Harun Yahya

Sohbetler (4 Şubat 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi sonsuzdur” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çatışma bölgesinin ekonomik kalkınması için alınacak bazı tedbirler daha açıklandı. Sizin daha önce söylediğiniz gibi esnafın banka borçları ile Bağ-Kur prim borçlarının bir yıl ertelenmesi gündemde. Ayrıca Halk Bankası bölge halkına düşük faizli ve uzun vadeli kredi açacak. Bölgede yedi sanayi sitesi, bir serbest bölgenin kurulması da gündemde.

ADNAN OKTAR: Evet ama halka bir peşin para versinler. Biner lira halka cep harçlığı olarak dağıtılsın. Yani kira yardımı. Şimdi o işte muhtardan kağıt gelecek, bilmem ne konu uzamasın. Makbuzla yani o andaki kanaatle dağıtılsın. Bu büyük bir olay değil. Kaç kişi olur orada? Hadi bin kişi olsun, hadi iki bin kişi olsun. Biner lira verince batmayız yani. Uzatmaya gerek yok. O sözümüz, Allah razı olsun onu yerine getirdiler. Dediler; “Bin lira vereceğiz.” Ama benim kastettiğim hemen vermek. Yıldırım hızıyla, karşılaşıldığında vermek. Çünkü gidiyor, yükü yüklemiş gidiyor. Nereye gideceği belli değil. Bak diyor ki; “Kira bedeli pahalıydı mecburen geri dönüyoruz” diyor. Şimdi bu oldu mu? Olmadı. Demek ki eline geçmemiş daha kira bedeli. Yıldırım hızıyla eline geçmesi lazım.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Adnan Bey, şehirlerin yaralarını sarmak ve kardeşlik ruhunu tahkim etmek için, kardeş şehir projesi uygulanacak. Örneğin; Diyarbakır-Konya ile Batman-Gaziantep ile kardeş şehir olacak. Kardeş okul projesi de hayata geçirilecek. Şırnak’ta, Cizre’de, Silopi’de, Sur’daki çocuklar batıda bir okul ile kardeş olacaklar.

ADNAN OKTAR: Ne oluyor kardeş olunca? Yani ne anlama geliyor onu açıklamaları lazım. Çünkü hepimiz kardeşiz. O kardeş ilan etmeyle kardeş oluyor değiliz. Onun avantajı nedir? Kastedileni, onu söylemeleri lazım. Birde vakit kaybetmeye gerek yok. Pratik, hükümetin iyi yönü, sağ hükümetlerde pratiktir. Mesela; dengeni almış gidiyor. “Amca nereye?” Evi boşalttık. “Terörden dolayı çıkıyoruz. Al sana amca bin lira.” Ver makbuzu o kadar. Mesela diyorlar ki; ev kira fiyatları iki misline fırladı Güneydoğu’da. Mesela bu çok korkunç bir şey, çok çirkin, fırsatçılık yani. Mesela buna tedbir alınabilir. Kira fiyatı daha önce neyse onda kalacak şekilde kanun çıkarabilirler. Mesela; taşımacılık üç misline çıkıyor, iki misline çıkıyor. Neyse o, daha önceki neyse o. Yani bu mazlum insanları daha da zora sokacak şeyler yapmanın alemi yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın PYD’ye silah yardımı yapabilmek için Suriye’de havaalanı inşa ettiği ortaya çıktı Adnan Bey. Eskiden sinek ilaçlama uçakları için kullanılan pist Amerikalılar tarafından genişletildi. Bu pist sayesinde Amerikalılar PYD’ye doğrudan silah indirebiliyorlar. Amerikan kanalı CNN, Amerikan uçakları silah indirdikten birkaç dakika sonra YPG’ye ait silahlı kamyonetin gelip silahları aldığını, böylece IŞİD’in eline silahların geçmediğini anlattı. Yardımı bırak ve git şeklinde adlandırılan pistin, Amerika’nın Kürt ve Arap müttefikleriyle sahada görev yapan Amerikan özel kuvvetler birliğine lojistik destek sağlamaya devam edeceği ifade edildi.

ADNAN OKTAR: Ama o silahların hepsi Türkiye’de çıkıyor. Tanksavar silahlar efendim işte o havada kullanılan silahlar. Uçaksavar silahlar. Uluslararası kamuoyuna bunun açıklanması gerekir. Amerikan kamuoyu çok sarsılır böyle bir şeyde. Teröriste Amerika silah veriyor yani hükümeti devirecek bir şey bu. Çok büyük bir skandal, bu skandalın iyi vurgulanması lazım. Amerikan derin devletiyle İngiliz derin devletinin iç içe olduğunu söylemiştik. Talimat İngiliz derin devletinden geliyor. Yıkamadılar ya Türkiye’yi acayip daraldılar. Şimdi oluk oluk PKK’ya silah veriyorlar. Her yerde silah yığıyorlar. Ama PKK’lılar da kafasız, ahmaklar silahla olmuyor, silahı kullanmayı bilmiyor. Kafa çalışmıyor, küt kafa. Bu sefer sıkılmışlar doğrudan Amerikalı subay kullanıyorlar. Buna müsaade etmemek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf vardı. PKK’nın askerimize karşı kullandığı bir silah. Amerikan tipi keskin nişancı.

ADNAN OKTAR: Bu keskin nişancı tüfeği.

BÜLENT SEZGİN: Evet, Amerikan modeli. PKK askerimize karşı kullanıyor bunu.

ADNAN OKTAR: Evet bunu çok iyi gündem yapmak lazım. Her yerde söylemek lazım, her yerde anlatmak lazım. Amerika PKK’ya silah verme, Amerika teröriste silah verme tarzında dünyanın her yerinde bunu duyurmak lazım. Amerika PKK’ya silah verme, Amerika teröriste silah verme. Halkın duyması lazım bunu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sur’da yaralanan Uzman Çavuşumuz Nebi Aslan tedavi gördüğü GATA’da şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım, hay benim güzel aslanım hay.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Allah şehadetini mübarek etsin. Bakayım. Nasıl da yakışıklıymış ağabeyinin aslanı.

BÜLENT SEZGİN: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Koç yiğitmiş. Ne güzel gitti Peygamberimiz (s.a.v.)’e sarıldı. Biz de burada kaldık. Biz de özeniyoruz tabii. Yani o nimete biz de özeniyoruz.

Özetle hükümetin tabii pratikliği iyi. Pratik hareket etmesi iyi. Başbakan’ın da müşfik olması güzel. Tayyip Hoca da sürekli müşfik olsa tepesine çıkarlar. Yani öyle tabir edeyim. Mecburen o da bazen haşin bir üslup kullanıyor. Benim gördüğüm hükümet elinden geleni yapıyor. Yani iyi niyetli olduklarını düşünüyorum. Hatalı yönleri olabilir, vardır. Ama nasihate, güzel söze açık hükümet. Yani tavsiyeye açıklar. Değiştirerek de olsa dediklerimizi yapıyorlar. “Bin lira verin” dedim. “Kira yardımı yapacağız” dediler. Ben hemen eline anında verin parayı dedim. Bir şey olmaz ya doldurursun cebini bir veznedar birisi gezinsin orada. Dağıtsın bir şey olmaz. İki asker de şahit olacak, vereceksin parayı bu kadar. Suiistimal falan bir şey olmaz helali hoş olsun. Mesela; kiralar artıyor. Ya kardeşim yeri göğü sallayın. Kiranın niye artmasına müsaade ediliyor? Adam geri dönüyor kardeşimiz. Diyor ki; “kiralar pahalıydı geri dönüyorum.” Ya şu eziyete bak. El arabasıyla yeniden eşyalarını alıp götürüyor şu soğukta, şu çileye bak. Geri eve dönüyor. Kendi evine dönüyor. Ev de yıkık dökük. Yazık günah değil mi? Çatışmanın olduğu yer. Yani bu ağır suç kabul edilsin, kira artırımı. Bin lira da muntazam, kesintisiz verilsin. Ama uzun bürokratik işlemlerden sonra verirsen adamın bir işine yaramaz o insanın. Aylar sonra verirsen bir işine yaramaz. Hemen olması lazım. Mesela diyor ki; “O bölgeyi dehşetli hale getireceğiz.” Ama bu aylar sonra olacak bir şey. Yani Güneydoğu’da yapılacak her türlü güzellik bizi açar. Kalbimizi ferahlandırır.

Bu silah dağıtımı işi önemli Amerikalıların yaptığı. Bütün dünyaya bu yaptıklarını duyuralım. “Amerika teröristi destekleme, Amerika PKK’yı destekleme” her yerde, dünyanın her yerinde İngilizce olarak gündem yapalım. Biliyorlar onların ne olduğunu, taktılar inat ettiler. İngiliz derin devleti ne diyorsa onu yapıyorlar. İki yüz yıl önce aldıkları bir karar var. İlla ki bölecekler. Ya kardeşim bak bir avuç Özel Harekatçıya karşı koyamıyor, o kadar adam yetiştirdiniz PKK’lı terörist. Dünyanın en iyi silahlarını veriyorsunuz. Bir avuç ya bir avuç Özel Harekatçının karşısında köpek gibi diz çöküyorlar. Demek ki gücünüz yetmeyecek niye artistlik yaparsınız? Hatta Amerikalı uzmanlar, subaylar yönetiyor. Bizzat olay yerine gelip Amerikalı subaylar yönetiyor. Ama adamlar dangalak ve ahmak oldukları için, kafa çalışmadığı için gümbür gümbür gidiyorlar. Yani hepsi darmadağınlar, hepsi yakalanıyor. Allah zulme kapı açmaz. Zulme müsaade etmez. Amerikan derin devleti İngiliz derin devletine bağlı. İngiliz derin devleti de görevi haşa Allah ile savaşmak. Kendince Allah ile savaşabileceğini düşünüyor. Yani deccal harekatı olduğu için deccal çünkü, Allah’a savaş açan güç demektir. Hep Allah taraftarları yener. Çünkü onların mekrini de yaratan Allah’tır. “Onlar bir mekir yarattılar. Ben’im mekrim daha büyüktür” diyor, Allah. “Ben’im oyunum daha büyüktür” diyor. Çünkü onu oyunu zaten bozulmuş yaratıyor. İngiliz derin devleti koskoca evrende bir toz üstünde, daha da katrilyonlarca da büyüttüğümüzde yine küçük bir toz parçası. Hiçbir güçleri yok. Boş yere debeleniyor, boş yere enaniyet yapıyorlar. Lordlar kamarasında falan boş yere kostaklanıyorlar. Hiçbir şey çıkmaz hepsi mağlup olup gidecekler. Mehdiyet’in kapısı sonuna kadar açık. Kendilerince kullandıklarını zannettikleri Masonluk şuan Mehdiyet’in emrine girdi. Ve her zaman Hızır (a.s)’ın kontrolünde. Boş yere uğraşıyorlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ayeti kerime de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah müminlerin aleyhine küfre asla yol vermez” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet, biz ibadet olduğu için anlatıyoruz. Yoksa bir şey yapabileceklerinden değil.

Kürt kardeşlerimizin evlerinden çıktıklarını biliyoruz. Kendilerini korumak için bunu yapıyorlar. Turistik tesislere yerleştirelim. Devletin tesislerine yerleştirelim. Otele yerleştirelim. Bir şeyler yapalım. Ezilmesinler, ıstırap duymasınlar. Çünkü ev tuttuğunda birde orada yakacak kömür, odun, bilmem ne temin etmesi gerekiyor. Çok zor işler bunlar. Yani terörü onlar istemiyor. Terör onların üstüne musallat olmuş. Yani bir deprem gibi düşünecek hükümet bunu. Bir felaket bölgesi olarak düşünecek. Olağanüstü durum ilan edilip, felaket bölgesi ilan edilip vatandaşa destek olunması lazım. Nasıl depremde çadırlar kuruluyor? Halka yiyecek veriliyor falan aynı şekilde orası da bir felaket bölgesidir. Yardımcı olmak lazım.

Tabii kadınlara iyi bakmak çok önemli. Güzel deyip konuyu bitirmemek lazım.

Şehitlere iyi sahip çıkmak lazım. Şehit ailelerine çok iyi sahip çıkmak lazım. Şehidimiz çok olur bizim yani dönem itibariyle çok olur Allah vermesin ama çok olur, gazimiz çok olur, gazilere çok iyi sahip çıkılması lazım. Bana ne demek çok büyük bir ahlaksızlık, haysiyetsizlik, şerefsizlik olur, namussuzluk olur, karaktersizlik olur çünkü onlar; Allah için, vatan için, bayrak için, millet için devlete zarar gelmesin, toprağımız bölünmesin diye canlarını bedenlerini veriyorlar. Mutlaka cenazelerine kardeşlerimiz katılsınlar çok kalabalık olsun. Cenaze demeyeyim de şehitlerimizin uğurlanması. Gazilerimize de elimizden gelen yardımı yapalım vakıflar kurulsun, dernekler kurulsun, her yerde onları rahat ettirelim. Mesela sırf gazilerin devam ettiği böyle büyük güzel otelimsi yerler yapılabilir efendim yahut böyle büyük oteller satın alınıp kardeşlerimizin emrine sunulabilir. Gaziler akşama kadar evde oturuyorlar çocuklar mesela ayağı kopmuş, akşama kadar evde annesi bakıyor. Halbuki onları güzel yerlere getirip değil mi geniş bir, dev bir otel satın alınmış olsa oralarda onlar hem dinlenirler hem sohbet ederler bir arada onları da çok ziyaret eden de olur sevenleri gelir.

Kürt kardeşlerimiz çatışma bölgesinden kaçmak, ayrılmak için evlerini terk etmeye çalışırken HDP milletvekili Nursel Aydoğan zabıta arabasıyla anons yapıp evlerinize dönün diye sokak sokak dolaşmış Kürt kardeşlerimiz bayağı bir haşlamışlar bu hanımı. Bayağı öfkelenmişler. Öyle iyi oluyorsa sen kendin kal orda dur öyle kolay bir şey ise.

Türkiye’nin modern olması aslında meseleye çok esaslı bir darbe vurur çok çok önemli yani çok modern bir devlet olmamız. Şehirlerin kasabaların çok modern olması çok kaliteli bir insan kişiliğinin geliştirilmesi dev darbe olur. Çünkü bunların genel kininin nedeni bazı yerlerdeki kalite düşüklüğüdür. Geliyor buraya turistler falan insanlar geliyorlar görüyorlar. Bazı yerlerdeki kalite düşüklüğü onlarda müthiş bir öfke meydana getiriyor. PKK’lılar da entel dantel bir havaları var işte kadın haklarından bahsediyorlar, demokrasiden, şundan bundan bahsediyorlar onlar da kıyaslıyor ya diyorlar onlar kadınları kapamanın peşinde değil ama bunlar kadınları kapamanın peşinde. Bunlar müziğe karşı ama onlar müziğe karşı değil beraber dans ediyorlar eğleniyorlar halay çekiyorlar dolayısıyla biz bunları destekleyelim diyorlar. Halbuki modernlik bizde olsa adamların aklının ucundan bile geçmez böyle bir şey. Mesela Türkiye İsrail’e sahip çıksa İsrail neden gidip o adamlarla muhatap olsun? Değil mi? Amerika ile bütün ülkelerle çok dostane bir bağlantı içinde olması gerekiyor Türkiye’nin. 2016, 2017, 2018 hareketli yıllar 2019 muazzam hareketli.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listeye girdi Adnan Bey,

ADNAN OKTAR: “Atatürk’te birleşelim.” Güzel, doğru Atatürk’ün bir modern İslam anlayışı var yani Kuran Müslümanlığı ama adam onu öyle anlamaz Atatürk’te birleşelim dersen bir siyaset, ideoloji olarak anlar halbuki Atatürk’te birleşmenin anlamı, Atatürk’ün Kuran Müslümanlığında birleşme anlamındadır. Ben öyle anlıyorum.

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey siz sadece sevmekle kalmıyorsunuz çok saygı gösteriyorsunuz, ince düşüncelisiniz, gözünüzden sakınıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Kardeşim tabii öyle, seviyorum diyor ee? O çocuk üşür mü? Hasta mı olur? Gereken vitaminleri alıyor mu? Spor yapıyor mu? Uykusuna dikkat ediyor mu? Adamı ilgilendirmiyor. Olmaz. Her şeyine dikkat edecek çiçek gibi o çok özen göstereceksin hemen solar Allah esirgesin. “Ne gadar gözelmiş ya” diyor. Güzel ama bakımla güzel oluyor durduk yere güzel olmaz o solar gider Allah esirgesin.

İngiliz derin devletinin şuan utanç içinde olması çok büyük bir olay. Eskiden azamet ve enaniyetten geçilmiyordu dünya devletlerinin yöneticileri onlara hayrandı. Akıl almaz saygı ile kendilerini birçoğu çok aşağı görüyordu onlardan, onları hürmetle dinliyorlardı mesela kendi ulusunun insanlarının katledilmesiyle ilgili fetvayı veriyorlardı seve seve yerine getiriyorlardı, hürmetle yerine getiriyorlardı ama şuan hiç itibarları yok. Bizim vesilemizle hiç itibarları yok.

Fakat tabii Allah’ın hikmeti Allah fikirlerimizi geniş kitlelere çok esaslı şekilde duyurma imkanı verdi mesela Yaratılış Atlası ben dedim ki büyük ciltli olsun dedim büyük ciltli yapalım. Bana birkaç tane cilt getirdiler model olarak yok yok böyle değil dedim öyle anladığınız gibi değil dedim, yine böyle de değil dedim, bir tane daha çok büyük bir cilt geldi bundan, şu kadar cm daha büyük olacak dedim. Kitabın ilk baskısı geldi kendi getirenler de şaşırdılar herkes heyecanlı yani görünümü çok sarsıcı görülmemiş bir şey şuan dünyayı kasıp kavuruyor. Çok ilkel bir ideolojinin peşinden gittiğini anladı İngiliz derin devleti. Ne lordlukları kaldı, ne havaları kaldı. Onlar dünyanın kendilerini Allah’ı olarak görüyorlardı, biliyorsunuz lord Allah anlamındadır İngilizce’de, Tanrı Allah anlamındadır. Onların da büyük bir bölümü kendilerine kainatın Allah’ı olarak görüyorlardı ama şuan zavallı bir kul olduklarını anladılar ve bir hiç olduklarını anladılar. Ama tabii bu tahribatın yankıları bir süre daha devam edecektir yani direneceklerdir. Mesela Türkiye’ye güç yetirememek onların çok şaşırdığı bir şey. Çoktan kamuoyunu ikna edeceklerini zannediyorlardı. PKK’yı çok onurlu bir örgüt olarak gösteriyorlardı, akıl almaz derecede aşağıladım. Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz olduklarını iyice herkese yedire yedire ikna ettim. Bütün Kürt kardeşlerimiz şuan PKK’nın çok aşağılık bir örgüt olduğunu, elemanlarının da çok aşağılık olduklarını su gibi ezberden biliyorlar.

İtalyan masonluğunun bana ve arkadaşlarımıza duyduğu saygı ve sevgi akıl almaz boyutta, hürmet akıl almaz boyutta. Amerikan masonluğunun bana ve arkadaşlarımıza duyduğu saygı akıl almaz boyutta. Aynı şekilde tapınak şövalyelerinin duydukları saygı, bak buraya geldiler her gelen Müslüman oldu ama gizli, alelade söylemiyorlar. Her gelen Müslüman oldu bu ney bu? Bu derin bir saygıyı, derin bir sevgiyi gösteriyor çünkü çok dürüst anlatıyoruz, Müslümanlık dürüst bir dindir ama gelenekçi Ortodoks İslam dürüst bir din anlayışı değil. Dehşetin, vahşetin korkunun hakim olduğu estetiksiz, sevgisiz, güzellikten uzak bir dehşet dini bir vahşet dini. Adam öldürmeler, asmalar, kesmeler, kadınları taşlayarak öldürmeler, insan çığlıkları, kadın çığlıkları her yer kan revan içinde gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında mesela bak nur gibi insan bayağı güzel genç kızlar normal hayatları bunların. Bunlara bu hayatları çok görüyor gelenekçi İslam dini mesela bak çiçek gibi süslü gayet de güzel kimse bir şey yapamıyor, hiç kimse saygıda kusur etmiyor istediği gibi giyinsin sana ne?

ERDEM ERTÜZÜN: Bazı cemaat önderleri bu gelenekçi sistemin çöküşüne işaret olarak bu dönemde Hz. Mehdi (a.s)’nin hidayete vesile olacağını kendilerinin görevinin sadece imanı muhafaza etmek olduğunu söylüyor.

ADNAN OKTAR: Mehdi deyince insanlar çok haşa acayip bir varlıktan bahsediyoruz sanıyorlar yani böyle haşa Allah gibi. Allah İslam’ı normal haline getiriyor bir insanı da vesile ediyor başına getiriyor o kadar.

Efendim size mason sırlarını anlatacağım biraz, inşaAllah millet sırayla mason olmaya kalkmaz. Ama isteseler de olamazlar, masonluk teklifi masonlardan gelir. “Beni mason yapar mısın rica etsem?” falan böyle bir olay görülmemiştir. Masonlar kendileri bulurlar dünyada mason olması gereken kişileri yahut bir başka masonun tavsiyesi üstüne getirilir onlar da zaten en fazla birinci dereceden, üçüncü dereceye kadar çıkarıyorlar fazla bir derece yükselmesi olmaz. Sende var mı mason sembolleri?

BÜLENT SEZGİN: Vardı.

ADNAN OKTAR: A ve O evet ve yıldız iç içe geçmiş üçgenlerden oluşuyor. Asıl masonik resimler, tablolar size gelmemiş olabilir göndersinler.

Ortadoğu’da Türkiye’yi hariç tutalım, bütün hükümetleri masonlar yönetir. Bütün devlet başkanları hepsi masondur, mason olmayan tek bir devlet başkanı yok. Bütün Ortadoğu Türkiye hariç yani bütün bürokratik sistem masonluğa bağlıdır onlar da İngiliz masonluğuna bağlıdır, İskoç ritine.

Biraz sonra bu resimleri göstereceğim masonluk hakkında kapsamlı açıklamalarda bulunacağım fakat mason sırlarını açıklamak değil sadece masonik amblemlerini göstereceğim sonra sırlarını açıklayacağım.

Ethem-Aslı Yılmaz, “Selamun aleyküm Hocam ben Konya’dan Ethem şuan sizi izliyorum, size bir sorum var. Deccali anlatır mısınız? Karun ve Hz. İsa (a.s)’yı da anlatır mısınız?” diyor “Teşekkürler.”

Bak Tevrat’ın Yaratılış bölümünde şöyle geçiyor; “Yehuda onu görünce fahişe sandı çünkü yüzü örtülüydü” diyor. Yüzü örtülü kadınlara orada tecavüz ediyorlardı eskiden, sarkıntılık ediyorlardı. Yüzü örtülüyse direkt ilişki teklif ediyorlardı veyahut direk tecavüze kalkıyorlardı.

Deccal her devirde büyüklü küçüklü olmuştur fakat en büyük deccal ahir zamanda çıkacak ve çıkmıştır ona karşı da Cenab-ı Allah Hateme Veli olan gelmiş geçmiş en büyük veli olan Mehdi (a.s)’yi çıkarıyor. Gelmiş geçmiş en büyük deccale karşı ve o dünyanın tarihinin kaydettiği en büyük deccali Mehdiyet yerle bir edecek ve ediyor.

Eski Sümerlerde de fahişelerin kıyafetleri bol elbiseydi kapalı bol elbiseydi, fahişeler de o kıyafet ile anlaşılıyordu Sümerlerde yani tamamen her yerini yüzünü de dahil kapatıyordu yerlere kadar kapalı kıyafet. O Sümerlerde fahişe hemen anlaşılıyordu fahişe olduğu gidip teklifte bulunuyorlardı ilişki teklifinde bulunuyorlardı veyahut tecavüz etmeye kalkıyorlardı onun için kıyafet ile uzaktan yakından alakası yok fahişeliğin. Bir kadın modern giyiniyorsa fahişe olmaz, kapanıyorsa da fahişe olmaz, açılıyorsa da fahişe olmaz.

Deccaliyet her devirde çok ihtişamlı kendini göstermiştir. Mesela Firavun devrinde o devrin deccali Firavun’du binalarıyla, modasıyla, kıyafet anlayışıyla en mükemmel kıyafet anlayışı onlardaydı o devirde. Yemek anlayışı, yemek kültürü, içki kültürü çok yaygındı ama Müslümanlar sade yaşıyordu onun için münafıklar onu güzel görmüyorlardı. Müslümanların sade yaşantısını, şaşalı yaşantı istiyorlardı. Sürünmeyi göze alıp, aşağılanmayı göze alıp eski Mısır sisteminin yaşandığı yerlere gidip orada kendilerini hem aşağılatıyorlardı ama o sistemi de yaşamış oluyorlardı.

Coşkun Hasanlar; "Hocam, Mesnevi'deki sapkın detayları nasıl olur da bugüne kadar kimse ifşa etmedi veya etmiyor? Bunu anlamak mümkün değil. Evrimcilerin anlattığı sineğin peşinde koşan dinozor konusunda da aynı durum var. Sinek nasıl uçuyor? Bu iddiadaki şeyliği ne diyeceğimi bilemiyorum artık. Nasıl olur da kimse fark etmez. Adeta birçok kişi derin bir uykuda ya da uyutuluyor. Hocam iyi ki varsınız. Başka ne diyeyim?" diyor.

Mustafa; "Adnan Bey, benim zamanımda lisede-üniversitede evrim deyince herkesin ilk aklına gelen sizin isminiz oluyordu. Şuanda lise öğretmeniyim. Bakıyorum yine ilk akla gelen sizsiniz."

Bilge Boran; "Peçeyle dans etmek moda oldu. Özellikle kına gecelerinde genç kızlar peçe takarak dans etmeye başladılar. Ben de şahit oldum. Çok da hoş duruyordu doğrusu ama sizin hanım arkadaşlarınızdan etkilendikleri de açık." diyor.

Abdullah Öcalan diyor ki, Abdullah Öcalan konuşmasında; "İngilizler ta 16. yüzyıldan bu yana dünyada neler olacağını Londra'da planlayıp dünyaya servis yapıyorlar. Bir çorba gibi önümüze koyuyorlar. Altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu'na da el attılar. İşte Mustafa Kemal bunu ender insanlardandır. Mustafa Kemal bu oyunları halkla bir araya gelerek bozmaya çalıştı. Ama bunun önüne geçmek için onu Çankaya'ya hapsettiler. Bu büyük bir olaydır. İngilizlerin İmparatorluk üzerindeki emellerine taş koymuştur Mustafa Kemal. Bunun için İngilizler, Mustafa Kemal'e müthiş öfke duymuştur." diyor. Burada anlattıkları doğru, bizim anlattıklarımızla aynı. Yine Öcalan diyor ki; "İngilizler toplumda her türlü yönlendirmeyi yapıyorlar. Karl Marks da Londra'da yaşıyordu. Onu orada tuttular. Karl Marks fikirlerini orada oluşturdu, oradan dünyaya yaydı. Marks, Kraliçe Elizabeth'in eli altındaydı. Marks için de uzatmayacağım Marks da Lenin de Mao da hepsi de İngiliz oyunlarına geldiler." diyor. Yani onlar yönlendirirler diyor. Derin dünya devletinin yönetimini Abdullah Öcalan da bütün açıklığıyla anlatıyor. Ama tabii İngiliz derin devletine bütün devletler saygı duyuyorlardı. Şuan kimse kâle almıyor. Felsefesini ortadan kaldırdık çünkü.

Evet, dinliyorum Fikret. 

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Merkezi Kanada'da bulunan Uluslararası İslami Düşünce isimli vakıf ile ilişkili aylık İslami dergi Crescent International'da ilk defa olarak yayınlanan makalenizin başlığı "Dronlar çirkin bir savaş mı yoksa terörün ta kendisi mi?" 1970'li yılların başında kurulan Crescent International dergisi Kanada'nın yanı sıra Güney Afrika, Pakistan, Londra ve Nijerya'da da dağıtılıyor. İtalya'nın önde gelen haber sitesi Frontiere News, sizin "Aklı selime davet; Kuran'a bağlı Müslümanların Musevilere bakış açısı nasıl olmalı?" başlıklı makalenizi İtalyanca olarak yayınladı. Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden olan El Vatan'da "Mülteci problemine Avrupa Birliği'nin yaklaşımı doğrular ve yanlışlar" başlıklı yazınız Arapça olarak hem gazetede hem internet sitesinde yayınlandı. İngiltere'den yayın yapan Filistin asıllı tanınmış haber sitesi Middle East Monitor, Ortadoğu savaşlarının gerçek maliyetinin anlatıldığı makalenize yer verdi. Bu makalenizde Ortadoğu'daki savaşların ekonomik maliyetleri hakkında istatistiki bilgi veriliyor ve masum insanların hayatlarını kaybetmelerinin savaşın en acı sonuçlarından biri olduğunu anlatıyorsunuz. Katar'ın günlük İngilizce gazetesi Gulf Times, "Cenevre Görüşmeleri Gerçekten Suriye'ye çözüm getirecek mi?" başlıklı makalenizi hem gazete hem de internet sitelerinde yayınladı. Suriye'de barışı tesis etmek amacıyla gerçekleştirilen Cenevre Görüşmeleri'ne PYD'nin kesinlikle katılmaması gerektiğini, PYD'nin terör örgütü PKK'nın Suriye kolundan başka bir şey olmadığını, İnsan Hakları Örgütü son raporunun PYD'nin işgal ettiği bölgelerdeki terör faaliyetlerini ve sivillere uyguladığı ağır hak ihlallerini belgeleriyle ispatladığını belgeleriyle anlatıyorsunuz. Tunus'un günlük Arapça gazetesi Dhamir'de "Ortadoğu haritası yeni dünya düzeninde öngörülen gibi mi olacak?" başlıklı yazınız yer aldı. Bu yazınızda 1996 yılında Condoleezza Rice tarafından ortaya atılan "Yeni Ortadoğu" kavramının Müslüman dünyasını birbirinden ayırmak üzere kurulu olduğunu ancak batı derin devletinin bu planının başarısızlığa mahkum olduğunu belirtiyorsunuz. İngiltere'de yayınlanan aylık İslami dergi İslam Today'de "Sevgi İslam ahlakının temelidir" başlıklı makaleniz yayınlandı. Bosna'nın önde gelen haber sitesi The Bosnia Times, "Teröristlerin kazanmasına izin vermeyin" başlıklı makalenizi Boşnakça olarak yayınladı. Azerbaycan'da çeşitli sitelerde "Sevgi daima galip gelir" başlıklı makaleniz Azerice olarak yayınlandı. Kırgızistan'ın önde gelen haber sitesi Barakelde'de yayınlanan Kırgızca makalelerinizin başlıkları da şu şekilde; "Darwinizm’e inanmak aklı ve mantığı terk etmektir" "Vücudumuzdaki petrol rafinerisi" "Vücuttaki yirmi dakikada bir milyon sayfalık bilgiyi kopyalayabilen makina" "Hücredeki yoğun trafiği kim düzenliyor?" ve "Hücrelerin şeklindeki tasarım evrim teorisinin geçersizliğini ispatlar." MaşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet.

Mevleviliği derin dünya devleti İslam'a karşı bir din olarak düşünüyorlar. Çok kapsamlı bir hazırlık yapmışlar. İngiliz derin devletinin adeta ideolojisi gibi olmuş. Gizlice alt yapıda bir din oluşturulmuş. Çünkü insanları İslam'dan koparamayacakları için İslam'ın yerine geçecek bir din. Şifre ve konuşma sistemleri çok hayret verici. Yani böyle Masonik literatürde bile yok böyle bir şey. Çok çok gizli, çok gizemli bir dil kullanıyorlar kendi aralarında anlaşma dili olarak kullanıyorlar. Ben onlardan size çok örnekler vermiştim. Mesela son verdiğim örneklerden bir tanesi de o Barada Nehri'dir. Barada Nehri, Şam'ın içinden geçer. Şam onun üzerinde kurulmuştur. Hülagu'nun katliamlarında Barada Nehri kıpkızıl aktı. Kızıl kan aktı böyle. Bu şuan yeşil ya bunun bordo olduğunu düşünün, öyle aktı. Bunun üzerine Mevlana nehre şiir yazıyor "Barada Nehri" diye o katliamın olduğu dönemde, o kızıl kan aktığı dönemde. Kendi aralarındaki şifre konuşmaları çok önemli görürler. Mesela "Barada Nehri" denildi mi halk anlamaz Barada Nehri'ni söyleyince. Duydunuz mu hiç Barada Nehri'ni siz?

GÜLEN BATURALP: Yok, hayır.

ADNAN OKTAR: Ama Rumiler'e sorduğunda hemen bilirler Barada Nehri'nin ne olduğunu. Mesela İstanbul'da da çok masum binalar vardır bizim bildiğimiz. Mesela var mı aklınızda öyle Rumiler için önemli olan bir yer?

BÜLENT SEZGİN: Galata Kulesi. 

ADNAN OKTAR: Mesela Galata Kulesi onlar için çok önemlidir. İngiliz derin devleti için çok önemlidir. İç içe geçmişler yani sistem olarak iç içe geçmiş. Bak, diyor ki Mevlana Rumi; "Allah'ın ipine sarıl." Eğer sen bunu Kuran ve şeriat olarak anlarsan adamlar sana hayret ederler. Çünkü söylüyor zaten "Kuran geçicidir çünkü aracıyla geldi. Ama benim Mesnevi'i Kerim'im, benim kitabım sonsuza kadar kaybolmaz. Çünkü Allah'tan doğrudan aldım ben." diyor. "Peki bu nedir? Kendi iradeni bir yana bırakmaktır." Bak, hep şifreli. "İnatçılık yüzünden insanlar hapiste kalırlar. Hapsolmuş kuşun kanatları bağlıdır." Ne demek biliyor musun? Eğer ajanlık yapıyorsa birisi ve bu da yakalandıysa kuş uçar ya oradan oraya haber götürür şey yapar Hüthüt-ü Süleymani gibi kanatları bağlandığı için de bir şey yapamaz hapsolmuş, kontrol altına alınmışsa. "Balık tavada cızıldar." Yani yakalandıysa ajan ancak cızıldayabilir ama fazla ses çıkmaz. Hepsi şifreli. Kendi aralarındaki yazışmalarında buradaki şifre ifadeleri kullanıyorlar. Mesela bir satır kullanıyor, oradan ne demek istediğini karşısındaki anlıyor. Desen ki; "Burada sen ne demek istedin?" "Bir şey demek istemedim. Bir şiir. Şiirden de alıntı yaptım, bu kadar. Bir şey yok burada." diyor. Hep Mevlana'nın şiirleriyle anlaşıyorlar. Kendi aralarındaki şifreleşme sistemleri bu, zor bir durumdaysa. Hülagu'nun devrinde bütün ihbar faaliyetleri, Müslümanların ihbar edilmesi faaliyetleri geniş çaplı Rumiler tarafından yapılıyordu. Ve o devrin deccaliyle iç içeydiler. Yani zaten cinayetleri işleyecek adam ve işleyen adam, en fazla cinayet işleyen adam Mevlana'nın en ünlü talebesi. Dizinin dibinden ayrılmıyor. Adam elinin kanlarını yıkıyor, ta bileklerine kadar eline yüzüne insan kanı sıçramış. Geliyor akşam Mevlana'nın dizinin dibine oturuyor, her yeri kan. Ertesi gün yine gidiyor akşama kadar insan doğruyor her yeri kan oluyor elini yüzünü yıkayıp yine gelip Mevlana'nın dizinin dibine oturuyor. Böyle bir sistem. O zaman da bir derin devletti işte bu Deccaliyet, Hülagu o devrin derin devletiydi. Bütün yapıyı, Anadolu'daki yapıyı Mevlana'nın emrine verdi. Mevlevilik din oldu adeta, İslam dininin üstünde bir din. Zaten diyor bak, Mevlana diyor ki; Sultan Veled -Mevlana'nın oğlu- buyurdu ki; "Dostlardan biri babama Danişmendliler “Mevlana Mesnevi'ye niçin Kuran diyor?” diye benimle münakaşa ettiler. Ben kulunuz" Kulunuz diyor görüyor musun? Bir insana nasıl kul olur? "Onlara cevaben, “Mesnevi Kuran tefsiridir dedim.” Diye şikayette bulundum. Babam -yani Mevlana- bunu işitince bir müddet sustu. Sonra" bak, oğluna hitap ediyor "Ey köpek" diyor. En hafif ifadelerinden bir tanesi bu. Yani konuşma üslubu Mevlana'nın bu şekilde. "Ey köpek niçin Kuran olmasın Mesnevi? Ey eşek niçin Kuran olmasın Mesnevi? Ey kahpenin kardeşi" Yani kardeşinin de kahpe olduğunu söylüyor. Bak, kendi çocuğu, onun kardeşinin de kahpe olduğunu söylüyor. "Ey kahpenin kardeşi Mesnevi niçin Kuran olmasın?" diyor. Çünkü açıklıyor; "Kuran aracıyla geldi. Bu yok olucudur. Ama bana gelen Mesneviyi Kerim, doğrudan Allah'tan geldiği için sonsuza kadar yok olmaz." diyor. Onun için bu tip insanlar kendi aralarındaki özel yazışmalarında bunları bir şifre sistemi olarak kullanıyorlar ve bir din olarak kullanıyorlar. Bak, "Polisin öfkesi inatçılıktır." Çık işin içinden çıkabilirsen. "Yargıcın görünürde ceza verdiğini gördün." Görünürde ceza verdiğini gördün. "Şimdi görünmezliği görüyorsun. Eğer bencilliğini bırakabilirsen nefsine nasıl zulmettiğini göreceksin." Boş yere kendini eziyorsun diyor. Şarap da helal, haram olan şeyler de helal, böyle bir şey yok diyor. "Güneş ışığının ışıldadığı açık bir alanın ne olduğunu nasıl bilebiliriz? Gitmeyi istediğini düşündüğün yere gitmekte ısrar etme." Bakın, yazışmalarına bakın aralarında hep Mevlana'nın sözlerini kullanırlar veyahut dinsiz bilinen din alimlerinin sözlerini. Yani böyle azılı manyak bilinen, dinsiz bilinen, İslam alimi bilinen sapıkların sözlerini kullanıyorlar kendi aralarındaki yazışmalarında. Bakın, görürsünüz. Bir insan insana kul olur mu? "Kulunuz" diyor. Adam, "Ben Allah'ım." diyor, o da "Senin kulunum." diyor. Çünkü adam diyor ki, "İnşaAllah" diyor; "Niye inşaAllah diyorsun? Neden inşaAllah? Ben karşındayım. Ben zaten Allah'ım." diyor haşa. "Allah'a inşaAllah denir mi?" diyor. Adam diyor ki, "Ben de senin kulunum." diyor. Sen Allah'ın kulusun kardeşim. O zavallı bir insan, yiyor içiyor, tuvalete gidiyor; sıradan bir insan. Nasıl Allah olursun? Bu şiiri yazdığında Barada Nehri haftalarca kıpkızıl kan aktı, haftalarca. İlham alıyor kıpkızıl kandan. Onun için Rumiler arasında şifreleşmede Barada Nehri önemlidir. Yine öyle onların kutsalları var, zamanı geldikçe söyleyeceğim. Mesela o, Mevlevilikte bir el aşağı bir el yukarı ya, bu Masonlukta da var, gizli bir çok yapılanmada var, eski bazı putperest dinlerde var. Ona ait fotoğrafları size sonra gösteririz. Eski Mısır'da var. Ne amaçla olduğunu, neden yapıldığını da sonra daha detaylı anlatacağım. Bir el aşağı bir el yukarıya, biliyorsunuz. Eski Mısır putlarında da aynı resim vardır, aynı görüntü vardır. Masonlukta özellikle önemlidir. Hristiyanlıkta vardır, o resimlere baktığınızda görürsünüz.

Mevlana; bak, azılı katil yüz binlerce Müslüman'ın katili olan Cacaoğlu var biliyorsunuz anlattığım. Cacaoğlu biliyorsunuz, Ahi Evran'ı bu işte büyük mutasavvıf değerli İslam alimi olan Ahi Evran ve Mevlana'nın oğlu da  dahil yüzbinlerce insanı şehit eden bir katil. Adam öldürmeye gitmeden önce Mevlana’yı her seferinde ziyaret ediyor. Ondan destur alıyor. Destur aldıktan sonra gidip, yüz binlerce insanı şehit ediyor. Bak Mevlana diyor ki Cacaoğlu’na, bu azgın deccale; “Bu özü doğru duacın bol bol selam ve duasını saatler yenilendikçe, çağlar birbiri ardınca gelip geçtikçe kabul etsin.” Şimdi bak üsluba dikkat ediyor musunuz? Bu da bir şifre. “Yüzlerinde secde belirtileri görünür’ ayetinde bildirilen yüzlerden olan yüzünüzü görmeyi özlediğimi…” Adamın yüzü kılıç yaralarıyla dolu ve katil. Yani psikopat. Yüzünde secde izi var diyor. Yüz binlerce insanı şehit etmiş psikopat. Bütün eli yüzü kılıç yarası, her yeri. “’Yüzlerinde secde belirtileri görünür’ ayetinde bildirilen yüzlerden olan yüzünüzü görmeyi özlediğimi” Bak, deccale ne diyor görüyor musun? “…Özlediğimi, sizinle buluşmayı pek arzuladığımı da bilin. Hayırlı buluşmalar nasip olsun” diyor. “Allah işlerini düzene soksun” diyor. Adam akşama kadar adam öldürüyor zaten. Allah işlerini düzene soksun diyor. “Nitekim bundan önce de lütuflar ettiniz. Kendiniz ziyanlara girdiniz. Yüce Allah uğruna o hayırlar Allah katında yitmez. Makbuldür.” Para dağıtıyor ya, para verdiği için ona teşekkür ediyor. “Dünya ahiretin tarlası. Mallarını Allah yolunda harcayanlar bir tohuma benzer.” O ayeti söylüyor. Sen de malını Allah yolunda bana dağıtıyorsun. Allah razı olsun diyor. Adam Kayseri’de kadınları doğruyor. Boğazlarındaki altınları topluyor. Bileklerini kesiyor, ellerini kesiyor. Oradaki altınları topluyor. Eli, üstü başı kan revan içinde. Götürüp Mevlana’ya veriyor. Allah razı olsun diyor. Allah yolunda malını dağıtıyorsun sen diyor. Çok teşekkür ediyorum diyor.

Ahi Evran; çok mübarek, değerli bir alimdi. Deccal tarafından şehit edildi.

Fikret anlat.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey sizin yine söylediğiniz konulardan bir tanesi daha, çağrılarınızdan biri daha gerçekleşiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri modern silah talebinde bulunmuş. Siz, askerimizin silahlarının modernleştirilmesi konusunda çağrıda bulunmuştunuz. Buna göre bütün komando tugaylarına Amerikan Özel Kuvvetleri tarafından da kullanılan, yüksek koruma kapasitesine sahip, kompozit balistik miğferler alınacak. Toplam alım miktarı yaklaşık yirmi iki bin adet olarak belirlendi. Aynı şekilde her asker için balistik koruyucu yelek de alınacak.

ADNAN OKTAR: Bak daha bir hafta oldu söyleyeli. MaşaAllah hemen yerine getiriliyor. Bir hafta oldu söyleyeli.

KARTAL GÖKTAN: Alımı yapılacak silahlar arasında, askerin kendisini göstermeden hedefe ateş etmesini sağlayan köşeli silahlar var. Siz videoda göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Onu da gösterdik. Televizyonda gösterdik. Defalarca gösterdim.

KARTAL GÖKTAN: Orta ve uzun menzilli keskin nişancı tüfekleri, bunlara ait nişangah ve gece görüş sistemleri de alım listesinde yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel.

Nazlı Çarıkçı, “MaşaAllah onlara çok imreniyorum, keşke Allah bana da onlar gibi güzellik verseydi.” Onların güzelliği imandan ve gerçekten seviliyor olmalarından.

“PKK sorununu IŞİD halledecek diye söylüyorsunuz ama IŞİD’ten bu ara pek bahsedilmiyor. PKK ne zaman ortadan kalkacak?” Ahmet Yanık. PKK zaten kaderde yok olmuş bir örgüt. Bak Peygamber (s.a.v.)’in nübüvvet gözüyle baktığında Abdullah isimli birisi başlarına geçiyor. Sonra bu örgüt kırk yıl sonra yok oluyor. Üç yıl sonra, iki-üç yıl sonra PKK diye bir şey duymayacaksınız. IŞİD’in yanlış yönleri var, terör ve şiddet yönü. Mehdiyet’le bunun ortadan kalkacağını onlar da biliyorlar. Biz diyorlar Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar görevdeyiz. Mehdi (a.s) çıkınca biz Mehdi (a.s)’ye uyacağız diyorlar. Mehdi (a.s) çıkınca ne yapar? Damla kan akıttırmaz, uyuyanı uyandırmaz, insanların burnu dahi kanamaz. Bu nerde yazıyor? Hadislerde. Nerde yazıyor? Tevrat’ta. Nerde yazıyor? Zebur’da. Dolayısıyla IŞİD şu an doğru hareket ediyor demiyoruz. Taliban, El Kaide doğru hareket ediyor demiyoruz, Suudilerdeki, Vahabiler, Şiiler, Sünniler doğru hareket ediyor demiyoruz. Her birinin ayrı ayrı eksiklikleri, yanlışlıkları var. Her birinin ayrı şiddet yönleri var. Mesela taşlayarak adam öldürme bütün ehlisünnet ve Şii inancında olan, herkeste var bu aşağı-yukarı, büyük bölümünde. Bu dehşettir ve şiddettir. Ama IŞİD alenen bunu uyguluyor, Taliban, El Kaide alenen uyguluyor yahut diğer örgütler alenen uyguluyorlar. Mehdi (a.s) gelince bu ortadan kalkacaktır. Benim karşı olduğum şey nedir? Şiddet ve dehşet ve terördür. Biz neyle? İlimle, irfanla, sevgiyle halledeceğiz inşaAllah.

“Adnan Bey, bu aralar münafıklardan yoğun olarak bahsediyorsunuz bunun bir sebebi var mı?” Deniz Ferman. İslam alemini mahveden şuan münafıklardır. İran’da, Türkiye’de, Fas, Tunus, Cezayir, Libya’da her yerde münafıklardandır. Kafir binde birse gücü, münafığın binde dokuz yüz doksan dokuzdur.  Münafık dehşetli bir güçtür. İnsanlar yanlış biliyorlar kafiri esas alıyorlar. Esas olan münafıktır. Kafirin gücü çok zayıftır, küfrün gücü çok zayıftır. Münafığın gücü çok dehşettir. Onun için ana tehlikeye dikkat çekiyorum.

Hangi açıklamam hoşuna gitti de “Nefessiz izledim” diyor bir arkadaş, “dinledim” diyor ama hangi açıklamamı kastediyor? Onu söylememiş. 

“Münafık çok gevezedir, çok konuşur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) az iş yapar. Müslümanlara mümkün mertebe az faydası olmaya çalışır münafık. Bak dikkat edin münafıklara en az fayda olmaya çalışır. En az faydalı nasıl olabilir ona dikkat eder. Çünkü biraz bile faydalı olduğunda münafığın içi yanar. Mesela yüzde bir veya ikiye zor tahammül eder. Yüzde yetmiş, seksen, doksan münafığı adeta yakar. Müslümanlığa hizmet etmek istemez. Ama dilbazdır faydası oluyormuş gibi yahut olmasını istiyormuş gibi gösterir.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce söylemiştiniz, kimi zamanda kendisini beceriksiz gösterir, yapmamak için diye.

ADNAN OKTAR: Evet, bir daha söyle.

AYLİN KOCAMAN: Daha önce söylemiştiniz, kimi zamanda kendisini beceriksiz gösterir, yapmamak için, fayda göstermemek için.

ADNAN OKTAR: Münafığın evet ayette de bu çok açık vurgulanıyor. “Savaşmayı bilseydik, mücadele etmeyi bilsek sizinle gelirdik” diyorlar. Münafık kasten beceriksizlik yapar. Mesela konuşamıyor gibi yapar, yazamıyor gibi yapar efendim düzeltemiyor gibi yapar ve hep Müslümanlara bunları yaptırmak ister. Ama Müslümanların da faaliyet yapmasını istemez, onları da durdurmaya çalışır, yaygarasıyla, şamatasıyla onları masrafa sokmaya çalışır, onları kör amaçlara sokmaya çalışır, onlarda hedef şaşırtmaları yapar mesela İngiliz derin devletine yöneliyorsan seni Alman derin devletine yöneltmeye kalkar, Rus derin devletine yöneltmeye kalkar ki İngiliz derin devletinin üstünden dikkat gitsin. Mesela Rumilik bir tehlikeyse yeni yeni sapkın akımlardan bahseder ki dikkatini oraya gitsin. Oraya karşı yüklenmeni durdurmaya çalışır, kendi kafasınca.

“İman sahibi” diyor “az konuşur, çok iş yapar. Münafık ise çok konuşur, az iş yapar.” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler ama hoşunuza gitmeyecek şeyleri yapar.” Çok dilbazdır, işte şunu yapmam gerekiyor, bunu yapacağım, şöyle hizmet ediyorum halbuki yaptığı hizmet hep pislik içindir, ahlaksızlık içindir. Kendini şöhret haline getirmek, kendini tanıtmak içindir. Kendini ön plana çıkarmak içindir. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki münafıkların hepsinin özelliği kendilerini Peygamber (s.a.v.)’den üstün görmeleri ve kendilerini ön plana çıkartmalarıdır. Hepsi Rum devletiyle yani o zamanın Roma’sıyla bağlantı kuruyorlar hep derin devlet bağlantılı oluyorlar bu alçaklar ve hep Müslümanları çökertip ve özellikle Peygamber (s.a.v.)’i ya suikastla ya onu psikolojik olarak çökerterek ön plana çıkmayı hedefliyorlar. Münafık kadınlarda da münafık erkeklerde de hep hedef en ön de olmak en büyük olmaktır. Kendilerini onlar Allah gibi görürler.

HÜSNA HANIM: Peygamberimiz (s.a.v.) için “Muhammed sadece bir kulaktır diye bahsediyorlar münafıklar o dönemde.

ADNAN OKTAR: Evet, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) istihbarat elde etmeye çalışıyor münafıklar hakkında ondan rahatsız oluyorlar onu durdurmaya çalışıyorlar. Peygamber (s.a.v.)’in istihbaratını durduracak ki ahlaksızlığı devam etsin. Onun için münafık istihbarattan çok çekinir, bilgi alınmasından çok çekinir en korktuğu şey odur özellikle gizlice araştırma yapılması onun hakkında bilgi toplanması münafığı çok irrite eder. Hayatını cehenneme çevirir. Peygamberimiz (s.a.v.)’den onun için çok rahatsız olmuşlardır.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “Suriye’de Şam’da fitne olacak.” Ahir zamanda Mehdi (a.s) devrinde “Bu fitnenin başlangıcı diğer fitneler gibi olmayacak. Çocuk oyunu sonucunda fitne başlayacak” diyor.  Suriye iç savaşı 12-13 çocuğun duvarlara ‘Halk düzeninin yıkılmasını istiyoruz’ sözüyle başlıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki o fitnenin başlangıcı diğerleri gibi değildir diyor. Bak “Bu fitnenin başlangıcı çocukların oynamasıyla olacak” diyor. Çocuk oyunuyla olacak diyor. Suriye ve Şam’da Ahir zamanda Mehdi devrindeki fitnenin başlangıcı diyor. Şam yıkılacak Suriye yıkılacak ama buna ilk çocuklar vesile olacak, çocuk oyunuyla başlayacak diyor. Çocuklar duvarlara yazı yazıyorlar 12-13 çocuk yazıyor ‘Halk düzenin yıkılmasını istiyor’ diye slogan yazmışlar o kadar onunla başladı fitne.

“Hocamızı o kadar çok görmek istiyorum ki anlatamam sohbetlerine doyamıyorum kendisine sevgilerimi iletiyorum ismimle selam söyler mi?” diyor. Furkan Demir. Furkan sana selam ediyorum ben de seni çok seviyorum.

“Program bittikten sonra o tepsideki şahane meyveler yeniyor mu?“ Evet yeniyor hem de nasıl. Şahane görünüyor hakikaten.

“Evrende yalnız olmadığımız fikri giderek yaygınlaşan fikir olarak hemen her alanda dillendirilmeye başladı sizin bu konuda düşünceniz nedir?” Gülse. İşte paralel evrenden bahsediliyor bütün bilim adamları ittifak halindeler, modern fiziği savunan her alim bu evrenin paraleli var diyorlar. Paralel evren var diyorlar. Paralel evrenle iç içe yaşıyoruz diyorlar. Paralel evren dediği işte ahirettir. Ölen adam paralel evrene girer, bayağı net.

“Adnan Bey bence akıl doğuştan verilen bir yetenektir. Sizin akılla ilgili düşünceleriniz nedir? Akıl artıp azalır mı?“ diyor Seçkin. Akıl an an yaratılır Allah’tan bir nurdur akıl Allah tarafından ilhamla verilir vahy edilir insana akıl. Durduk yere akıl olmaz. Zınk diye durursun Allah aklı keserse basiretin kapanır lal olursun böyle bakarsın.

“Adnan Bey Arapça biliyor musunuz?” Bilmiyorum. “Ayetleri nasıl yorumluyorsunuz?“ Mealden okuyarak çok fazla mealden bakarak.

“Bu nasıl bir ilham çok çarpıcı açıklamalarınız var“ Merve Yayla. Allah ilham ediyor.

“Hocam kitaplarınız neden bu kadar çok okunuyor?“ diyor. “Çok fazla dağıtılıyor“ diyor. Kerem Candemir.

“Sizi dinledikçe içim açılıyor“ diyor Ceyhun.

“Sevgili Allah’ımın nurlu tecellisi biriciğimiz Adnan Hocam o mübarek ellerinizden öperim“ diyor. Estağfurullah ben sizin ellerinizden öperim.

“Hocam ben öğretmenim yıllardır sizin programınızı takip ediyorum sizden isteğim şudur ben de sizinle diğer arkadaşlar gibi yakın olmak istiyorum bunun için ne yapmalıyım?” diyor Ahmet. Ahmet işte ne yapıyorsun? Güzel hizmet ediyorsun öğrencilerine iman hakikatlerini uygun örtülü bir üslupla anlatabilirsin açıkça Allah var diye anlatırsan olmaz yasak benim bildiğim. Darwinizm yanlıştır dersen mahkemelik olursun. Kapalı bir üslupla anlatman lazım.

Ekran Aydın, “Bazen sadece Adnan Oktar olmak istersin” diyor.

 Sende resim var mı Masonlukla ilgili?

BÜLENT SEZGİN:  Bazı resimler vardı Adnan Bey. Resimler hazır Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Masonik semboller bunlar. Geçmiş devirlerdeki masonların sembolleri. Bak yakasında yine Masonik semboller var. Elinde göğsünde ve diğer elinde, o devrin masonları evet. Bunları tabii sonra açıklayacağım, şimdi yüzeysel anlatalım gösterelim. Bunlar da hepsi Mason sembolü. Bu da aynı şekilde detay detay anlatacağım inşaAllah. Bu da yaklaştırarak göster onu. Evet şimdi devam edelim. Sen peş peşe göstermeye devam et. Bayan heykelinin başındaki o açılmış boynuz gibi olan yapı ve onun üstündeki dünya onlara şimdi dikkatlice baksınlar sonra açıklayacağım onları. Lotus çiçeği Masonlukta kutsal. Yaklaştır o heykellerin baş kısımlarını yaklaştır. Evet. O anahtar gibi olan cismi gösteriyorsun değil mi? Evet. Asayı gösteriyorsun. Jakin Boaz sütunları. Evet, şimdilik yeterli bunlar. Çünkü bunları anlatmamız bile bayağı vakit alacak.

“Hocam ne zaman dans edeceksiniz? Cevap verir misiniz?” Şirin Şimşek.

“Hocam sizden feyz alarak yaşadığımız için çok şanslıyız.” Nasipliyiz diyeceksin, şans olmaz. Şans, kör tesadüfe denir. Böyle bir şey yoktur. Şans diye bir şey olmaz, nasip vardır.

“Size siyasi sorular sorarak vaktinizi alıyorlar. Kader konusunda bize yardımcı olur musunuz? Sami Cebecioğlu.

“Facebook gibi internet sitelerine açık kadın resmi koymanın ve bunlara bakmanın dini açıdan hükmü nedir? Açıklar mısınız?” Kadir Çelik. Facebook’ta gençler göbeklerini ramazan pidesi gibi yapıyorlar, değil mi? Kollar mollar her yer girintili çıkıntılı böyle, kasarak resimler çekiliyorlar. Önü sonu yok. Beyler koyuyorsa hanımlar da koyar. O da bir güzellik, o da bir güzellik. Resim aslı gibi değildir. Yani resimde bir mahsur yok. Bir insan güzelliği olarak konuyorsa konur. Allah’ın sanatını aşikar etmiş oluyor. Allah’ın verdiği güzelliği aşikar etmiş oluyor. Çocuk resmi de konuyor. Gençler resimlerini koyuyorlar. En yakışıklı, en güzel resimlerini de koyuyorlar. Kimi ata binerken, kimi arabasının içinde, kimi traktör sürerken, kimi koşarken, çeşit çeşit. Ama hepsinin amacının beğenilmek olduğu aşikar görülüyor. Kendilerini sempatik göstermek istiyorlar, şarkı söylüyorlar, şakalar yapıyorlar. Yüzlerini çeşitli şekillere sokuyorlar, komik görüntüler elde ediyorlar. Bunlarla kendilerini sevdirmek istiyorlar. İnsanın ruhunda vardır kendini sevdirmek. Hanımlar da tabii beğenilmek isterler. Çok çok güzelse, o güzelliğiyle bir hanım sükse yapmak ister. Bir bey de eğer yakışıklı, güzelse o yakışıklılığıyla, güzelliğiyle sükse yapmak ister. Bunda bir şey yok. Yani kadın güzelliği, erkek güzelliği, çocuk güzelliği, kedilerin köpeklerin kuşların güzelliği, bitkilerin çiçeklerin meyvelerin yiyeceklerin güzelliği hep güzelliktir. Allah güzeldir, güzeli sever.

“Hocam daha önce Baphomet’in Hazreti Süleyman (a.s)’ın emrinde olan bir cin olduğunu söylemiştiniz.”  Evet, doğru ama gelse herhalde acayip korkarsınız. Baphomet’in biraz eşkal bozuk. Görüntü falan. Cüssesi falan da ürkütücü. Ama bayağı yetenekli. O da taş ustasıdır Baphomet. Evet taş ustasıdır. Yani taşları çok düzgün kesmesiyle ünlü. Jilet gibi düzgün keser. Ama nasıl kesiyor artık o kendi bildiği bir şey. Özel bir ilim.

“Hocam bayan arkadaşlarınız dolayısıyla eleştirenler bence sizi kıskanıyorlar çünkü kendileri asla ve asla o kadar güzel bayanlarla bir araya gelememişler ve gelemeyecekler gibi görünüyor” diyor. Emir Kaptan. Doğru.  Mümin müminin nimetiyle övünmesi lazım sevinmesi lazım.

“Hocam iyi geceler. Maalesef nesil çok bozuldu. Bayanlara farklı gözle bakılıyor artık birçok kişi tarafından. Ve bunu üzülerek söylüyorum. Kadınlara birçok yerde saygı kalmadı. Sokaklarda, caddelerde, birçok yerler it kopuklarla doldu. Kadın Allah’ın bizlere vermiş olduğu en güzel varlıktır. Sizi seviyorum Hocam.” Diyor. Doğru söylüyor kardeşimiz.

“Hocam sanki televizyon programı değil de cennete açılmış bir pencere seyrediyorum. Sanki bize anlatılan gibi adeta temiz yüzlü kullar. Meyveler, çiçekler, arkanızda akvaryum, balıklar, siz, her şey bize resmen cenneti hatırlatıyor.” Cihangir Tekli. Evet.

“Sayın Hocam Kürt halkının çektiği nedir böyle? Devletimiz bir tedbir alsın. Daha neyi bekliyor? PKK ezim ezim eziyor kardeşlerimizi” diyor, Latif. Aslında çok iyi abanabilir tabii hükümet. Çok yavaş, sakin gidiyorlar. Bir de halkın mağduriyeti çok köklü, hemen halledilebilir. Onu da zamana yayıyorlar. Bu çok yanlış. Yani kira yardımı. Ne zaman vereceksin kira yardımı? Kime vereceksin? Kaç ay sonra vereceksin? Hemen versene adam o gün donuyor zaten. O gün evinden çıkmış gidiyor, ev arıyor. Bulursa o gün yerleşecek. Üç misline çıkıyor, dört misline çıkmış ev kiraları. Buna devletin müdahale etmesi, ceza vermeleri lazım. Böyle fırsatçılık olur mu? Yazık günah değil mi bu insanlara? Bunu dilekçeyle İçişleri Bakanlığı’na da, hükümete de dilekçeyle sunalım. Bir kere halka para dağıtılsın. Yaşlı dede mesela tamam aldın götürüyorsun, Allah razı olsun, güzel. Götürdün, hastanede tutuyorsun. Sonra, hastaneden çıkınca nereye gidecek? Evi yok. Devletin uçsuz bucaksız tesisleri var. Al oraya götür, koy. Sonra bir yol bulunur. PKK’nın yaptığı alçaklıktan vatandaş mağdur durumda kaldıysa, vatandaşın burada suçu ne? Niye PKK onu cezalandırmış olsun? PKK’nın yapacağı tahribatı yok edelim. PKK onu cezalandıramasın. Bir pislik yaptıysa PKK onu durduralım.

İşte ırkçılığı da çıkaran İngiliz derin devleti. Hakan Sadıkoğlu yazmış; “Ne zaman çıktı ırkçılık?” diyor. İki yüz, üç yüz sene önce çıkarttılar. Bu Lamark’ların falan zamanında, Darwin, ilk aşamalarında.

Darwinist eğitim için Milli Eğitim Bakanlığı’na sürekli dilekçe verin. Allah inkar ediliyor. Ve gençliğimiz ateist yetiştiriliyor, Darwinist yetiştiriliyor, materyalist yetiştiriliyor. Bu büyük bir felaket. Allah’ın çok zoruna gidecek, kıyamet için çok çok yeterli bir gerekçe bu. Ama Allah Mehdi (a.s)’dan dolayı şu an erteliyor.

“Hocam nur gibisiniz maşaAllah. Siz ve arkadaşlarınız zifiri karanlığı delen ışık gibisiniz. Allah vesilenizle bu zulüm karanlığını dağıtacak. Ve bu nur tüm dünyayı kaplayacak inşaAllah” diyor.

Gökhan Çakmak; “Ateist vatandaşlara bir şey demek istiyor musun? Onların vergileriyle yapılan camilere gidiyor vatandaşlar” diyor. Biz spor tesisleri yapıyoruz. Bizim paramızla ama belirli insanlar gidiyor. Otoban yapılıyor. Ateist gidiyor otobanda, ben gitmiyorum. Şu mantık mı yani? Vatanın bütünü esastır. Bütünündeki her şeye herkes ortak olacak. Camiye de ortak olacaksın, yola da, baraja da. Her şeye ortak olacaksın. Hepsine katkın olacak. Baraja ben katılmam diyemezsin. Baraja da katılacaksın. Camiye katılmam değil, ona da katılacaksın. Hepsine katılacaksın.

“Hocam vesvese kötü bir hastalık gibi, bazı günler kurtulamıyorum. Size sorum abdestte namazda temizlikte ve niyette vesvese eden bunlardan nasıl kurtulur? Mahir” İlk iki-üç kere normal, yani bir iki kere üç kere, üçün dışında artık geçerli olmaz. Ondan sonra hastalık kabul edilir kale alınmaz. Direkt kılar çıkarsın bitirirsin. Namazda da öyle, yaptım mı yapmadım mı ettim mi etmedim mi? Sen zaten namazdan kaçınmıyorsun ki abdestten de kaçınmıyorsun. Kaçınman suçtur. Yapmışsın ama eksik mi? O kadar olmaz o. İlk üçe kadar normal, bir-iki insanda olabilir. Ama üçü aştıysa belli ki hastalık. Hastalığa itibar edilmez. Yok hükmündedir.  Normal işini yap devam ettireceksin, ibadetine devam edeceksin. 

Canan Doğan “Her an özlediğim sevgisine doyamadığım canımın içi nurum sizi o kadar çok seviyorum ki” diyor. “Çerkez olduğunuz doğru mu? diyor. Çerkezlik var kanımda. Ama Seyyid kökenliyim. Anne tarafından Çerkez’im. Baba tarafından Seyyid.

Şuan Twitter’da en çok konuşulanlardan birincideyim, birinci sıradayım. Twitter’da sürekli birinci oluyoruz. Gece başka kimse izlenmiyor. Geceler bizim. 

Şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhuru Öncesinde Silahlı Komünist Terör Eylemleri Olacak

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü