Harun Yahya

Sohbetler (30 Ocak 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi ruhu zenginleştirir” diyelim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı bu sabah Şili ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada Türkiye’nin PYD ile aynı masaya oturması için baskı gördüğünü ifade etti ve “Rusya hava ihlallerine devam ederse sonuçlarına katlanacak” dedi ve şunları söyledi: “PYD bir terör örgütüdür. Biz terör örgütü ile neyi konuşacağız? Yani kalkıp da terör örgütüyle eğer biz bunu konuşacaksak o zaman bu teklifi getirenler DAEŞ ile de masaya otursunlar. Buna normal bakılabilir mi? PYD, DAEŞ’e karşı mücadele veriyormuş. Bunlar bizi ikna etmez. Rusya’nın PKK ile görüşme yapmak suretiyle sicili kirli hale gelmiştir. Rusya ihlallerine devam ederse sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır.”

ADNAN OKTAR: Evet, PYD, YPG bunlar belli komünist örgüt olduğu, Stalinist örgüt olduğu, terör örgütü olduğu, şiddet örgütü olduğu açık.

Ulusal Kanal’da ne konuştular, dinleyen oldu mu?

ENDER DABAN: Oktar Lulin Kuyruklu Yıldızı ile ilgili alametleri anlattı. Onunla ilgili örnekleri verdi.

ADNAN OKTAR: Lulin Kuyruklu Yıldızı ile ilgili hadisleri bana bir getirin siz çıkış olarak. Ona niyeyse çok takılıyorlar. Bir ara ben dinledim yemek yerken baktım bir bağırtı vardı sadece. Sürekli bir bağırtı şeklinde. Karşı tarafın iddiası ne, biliyor musunuz?

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey, Mehdiyet’in ve İsa Mesih’in gelişinin Kuran’da olmadığını söylüyorlar. Birçok hadisin de geçerliliğinden kuşkuda olduklarını söylüyorlar. Kuran’a ait delil açıkladılar ama Oktar’lar.

KARTAL GÖKTAN: Mehdi (a.s)’nin gelişinin Peygamberimiz (s.a.v.)’e gölge düşüreceği iddiasını dile getirdiler.

ADNAN OKTAR: Niye gölge düşürsün? Evladı yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanlarının zaferi, Peygamberimiz (s.a.v.)’e gölge mi düşürdü? Her yere kumandanlarını gönderdi. Her yerde büyük zaferler elde edildi. Hiçbirinde Peygamber (s.a.v.)’e gölge düşmedi. Mehdi (a.s) nihayetinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu ve onun kumandanı, onun emrinde olan bir insan. Niye öyle bir şey olsun? Onun zaferi Peygamberimiz (s.a.v.)’in zaferi oluyor zaten.

KARTAL GÖKTAN: Hz. İsa (a.s)’nın gelmesinin son Peygamberlik düşüncesine aykırı olacağını söylediler.

ADNAN OKTAR: Ama o geldiğinde yeni bir şeriat getirmiyor ki. Peygamberimiz (s.a.v.)’e uyuyor. Mesela; Hz. Lut (a.s) zamanında Hz. İbrahim (a.s) de var. Hz. İsa (a.s) zamanında Hz. Yahya (a.s) da var. Gölge düşürmedi ki. Peygamberlerin bir arada bulunması bir gölge düşürmez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabesi olarak geliyor Hz. İsa (a.s) sahabesi yani sahabesi olması bir nimet, bir güzellik Peygamberin. Onun yeddi emanında olmuş oluyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrinde, onun sevdiği bir insan olmuş oluyor. Dolayısıyla tedirgin olmaları için bir sebep yok.

OĞUZHAN SEVİNÇ:  Dünyaya hakim olmayacağına dair bir söz söylediler Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Niye onu istemiyorlar acaba?

CAN DAĞTEKİN:  İslam dünyaya hakim olacak ama Mehdi (as) gelmeyecek diyenler de oldu. Mehdi diye bir şahıs olmayacak diyenler de oldu.

BÜLENT SEZGİN: İslam Birliği’nin liderine pek cevap veremiyorlar Adnan Bey.

SEMİH MERİÇ:  Hocam bir de Kuran’da geçen Mehdi kelimesinin ahir zamanda beklenen Mehdi anlamına gelmediğinden bahsetti. Onun peygamberleri yansıttığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Mühim olan Mehdi’ler gelecek diyor mu demiyor mu? Ayette. Diyorsa tamam mesele yok.

OĞUZHAN SEVİNÇ:  “Şeytandan Allah’a sığınırım. Sizden ücret istemeyenlere uyun” diyor, Allah ayetinde inşaAllah. Bu konu da geçti. Kitaplarınızın ücretsiz dağıtılmasından bahsetti Oktar. Onlar da ilgiyle dinlediler.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu iki uçlu kuyruklu yıldız sadece İmam Rabbani’nin Mektubat’ında mı geçiyor bu hadis? Başka bir hadis kitabında daha rastlamıştım ben ona bir baksınlar. “Hanımlardan neden Peygamber olamaz? Allah niye zulüm yaratıyor?” konusu eksik kalmış. Ama bunlar Mehdiyet ile ilgili sohbete gitmedi mi oraya? Bu konular ayrı, bunlar için ayrıca çağırsınlar.

CAN DAĞTEKİN: Oktar söyledi “Bunlar için ayrı program yapabiliriz” dedi.

PİRAYE YÜCE:  Kader konusuna çok değinildi ama Oktar; “bu konu için ayrı program yapalım” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

HÜSNA HANIM: “Hanımlar neden Mehdi olamaz?” Diye söylemişlerdi.

ADNAN OKTAR: Canım anlaşılmayacak ne var? Erkeklerin içine girecek bilmem ne? Kadın bedenen güçsüz olur. Savaşa giremez, bir şey yapamaz yani her yönden belli olmayacağı. Mesela; Özel Harekatçılar erkeklerden oluyor. “Niye kadından olmuyor?” Dersen bir mantığı var mı bunun? Bedenen daha yatkın yani mücadeleye. Peygamberlik zor konu. Mehdilik de zor konu. Hapse girecek bilmem ne? Kadının hapse girmesi düşün nasıl mağduriyetler yaşanır? Yani bu anlaşılıyor da bunlar öyle zihin jimnastiği yapmak için soruyorlar. Yoksa soran bunu hemen anlıyordur. Çocuk olsa bilir bunu.

CAN DAĞTEKİN: “Ben sizin mantığınızı merak ettiğim için soruyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Ama vakit zaten dar. Oktar Lulin’i anlatırken ısrarla Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman kısmını bu dönemde Abbasi mi var diye sordu Hulki Cevizoğlu. Ürdün Kralı Abbasiler döneminde var mıydı dediler ama biraz flu kaldı. Abbasi Melik demek Abbasi kökeninden gelen herhangi bir melik olan bir kişi. Oradaki insanların hepsi Abbasi kökeninden geliyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün yani çok büyük bir sülale Abbasi. Milyonlarca tâbisi var. Onlardan yani soyunda herhangi bir şekilde Abbasilik varsa Abbasi soyundansa ve meliklik yaptıysa yani başbakanlık veyahut cumhurbaşkanlığı yaptıysa bu kişi herhangi bir şekilde Horasan’dan geçtiyse, Horasan’a yakın bir yerden bile geçtiyse bu söz yerine gelmiş olur. Hadiste bahsedilen asıl bu değil ki. O hadisin girişi yani o alamet olarak, ehemmiyetli bir konu olarak vurgulanmıyor. O hadisin bir süsü o. Asıl anlatılan iki uçlu kuyruklu yıldız, gökteki alametten bahsediyor. Yoksa zaten onun bir alamet olmayacağı açık. Abbasi Melik Horasan’a. Horasan’a yüz kere varır Abbasi Melik. Yani Horasan çok büyük bir bölge. Abbasi olan da milyonlarca insan var. Meliklik yapmış yani küçük bir bölgede bile kaymakamlık yapmış olsa melik olur. Yani valilik yapmış olsa melik olmuş olur. Yani mülk sahibi mülkün sahibi mülkiye. Melik yani idareci, başkan yahut herhangi bir başbakan. Eski bir başbakan veyahut o bölgenin lideri, o bölgenin şeyhi. Horasan’a vardığı zaman. Yani bunun zaten alamet olmadığı açıkça belli. Orada Horasan ile ilgili kısım alamet değil. O hadisin süs kısmı. Yani hadise bir ilave, o bir detay değil. Onda bir harika hiçbir şekilde bir yön yok. Yani orada en az otuz milyon Abbasi kökenli insan var. Onlardan bir melik olan bir kişi Horasan’a vardığı zaman, yani şu delil mi bu zaten? Delil olan ne? İki uçlu kuyruklu yıldız. Acayip olan ne? Ve diğer kuyruklu yıldızlardan daha parlak olması. Ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gitmesi. Harika olan bu hadiste. Harika olan kısım o değil ki. “Abbasi Melik Horasan’a vardığı vakit desen” adama gülerler. Yani her gün geçiyor oradan Horasan’dan Abbasi Melikler. Her gün geçer. Eski bakanlar uçakla oranın üstünden geçer. Horasan’a da varmış olur. Bir yerde Mesela Çin’e gidiyordur Horasan’ın üzerinden geçtiğinde Abbasi Melik Horasan’a varmış olur. Bunun hiçbir fevkalade yönü yok. Fevkalade yönü olan iki uçlu kuyruklu yıldızdır.

KARTAL GÖKTAN: Hadiste “Neden iki boynuz diye geçiyor?” diye sordular. İki uçlu yıldız diye geçmiyor mesela diye. O zaman gergedan da olabilir dediler. Altuğ da gergedan olur mu hiç? Seyrinden bahsediliyor, yıldızın hangi yöne gideceğinden bahsediliyor. “Öyle gergedan olur mu?” diye cevap vermişti.

ADNAN OKTAR: Kaçmak için. “Şark tarafına bir kuyruklu yıldız doğup aydınlık verecektir” diyor. Gergedandan, deveden falan bahsetmiyor. “Yıldız” diyor zaten deva falan gergedan demiyor. “Bu yıldızın durumu da, onun seyrine göredir. Yani yüzü meşrik canibine doğru, arkası dahi, mağrib tarafınadır. Bu uzun beyazlık dahi, onun arka tarafındadır. Bu mana icabı olarak,” yani iki ucunda da aydınlık var. Boynuz gibi derken uçlara doğru sivrildiği için boynuz deniliyor. Yani başlangıcı kalın başlı, uçlara doğru inceliyor. Öbür taraftan da yani bir sığır boynuzu gibi. Ortada yıldız duruyor. Kalın başlayıp uca doğru incelen bir görünüm yani bir üçgen oluşturuyor. Bu üçgene boynuz demiş İmam Rabbani. Boynuz gibi. “İki başı isminin verilmesi” diyor İmam Rabbani; “şu itibara göre ola: Her iki tarafında da bir incelik olup dişe benzerler;” diş nasıl kalından inceye doğru gidiyor? Bak boynuzda da dişe de benzetiyor. O zaman orada iki dişli aslan gezdi. Aslanın dişini kastetti dersen bu zorlama olur, samimiyetsizlik olur. Zaten kuyruklu yıldız olduğu açıkça beyan ediliyor.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Kuyruklu yıldızı gergedana benzettiği gibi seyitliğin de artık kalmadığını söylüyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Seyitlik kalmaz olur mu canım?

KONUK BEY: “Seyitliğin kalması olamaz” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani seyitlik herhangi bir şekilde kanında, genetik kodunda seyitlik olması anlamına geliyor. Yani saf kan seyit anlamında değil. Zaten hiç kimse orada mesela; Hz. Ali (r.a) de hem Musevi köken de var onda, başka kavimlerin kökeni de var. Karışık ama herhangi bir şekilde genetik kodunda seyitlik varsa o seyit olmuş oluyor. Mesela Avrupa’da da Cengiz Han’ın soyundan gelen Avrupalılar var. Genetik kodunda Cengiz Han’ın genetiği var. Ne kadar? Küçük bir bölüm ama var bu kastediliyor, seyitlikten kasıt budur. Ve bilinen bir şey birçok sülale Güneydoğu’da seyit sülalesi mesela birçok hükümdar, padişah, devlet adamı hep seyittir. Şecereleri var seyitlik şeceresi var ama tabii saf seyitlik anlamında demiyor Peygamber (s.a.v.) zaten yani öyle bir şey hiç olmamış ki zaten. Orada kastedilen Peygamber (s.a.v.)’in silsilesine herhangi bir şekilde bağlanması bir şahsın. Onu anlamazdan gelmelerinin bir anlamı yok. Evet, başka ne diyordu?

KONUK BEY: “Allah neden yemin ediyor Kuran da?” diyordu.

ADNAN OKTAR: Onlar konu ile ilgili değil, o insanları psikolojik olumlu etki yapması için vurgu. Her seferinde Cenabı-ı Allah, “muhakkak ki” diyor Allah mesela “şüphesiz” diyor yahut yeminle söylüyor çünkü oradaki insanların ruhuna hitap ediyor, oradaki insanların anlayış şekilleri nasıl? Yeminle konuşulunca hep daha kanaat getirirler, hep onlar vallahi de diye başlarlar Araplar değil mi? Bütün konuşmalar hep vallahi ile başlar. Cenab-ı Allah da yeminle onların alışkanlıklarına uygun, Allah da yemin ediyor yani insanların ruhuna güven vermek için bir hitap şekli o.

KARTAL GÖKTAN: Peygamberler geldikleri zaman kendilerinin vahiy aldıklarını ve peygamber olduklarını söylüyorlar ama Mehdi (a.s)’nin bu yönde bir şeyi yok bana inanmanızı istiyorum diyor, biz nasıl ona inanalım Kuran’da geçmediği halde? Bizim inanmamızı bekliyor.

ADNAN OKTAR: İşte işin ilginç yanı, o bana inanmayın diyecek ama onlar zorla inanacaklar. Yani Mehdi (a.s) “benim Mehdi olduğuma inanmayın ben Mehdi değilim” diyecek. Nereden çıkartıyor? Mehdi’nin öyle bir ricası yok. Onlar onu fark edecekler zorla başa geçirecekler “ölüm tehdidi ile başa geçirilir” diyor. Mehdi’ye diyorlar ki alametleri sende diyorlar yok öyle bir şey yok diyor, ben Allah’ın herhangi bir aciz kuluyum, zavallı bir insanım öyle bir şey yok diyor. Bütün Müslümanların kanı senin boynuna olsun diyorlar eğer kabul etmezse. Konuyu uzatırsan diyorlar senin boynunu vururuz diyorlar ancak bu şartla Mehdi (a.s) başa geçmeyi kabul ediyor. Dolayısıyla orada bir rica falan yok, insanlar mecbur kalıyorlar Mehdi (a.s)’ye.

YASİN BEY: Birçok kez “Madem Hz. Mehdi o kadar önemli biriyse niye Kuran’da geçmiyor?” diye onu vurguladılar.

ADNAN OKTAR: Şimdi orada onlar tabii kendilerince bir uyanıklık yapıyorlar ama Allah hepsinden daha akıllıdır yani niye Allah Mehdi (a.s)’yi onların eline versin? Mehdi (a.s)’nin yetmiş perdesinden bir tanesidir o. Allah onu Kuran’da örtülü anlatmıştır Kehf Suresi’nde anlatmıştır, Süleyman kıssasında anlatmıştır, Yusuf Suresi’nde anlatmıştır ama kapalı bir üslupla anlatmıştır. Ne anlatılıyor Kehf Suresi’nde? Hikaye mi anlatılıyor? Kim o gençler? Hızır (a.s) kim? Hızır kıssası ne? O dünya hakimiyeti ne? Zülkarneyn’den kasıt ne? Yani küçük bir grupla başlıyor ve olay sonra dünya hakimiyeti ile bitiyor. Bir konu anlatılıyor orada yani bir Ortadoğu masalı değil bu, bir konu anlatılıyor. İma yollu kapalı olarak Mehdi anlatılıyor. Yusuf Suresi’nde de, Süleyman kıssasında da anlatılan Mehdidir. Yoksa geçmişte olan bir olay insanları ilgilendirmez ki geçmişteki olan bir olay, bir ibret alacaksa Allah anlatır. Cenab-ı Allah, ibret alınacak yönü varsa anlatır. Demek ki ibret alınacak bir yönü var.

ALİ BEY: İstanbul’dan çıkıp çıkamadığını da çok tartıştılar.

ADNAN OKTAR: Yani İstanbul bayağı net onu uzatmaya gerek yok, bak Basra, Küfe, Şam peş peşe sayılıyor. Şimdi burada bir acayiplik var. Niye bu kadar çok yer karışık? Bakıyoruz hepsi başkent yani orada sayılanların hepsi başkent olmuş. Kastedilen neymiş? Demek ki başkentte çıkacak çünkü hepsinin yanlış olması mümkün değil, hepsinin ortak yönü başkent olmasına göre demek ki İslam aleminin başkentinden çıkacak, bunu anlıyoruz.

KARTAL GÖKTAN: “Peygamber torunuysa ve Arap ise nasıl İstanbul’dan çıkar?” gibi bir mantık.

ADNAN OKTAR: Allah Allah bunda acayip olan ne var mesela Seyit Abdülhakim Arvasi Hazretleri vardır, seyittir, Arap asıllıdır ama bütün sülalesi İstanbul’da yaşamış. Seyitlerin çoğu İstanbul’dadır. Yani kökeni oradadır, köken olarak oradadır. Yani ırkının geldiği kök olarak söyleniyor. Mesela seyit deniyorsa Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, tabii ki Peygamberimiz Mekke, Medine’deydi ama onun doğum yeri Peygamber (s.a.v.)’in doğum yerinde olmasına gerek yok ki çünkü 1400 sene sonra geliyor. Yani Peygamber (s.a.v.) ile aynı tarihte aynı yerde değiller. 1400 yıl sonra geliyor. Peygamber (s.a.v.)’in soyundan bir insan, bir kere Peygamber (s.a.v.)’in soyunu reddetmek, inanılır gibi değil. Mesela Sait Halim Paşa’nın soyu oluyor, Mussolini’nin soyu oluyor, Napolyon’un soyu oluyor, Peygamber (s.a.v.)’in soyu olmuyor bu nasıl oluyor? Herkesin soyunu kabul ediyorlar. İşte falanca paşanın soyundanım diyor, feşmekanca kişinin soyundanım diyor bunları Hulki Paşa kabul ediyor Peygamber (s.a.v.)’in soyundan olmayı kabul etmiyor. Burada bir mantık yok. Değil mi? Mesela her yerde vardır İstanbul’da ben falanca paşanın soyundanım diye onlar nasıl onun soyundan oluyorsa o da Peygamber (s.a.v.)’in soyundan o kadar kolay.

BÜLENT SEZGİN: Manevi seyitlik diye bir şey var dediler. Biz Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabiyiz o zaman seyit sayılırız yani Mehdi herkes olabilir.

ADNAN OKTAR: Canım orada Peygamber (s.a.v.) manevi seyit demiyor, açıkça klasik anlamda benim soyumdan olacak diyor. Yani benim genetik kodumu taşıyacak anlamında söylenen bir söz olduğu açık görülüyor. Onlar da bunun farkında. Çocuklar olur ya böyle.

BÜLENT SEZGİN: “Arapça konuşmayı da pek bilmez” diye anlamazdan geldi.

ADNAN OKTAR: Arapça konuşmayı pek bilmez diyor madem Arap asıllı, yahu kardeşim soyu Arap mesela Arap oluyor da İngiltere de yaşıyor adam Arapça’nın a’sını bile bilmiyor, su gibi İngilizce biliyor.

KARTAL GÖKTAN: Mehdi (a.s)’nin çıkış alametleriyle ilgili olarak, bir konunu olmasını beklemek sonra da olunca bu gerçekleşti demek biraz çocuksu oluyor denildi hatta borsa benzetmesi yapıldı.

ADNAN OKTAR: Şimdi madem çocuksu mocuksu falan, Mehdiliği savunan bir tek benim biliyorsunuz İslam aleminde, benden başka savunan yok. Öbürleri dalga geçer gibi söylüyorlar. “Kuyunun dibinde” diyor Şiiler “bayağı kirli bir kuyu dibince bataklık var onun içinde duruyor.” diyor alay eder gibi bunu kimsenin kale almayacağı belli. Mehdiyet’i onun dışında İslam aleminde savunan bir tek ben varım.

BÜLENT SEZGİN: Mehdi (a.s)’yi nasıl tanıyacağız tam olarak bu konuyu anlamadılar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tanırlar tanırlar hiç kafalarını yormasınlar. Bak ben açıkça söylüyorum o zannediyor ki Mehdi gelip ev ev rica edecek “ben geldim rica etsem kabul eder misiniz?” falan öyle bir şey yok Mehdi (a.s)’ye kendileri yalvaracaklar.

İngiliz derin devleti ile Mevlana konuları ile ilgili de program yapalım demiş. İngiliz derin devleti önemli de Mevlana o kadar önemli değil, anlattık olayı adam kendini de Rumi görüyorsa Allah muhafaza biz ne diyelim adama? Yani tabii Rumi derken o sapkın izahlara göre Rumi diyorsa ama sapkın izahların dışında Rumilikten bahsediyorsa ona benim bir sözüm yok.

“Allah aşkı ile sevdiğim, Oktar Hocam’ın heyecanı, Berker Hocam’ın Mehdi (a.s)’yi reddedenlerin sinirlerini bozan sakin ama kararlı anlatımı çok etkileyici” diyor. Hakikaten Türk milletine büyük geçmiş olsun, ya o sakinlik kardeşim yani nasıl elde ediyorsun mübarek ya? “Hayır kardeşim” diyor yani olağanüstü bir irade anlatamıyorum.

KARTAL GÖKTAN: Muhtedun kelimesinin geçtiği Yasin Suresi’nin 21. Ayeti için “orada -haşa- Allah konuşmuyor bir başkasının sözü o” diye bir iddia vardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu programda ne var başka eksik gedik?

KARTAL GÖKTAN: Hulki Cevizoğlu, neden Said-i Nursi’nin sözlerini hep örnek veriyorsunuz dedi? Onun sözlerini pek kabul etmedi.

ADNAN OKTAR: Said-i Nursi zaten hadise dayandırıyor, ayete dayandırıyor, herhangi bir insan değil. Bütün Kütübü Sitte’yi ezberden bilen bir insandır. Kütübü Sitte’nin tamamını ezberden biliyor, Kuran’ı ezberden bilir, diğer hadis kitaplarını da ezberden biliyor yani Atatürk’ün bile çok beğendiği Osmanlı’nın en büyük alemidir. O zaman Buhari’yi nasıl kabul edecek? Müslim’i nasıl kabul edecek onlar da alim değil mi? Çok büyük alimdir Said-i Nursi ve hadise dayandırarak söylüyor.

BÜLENT SEZGİN: “Said-i Nursi derken, Atatürk’e deccal diyen kişiden mi bahsediyorsunuz?” dedi.

ADNAN OKTAR: Atatürk’e alenen deccal demesi yok Bediüzzaman’ın mahkemede reddediyor soruyorlar “Atatürk’e deccal mi dedin?” diyorlar. “Yok” diyor “ben Atatürk ‘ün direkt şahsına yönelik değil ben genel bir mana verdim genel anlamda anlattım” diyor yani öyle olsa mahkemede de evet dedim der çekinecek birisi değil. Bir de Atatürk’ten çok evvel o hadisleri açıklamış, Atatürk’ü daha tanımadan daha Atatürk işte 1919’da Samsun’a çıkmasından çok çok önce, 1800’lerin sonunda yaptığı açıklama Bediüzzaman’ın 1900’lerde. Dolayısıyla pek bağlantı kurulamaz çünkü Atatürk deccallere karşı mücadele eden bir insan. Deccallere karşı mücadele eden bir insan, dolayısıyla bir nevi öncü Mehdidir Atatürk. Deccallerle mücadele etmiştir, müşriklerle, münafıklarla, putperestlerle mücadele etmiştir yani onda biz bir deccal vasfı değil Mehdiyet vasfı görüyoruz.

YASİN BEY: Adnan Bey Oktar, Hz. Mehdi (a.s)’nin fiziksel alametlerinden bahsetmişti orada da sunucu, “zaten sorun orada” diye cevap vermişti.

ADNAN OKTAR: “Zaten sorun orda!” Niye sorun? 

BÜLENT SEZGİN: “Her cemaat, alametleri kendi cemaatinin liderine uyduruyor” dedi. “Biz nasıl anlayacağız?” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayır uydursun keşke anlatsalar. Hiç hiç anlatmıyorlar biz onu kabul ediyoruz. Hangi cemaat uydurmuş yani? Hadisleri söylemiyorlar ki, öyle bir şey yok.

Aslında bak işin doğrusunu söyleyecek olursak, Bediüzzaman Atatürk’e hayrandır. Bu gizli bir gerçek, Atatürk de Bediüzzaman’a hayrandır, ben bunu ispat ederim. Atatürk’e hitap şekline bak Bediüzzaman’ın. “Ey şanlı Gazi” diyor Atatürk’e , “Zatı aliniz muzaffer ordunun ve muazzam meclisin şahsiyetini temsil ediyorsunuz, İslam kahramanı Paşa Hazretleri” diyor. Seksen sekiz yıllık mektubu ama aralarında kavga etmişlerdir Atatürk ile Bediüzzaman bağırtılı bir kavga olmuştur. Köşke çağırmış ve bayağı bir gürültü çıkmış. Yüksek sesle Bediüzzaman da bağırmış Atatürk de alttan almış bayağı samimiler öyle zannedildiği gibi değil.  “Paşa Paşa dedim” diyor namaz kılmayanlarla ilgili çok sert konuşmuş Bediüzzaman. Ellerini böyle yaparak, Atatürk ile onlar arkadaşlar öyle bir şeyleri yok. Atatürk de diyor,  “Ben senden istifade etmek için özel olarak çağırttım seni” diyor. En beğendiği İslam modelini anlatan insan Bediüzzaman.

Mehdi (a.s)’nin soyunda Resulullah (s.a.v.)’ın genetik kodu var, bu. Bu genetik kod zaten bilimsel olarak da ispat edilen bir şey. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’in genetik kodu Avrupa’da tespit ediliyor. Avrupalılarda var, dese ki biri ben Hz. İbrahim (a.s)’in soyundan geliyorum dese, doğru çünkü genetik kodu var. Bakıldığında Hz. İbrahim (a.s)’in genetik kodunu Avrupalılarda bulmak mümkün oluyor. Mesela Cengiz Han’ın soyu onun genetik kodu tespit ediliyor, adam dese ki ben Cengiz Han’ın soyundanım dese bu doğru. Dolayısıyla yani orada tedirgin olmaya gerek yok, bir de seyitlik zaten pratikte uygulanan bilinen bir şey. Mesela seyit aileler var, herkes biliyor seyit diye, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan ama mesela İran kökeni de var, belki Ermeni kökeni de var, Türk kökeni de var fakat soyu seyit. Mesela Osmanoğulları, Osmanlılar hep yabancı hanım almış Osmanlılar hep Avrupalı ama çocuklarına sorduğumuzda diyor ki ben Osman Bey’in soyundanım. Osmanlıyım diyor, kimse itiraz ediyor mu? İtiraz etmiyor.  Hakikaten Osmanoğulları’ndan ama genetik kod o kadar değişmiş ki, Ermeni kökenli hanımlar var, Musevi kökenli hanımlar var anneler var, Hristiyan anneler var, Alman kökenli olanlar, Sırp, Hırvat kökenli anneler var yani genetik kod esaslı şekilde değişmiş ama çocuklar hep Osmanoğulları’ndan. Bu tarzda yani bunu anlamayacağı gibi bir şey değil. Bir de Mehdi (a.s), ırk kabul etmiyor yani ırkçılığa karşıdır Mehdi (a.s). Kuran da zaten ırkçılığı kabul etmez ama Türklük alemini de birleştireceği açık çünkü Türklük alemi bütün dünyayı birleştiriyor, o konuda bir tedirginliğe gerek yok. Başka başka neler dediler?

KARTAL GÖKTAN: Programda Mehdiyet’i reddeden Sadık Güner isimli bir kişi vardı, Oktar’lar ısrarla İslam’ın hakim olup olmayacağını sordular bu kişi de net olarak “İslam hakim olmayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Neden acaba ona karşılar İslam’ın hakim olmasına?

HÜSNA HANIM:  Başına bir lider geçmesi gerektiğini bildikleri için Allahualem. Onu kabul etmemek için.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, peki masonluk hakim olacak mı desen evet der hoca efendi. Hulki Cevizoğlu bana madde madde bana merak ettiği konuları yazsın göndersin. Oktar’la, Cihat ile o konuyu tam halledemez bana göndersin ben burada tek tek onları açıklayayım anlatayım. Abbasi Horasan’a ulaştığında, otuz milyonun üstündedir Abbasi . Melik, melik mülk sahibi demek melik yani mülkü kontrol eden, mesela kaymakam da meliktir, padişah da meliktir, başbakan da meliktir, küçük bir kasabanın lideri o da meliktir. Horasan’a varacak, uçakla geçer üstünden arabayla geçer herhangi bir şeyle. Konu o değil. Orada asıl olan iki dişli kuyruklu yıldız görülmemiş bir şey bu.

ALİ BEY: “Kutsal emanetler sadece İstanbul’da değil tüm şehirlerde var” demişti.

ADNAN OKTAR: Allah aşkına niye abartıyor ki? Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıçları orada bak Mehdi (a.s); Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcı, yanında olacak kılıç. Nerede Peygamber (s.a.v.)’in başka kılıcı var Anadolu’da bir tane kılıç var hepsi Topkapı da, peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkası İstanbul’da iki hırkası vardı. Biri Hırka-İ Şerif Camiindedir biri de Topkapı’dadır, İki hırkası. Mehdi (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını giyecek üstüne, hırka özellikle tamir edildi hazırlandı Mehdi (a.s)’nin giyebileceği gibi sağlamlaştırıldı yani teberrüken giyecek hani gece gündüz giyme değil, beyat edilirken Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını kuşanacak. Mehdi (a.s)’ın Mehdilik alametidir zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını kuşanması ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını giymesi. Ve softan diyor yine Topkapı’da Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağı şerifi vardır yani o sancağı şeriften parçalar var o sancağın üstünde. O sancağı şerifi açacak Mehdi (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcıyla ortaya çıkacak ve bütün dünya televizyonları, bütün işte internetten,  bütün dünyada yayınlanacak bu aynı anda belki iki milyon, üç milyon insan toplanacak. Muhtemelen ilk beyat İstanbul’dadır Topkapı’da, Sultan Ahmet meydanında, ikincisi Mekke-i Şerif’te, Mekke-i mükerreme de, üçüncüsü Kudüs-ü Şerifte’dir. Defaatle biatlar yapılacak üçüncü beyatta işte o şeyde o da seyyidina İsa Mesih davet edilecek oraya gelecek kalabalık içinde beklenecek bir süre sonra Mehdi (a.s)’nin yanına getirecekler. Yani bekleyeceğiz orada bekleyeceğiz. Bir süre sonra o talebeleriyle beraber güvenliği sağlandığı için, dünya çapında güvenliği sağlandığı için gelecek. O gelen işte İsa Mesih’tir. Yani sahte İsa Mesih gelemez ne haddine ya sahte, kimse onu yapamaz. Allah müsaade etmez. Bir de sen Mehdi (a.s)’ye sahtelikle hareket edemezsin

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey, Hulki Cevizoğlu “Allah bu kadar savaşı ve zulmü neden yaratıyor?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Niye yaratıyor? Öyle gerekiyor da onu için. Hastalıkları niye yaratıyor? Ya ben onu düşündüm kardeşim o kadar gerekiyor ki, o kadar gerekiyor ki tam doğrusunu yapıyor Allah. Cenab-ı Allah Nur’dur. O kadar isabetli yapıyor ki tam gereği gibi yani akılcı düşünülünce mükemmel bir sistem olduğunu ve müthiş gereklilik olduğu anlaşılıyor. Belaların da, hastalıkların da, bu kısa ömrün de, ölümün de ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bana güvensin bak o zeki delikanlıdır bu Allah’ın sistemi olabilecek en mükemmel imtihan sistemidir ama anlatayım isterse, fakat doğru, imtihan olmamız doğru.

BÜLENT SEZGİN: İradeyi tam anlayamamış.

ADNAN OKTAR: Anlamaz olur mu ya bayağı iyi biliyorlardır sadece bir daha duymak istiyorlar. Binmez olur mu? Hepsi bilirler. Biz, benim anlattıklarım; bir kere Türkiye’de yüzde yetmiş Mehdi (a.s) bekleniyor. Yüzde yirmi de biz bilemiyoruz diyorlar bilgimiz yok diyorlar. Bu ne demektir biliyor musun? Yüzde 90 demektir. Yüzde 90 Mehdi (a.s)’yi bekliyor Türkiye’de.

Bak aferin ne demiş? “Şehidine gazine sahip çık.” Şimdi bak dün konuştum. Evvelsi gün de daha önce de konuştum. Kardeşim mesela şehit cenazesi kaldırılıyor. Kaç kişi? Beş yüz kişi. Ya kardeşim senin namusunu korumak için, dini İslam’ı korumak için, Allah’a Kitap’a söz gelmesin, vatana bayrağa halel gelmesin diye sen evinde sıcak evinde yemeğini yiyip yatarken o buz gibi eksi yirmi derecede çatışmaya giriyor. Aslanlar gibi alnından kurşunu alıyor ve şehit oluyor. Sen onun cenazesine dahi gitmek istemiyorsun. Cenaze dediğim yani o şehidimin o mübarek naaşın uğurlanmasına gidiyorlar. Kendi kasabasına geliyor şehrine geliyor. Beş yüz metre-bir kilometre ya çık. Çoluğunla çocuğunla çık. Yık ortalığı yani. Şehidi kapatıyorlar. Ne yapıyorlar? Önce gasilhaneye götürüyorlar. Şehit gasilhanede yıkanır mı? Şehitliğini mi kabul etmiyorsun sen? Ne yapıyorsun? Al kanlar içinde olacak kardeşim. Göreceğiz onu biz al kanlar içinde. Eli yüzü al kanlar içinde olacak yani. Burada meydana gelecek heyecanı düşünmüyorlar yani burada meydana gelecek etkiyi düşünmüyorlar. Açacaksın, üstünde askeri kıyafet. Postalını falan hiçbir şeyini ellemeyeceksin. Açık beyaz veyahut bayrak üstüne de yatırabilirsin. Bütün cümle âleme göstereceksin şehidi. Ama biraz toparlarsın ama tabii kafası koptuysa böyle olmaz. Yani kurşunla olduysa. Ama mesela kolu koptuysa hepsi olur. Kopmuş kol ile o şekilde şehidi gezdireceksin. Kaç kişi? En az iki milyon kişi. Tekbirle yıkılacak ortalık yıkılacak cam çerçeve aşağı inecek yani. PKK dehşete kapılır. Bir daha asla böyle bir şeye yanaşmak istemez. Çünkü orada meydana gelecek öfke ve galeyan PKK için dehşet verici olur. Yani akıl almaz bir galeyan meydana gelir. Ve çok diri bir mücadele ruhu meydana gelir. Şanına uygun uğurlayalım. Davul çalıyor, zurna çalıyor dan dan dan. Kardeşim ne yapıyorsun sen? Ermeni cenazesinde olur, Hristiyan cenazesinde olur. Müslüman şehidi kaldırıyorsun. Davul zurnayla Müslüman şehit kaldırılır mı? Yahut neyse artık o çaldıkları enstrümanlar neyse. Bırak bak bunu söyledikten sonra kestiler onu. Ben söyledim ondan sonra kestiler onu. Şuan yapmıyorlar. Tekbirde de mesela tekbir diye birisi bağıracak. Mesela bir milyon kişi aynı anda Allah diyecek. Yahut Allah-u Ekber diyecek. Mesela tekbir diyecek, Allah-u Ekber ya Allah bismillah, Allah-u Ekber olur. Birçok tekbir çeşidi olur. Ama o ıtrinin tarzında o biraz hüzün veriyor. Allah-u Ekber Allah-u Ekber olur kısa bir ara olabilir. Ama asıl çok canlı dinamik sloganlar atılmasıdır. Şehidi gezdirecek, televizyonda göstereceksin o al kanlar işinde olacak hatta birkaç kişi de alıp kanını boynuna sürmesi lazım. Şehide sarılacaksın kardeşim yani toprağa bırakmadan önce sarılacaksın. Üstün başın kan olacak yani. Öyle şehit kaldırılmaz ki. Yıkıyor, kefene sarıyor. Allah Allah. Nerede görülmüş böyle bir şey? Hangi sahabe böyle kaldırılmış? Hangi şehit böyle kaldırılmış? Israrla dediğimin aksini yapıyorlar. Peygamber (s.a.v.) diyor benim sözüm değil bu ayrıca. Yeri göğü yıkacaksın kardeşim. Her şehit cenazesi en az iki milyon kişiyle kaldırılır. Böyle olması lazım. Dünyayı ayağa kaldıracaksın. Mesela kahrolsun PKK, kahrolsun YPG, kahrolsun PYD sloganlar arada. Avrupa’nın falan sfinkterleri kasılır yani. Ödü kopar yani. PYD’den bahsedebilir mi? Veyahut Türkiye kimse o zaman kabadayılık yapamaz. Bak açıkça söyleyeyim korkak bir toplum var zannediyorlar. Neme lazımcı bir toplum var zannediyor. Adam işte uçakla geçiyor. Öbürü geliyor başka kabadayılık yapıyor.  Kabadayı olduğumuzu milletçe göstersek ödleri kopar. Yani kabadayılık biraz da deliliktir. Yani delikanlı tabiri odur yani. Delişmenliktir. Yani gözünün kara olduğunu gösterirsen adam sana bir şey yapamaz. Ama böyle hımbıl gelenekçi Ortodoks bir üslup gösterirsen adam üstüne üstüne gelir senin. Bu olmaz. Gidip cenazenin üstüne kapanıyorlar. Cenaze demeyeyim de şehide kapanıyorlar. Evladım yavrum. İşte “gözyaşları sel oldu” diyor. Neyine gözyaşı döküyorsun? Şeref, Allah bize de nasip etsin. Onur duy. Geri kalan nimet içinde mi kalıyor geri kalan? Sen yaşıyorsun da ne oluyor yani? Sen sürüneceksin. O cennete gitmiş. O sana ağlardı eğer ağlaması gerekse. O senin haline ağlar yani. Sen cehennemde kalmış oluyorsun. O cennete gidiyor neyine ağlıyorsun? Hayır, heyecandan ağla. Ama üzüntüden ağlanmaz. Helal olsun oğluma dersin. Bin tane evladım olsun şehit olsun helal olsun de ağla. Aşka gel ağla. Üzüntüden ağlanır mı? Allah’ın verdiği nimete ağlıyorsun. Olmaz öyle şey. Genelkurmay da mesela açıklama yaparken şehit haberlerinde diyor ki mesela, “bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu menfur saldırıda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize.” Hayatını kaybetti ne demek? Öldü diyorsun. Hayatını kaybetmiyor; şehadet şerbeti içen. Genelkurmay tebrik etmesi lazım askeri.  Ne diyorsun? “Bizleri derin acı ve üzüntüye boğan” zaten PKK bunu istiyor senden. Derin bir acı ve üzüntüye boğulmanı istiyor. Sen de diyorsun bunu evet böyle oldu diyorsun. Tebrik ediyoruz şehidimizi diyeceksin. Allah hepimize nasip etsin diyeceksin. Hayatını kaybetmiş de değil ayrıca. Onlar ölü değil sağdırlar.

Hz. Cabir (r.a) anlatıyor. “Resulullah aleyhisselatu vesselam Uhud şehitlerinin kanlarıyla defnedilmesini emrettiler.”  Onları yıkamadılar. Kanlı kanlı o şekilde. Kendi elbisesiyle şehidin vasfı odur. Normal yatağında vefat eden insan yıkanır, kefenlenir.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olma özelliğini taşıyan Suudi Arabistan’ın genelinde ve Ortadoğu’da dağıtımı yapılan günlük İngilizce gazete Arap News’te “Terör gruplarının aradığı zemin: Yasaklar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu yazınızda Tacikistan’daki zorla sakal kesme uygulaması, Amerikan başkan adayı Trump’ın Müslümanlara yönelik teklif ettiği yasaklar gibi uygulamaların radikal gruplara aradıkları zemini sağladığını, bu tarz metotların şiddeti ve terörü sadece tırmandıracağını anlatıyor. Tek çözümün sevgi olduğunu bir kez daha vurguluyorsunuz. Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden olan El Vatan’da  “Ortadoğu’yu biçimlendirme projesi neden başarısız olacak?” başlıklı yazınız yayımlandı. Yazınız da 1996 yılında Condoleezza Rice tarafından ortaya atılan yeni Ortadoğu kavramının Müslüman dünyasını birbirinden ayırmak üzere kurulu olduğunu ancak batı derin devletinin bu planının başarısızlığa mahkum olduğunu belirtiyorsunuz. Suudi Arabistan’ın tirajı en yüksek gazetelerinden biri olan günlük Arapça gazete Mekke News Piper’da “Etkili bir provokasyon silahı: Nefret” başlıklı yazınız yayımlandı. Bu yazınızda savaşların asıl sebebinin çok dile getirilmese de nefret olduğu, buna çözümün ise nefret odaklarının etkisini zayıflatarak sevgi oluşturmak olduğunu anlatıyorsunuz. Bağnaz zihniyetin müthiş bir nefret yayma gücü olduğunu Kuran’ın öngördüğü modern anlayışı hakim kılarak bu nefrete son verilebileceğini ifade ediyorsunuz. New York’tan yayın yapan bağımsız haber ajansı Ekurd Daily’de “Amerika’da yaşanan polis vahşetleri bize neyi gösteriyor?” başlıklı makaleniz yayımlandı. Bu yazınızda Amerika’da son zamanlarda gittikçe artan ırkçılığı ve polis şiddetini ele alıyor, sorunun asıl kaynağının artan sevgisizlik ve acımasızlık ruhu olduğunu vurguluyorsunuz.  Yazınızda sorunun gerçek çözümünün polisiye tedbirler değil din ahlakı ve sevginin yaşanması ve yaygınlaşması olduğunu belirtiyorsunuz.  Merkezi Belçika’da bulunan ve günlük ziyaretçi sayısı altı yüz altı bin, aylık ziyaretçi sayısı dört milyonu bulan Sasaport haber sitesinde “Kış planları ve çözümü olmayan göçmen planları” başlıklı makaleniz Arapça olarak yayımlandı. Suudi Arabistan’ın İngilizce yayın önde gelen haber sitesi Riyadh Vision’da “Ortadoğu haritası yenidünya düzeninde öngörülen gibi mi olacak?” başlıklı makaleniz yayımlandı. Aynı makaleniz Amerika’dan yayın yapan News Rescue haber sitesinde ve yine Amerika’dan yayın yapan Jefferson Corner haber sitesinde de yayımlandı. Hindistan’da yayımlanan Hans India sitesinde “Myanmar’da gerçekleşen olaylar tarihin sayfalarından silinebilir mi?” başlıklı makaleniz yayımlandı. Ve son olarak yine Hindistan’dan yayın yapan diğer bir haber sitesi Indian Muslim Observer’da “Yapıcı kaosun getireceği yıkım” başlıklı makaleniz yayımlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Her yerde ilimle irfanla zır cahiller bilmem nerelerini kaşıyıp otururken bak biz İslam’ın şanlı yönünü, güzel yönünü, her yönden güzel olan yönünü insanlara göstermiş oluyoruz.

Salih Baycan, “Ceviz Kabuğu programını izledim Prof. Yümni Sezen Hoca İslam Birliği’ni kabul ediyor fakat Mehdi (a.s)’i kabullenmiyor.” Önemli değil. İslam Birliği’ni kabul ediyorsa, Müslümanların başına bir lider geçmesini kabul ediyorsa o liderin adına Mehdi denir. Hayır Mehdi demesin o, imam desin. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi deyin demiyor ki. Sahib-üz zaman, zamanın sahibi de diyebilir. Kaim diyebilir. Hiç kimse zaten Mehdi demiyor. Mehdi ismini kullanmasını istemiyor Peygamberimiz (s.a.v.) zaten. Yani sen Mehdi’sin diye. Kaim diyebilirsin.  Gaip diyebilirsin, gaip. Kaybolan, gaip. Bakiyetullah diyebilirsin; Allah’ın bakiyesi. Huccetullah diyebilirsin. Yani de İslam aleminin başına Huccetullah geçti de, Bakiyetullah geçti de. Kabe’nin örtüsüne sarılıyor Hz. Mehdi (a.s) “Ya Rabbi ene Bakiyetullah” diyor. “Ben Senden bir Bakiyeyim Ya Rabbi” diyor. Oradan geliyor o Peygamberimiz (s.a.v.)’in gördüğü bir vizyon bu, bir görüntü. “Bunu derken gördüm” diyor. “Ene Bakiyetullah ya Rabbi ben Senden Bakikeyim” diyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e verilen sözün, Hz. İbrahim (a.s)’in evlatlarına Kuran’da verilen sözün yerine gelmesi. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Kuran’da hangi müjde verilmiştir? Neyle müjdelenmiştir? Sana Biz neyi vereceğiz diyor? Kevseri. Şimdi Kevser havuzu diyorlar ama orada kastedilen dünya hakimiyetidir. Yani Kayser’in şehrini Hz. Mehdi (a.s) alacaktır. Kayser’in hakimiyetini elinden alacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinin tükenmediğini gösterecektir. Çünkü bak ayetin devamında diyor ki “asıl ebter olan odur” diyor. Soyu kesik olan. Biz sana dünya hakimiyetini verdik. Ve sana verilen sözü meydana getirdik anlamında. “Asıl ebter olan o” diyor hakikaten onun soyu kesildi. Ama “senin soyunu bak dünyaya hakim ettim” diyor Cenab-ı Allah. Cennette de tabii cennet nasip ediliyor. Çünkü Kevser havuzundan bütün Müslümanlar istifade ediyor sırf Peygamber (s.a.v.) değil. Ama İslam hakimiyeti Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah’ın sunduğu bir nimet, güzelliktir. Bak o zaman hakim etmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında istese Cenab-ı Allah dünyaya hakim ederdi. Mesela altı ay sonra hakim edebilirdi. Bir yıl sonra hakim edebilirdi. 1400 yıl sonra hakim ediyor. Yani sadece zaman geçmiş oluyor o kadar başka bir şey yok. Yine evladı, yine kumandanı, diyor ki “Peygamber yapamadı da o mu yapacak?” Allah Allah. Onun evladı, Peygamber (s.a.v.)’in evladı, Peygamber (s.a.v.)’in kumandanı dünya hakimi olduğunda kim hakim olmuş olur? Hz. Muhammed (s.a.v.) hakim olur. Onun parçası, onun evladı, onun kumandanı dünyaya hakim oluyor. El Mehdi deme El Hadi de. El Kaim de, el Hüccet de, el Muntazar de, el Mehdiyyil Muntazar de. El Mansur de, Sahib-ül emir de, Sahib-üz zaman de. Veliyyil asr de. Mediyyil Mev-ud de. İmamı Asr de, Sahibüddar de. Bakiyetullah de, Kaim de, de oğlu de. Mehdi diyeceksin diye bir şey yok ki, Peygamber (s.a.v.) zaten Mehdi demeyin ona diyor. Mehdi diye hitap etmeyin diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor onu kendi söylerken Mehdi diyor. Ama siz ona bu isimlerle hitap edin diyor. Mesela Bakiyetullah “ey Bakiyetullah” diyorlar soruyor. El Kaim diyor, Kaim, Kaim de. Gaip de, dede de öyle bir dert yok.  Sen İttihad-ı İslam’ı kabul ettikten sonra, İslam aleminin başına birisi geçecek dedikten sonra biz seninle anlaştık konu bitti. Sen Mehdi (a.s)’yi kabul ettin gitti.

Sinem, “Hocam Darwinizm’i yerle bir ettiniz, materyalizmi yerle bir ettiniz, Stalinist PKK’yı yerle bir ediyorsunuz. İlim kroşeleriniz son raunduna geldiğinin farkında var gücüyle PKK atağa geçti” diyor. Polisimizi de provoke etmeye çalışıyorlar” diyor. Bütün kanallarda cayır cayır gece gündüz Mehdiyet niye anlatılsın? Bunun tek sebebi benim. İslam aleminde Mehdilik unutuldu. Cübbeli diyor ya hiçbiri konuşmuyor. Unutuldu değil gündem herkes biliyor. Suudi Arabistan, İran hepsi biliyorlar. İran’da şu an Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine herkes inanıyor. Arabistan’da herkes inanıyor. Fas, Tunus, Cezayir her yerde inanılıyor. Bütün dünyada anket yapılsın bakın herkes geldiğine inanıyor Hz. Mehdi (a.s)‘ın. El Kaide; Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyor, IŞİD; Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyor. “Mehdi çıksın hemen ona tabi olacağız” diyorlar. Taliban; Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyor.  “Çıksın hemen tabi olacağız” diyorlar. Bütün İslamcı terör örgütleri tamamı Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyor. İran zaten resmi devlet açıklaması Hz. Mehdi (a.s) geldi diyorlar. Bütün Şiiler inanıyor, Sünniler inanıyor. Hanefi, Hambeli, Maliki Şafi mezhebinde zaten Mehdi haktır gelişi, varlığı. Bütün tarikatlar Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğine inanıyorlar. Nakşibendi, Kadiri hiçbir şeyh efendi yok ki aksini söylesin. Bakın internete hemen görürsünüz.

Kardeşim şimdi Ulusal TV Mehdiyet’in ve Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini bilmeyen hiçbir üniversiteli genç yoktur. Herkes biliyor yani öyle bir şey yok. Ve büyük bir ümit ve heyecan veriyor. Millete yaşama azmi verdi bu. Müslüman alemine de bir heyecan, çok ümitsizdi insanlar.

Bir de ben alemci bir adamım, Hoca değilim, alim değilim. Etrafımdaki insanlarda öyle hepsi üniversite mezunu, hep kolej mezunu, birçoğu yabancı kolej mezunu en az iki-üç yabancı dil bilen insanlar. Bunlar demagojiden, böyle garip izahlardan etkilenecek insanlar değil. Bir hakikatliği olmasa, bir gerçekliği olmasa ne zoru? Demek ki adları gibi eminler, demek ki bir şeyler biliyoruz. Yani biz zaten olaydan fellik fellik kaçıyoruz. Kaçtıkça panik daha da artıyor.

HÜSNA HANIM: Adnan Bey Oktar’lar ilk Haber Türk’e programa katıldıklarında Mehdi birinci sırada olmuştu Twitter’da sürekli sorular geliyordu programa.

ADNAN OKTAR: Birinci sırada ne demek? Türkiye’de tek konuşulan konu demektir. Yine mi davet etti konuşalım diye?

OKTAR BABUNA: Evet programı yeniden yapalım dedi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yapalım eksik kalmasın. Ama o asıl merak ettiği soruları bana sorsun. Veyahut böyle iyi bazı konular belki yarım oluyor onu sonra yine tamamlıyoruz. Öyle de olur.

Selvinaz, “Canım nurum, sevgi öğretmenim Allah aşkıyla sevdiğim Hocam Rabbim’e şükürler olsun seni bize tanıttı, bizlere karanlık dünyada sevgiyi tanımamıza vesile oldun.”

“Hocam biz Akdeniz Üniversitesi’nde üç arkadaşız yayınınızı takip ediyoruz. Biz de yayına katılmak istiyoruz bunun için ne yapmamız?” Sevim Çelik, Büşra Erkut, Aydın Kurt. Gelin, gelin buraya gelirseniz katılırsınız.

“Adnan Bey Bağdat Caddesi’nde yaşanan ahlaksızca yapılan olaya karşı bakış açınız düşünceleriniz çok hoşuma gitti. Dediğiniz gibi biz kız kardeşimizin yanındayız, sakın onu kimse üzmesin, üzülmesin.” Kübra Yağmur. Yani çok çok ayıp yapar eğer üzülürse ondan ben bir haber alayım yani üzülmediğini duyacağım. Ailesinden de duyacağım. Ve bize söz verecek sakın ha. Üzerine sinek konmuş kadar değeri yok. Hiç onun haysiyetine, şerefine, namusuna nokta kadar leke getirmez o hiç göğsünü gere gere normal hayatına devam etsin.

“Twitter’da PKK etiket başlatıyor. Bu vatanın birliğine, bütünlüğüne zarar veriyor ve kamu düzenini de olumsuz etkiliyor. Sizce bunun yasaklanması gerekmez mi?” Konya’dan Ahmet. Kardeşim işte, toplu hareket edilse herkes PKK aleyhine bir yazılar yazsa Twitter tamamen dolar. Dolayısıyla bu adamların yapacağı bir şey yok. Ama birçok insan ilgisiz, alakasız.

Sana mezhep mi sordu Hulki?

OKTAR BABUNA:  Evet.

ADNAN OKTAR: Ne dedi?

OKTAR BABUNA: Mezheplerden konu açıldı. Bu mezheplerin uymayan hükümlerinden bahsettim uymayan hadislerden. Onları kabul etmediğimizi yani Kuran’la mutabık olan hükümleri kabul ettiğimizi, Kuran’la mutabık olmayanları kabul etmediğimizi bildirdim, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Mezhebim Peygamberimiz (s.a.v.)’in mezhebi” desene. Niye uzatıyorsun?

OKTAR BABUNA: “Sahabe Müslümanlığına uyuyoruz biz” dedim.

ADNAN OKTAR: Tamam, onun üstüne konuşma olmaz ki zaten. Daha neyini soruyor o zaman? Peygamber (s.a.v.)’in mezhebi var mıydı? Yoktu. Kuran’dı onun yolu. “İşte ona uyuyoruz.” Dersin.

“Hocam, iyi akşamlar. Münafık kendisinin münafık olduğunu bilir mi? Anlar mı?” Sedef Kaya. Münafık için İslam hafiftir yani Müslümanlık hafiftir. O küfrü çok zengin görür. Yani o küfrün hareketleri, tavırları, yaşantısı, Kuran’a, İslam’a bakış şekilleri ona heyecan verir. Münafık gizli bir küfür hayranıdır. Müslümanlıktan başından sonuna kadar utanır o. Mesela Kuran ayeti internette asla istemez. Ama Müslümanlara gösteriş olsun veyahut münafık olduğu anlaşılmasın diye kerhen ve istemeye istemeye koyar. Bakın, yani böyle hâşâ adeta etini koparıyormuş gibi gelir. Ama orada mesela bir kâfirin, bir küfrün üslubu olsa onu iftiharla koyar. Mesela küfürle münafığın vazgeçilmez vasfıdır. Mutlaka gizli bağlantı kurar. Münafık kudurur bunu yapmazsa, illaki yapacak. İllaki gizlilik olacak. İllaki sinsilik, ahlaksızlık olacak. Ve ahmak olduğunu da bilmez münafık. Allah’ın onu seyrettiğini bilmez. Kendince böyle kutunun içindeki bir kobay gibidir. Yani bilim adamı nasıl bir kobayı inceler ama bir kobay kendini kurnaz zanneder, değil mi? Çeşitli ona yollar yapılıyor ona kobaya. O kendince oyun oynar mesela kobay. Kurnazlık yapar. Yolları pratik geçeceğini zanneder. Takla atar, düşer, bilmem ne yapar. Ama bilim adamı onu uzaktan izler. Bir şeytani mahlûktur ama kobay akılsızlığındadır. Çok ahmaktır münafık. Küfre karşı derin saygısıyla kendine bir kişilik edinir. Çok alçaktır. Geçici taktik olarak kendini ahlaklı gibi gösterebilir. Mesela çirkefliğini geçici olarak durdurabilir yani dikkat çekmemek için. Çünkü münafıklığı çok zahir belli olacağı için, alenen belli olacağı için orada artık o kadar bir şeytani zekâsı olur. Yani geçici durdurur ama için için kaynar münafıklık için, pislik yapmak için. Münafığın hep bilinçaltında bir gün küfre gideceği düşüncesi vardır. Yani o içinden asla atamadığı bir düşüncedir. Sürekli onu o yer bitirir adeta. Ayette diyor ya iki grup arasında bir türlü karar veremezler diyor “…Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan…” (Mücadele Suresi, 14) diyor. Ne Müslümanlığa karar verebiliyor, ne küfre karar verebiliyor. Küfre gitse rahat edemeyeceğini düşünüyor. Müslümanların içinde de Müslümanlık ona çok rahatsızlık verir. Mesela farz edelim. Şu asrımıza bakacak örnek olarak verirsem bilgisayarında bir bölüm. Mesela farz edelim Facebook’unda Kuran’dan bir yazı onun ciğerini kopartır. Acayip ıstırap verir. Ama başkalarına yaranmak için münafık olduğu hissedilmesin diye kerhen ve istemeyerek onu koyar. Ama onu bıraksan kendi haline asla ve kesinlikle istemez. Asla. Yani kendi gönlüyle koymak istemez. Ama gösterişe dikkat eder münafık. Yani kendini sezdirmemek için. Var ya ıstakozlar falan böyle üstüne orada bir şey buluyor denizde, kabuk buluyor. Bakıyorsun bir kabuk yürüyor altta ayakları var. Münafık da öyledir yani. Kendine bir kabuk yapar onunla beraber yürür. Ama ahmaktır, fark edildiğini bilmez. Yani o aptalca alttan alta oyun oynadığını zanneder. Bütün ömrü öyle pislik içinde sürünmek içinde geçer. Mesela Müslümanlardan küçük bir şey çalmak hoşuna gider. Müslümanlardan az da olsa bir menfaat elde etmek hoşuna gider. Müslümanları israfa sokmak ister. Mesela farz edelim, bir köydeyse hiç ihtiyacı yokken evin önüne yol açtırır. Mesela ihtiyacı yok. Ama mesela oradaki insanları kullanır, yol açtırır. Mesela evinde ekmek olduğu halde ekmek ister. “Açım ölüyorum” diye. Çok çirkeftir. “Siz nasıl Müslümansınız?” der. “Ölüyorum. Niye bana ekmek vermiyorsunuz?” Sırf Müslümanların malını biraz tüketebilmek. Biraz onların moralini bozabilmek. Biraz onları kızdırabilmek. Münafık için çok küçük küçüktür münafığın itlikleri ama asıl kalbinde ölümcül bir nefret vardır. Yani münafıkların hepsi şeytan gibidir. Hep cinayet tasarlar. Yani asıl azgın en yüksek noktası odur. Mesela peygamberler de hep cinayet istemişlerdir. Mesela Hz. Yusuf (a.s)’da cinayet, Resulullah (s.a.v.)’de cinayet, Hz. Musa (a.s)’da cinayet. Kuran’a baktığımızda hep en yüksek nokta olarak öldürmeyi isterler. Ama hep Allah onların belasını vermiştir. Mesela Ebu Leheb çok alçak bir mahlûk. Yani müşrik ama sorsan “Allah’a da inanıyorum” diyor. Çok alçak, haysiyetsiz bir tip. 

KARTAL GÖKTAN: Müminleri özellikle rahatsız edecek hareketler yaptıklarını anlatmıştınız. Örneğin uyuyan bir kişi olduğunda özelikle onu huzursuz edecek, rahatsız edecek şekilde.

ADNAN OKTAR: Mesela münafık en dikkat ettiği şey, Mehdiyet zıddı olduğu için. Mesela bak, onu Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle belirtiyor yani Hz Mehdi (a.s) anti münafıktır. Yani özelliği o. Bediüzzaman da diyor ya “cereyan-ı münafıkaneyi dağıtacak.” Resulullah (s.a.v.) ne diyor? “İnsanların burnunu dahi kanatmaz. Kan akıtmaz.” Münafık ne yapar? Cinayet tasarlar. Bak, tam zıddı. “Hz. Mehdi (a.s) uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor. Münafık ne yapar? Her uyuyanı uyandırmak ister. Manyaktır, psikopattır. Mesela hiç gereği yokken pislik yapar, gürültü yapar. Rezillik yapar ki Müslüman güçten düşsün, takati kalmasın, ibadete gücü kalmasın. Çünkü onun yapabileceği ahlaksızlık o. Yaralayamayacağı için, öldüremeyeceği için “hiç olmazsa uyutmayayım” der. “Hiç olmazsa yemek yemesini engelleyeyim” der. Onu lafa tutar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “onlar çok bilgili olurlar” diyor. Bütün münafıklar genellikle, hakikaten mümin muttaki de çıkar bilgiliden, ama “bütün münafıklar da ortak özellik hep bilgilidirler” diyor. Ama ayette diyor ya “…koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir…” (Cuma Suresi, 5). Boş bilgiler. O, Kuran bilgisi öğrenmek istemez münafık. Kuran’dan nefret eder. İmani konulardan nefret eder. Hiç öğrenmek istemez. Ama boş bilgi oldu mu onunla sükse yapmak ister. Kendine âlim denmesini ister. Şeytan da âlimdir. Mesela şeytanın korkunç bir genel kültürü vardır. Onlar da şeytani yön olarak bayağı kültürlü olurlar. Ama onu şeytanlık için, ahlaksızlık için kullanır. Sükse için, büyüklük için, enaniyet için. Onun için küfürde de boş kafalı adamlarla bağlantıya girer. Mesela o işte Kuran’da belirtilen yük taşıyan eşekler gibi. Mesela Ebu Cehil falan bunlar hep bilgili adamları o devrin. Kuran’da var ya o Müddessir Suresi’nde. Kuran’ı adamın incelemesi için veriyorlar. Münafık adam. “Müslüman’ım” diye geliyor, münafık. Ama çok kültürlü ve müthiş bir hesap zekâsı da var. Kuran’a bakıyor, on dokuzu anlıyor Kuran’da. On dokuz sistemini anlıyor. Anladığı halde mucize olduğunu bildiği halde “yok” diyor. “Bu insan yapımı bir kitap” diyor. Münafık, Müslümanların imanını bozmaya çalışıyor. Çok alçaktır münafıklar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in aleyhinde diyor ki; “bana “namaz kılın” dediniz. “Kıldım” diyor. “Oruç tutun” dediniz. Oruç da tuttum. “Zekât verin” dediniz. Onu da yaptım.” Alçağa bak. Allah diyor haysiyetsiz. O mu diyor? Yani oradaki insan mı söylüyor ona? Allah söylüyor. “Benden ne istiyorsunuz?” Diyor. “En sonunda Muhammed’e secde etmemi istiyorsunuz herhalde en son” diyor. “Bunu mu istiyorsunuz benden?” diyor. Bak, çirkefe bak. Haysiyetsize bak, lafı nereye getiriyor? Mesela desen ki; “Nereden çıkarıyorsun?” desen, “onu demedin mi?” Diyor. Bak, haysiyetsiz. “Ne zaman dedim?” diyorsun. “Demin dedin ya” diyor. “Haberin mi yok?” diyor. Manyak olur. Bu sefer tepinerek ağlamaya başlar adi olduğundan. Baygınlık geçirmeye kalkar. Seri yalan söyler münafık sürekli dilbazdır, oyuncudur. Ondan ona geçer, ondan ona. Maymun gibi, onun için Bediüzzaman “baş edemezsiniz” diyor. “Zekâsını şeytandan alır” diyor. “Şeytani bir zekâya sahiptir” diyor. “Çok eşşed bir mahlûktur” diyor. “Şeytani bir zekâya sahiptir” diyor. Ama hayret edecek bir şeydir. Bir türlü iflah olmuyor. Küfürle bağlantıyı kesmez münafık. Onun gıdasıdır. Yani onun hiç kesintisiz devam eden bir özelliğidir. Yağda tut, balda tut. Mesela gece yarısı mutlaka çıkar, küfre Müslümanlarla ilgili bilgi götürür. Mümkün değil rahat durmaz. Hasta yani. Onun için Allah diyor ki; “dikkatli olun.” Diyor. Mesela konuşurken dikkatli olacaksın. Müslümanların sırrı verilmez münafığa. Münafık zaten onun için gelir, yanaşır. Resulullah (s.a.v.)’in yanına geliyor. Sırf; kâtip, “ben ayet yazmaya geliyorum.” Peygamber (s.a.v.) kalıyor. O da kalkıyor hemen. “Deli gibi seviyorum Peygamber (s.a.v.)’i” diyor. “Çok seviyorum” diyor. Alçak, sevmiyorsun, haysiyetsiz. İstihbarat amacıyla geliyorsun. “Resulullah (s.a.v.)” diyor. Vahiy geliyor. Yazıyor orada. Sonra diyor ki; “bu insan mecnun” diyor. “Benim onun yanında böyle konuştuğuma bakmayın” diyor. “Ben onunla alay ediyorum aslında” diyor. “Ben aslında sizdenim” diyor karanlıkta. Ayette diyor bunu Cenab-ı Allah söylüyor. “…karanlıklarda” o zalimlerin “senin söylediğinin tersini kurarlar...” (Nisa Suresi, 81) diyor. “Yani yaptığı ahlaksızlıktır” diyor Allah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Yalancılıklarına şahit olmasın diye Peygamber (s.a.v.)’le yalnız görüşmek istiyorlar” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, mesela hep yalnız görüşmek, çünkü şahit olsun istemez. Çünkü iftira atacak ya Peygamber (s.a.v.)’e. Mesela diyor ki; “Sen” diyor “ya Muhammed, bana böyle demiştin.” Allah Allah. Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “ben demedim öyle bir şey” diyor. “Dedin. Unuttun mu sen?” diyor. Hz. Musa (a.s)’a diyor ya Samiri. “O unuttu” diyor. Bak, alçağa bak. “Onun dini zaten Mısır diniydi” diyor. Hayır, ilk başta bilmediğinden hakikaten o inançtaydı. Yani Mısır kültürünü biliyordu. Bilmiyordu. Vahiy geldikten sonra İslam’ı yaşadı Hz. Musa (a.s). “Ama kendi dinini unuttu” diyor. Şimdi alçaklık yapmaması için Peygamber (s.a.v.) mümkün mertebe yalnız kalmamaya dikkat ediyor böyle münafıklarla. Münafık hep yalnız anını kollar. Ahlaksızlık yapar. Müslümanların orayı boşaltmasını ister. Tek olacak ki çirkeflik yapsın, haysiyetsizlik yapsın. Onun için Peygamber (s.a.v.)’e hep yalnız tek görüşme teklifleri çok fazla geliyor münafıklardan. Cenab-ı Allah ona karşı ayet indiriyor. Diyor ki; “Ey iman edenler, Peygamber'e gizli bir şey arzedeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin...” (Mücadele Suresi, 12) diyor. Münafığın da en korktuğu şey para vermek. Çünkü enayi gibi görüyor kendini para verdiğinde. Zaten ahlaksızlık için gelecek ama parayı da vermiş olacak. Parayı da vermemek için bu sefer yalnız konuşmak istemiyorlar Peygamber (s.a.v.)’le. Münafık az bir şey bile menfaat sağlamak istemez. Mesela bir yazıyla, bir bilgiyle, hiçbir şekilde. Müslümanlara fayda olsun istemez. Yapsa bile göstermelik dikkat çekmemek için çok küçük bir bölümü yapar. Ayette diyor ya “…Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar...” (Nisa Suresi, 142) diyor. Yani çok öfkelendirir onları namaz. Tamamen gereksiz görür. Ama Müslümanların iyi niyeti, güzel ahlakı ona cazip gelir. Küfrün ahlaksızlığından münafık rahatsız olur, istemez. Onun için küfre de gitmiyor. Bak, hayret edilecek bir mucize. Sadece münafıklardan oluşan bir topluluk oluyor. Sadece onlarla yaşayabiliyorlar. Münafığın kâfirle yaşaması gerekmiyor mu normalde? Küfür içinde, hayret. İllaki münafık topluluğa gidiyor. Mesela diyor ki; “ben Resulullah (s.a.v.)’i çok seviyorum. Hiçbir şekilde küfrün yanına gitmem” diyor. Ayrılır ayrılmaz ilk koşarak gittiği yer münafıkların yanı.

BÜLENT SEZGİN: Siz, “Gizliliği seviyor” dediniz münafıklar. Allah ayette şöyle buyuruyor. “Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dendir…” (Mücadele Suresi, 10) diyor.

ADNAN OKTAR: Ama asrımızda şimdi ne yapılıyor olabilir? O zamanlar gece yarısı sessizce yılan gibi akıyorlardı. Mesela ayakların ucuna basarak herkes uyuyor ya. Mesela diğer çadıra gidiyor yavaşça. “Sus” falan diyor. “Muhammed bugün ne dedi biliyor musun?” diyor. Birbirlerine adice dürtükleyerek falan “böyle dedi” Diyor. Kendince alay ediyor. Sonra sessizce gelip oraya girip yatıyor. Sabah da “ya Resulullah (s.a.v.) seni ne kadar çok seviyorum. Sen Allah’ın Peygamberisin” diyor. Ayette diyor ki; “Yalan söylüyor bunlar” diyor. Tabii ki sen Allah’ın Peygamberisin ama onlar sahtekâr” diyor.. Münafığın yolu, yöntemi çok kapsamlı ama biz bunu pratik anlatımla şu ana kadar yaptığımız kitaplarda tam anlatmadık. Sadece hadis aktardık. Ama asrımızda bunun pratik uygulaması nasıl yaşanıyor, bunu anlatmadık. Şimdi bunu anlatacağız. Yani bunu anlatacağım. Kitap, onu hazırlıyorum. Kitap hazırlıyorum derken ben anlatıyorum. Anlattıklarımı kayda alıyor arkadaşlar. Onlar sonra düz yazıya çevriliyor. Belgelerini istiyorum. Belgeleri geliyor, ilgili ayetleri getirttiriyorum. Tabii ki redakte ediliyor yani oturup ben hepsiyle ilgilenmem. Yani ana fikir, ana düşünce, ana anlatım bana ait oluyor. Yoksa o dizgisi, şunu, bunu ben onunla uğraşsam ben nefes alamam.

KARTAL GÖKTAN: Küfre olan sempatilerine dair belirtileri olduğunu anlatmıştınız. Örneğin sosyal medyada bir şey yazdığında orada küfre aslında “ben de sizin gibiyim” imajı verecek, imasını verecek araya kelimeler, cümleler koyması.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafık çok kapalı üsluptan hoşlanır. Yani çok şifreli konuşmak ister. Müslümanların anlayamayacağını düşünür. Ahmak olduğu için. “Bir şeytanı dessası ahmaktır” diyor Bediüzzaman. Yani “desiseci, şeytan ahmak bir şeytandır” diyor. O gizli şifreli üslup mesela semboller vardır münafıkların kullandığı semboller. Onunla bir şey anlatmak ister. Mesela böyle dinle de alay eder, ahmak kafasıyla alay edildiğini fark etmediğimizi zanneder. Mesela alay etmek için kitap çıkartır. O, ahmak kafasıyla bizim onu anlamadığımızı zanneder. Hâlbuki belli ne amaçla yaptığı. Ama en bariz vasfı ne yaparsan yap yani cinsi sapık manyak tipler olur ya bir türlü sapıklıktan vazgeçmez. Ne yaparsan yap. İlla küfürle bağlantı, illa. Müslümanların mesela gizli bilgilerini aktarır kendince. Müslümanları mağdur edecek bilgileri aktarır münafık. Onunla o şeytani ruhu tatmin bulur. Nasıl vampir kan emince rahatlıyor, münafık da ahlaksızlık, pislik yaptığında rahatlar. Ama o bir yarasa gibi yarasanın uçuşunu takip eden bilim adamı onu nasıl görür? Öyle göründüğünü bilmez münafık. Müslümanları parmağına takıp oynattığını zanneder. Mesela Peygamber (s.a.v.)’in yanında adam kâtiplik yapıyor. Hâlbuki biliniyor münafık olduğu. Alçaklık yaptığı biliniyor. Ama diyor “ben seni çok seviyorum” diyor. Hiç yanından ayrılmıyor. Mesela sabah kalkıyor sabah. Yemek yiyor yanına yine geliyor. Şimdi bakan halk, “adam ne kadar çok seviyor” diyor. Hatta imreniyor. Hâlbuki o bir boş anda belki boş bulunur da Peygamber (s.a.v.), Müslümanların bir savaş stratejisini söyler. Mesela saldırının yapılacağı yeri söyler. Mesela “şuraya hendek kazın” der. O haberi kollamak için geliyor. Sevdiğinden değil; alçaklığından. Çünkü istihbaratçılık da böyle bir kafa da var. Yani “sen yanında bekle mutlaka o ağzından bir şey kaçırır” kafasındalar. O da o şeytani taktiği orada uygular. Çünkü insanoğlu değil mi boş bulunur ağzından illaki bir şey kaçırır diye düşünüyor. Amacı bu yani. Mesela diyor ki; “dilleri baldan daha tatlıdır” diyor Tırmızi’de Peygamberimiz (s.a.v.). “Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Böyle satanist gibi, manyaktır yani pisliktir. İslam âleminin şu anki belasının tek nedeni bu. Yani başına gelenlerin nedeni bu. Mesela İngiliz derin devletinin özelliği münafık ordusunu iyi kumanda etmesidir. Yani şeytan ordusunu iyi kumanda etmesidir. Yoksa Chatham House falan bir avuç adam, bunlar iki yüz, üç yüz tane ihtiyar. Aslında birçok elemanını da halk görüyor. Toplantılara katılıyorlar. Yani böyle yaşlı, Avrupai tipli adamlar. Bunlar gizli zenginler. İşte Miami’de villaları falan var. Daha sade yaşıyorlar. Yani halkın içine pek çıkmazlar. Onun için pek bilinmiyor. Mesela Chatham House ekibinden bir arkadaş vardı, buraya gelmişti. “Masonları da getir, göreyim” dedim. “Aman” dedi. “Onlar hiç tanınmak istemezler” dedi. “Öyle bir şey olmaz” dedi. Çünkü Chatham House’u yöneten ekip. Şimdi gelse şakırt diye ortaya çıkacak. Çık ortaya. Pislik yapacağına iyilik yap. Ahlaksızlık yapacağına dürüstlük yap. Ne olur? Gizli adamdan her şey beklenir kardeşim. Devlet görevlileri olanları tenzih ediyorum da. Gizlilik ne demek? Şeffaf ol, açık ol. Niye gizliyorsun yani? Ne var gizlenecek? İyilik yapıyorsan niye gizliyorsun? Kötülük yapan adam gizler. İyilik yapıyorsan niye gizliyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Müslümanların arasında fitne çıkarmak, Müslümanları korkuya düşürmek istiyorlar. Allah ayette şöyle buyuruyor. “Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun”… (Al-i İmran Suresi, 173) diyorlar. Böyle münafıklar olduğunu belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, münafıklar böyle gizlice propaganda yaparlar. Ve bekler yani Müslümanların içinde Müslümanlara saldırı anını bekler. Saldırı anında bütün çirkefliğiyle bütün adiliğiyle, şeytani unsurların lideri olarak ortaya çıkmak ister. Yani şeytanın insan numunesidir. Yani mesela Mehdiyet’e karşı şeytan saldıracağı vakit cin olarak saldırmıyor. İnsanla saldırır. Cin olarak saldırır ama cin olarak gücü yetmez. İnsan şeytanlarla saldırır. Onun için insan şeytanlara çok dikkat etmek lazım. Bak, diyor ki; “eğer susarlarsa münafıklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “eğer susarlarsa fasit, kötü, bozuk ve fasıktırlar. Yani “pislik, yüzünde bir nursuzluk, pislik, bir itlik görünür” diyor. Bak, diyor ki; “Ne sevilirler, ne de severler.” Sevilmediğini bilir münafık. Ama sahte sevgisi olur sevmez münafık. “Gece odun gibi sessiz” Bak, Peygamber (s.a.v.)’in benzetmesine bak. “Odun gibi sessiz. Pis, abus bir çehreyle lanet bir yüzle gezer. Gündüz gürültücüdürler.” Niye gürültü ediyor? İnsanlar Kuran okumasın, tebliğ yapmasın. Uyuyan varsa uyumasın. Uyandırsın. Sırf pislik, ahlaksızlık olsun. Münafık bunun dışında bir şey yapmak istemez, çok sıkılır. İslam’a hizmet ettiğinde nasıl canı yanar biliyor musunuz münafığın? Ama istemeye istemeye kerhen yapar. Çünkü tanınır, hiç yapmasa bilinecek. Mesela Peygamber (s.a.v.)’in yanında vahiy yazıyor ama onun ciğeri parçalanıyor onu yazarken. Asıl amacı da istihbarat. Onu yapmak için onu yaparken, vahiy dinlerken nasıl ıstırap duyuyor anlatamam ayette. “Senden ürkmüş yaban eşeği gibi kaçabildiğince kaçtıklarını görürsün” diyor Allah. Ayet, Kuran, din, iman hiç duymak istemez. İşte “odun gibi sessiz” dediği odur. Mesela müminler derste sohbette iken onlar bir odun, “…Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap kütük gibidirler...” (Münafikun Suresi, 4) diyor. O bir yere dayanır ama bir odun. Odun nasıl sessizdir değil mi? Boş boş, bön bön mesela boşluğa bakar münafık saatlerce. Ama ya televizyona bakar asrımızda veyahut sokaktaki bir yere bakar yahut bir ışığa bakar. Veyahut bir mobilyaya bakar. Ama saatlerce. İslam’ı Kuran’ı duymak istemez münafık. Çok alçaktır. Ve bakın, Fas, Tunus, Cezayir bütün İslam âlemi bu münafıklar yüzünden bu hale geliyor. Derin dünya devleti de bu köpekleri yönlendirerek netice alıyor ama bu sefer çok çetin cevize çattılar. Bak, her yeri ayaklandırdılar.

KARTAL GÖKTAN: Münafıkların İslam’a hizmet etmeyi enayilik olarak görüp boş işlerle ilgilenmeleriyle ilgili olarak Allah şöyle buyuruyor. “Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.” diyor ayette Duhan Suresi, 9. Ayette.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Duhan Suresi 9. Ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.” Anlattığınız gibi dine hizmet etmeyi enayilik olarak görüp bomboş işlerle saatlerce televizyon seyrederek, ufka bakarak zaman geçiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak, diyor ki Hz. Ali (r.a); “münafığın üç alameti vardır” diyor. “Yalnız olduğunda tembelleşir.” İşte bön bön bir yere çuval gibi oturup bakıyor. “Halk arasında olduğunda pek faal olur.” Yani böyle kendini çok cevval, hareketli, mesela dinsiz imansız gördüğünde falan çok cevval, çok zeki, çok atak, işte dünya yöneticisi gibi bir hal alır. “Övüldüğünde fazla ibadet eder.” Övüldüğünde o zaman ibadetlerini fazlalaştırıyor. “Kötülendiği zaman ibadeti azaltır.” O zaman moral, akıl gidiyor. Çirkefleşiyor. Ne İslam’dan bahsediyor, ne Allah’tan, ne Kitap’tan. Aklı gidiyor. Adeta iblise dönüşüyor. Eleştiriden hiç hoşlanmaz münafık. Yani münafıkla çok dikkatli konuşmak gerekir. Yani eti koparıyor gibi olur münafığın eleştirdiğinde. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkere dayanamaz münafık.

“Münafık ise çok konuşur, az iş yapar” diyor. Mesela görürsün bayağı bir şey yapar gibi. Yani İslam’a hizmetinde hep böyle bir nefret ruhuyladır. Mesela bakarsın bir not defterine küfürle ilgili her şey vardır. Ama mesela internetine baktığında falan İslam’la ilgili şeyi de sırf gösteriş için koyar. Yani sırf münafıklığı anlaşılmasın diye. Yoksa nefret içinde yapar yani. Bu çok önemli.

KARTAL GÖKTAN: Hadiste, “İbadetlere karşı şevki sönüktür” diye belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. “Mescitteki münafık kafesteki kuş gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani Müslümanların bulunduğu yerde.” Kafesin kapısı açılınca kuş uçar, kaçar.” Yani hep kaçma eğilimindedir. Hep küfre gitme eğilimindedir. Ama kafesi de seviyorsa, çıkarı varsa çıkmaz.

Bak, diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder.” Yani müthiş genel kültürü vardır münafığın. O yüzden büyüklük hissine kapılır. O yüzden azar, Müslümanları küçük görür, kendini büyük görür ve hep dünya çapında büyük olmak. “…onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur…” (Mü’min Suresi, 56) diyor. Dünyanın mesela en akıllısı, en zekisi, işte casusların en mükemmeli, muhbirlerin en iyisi falan öyle bir kafası vardır.

YASİN BEY: Adnan Bey, bir de bir kere “Müslümanlar birbirlerini sevdiğinde rahatsız olurlar”  demiştiniz. Münafıklar hep sevilmelerini istiyorlar. Onların sevilmesini istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Sadece kendilerinin sevilmesini ister, başka Müslümanların sevilmesini istemez münafık. “Münafık sarsılmaz gibi duran erze ağacı gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O bir kere sarsıldığında kökünden sökülür” diyor. Yani bir daha ayarı gelmiyor. Eğer sarsıcı bir olayla karşılaşırsa yıkılıyor. “Müminin misali ise ekin gibidir. Ekini rüzgâr sallar durur. Mümin de sürekli bela ve musibetlere maruz kalır ama asla yıkılmaz” diyor. “Münafık ise sarsılmaz gibi duran erze ağacı gibidir. O bir kere sarsıldığında kökünden sökülür, bir daha doğrulmaz” diyor. Nerede geçiyor? Müslim. Bak, sıfat-ul münafikun. Münafıkların özellikleri bölümü var. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine özel bölüm ayrılmış 58’de.

Münafık çok dilbaz olur. Yani böyle sürekli yalan, üçkâğıtçılık, iftira, adilik, çirkeflik, bayılmak, ayılmak, ağlamak, zırlamak, her türlü itlik. Yani bir şeytani enerji vardır. Bak, diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim. Çünkü o izin hoşunuza gidecek şeyleri söyler ama hoşunuza gitmeyecek şeyler yapar. Yani zahiren mesela “şuna karşıyım, buna karşıyım, küfre karşıyım” der. Ama küfürle iç içe gizlice bağlantısı olur.

YASİN BEY: Kuran’da münafıklar için “Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler…” (Tevbe Suresi, 62) diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Yani ondan kasıt “Allah’ı, dini, yani İslami hükümleri kullanırlar” diyor. Yani çıkar için.

BÜLENT SEZGİN: Çıkarı için dininden hemen geri dönebiliyorlar. Küfrün en ufak bir beğenisini, takdirini kazanmak için dinden geri adım atabiliyorlar inşaAllah. Bununla ilgili bir hadis vardı. “Birçok kimseler azcık bir dünyalık karşılığında dinlerini satarlar.”

ADNAN OKTAR: Bak, işte tam. Azıcık, mesela bir parça ümit. Mesela diyor ki; “biz sana İngiltere’de bakacağız.” Veyahut “Amerika’da bakacağız. Sana iş bulacağız.” Vaat, sadece vaat, ona yeter münafığa. Münafık Müslüman’dan haz etmez. Ona asla sırrını vermez ama küfre bütün sırrını verir. Bütün gizli yönlerini açıklar küfre. Ve küfre muazzam bir saygısı vardır ve hayranlığı vardır. Yani bak, çok önemli bu. Allah “Müminler birbirini sırdaş edinirler” diyor, değil mi? Mümini sırdaş edinmez münafık. Kâfiri sırdaş edinir. Mesela hayret edeceğin hiç ummadığın bütün onun bilgilerine münafığın, kâfir sahip olur. Veyahut bir münafığa verir. Hakikaten birbirlerine şeytani bir sadakati vardır münafıkların. Ve küfürle münafık arasında da bir anlaşma vardır. Ama tabii menfaatleri çatıştığında yani hayvan gibi birbirlerini parçalarlar. Onun için münafık küfürden çekinir aynı zamanda.

KARTAL GÖKTAN: Nisa Suresi’nin 139. Ayetinde Allah şöyle buyuruyor şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Şeytandan Allah’a sığınırım, Nisa Suresi 139. Ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor; “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”

ADNAN OKTAR: Güzel. O yani küfürle yapılan sükseyi en yüksek sükse olarak görür. Yani buna iman etmiştir münafık. Onların mesela yiyeceğini beğenmek, onların kıyafetini beğenmek, onların dilini beğenmek, ona köpek gibi sadıktır münafıklar, küfre. Yani bütün bilgilerini aktarırlar. Mümine güvenmez münafık. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “beni mümin olan sevecek, münafık olan da bana buğz edecektir” diyor. Münafıklar nefret ediyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’den.

Hz. Nuh (a.s)’ın eşi, İbn-i Abbas, Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet ediyor. Hz. Nuh (a.s)’ın hanımı, eşine iman etmediği gibi insanlara Hz. Nuh (a.s)’ın mecnun olduğunu söylüyordu gizlice. Toplanıyor ya “o deli” diyor. “Haberiniz var mı?” Diyor Ama onun yanında tabii “canım” diyor. “Çok seviyorum” diyor. “Çok saygı duyuyorum” diyor. “Eşimsin” diyor. Diğer bir rivayete göre “Hz. Nuh (a.s)’ın hanımı iman edenleri onlara işkence yapılsınlar diye toplumun güçlü olan zalim despotlarına ihbar ediyordu” diyor. Gizlice. Çünkü Hz. Nuh (a.s)’ın yanına gidiyorlar. Adamlar peygamber evi diye giriyor, güveniyor. Peygamberin hanımı, güveniyorlar, her şeyi konuşuyorlar. O da sessizce o devrin despotlarına istihbarat veriyor. “Şunlar geldi. Şunlar konuşuldu. Şunlar yapıldı” diye. O zamanlar Müslümanları gizlice ezim ezim eziyorlar. Hz. Nuh (a.s) zamanında. Hz. Nuh (a.s)’a operasyon yapılıyor, hem Müslümanlara operasyon yapılıyor ama kaynağını anlamıyorlar. Yahut çok sonra anlaşılıyor.

KARTAL GÖKTAN: Zuhruf Suresi’nin 80. Ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor. “Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Zuhruf Suresi, 80. Ayet, “Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O devrin azılı münafığına diyorlar ki; “Ey Ebu Hubab, senin hakkında pek şiddetli ayetler nazil oldu. Resulullah (s.a.v.)’e git de senin için Allah’tan af dilesin” diyorlar münafığa. “Ya” diyor. “Benim iman etmemi emrettiniz” “Emrettiniz” diyor bak, ahmağa bak. “İman ettim” diyor. Haysiyetsiz. Allah’ın emri olduğu için iman ediyorsun, Allah’ı sevdiğin için, Allah var olduğu için iman ediyorsun eşek herif. Onlar dedi diye mi iman ediyorsun sen? Yani var olan Allah’a iman ediyorsun sen. Allah emrettiği için iman ediyorsun. “Malımın zekâtını vermemi emrettiniz” diyor. Bak, yine ahmak, hâlbuki Kuran’da yine Allah’ın emri. “Onu da verdim” diyor. “Şimdi Muhammed’e secde etmemden başka hiç bir şey kalmadı” diyor. “Onu mu istiyorsunuz?” diyor. “Secde etmemi mi istiyorsunuz Muhammed’e?” Diyor. Bak, karaktersiz alçağı görüyor musun? Tam münafık ağzı yani. Şimdi deseler ki; “Sana kim bunu söyledi?” “Secde ayeti inmedi mi?” diyor. “Söylemediniz mi secde etmemi?” diyor. “Hz. Peygamber diyorsunuz” diyor. “Ona da itaat et” diyorsunuz” diyor. “Onu demek istiyorum” diyor. Lafı değiştirir bu sefer. Yani çok alçaktır. Yani lafı sürekli değiştirir. Hâlbuki açık açık söylüyor. Yani bütün üslubu küfür, ahlaksızca. Çünkü Allah emrediyor ona. İnsanlar emretmiyor ki. Allah’ın emrini yapacak. Çirkeflik yapıyor. Yani Peygamber (s.a.v.)’i zor durumda bırakacak. Cevap vermesen gider orada burada anlatır. Der ki; “Bana secde etmemi emretti” diyecek. Haysiyetsiz yani. Hâlbuki Allah’a secde etmesini istiyor.

KARTAL GÖKTAN: Hucurat Suresi’nin 17. Ayetinde Allah şöyle buyuruyor; “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir…”

ADNAN OKTAR: Tabii, asıl Allah’a şükretmeleri lazım iman verdiği için. “Biz Müslüman olduk. Hadi bize bunu öde” diyorlar. “Senin yüzünden Müslüman olduk. Böyle çile çekiyoruz” diyorlar. Hz. Musa (a.s)’a da diyorlar. “Sen gelmeden önce de sürünüyorduk, sen geldikten sonra da sürünüyoruz. Yani başımıza bela oldun” diyor. Hâşâ. Sizi pislikten kurtarıyor haysiyetsiz herif. Eziliyordunuz, aşağılanıyordunuz, küfrediliyordu. Kamçıyla dövülüyordunuz bir tabak yemek için. Size Müslümanlık izzetini, onurunu veriyor Allah rızası için. Daha ne istiyorsunuz? Mesela diyorum ya, “Peygamber’e “secde et” dedi bana.” O tarz bir şey söylüyor. Şimdi üstüne gidersen hayret edeceğin şekilde lafı değiştirir. Mesela secde ayetini söyleyecek belki. Peygamber (s.a.v.)’e itaati söyleyecek. “İtaatten kastın sen zaten secde etmek gibi söyledin bana” diyecek. Hâlbuki Peygamber (s.a.v.)’e itaat farz. O imam olarak itaat ediyorsun. Secdeyi de Allah’a yapacaksın. Ama Kuran’ı çarpıtmak, konuşmayı çarpıtmak münafığın bir özelliği. “…dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye...” (Al-i İmran Suresi, 78) diyor. Yani münafık diliyle sürekli oynar. Anlamazdan gelir, konuşmayı anlamazdan gelir. Ayeti anlamazdan gelir. Yani şeytani bir kafası olur.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü