Harun Yahya

Sohbetler (3 Şubat 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 64 gündür sokağa çıkma yasağının devam ettiği Diyarbakır’ın Sur ilçesinde dokuz mahallede sokağa çıkma yasağı kalktı. Bugün güvenlik güçleriyle teröristler arasında yaşanan çatışmada bir polisimiz şehit oldu. Biri ağır, dört asker yaralandı. Dün çatışmalarda yaralanan bir polisimiz vardı. O da bugün şehit oldu, şehit düştü.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine gani gani rahmet etsin. Demek ki şehadet alemi sürekli şehit istiyor. “Arkadan gelecekleri beklerler” diyor. Kalabalıklaştıkça hoşlarına gidiyor, maşaAllah. Allah sevgilerini artırsın. İnşaAllah bizi de çağırırlar biz de geliriz. Allah bize de nasip eder.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş; “Hendeklerin kapanması için Sayın Öcalan ile müzakere yapılırsa onun tek bir mesajı yeter” dedi. “Ancak o derse hendekler kapanır. Altı aydır kapatamadığınız hendekler Sayın Öcalan’ın mesajı ile çözülür. Bir müzakere, bir diyalog kapısıyla onların hepsi çözülür. Ama ne yapıyorlar? Hayır illa biz tankla, topla, havanla, bilmem savaşla bunların hepsini ortadan kaldıracağız diyorlar. Şehirlerin ne hale geldiğini gördünüz” dedi.

ADNAN OKTAR: Peki bu yaptığı konuşma normal mi? Yani on binlerce insanın şehit olmasına vesile olmuş, azmettirici olan bir insan, büyük bir mafya yapılanmasının başı olarak yargılanmış, müebbet hapis cezası almış bir insandan devlet yardım istiyor. Sokaktaki mafya yapılanmasıyla baş edemiyor devlet, o mafya yapılanmasının başı olan kişiden medet bekliyor ve ondan rica ediyor. “Ya bu mafyayı durdurur musun? Biz baş edemiyoruz da” diyor. Şimdi bu aklına yatıyor mu buna Selahattin Demirtaş’ın? Hangi dünya ülkesi, kim yapar bunu? Amerika’ya, Rusya’ya böyle bir teklif yapsan cinnet geçirir adamlar. Yani mantıksızlığını fark edemiyor konuşmanın. Akıl almaz mantıksız ve çok yakışıksız, bozuk bir konuşma. Devleti acz içinde göstermeye çalışan bir üslup. Devlet baş edemeyecek, mafyanın başı olan bir insandan yardım isteyecek, o devlet gitti demektir zaten mahvoldu demektir.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi şefkatlidir” diyelim.

“Hocam yoksa anti-Mevlana akım mı geliyor?” Emir Sağlam. Darwinizm’e nasıl karşıyız, zararlıysa. Bize Mevlana adı altında sunulan, bilmiyoruz Mevlana’nın kendini. Baştan sona sık sık aralıklarla küfür ifadeler var. İslam’a zıt, Kuran’a zıt ifadeler var. Bunları kabul edemeyiz.

“Bir anarşist, komünist için hayattaki en acı olaylardan biri bulunduğu yerde yağmur gibi Adnan Oktar imzalı anti-komünist kitapların dağıtılmasıdır herhalde” diyor. Hakikaten çok ıstırap verir.

“Madem Müslümansınız neden Mason oldunuz?” Mason olduğunda daha iyi mason localarına gidip İslam’ı tebliğ edebilirsin.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ankara’da Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan mülki ve idari amirlerle bir araya geldi. “Bizim devlet anlayışımız kudret ve şefkate dayanıyor. Sizden ricam her ne olursa olsun halkla birlikte ve iç içe olmanızdır. O yörenin geleneği neyse en önde siz olacaksınız. Hiçbir şekilde onlardan kopuk bir makam olmayacaksınız. Kesinlikle halktan kopuk bir devlet yönetimi anlayışı sürdürmeyeceğiz. Halkın acısında da bir arada olacaksınız. Düğününde de bulunacaksınız” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ankara’da Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan mülki ve idari amirlerle bir araya geldi. “Bizim devlet anlayışımız kudret ve şefkate dayanıyor. Sizden ricam her ne olursa olsun halkla birlikte ve iç içe olmanızdır. O yörenin geleneği neyse en önde siz olacaksınız. Hiçbir şekilde onlardan kopuk bir makam olmayacaksınız. Kesinlikle halktan kopuk bir devlet yönetimi anlayışı sürdürmeyeceğiz. Halkın acısında da bir arada olacaksınız. Düğününde de bulunacaksınız” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayati bir konuya yaklaşmış. Güzel olmuş. Bu ifadeler tabii AK Parti, Demokrat Parti zihniyetinin devamı olan açıklamalar. Halka saygı, halka tepeden bakma mantığının yok olması.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Kadınları sevmek peygamberlerin ahlakındandır.” Bütün Peygamberler kadınları sevmiştir. Peygamber ahlakıdır. (El Kafi Cilt 5, sayfa 320, El Tezhip cilt 5, sayfa 403, El Mekarim cilt 1, sayfa 225)

Az önce Sultangazi’de kahve taranmış. “Biri ağır, iki yaralı var” diyor. “Üçüncü kahve taranması, bir açıklama yok. Allahualem PKK’nın işi” diyor. Peki buna nasıl cevap veremiyorlar? Oralarda hiç polis yok mu? Hiç insan yok mu? Nasıl oluyor? Adamlar elini kolunu sallayarak geliyor, elini kolunu sallayarak gidiyor. Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Nasıl olur böyle bir şey? Yani o çevrede hiç mi insan yok? Hiç mi bir olay yok yani ben anlayamıyorum. Hayır adamlar faili meçhul, çekip gidiyor, kaçıyorlar. Hiçbir şey de olmuyor. Bir de uzun namlulu otomatik silahlarla geliyorlar. Böyle saklı gizli de değil. Adamlar göz göre göre, alenen ellerinde de tüfekleri de bırakmıyorlar yine o tüfeklerle geri gidiyorlar. Nerede kalmıştık? Der gibi. Halbuki böyle olaylarda o kişiler olay yerinde yakalanmış olsa bu konu kökünden hallolur.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bir şema gösterebilir miyim? Burada gördüğümüz şema tek bir memeli hücresinin içinde gerçekleşen kimyasal tepkimelerin bazılarını gösteriyor. Bilim adamları metabolik yolak olarak isimlendiriyorlar bu şemayı. Hücrenin tesadüfe yer olmayan, son derece kompleks ve planlı bir yapıya sahip olduğunu gösteren çok açık, net bir delil. Tek bir memeli hücresinin kimyasal tepkimeleri.

ADNAN OKTAR: Tek bir memeli hücresindeki kimyasal tepkimeler. Eğer bu kimyasal tepkime olmazsa hücre çöküyor değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Tabii ki.

ADNAN OKTAR: Bir yerden kopma olduğunda her yerden çöküyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Adnan Bey, sizin zaten ortaya koyduğunuz çok önemli bir şey, hikmet. Herkes okuyup bilgi sahibi olabilir ama onu yorumlayacak hikmete sahip olmayınca çok zararlı bir şeye de dönüşebiliyor o.

ADNAN OKTAR: Evet, “Hikmet müminin yitiğidir. Nerede bulursa alacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

Doğan Biçer; “Üsküdar’ın gençlerindenim. Tek kelime ile size hayranım, harbi delikanlısınız.”

Gül Arıcan; “Adnan Bey, dünya gözüyle sizi görebilecek miyim acaba? Çok dua ediyorum. Allah o güzel sevgi dolu gözlerinizi görmeyi, gözlerinizin içine içimde coşup taşan aşkla bakmayı Allah nasip etsin” diyor.

“Devrimci Halk Kurtuluş Partisi cephesi falan yani bu tarz örgütler, şehrin ortasında makineli tüfekle cenaze töreni düzenliyor. O anda hepsi toplanabilir. Buna da seyirci kalınıyor. PKK bir kaç zaman önce tehdit etmişti büyük şehirlerde eylem yapacağız diye. Son bir iki ay içinde çok sık araç kundaklamaları oluyor. Bunu da engelleyemiyorlar. Bazı örnekler; 27 Ekim 2015’de Fatih’te üç araç kundaklandı. 18 Aralık 2015’de İstanbul’da sekiz araç kundaklandı. 19 Aralık 2015, Sultangazi’de yedi araç, Beyoğlu’nda otuz otomobil.”

Sitemcibaşı; “Adnan Hoca’nın stüdyosunda an itibarıyla dünya güzellik yarışmasından daha güzel hanımlar var. Rusya ve Arjantin atakta” diyor.

Bak diyor ki Darwin; “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse” diyor. Darwin’in kendi diyor bunu. “Neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?” Yani normal kafası çalışan adam bunu sorar. “Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Bu kadar muntazam” diyor. Bu kadar matematik düzgünlükte. “Sayısız ara geçiş formu olmalı. Fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her ideolojik yapı ve her tabaka böyle?” Bak, “niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi değerlendirilmiş süreç ortaya çıkarmaktadır. Ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır” diyor ve “bu benim teorimi çökertir” diyor.

“Programınızın gece saatlerinde hep olmasının özel bir sebebi var mı? Yani Kuran’dan veya Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden kaynaklanan bir hikmeti var mı?” “Gece neşesi güzeldir” diyor Allah ayette. İşte, “gecenin bir vaktinde kalk Kuran oku, namaz kıl” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Ona mahsus ibadet. Gece tabii ki daha iyi teksif olunan bir dönemdir. Ama sabah da benim işlerim oluyor tabii ki. Ancak vakit ayarlıyorum. Gündüz birçok işim oluyor.

Darwin, kendisi diyor ki; “Fosil kayıtlarında bir türün diğerine dönüştüğünü gösteren tek bir örnek yoktur. Tek bir türün bile değiştiğini kanıtlayamayız” diyor. Peki kardeşim bu durumda nereden çıkarıyorsunuz siz evrimi? Bir kurnazlık yapmışlar, sürekli Hıristiyanlar evrime karşılar. Siz de karşı olursanız Hristiyan olursunuz ha. Bize çocukken kahve içmeyin zenci olursunuz falan derlerdi. Şu laf mı? Bir kere Hristiyanlar evrim teorisine karşı değiller. Bak şimdi çok önemli bir şey söylüyorum. Hristiyanlar evrim teorisine karşı değiller. Evrim teorisini en güçlü destekleyen Hristiyanlardır çünkü komik anlatımlarıyla, zavallı anlatımlarıyla, milleti yerlere yatırıyorlar güldürüyorlar. Ne diyor adam? En büyük alimleri en büyük hocaları, dünyanın ömrü diyorlar altı bin yıldır, en eski fosil altı bin yıl olabilir. Kardeşim granit hale gelmiş nerenin altı bini? Bütün bilimsel araştırmalarla bakıyoruz üç yüz milyon yıllık, beş yüz milyon yıllık fosiller nerenin altı bin yılı? Altı bin yıllık kafatasları falan bulunuyor bayağı taze duruyor. Hayvan fosilleri falan da altı bin yıl çok çok genç bir tarih. Üç yüz, dört yüz milyon, beş yüz milyon yıllık fosilleri reddediyorlar bir kere buradan bilimsel olarak çökmüş oluyorlar ve evrimin haklı olduğunu iddia edenlere en büyük delili sunmuş oluyorlar. Ve dinin geçersiz olduğuna dair de en büyük delili sunmuş oluyorlar, kendi inançlarına göre tabii kendi kafalarına göre. Diyor ki; ayın yüzeyinde bak kraterler var diyor bunu söyleyen en büyük Hristiyan alim, evrime karşı olan alim. O kraterler diyor Mikail isimli meleğin, şeytanla savaşı sonucunda oldu diyor. Ya mübarek şimdi bir şey söyleyecektim de halen oluşuyor, halen gök taşları çarpıyor o kraterler oluşuyor ve diğer gezegenlerde de oluşuyor sürekli gök taşı çarpması oluyor. Çarpmanın etkisiyle daireyi andıran kraterler oluşuyor. Dünyada da var mesela gök taşı çarpıyor, çanak şeklinde krater oluşuyor görülüyor bu. Hatta kendi de yapabilir mesela bir sütlaç yahut bir keşkülün içerisine yuvarlak bir cisim atsın o daire şeklinde açar onu yani bu şaşacak bir şey değil buna. Nerenin Mikail’i ile şeytanın çatışması? Diyor ki yeryüzünde diyor bak yine en büyük alimi bu adamlar, yani bunlar diyor evrime karşı çalışma yapıyor dedikleri adamlar bunlar. Bunlar evrimi en iyi destekleyen adamlar söyleyeyim. Bir kere o altı bin yıldan bitmiş oluyorlar, ikinci hurafeleri de bitiyorlar diyor ki şimdi biz yeryüzü katmanlarını arıyoruz diyor yedi başlı ejderhalar vardı diyor ağzından ateş saçardı diyor İncil’den çıkarıyor, şimdi onların fosillerini de bulacağız, arıyoruz diyor. Yani hayvan gidip benzin içiyormuş, ondan sonra midesine dolduruyormuş sonra çakmağı bir çakıyor ağzından on beş, yirmi metre ateş çıkarıyor yedi başından da. Bunlar dünyaya gülünç görüntü veren zavallı insanlar ben bunları milletin ezmesinden kurtardım. Küfrün, delaletin ezmesinden, dalga geçmesinden, aşağılamasından kurtardım mahvediyorlardı bunları benim yaratılış atlasım bütün kiliselere oraya buraya dağıldı ilk defa yakalarını kurtardılar ve Müslümanca savunduklarında evrime karşı koyabiliyorlar. Hristiyan mantığı ile evrime karşı koymaları mümkün değil. Evrimin var olduğunu, Darwinizm’in doğru olduğunu anlatan büyük kapsamlı dünya çapında toplantılar yapıyorlar Vatikan’da. Oktar gitti oraya, bastı.  Oktar’ı dar paça dışarı çıkartmaya kalktılar. Adamın beti benzi bembeyaz olmuş “ben Adnan Oktar’ın temsilcisi olarak geldim” demiş, adam duyar duymaz kulaklarına kadar bembeyaz olmuş, direkt kaçıyor. Var mı onun filmi?

VTR: Dr. Oktar Babuna, Evrimin Bilimsel Delili Olmadığını İfade Ettiği İçin Vatikan’daki Evrim Toplantısında Zorla Susturulmak İstendi

ADNAN OKTAR: Bak görüyorsunuz adamların zavallılığını.

CAN DAĞTEKİN: Hocam evrimciler ne olduysa 1980’li yıllardan sonra oldu diyorlar, artık evrimi anlatamıyoruz diyorlar.

ADNAN OKTAR: Ne kadar mükemmel bir açıklama ya 1980’de demek ki bir, nasıl söyleyeyim bir şey olmuş.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bir ışık doğmuş,

ADNAN OKTAR: Evet öyle diyelim.

CEYLAN ÖZBUDAK: Türkiye’yi tamamen kaybettik bir daha kazanma ihtimalimiz yok diyorlar.

ADNAN OKTAR: Türkiye bitti diyor yani ümidim yok Türkiye ile ilgili. Fransa ile ilgili de ümitleri kalmadı, hiçbir yerle ilgili ümitleri kalmadı. Tatlı tatlı milleti öyle ikna edeceklerini düşünüyorlardı, müsaade yok.

BÜLENT SEZGİN: Evrimciler birbirlerine soruyor, “sen gerçekten inanıyor musun anlattıklarına?” diye.

ADNAN OKTAR:  Evet.

Şef Umut Gzr, “Oo demek Hristiyanlığa da hizmet ediyorsunuz?

Yaratılış Atlası’ndan sonra İngiltere ve Fransa’da öğrenciler, evrim sınavında sorulan kağıdın arkasına soruya mecburen cevap verdim ama evrime inanmıyorum evrim yok diye yazıyorlarmış. Acayip ağlıyorlar artık. Yani sırf siz dediğiniz için biz bunu kabul ediyoruz ama normalde inanmıyorum diyor. Bunu ağlayarak anlatıyorlar Fransız hocalar da, İngiliz hocalar da.

CEYLAN ÖZBUDAK: İngiltere’de, Londra’da bir okulda öğrenciler evrim dersinden çıkıyorlardı. O da haber olmuştu.

ADNAN OKTAR:  Bir daha.

CEYLAN ÖZBUDAK: İngiltere’de Londra’da bir okulda üniversite öğrencileri evrim dersinden çıkıyorlardı o da haber olmuştu.

ADNAN OKTAR: Adamları hafakan basıyor diyorlar biz böyle boş şeyleri dinlemek istemiyoruz çünkü bilimsel değil, hurafe.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin anlattıklarınız Adnan Bey, insanın tam vicdanına hitap ediyor o yüzden ister istemez bir kere duyan kabul ediyor, usulen karşı çıkan oluyor gibi görünüyor halbuki hiç öyle olmuyor mutlaka etkili oluyor. Mevlana ile de ilgili anlattıklarınız öyle oluyor. Kuran’ı bilen ve Kuran’a saygı duyan hiçbir Müslüman kabul etmez o ifadeleri.

ADNAN OKTAR: Aferin benim bir taneme. Ceylan’ın yüzü çok temiz maşaAllah.

Ben sessiz sessiz ilerlemeye devam ediyorum. Ama bakın kanallarda hep bir çırpınma var. Bir kanal çıkıyor Mehdi (a.s) yok diyor, biri İsa (a.s) gelmeyecek diyor, biri evrim var diyor, biz yok diyoruz yok diyen kanal biziz. Ya kardeşim diyoruz; İslam hakim olacak, Mehdi (a.s) de çıkacak, İsa Mesih de inecek. İlahiyatın bütün profesörleri neredeyse bizim dediğimizin aksi çalışma yapıyor, Diyanet’in hocalarının büyük bir bölümü bizim dediğimizin aksine çalışma yapıyor. Sonra halka soruyorlar, halk diyor ki yüzde seksen Mehdi (a.s) gelecek, İsa Mesih inecek, İslam da dünyaya hakim olacak yüzde seksen. Kardeşim gücünüz yetmiyor işte bak sizin güzünüze nazaran benim yirmi milyonda birdir gücüm ama hepinizin etkisini yok ediyorum Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın bereketiyle. Papa bile işin içinde Papa dahil, hepsi koro halinde ama biz anlatıyoruz konu bitiyor. İnsanlar samimi doğru anlatandan yana olur. İstediğin kadar sen yaşlı başlı adamları çıkar istediğini konuştur.

MaşaAllah Sur da çok az bir alan kalmış yani bitirmek üzerelermiş.

Bu Craig Venter isimli bir alim var, insan genom dizilimini ilk yapan kişi. Birçok canlı türü genomu üzerinde uzun yıllar araştırma yaptı bu adam Arizona Üniversitesi’nde hayatın kökeni konulu bir tartışmada Dawkins’in yanıldığını, bak, Dawkins’in yanıldığını söylüyor. Evrimcilerin hayat ağacı iddiasının geçmişteki yetersiz bilgilerle ortaya atıldığını, her türün kendine ait özellikleri olduğunu ortak atadan gelmediğini anlatıyor. Dawkins bu açıklama karşısında sesi gidiyor boğuklaşıyor bana göre bu şekilde diyor ama anlayabilene helal olsun. Bütün salon kahkahalarla Dawkins’e gülüyor, dümdüz gitmiş vaziyette. Bunları böyle yavaş yavaş ezmek ilimle irfanla çok zevkli, hayret bak adamların yüz binlerce profesörü var, yüz binlerce üniversitesi, okulu var, milyonlarca araştırmacısı var, öğrencisi var, milyarlarca diyelim artık kitapları var ama bizimle baş edemiyorlar, darmadağın oluyorlar bir de bayağı sakiniz biz.

Sur’da aslanlarımız son atağa geçiyorlar. Allah yardımcıları olsun özel harekatçı aslanlarımızın, Allah onları melekleri ile korusun, Allah kahpe kurşunlardan onları korusun, Allah muzaffer etsin, Allah yollarını açsın, kalplerine inşirah ferahlık versin, üstlerinden hastalığı, belayı, derdi alsın, Allah nuru ile sarsın onları. Özel harekat bizim iftihar ettiğimiz ahir zamanın aslanları, ahir zamanın mübarek varlıkları Allah onları özel yaratmış küfrü, tuğyan ve delaleti ortadan kaldırma görevini Allah onlara vermiş. Allah şaşırtmasın, Allah her işlerinde onları başarılı kılsın. Şuan bu gece özellikle atağa geçecekler inşaAllah. Aslanlarımızı Allah havada, karada, denizde her yerde muzaffer etsin askerlerimizi, özel harekatçılarımızı, polislerimizi.

Üç şeye çok dikkat etmek gerekiyor bir; dünya deccalı olan Chatham House yani İngiliz derin devleti, derin dünya devleti İngilizlerin yönetimindeki. Osmanlı’yı, İslam alemini bütün buraları mahveden onlardır. İki; İslam’ı kaldırıp yerine Rumiliği koymak istiyorlar. Üç; evrim, evrimin geçersizliği ve hepsinin de üstünde münafıklık. İslam aleminin mahvolmasının nedeni münafıklıktır. Bak Hristiyanlıkta da münafıklık var, Hristiyanlarda da münafıklık var görüyorsunuz. Musevilerde de münafıklık var, büyük bir felaket inanmadığı halde inanıyorum diyor. Ya kardeşim Hristiyanlığa inanmıyorsan, inanmıyorsan inanmıyorum de niye ortaya çıkıyorsun?

Böyle ufak çok küçük bir topluluk olmamıza rağmen dünya çapında böyle deccala diz çöktürmemiz Allah’ın bir lütfu. Bu Mehdi (a.s) talebesi olduğumuzun da bir işareti.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeyh Nazım Hocamız sizin için onun sözünün üstüne söz söylenmez demişti.

ADNAN OKTAR: O, dünya tatlısı o, bal kaymak.

“Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dostlar (veliler) edinirler. Kuvvet ve onuru (izzeti) onların yanında mı arıyorlar.” diyor Allah. “Şüphesiz kuvvet ve onur Allah’ındır.” (Nisa Suresi, 139.) Mesela adam niye evrimcilerin yanında yer alıyor? Kuvveti ve onuru onların yanında gördüğü için. Sahihi Buhari’de Peygamberimiz (s.a.v.), “Münafıklara kendisine bir şey emanet emniyet edildiği zaman” emanet edildiğinde bakın “hıyanet eder.” diyor. Yani mesela bir şeye güveniyorsun gidip ahlaksızlık yapar. Bir yere gönderirsin orada gider bir pislik yapar. Bir konuşma yaptırırsın Müslümanın aleyhine sinsice araya bir şey kor. “Söz söylerken yalan söylemek” münafığın olmazsa olmazıdır söz söylerken yalan söylemek. Kudurmuş gibi yalan söyler münafık ve insanın gözünün içine baka baka yani zekâ çöküntüsü göstererek aptalca yalan söyler. “Ahdettiğinde ahdini tutmamak” mesela bir söz verir. Şunu yapacağım, bunu yapacağım diye hemen hemen tamamını reddeder. Veyahut işine gelenleri alır işine gelmeyenleri reddeder. “Husumet zamanlarında da haktan ayrılmaktadır.” Mesela Müslümanları bir saldırı olduğunda, baskı olduğunda husumet varsa haktan ayrılmak ne demek? İslam’dan ayrılır. Küfrün safına geçer.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz Uhud Savaşı’nı örnek vermiştiniz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanından ayrılan münafıklar var. Üç yüz kişi birden bir anda terk ediyorlar savaşı.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim akıl alacak gibi değil, dehşetli güç. Peygamberimiz (s.a.v.)’in çektiği çileye bak. Üç yüz kişi ne demek? Büyük bir bölümü, çok büyük bir bela.

“Hocam gün geçtikçe daha mı güzelleşiyorsun? Yoksa bana mı daha güzel görünüyorsunuz bilemiyorum. Tek bildiğim sizi gün geçtikçe daha çok sevdiğim.” diyor.

“Ben bu kadar güzel kadını rüyamda bile görmedim. Şahsına münhasır Hocam” diyor.

Bak Münafikun Suresi 7’de “Onlar ki: 'Allah'ın Resulü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın.” Müslümanlara destek olmayın. Yani manevi destek maddi destek yani onları yıpratın diyor. Bunun aksi nedir? Manevi yönden sömürmek. İşte parasını gereksiz yerlere harcat, imkânlarını gereksiz yere harcat, konuşmasını gereksiz yere harcat yani tefsir yaparken Kuran’ı aksi mantığı da geliştirerek yapacaksın. Mesela diyor ki, “hiçbir infak (harcama)da bulunmayın Resulullah’ın yanında bulunanlara” şimdi bunun tefsir açıklaması nasıl olur? Harcama yapmamak, yapmıyorsun. Orada ama harcama yaptırır sana. Seni israfa sokturmak ister. Yani senin imkânını elinden almak ister. Vaktin varsa vaktini alır. Paran varsa paranı alır. Yani bu tarzda düşünülmesi gerekir. Yani tek yanlı tefsir olmaz. Bak “sonunda dağılıp gitsinler.” Şimdi bak burada bir gerçeğe dikkat çekiyor. Demek ki imanı zayıf, aklı zayıf insanlar maddi güç zayıfladığında onlar da zayıflayıp kopabiliyorlar. Münafığın en dayanamadığı şey Müslümanın maddi yönden çökmesidir. Onun için Müslümanlara saldıranlar önce Müslümanları malına mülküne saldırırlar ki bir şeyleri kalmasın, etrafında olan insanlar dağılıp gitsinler diye. Buradan da anlıyoruz ki Müslüman zengin olması gerekiyor. Yani bak ayette diyor görüyor musunuz tefsirini? Çünkü buradaki anlatıma göre mal olmaması tahribat yapıyor. Münafık hasta ruhları hareketlendiriyor. Mal güçlü olduğunda zenginlik olduğunda da bağlayıcı, perçinleyici bir yapı oluyor. Yani Kuran tefsirini çok geniş almak lazım. İleri geri her türlü mantıkla bakmak lazım. Ve ayrıca bu gerçek tefsir olmuş oluyor. Yani pratikte tam karşılığı oluyor. Çünkü tek yanlı bakarsan sağ tarafını alıyorsun ama sol tarafını almamış oluyorsun. Altını alıyorsun, üstünü almıyorsun buna benziyor. Her yanını almak lazım ayetin. Yani ayet sana bunları tek tek açıklamaz. Sen kendin oradan anlayacaksın. Mesela diyor ki bir insana sen diyorsun ki kırmızı yanarken geçme. Şimdi adam bununla kalmayacak demek ki yeşilde geçebilirsin. Mesela sarıda dikkatli olacaksın. Yani onu zincirleme kendin çözeceksin. Çünkü orada bir kırmızı var bir de sarı var. Değil mi? Görüyorsun orada. Onlar tek tek tarif edilmez. Yani ilerisi gerisi bunların hepsini hesap etmek lazım. Çünkü münafık yalan söyler. Nedir tefsiri? Mümin yalan söylemez. Onu söylemek lazım münafık yalan söyledi deyip geçmeye gerek yok. Diyecek ki mümin asla yalan söylemez. Münafık sözünde durmaz. Mümin ne yapar? Sözünde durur. Yani hazır ayet gelmişken Müslüman ahlakının da anlatılması lazım. Yani ilerisi ve gerisi olarak. Bak “Münafıkların dilleri de baldan daha tatlıdır. Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” O zaman müminin dili tatlı olabilir. Ama dürüst olacak. Yani tatlı dilden demek ki mümin hoşlanıyor buradan bunu anlıyoruz. Tatlı dil kötü anlamına gelmiyor bu. Tatlı dilin içerisine zehri kattığı için çirkin oluyor. Mümin tatlı dilli olacak içinde de bal olacak. Münafığın dili tatlı olur içinde de zehir olur. O tatlıyı yediğinde zehri de almış olursun. Anlamı bu. “Ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Biz mesela kurtların filmlerini seyrediyoruz. Birbirlerine saldırıyorlar. Vahşet değil mi? İnsan Allah’a sığınıyor, insanı da Allah öyle yaratabilirdi. Allah onları özellikle öyle yaratıyor ki mesela kaplanlar, aslanlar veyahut vaşaklar, sırtlanlar birbirlerine giriyor. Görüyorsunuz filmlerde. Görüntü dehşet verici, ses çıkarttıkları sesler falan. Allah insanları da öyle yaratabilirdi. Allah verdiği nimeti bize göstermiş oluyor. Yani bak eğer böyle hayvan gibi olursanız işte böyle olursunuz. Orada bize bir ders var, vahşi doğada bir ders var. Eğer hayvan karakterinde olursanız böyle olursunuz. Ama Müslüman karakterinde olursanız tam aksi olması gerekiyor. Mesela yavrusuna nasıl şefkat gösteriyor değil mi? Orada Allah bize bir ders veriyor, onlar da bir ayet. “Kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir.” Demek ki kalpler nasıl olacak Müslümanda? Çok halim. Kurtunki nasıl vahşiyse müminin kalbi de çok halim olacak. Böyle ikilemeli tefsir açıklama yapılması lazım. Çünkü sırf münafığı anlatırsan bu kalplerde kabz meydana getirebilir. Aynı münafık ayeti içerisinde müjdeyi de vermek lazım. Çünkü Kuran onun aksini istiyor bizden. Hep aksiyle de müminlere işaret edilir. Mesela Allah diyor ki, “cömert olun,” mesela “zekat verin” biz bu ayetle münafığı çıkarırız. Münafık ne yapar?  Vermez, zekatını vermez, bunu anlarız. Mesela doğrularla beraber olur. Münafık ne yapar? Sahtekarlarla yalancılarla beraberdir. Ayetler bu tarzda da rahatça çözümlenebilir ve anlaşılabilir.

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey, siz zaten münafık ayetleri de Müslümanlara bakar, çünkü onlar zaten üzerlerine alınmıyorlar ayetleri demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafık güler canım, münafık ayetlerini hiçbir şekilde almaz, ancak mümin alır. Dehşet ve hayretle görür, ben ne yapmışım der, ben münafık alametlerinin içine batmışım, batağa batmışım hemen kurtulayım der. Münafıksa der şimdi bu adamlar beni anlayacak çaktırmayım. Kalbimde dursun becerebildiğim kadarını devam edeyim der ve ilk planda onu patlatır yine o pisliği çıkarır ilk sıkıştığında. Mümin külliyen vazgeçer, kökten kalbinde bitiriyor çünkü belli ki onunla yaşayamayacak, zaten pis olduğunu görmüş oluyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Allah bir ayette, Müslümanlar için şeytandan Allah’a sığınırım. “Yaptıkları kötü işlerde bile bile ısrar etmeyenlerdir.” Diyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çünkü görülmüş artık pisliğe artık sinsice ve gizlice devam ettirmek istiyorsa artık katmerli şeytandır o, net manyak yani ruh hastası. Hem kötü olduğunu görecek, hem aleyhine olduğunu görecek ve kararlı olarak pislik yapmada kararlı olacak ve gizlemek şartıyla yine devam etmek isteyecek, bu ruh hastası demektir.

PİRAYE YÜCE: Müminler için arınmayı içten arzulayanlar olarak geçiyor ayette.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Münafıklar eğer konuşurlarsa şer konuşurlar” konuştun muydu pislik, ya bir fitne, ya bir bela, ya bir uğursuzluk, ya bir kavga nedeni, ya bir bulaşma nedeni, ya bir vesvesesi, ya şeytani bir dürtüleme şer konuşurlar. Mümin nasıl oluyor, hep hayır, hep ferahlatıcı, hep güzel, hep yatıştırıcı, her fitneyi ortadan kaldıran, hep hayır, kalpte ferahlık getiren.

GÜLEN BATURALP: Sizin üslubunuzda her zaman bunu görüyoruz Adnan Bey maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. “Eğer susarlarsa fasit kötü, bozuk ve fasıktırlar.” Eğer mümin susuyorsa yine yüzünde bir nur olacak, böyle suratı darmadağın böyle nursuz, pislik, kavgacı, kin dolu, hani lanet yüz derler, böyle hani saldırgan bir yüz müminde bu olmaz. (Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 252.) Mesela bazen öyle hakikaten kadınlarda da, erkeklerde de o tersleşen tipler oluyor, diyorlar “buna ne oldu böyle?” yüzünde ama akıl almaz bir pislik oluyor. Müslüman niye öyle olsun, varsa derdin anlatırsın, yüzünü niye pisleştiriyorsun?

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz bir hadis söylemiştiniz “münafık gece odun gibi sessiz, gündüz de yaygaracı olur” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, yani Müslüman mesela şeytani bir sessizlik içerisinde olmaz. Allah’ı anar, güzel söz söyler, gönül alıcı konuşur hep ortalığı hoş hale getirendir. Ama çoktur rastlarsınız böyle İblis gibi susar, ya derler buna ne oldu böyle, mesela bir kişiyle domuşur pis pis, uğursuz, uğursuz negatif bir elektrik saçarak bakar, bunu münafık yapar diyor Peygamberimiz (s.a.v.) , bu bir pislik, ahlaksızlıktır.

ZEYNEP DALAMAN: Bir de siz söylemiştiniz Adnan Bey, müminleri rahatsız etmek için mesela çok neşeli bir ortamda susuyor ya da sadece böyle bakıyor yani rahatsız olduğunu belli ediyor.

ADNAN OKTAR: Evet, bak diyor ki “Kibirlidirler, ne sevilirler ne de severler.”  Gerçek sevgi olmuyor onlara karşı ahlaksız oldukları için, sevmeyi de bilmiyorlar sevmezler. “Gece odun gibi,” bak “gece odun gibi sessiz” böyle dalar dalar gider boş boş. Mesela bir noktaya bakıyor yahut mesela televizyona öyle bakıyor neye baktığından haberi yok veyahut bir cisim odun gibi, ölmüş gibi öyle bakar. “Gündüz gürültücüdürler,” yani gürültü Müslümanın tefekkür gücünü ortadan kaldırır. Şeytana da diyor ya “atlılarınla, yayalarınla yaygarayı kopar” çünkü gürültücü bir ortamda insan ne konuştuğunu anlayabilir, ne bir şey düşünebilir mesela bazı kahvehaneler bir yerler olur bağıran, çağıran çoktur değil mi, yaygara yapan bazı yerlerde görüyoruz toplantı; akıl almaz bir kargaşa ve muazzam bir kavga ortamı. Orda ne merhamet, ne şefkat, ne dostluk, ne kardeşlik pek olmuyor ben öyle görüyorum. Mesela kız erkek bir araya getiriyorlar, o ona bağırıyor, o ona bağırıyor muazzam bir yaygara, gerilim dehşet ortamı adeta. Burada Müslümanlık yaşanmıyor demektir. Bunun münafık alameti olduğunu herkes görüyor, hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.) belirtmiş.

BEYZA BAYRAKTAR: Ahlaksızlıklarını sevgi adı altında yaparlar aslında gerçek sevgi istemezler, enaniyet tatmini isterler çevreden bir gösteriş beklerler diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, onu gurur meselesi olarak alıyor. “Münafık gözlerine hakimdir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “istediği şekilde ağlar” diyor. Mesela bir şey istediğinde ağlayarak çoktur kadınlarda bilirsiniz filmlerde falan görürsünüz ufacık bir şeyde, filmlerde bile hep o vurgulanır, her şeye ağlar, çıkarıyla çatıştığında ağlamayı silah olarak kullanır. Kendini acındırmak için, bir şeyi elde etmek için, bir şeye karşı çıkmak için, karşı tarafı yıldırmak için o bir şeytani yaygara yöntemi. Müslüman Allah aşkıyla ağlar. Bir insanı tedirgin etmek, yıldırmak için ağlanmaz bu bir ahlaksızlıktır, zulümdür.

Toplumda iffetsiz bayanlar var, erkekler var. İffete insanları davet etmek iffeti nimet olarak göstermek, iffetin yüceliğini insanlara anlatmak Kuran’ın emridir. İffet insanı güzelleştirir. İffetsizlik çirkinleştirir. Büyük bir felaket dünyada yaşanıyor, iffetsizlik felaketi yaşanıyor. Avrupa’da Amerika’da erkekler arasında da iffetsizlik yaygın, Türkiye’de de iffetsizlik var. Ama ben falanca şahıstır, falanca gruptur, kişi vermiyorum. Kuran’ın üslubudur bu. Kuran’da Allah müminlerin iffetli olmasını söylüyor. İffetsizliğin de çirkin olduğunu söylüyor. Yani yanlış insanların kötü yolda olan insanların iffetsiz olduğunu söylüyor. Ben bunu belirttiğimde anlattığımda Kuran’daki üslubu anlatmış olurum. Mesela yalan söylemeyi nasıl eleştiriyorsak iffetsizliği de eleştirmek durumundayız. Zulmü, zalimliği nasıl eleştiriyorsak aynı şekilde iffetsizliği de eleştirmek durumundayız. İffete insanları özendirmek durumundayız. “İffeti geçelim, öbürlerini anlatalım” dersen yarın bir gün de adam “hırsızlığı elleme” der. Öbür gün de “şiddeti ve dehşeti elleme” der. Ahlaksızlığın her şubesinin eleştirilmesi lazım. Kuran’ın emridir bu. “Şu ahlaksızlık türünü elleme” dersen, o şüphe meydana getirir. Bir anormallik olur.

Özel harekâttan askerlerimizden de “Cansınız can, çok teşekkür ederiz” demişler. Mehter hediye ettim ya onlara. Birçoğu da “Allah razı olsun” yazmış. “Hocam, operasyon halinde olduğumuz için şu an sizi izleyemiyoruz” diyorlar. Ama çok hayıflanmışlar canlarım benim. Çünkü şu an çok hayati noktaya geldiler, merkeze yöneldiler.

Münafık alametlerinden bahsedin biraz. Ama ben de duyayım.

GÖKALP BARLAN: Hocam, münafıkların en büyük özelliklerinden birisi bir diğerini siper ederek kaçmakta olduklarını söylüyor.

ADNAN OKTAR: Kim söylüyor?

GÖKALP BARLAN: Allah.

ADNAN OKTAR: Allah söylüyor.

GÖKALP BARLAN: “…bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar…” (Cuma Suresi, 11) diyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) mübarek nasıl zor durumda kalmış kardeşim. Bilinmiyor bu. Toplamış milleti bak, inanılır gibi değil. Tek başına kalıyor. Bütün millet sökün edip koşuyor. Şu saygıdaki eksikliğe bak. Peygamber (s.a.v.)’in çektiği çileye bak. Tek kalıyor. Büyük bir felaket bu. Ne sabırlı, ne güzel insanmış, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle söylüyor Hocam; “…onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler.” ( Tevbe Suresi, 86) izin istiyorlar.

EBRU ALTAN: “…evlerimiz açıktır.” (Ahzab Suresi, 13) diyorlar.

ADNAN OKTAR: “…evlerimiz açıktır.” Ama bir çıkarı olsa öyle bin tane evi açık olsa hiç dinlemez.

PİRAYE YÜCE: “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” (Al-i İmran Suresi, 167) diyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela ona üç küp altın versen “profesörüm ben” der.

EBRU ALTAN: “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi.” (Tevbe Suresi, 42) diye söylüyor Allah ayette.

CİHAT GÜNDOĞDU: Mücadeleden tamamen kaçıyorlar her fırsatta. “…çölde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (oradan) sormayı cidden arzu ediyorlardı...” (Ahzab Suresi, 20) diyor bir ayet-i kerimede, şeytandan Allah’a sığınırım. Allah bildiriyor. Başka bir ayet-i kerimede de “…Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler.” (Ahzab Suresi, 18) diye Allah bildiriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Zoru gördü mü münafık patlar. Yani basınç aletleri var ya beton kırma makineleri oluyor betonun dayanıklılığını biliyor. Mesela bir ton uyguluyor kırılmıyor. Ama bir buçuk ton uygulandığında kırılıyor. Münafığın da öyle dayanacağı bir nokta vardır. Hâlbuki mümin asla kırılmıyor. Eğilir, bükülür ama asla kırılmaz.

GÖKALP BARLAN: “…Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti...” (Fetih Suresi, 11) diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bak, o onların fitnesi olmuş oluyor. Mallar ve oğullar bir fitne oluyor yani insanların birçoğunun cehenneme gitmesine vesile olan bir olay. Hâlbuki cennetine vesile olması gerekir. Ama cehennemine vesile ediyor onu.

KEREM HAZAR ERSÖZ: Münafıklar çok ağır davranıyor ve müminlerin başına bir musibet geldiğinde iyi ki onların yanında değildim gibi konuşmalar yapabiliyor. “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.” (Nisa Suresi, 72) diye konuşmalar da yapabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi ağır oldu mu ona bir musibetin isabet etme imkânını azaltmış oluyor. Çünkü mesela evde oturuyor, bir şeye karışmıyor. Bir şey yapmıyor. O zaman hareketli olan, canlı olan Müslümanlara bir şey isabet etmiş oluyor. O zaman da diyor ki; “ben bu yaptığımla çok büyük isabet ettim” diyor. “Allah beni korudu” diyor. Hâlbuki Allah ona bela vermiş oluyor. O mümine de Allah nimet vermiş oluyor. Cennette onun makamı yükselirken onun cehennemdeki derinliği artıyor. Haberi bile yok belanın içine girdiğinden.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Yüce Allah münafıkların kalplerinde hastalık yarattığını ve bunu sürekli artırdığını söylüyor inşaAllah. Siz de önceki yayınlarınızda Allah münafıkların kalplerinde doktorların cihazlarının bulamayacağı çok özel rahatsızlık yarattığını söylemiştiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Onu anlamadım tam.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Psikolojik hastalık var. “Hastadır ruhları” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, bizim bilemeyeceğimiz derinlikte azılı manyak oluyor. Hani var ya kafası manyaklar oluyor böyle. Onun gibi yani azılı deli oluyor. Yani anlamak mümkün değil.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Münafıklar gücü ve onuru dünya hayatında gördükleri için hep onlara yalakalık yapma, onların yancılığını yapma gibi karakterleri oluyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

KONUK BEY: Münafıklar dini her yönden zorlaştırmaya çalışıyorlar. Müminlerin hayatı zorlaşsın diye dini yaşanmaz hale getirmeye çalışıyorlar. Ama savaşmaya kâfirlere karşı deccala karşı savaşmaya geldiğinde “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” (Al-i İmran Suresi, 167) diyorlar. Günümüzde de bu görülüyor zaten. “Darwin diye bir şey mi var?” diye soruyorlar, Darwinizm’le savaşmaktan kaçınıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, ilimle, irfanla.

Münafık derken biz adı geçen hocalar, kardeşlerin bahsettiği hocalar falan biz bunların hepsini tenzih ediyoruz. Yani genel bir kavram olarak söylüyoruz. Belirli bir şahsı kastetmiyoruz.

Kedi sevmeyi öncülük ederek biz öğrettik. Kediden hiç bahsedilmezdi daha önce 70’lerde, 80’lerde 90’larda hiç bahsedilmezdi. Sürekli kedi sevgisini gündemde tutarak herkese kedileri sevdirdik maşaAllah.

ADNAN OKTAR: PYD eşittir PKK demiştim. Amerika da ayrı diyor bununla hiç alakası yok. Şimdi gece gündüz anlattığımız bir konu Takvim Gazetesi onu yayımlamış. Adam PKK’lılarla beraber PKK kampında öbür tarafta da bu Obama’nın temsilcisi Brett McGurk var PKK’lı teröristin adı da Polat Can. Aynı adam hem PKK’lılarla iç içe hem de PYD’yle iç içe. PYD’li gösteriyor kendini aynı zamanda. Bir tek üniforma değiştiriyor gidiyor orada PKK üniforması giyinmiş, orada da PYD üniforması giyiyor.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Çıkan haber, “PKK’da böyle PYD’de böyle.” Aynı kişi.

ADNAN OKTAR: Bak orada PKK üniforması var üstünde ve PKK’lılarla birlikte, orada da PYD üniforması var PYD’lilerle. Amerikalılar da yemiş bunu. Yani anlatıyoruz anlamıyor adamlar. Bu rezalete bir dur denmesi lazım. Basın bu konunun üstüne çok gitsin. 

Musevilerin kitabı olan Tevrat’ta, ki Müslümanların da iman ettiği bir kitaptır Tevrat. Yaratılış bölümünde şöyle geçiyor; “Yehuda” diyor “onu görünce fahişe sandı çünkü yüzü örtülüydü.” Bak o devirde fahişelerin yüzü örtülü. Demek ki ölçü değil bu. Örtünmek veya açılmak bununla alakası yok.

İrkutsk bölgesinde Rusya’nın altı büyüklüğünde deprem olmuş, 20:27’de. İşte o da bir hikmetle olmuştur.

“Mümin rüzgardan etkilenen ekin gibidir devamlı bela içinde olur.” Bir o biter o başlar, o biter o başlar imtihan olduğu için. “Münafık ise kesilinceye kadar etkilenmeyen çınar ağacına benzer.”

Evet dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Hasan Cemal bugün Bülent Arınç’a destek vermiş. Şöyle yazmış; “Bülent Arınç Erdoğan saflarında şöyle ya da böyle bir gedik açtı. Dudak bükülmesin. Evet Erdoğan bugün için güçlü gözüküyor, şimdilik zirvede ama bastığı zemin sandığı kadar sağlam değil. Ayrıca unutmasın zirve uçuruma en yakın yerdir.”

ADNAN OKTAR: Canım vatan milletin hayrı için ortaya çıkmış bir insana manevi destek olacağına yok uçurumun kenarındasın, biri çıkıyor ipin kenarındasın böyle şey mi olur? Vatana millete hizmetin karşılığı bu mu? Sabahtan akşama kadar uykusu yok, dinlenmesi yok gece gündüz hizmet ediyor. Faydalı olmaya çalışıyor şunun kenarında bunun kenarında. Böyle denmez, demokratik mücadele istiyorsa demokrasi içerisinde mücadele yaparsın. Ama böyle bir üslup yakışık almıyor.

“Mümin eğilip bükülür ama asla kırılmaz.” Eğilip bükülür demek çok çileler çeker, çok sıkıntılar çeker. Zor uğraşların içerisindedir. Mesela hapse düşer, insanlar tarafından saldırıya uğrar, dedikoduyla şununla bununla baskı altına alınmaya çalışılır ama asla kırılmaz anlamı bu. Şimdi altını alırsın çekiçle döversin. Eğersin bükersin ama hep altın, bozulmaz. Yani asliyetini vasfını kaybetmez. Onun için derler ya altın yere düşmeyle sakıt olmaz kadru kıymetten. Mesela mümini sen yere düşürebilirsin ama değerini düşüremezsin. Kalkar hemen, o anlamda.

Zekeriya 4 bölümünde İncil’de Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden bir bölüm var. “Meleğe “kandilliğin sağında ve solundaki bu iki zeytin ağacı nedir?” diye sordum” diyor. İki tane zeytin ağacı kandilliğin iki tarafında. Kandilliğin bak çok manidar. “Altın gibi yağ akıtan iki altınoluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir?” Bak altın gibi yağ akıtan. Altın gibi. İki altınoluğun yanındaki bu iki zeytin dalı nedir? “Bunların anlamını biliyor musun?” diye karşılık verdi. “Hayır efendim” dedi. Melek: “Bunlar bütün dünyanın Rabbine hizmet eden zeytinyağıyla kutsanmış iki kişidir” diye açıkladı. “ İsa Mesih ve Hz. Mehdi. Çünkü ikisi de zeytinyağıyla kutsanacak. Yani kutsanıyorlar, kutsanmıştır bir de zeytinyağıyla da kutsanıyor. Zeytinyağı alınıp başlarına sürülüyor. Mesh ediliyor, zeytinyağıyla kutsanıyorlar. İki kişidir. İncil’de Hz. Mehdi (a.s) birçok yerde vurgulanır. Mesela su testisi taşıyan adam. “Sen onu gördüğün vakit onun gittiği eve doğru git onun peşini takip et” diyor İncil’de. Daha hala tefsirini yapamıyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’a baktığı açık görülüyor. Yani kova çağı, kova burcuna işaret ediyor. Kova burcunu taşıyan adam. “Elinde su testisi taşıyor onun peşi sıra git diyor. Onun gittiği eve git” diyor. Demek ki bir evdeler. Bir topluluk halindeler. Bu bölüm Zekeriya 4 yani Tevrat’ta olan bölüm Tevrat’ta. Tevrat-ı Şerif. Tevrat’ta böyle açıkça hem Hz. Mehdi (a.s)’a hem İsa Mesih’e işaret eden bir bölüm var. “Havariler ona “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.” Yani talebeleri nerede tebliğ için, İslam’ı yaymak için hazırlık yapalım? “İsa onlara “bakın” dedi. Bakın kente girdiğinizde karşınıza” kent İstanbul, Medine’ye “su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı gideceği eve kadar izleyin.” (Luka 9/11.) “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi “kente gidin”” Medine’ye yani İstanbul’a işret ediyor inşaAllah. “Orada su testisi taşıyan adam çıkacak karşınıza onu izleyin.” (Markus, 13.)

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

 

 

Masaüstü Görünümü