşturmaz mı? Hristiyanlar nasıl olur da Hz. İsa (a.s) öldü diyebiliyorlar. Cevaplarsanız sevinirim.” Yok öldü göğe çekildi diyorlar ama gelenekçilere sorabilirsin. Gelenekçi Ortodoks onlar. Onlar öldü diyorlar, mezarı da belli değil diyorlar. Halbuki üç ayet var. Allah ma katelehu diyor. Onu katletmediler ma asamahu asmadılar diyor. Bilakis diyor Allah. Ben onu göğe katıma yükselttim diyor. Bir daha söylüyor Allah onu ne katlettiler ne de astılar diyor. Ve Allah onların oyunlarını bozdu. Tuzaklarını bozdu diyor Bunlar da diyor ki. Asmadılar, öldürmediler ama öldürdüler diyor. Ama öldü diyor, buna  getiriyorlar. Onların ne dediği önemli değil. İsa aleyhisselam geldiğinde onlar zaten bayağı düzelirler.

“Hocam programınızı severek izliyoruz. Derin bilgilerinizle yine bağnazları alt ediyorsunuz.” Kudret Zeren. 

Baki K, “Hocam Cuma geceniz hayırlı mübarek olsun. Size göre Recep Tayyip Erdoğan’ın tanımı nedir? Tabii samimi bir Müslüman delikanlı. Elinden geldiği kadar iyilik yapmak istiyor, güzellik yapmak istiyor. Derin devletleri anlamış. İngiliz derin devletini falan hepsini biliyor. Bir oyun oynandığını biliyor. Küresel oyun oynandığını biliyor. Aslan gibi de karşı koyuyor. Ama tabii yanlış yönlerini de gördüğümüz yerlerde de biz tavır alıyoruz yönlendirmeye çalışıyoruz, eleştiriyoruz.

“Mehdi geldiğinde herkes Müslüman mı olacak?” Yani ekseriyetle evet.

“Müslümanlara yapılan zulümden bahsediyorsunuz. Sonra müzik açıp oynuyorsunuz. Bazen sizi anlamak çok zor oluyor Adnan Bey.” İlknur. Şimdi zulüm zaten sürekli devam edecek ediyor ve gittikçe katlanarak artar. Sen yas istiyorsun benim anladığım. Yas haramdır. Hem ayetle hem hadislerle çelişen bir durum oluyor. O yüzden Müslüman sürekli neşeli ve güçlü, canlı olacak. Biz niye bir insan öldü diye oturup ona kederlenmeyiz. Hayır görürüz, hikmet görürüz. Şehadet olduğunda da imreniriz. Keşke biz de şehit olsak deriz.

“Canımın içi, bir tanem nasılda güzel oynuyorsun öyle. TV karşısında kendimi zor tutuyorum. Bazen kalkıp ben de seninle beraber oynuyorum. Orada seninle birlikte oynamayı çok isterdim. İyi yayınlar.” Eda Bingöl.

İsa Mesih onu katletmediler diyor Cenab-ı Allah ne de asmadılar diyor. Asılmadı diyor. Ma katelehu, katletmediler. Katletmediler ölmedi demek işte. Ma selebuhum, iple asılmadı veya çarmığa gerilmedi.

Seher Yel, “Hoca’dan Allah razı olsun. Çok gayretli hakkı ödenmez” diyor. Allah rızası için yapıyoruz. Kulların bana ödeyeceği bir borcu yok.

Beyhan Söylemez, “Hocam iyi akşamlar, acaba Kürtçeyle, Türkçe kelimeleri karma yapsak yeni sözlük cümle yapısı Türkçe olarak aynı kalsa bu sorun bitmez mi?” Diyor. Pratik bir çözüm gibi görünüyor ama Kürtçe biraz derleme toplama bir dil gibi görünüyor. Arapça, Farsça ağırlıklı Türkçe de var içinde biraz da işte Sami dillerden gelen alıntılar var. Dolayısıyla Türkçe’ye bir müdahaleye gerek yok, Türkçe zaten oturmuş bir dil. Bir de o kadar ırkçı ve sert bir bakış açısı içinde olduklarını zannetmiyorum kardeşlerimizin, bu çok abartılı olur. Bu neyi sağlayacak? Gereksiz bir inat ve gereksiz bir çocuksu tavır gibi görünür.

“Alemin delikanlısı cesur ve güvenilir gördüğüm ender insanlardan bir tanesisiniz, dua etmek için çok çabalıyorum. Halsiz ve bitkin bir hal içerisinde basiretimin bağlı olduğunu hissediyorum ne yapmam gerekir?”  Müberra. Müberra büyük bir ihtimalle griptirsin, gizli griptirsin, bol su iç.

Kürtçe Farsça’yla aynı dil grubundandır, çok benzer. Ağırlıklı olarak Farsça’ya benzer. Kürtçe öğrenildiğinde zaten Farsça öğrenilmiş gibi oluyor.

Nihat, “Hocam rica etsem Kürtçe bir şarkı çalıp hep beraber oynasak ne dersin?” Diyor iyi güzel fikir.

“Vallaha gülüşün yeter üstat” diyor. Abdullah Ali.

“Selamun aleyküm,” Aleykümselam. “Değerli Hocam ben Diyarbakır’dan Muhammed Yusuf sohbetlerinizi her daim takip ediyorum ve sizi tebrik ediyorum. Bu güzel ve anlamlı sohbetlerinizden dolayı gerçek manada bizlere öğretmiş olduğunuz en güzel şey sevgi kavramıdır. Her şeye sevgiyle yaklaşmanız takdire şayandır. Unutmayın Diyarbakır’dan size dua eden bir kardeşiniz var.”

İsmail Davut, “Ceh Cah ve Kahtani’den bahsedebilir misiniz Sayın Hocam?”

“Neden masalarda içki şişeleri koyup da içerisine meyve suyu vardır diye yazma gereğinin anlamı nedir? İnsan bunu anlamıyor, bunu izah etmeye gerek kalmayacak şişeyi kullanmazsan hallolur” diyor. “Karşındaki bayan için söylenecek bir şey yok çok çok ama çok şanslısın” nasiplisin de.  “Sıcak yerde konu anlatmak, eleştiri yapmak kolaydır” diyor.  Soğuya çıkayım da bari için rahat etsin. Niye soğukta durmam gerekiyor onu anlayamadım. Sen kendin sıcak yerde seyrediyorsun o sorun olmuyor da ben niye soğuya çıkmam gerekiyor?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz hapishanede de kaldınız, akıl hastanesinde kaldınız öyle bir yer durumu yok sizin için.

ADNAN OKTAR: En rahat ettiğimiz dönemlerdir hapishane. Tımarhaneye tabii bunu koysan hoşafa döner.

OKTAR BABUNA: Hemşireler, doktorlar bayılıyordu orada sizin bulunduğunuz yerde, kısa sürede girip bayılıyorlardı.

ADNAN OKTAR: Hayır bu o zaman belki de çember çeviriyordu sokakta.

“Hocam çok haklı ve doğru konuşuyorsunuz.” Mahmut Kara.

“İslam’da aşk anlayışı nasıldır?” diyor Emrah kardeşimiz. Her varlığı Allah’ın tecellisi olarak görürsen Allah sana o varlığı sevdirir, sen o varlığı seversin o da seni sever. Allah’tır orada o sevgiyi yaşatan, bunun dışında aşk diye bir şey olmaz. Sadece Allah aşkı vardır. Mesela benim canlarımın bana olan sevgisi Allah aşkından kaynaklanıyor. Etle, kemikle bu iş olmaz. Yüzlerine gelen o güzel duygunun sebebi aşktır ama Allah aşkı. Siz ete, kemiğe göre bakmaya kalkarsanız, et kemik seni boğar, et, kemikten hiçbir şey çıkmaz. Orada Allah’ın ruhunu, Allah’ın tecellisini sevmiş oluyorsun.

Sevgisizler böyle güzel hanımları gördüklerinde müthiş bir hasetliğe kapılıyorlar. Bunları tabii seven olmuyor. Yani hiçbir genç kız yanaşmıyor. Ancak işte -hepsi için edemiyorum da bir kısmı- ancak bıçak tehdidi, silah tehdidi ile. Yahut işte bombalarım falan Facebook’una silah resimleri koyuyor kızları korkutmak için. Ne bileyim böyle bıçak falan, mafyadan adamların resimlerini falan koyuyor. Böylece çok etkileyici olacağını zannediyor. Hâlbuki iticiliği kat kat artmış oluyor. Böyle bir şey olur mu? Müslüman böyle bir şeye tenezzül eder mi?

“Hocam, siz Kürt müsünüz?” Kürt değilim. Araplık var. Türklük var. Ama Kürt kardeşlerimi ben çok severim. Niye severim? Ahlakları çok güzeldir. Bak, görüyor musun o zor şartlarda o anneler, o insanlar? Devlete tek kelime diyor mu onlar? Daha hala PKK’ya karşı. Bak bunca şiddete ve dehşete rağmen. Asla boyun eğmiyorlar en zor şartlarda bile. Bak, şu soğukta eksi yirmi derecede oradan çıkmaya çalışıyor.

BÜLENT SEZGİN: Yaşlı teyzemizin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Aslan onlar aslan. Nur onlar. Dedenin boynunda Kuran asılı görüyor musun? Onun için en kıymetli olan o. Canım benim. Allah ömrünü uzun etsin senin, maşaAllah. Şimdi bak, bu çok can yakıcı işte. Bu beni çok rahatsız etti. Bu anneye bu yapılmaz. Yani buna müsaade edilmez. Şu eziyete bak, nasıl zor bir şey? Şu soğuk havada. Çok korkunç bir şey. Böyle başının derdine bırakılmaz. Ne gerekiyorsa yapalım. Sakın böyle şeyler olmasın. Alıp götürelim. Antalya’ya götürelim. Bütün tesisler bomboş. Her yer boş. Ne olacak yani?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Ankara’da on yedi yaşındaki bir genç kız patronunun tecavüzüne uğruyor. Bunun üzerine ailesi kızı öldürmek istiyor. Çalıştığı yerdeki iş sahibinin tecavüzüne uğradığını ama kimseye söyleyemediğini belirterek polis merkezine başvuran genç kızın ailesinin olayı öğrenmesi üzerine annesi, babası, amcası ve halası tarafından dövüldüğü ve ölmesi için fare zehri içirildiğini iddia ediyor. İsmi Y. B. Polisten yardım istedi.

ADNAN OKTAR: Ama böyle şeylerde çok acayip bir politika izleniyor. Aileye geri teslim ediliyor. Adam, babası mesela çileden çıkmış. Belli ki bir şey yapacak. Sakinleşinceye kadar çocuğu oraya yaklaştırmamak lazım. Zor mu bu? Yani eline teslim etmenin âlemi ne? Mesela geçenlerde bir baba, çocuk bodrumda herhalde bir çakalın tacizine uğramış anladığım kadarıyla. Çekmiş çocuğu vurmuş, ağabeyini vurmuş, annesini vurmuş. Bu nedir bu? O çocuğun ne suçu var orada? Tecavüzü o mu yapmış? Ona saldırdılarsa onun hiçbir suçu olmaz.  O nur gibi temiz demektir. Haysiyetine, şerefine, namusuna zarar gelmez. Sen nasıl bir namus anlayışına sahipsin? Nasıl bir Müslümanlık anlayışına sahipsin. Ve karşılığı ebedi cehennemdir yaptığının. Bir de evde silah bulunduran adama ses çıkartmamak çok acayip. Silah bulunduruyorsa onunla illaki bir şey yapacaktır o. Yani silahı onun için bulundurur. Yani öyle bir şeyde polis gereğini yapsın. Yani değil mi silah evde bulundurmak çok anormal bir hareket. Yani ruhsatsız silah.

Doğucan Sunca, “Hocam, sizin sayenizde Allah aşkıyla doluyoruz, her gece sizleri takip ediyorum. Orada bulunan tüm imanlı kardeşlerime saygılar sunuyorum” diyor. Herkese toptan selam olmaz. Mesela bazı kardeşlerimiz diyor “herkese selam.” Herkesin “Aleyküm Selam” demesi lazım. Bu çok zor. Bir kişiye selam söylemek lazım.

Cumartesi akşamı saat 21.00’da Ulusal Kanal’da Ceviz Kabuğu programında Oktar ile Altuğ iki ilahiyat profesörü ile birlikte katılıp Mehdiyet konusunu konuşacaklar. Bunlar karşı mı Mehdiye konusuna? Yanmışlar. Bütün Ortadoğu zangır zangır sallanıyor. Niye? Hz. Mehdi (a.s) geldiği için. Nereye saklıyorsun? Yıkılıyor ortalık. Yıkılıyor. Oradaki bütün örgütler tamamı Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor. Şii’si, Sünni’si tamamı. Bütün hareket, olay Mehdiyet üstüne. Evanjelikler hepsi Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor. İsrail, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyor. Nereye durdurmaya çalışıyorsun?

Reis Mehmet Kılıç, “Hocam çok güzel oynuyorsunuz. Oyun stilinize bayılıyorum.” Yani Allah aşkıyla tabii.

“Hayırlı akşamlar. Cennette aile nasıldır? Mümin çocuğu büyüyüp evlenir mi? Merak ediyorum.” Nizamettin Eryüce. Canım olur mu? Orada ne ise insan artık o, ceza ve mükâfat yeri ahiret. Cennete gelmiş mükâfat, dünyada yaptıklarına karşı mükâfat alıyor. Çocuk olunca çocuk kalır. Yani insanın orada isterse hemen çocuğu olur. Ama çocuk kalır.

Gavsul Azam, Şeyh Abdül Kadir Geylani Hazretleri şöyle buyurmaktadır. “Münafıklar, şeytanın insan postuna ve Müslüman kılıfına girmiş uşaklarıdır. Bunlar sadece, Kuran basiretiyle, iman ferasetiyle ve nübüvvet dürbünüyle fark edilip anlaşılır. Asıl marifet, mümini veya kâfiri değil, münafığı tanımak ve halktan bir sürü tabisi ve hamisi olan bu muzır marazlıları topluma tanıtıp onları uyarmaktır.” (Fethür-Rabbani vel Feyzül-Rahmani- 61. Meclis Sohbeti) “Kâfiri anlamak çok kolay” diyor. “Mümini de anlamak” “Münafığı anlamak çok zordur” diyor. Yani “nübüvvet dürbünü, Kuran basiretiyle ve iman ferasetiyle anlaşılır” diyor. Herkesin yapacağı bir şey değil. Çünkü özel şeytani habis bir varlık oluyor. Çok dikkat etmek gerekiyor. Kafirun ve kafirat münafıkun ve münafıkat. En tehlikelisi münafikun ve münafıkatır. Yani mümin erkekler ve mümin kadınlar vardır. Ama buna karşı işte münafık erkekler ve münafık kadınlar vardır. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır…” (Tevbe Suresi, 67) Onlar birbirindendir diyor Allah. Münafıklar birbirlerinden ayrılamıyor. Bunlar ayrılamıyor. Hayrettir. Mesela küfürle yaşaması lazım. Yaşayamıyor. Sadece kendi aralarında yaşayabiliyorlar. Özel bir kavim yani.

Bediüzzaman diyor ki, Said Nursi Hazretleri, “Münafıklar hakkında bu kadar kapsamlı anlatım nedendir Kuran’da?” diyor. En geniş anlatım Kuran’da münafıklarla ilgili. “Birincisi: Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa fesadı daha şiddetli olur. İçerde olursa zararı daha azim olur. Çünkü dâhilî düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır; haricî düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, sağlamlığı arttırır. Münafığın cinayet gibi olan suçu İslâm üzerine pek büyüktür. İslam âlemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır. Bunun içindir ki, şanı pek büyük Kuran, münafıkları fazlaca açıklamış ve çirkinliklerini anlatmıştır.” Bak, “İslam âlemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır.”  Yani “Bütün şu an İslam âleminin çektiği acının belanın tek sebebi münafıklardır” diyor. Çünkü derin devletle iş birliği yapıyorlar. Her türlü alçaklığı yapıyorlar.

Özetle hiç kimsenin telaş etmesine gerek yok. İt kopuğun falan Kürt kardeşlerimize laf etmesinden. Ama hükümet bu manzaraları ortadan kaldırsın. Benim kardeşlerim fakirler. Oluk gibi para da dağıtalım. Yiyecek de dağıtalım. Evlere dağıtalım. Devletin binlerce tesisi var, bomboş. Turistik tesisleri bomboş. Alıp oraya götürelim. Ortalık yatışınca da alır evlerine götürürüz. Hatta evlerini tamir edelim, ondan sonra alıp götürelim. Bu alçaklara malzeme vermeyelim. İşte kanuna, hukuka uygun olarak asker ne gerekiyorsa yapsın. Polis de ne gerekiyorsa yapsın. Hepsi mümin, muttaki elhamdülillah. Kuran’ın hükmüne göre PKK’nın hükmünün ne olduğunu düşünüp ona göre bir mücadele versinler kendi vicdani kanaatleriyle. Yani inanç açısından ona göre hareket etmeleri lazım. Ama tabii mümkün mertebe titiz olmak, çok çok titiz olmak gerekiyor. Yani ablukalar çok önemli, ablukaya almak. Çok fazla askerle ablukaya almak, kan akıtılmasını durdurur. Bu işleri kan akıtmadan halledebiliriz. Mümkün mertebe kan akıtmadan halledelim. Abluka, abluka, abluka her yer. Mesela yüz bin kişilik şehirse elli bin askerle ablukaya alalım. Geçici olarak üç milyon, dört milyon asker alabiliriz. Silahaltına alabiliriz. Mesele halloluncaya kadar herkes bunu severek yapar.

“Hocam, ‘Rabbini sabah akşam yüksek olmayan bir sesle…’” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendi kendine ürpertiyle yalvara yalvara ve için için zikret ayetini açıklar mısınız?” Yüksek olmayan bir sesle; kendi duyacağı gibi. Ürpertiyle; yani konsantre olarak. Samimi olarak, yalvararak dua etmek. İçten ve candan bir teslimiyetle, samimi inanarak, Allah’la samimi bağlantıya geçerek dua etmek. Öyle bazıları vardır. Ezbere Arapça süratle okuyor. Ne dediğinden haberi bile yok. Öyle değil. Düşünerek, tefekkür ederek.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey dün Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, sizin defalarca uyarmanızdan sonra ‘PYD ve PKK birdir. İkisi de terör örgütüdür’ açıklamasını yaptı. Şöyle söylüyor; “PYD hangi sıfatla burada olacak?” Yani Cenevre görüşmeleri için. “PYG-PKK aynı terör örgütü. Terör örgütü Kürtlerin temsilcisi olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Çünkü bunlar terör örgütü.”

ADNAN OKTAR: Bak ben söyledikten sonra vazgeçti. İşte bak itiraz çok önemlidir. Aydınlatma çok önemlidir. Halkı bilgilendirme çok önemlidir. Allah razı olsun.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listeye girdi Adnan Bey. Sevgi Fedakarlıktır.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Bazı kişiler çok boş oluyor. Yani neden onlara önem veriyorlar ben anlamıyorum.

“Sayın Hocam Kayseri’den Hasan Emre ben. Sohbetinizin hastasıyım. Bazen sohbete çok geç başlıyorsunuz. Bunun sebebini öğrenebilir miyim?” Ama yine en az dört saat falan sohbet yapıyoruz.

“Sayın Hocam çok yapmasa da annem sizin programlarınızı ve öğütlerinizi çok severek izleyen bir hayranınız.” Gülizar Hanım, İzmir’den. Gülizar anneye selam.

“Mehdi olmak nasıl anlaşılır? Mehdi (a.s)’ın kılıcı hakkında bilgi verir misiniz?” Mehdi (a.s)’ın kılıcı Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcıdır. O, Topkapı’da bulunan kılıç. Yanında teberrüken bulunacaktır Mehdi (a.s)’ın. Mehdi olmak nasıl anlaşılır; Allah tanıttı mı biz de biliriz. Allah’ın tanıtmasını beklesinler.

BÜLENT SEZGİN: Özel hareketçılarımızın duası vardı. Bir video.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah. Eskiden böyle şeyler yoktu. Millet acayip dindar oldu. Elhamdülillah.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Siz de çok vesile oluyorsunuz Hocam, maşaAllah. Mesela cenaze marşıyla kaldırılıyordu şehit cenazeleri. Şimdi siz söyleyince tekbirlerle kaldırılmaya başlandı.

ADNAN OKTAR: Cenaze marşı kalktı bak, elhamdülillah. Ben söyledikten sonra kalktı.

BEYZA BAYRAKTAR: Hüzün olmuyor siz söyledikten sonra. Allah anılıyor. Hüzün olmuyor. Siz söyledikten sonra, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah. Tekbirlerle kaldırın dedim. Tekbirlerle kaldırıyorlar. Elhamdülillah.

HÜSNA HANIM: Ne diyorsanız aynı o şekilde yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PKK on-on bir yaşındaki çocuklardan direniş birliği kurduğunu ilan etti. Fotoğraf da vardı. YPS-Zarok (Çocuk) adlı, çocuk ordusunun fotoğraflarında, başlarına YPS yazan kırmızı şeritler takıp yüzlerini kapatan çocukların haberinin tepki almasına üzerine yapılan açıklamada çocukların harçlıklarıyla oyuncak silahlar aldığı ve sonrasında karda mevziler kazarak bir oyun oynadığı iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Hadi oradan ahlaksız herifler. Tutturamayınca kıvırıyorlar.

Tabii, doğru. Diyor ki; “İstanbul’da otoban kenarlarında özellikle günü birlik yapılan peyzaj çalışmaları var. Üç günde solan çiçekleri takıp sökerek belki de her gün bu milletin kaç parasını hiç ediyorlar. Yeşilliğe, güzelliğe karşı değiliz. Fakat daha acil durumlarda harcanamaz mı bu paralar?” Sabit, güçlü, sağlıklı çiçekler yapmak lazım. Yıllarca yaşayacak çiçek konur. Hemen ölecek çiçeği niye koyuyorsun? “Mesela az önce bahsettiğiniz evlerinden olan Kürt kardeşlerimize yardım için -tabii ki siz daha iyi bilirsiniz- ellerinizden öpüyorum.” Ben sizin ellerinizden öpüyorum. Doğru. O ve ona benzer her şey.

Kardeşim bir kere şehitleri kapatıyorlar. Tabut içine koyuyorlar. Bayrakla örtüyorlar. Şehit bir kere kefenlenmez. O kanlı elbisesiyle açık, herkese göstersinler. Asker kıyafetiyle. Aslanlarımızın o şekilde mezara konmaları lazım. Bir de şehit cenazeleri öyle bin kişiyle yahut yüz, iki yüz kişiyle olmaz. Her seferinde en az bir milyon kişiyle kaldırılması lazım. Devlet bunu organize etsin. Yer gök yıkılması lazım. Tekbirlerle yer gök inleyecek. Ortalık böyle sallanacak yani. En az bir milyon kişi. Büyük şehirlere getirilecek. Şehit açıkça konacak yani alenen görülecek şekilde. Bayrağın üstüne yatırılabilir. Yüzü, o üstü başı kanlı kıyafetiyle. Yüzünü yıkayabilirler. Açıkça götürülecek. Ve yeri göğü yıkmak lazım. Tekbirlerle inim inim inleyecek ortalık. Bu şekilde olmaz. Biz onu bir kere aşkla bağrımıza basacağız. Şehide sarılacaklar yani. Mezara konurken de kanlı elbisesine sarılacaksın. Usulü budur. Kefenlenmez ve yıkanmaması lazım. Hem kefenleniyor hem yıkanıyor. Olmaz.

Ben, meyve ağaçları eksin belediyeler, her yerde insanlar meyve ağacı görsün dedim. Beşiktaş Belediyesi yapıyor. Ama diğer belediyeler yapmamış. Her yerde belediyeler bunu yapsın. Bunu bekletmenin bir alemi yok.

Bir kardeşimiz ayet göndermiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi, 68. "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." Ebcedi 1956 yılını veriyor” diyor. MaşaAllah.

Ayşe Zevra; “Mehdi (a.s)’ın kılıcının Allah Resulü’nün Topkapı’daki kılıcı olduğuna dair delili ne? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor hadiste. “Benim emanetlerim, bana ait eşyalar Mehdi’nin yanındadır” diyor. “Kutsal emanetler Mehdi’nin yanındadır.” Yanındadır ne demek? Üstündedir diyor işte. Ne anlıyorsun yanında deyince? Mesela ceketin yanında oluyor. Yahut kalemin yanında oluyor. Nerede kalemin deyince yanımda diyorsun. Resulullah (a.s)’ın kılıcı da yanında olacak. Ama teberrüken taşıyacak tabii. Yoksa o kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz.

“Adnan Bey merhaba. Neden sürekli Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsunuz? Sizden başka kimse bu kadar bahsetmiyor. Mehdi (a.s) Kuran’da anlaşılır şekilde geçmiyor. Siz neye dayanarak geleceğinden bu kadar emin olabiliyorsunuz? Nuray Yılmaz, İstanbul.” Merhaba Nuray. Resulullah (s.a.v.) çok bahsettiği için ben de çok bahsediyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’in rivayetlerine baktığımızda sabah akşam Mehdi (a.s)’dan bahsettiği ve sahabenin de sürekli Mehdi (a.s)’ı sorduğunu görüyoruz. Peki, bu hadisler doğru mu? Aynısıyla çıkmış. Yani teknik bir bilimsel gerçek var. Ne diyorsa tamamı çıkmış. “Sizden başka kimse bu kadar bahsetmiyor.” Darwinizm’i de benden başka yıkan yok. PKK’yla da benim kadar uğraşan yok. İngiliz derin devletiyle de benim kadar uğraşan yok. Benim eğer neden böyle özel bir şeyle uğraştığımı sormaya kalkarsan liste daha da artar. “Mehdi (a.s) Kuran’da anlaşılır şekilde geçmiyor.” Muhtedun; Allah mehdiler gönderdim diyor. Daha nasıl anlaşılır geçmez? Yasin Suresi’nde. Muhtedun ne demek? Mehdiler gönderdim diyor Allah. Ve başınıza bir melik seçin diyor Allah ayette. Kuran, ayet. Bir veli, bir melik başınızda bulundurun, zor zamanda. Nedir bu? Mehdi. “Din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin” diyor. “İslam dünyaya hakim oluncaya kadar.” Nedir bu? Mehdiyet. Nur Suresi, 55’te ne diyor Cenab-ı Allah? İslam’ı her yönüyle dünyaya hakim edeceğim diyor. Bu ne? Mehdiyet. Yasin Suresi, 21; “Tebliğlerine karşılık,” İslam’ı anlatmaların karşılık “sizden ücret istemeyen bu kişilere tabii olun. Ve onlar, bu kişiler hidayet Mehdilerdir.” Muhtedun. Çok net. Mehdi’nin çoğuludur muhtedun. İttebiû men lâ yes’elukum ecran ve hum muhtedûn(muhtedûne).

“Hocam münafıklar neden sürekli Müslümanlar içinde oluyor? Zaten iman etmiyorlarsa neden gidip yaşamak istedikleri hayatı yaşamıyorlar? Bir de münafık ayetleri okunduğu zaman onu kendi üzerlerine almıyorlar mı?” diyor, Seda Kaplan. Almıyorlar tabii. Gerçek münafık almaz. Muhatap dahi olmaz. Müslümanların içine gelmesi metafiziktir, mucize. Normalde küfrün içinde yaşaması lazım, rahat rahat. Ama bırakıyor. En zor şartlarda dahi olsa gelip Müslümanların yanında yaşayıp, Müslümanlara pislik, ahlaksızlık yapıyorlar. Bu bir mucize bu tabii. Allah’ın varlığının da bir delilidir.

BEYZA BAYRAKTAR: Küfürle de yaşayamaz münafıklar, demiştiniz. Sadece münafık münafıkla yaşar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela küfürden kaçınıyor. Rahatsız oluyor küfrün yanında. Küfür de ondan nefret ediyor, gidemiyor. Ancak münafıklarla beraber yaşayabiliyor.

“Peygamberimiz (s.a.v.) döneminin münafıklarından Nebtel bin Haris Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına sık sık gelirdi. Edep ve hürmetle eğilip onun meclisine otururdu. Ve çok düşkündü Peygamberimiz (s.a.v.)’e.” Nefes aldırmazdı. Mesela akşam kalkıyor, akşam geliyor. Sabah kalkıyor, sabah geliyor. Tam yanına geliyor. Çok dikkatlice Peygamber (s.a.v.)’i izliyor dinliyor. Onlar diyor ki, “Adam ne kadar çok seviyor” diyorlar. Halbuki münafık. İstihbarat amaçlı geliyor. Ne diyecek acaba? Ağzından bir şey kaçar mı? Bir bilgiye sahip olabilir mi? Onun için geliyor. “Dinlediklerini münafıklara yetiştirirdi.” O zaman ki işte derin devlet elemanlarına. “Sonra Cebrail (a.s) Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelip bu münafıktan sakınmasını bildirmiş ve onun münafık olduğunu söylemiş. Nebtel bin Haris ve diğer münafıklar hakkında şu ayet-i kerimeyi getirmiştir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. "O (her sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır." Allah belalarını verecek diyor, Peygamber (s.a.v)’i rahatsız edenlerin. (Tevbe Suresi, 61)

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Uhud Savaşı’nda münafıklar topluca müşriklerin safına geçiyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

Şimdi kısa bir ara verelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bir Mucizesi Daha Gerçekleşti: Lulin Kuyruklu Yıldızı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sonra eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü