Harun Yahya

Sohbetler (2 Şubat 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım “Sevgi umuttur” diyelim.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, sizin çağrınızın ardından çatışma bölgelerindeki Kürt kardeşlerimize bin lira kira yardımı yapılacağı ve iş verileceği açıklandı. Buna göre başta Sur olmak üzere terör yüzünden evlerini terk etmek zorunda kalanlara bir yıl süreyle aylık bin lira kira yardımı ödenecek. Her aileden bir kişiye iş verilecek.

ADNAN OKTAR: Bak tam dediğim miktar. “Bin lira verelim” dedim. Bak söyler söylemez yapıyor hükümet, Allah razı olsun. “Her ay” dedim bak hükümet “her ay vereceğiz” dedi.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca bu süre içinde toplu konut projeleri devreye sokulacak. Sur tarihi dokusuyla korunarak açık kültür merkezi haline gelecek. Zarar gören her aileden bir kişiye okul, cami ya da hastanelerde iş verilecek.

ADNAN OKTAR: İşte dedik ya bu para önemli.

KARTAL GÖKTAN: Sağlık personelinin güvenliğinin sağlanması için hastanelerin hemen yanında lojman yaptırılacak.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir de bu kardeşlerimizin tedavileri ücretsiz yapılsın devlet hastanelerinde. Bir rahatsızlıkları bir şey olduğunda hepsine bir kart verilsin. Bu PKK’dan mağdur olan kardeşlerimize ücretsiz olsun. Toplu taşıma da ücretsiz olabilir kardeşlerimize, hayatı kolaylaştıralım onlara. Ama Allah razı olsun hükümete ne desek yapıyor. Bak “Bin lira verin” dedim daha yeni söyledim üç dört gün oluyor hemen “Bin lira vereceğiz” dediler.

Rumiliği bir kısım zevat adeta masonluk gibi kullanıyor. Böyle şifreli konuşmalar, şifreler, şifre açıklamalar, şifre mekanlar.

İslam’ı anlatıyorsunuz değil mi?

GÜLEN BATURALP: Evet.

ADNAN OKTAR: Müslüman olmaktan korkmasın yine Hristiyan kalacak, Hz. İsa (a.s)’ı bırakmayacak. Muhammedi Hristiyan olacak. Sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’in yalan söylemediğini kabul etmesi yeterlidir. Yani “bu insan yalan söylemiyor” derse tamam. Zaten öyle yapıyorlar, Hristiyan rahipler geliyor diyorlar “bu insan çok dürüst yüzü belli” diyorlardı. “Yalan söyleyecek bir insan değil, yalan söylemiyor doğru söylüyor” diyorlardı. İşte o Müslüman o, onu dediği an Müslüman olur. Sadece Hristiyanlıkta olan namazı kılması gerekiyor, Hristiyanlıkta olan zekatı vermesi gerekiyor sadakayı o kadar. Velayet sistemini kabul etmesi lazım. Çünkü Hz. İsa (a.s) ne yapıyordu? Talebeleriyle beraber mesela talebesi var, sandalı var balık tutuyor. Ağı satıyor, sandalı satıyor peşinden geliyor. Parayı ne yapıyor? Aralarında bölüşüyorlar. İncil’den bakın velayet sistemi işte, arsası var arsasını satıyor geliyor, Hz. İsa (a.s)’la herkesle paylaşıyor, hep beraber. Yemek ekmek kabı var, ekmek kabından hepsi ekmek alıp yiyorlar. Balık var balığı bölüşüyorlar aralarında velayet sistemi. Bakın İncil hep böyle doludur. Yani şahsi böyle kapitalist zengin bir sistem hiç yoktur İncil’de. Kuran’da da aynısıdır velayet, Hz. Musa (a.s)’ın sisteminde de vardı fakat Museviler yapmadılar, dinletemedi Hz. Musa (a.s) velayet sistemini. Onun için Cenab-ı Allah bunlar yanaşmadığı için onlara sürü sürü kuş gönderdi bıldırcın, onu velayet sistemi içerisinde paylaşıp yediler. Manna gönderdi Allah, onu da velayet sistemi içerisinde paylaşıp yediler. Ama şahsi mülkiyeye de meraklıydılar o yüzden bir bereket olmadı. Onun için korkmasın ‘ben dinimi terk ediyorum’ diye. Dinini terk etmiyor dinini mükemmelleştirecek. Daha dindar Hristiyan olmuş oluyor. Yani İncil’deki ana hükümlerin hiçbirini reddetmiş olmuyor. Sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’in yalancı olmadığını kabul etmesi yeterli oluyor, inşaAllah. Çünkü yalancı demesi o zaman Hz. İbrahim (a.s)’a da yalancı der Allah esirgesin, o zaman Hz. Nuh (a.s)’a da diyebilir haşa. Çünkü bütün peygamberleri kabul gerekiyor. Şimdi elini vicdanına koysun; Peygamberimiz (s.a.v.) yalan söyleyecek bir insana benziyor mu? Bak hayatına, bunu yapacak birisi mi? Elinden yüzünden nur akıyor çok efendi bir insan. Ne zoru niye yalan söylesin? Bir de 6666 tane yalan söylenir mi? 6666 tane çelişkisiz yalan. Hangi insanın takati yeter buna? Ve her dediği de çıkacak. Mesela ileride olacak olayları söylüyor hepsi çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela sahabeyi Hristiyan liderlerine gönderdiğinde liderler sahabeye “siz ne alamet gördünüz Peygamber’de?” diyor Hristiyan rahipler. Yani “Peygamber olduğuna ne delil gördünüz” diyorlar, sahabe diyor ki “o hiç yalan söylemiyor” diyorlar “hiç görmedik” diyorlar. O rahipler papazlar diyorlar ki “bu peygamberlik işareti işte” diyorlar hiç yalan söylemiyor. Çok onurlu çok haysiyetli bir insan. Asla ve asla yalan söylemiyor. Neyse onu söylüyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Diyarbakır Sur’da dev Türk bayrağı asıldı. Fotoğrafı da var.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Allah gazalarını mübarek etsin. Küffardan temizlemişler. Osmanlı evlatları. Mohaç Muhasarası gibi, maşaAllah. İşte bu kadar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bayrağımızın asılmasından sonra Selahattin Demirtaş mecliste yaptığı konuşmada bunun zafer olmadığını ifade etti.

ADNAN OKTAR: Aa daha neler. Sen komünist, Stalinist, Allahsız Kitapsız alçakları orada püskürteceksin, zafer ne o zaman? Zafer ne yani? Tabii ki bir zaferdir. Olur mu? Orada kızıl bayrak, komünist bayrak dalgalanacakken ay yıldızlı al bayrak dalgalanıyor, zafer bu tabii ki. Temizlik devam edecek, hepsini alıp kodese atacağız.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çatışma bölgelerinde özel harekat karakolları yapılacağı bugün basında yer almıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da açıklamasında “Karakol ve kalekolların yapılması lazım. Ciddi güçlü karakollar ve kalekollar olması lazım. Ki vatandaş ‘ben artık güvendeyim’ diyebilmeli” dedi.

ADNAN OKTAR: Kaç yıldan beri söylüyorum kaç yıldan beri? Ve kalekolların yapımını durdurmuşlardı. Hatta ben planına kadar gösterdim anlattım, yani şöyle “bombanın etkilemeyeceği, camları kurşungeçirmez kale gibi karakollar yapın kale gibi” dedim. Onlar da sonra bunu kalekola çevirdiler. Ama sonra inşaatlarını durdurdular. İşte “barış geliyor, güvercinler uçuyor, silahlar toprağın altına gidiyor, adamlar işte dört-beş koldan artık Türkiye’yi terk ediyor.” “Terk etmezler” dedim “sadece hastalıklı ve yaşlı olanları ayırıyorlar gönderiyorlar” dedim. Dediklerim aynısıyla çıktı.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Roma’da düzenlenen toplantıda John Kerry ve Feridun Sinirlioğlu arasında samimiyet dikkat çekti Adnan Bey. Kerry salona girdikten sonra yanına geldiği Sinirlioğlu’nu yanağına hafif bir yumruk kondurarak selamladı. Video vardı.

ADNAN OKTAR: Hoppala, hayırdır inşaAllah. Bir bakayım. O da ona bir tane çaksaydı, madem usul böyleymiş.

BÜLENT SEZGİN: Kısa bir sohbet gerçekleştirdiler.

ADNAN OKTAR: Evet.

Şamil Tayyar diyor ki: “Emekli siyasetçilerimiz için bir rehabilitasyon merkezi kurmamız lazım. Güç kaybedince kendilerini anlamsız hissediyorlar” diyor. Hakikaten önemli olmaya çalışıyorlar bir kısmı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi bugünkü yazısında “Hiçbir namuslu kadın ve kızın sokaklarda meydanlarda fahişe kıyafetiyle dolaşması caiz görülemez. Tecavüzcülere lanet olsun ama onları tahrik edenlere lanet edilsin” dedi.

ADNAN OKTAR: Olmamış. Çünkü bu izafi bir şey. Yani mesela eski Sümerlerde başka şeylerde fahişe kıyafeti çok çok daha değişik oluyordu. Yani kapalı ve açık olmayla alakası olmuyor. Fahişe kıyafeti olarak özel kendilerine has kapalı bir kıyafet de istemiştir tarih içerisinde yöneticiler. Mesela halk, bayanların normal giyinebileceğini, fahişelerin kapalı giyinmesi gerektiğini söylemişlerdir. Özel kapalı bir kıyafet şekli onlara sunmuşlardır. Dolayısıyla tecavüze yeltenen adamlar hanımlara kıyafetinden dolayı değil sadece hanım oldukları için saldırıyorlar. Yani çarşaflı hanıma saldırmıyorlar mı? O zaman mesela Mısır’daki hanımlara tecavüz oranı yüzde seksen, bunlar fahişe kıyafetiyle mi geziyor bu hanımlar? Bak yüzde seksen tecavüz oranı Mısır’da, hepsi çarşaflı ve başörtülü hanımlar ve yüzde seksen tecavüz var. Bu ne bu? Bu, bu iddianın yanlış olduğunu gösteriyor. Bir genç kızın modern giyinmesi onun fahişe kıyafeti giydiğini göstermez. Kastettiği şu son canımız o güzel kardeşimizse ben onun kıyafetini gördüm son derece normal kıyafet. Fahişe kıyafeti diye özel bir kıyafet şekli yok. Bu çok yakışıksız bir iddia. Bu bir eğitim meselesi, kültür ve görgü, örf meselesi. Ama Mısır’da kadınların tamamı kapalı olduğu halde, çarşafla gezdikleri halde tecavüz oranı yüzde seksen ama Bodrum’da tecavüz oranı binde bir bile değildir, on binde birdir en fazla. Kuşadası’nda on binde birdir. Bak orada yüzde seksenken. Bu verdiğim delil yüz milyonluk Mısır için verdiğim delilim, yüz milyon kişi yaşıyor. Yüzde seksen, mesela elli milyonu hanım değil mi Mısır’ın, bu elli milyonun yüzde sekseni tecavüze uğruyor. Mesela en az otuz milyon kadın tecavüze uğruyor. Ama Kuşadası’nda on binde bir bile değildir. Bunun yanlışlığını net ortaya koyan delil işte bu. Bu bir örf meselesi, bir kültür meselesi. Ama mesela Sümerlerde başka dönemlerde falan fahişe kadınlar için özel kapalı kıyafetler vardı. Mecburdular belli olması için, onlara o özgürlük verilmiyordu. Diğer hanımlar gibi istedikleri gibi açık ve rahat giyinemiyorlardı. O kapalı kıyafetinden anlaşılıyordu onlar. Tabii özel biçimlendirilmiş bir kıyafet üniforma gibi yani. Afganistan, Pakistan, Mısır kadınlara tecavüzün en yüksek olduğu ülkeler. Ve kadınlar artık çarla geziyorlar, çarşafla geziyorlar. En yüksek tecavüz oranı burada.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır Sur’da yaşlı bir teyzemizin polise duası vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

Şimdi kira yardımı bin lira tamam da bir de askere orada hazır hemen para dağıtma yetkisi versinler, makbuzla versin batmayız bir şey olmaz. Kaç kişi var orada? Hadi bin kişi diyelim, bin kişiye biner lira bir şey olmaz. “Anne şu senin yanında dursun” dersin, değil mi? Avucuna ver parayı o anda hemen makbuzu, “Anne ismin ne, adın ne soyadın ne?” dersin, orada bir tutanak tutarlar iki-üç kişi biter. Onlara şimdi bin lira kira yardımı kim bilir bir ay sonra falan ellerine geçecek. Hemen paranın ulaşması lazım peşin, bekletmeyelim. Sonra ayrı kira yardımı da yapılır.  

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Yemen’den bir fotoğraf vardı. Tamamen kapalı çarşaflı bir bayana taciz.

ADNAN OKTAR: Yemen değil mi? İşte al bak tamamen kapalı. Alakası yok onunla onun. Mesela modern hanımlara hiç bakmıyor insanlar. Hiç Kuşadası’nda şurada burada ben gittim gördüm, İzmir’de kimse dönüp bakmaz. Böyle bir şey olmaz. Bütün mesele görgü meselesi, kalite meselesi, eğitim meselesi.

“Adnan Hocam, ben sizi Viyana’dan izliyorum uydu üzerinden. Allah sizin gibi sevgiyi ve hoşgörüyü savunan insanları başımızdan eksik etmesin” diyor.

“Hocam, Kasımpaşalılar olarak sizden bir Roman havası rica ediyoruz. Sizi çok seviyoruz. Allah’a emanet olun.” Kasımpaşalılar, Alper. Bütün Kasımpaşalılara Selam sevgiler. Orası delikanlı aleminin kalelerindendir Kasımpaşa.

“Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını reddeden alimler nasıl olacak da Hz. Mehdi (a.s)’a biat edecekler? Şu an dünyada yaşanan bu zulüm bile gözlerini açmaya yetmiyor. Dünya nasıl bir hale gelecek ki inat ve kibirlerinden vazgeçecekler?” diyor Murat. Yakında göreceksin. Ağlayarak Hz. Mehdi (a.s)’a biat edecekler. Zaten şimdi, eskiden “Mehdi kesin gelmeyecek” diyorlardı şimdi “biraz anlatsanıza falan” diyorlar ona çevirdiler. Şimdi kuyruklu yıldız ona bir tek tahammülleri yok, yakında ona da tahammülleri oluşacak. Kuyruklu dedin miydi ciyak ciyak bağırıyorlar. İki uçlu iki uçlu, iki uçlu dedin mi cinnet geçiriyor bir kısmı. Diş macunu da olabilir diyor. Nasıl kurtulacaklarının peşindeler şu an.

Bade, Ece, Sevil, “Hocam, ekranın karşısında size dolu dolu sevgiyle bakan üç kız kardeşiz. Lütfen bize de o güzel iltifatlarınızdan nasiplenelim. Bize de bir cümle olsun iltifat edin.” Bade Ece ve Sevil. Üçünüzü de çok çok seviyorum ama çok çok fazla. Ve sizin de beni sevdiğinizi bildiğim için o zaman sevgim katlamalı oluyor.

Münafıklarla ilgili kafalarını dağıtmasınlar. Münafık, eğer münafık alametlerini okuyup münafıklığa devam ediyorsa münafıktır. Ama değiştiriyorsa hastadır, hastalığını tedavi ediyor demektir. Kalbinde hastalık olanlar vardır, onlar da münafıklığa benzer. Sözden anlıyorsa, ayetten anlıyorsa vazgeçer. Ama bazen de münafık kendini sipere alır, buna çok dikkat etmek lazım. Geçici olarak gizler, onun nöbet atakları vardır. Yani Müslümanları zayıf gördüğü an o nöbeti tutar ve saldırganlaşır itliğini ortaya koyar hırlamaya başlar. Bağırır, çağırır, ayılır, bayılır, kepazelik çıkarır, muhbirlik yapar, adilik yapar, fitne çıkarır, rezillik yapar. Yani geçici olarak sipere geçebilir, AIDS mikrobu gibi yahut verem mikrobu gibidir bazen baskılanır bünye zayıf olduğunda atağa geçer.

GÜLEN BATURALP: Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste “Verilen nasihatler onlara tesir etmez” diyor münafıklar için.

ADNAN OKTAR: Evet. Yahut bir enfeksiyon gibi bir iltihap gibidir. Mesela küçük bir iltihap, küçük bir enfeksiyon vücutta bir zararı olmaz ama bünye zayıf düşerse yayılır. Bünyenin zayıf düşmesini bekler münafık, buna çok dikkat etmek lazım.

Ben bu hanımları gördükçe diğer bazı hanımlarla kıyaslıyorum, bunların efendiliği kıyas yapıyorum, uyumları, nezaketleri, kibarlıkları, anlayışlı olmaları, temizlikleri, iffetleri, haysiyetli olmaları, genel kültürleri bazı genç kızlardan ne kadar farklılar. Bu arkadaşlarımızın üstünlüğü benim çok hoşuma gidiyor, kıyas da edilemiyor. Mesela ben bazen bakıyorum hakikaten çok görgüsüz birçok genç kız, lafını-sözünü bilmiyor, münasebetsiz, kavgacı, namussuzluğa yatkın, iffetine önem vermiyor, dengesiz, asabi, kirli, pis. Mesela pislikten hiç çekinmiyor. Bir genç kız çiçek gibi olur. Her yeri ayrı pis, cildi ayrı pis, elleri ayrı pis, bakıyorum elleri simsiyah, tırnakları kirli leş gibi bayağı kötü. Her yeri yara-bere içinde rezalet. Bir de onlara kavgacılığın kapısını açtılar, bir kısmı için söylüyorum bazıları için, bu çok ürkütücü.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: John Kerry, bugünkü açıklamasında IŞİD’le mücadelede daha fazla katkı istediğini söyledi. “IŞİD’le mücadele ettiklerini söyleyen bazı ülkeler, gerçekten IŞİD’e karşı savaşmış olsaydı durumun iyileşmesinde bunun çok yardımı olurdu. Gelecek günlerde bölgede kimi dinci terörizme destek verme zorunda olduğunu, kimin ona karşı mücadele etmek zorunda olduğunu göreceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim eğer IŞİD’den korkuyorsa IŞİD’le en güzel mücadele fikridir. Fikri mücadeleye niye yanaşmıyor? Karadan da girmem diyor. Havadan da bombalarım diyor. Gidip orada sivil halkı bombalıyorlar. IŞİD’le mücadelenin çözümü Mehdiyet’tir. IŞİD’in kilidini çözecek olan İmam Mehdi (a.s)’dir. Yıllardan beri bas bas bağırıyorlar. “Baş edemiyoruz.” Amerikan ordusunu götüremiyorlar. İlk defa Amerikan ordusunun korktuğu bir güç. Rus ordusu da korkuyor Amerikan ordusu korkuyor görülmemiş bir şey bu. Bakın son 1400 yıllık tarihte böyle bir şey görülmedi. Yani Resulullah (s.a.v.) döneminden sonra ilk defa oluyor bu. Bir mucize bu. Bir ordudan bu derece korkmak ve topluca bak hem Amerikan ordusu korkuyor, hem Rus ordusu, hem İngiliz, hem Fransız ordusu. Dünyanın en güçlü ordusu Almanya ordusu. Tamamı korkuyor. Biz diyorlar karadan giremeyiz. “Niye?” diyorsun korkuyoruz çünkü diyor.

BÜLENT SEZGİN: 63 ülke var bildiğiniz gibi koalisyon içinde.

ADNAN OKTAR: Tabii. Dünyanın bütün süper devletlerinin orduları topluca bir arada oldukları halde topluca biz oraya saldıramayız korkuyoruz diyorlar. İlk defa oluyor. Ancak Mehdi (a.s)’yle. Yani bu olayın çözümü imam Mehdi (a.s)’yledir.

Şu güvenlik hissi kalplerinde oturduğunda bakışları acayip şekerleşmeye başlıyor. Ama içgüdüsel olarak tabii hep bir savunma içgüdüsü oluyor. O rahatladığında hayret edecek şekilde yüzlerine yansıyor.

Elif Ak, E.E “Hangi ayette yazar Mehdi inancı. Müslümanları tembelleştirir Mehdi inancı” diyor. Peki, Bediüzzaman Mehdi inancıyla hareket eden bir Mehdiyet hareketiydi ve Mehdi’yi müjdeliyordu. Değil mi? Çağının en güçlü İslami hareketiydi. Süleyman Hilmi Tunahan bir Mehdi hareketiydi. Mehdi inancını gündemde tutan bir hareketti. Çağının en güçlü hareketlerinden birisiydi. Aynı şekilde Menzil cemaati Muhammet Raşit Erol, Mehdiyet’i en çok gündemde tutan Şeyh Efendi’ydi. En güçlü gelişme o devirde olmuştu. O zaman yanlış inanç. Mehdiyet bilakis canlılık verir, hareketlilik verir. Hiçbir dönemde böyle bir etki göstermemiştir. Her bir meyusiyet felaket devri bir Mehdi manasına muhtaçtır diyor Bediüzzaman. Her felaket devrinde bir Mehdi, bir muhlis ihlaslı birisi gelmiş şeriata yönelik fenalıkları izale edip milleti doğru yola, tarike sevk etmiştir diyor Bediüzzaman. Dolayısıyla Mehdiyet her zaman fayda getirmiş bir harekettir. Mesela Pakistan’da Ahmediye hareketi çok canlı bir hareket olarak halen devam ediyor. Ama tabii bunlar öncü hareketler denebilir. “Hangi ayette yazar?” Allah size “Mehdileri gönderdim” diyor Kuran’da daha nasıl olsun, yeterli değil mi bu ayet? Muhtedun ne demek? Mehdiler. Kehf Suresi’nde ne anlatılıyor?  Hikaye mi anlatılıyor? Haşa. Mehdiyet anlatılıyor. Zülkarneyn (a.s) neyi temsil ediyor? Mehdiyet’i temsil ediyor.

Yasin Suresi 21. Ayette “Tebliğlerine karşılık İslam’a yaymalarına karşılık sizden ücret istemeyen” Mehdi cemaatinin en önemli özelliğidir, para istemez Allah için yapar. Şu an birçok hoca efendi para karşılığı dini anlatıyor değil mi? “Mehdi cemaati istemez” diyor Allah, belirleyici özellik olarak. “Onlar bir çıkar sağlamazlar” diyor. Mehdi cemaati arayan varsa Kuran ona bir delil sunuyor, Kuran’da Allah bir delil sunuyor. “Onlar sizden bir ücret istemezler” diyor ama bak alimler, hocalara baktığımızda hepsi ücret aldığını görüyoruz. Yüzde 99’u ücret alıyor. Mehdi cemaatini bulmak istiyorsan, Mehdi topluluğunu bulmak istiyorsan ücret istememelerinden anlayacaksın.

BÜLENT SEZGİN: Ücretini almazlarsa tebliğ yapmıyorlar zaman zaman.

ADNAN OKTAR: Evet, Yasin Suresi 21. Ayet. Şeytandan Allaha sığınırım. “Tebliğlerine karşılık sizden ücret istemeyen bu kişilere tabi olun ve onlar Mehdilerdir” demek ki Mehdilerin vasfı bu. İt tabiun men la yes elekum ecren vehum muhtedun Mehdilere tabi olun. Muhtedun açsın baksın sözlüğe Mehdiler anlamına geliyor.

“Allah kuluna kafi değil mi?” Şeytandan Allaha sığınırım. İşte cezaevinde ben açtım bu ayet çıkmıştı. Çok, o zaman üstümde yoğun baskı vardı. “Ve seni ondan Allah’tan başkalarıyla” başka ilahlarla putlarla mı, “Başka insanlarla mı korkutuyorlar? Allah kimi delalette bırakırsa o zaman onun için bir Mehdi yoktur” (Zümer Suresi, 36) diyor Allah ayette. Mehdi (a.s)’nin isimlerinden bir tanesi de Hadi’dir, Hadi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de lakaplarıdır Hadi’dir. Mehdi (a.s)nin lakaplarından biri de Hadi. Hadi Mehdi anlamındadır, hidayete erdiren, hidayete vesile olan. El Hadi Mehdi kökeninden gelişen bir kelime yahut Hadi’den gelişen Mehdi aynı.

“Hocam Roman havası için teşekkür ederiz. Sonuna kadar yanınızdayız Kasımpaşalı olarak, Allah’a emanet olun” diyor.  Kasımpaşa koç yiğitlerin, kabadayıların, aslanların yatağıdır. Oralar hep aslan doludur maşaAllah. Aslan yatağından belli olur derler inşaAllah.

“İyi geceler Hocam bir sorum var, Said Nursi 1925-1938 arasında işkenceler gördü, nasıl oluyor da hem Said Nursi’yi hem de Atatürk’ü savunabiliyorsunuz?” Sergen Kasal. Said Nursi de aynı Hoca’nın talebesidir, Atatürk’te aynı Hoca’nın talebesidir. O yüzden ikisini de seviyorum. Kim Hocaları? Hz. Hızır (a.s)’dır. Hızır (a.s) ona öyle konuş dedi, ona da öyle konuş dedi, olay bu.

İbrahim Alseskadiş, “Diyarbakır Sur ’da Türk bayrağı asılmış, Adnan Hoca ve ekibi buna çok seviniyorlar ver coşkuyu, ver coşkuyu kediciklerle” diyor. Kardeşim tabii ki seviniriz, sen ne kadar üzülüyorsan biz de o kadar seviniriz. Her halde üzülüyorsun öyle gibi üslubun.

Hollandaca İslam Terörü Lanetler kitabı evet Hollanda’da sular seller gibi dağıtılıyor bu kitap, satılıyor, dağıtılıyor, hediye ediliyor.

Mevlana döneminde iki milyon Müslüman şehit edildi. Bak tarih kitaplarında bunu görebilirsiniz. Şems bizzat katliamlara katılan bir insandı, bizzat cinayet işleyen birisi, tarih kitaplarında bu yazıyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Mevlana Hülagu’dan aldığı parayı kullanıyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Akıl almaz katliamlar oldu, katliamlar sonucu Müslümanlardan altınları, gümüşleri gasp edildi. Hanımları şehit ettiler, hanımların boynunda olan altınları Hülagu’nun katilleri,  topladı mesela kollarında var kollarını kesip çıkarttılar, kollarındaki bileziklerini kollarını doğrayarak, parmaklarını doğrayarak çıkarttılar. Onları alıp götürüp Mevlana’ya veriyorlar, tarih kitaplarındaki bilgiye göre, maaşa bağlıyorlar, Mevlana da onu kullanıyor. Tarihte iki Mevlana olabilir, bize anlatılan Mevlana dehşet verici, gerçek Mevlana ayrı olabilir. Irmaklar sel gibi insan kanı akıyor kıpkırmızı kızıl kan akıyor. Mesela Şam’da Barada Nehri vardır ünlü, Barada Nehri kıpkızıl kan akmıştır. Mevlana Barada Nehri’ne şiir söylüyor aşka gelip, günlerce, haftalarca kıpkızıl kan akmıştır. Bak üslup Mevlana adına yazılan tamamen Masonik ve çok kapalı bir üslup, Barada Nehri diye şiir yazmış bu kıpkızıl kan aktıktan sonra Barada Nehri. “Hareketlerini ruhumdan yaptığında içinde bir nehrin sevincin aktığını hissedersin.” Bak diyor ki “hareketlerini ruhumdan yaptığında içinde bir nehrin sevincin aktığını hissedersin” kıpkızıl kan aktı Barada Nehri’nde. “Hareketlerin bir başka yerden geldiğinde bu his ortadan kalkar. Başkalarının seni yönlendirmesine izin verme.” Devlete karşı insanları kışkırtıyor. “Kör olabilirler ya da daha kötüsü akbaba olabilirler.” Hülagu neydi? Hülagu’nun yanından ayrılmıyorsun. İki milyon Müslümanı katleden adama sen bunu söyle. Selçuklulara söylüyor bunu. Allah’ın ipine sarıl. Allah’ın ipi ne? Kuran. Mevlana’ya göre Allah’ın ipi ne? Mesnevi. “Peki bu nedir? Kendi iradeni bir yana bırakmaktır. İnatçılık yüzünden insanlar hapiste kalırlar. Hapsolmuş kuşun kanatları bağlıdır, balık tavada cızıldar.” Rumilere sürekli böyle birbirlerinden şifreli konuşmalarına kullandıkları cümleler bunlar hep. “Polisin öfkesi inatçılıktır, yargıcın görünürde ceza verdiğini gördün, şimdi görünmez de görüyorsun. Eğer bencilliği bırakabilirsen nefsin nasıl zulmettiğini göreceksin. Biz bir kuyu içindeki kara bir suyun içinde doğduk ve yaşıyoruz” hepsi özel şifre şiirde. “Güneş ışığının ışıldadığı açık bir alanın ne olduğunu nasıl bilebiliriz? Gitmeyi istediğini düşündüğün yere gitmekte ısrar etme, kaynağa giden yolu sor. Hayatta olan parçadan bir uyum oluşturacak göklerde yüzen, balkonların berrak suların aktığı, her yerde sonsuzluğun olduğu fakat bir çadır altında bulunan hareket eden saray var.” Çık işin içinden çıkabilirsen. Tamamen böyle Masonik şifre gibi. Sonra ne anlamlara geldiğini anlatacağım. Bu Barada Nehri’nin fotoğrafı var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Var, göstereyim.

ADNAN OKTAR: Şam’dan geçen bir nehir, günlerce Müslüman kanı akmış bir şehirdir. O dönemde bu nehrin adıyla şiir yazıyor Mevlana. Rumiler için kutsaldır bu nehir. Rumiler kendi yazışmalarında falan sık sık bu Barada Nehri’ndeki şiirden alıntılar yaparlar. Birbirlerine bir şey tavsiye etmek istediklerinde, birbirlerine bir şeyler anlatmak istediklerinde hep bu kelimelerle şifreli konuşurlar.

Azılı deccal Hülagu, Mevlana’yı bütün Anadolu’nun şeyhi ilan ediyor. Şeyh-us Şeyhi Rum yani bütün Anadolu’nun şeyhi diyor. O da teşekkür ediyor, oluk gibi para veriyor onlara da teşekkür ediyor. Maaşa bağlıyorlar, para nereden geliyor? Müslümanları doğruyorlar onlardan aldıkları paraları götürüp Mevlana’ya veriyorlar. Gerçek Mevlana’yı bilmiyorum ben burada bir deccala tabi olmuş bir adamdan bahsediyorlar ben onu anlatıyorum yani. Mevlana Bağdat seferini övüyor, dünyanın en kanlı terör olayıdır. En büyük, yani bir buçuk milyona yakın Müslüman şehit edildi. Mevlana övüyor yani muazzam bir hareket olarak görüyor. Sadece Bağdat’ta sekiz yüz bin kişi şehit edildi. Kadın çoluk çocuk hiç kimseyi bırakmadılar, hepsini şehit ettiler. Dönemin halifesi Mutasım’a önce insanları nasıl katlettiklerini ve nasıl şehri yağmaladıklarını gösterdiler. Sonra da halifeyi keçiye sarıp atların ayakları altında ezdirerek şehit ettiler. Mevlana da övüyor bu Bağdat’ta olan olayı Bağdat seferini. Cami, hastane, külliye ne varsa hepsini kundaklayıp yaktırdı Hülagu. Sen de şeyhler şeyhisin diyor o da teşekkür edip kabul ediyor.

Eylül Buse, “Canımın içi, cennet gözlüm, en çok sevdiğim, vazgeçilmezim, kalbim, ruhum benim, aklına ve derinliğine Allah aşkıyla aşık olduğum iyi ki varsın velinimetim” diyor evet Buse böyle sevgi dolu bir yazı yazmış.

Anadolu’daki bütün bu katliamları milyonlarca, yüz binlerce insan katledildi. Bu Hülagu ordusunun en acımasız kumandanı olan Baycu Noyan azılı deccal yani Hülagu’nun baş celladı. Mevlana’nın sohbetlerinin hepsine katılıyor hemen hemen dizinin dibinde sürekli. Mevlana’nın sürekli başını okşadığı birisi. Nişabur’da bir milyon yüz kırk yedi bin kişiyi şehit ediyor deccal Hülagu. Merv’de bir milyon üç yüz bin Müslüman’ı. Herat’ta bir milyon altı yüz bin Müslüman’ı. Bağdat’ta sekiz yüz bin kişiyi şehit ediyor. Otra, Buhara ve Semerkant’ta on iki bin mescidi ateşe veriyor. Mescidlerde bulunan on dört bin Kuran metnini yaktırıyor. Elli bine yakın alim, talebe ve hafızı katlettiriyor yani şehit ediyor. İki yüz bin insanı da canlı canlı yere gömdürüyor. Çukur açtırıp canlı canlı içine doldurup şehit ediyor. Anadolu’da sadece Kayseri şehrinde on bin kişiyi şehit ediyor. Mevlana’nın en has talebesidir bu deccal. O da Mevlana’yı şeyhler şeyhi yapıyor. Bütün Anadolu’nun şeyhi yapıyor ve onu yüksek maaşla maaşa bağlıyor.

Mesela “Allah’ın ipine sarıl” Mevlevilikte Mesnevi’ye tabi ol anlamına geliyor. Yani Rumilerin bir kısmı için diyelim de öyle anlasınlar. Mesela birisine şifre vermek istediklerinde ayrılmasını veyahut asi olmasını mesela Türkiye’de yaşıyor. Diyor ki “Başkalarının seni yönlendirmesine izin verme.” Mesela askerdeyse altına diyor Mevlana “Başkalarının seni yönlendirmesine izin verme.” Yani Masonik bir haberleşme yöntemi oluyor bu onların kendi aralarında. Bak, kör olabilirler yani deccal olabilirler ya da daha kötüsü akbaba olabilirler yani leşe konan leş yiyenler olabilirler. Hakaret de etmiş oluyor. Böyle şeylerle bir şifre sistemi olarak kendi aralarında Mevlana’nın sözleriyle anlaşıyorlar. Mesela çok masum bir şey gibi görünüyor. Ne var nehirde bir şey yok diyorsun halbuki o nehir günlerce Müslüman kanı akmış bir nehir Barada Nehri. Adam ona şiir yazıyor, kendi aralarında şifreleşmede kullanıyorlar. Bak, “hapsolmuş kuşun kanatları bağlıdır, balık tavada cızıldar.” Müslümansa Kuran’a hapsolmuş olarak görüyorlar İslam’a hapsolmuş olarak görüyor. Mesela “şimdi görünmezliği görüyorsun” eğer iyi istihbarat yapamıyorsa “şimdi görünmezliği görüyorsun” diyor. Yani hangi cümle ona uygunsa onunla bir şifre konuşma yapıyor. Ne diyor ya bir şey demedim diyor Mevlana’nın şiirinden mısra gönderdim sadece diyor. Hayır, adamın niyeti bu olmamış olabilir bu şiiri yazanın ama kendi aralarında Masonik haberleşmede bunu kullanıyorlar. Yani Masonik derken sapkın Masonik diyelim. Çünkü Masonların hepsi anormal değil, iyileri de var yanlış yolda olanları da var. Sonra bu şiiri nerelerde nasıl kullandıklarını daha detaylı anlatacağım. Şimdi yüzeysel bilgi veriyorum yani bu tarz şiiri nerelerde kullandıklarını.

Hülagu’nun en ünlü özelliklerinden bir tanesi insan kafasından dağ oluşturması. Mesela şehrin kapısına, girişine yüz metre yükseklikte insan kafasından dağ oluşturuyor. Görenin kanı iliği çekiliyor adam ne derse yapacak hale geliyorlar. Baycu Noyan en azılı katilidir Hülagu’nun ama Mevlana’nın dizinin dibinden hiç ayrılmamıştır. En has mürididir aynı zamanda. Gerçek Mevlana’yı bir kenara koyalım bize tarihte anlatılan Mevlana bu. Gerçek Mevlana Anadolu’da kendi halinde mazlum yaşlı bir ihtiyar Müslümandı o ayrı, biz onu ayrı tutuyoruz. Baycu Noyan komutasında Hülagu ordusu Anadolu topraklarına ilk Erzurum’da girdi. Erzurum’un tamamını bir kılıçtan geçirdiler müthiş bir yağmalama oldu taş üstünde taş kalmadı. Bir söz var ya “taş üstünde taş beden üstünde baş kalmadı” diye. Bu Hülagu’den kalma bir söz yani onun talimatı. “Taş üstünde taş bırakmayın, beden üstünde baş bırakmayın” diyor yani emir verdiğinde. Halkın tamamı kılıçtan geçirildi. Oradan Kayseri üstüne geçti, Kayseri’nin tamamını katletti. Oradan Tokat ve Sivas’ı yağmaladı sonra onların tamamını katletti. Kayseri’de Ahiler ve Ahilerin kadın kolu olan Bacı örgütü mensubu olan genç kızlar şehri savunma kararı aldılar. Tamamını kılıçtan geçirttirdi. Kadınlar çocuklar hepsi tecavüze uğradı. Şimdi mesela Kayseri’nin bütün çevresine meşhet deniliyor, şehitlik denir. On binlerce Müslüman’ı şehit edip oralara gömdüler. Yani toprağı kazsan şehit kaynıyor meşhet denir Kayseri’ye halen. Ta Hülagu devrinden kalma bir isim. Hülagu deccalının azgın bir özelliği vardı şehri katlediyor bir kısmını tutuyor. “Sizi affettim siz kalın” diyor. Ordusu bir yere ilerlerken ordunun önünde mesela iki yüz-üç yüz metre genişlikte, mesela bir kilometre de boyunda insan topluluğu olarak ordunun önünde onları yürütüyor. Şimdi karşı tarafın ordusuyla karşılaştıklarında karşı tarafın ordusu kendini savunmak için yağmur gibi ok yağdırıyor. Mızrak yağdırıyor o ordunun bütün mızrağı, oku tükeninceye kadar onları orada öldürtüyor. Öyle bir şeytanlığı var onlar tükendikten sonra kendi askeri devreye giriyor. Mesela kale saldırılarında önce halkı öne sürüyor. Kalenin yanına yanaştırıyor bütün onların hepsini katlettiriyor karşı tarafa. Bilmiyor tabii onlar da ne olduğunu. Sonra kendi ordusu harekete geçiyor. Yani öyle şaşırtmaca yaparak onları katlettiriyor. Öyle psikopat. Bir şehre geliyor diyor ki “sizi kılıçtan geçirmeyeceğim söz veriyorum, siz rahat olun” diyor. Onlar da teslim oluyorlar. Halkın hepsine geniş bir alan kazdırıyor, günlerce çok geniş. “Şimdi içine girin” diyor halka kendi kendilerini örttürüyor halka toprakla canlı canlı. Yani öyle azılı bir deccal Mevlana’nın en sevdiği adam Hülagu. Mevlana Şems’i cariyesi Kimya Hatun ile evlendiriyor. Kimya Hatun arada sırada ortadan kayboluyor. Yine bir gün kaybolduğunda Şems üzüntüsünü gören Mevlana’ya karısı ve kızına Kimya Hatun’un bulunmasını emrediyor. Kimya Hatun bulunup getirildiğinde Şems onu dövüyor. Ama o kadar şiddetli dövüyor ki döve döve kadını öldürüyor sonra. Yani cinayetlerinin ucu bucağı yok Şems’in.

Aysun, “Adnan Bey çevremde sizinle ilgili olumlu veya olumsuz konuşan birçok insan var. Kendi kendime nasıl doğru teşhis edeceğim diye düşünürken karşıma bu akşam ki sevgi etiketiniz çıktı. Her akşam ısrarla vazgeçmeden sevgi diyorsunuz. Çözümü sevgiyle gösteriyorsunuz. Düşünüyorum da bu bile sizinle ilgili olumlu düşünmem için yeterli bence. Ancak kalbi sevgiyle dolu olan bir insan her gece, her gece, her gece ısrarla sevgi der başkası diyemez.” Diyor.

“Nurum, melek yüzlüm, Allah aşkıyla sevdiğim yakışıklım Allah’tan bize büyük bir nimetsin. Cennet yüzlüm doğum günün kutlu olsun. Allah nasip etti seni tanıyorum içim çok mutlu.” Avusturalya’dan Ayşe.

Cabur İbn-i Abdullah’ın rivayetine göre; “Ebu Süfyan Mekkelilerin kervanıyla yola çıkınca Cibril gelip Ebu Süfyan falan falan yerde diye haber veriyor” Cibril. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne büyük kolaylık her şeyi haber veriyor Cibril (a.s).

Seksen beş gündür sevgi etiketi yapıyoruz maşaAllah her gün etiketimiz listede her gün.

“Ancak münafıklardan birisi Ebu Süfyan’a mektup yazarak Muhammed (s.a.v.) sizin üzerinize geliyor. Ona karşı tedbirinizi alın diyor.” Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) vahiyle haber alınca hemen Süfyan’ın üzerine ordu hazırlatıyor. Bu olay üzerine Enfal Suresi 27. Ayeti indi. Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey iman edenler, Allah’a ve Resulüne ihanet etmeyin. Bile bile emanetinize ihanet etmeyin.” (Enfal Suresi, 27) diye ayet iniyor. Ama münafık tabii ayetten etkilenmez yine pisliğine devam eder yine devam eder.

İlletli kimse ne tutarsa illet olur. Kamil, kafir bile olsa o küfür din ve şeriat haline gelir” diyor. Bak “kamil” üstün bir insan. Kaliteli değerli bir insan diyor.  Eğer kafir olsa İslam’ı reddetse onun görüşü, onun yaşayış şekli din ve şeriattır diyor. “Biz aşk kafiriyiz Müslüman başka” diyor. “Müslümanlığın kafirliğin dışında bir ova, uçsuz bucaksız ova da sevdamız uzar gider” diyor. “Anlayan vardı mı usulca başını koy” yani çaktırmadan bize gelir diyor bağlanır. “Bu yolda ne Müslümanlığa yer var ne kafirliğe yer var” diyor. “Gel gel kim olursan gel” diyor. “Herkes gelsin” diyor. Ee geldi. Müslümanlığa da gerek yok kafirliğe de gerek yok. Kafir olmanın da önemi yok Müslüman olmanın da önemi yok. Sen bizim yolumuza geldikten sonra mesele bitti, diyor. (Mevlana Celalettin sayfa 298) açıp baksınlar. Ben böyle alenen küfür ifade eden bir çalışmayı Allah’ın izniyle durdururum . Gerçeğini açıklarım. Çaktırmadan millete din iman adına Allahsız dinsiz propaganda yaparsan buna müsaade etmem. Ayrıca bir Mevlana vardır, Allah selamet versin. Konya’da yaşamıştır. Orada vefat etmiştir. İyi bir insandır belki onu ben bilmiyorum. İlim vasıtasız gelmesi lazım, diyor. Vasıtayla geliyorsa ilim değerli değildir, diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cebrail (a.s) yoluyla geliyor ya, yok onun kıymeti yok, kaybolur gider o, diyor.  Bana doğrudan Allah’tan geldi diyor. Allah benimle doğrudan muhatap oldu, diyor. Mesnevi Kerim, bu şekilde geldi bana diyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün bir röportajınız yayınlandı. Erbil merkezli bağımsız Kürt medya organı olan Rudav’da.

ADNAN OKTAR: Rudav Kürt kardeşlerimizin yayın organı.

KARTAL GÖKTAN: Büyük ilgi gören röportajınızda Kürtlerin dindarlığı, tevazuu, yiğitliği, kalenderliği, çile ehli olmaları ve edebi, adabı mükemmel bilmeleri gibi saymakla bitmeyecek çok fazla güzel özellikleri olduğunu ve onları çok sevdiğinizi iletiyorsunuz. Türkiye’de bir Kürt devletinin kurulmasının İslam ve Türklük alemini yok etme projesi olduğunu, şayet Suriye ve Irak devletleri müsaade ediyorsa ve uluslararası kanunlara uygunsa Mesut Barzani gibi dindar bir insanın önderliğinde barışçıl bir Kürt devletinin kurulmasıyla iftihar edeceğinizi belirttiğiniz röportajda Kürtçenin resmi dil olması ile ilgili sorulan soru üzerine, “insanların anlaşması için resmi dilin Türkçe olması gerektiğini belirtiyorsunuz. Yazı da ayrıca Kürtçe yayınlarınız ve çalışmalarınız ile ilgili bilgi de yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Barzani’ye bağlı bir yayın organı değil mi bu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet güzel, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Onuncu köy, “Mason vesaire yabancı herkesi sevdin de sevginin mimarlarından, sevmeye aşık Mevlana’yı sevemedin ya Hoca.” Kardeşim şimdi bana bahsedilen Mevlana, katillere kucak tutan, Anadolu’yu kasıp kavuran, herkesi doğrayan, Hülagu deccalının hocalığını yapan, onun şeyhler şeyhi ilan ettiği bir kişi. En yakın adamı Şems cinayet işliyor. En sevdiği kumandan yüz binlerce Müslümanı şehit eden azılı bir deccal. Her yerden kan akıyor. Burada sevgi nerede? Kuran’a olmadık hakaret, Peygamber (s.a.v.)’e, dine, imana, Allah’a, Kitap’a nerede burada sevgi? Mason dininin kimsenin bir şey dediği yok. Bütün dinlere saygılı masonluk. Ama bunda böyle bir durum yok. Bir de üstelik Müslümanım diye ortaya çıkıyor. Mason ben Müslümanım demiyor ben her dine eşit mesafedeyim diyor. “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor Mevlana. Bize tanıtılan Mevlana’da bilmiyorum bir de başka Mevlana varsa ayrı mesele ben ona saygı duyarım. Bize tanıtılan Mevlana’nın dinle imanla alakası yok. 

BÜLENT SEZGİN: Mesnevi’ye “Niye Kuran olmasın?” diyor.

ADNAN OKTAR: Hayır Mesnevi’yi Kuran’dan üstün görüyor. “Kuran” diyor “vasıtayla aracıyla geldi benim kitabım Mesneviyi Kerim aracısız geldi” diyor. “Dolayısıyla benim kitabım kaybolmaz ama Kuran kaybolur” diyor. “Bizim yolumuzda kafirlik Müslümanlık diye bir şey yok” diyor “herkes gelsin” diyor. “Kim olursa olsun gelsin” diyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Kadınları aşağıladığı sözleri var.

ADNAN OKTAR: Ucu bucağı yok. Türkleri aşağılıyor, kadınları aşağılıyor, evrimi savunuyor. Kendisinin Allah olduğunu söylüyor. Başka biri de yazmış olabilir bilmiyorum. Bak elli kere söyledim Mevlana diye belki yaşlı kendi halinde mazlum bir Müslüman vardır da birileri bunu yapmış olabilir. Bir oyun oynanıyor ben buna müsaade etmem. “Bu alem Müslümanlıktan da dışarıdır” diyor “kafirlikten de.” Bu nasıl bir din anlayışı ki Müslümanlık yok? Bu nasıl Mevlevilik? Müslümanlığın olmadığı nasıl Mevlevilik oluyor.

DAMLA PAMİR: Karşısındaki iki kişi inşaAllah dediğinde ona hakaret ediyor “söyleyen benim” diyor.

ADNAN OKTAR: “Ben Allah’ım” diyor evet.

EBRU ALTAN: Bütün haramlar helaldir Mevlevilere göre.

ADNAN OKTAR: “Mevlevi oldun mu” diyor “şarap da içersin istediğin haramı yaparsın” diyor. “Bu alem” diyor “Müslümanlıktan da dışarıdır kafirlikten de. Orada ne Müslümanlığın işi vardır ne kafirliğin işi vardır. Gelin, kim varsa gelsin” diyor. Dinsiz imansız, Mecusi herkes gelebilir” diyor “Mevlevilik sizin zannettiğiniz gibi bir şey değil bayağı geniş” diyor. Bütün Avrupalı dinsizler hepsi ateistler Rumi olmuşlar “hepimiz Rumi’yiz” diyorlar “Mevlevi’yiz.” Yani biz böyle bir oyuna göz göre gelmeyiz. Tabii ki açıklayacağız. Kardeşim öyle bir teşkilat hazırlanmış ki yıllar öncesinden hazırlamışlar işi.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Rumi ismini de ona Hülagu verdi demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet Hülagu o ismi takıyor ona Rumi ismini. Bak deccal ona bu ismi takıyor Rumi diye. Deccalin verdiği bir isim. Mevlana’ya deccal isim takıyor Rumi diye. Ve o ismi kullanıyor şu an. İsim babası deccaldır. Hülagu deccalı. Kendine hitap şekli “yüceler yücesi Mevlana, Mevlana Hazretleri, Hazreti Mevlana” deniyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor Mustafa hitaba bak  “Mustafa’yı ayrılık derdi kapladı, daraldı mı kendisini dağdan atmaya kalkardı” Peygamber (s.a.v.)’e ifadesine bak. Daraldı mı? Sen kimsin de Peygamber (s.a.v.)’le ilgili böyle konuşuyorsun sen? İsmiyle hitap ediyorsun Mustafa diye. Sanki arkadaşı yani. “Cebrail sakın yapma “Kün” emrinde sana nice devletler takdir edilmiştir deyince yatışır” bak Allah rızası için değil devlet mal, mülk söylenir diyor Muhammed Peygamber (s.a.v.)’e. Yani Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle yatışmazdı diyor. Anladın mı? Çok acayip bir ifade. “Mülk teklif edildi, Cebrail sana mal mülk verilecek dediğinde o zaman yatışırdı” diyor. “Kendini atmaktan vazgeçerdi. Sonra yine ayrılık derdi gelip çattı mı, yine gamdan dertten bunaldı mı kendisini dağdan aşağı atmak isterdi” yani sürekli intihar etmek isteyen birisi gibi gösteriyor. Bende ama böyle bir şey yok diyor. “Mustafa böyleydi” diyor haşa. Bir de arkadaşından bahseder gibi bahsediyor. “Mal mülk teklif edildi mi ona rahatlardı” diyor. “İntihardan vaz geçerdi” diyor. Yani Allah korkusu Allah sevgisi değil. (Mesnevi 294.)

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Mesnevi 294. “Mustafa’yı ayrılık derdi kapladı, daraldı mı kendisi dağdan atmaya kalkardı. “Cebrail sakın yapma “Kün” emrinde sana nice devletler takdir edilmiştir deyince yatışır kendini atmaktan vaz geçerdi. Sonra yine ayrılık derdi gelip çattı mı, yine gamdan dertten bunaldı mı kendisini dağdan aşağı atmak isterdi.”

ADNAN OKTAR: Bak kendini böyle yüceltiyor Resulullah (s.a.v.)’a da böyle bir üslup kullanıyor. Kafayı şaraba takmış her yerde şarap muhabbeti var. “Şarap içen akıllıysa daha ziyade akıllı olur” diyor. Eğer akıllı bir adamsa şarap içti mi daha akıllı kafası açılır, daha iyi gelir diyor. “Kötü huyluysa büsbütün beter bir hale gelir şarap içen. Ama akıllıya yarar” diyor faydalı olur şarap diyor. Mesnevi 183’de. “Ya sen nasıl Mevlana’nın derecesine ulaşacaksın onun çok derin anlamı var” diyor. Ben gerçek Mevlana yapıyor demiyorum bilmiyorum. Belki orada hakikaten Konya’da bir insan vardı yaşlı her zaman söylüyorum, orada dergah açmıştır kendi halinde yaşamış olabilir. Bana Mesnevi diye sunulan kitapta baştan sona kadar her yerinde inkar var. Ben bunu kabul etmem. Kardeşim düşün o devrin azılı celladı ve deccalı bak say say bitmedi. Milyonlarca Müslümanı katletmiş bir adam bunu Rumi ilan ediyor. “Senin ismin Rumi olsun” diyor. Ve bütün dünyada da Rumi diye biliniyor adam. Azılı bir katil, bir psikopat, manyak milyonlarca Müslümanı katleden bir adam sen diyor mübarek bir adamsın. O da onu mübarek gösteriyor. Yani azılı deccalı, onun kasabını, insanları asıp kesen çakalı evliya ilan ediyor. Ve onun verdiği parayı da yiyor. Sen diyor bütün Anadolu’nun şeyhisin. “Teşekkür ederim” diyor “sağ ol var ol” diyor “Allah’ın evliyası” diyor. Evliya ilan ediyor adamı.

Biraz masonluk hakkında bilgi vereyim. Varsa belgeler gönderin ben de açıklayayım. Mason sırlarını açıklayayım. Şimdi İsrail’de büyük bir toplantı yapılıyor, mason toplantısı yapılıyor. Dönüşte buraya uğrayacaklar inşaAllah ama tabii vereceğimiz bilgiler önemli.

KARTAL GÖKTAN: Mason sembolleriyle ilgili bilgi verebiliriz Adnan Bey uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Nedir bu?

KARTAL GÖKTAN: Burası Los Angeles Halk Kütüphanesi.

ADNAN OKTAR: O nedir o kütüphanenin ortasında yuvarlak bir şey var.

KARTAL GÖKTAN: Masonik güneş sembolü çatıda.

ADNAN OKTAR: Çatıdaki nedir?

KARTAL GÖKTAN: Meşale tutan altın bir el figürü var.

ADNAN OKTAR: Onu ben açıklarım. Ama biraz sonra sen devam et göstermeye. Başka.

KARTAL GÖKTAN: Az önce çatıda gördüğümüz el figürünün büyütülmüş hali. Kütüphanenin içerisinde de duruyor o el figürü. Burası yine Los Angeles Halk Kütüphanesi’nin batı cephesi. Üzerlerinde Bhosphor ve Hesper yazan doğun aklı ve batının aklı yazan yani iki kadın figürü yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Ve güneş sembolleri. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Uygarlık heykeli. Yine Los Angeles Halk Kütüphanesi’nde yerlerin mason locasına benzeyen karolarla döşendiği bir bölümünde yer alıyor. İki sfenks arasında yer alıyor. Bu uygarlık heykelinin yanında yer alan sfenksler her biri elinde bir kitap tutuyor. Heykelin alt kısmı çeşitli eski medeniyetlere ait simgelerin olduğu bir panel görülüyor resimde. Kütüphanenin ortasında yer alan sekiz köşeli yıldız. Washington’daki ulusal katedralde yer alan George Washington heykeli.

ADNAN OKTAR: Nedir o tepesindekiler?  

KARTAL GÖKTAN: Yine masonik işaretler.

ADNAN OKTAR: Pergel, üçgen, yine pergel, pergelin içerisinde. Tokmak, masonik tokmak. Evet. Pergel A harfini ifade ediyor masonlukta biliyorsunuz aynı zamanda A harfi. İçindeki yuvarlak da O harfini ifade eder.

KARTAL GÖKTAN: New yoktaki Rockefeller Center’da yer alan heykel. Yine pergeli görüyoruz. Kütüphanenin tavanında dünya şeklinde kırk sekiz ışığın çevrelendiği bir avize yer alıyor.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.  

VTR: PKK’nın Kullandığı, Lenin’in Bir Adım İleri İki Adım Geri Taktiğine Karşı Teyakkuzda Olmak Gerekir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü