Harun Yahya

Sohbetler (6 Şubat 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş gediniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Fikret Bey, dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı bugünkü konuşmasında, Türkiye’nin PKK’yı yurt dışına anlatmakta zorlandığını ifade etti. Ve “PYD ve PKK Kürtlerin de başına bela oldu” dedi. “PKK ile olan mücadelemiz 35 yıldır devam ediyor. Ama biz hiçbir zaman ağlamadık, bağırıp-çağırmadık. Terör örgütlerinin elebaşları, kırmızı bültenle aranan suçlular yıllarca batı ülkelerinde serbestçe dolaştılar. Kandil’den yönetilen YPG-PYD’nin etnik temizlik faaliyetleri, terör eylemleri, rejimle işbirliği adeta görmezden gelinerek bu örgüt himaye ediliyor. Örgütün elinde batının silahlarını görüyoruz. “Bunlara silah vermeyin bunlar terörist örgüt” dediğimizde kulak tıkayanlar şimdi görüyorlar. PYD-YPG terör örgütünün asıl hedefi DAEŞ’ten ziyade kendisi gibi düşünmeyen herkestir. Özellikle orada yaşayan Kürt kardeşlerimizdir. Bunlar Kürtlerin başına bela oldular” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor. Ve yurtdışına da PKK’lıların çirkefliklerini anlatmak devletin imkanlarını düşündüğümüzde son derece kolay. TRT İngilizce yayın yapan özellikle PKK’nın bütün pisliklerini anlatsın. Komünizmin çirkinliğini, Stalinizm’in çirkinliğini biz nasıl anlatıyoruz onlar da anlatsınlar. Yurtdışında da birçok gazetede ilan çıkarabilir devlet yabancı gazetelerde. Veyahut yine aynı şekilde yeni yeni kanallar açıp orada da meseleleri anlatabilir. Sık sık basın toplantıları açıklayabilirler. Devletin bu tarz kurumları olabilir açıklama yapan. Bizim yaptığımız gibi yapsınlar.

BÜLENT SEZGİN: Siz anında cevap veriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Anında cevap versinler.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi emek ister” diyelim.

Bak, devletin imkanları bende olsa PKK’nın ne hale geleceğini herkes bilir, değil mi? Hallaç pamuğu gibi atarız. Cumhurbaşkanı’nın hayıflanması iyi niyetli ama eldeki imkanları da düşünülürse uçsuz-bucaksız netice alınabileceği görülüyor. Devlet gereğini yapsın, hükümet gereğini yapsın. PKK’yı bir kere ders kitabı olarak anlatabilirler. Milli şuur dersi konsun, Stalinizim’in, komünizmin, Darwinizm’in Türkiye’de yaptığı tahribat, milli değerlerimiz, milli şuur çok güzel anlatılabilir. Bunu tutan engelleyen bir şey yok. Buna benzer uçsuz-bucaksız imkanlar var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Gazetesi The Guardian bugünkü haberinde, “Sayın Erdoğan’ın Güneydoğu’daki hatası savaşı seçmek. Türkiye ve Rusya Halep yüzünden çatışabilir” iddiasında bulundu. Haberde, “Türk hükümetiyle PKK arasındaki ateşkesin çökmesinden kimin daha fazla sorumlu olduğu hala net değil. Ancak net olan şey Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetinin bu gelişmeden siyasi çıkar sağladığı” denildi.

ADNAN OKTAR: Nasıl siyasi çıkar ağlıyormuş? Normal vatan millet müdafaası yapıyorlar. Ne yapması gerekirdi başka? Teslimiyetçi bir politika izleyecek hali yok. Tabii ki devleti savunacak, kendini savunacak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Öcalan’ın görüşme tutanaklarında Leyla Zana’yı tehdit ettiği ortaya çıktı. Tutanağının ilgili bölümünü okuyabilirim isterseniz.

ADNAN OKTAR: Oku.

KARTAL GÖKTAN: “Leyla’ya deyin ki Öcalan’la görüşme işi ciddidir. Barzani bile yan üründür. Bizim görüşmelerimiz olmasaydı bugünkü pozisyonlarında olmazlardı. Örgüt işleyişine bağlı kalacak, bunu kendisiyle konuşun. Bütün hünerlerini Sırrı Bey gibi Pervin Hanım gibi ortaya koyacak. Biz siyasi bir hareketiz. Siyasetle oynarsa canıyla öder, oyun değildir.”

ADNAN OKTAR: Hoppala. Çok acayip bir laf. Buna rağmen işte o hanımın siyasetle uğraşıyor olması bile hayret verici. Demek ki ağır bir baskı altındalar. Bütün partinin ciddi ağır bir baskı altında olduğu görülüyor. Böyle bir ortamı Kürt kardeşlerimiz bütün açıklığıyla görüyorlar. O yüzden de PKK’dan nefret ediyorlar. PKK şiddet, tehdit, dehşet, hakaret, pislik, kavga, karmaşa, acımasızlık, kan, kepazelik başka bir şey değil. Kürt kardeşlerimizin basireti, feraseti bu rezilliklerini görmek için fazla fazla yeter. Ve onlar da canları pahasına tedbir alıyorlar. Kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: MHP Grup Başkan Vekili Erkan Akçay’dan Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la ilgili açıklama geldi. Şöyle söylüyor: “Umarım Arınç’ın tutuklandığını görmeyiz.”

ADNAN OKTAR: Suç işlediyse ilgili ceza maddelerine göre teczi olur. Ama belirli bir suç olması lazım. Suç ihdas edilmez. Varsa suçu mahkemeler vardır, hukuk vardır gereği yapılır. Yoksa keyif için birisi tutuklanmaz.

Mehmet Yıldırım, PKK ile ilgili video eklemişsin Facebook sayfasına bir saat önce. Bir saatte on bin görüntüleme olmuş, dakikada yüzer kişi artıyormuş. Yaklaşık bir saatte beş yüz kişi beğenmiş. Ama hayrettir, PKK kapatıyor böyle bir gücü var. Nasıl oluyor? Hükümet bu konuda tedbir alması gerekiyor.

Gavsül Azam Şah Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle buyuruyor: “Münafıklar şeytanın insan postuna ve Müslüman kılıfına girmiş uşaklarıdır.” Yani doğrudan şeytana ait askerler. “Bunlar sadece Kuran basiretiyle, iman ferasetiyle ve nübüvvet dürbünüyle fark edilip anlaşılır.” Çok zor anlaşılmaları. “Asıl marifet mümini veya kafiri değil münafığı tanımak ve halktan bir sürü tabisi ve hamisi olan bu muzır marazlıları topluma tanıtıp onları uyarmaktır.” Bunların destekçilerini de belirtiyor. “Birçok tabisi vardır” diyor, hayran olanlar olur bilmez, bağlanır. Birde onun koruyucuları olur hamileri aynı kafada böyle karaktersizler vardır. Onlar ona moral veriler destek verirler arka çıkarlar. “Münafığın bir sürü tabisi ve hamisi olur” diyor. Yani bak koruyucuları ve ona tabi olanlar. Onun için tek değildir münafık. Mesela pislik yaptığında, ayrıldığında hazır bir münafık topluluğunun içine doğru gider. Onu koruyacak kollayacak bir ekibi vardır zaten her zaman. Ama onlardan da nefret eder, onlar da ondan nefret ederler.

Gavsül Azam Şah Abdülkadir Geylani. Şeyh değil Şah’tır Abdülkadir Geylani. Çünkü şeyh tarikat bağlısı olan, tarikat silsilesinde olan mürşide denir. Şah; tarikatı kökten kuran, yeni tarikat ihdas edenler içindir. Mesela Şah-ı Nakşibend, Şah Abdülkadir Geylani. Kadiri tarikatını kuruyor Şah Abdülkadir Geylani biliyorsunuz kurdu. Şah-ı Nakşibend Nakşibendi tarikatını kurdu. Onun için onlara Şah deniyor.

“Size bir soru sormak istiyorum. Allah’ın var olduğunu bilimsel deliller adı altında yayınlar yapıyorsunuz. Peki Tanrı eğer varsa hem varlığının tüm kanıtlarını bizden gizleyip hem de bizlerden Kendisi’ne inanmamızı bekliyorsa bundaki amacı nedir?” Şimdi Allah melekleri yarattı katrilyonlarca. Hepsi Allah’a inanmaya mecbur yaratılmış yani kötülüğü bilmiyor yapamıyor. Allah’ın aşk anlayışında, sevgi anlayışında bu yok. Yani doyurucu değil. Mutlak doyurucu aşk insanla oluşan aşk oluyor. Allah serbest şuurla Kendisi’nin sevilmesini istiyor. Yani bu insan aklı tarzında sevilmeyi istiyor. Yalnız dün bir arkadaşımla konuştum diyor “Hocam, Allah o kadar merhametli” diyor işte “kediyi yavrusuna bile merhametinin binde birini vermiş, kedi yavrusunu seviyor” diyor “Allah insanı suçlarından dolayı cehennemde yakar mı?” diyor. Allah düz mantıkla hareket ediyor. Öyle bir şey yok. O zaman adalet olmaz zaten. Yani zalime merhamet ediliyorsa, ediyorsa Cenab-ı Allah mazlumun ve güzel ahlaklının güzle ahlaklı olmasının bir anlamı kalmıyor. Onun için Allah zalimin kafasını eziyor ve dünyada bunu görüyoruz biz. Dünyada yaşanan dehşeti görüyorsunuz. Bunu Allah yapıyor. Öyle zannettikleri gibi yaşlı böyle hemen insanları affeden bir yaşlı gibi görüyorlar haşa Allah’ı. Öyle değil. Allah mutlak mantıkla hareket ediyor. Zaten söylüyor yani “tam karşılığını veririm” diyor “yaptığı hatanın” diyor. O yüzden böyle bir şeye güvenip kendilerini kandırıp günah bataklığına hiç kimse girmesin. Açıkça söylüyorum. Model mükemmel. Ateist arkadaşları ben çok seviyorum, gelsinler sohbet edelim. Mesela bak şimdi “Tanrısız Ateist” yazmış. Çok samimi çocuklar açık açık konuşuyorlar münafık değiller. Ve bu insanlar düşünerek Allah’ın varlığını fark ederse mükemmel olur imanları. Değil mi? Çünkü her şeyi araştırmış, bir daha o adamı senin çevirmen mümkün olmaz. Beni tanıyor arkadaşlar, bak ben alemci bir insanım, eğlenceden kadınlardan hoşlanıyorum, her şeyi seviyorum, güzel olan her şeyi seviyorum. Laik lisede yetiştim, güzel sanatlar akademisinde okudum, felsefe okudum. Ben böyle yönlenmiş bir bakış açısı içinde değilim serbest düşünen bir insanım. Ve adım gibi eminim. Yani ben adım gibi emin olmasam böyle bu kadar aşkla şevkle İslam’a hizmet etmezdim.

Twitter 125 binden fazla hesabı terör örgütü propagandası yapıldığı iddiasıyla kapattı ama bir tane PKK hesabı kapatılmadı, tek bir tane. Yani yüz binlerce PKK hesabı var hepsi açık. IŞİD’in bütün hesapları kapalı. Demek ki adamların amacı terör örgütü değil başka bir şeyler. Mehmet, PKK’nın eleştirisini yaptığı bir sitesi var site açtı, hiçbir suç unsuru, hiçbir acayip bir şey yok hepsi bilimsel. Tak anında kapatıldı, yine açtı tak yine kapattılar. Bir arkadaşımız açtı PKK ile ilgili yine. Abdullah Öcalan’ın resmi konuşarak yapılan her eleştiri kapatılıyor. Sırf eleştiri.

İran, Suriye’ye asker göndermeye hazırız diyen Suudi Arabistan’ı tehdit etmiş. “Kimseyi sağ bırakmayız” demiş. Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed El-Caferi Suudi Arabistan’ın Suriye’ye asker göndermeye cesaret edemeyeceğini belirtirken, “Olur da gönderirse tekini dahi sağ bırakmayız.” Tek bir tanesini bile sağ bırakmayız demiş. El-Caferi “Bu Suudiler için intihar olur” diye eklemiş. Alman vatandaşlarının yüzde 29’u mültecilerin ülkelerine girişini engellemek için ateş açılmasını olumlu karşılıyormuş. Yani silahla taranmalarını, tabancayla yahut tüfekle vurulmalarını doğru buluyormuş. Yüzde 29 yani yüzde 30’u, ne hale geldiklerini oradan anlayın.

Ateist gençler çok kaliteli oluyorlar, çok efendi terbiyeliler. Bana yazsınlar konuşalım, buraya da gelebilirler. Terörist olmayan komünistlerle de görüşürüm. Mesela TKP’li gençler var terörle hiç alakaları yok.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bildiğiniz gibi yüz trilyon hücremiz var. Her hücrede bir çekirdek ve her çekirdekte bize ait bilgileri içeren bilgi bankası DNA. Ve gözle görülmeyen tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak kadar bilgi var, maşaAllah. Allah’ın varlığının kesin delili.

ADNAN OKTAR: Bu hücre olayı çok çok hayret verici bir şey. Bilimin bu açıklamalarından sonra Allah’a nasıl hayran olmuyorlar şaşıyorum. Allah’ın Kendini gizlemesini anlayamıyorlar. Bak arkadaş da onu söylemiş. O kadar aşikar olsa zaten o zaman bizim meleklerden farkımız kalmaz. O zaman insan yaratmaz. Yani aksi deliller olması gerekir ki bizim melekleşmemiz durdurulsun. Yoksa mecbur oluruz zaten. Allah göğe La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah yazar mecbur kalırsın, değil mi? Ayı güneşi bir araya getirir hepsini, gökte hepsine dans ettirir hepsini hareketlendirir mecburen iman edersin. Ama melek gibi olursun. Allah onu istemiyor. Hatta melekler itiraz ediyorlar “Ya Rabbi, biz Sana kulluk ediyoruz, ibadet ediyoruz, kan dökecek, zulüm yapacak insanları niye yaratıyorsun?” diyorlar, Allah “siz bilmezsiniz Ben bilirim” diyor. Çünkü Allah aşk, aradığı aşktır Allah’ın, Allah aşkı sever. En beğendiği Allah’ın aşktır. Aşktan alınan hazzı alır yaşar Allah bilir, insanlardaki hazzı bilir. Onun en yüksek derecede olmasını istiyor Allah. Yoksa cennet köşk falan haz olmadıktan sonra neye yarar, değil mi? Mesela melekler de köşklerde dolu oluyor ama Cenab-ı Allah’ın beğendiği hal oluşmuyor. Tam anlamıyla beğenmesi insanla oluyor.

BÜLENT SEZGİN: İnsan DNA’sının kesit bir görüntüsü vardı Adnan Bey gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bir gram DNA bir trilyon CD bilgisine eş değer bilgi saklayabiliyor. Buradaki sıkıştırma teknolojisi maşaAllah müthiş.

ADNAN OKTAR: Bir trilyon CD’nin artık ne kadar miktar olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Bir gram DNA bir trilyon CD bilgisine eş değer.

KARTAL GÖKTAN: Ekranda gördüğümüz de insan DNA’sının bir kesiti.

ADNAN OKTAR: İntizam, muntazamlık. İşte onun için masonlar, Allah geometriyi sürekli kullandığı için Allah’a hep “Kainatın Ulu Mimarı” diyorlar. Hep böyle geometrik düzgünlük var her yerde.

Sadece PKK aleyhine hesaplar kapatılmıyor, PKK’yı konu alan parasıyla yayınlatılan tanıtımlar da yasaklanıyor. PKK aleyhine hiçbir şey istemiyorlar, ne Twitter ne diğerleri hiçbiri. Ama PKK alabildiğine özgür. Dünya derin devletinin desteğiyle havalarda uçuyorlar. Buna tedbir yoğun reaksiyondur. Eğer kamuoyuna biz bunu iyi anlatırsak kamuoyundan çok çekinir bu insanlar. Kamuoyu oluşması lazım.

Nidal Gümüş, “Selam.” Aleyküm Selam. “Sizi merak ediyorum, size katılan ne yapıyor? Ne peşindesiniz? Sizlerle tanışmak isterdim.” Bizimle tanışmak isteyen genç kızlar delikanlılar bize yazsınlar. Değil mi? Hesaplarımız ortada oraya yazsınlar. Tanışıyoruz görüşüyoruz yani ya bir yere gelirsiniz orada arkadaşlarımla tanışırsınız, onlar da alır sizi bana getirirler. Konuşuruz sohbet ederiz. Bir de gereksiz çok heyecanlanıyorlar yeni gelenler. Buna gerek yok, ben Allah’ın yarattığı herhangi bir kulum. Bir acayip bakış açısı var, ölecek gibi heyecanlanıyorlar buna gerek yok. Ben normal ailelerinden yakınlarından bir kardeşleriyim dostlarıyım. Alim falan da değilim. Öyle müceddit müçtehit falan da değilim.

“Sizi seyrederken neden uykum gelmiyor da diğer hocaları seyrederken uykum geliyor” diyor. Sinem Kiraz.

“Adnan Bey, sizden bir ricam olacak, alışveriş yaptığınız yeri söyler misiniz?” Söylersek bu sefer iş değişir. “Sizin giyim tarzınızda bir mağaza görmedim.” Doğru, bu dikiş kalitesinde Türkiye’de bulamazsınız söyleyeyim. Yani söylemek istemezdim ama, aa söyledim bile. Ben dedim ki, terziyi söylemeyeceğim. Türkiye’deki en kaliteli terzileri bulduk, onlara ayrı ayrı takım elbise yaptırdım, bir birisine bir birisine yaptırdık en ünlü olanlara. Sonra onun en iyi bilen uzmanlarına götürdük, yabancı bu uzman. Adam birinci takım elbiseye hiç bakmadan tezgahın üstüne hafifçe şöyle eliyle itmiş ama hiç bakmadan. İkinciye bakmış “çok emek vermiş” demiş “çok gayret etmiş hakikaten” demiş acımış gayretinden dolayı. Ama “dikkat ederseniz öbürüne bakmadım dahi” demiş. Aslında çok güzel dikilmiş kıyafetler çok güzel ama eliyle onu itmiş hiç bakmamış. Öbürüne de acımış adama “çok uğraşmış baya gayret etmiş” demiş “ama” demiş başını sallamış. O durumda tabii biz yine eski terzimize devam etmek durumunda kaldık.

“Çok zengin ve kaliteli görünüyorsunuz. Zevkinize hayranım.” Sevim Akçay.

“Giyimlikle var ettik” diyor Allah. Elbiseyi terzi dikmez Allah yaratır. Terzi yapıyor gibi görünür elbiseyi, o dikiyor gibi görünür. Cennet elbiselerini de Cenab-ı Allah yapıyor. Cennette terziler yok, aynı güç, aynı kuvvet olan Allah yapıyor. Cennet kıyafetlerini kim yapıyorsa dünya kıyafetlerini de o yapıyor yani Allah yapıyor. Bak “giyimlikler var ettik” diyor.

Uğur Aykan, “Sayın Adnan Bey, Tanrı tüm her şeyi daha yaşanmadan biliyorsa, benim de ateist olacağımı biliyorsa ve bundan beni sorumlu tutup cehennemde yakacaksa böyle bir tanrının adaletinden söz edilebilir mi?” Uğur Aykan. Uğur, yani Allah’ın aklı, uyguladığı sistem bilinen görünen gibi değil. Ledün ilmi var yani batın ilmi var. Batın ilmi ilimle tam ters, yani bildiğimiz ilimle tam tersi. Nasıl böyle madde ve anti madde varsa bir de aklın karşıtı vardır, buna ledün ilmi denir, batın ilmi. Ama bak sonuçta, şimdi göreceksiniz Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, Hz. İsa Mesih (a.s) inecek ama buna rağmen yine şüphe edeceksiniz, bak Hz. Mehdi (a.s)’dan şüphe edeceksiniz hem de ne şüphe. Diyecekler ki, işte “Masonlar, tapınak şövalyeleri, derin devletler destekledi kasten çıkarttılar savaşları, aldılar bu adamı da başlarına geçirdiler.” Hz. İsa Mesih (a.s) da işte “yakışıklı bir genç buldular, sakın annenden babandan bahsetme İsa olduğun imasını yapalım, sen de İsa olursun.” Şimdi bakın, Hz. Musa (a.s)’ın kutsal sandığı bulunacak, bakın o sandıktan nasıl şüphe edecekler onu da göreceksiniz. Yani yeni yapıldığı, el yapımı olduğu, manna diye bir maddenin içine konduğu, tabletlerin de işte yeni yapıldığı özel el yapımı olduğu, Hz. Musa (a.s) devrinden kalmadığı. Yahut kalsa bile taşın eski fakat yapımın yeni olduğu. İnsan aklının şüpheciliğinin ucu-bucağı yoktur. Bakın bütün kutsal emanetler bulunacak, akıl almaz şüphecilik orada da devreye girecek. Özel Allah öyle yaratmıştır. Bu şüphecilikten dolayı Hz. Mehdi (a.s) vefat ediyor, müthiş bir burukluk meydana gelecek. Hz. İsa Mesih (a.s) vefat ettikten sonra insanlar iptal oluyorlar. Yani akıl almaz bir çöküş başlıyor, iman çöküşü. Şüpheciler ya. Diyorlar “Ona Mehdi dedik ona da İsa dedik, halbuki bunlar normal adamdı, böyle bir şey de yoktu” diyor “kıyametin kopacağı da yok, bunlar kıyamet alameti değil bu kişiler, boş yere kandık” diyecekler. Allah esirgesin yayıldıkça yayılacaklar, azdıkça azacaklar, kudurdukça kuduracaklar. Çünkü bakacak ki hiç öyle bir şey yok, kıyametin alameti yok bir şey yok. İşte tam böyle devam ederken 1545 hicri, Bediüzzaman’ın verdiği tarih doğru Allahualem. Onu bir granit kaya üstüne yazsınlar gençler bir zahmet 1545 diye, altına da kıyamet diye not düşsünler. 46’yı bak göremeyecekler Allahualem 1545. İstanbul’da akşam vaktine doğru başka şehirde değil, akşam vaktinde. Akşam namazı hemen kılınıyor ya o işte kıyameti karşılamamak için yapılıyor. Akşam namazı ezan okundu mu hemen kılınır. Kıyamet çünkü akşam vakti olacak yani yatsıya yakın, yatsıya az bir şey kala ama İstanbul için bu, sadece İstanbul için. Bu boğaz, şimdi boğaz karşı karşıya, boğaz önce birbirine bir değecek sonra geri çekilecek, değecek geri çekilecek öyle bir sistem. “İnsanlar dehşetten saçları bembeyaz olur” diyor. Bir mucize olarak oluyor. Yani böyle fosforlu gibi bembeyaz oluyor saçları, o dehşeti daha da artırıyor. “Ve insanlar sarhoş gibidir” diyor ne konuştuklarını bilmezler. Mesela adama adını sorsan başka bir şey söylüyor konuşamıyor. Böyle kontrolsüz hareketler el-kol hareketleri korkunun şiddetinden konuşamıyor. Halbuki normalde mesela adamın evini basıyorlar silahlı çatışmaya giriyor korkmaz. Ama kıyamet bütün dünya gittiği için akıl almaz korkuyor. Çünkü öldüğünde çoluğu-çocuğu kalıyor diye düşünüyor veyahut insanlık devam ediyor diye düşünüyor yine rahat oluyor. Ama kıyamette denilenlerin hepsinin doğru olduğunu anlamış oluyor. Yan ahiretin de doğru olduğunu anlamış oluyor, o yüzden müthiş bir dehşet yaşıyorlar. Bir de Allah dediğini yapıyor yani onu yanlış biliyorlar. Bir hanım arkadaşla konuşmuştum da işte söylüyorum “Hocam, Allah kıyar mı?” diyor. Kıymaz olur mu? Kıyar tabii ki. Olur mu, adalet ne o zaman? Öyle bir şey yok düz mantık var.  Ama iyi bir insana, şuuru açık bir insanın cehennemi olmaz, onu söyleyeyim. Bak iyi bir insan, samimi bir insan şuuru açıksa asla ve asla cehenneme gitmez, asla.

“Adnan Bey insanlara seçme yeteneği verilmişse bazı şeyleri seçmemiz isteniyorsa, bu yeteneğin ne anlamı var? Yani ben özgürce seçemiyorsam, kısıtlanıyorsam, bu yetenek bana neden verilmiş olsun?” Feyza Avşar.  Hoşuma gidiyor şimdi bak hep ateist gençler yazanlar. Ben ateist gençleri tahminlerinden çok seviyorum. Yani böyle yanlış biliniyorlar. Ateist denildiği zaman bir kısım adamlar nefret ederler falan bir kere ateist dürüst insan demektir. Dürüst, açıkça söylüyor yani İslam’a bir düşmanlığı yok adamın, anlamaya çalışıyor. Kafir değildir ateist. Kafir saldırır İslam’a. Onun İslam’la bir şeyi yok, alıp veremediği mi diyelim artık yani Müslümanlığa bir düşmanlığı yok onun. O sadece konuyu kavramaya çalışıyor. Yani ben inanamıyorum diyor Allah’a, ahirete inanamıyor, anlamaya çalışıyorum diyor. Bu dürüst bir hareket, bunda bir şey yok. Münafık çok berbattır, en berbatı münafık. Müslüman görünüp her türlü pisliği yapar, baş belasıdır. “Seçme yeteneği” bak bana mesela şimdi seçme yeteneği verildi, beni kimse sırtımdan itip buraya getirmedi. Ben kendim geldim. Mesela lisede falan da beni kimse gidip akademiye falan kaydettirmedi, kendim gittim. Ama kaderim öyle, illaki 1979’da olacak. Ben 78’de de girdim sıfır, hiç kazanamadım. 79’da girdim, okulu üçüncü kazandım. Yirmi bin kişinin içinde üçüncü kazandım. Kader yani. Bak daha önce girdim, hiç kazanamadım düşün yani. Aynı adamım hiç çalışmış falan da değilim. İstanbul Üniversitesi felsefeye girmeye karar verdim. İmtihana geç kaldım ben, polisler falan kendi aralarında konuştular. Acayip ferahtım böyle, yaka bağır açık, elimde bir kalem falan. Acayip stres içindeydi herkes, ben otuz puan daha fazla aldım, birinci kazandım felsefeyi, birinci tercihimdi kazandım otuz puanda taşmıştı. Akıl almaz rahattım, hiç çalışmadım üniversiteye hiç. Sırf genel kültür, sadece genel kültür yani. Gayet rahat böyle eğlenir gibi hazırladım, doldurdum, kapattım göndermiştim. Kaderde olduğu için oluyor. Mesela gittim şuraya, gittim buraya, çocukluğumda hep Tokat’taydım hep kader. Ama beni hiç kimse sırtımdan itmedi, kolumdan da çekmedi. Hep kendi isteğimle yaptım.

BÜLENT SEZGİN: “Bir kader üzerine geldin ey Musa” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Adnan Bey eğer bir Yaratıcı varsa O’na karşı olmamız gerekmez mi? Çünkü eğer varsa Tanrı’nın varlığı bizim özgürlüğümüze engeldir.” Evrim Ay. Ama işte sana bunu yazdıran da O, yani bu yazıyı yazdıranda Allah. Yani kaderinde daha doğmadan sen bu yazıyı yazmıştın. An içerisinde olan bir olay şuan, ben bunu okumuş oluyorum. Yani zaten özgürsün sen ama kader içinde de kilitlenmiş vaziyettesin.

GÜLEN BATURALP: Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “Onun izni olmaksızın bir yaprak dahi düşmez” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Hayır şimdi tabii ayetin hükmü açık da, tek bir an var modern fiziğin bize sunduğu bir gerçek, tek bir an. Tek bir an olunca nasıl özgür olursun sen? An ne demek? Sonsuz kısa zaman. Sonsuz kısa zamanda sen bunu yapmış bitirmişsin. Nasıl bir özgürlük oluyor bu? Bitmiş. İstediğiniz kadar siz Kuran’da evrim var deyin, adam sana inanır mı? En basit mantıkta bile bu kabul edilecek bir şey değil. Sen diyorsun ki; “Kuran’da evrim var, Allah insanları evrimle yarattı, canlıları evrimle yarattı.”‘Cennet cehennem var mı?’ diyorsun. Var. Melekler var mı? Var. Cinler var mı? Var. Cennet hayvanları, cennet kuşları, cennet bahçeleri, cennet eşyaları hepsi var. “Bunlar nasıl yaratıldı?” diyorsun. Allah yarattı diyor. İnsan? İnsan evrimle yaratıldı. O sistem her yeri sardıysa, trilyonlarca melek anında yaratılıyorsa, gılmanlar huriler anında yaratılıyorsa, cennet eşyaları, cennet bitkileri, cennet meyveleri, cennet hayvanları anında yaratılıyorsa, Allah’ın ol demesiyle, insana niye müsaade etmiyorsun, onunda Allah’ın ol demesiyle yaratıldığına, niye kabul etmiyorsun? O kadar şeye gücü yeten Allah aynı sistem içerisinde insanı da yapıyor. Buna niye şaşırıyorsun? Meleğin evrimle yaratıldığını iddia ediyor musun? O konuya hiç girmiyorlar dikkat ederseniz. Bakın açık oturumlarda falan dikkat edin, o konu geldiğinde şu iki uçlu kuyruklu yıldızdan nasıl korkuyorlarsa, o konudan da korkuyorlar. “Melek nasıl yaratıldı?” Diyor. “Ya bağırtıyla bizim sözümüzü kesmeyin” diyor. “Konuyu değiştirmeyelim lütfen” falan diyor. Bak çok sade bir şey melekler evrimle mi yaratıldı? Değil mi? Söyle. Şuan cennette huriler var, gılmanlar var evrimle mi yaratıldı? Cennet köşkleri evrimle mi oluyor? Cennet elbiseleri evrimle mi oluyor? Bak bunu bile düşünememişler.

Aysun Kar; “Neden Allah insanlara acı çektirir, imtihanın anlamı ne?” İşte mesela melek acı çekmiyor. Ama Allah’ı sevgi açısından hiçbir şekilde doyuran diyeyim bir sevgi olmuyor. Acıyı Allah da bilir ama etkilenmez. Eğer acının zarar vermeyeceğine insan inanmış olsa acı acı olmaktan çıkar. Acı insana zarar vereceğine inandığı için insan acıdan rahatsız oluyor. Mesela ameliyat oluyor, diyor ki çok güzelleşeceksin seve seve gidip ameliyat oluyor. Acısı onu hiç etkilemiyor. Ama yine de ameliyatta bir şey olur diye korktuğu için acıdan rahatsız oluyor. O acının ona çok faydalı olduğunu bilse hiç hiç korkmaz.

BÜLENT SEZGİN: Allah’ın yaratma sanatına örnekler gösterebiliriz birkaç tane. Bazı resimler vardı. Allah’ın muhteşem yaratma sanatı.

ADNAN OKTAR: Evet. Evrimcilere göre mesela bu tavus kuşunun her tüyü yavaş yavaş evrimleşmiş, birer birer. Hayvana hiçbir faydası yok bu süsün. Sadece muhteşem bir tablo şeklinde. Hayvan ne yapsın bu süsü?Hayvanın aleyhine bu. Ama süs yönünden lehine.

BÜLENT SEZGİN: Kelebek kanatlarındaki simetri Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tam bir geometri, tam bir simetri.

GÜLEN BATURALP:Darwin’in “Tavus kuşunu düşünmek beni hasta ediyor” diye itirafı var.

ADNAN OKTAR: Tavus kuşu.Evet.Tavus kuşu da onun sözüne hasta oluyordur.

Birleşmiş Milletler açıklama yapmış; Suriye’de dört yüz bin insan kuşatma altındaymış şuan. Dört yüz bin. Açlıktan ölümler başlamış, dört buçuk milyon insana da ulaşılamıyormuş. Tam ahir zaman hadisi. Dört buçuk milyon insana ulaşılamıyor şuan, sırf bir bölgede bu. Libya, Pakistan, Irak her yer cehennem ateşi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Halep’teki çocukları gösteren bir fotoğraf vardı.  Şuan Halep’te bulunan çocuklar.

ADNAN OKTAR:Ama acayip şekerler. Her hâlükârda keyifleri yerinde oluyor. Çocuk aklı o dehşeti fark etmelerini engelliyor. Allah öyle bir imkan sağlıyor. Kardeşim burada NATO’nun devreye girmesi lazım. Birleşmiş Milletler askerlerinin devreye girmesi lazım. Birleşmiş Milletler neye yarıyor? Dört buçuk milyon insandan haber alamıyorsan gidersin askerinle, ordunla, silahlarla girersin o adamları gider kurtarırsın. Tam onları ilgilendiren yer.

BÜLENT SEZGİN: Son 24 saat içerisinde Halep’ten Türkiye’ye kaçan25 bin Suriyeli’den birinin fotoğrafı vardı, kedisiyle beraber gelmiş.

ADNAN OKTAR: Bu çok önemli, yaklaştır bakayım. Çocuk da bayağı güzel maşaAllah. Ama bayağı bir tombilik bu, ne yedin içtin sen böyle? Ama çok iyi yapmış kedisini getirmekle, o çok önemli.En önemli konu o. Onu orada bırakmak çok acayip olurdu. Bayağıda mutlu benim gördüğüm. Ama böyle tombilik kalması hayret. En zor şartlarda bile besliyor kendini.

“Hocam inanmayanlar ahirette nasıl bir ruh halinde olacaktır?” Yelda Çıngır. Şimdi ben bunu çok kapalı anlatıyorum da, herkes benden açık açık anlatmamı istiyor. Şimdi bak inanmayanlar özel yaratılıyorlar. Yani kapalı bir anlatım diyorum ama kapalı da değil bayağı açık anlatıyorum. Bak özel yaratılışta diyor ki Allah; “Ben bunları yaratıyorum ama canlı olarak göndermiyorum, ölü olarak gönderiyorum” diyor. Yani ölü insanlar var. Zombi tabir edilen. “Bunlar siz diri zannedersiniz ama gerçekten ölü bunlar” diyor. Bildiğin ölü, hareketli ölü. “Gözü var, sen gördüğünü zannedersin, aslında görme yok onlarda” diyor. Hayvanda olduğu gibi. “Duyuyor zannedersin, duyma hissi de yoktur” diyor hayvanda olduğu gibi. Yani şuuru kapalı. Sadece fotoselül gibi yani bilgisayar gibi sesi duyan bir makine halinde ve o sese cevap veren bir makine halinde. Şuuru tamamen kapalı. Bu haldeyken ahirette cehenneme gidiyor. Yani nasıl anlatayım? Bu tarzdadır. Yani şuuru açık olan, samimi olan bir insan asla cehenneme gitmez. Yani Allah’ın varlığına uygun olmaz böyle bir şey zaten. Yani bunun düşünülmesi dahi olmaz.

“İslam Birliği’ni isteyen insanların sadece evrimi kabul etti diye bu kadar saldırganlaşması çok samimiyetsizce. Nasıl birlik olacağız? Sadece evrim konusunda çıkan anlaşmazlıklar bile tekfir edilirsek.” Tekfir yok, sadece bilimsel olarak doğru değil. Yani bir yanlış bilgi aktarımı var. Dürüst bilgi yok. Çünkü bak soruyoruz diyoruz ki; “Melekleri kim yarattı ve nasıl yarattı?” Allah yarattı ve hemen yarattı. “Gılmanlar nasıl yaratıldı?” Diyoruz. Allah yarattı ve hemen yarattı. Allah Allah ne dediysek Allah yarattı ve hemen yarattı, diyor. İnsanı diyoruz. Ha orada dur, diyor. Ya orada niye duralım? Orada da insanı Allah yarattı ve hemen yarattı. “Ol deriz, olur.”  diyor Allah. Ya kardeşim bir kere an var an içinde bütün insanlar yaratılıyor. Nasıl evrimleşiyorsun sen? An içinde olmuş bitmiş zaten. Sonsuz kısa zaman içerisinde yaratılmışsın sen. Sonsuz kısa zaman içinde. Nerenin evrimi? Böyle bir şey yok. Kuran’a aykırı sözlerin. Tekfir falan da yok öyle orada zavallı havalarına girmenin âlemi de yok. Mağdur adamı oynamanın âlemi de yok. Ne tekfiri? Ama yanlış bilgilendirme çok samimiyetsiz bir harekettir. 13 yıl bir insanın kafası çalışmıyor muydu yani? 14.yılda mı ayılmaz mı kafa birden zınk jeton düştü çalışmaya başladı yani. 13 yıl kafam kapalıydı, diyor. Adımımı atar atmaz tak kafamda şalter açıldı, diyor. Kafam çalışmaya başladı diyor çok samimiyetsiz.

Yoksa biz mesela müşrik olan yani müşrik inançlı olan milyonlarca kardeşimiz var. Yanlış bilgilendirdikleri için o çizgideler. Biz onları tekfir etmiyoruz. Cehenneme gidecek demiyoruz. Bilgisizlik sonucu olabilir bir insan bilmeyebilir. Ama evrim konusunda samimiyetsizlik çok açık görülüyor. “Melek nasıl yaratıldı?” diyoruz“Anında yaratıldı” diyor. Anında hemen. Bu kadar mükemmel varlık nasıl anında yaratılıyor? Senin iddiana göre evrimleşmesi gerekmiyor mu? Yoo, diyor. Allah ol dedi oldu, diyor. Peki, insanın ne suçu var? Müsaade et de oda ol deyince olsun yani. Tabii onun müsaadesiyle değil de yani Allah affetsin yanlış anlaşılmasın. Oda aynı şekilde ol deyince olur. Bir kere bak zaman yok. Bir an var tek bir an. O da sonsuz kısa zaman. O zaman içinde yaratılmış. Evrime zaman var mı bunun içinde? Sen göz göre göre insanlara yanlış bilgi verirsen tabii ki doğrusunu anlatırız. Ama tekfir, tekfire kalkarsan dünyada adam kalmaz o zaman. Tekfirle bizim işimiz yok. Bizim tekbirle işimiz var.

Hakan, “Bizim Müslüman ülkeler Tanrı katındaki en son ve en hak dine sahipse neden dünya üzerinde tüm Müslüman ülkeleri sürünmektedir? Neden Hristiyanlar ve Yahudiler dünyayı yönetmektedir?” Şimdi biz Müslümanız. Son hak din. Ama Hristiyan ve Museviler, Musevilerin üstüne 3500 yıl geçmiş. Hristiyanların üstünden 2000 yıl geçmiş. Ne oluyor? Ehli fetret oluyorlar. Fetret ehli. Hak dindeyken sen şirke düşersen Allah belanı bin kere verir. Perişan eder. Ama fetret ehli oldu mu onların hükmü ayrı oluyor. Onların bir bahanesi olmuş oluyor. O yüzden Cenab-ı Allah onlara şiddetli azap vermiyor. Yani durumuna göre suçun niteliğine göre ceza veriyor Allah.

“Hocam madem sonumuz belli neden yaşıyoruz?” Doğukan Sahil. Eğitiliyorsun. Cennete göre eğitiliyorsun. Güzellikten zevk almayı öğreniyorsun. İnsanları sevmeyi öğreniyorsun. Allah’ın sanatını sevmeyi öğreniyorsun. Yoksa cennete gider oturursun. Boş boş bakarsın. Ne ırmaklar seni ilgilendirir, ne insanlar seni ilgilendirir, ne cennet yemekleri seni ilgilendirir boş boş bakarsın. Burada sevginin eğitimini alırsan oraya gittiğinde oranın toprağını öpersin.

“Kadere imanın Kuran’da olmadığı hadislere sonradan karıştırıldığı iddiasında olanlar var. Kadere imanın kaynağı nedir? Kader bizim irademizi ve tercihimizi yok eder mi?” Gonca Yıldız. Ya kaderi adamlar reddediyor ama gelenekçi Ortodoks kişiler onlar kendi zekâlarına güvendikleri için zekâsına sığdıramıyor. Onun için ya diyor Allah bir kısmını bilir ve bir kısmına hâkimdir bir kısmına da insan hâkimdir yani cüzi bir iradesi vardır insanın. Mesela yüzde on kadar ilahlık insanda vardır diyor Allah vasfı. Yüzde doksan kadarı da Allah’ta vardır diyor. İkisi birleşince iki Tanrı iki İlah birleşince konu halloluyor, diyor. Özetle bunu anlatmak istiyorlar. Hâlbuki bir tane İlah var. Tek ilah var tek Allah var. Tek kader vardır. Tek yaratılış vardır. Bilimsel açıdan da çok açık sarih çünkü tek bir an olduğuna göre anda sonsuz kısa zaman olduğuna göre sonsuz kısa zaman içinde sonsuz uzun zaman yaratıldığına göre sen nasıl kaderi inkâr ediyorsun? Bilimsel olarak inkârı mümkün değil zaten şuan. Modern fiziğe de göre inkâr edemezsin.

Tekrar söylüyorum ateist arkadaşları ben onları çok seviyorum çok da saygı duyuyorum. Sakın tedirgin olmasınlar. Yani saygıda, sevgide, hürmette kusur etmem. Rahatça gelebilirler, yazabilirler, konuşabiliriz öyle bir şey yok. Yani gönülleri çok rahat olsun. İstedikleri en girift soruları da sorabilirler. Nerden şüpheleniyorlarsa neden rahatsız oluyorlarsa.

Şimdi bunlar ani yaratılışı bir türlü anlayamıyorlar. Mesela at birden tarih sahnesine çıkıyor. Ama yaratılış açısından mesela Allah belki bir böceği bir anda ata çevirebilir.  Mesela bir ağacı bir anda ata çevirebilir. Yahut bir eşeği bir anda ata çevirebilir. Yahut eşekten at doğurtabilir isterse. Eşek bildiğin atı doğurur yani. Koskocaman at çıkar. Mesela ne bileyim bir sığırdan Allah deveyi doğurtabilir. Ama bunlar mucize olarak oluyor dikkat ederseniz. Evrim olarak olmaz. Evrimin iddiası zaten mutasyonlar ve tamamen tesadüfe dayalıdır. Burada zavallı bazı Müslümanlar istemeye istemeye evrimcilere teslim oluyorlar. Birde Allah adına teslim oluyor. Ya kardeşim sen ne diyorsun? Yavaş yavaş gelişmelerle oldu, diyorsun. Yavaş yavaş gelişmeyi sana zaten adam açıklıyor diyor ki; mutasyonlar, yani güneş ışınları, radyoaktif ışınlar kromozomları bozdu. Faydalı olanlar devam etti faydalı olamayanlar bozuldu. En başından zaten suyun içinde mikroptan başlayarak hepsini tesadüf mantığı içerisinde tam oturtarak kendi kafalarına göre anlatıyorlar. Sende bunu tasdik ediyorsun. Evet, doğrudur, diyorsun. Ama diyorsun ben Müslümanım elhamdülillah. Ya adam tesadüfle anlatmıyor mu? Tesadüfle anlatırken tamamını bilimselliğe dayandırmıyor mu kendi kafasına göre? Adam mutasyon oldu, diyor. Ama sen diyorsun ki Allah yarattı mutasyonu. Yani mesela milyonlarca mutasyon oldu, diyor. Sonunda insan meydana geldi, diyor. İnsanın atası; bir kere Kuran’da Allah’ın doğru söylemediğini söylüyorsun sen. Adem (a.s)’le Havva (a.s)’yı kabul etmiyorsun. Oradan başlıyor olay zaten. Cennetteki varlıkların bir kere evrimle yaratılmayacağını biliyorsun. Orada tıkanmışsın. Ona cevap vermiyorsun. Habire kafayı insana takmışsın. İnsandan çok çok daha fazla melekler, niye onları anlatmıyorsun önce? Melek evrimle yaratılmadığına göre niye insanın evrimle yaratılması mecburi oluyor? Sen evrimi kabul ettiğinde mutasyonları da kabul ettiğini görüyorsun. Mutasyonları kabul edince senin tesadüfü kabul etmemen zaten müthiş bir münasebetsizlik olur yani. Mutasyonlar çünkü milyonlarca mutasyondan bahsediyorsun sen. Hepsi kör tesadüf diyor adam. Sen kör tesadüfe orada cevap veremezsin ki. Bitmiş oluyor zaten adamın teorisini kabul ediyorsun. Ha inanabilirsin adam sana acıyor zaten o zaman bunlara acıyorlar. Sen bunu inanca dayandırabilirsin ayrı mesele diyor. Ama bilimsel açıdan tamamen tesadüftür, diyor. Ve sen onun elini kuvvetlendirmiş ve kabul etmiş oluyorsun.

Mesela Cebrail (a.s), gökyüzünde geliyor yeryüzüne doğru geliyor. Önce görünmüyor. Bak görünmez olarak geliyor. Atmosfere girdiğinde bütün gökyüzünü kaplayacak şekilde kanatlarıyla görünür hale geliyor. Evrim mi geçiriyor? Bir anda iniyor. Melekler sürekli bir iniş halindedir diyor Allah ayette yeryüzüne Kadir Gecesi’nde. “O gece bin günden daha hayırlıdır” diyor. Değil mi? O melekler evrimle mi oluşuyor? Oraya gelip gidiyorlar. Önce yoklar görünmüyorlar. Yeryüzüne geldiklerinde birbirlerini görecek şekilde geliyorlar, iniyorlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına Dıhye suretinde geliyorlar. Dıhye suretle gelen Cebrail (a.s). Evrimle mi yaratılıyor o? Normal yakışıklı delikanlı yürüyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’in yanına gelen melekler var. Aslan gibi yakışıklı delikanlı görünümündeler. Daha önce görünmez vaziyetteler. Çölde birden görünür hale geliyorlar aniden. Bak daha önce görünmez haldeyken birden görünür hale geliyor aniden. Normal insan ya yürüyor, konuşuyor hatta insan zannettiği için yemek getiriyor Hz. İbrahim (a.s). Evrimle mi yaratılıyorlar? Aniden yaratılıyor işte görüyorsun. Hz. Musa (a.s) asasını atıyor birden yılan oluyor. Asa yani oda diyecek ki binlerce yıl geçti yavaş yavaş yılana dönüştü asa. Böyle bir şey yok derhal yaratıyor Allah. Hz. İsa (a.s) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. Koyuyor geriye çekiliyor. Uçuyor kuş. Bildiğin kuş. Evrimle mi yaratılıyor? Siz kimi kafalıyorsunuz? Kimi kafalıyorsunuz yani? Açık açık görüyorsunuz bir anda yaratıldığını. Kuşun yaratılışını Allah açıkça gösteriyor. Yılanın yaratılışını hepsini gösteriyor. Cebrail (a.s)’i gösteriyor. Melekleri gösteriyor. Melekler aniden yaratılıyor orada insan şeklinde. Kadir Suresi 3’te, “Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.”diyor Cenab-ı Allah. Bin ay. Asa tahta bir anda yılan haline geliyorsa işte görmüyor musun burada yaratılışın, aniden yaratılış olduğunu? Nerde burada mutasyon? Çamur, bildiğin çamur balçıktan yani Hz. İsa (a.s) elinden geldiği kadar kuşa benzetiyor. İşte gaga yapıyor, kafa yapıyor ona. Ondan sonra kanat yapıyor balçıktan. Alıyor çimlerin üstüne koyuyor. Geriye çekiliyor. Pır uçup gidiyor. Nerde burada evrim? Nerde burada mutasyonlar? Nerde burada yavaş yavaş yaratılma? Bunları tekrar tekrar söylüyorum ki kafaları iyi alsın diye. Kardeşim şimdi çöl, çölde yürürken insanlar birden üç melek birden insan şekline geliyor, çölde. Yani düz çöl ya bir şey yok hiçbir şey yok. Bir saniyenin içerisinde üç kişi birden oluşuyor. Normal insan yürümeye başlıyor eti var kemiği var ama yemek yemeyen şekilde yaratılmışlar. Midesi yok. Midesi bağırsağı falan yok. Meleklerde olmaz mide bağırsak. Nefes alıyor ama nefes alıp veriyor. Yani kalbi var ama bağırsak ve midesi yok. Muazzam sofra hazırlıyor Hz. İbrahim (a.s) buyurun diyor yiyin diyor “biz yemek yemeyiz” diyor. Yani yemek yeme özelliğimiz yok diyor. Beti benzi atıyor Hz. İbrahim(a.s)’in. Korktu diyor. Yani çünkü çok olağanüstü bir şey bu. Yemek yemeyen insan. Kaç mesela ne kadar süre içinde oluyor bu? Yarım saat içinde oluyor en fazla. Meleklerin yol aldığı yer en fazla yarım saatlik yoldur. Çünkü üst baş gıcır gıcır tertemiz yeni yaratılmış. Hemen orada yaratılıyorlar. Gök âleminde varda ruh halinde üçüncü boyut dördüncü boyuttalar. Dördüncü boyuttan dünyada birden üçüncü boyuta geçiriyor Allah şak bildiğin insan. Normal insan sadece yemek yemiyor. Nerede burada evrim? Kendilerince bir şeyler yapmak istiyorlar. Bunları düşünmüyorlar. Sen mutasyonları kabul ediyorsan evrimi ve tesadüfüde kabul ediyorsun demektir. Mutasyonlarla canlılar yaratıldı diyorsan tesadüfü kabul etmemene millet sırtıyla güler. Yani orada hiçbir mantık kalmıyor ki olayın. Adamlar, bilim adamları da, evrimcilerde yok bir kambriyen patlaması var diyorlar hiçbir şekilde açıklayamıyorlar. Hepsi aniden ortaya çıkmış diyorlar. Hiçbir ara geçiş yok diyorlar. Hatta bu fosilleri de saklamışlar. Yıllarca. Yetmiş yıl. Bak yetmiş yıl saklıyorlar korkudan. Sırf evrime laf gelecek diye.

BÜLENT SEZGİN: O patlama anında şu anki canlı türünden çok daha fazla canlı meydana geliyor Adnan Bey.  İlk anda. Kambriyen patlamasında çok daha.

ADNAN OKTAR: Çok şahane şeyler ama hepsisüslü püslü bir iki tane olsa iyi olurdu. Gene kalmıştır bir yerlerde. Bakmak lazım. 

BÜLENT SEZGİN: Allah zamanın izafiyetini Kuran’da belirtiyor inşaAllah. “Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.” [Mearic Suresi, 4]

ADNAN OKTAR: Kâinatın tamamen metafizik olduğundan haberleri yok bunların. Birde beyinlerinin içinde yaşadıklarının da haberleri yok. Yani hiç anlamıyorlar. Bakıyorlar ki çok fazla evrimci var onlarla anlaşabilmek için biz de sizdeniz arkadaş diyor. Biz de sizin gibi düşünüyoruz diyor. Tamam.

“Hz. Hızır (a.s)’ın asıl kendi sureti var mıdır şekil değiştiriyor olsa bile?” Hz. Hızır (a.s) çok yakışıklı bir delikanlı. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ye benzer Hz. İsa Mesih (a.s)’e benzer. İbrahimidir İbrahimi bir görünümü vardır. Beni İsrail görünümündedir. Hatta Şah Abdülkadir Geylani cami içinde onu geçerken görüyor halkın arasına karışırken “Ey İsrailli” diyor direkt hitap ediyor böyle “niçin geldin?” diyor soruyor “ey İsrailli” diye yani Hızır demiyor halk anlamasın diye. Tipik İsrailli görünümü vardı. Beni İsrail görünümü vardır.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraflar gelmişti.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bu geldi sadece.

ADNAN OKTAR: Bir tek bu?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani bitki şeklinde çok oluyor. Yeşillik evet. Hz. Hızır (a.s)’la bağlantıyı genellikle İsrail’de yapıyorlar. Onun bir geleneği var sunak; zaten resmediliyor o tarihi resimlerde de var Tevrat’ta geçen sunak. Yani Allah için kesilen kurbanların kesildiği yer. Sunak aynı zamanda Mason kürsüsü anlamına geliyor. Yani dünyayı yönettiğine kani olduğu kişilerle konuşur Hz. Hızır (a.s). Ruh halinde gelir. Ruh olarak gelir. Yani üstatların bulunduğu ortamda böyle ne diyeyim pirifâni üstatlar efendim çeşitli dinlere mensup dindarların bulunduğu ortamda onun özel bir çağırma metodu var benim anladığım yani Zohar’dan istifade ederek bazı yöntemler uyguluyorlar benim bildiğim. Gerçi onun ona ihtiyacı yok ama yani o şekilde geliyor.

AYLİN KOCAMAN: Yaşı var mı?

ADNAN OKTAR: Yani altı bin küsurdur Allahualem.

MERVE TEZEL: Yardımcıları var mıdır?

ADNAN OKTAR: Var tabii. Onlar da o tarzda oluyorlar. Mesela resimlerde tablolarda o eski tarihi tablolarda Mısır tabletlerinde falan her yerde var. Çok ünlüdür eskiden beri bilinir. Hz. Hızır (a.s) balığın üstüne basmış vaziyette balık ayağının altında kayak gibi vasıta gibi yani büyükçe bir balık. Elinde de ayrıca ikinci bir balık daha var. Onlar işte ona yardım eden kişiler. Yani bir yere gideceği vakit o tarz ama bunların hiçbiri aklın ihtiyarını almaz. Mesela hakikaten balık görünümünde oluyor. Mesela Yunus (a.s)’ı yutan balık vardır biliyorsunuz. Yani herhangi bir balık olmadığı belli onun. Hz. Hızır (a.s) her yerde ortaya çıkar yani özetle.

“Peki, Hoca Efendi evrim konusunda cennetteki hurilerle ilgili görüşlerinizi alalım.” Ultra Kırmızı.  Evet, huriler, gılmanlar, vildanlar, cennet çocukları, cennet hayvanları, cennet kuşları hiçbir mutasyonla falan yaratılmazlar. Mutasyon Müslüman bazı kesimin acizliğidir zavallılığıdır. Yani evrime güç yetiremeyince düşmanının ayaklarının altına yatmak. Veyahut nasıl diyelim? Bükemediği bileği öpmek diyelim. Yahut güreşte altına yatmış tuş olmuş öyle düşün. Ama en tam karşılığı bükemediği bileği öpmek.

TC Murat, “Siz tam anlamamışsınız” diyor. “Evrim konusunu tartışanlar Tanrı’yı kabul etmiyor ki meleği kabul etsinler.” Ama benim sözüm Müslümanlara Müslüman evrimcilere. Ben evrimcilere bir şey sözüm yok. Onlar dürüstçe söylüyorlar. Allah yok diyorlar. Tesadüfen oldu diyorlar. Ama gariban gelenekçi Müslümanlar veyahut imanı zayıf Müslümanlar bakıyorlar yaratılışı açıklayamıyor adamlarla da baş edemiyorlar bükemediği bileği öpüyor. Yani düşmanı derken karşıtı anlamdadır tabii düşmandaki kanlı bıçak düşman falan değil. Onun altına yatıyor derken işte yani eziliyor. Onun altında ezilmiş oluyor.

Bu eski bir minyatür. Bak Hz. Hızır (a.s) balığın üstünde elinde yine balık var. Asası var. Yeşil kıyafeti etrafı yeşil. Başının üstünde bir hale var. Yine Hz. Hızır (a.s)’a ait iki resim daha olması lazım. Hz. Hızır (a.s) balığın üstünde olarak var.

KARTAL GÖKTAN: Evet bir resim geldi.

ADNAN OKTAR: Göster o resmi. Hz. Hızır (a.s) balığın üstüne binmiyor balığın içinde gidiyor bir yere gideceği vakit. Yani istediği yere yönlendirebiliyor. Sonra çıkıp yine insan oluyor gelip konuşuyor. Hz. Musa (a.s) balık diyor bir yol aldı diyor ama düzgünce gidiş istikameti belli yani düzgün “bizim aradığımız zaten buydu” diyor. Yani onun geldiğini anlıyor. Hz. Hızır (a.s)’ın geldiğini anlıyor. Çünkü balık onun vasıtası zaten. Üstünde resmedilmesi yani onun ruhaniyeti açısından söyleniyor yoksa üstüne basarak gidiyor değil. Balığın içinde gidiyor. Mesela bak balığı bilmiyorlar yenecek balık zannediyorlar yanlarına alıyorlar halbuki Hz. Hızır (a.s)’la beraber geliyorlar. Yol boyunca onunla geliyorlar haberleri yok. Zembilin içinde balık, haberi olmuyor. Birden suya çırpınıp atlayınca düzgün istikamette gitmeye başlıyor hah diyor tamam diyor bizim aradığımız buydu diyor.

AYLİN KOCAMAN: Anlıyorlar mı Hızır (a.s) olduğunu?

ADNAN OKTAR: Tabii yani önceden ona bildiriliyor zaten.

“Bay ve bayanların aynı ortamda şarkı söylemesi, oyun oynaması ve bu şekilde dekolte kıyafetlerle aynı ortamda olmasını dinimizde neye sığdırıyorsunuz?” Temel Adıgüzel. Sen dinde neye sığdıramadığını söylersen ben neye sığdırdığımı söyleyeceğim. Yani hangi ayetle çelişiyor söylersen ama benim gördüğüm ayetle çelişiyor diye şuan da daha önce de yıllardan beri ben hiç duymadım. Şu ayetle çelişiyor diyen yok. Mantığımla çelişiyor diyor. Ayetle çelişmiyor diyor mantığımla çelişiyor diyor. Mantık din değildir. Kuran ayetleri dindir.

Esra Karadağ, “Hadiste geçen Hz. Mehdi insanların arasında gezer, dolaşır onların bastığı yerden geçer ama onlar onu tanımazlar ifadesini biraz açıklar mısınız? Yani fiziki özellikleri dahil tüm özellikleri bilirken nasıl tanımayız?” Yani tanıma ancak kuşku duyabilir şüphe edebilir.  Tahakkuk edip oluşmadıktan sonra zannı galip oluşmaz. Tam anlamıyla oluştuğunda zannı galip oluşur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Selahattin Demirtaş; güvenlik bürokrasisi ve ordunun bölgede inisiyatifi ele geçirdiğini öne sürerek “Hükümet bir darbe ile devrilmiş haberleri yok. Ordu inisiyatifi ele almış durumda. Çık dese de çıkmıyor dur dese de durmuyor. Başbakan Mardin’e geldiğinde mutlaka sokağa çıkma yasağının kalkması gerekir denildi. Kalkmıyor onu takan yok biz uyarı yaptığımızda anlamıyorlar da”  dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ordu, millet, devlet herkes iç içe beraber. Bazen böyle eve hırsız girer halk bazen bir iki tokat atar falan ama araya girenler olur ya dersin yapmayın etmeyin falan derler ama adamlar hoşnuttur sopa atılmasından. Usuldendir onlar öyle der, ordu da gereğini yapar. Türk vatanını bölmeye kalkışacaksın ve öyle bir bölme ki İslam alemini yok edecek bir bölme, İslamiyet’i yok edecek bir bölme, Türklük alemini yok edecek bir bölme. Öyle bir şeyde en aklı başında bir adam bile cinnet geçirir.  O zaman kıyamet kopar. Sen İslam alemini yok etmeye kalkacaksın, Türklük alemini yok etmeye kalkacaksın ordu seni seyredecek öyle mi? Polis seni seyredecek, millet seni seyredecek. Hükümet seni seyredecek böyle bir şey olmaz. İş ona kalırsa deli derler akıllıyı görünce değneğini saklar derler. Ona müsaade etmeyiz. Otuz kere söyledik daha önce bak yıllardan beri söylüyoruz söyleye söyleye en sonunda pıstılar. Önce bölünelim, sonra federasyon bilmem ne mırın kırın çeşit çeşit işte demokratik, konfederal bilmem ne konfüçyanüs falan, bırakın dedim hepsi bölünme hiçbirini kabul etmiyoruz. Şu an sadece inliyorlar.  Müsaade etmeyiz deyince etmeyiz. Asker canını ortaya koymuş, polis canını ortaya koymuş hepsi bir bütündür. Devlet bir bütündür, hükümet bir bütündür. Birlikte hareket eden ortak bir ruhtur. Hepsini yönlendiren Allah. Böyle kendi başına kimse hareket edemez.

Zeki İnce, “Adnan Hoca siz namaz kılıyor musunuz? Merak ettim.” Benim namazımı kaçırdığım tek bir gün olmamıştır Allah’a şükür. Mümkün değil tek bir namazım. Benim arkadaşlarımda da çok büyük skandaldır biri namazını kaçırsa felaket haberi olarak herkes duyar. Herkes geçmiş olsuna gider. Allah başka acı yaşatmasın, Allah felaket vermesin öyle yer yerinden oynar. Namaz geçirmek ne demek? Allah vermesin.

“Allah her şeyi biliyorsa geçmiş ve gelecek, o zaman geçmiş de gelecek de daha yaratılış anında belli demektir. Belli olan bir şeyi değiştiremeyiz doğru mu Adnan Bey?” Hülya Çakır. Doğru. Ama hiçbir baskı olmaz işte harika olan bu. Mesela bir burada konuşuyoruz hiç kimse bana baskı yapmıyor ama bütün konuşmalarım belliydi benim. Gösterdiğimiz resimlerin hepsi belli. Var mı o resimler gösterebiliyor muyuz? Çift balık; aynı zamanda mason sembolüdür. Bak başındaki şapka balık tarzında görüyor musun? Papa da aynısını yapıyor. Papanın şapkası da aynı şekilde balık ağzı şeklindedir. Onu temsilen. Yine Hızır (a.s)’a ait minyatür. Yine Hızır (a.s)’la ilgili tablo. Tarihi bir tablo. Balık Hızır (a.s)’ı içinde taşırken Yunus (a.s)’ı yutuyor. Çift balık Hz. İlyas (a.s) ve Hızır (a.s)’ı temsil eder. İkisi de. Hz. İlyas (a.s) hep denizlerde olduğu bilinir Hz. İlyas (a.s). Balık şeklinde. Hızır (a.s) da öyle.

MERVE TEZEL: İkisinin de şeriatı aynı mı?

ADNAN OKTAR: Ayrı ayrı. Hızır (a.s) çünkü sürekli insanlarla bağlantı halinde işte birçok olayı Hızır (a.s) yapar bilinmez. Devletlerin yıkılışında görev alıyor, devletlerin kuruluşunda görev alır. Zaten Kehf Suresi’nde “Devletlerin yıkılışına karar verdiğimizde” diyor “bir toplantı olur” diyor ayette. O toplantıya başkanlık ediyor Hızır (a.s).

“Neden Hızır (a.s)’dan bu kadar çok bahsetmeye başladın?” Bilinmeyen bir konu. Detaylandırıyorum az bilinen bir konu.

“Bağnazlarla mücadele yöntemlerini anlatabilir misiniz? Örneğin sevgisizliklerine, saldırganlıklarına, saygısızlıklarına ve sabit fikirli olmalarına nasıl bir çözüm bulabiliriz?” Tayyibe. İnternetten sürekli anlatırsınız o etkilenmiyor gibi görünmekle beraber onlar bir süre sonra bundan gına getiriyorlar, çöküyorlar, etkileniyorlar. O pis yönlerini terk etmeye başlıyorlar. Müşriği tedavi daha kolaydır. Bu bağnazlara karşı en etkili yöntem benim Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabımın dağıtmak. Bir bağnaza hediye ederseniz “Ya hocam şu kitabı bir eleştir bana ver” dersen onların hem enaniyetini de kırmamış olursunuz hem de çok etkili olur çünkü net delillerle anlatmış oluyorsunuz. Çırpınsa bile o beynine oturur. Daha önce gelenekçiler çok şiddetli mücadele ediyorlardı bana ama sonra Saadet Partisi parçalandı modern İslam anlayışını benimsedikleri için AK Parti oluştu. Ama görünürde Sadık Albayrak şiddetle karşıydı. “Partinin felsefesi falan bozuluyor” dedi “aman kimse yanaşmasın” dedi “böyle modern İslam anlayışını biz partide kabul etmiyoruz” dedi. Ama şu an AK Parti’nin kalbinde Sadık Albayrak. Hani reddediyordu? Demek ki kabul etmiş. Demek ki o anlatımın faydalı olduğunu, modern İslam anlayışının gerekli olduğunu iyice benimsemiş. Benimsediği için de AK Parti felsefesini kabul etti. Daha önce şiddetle karşıydı. “Aman” dedi “Saadet’in mantığı felsefesi bozulmasın. Partiye herhangi bir modern İslam anlayışı girmesin” dedi. Köşe yazıları yazdı bayağı uğraştı. Ama sonra geldi teslim oldu. AK Parti zihniyetini kabul etti hem de ne kabul etme. Her şeyiyle. Ve savunan kişi oldu.

“İman zafiyetinin sebeplerinden biraz bahsedebilir misiniz?” Ahmet. Normal bir insan korkuya açıktır, Allah’tan korkmaya açıktır. Ben çocukluğumdan beri şaşırırım insanların büyük bölümü Allah’tan korkmuyor. Hayret edilecek bir cesaretle korkmuyorlar. Hep düşünürdüm bir mucizedir. Allah’tan korktu mu insan çok makul düşünür. İmanın bütün delillerini çok keskin görür hep Allah’tan yana olur. Allah’ın aleyhine düşünmez, hep Allah’ın lehine düşünür.

“Hızır (a.s) peygamber midir?” Munise Yenitürk.  Değil ama çok metafizik bir şahıs, insan, kul ama Allah onu ruh haline getirmiş.  O da bu görevi yerine getiriyor fakat Allah’ın ilmiyle aklın ihtiyarı kalkmıyor. Böyle bir hayatı yaşamasına rağmen aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde Allah dizayn etmiş Allah’ın müthiş sanatı. Normalde aklın ihtiyarı kalkar. Balığın içinde bir insan gidiyorsa ne olur o insan? Ruh haline gelip balığın içine giriyorsa. Değil mi? Ama aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde Allah dizayn etmiş.

“Hocam” diyor “Aylin Hanım, Ece Hanım, Damla Hanım, Ebru Hanım, Ceylan Hanım Hüma Hocalarımız  Building Bridges adında programları vardı.” Doğru mu? Var mıydı böyle bir program?

AYLİN KOCAMAN: Evet.

 ADNAN OKTAR: Eskiden vardı. “Beyler de birkaç kişiyle program çekip yayınlıyorlardı. Gökalp, Bülent, Oktar Hocalarımız. Sanki ayrı bir kanal gibi” diyor. “Yabancı menşeili bir yapım gibi görünüyordu. Epeydir yeni bir program çekmiyorlar acaba Building Bridges devam ediyor mu? Başka kişilerle görüşecekler mi?” diyor Seda. Nedir bu Building Bridges durumu?

AYLİN KOCAMAN: Biz bir dönem program yapıyorduk yabancılarla ama bitti program.

ADNAN OKTAR: Yok mu şu anda Building Bridges? Bitti.

AYLİN KOCAMAN: Yok, kalmadı hayır. Bitti evet.

ADNAN OKTAR: Hızır (a.s),  Hz. Mehdi (a.s) devrine kadar Allah ömrünü uzatıyor. Bütün ömrü hayır için geçmiş mübarek bir kuldur. O yaptığı duvar; Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin duvarı. Düzelttiği duvar. Gemi; bir gemiyi de işler haldeki gemiyi yere oturmasını sağlıyor batırmadan kasıt yani denizde oturmasını sağlıyor dibe.  Batıp tamamen mahvolacak gibi değil de muhafaza olacak gibi ama kullanılamayacak gibi hale getiriyor.

“Allah İmran oğlu Musa’ya rahmet etsin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) , eğer sabredebilseydi daha nice acayip ve” bak “daha nice acayip ve garaip hadiseleri Hızır ona öğretecektir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ama sabredemediği için çok kısa kaldı” diyor, yoksa yüzlerce şey öğretecekti belki. Buhari’de var bu, Ahmet İbni Hambel’de var.

Hikmet Aydınlı, “Hz. Mehdi (a.s) ile Hz. Hızır (a.s) görüşüyor mu?” Rüyada görüşebilir. Rüyada insan başka bir aleme gider, Hızır (a.s)’la görüşür, Müslümanlarla görüşür, Allah onun kalbine vahiy eder haberi bile olmaz. Ama ertesi gün bakarsın yapmaya başlamış mesela tehlikeli olan bir şeyden kaçınır, bir şeyi hakikaten değiştirir, aldığı derse bağlı olarak yapar ama farkına varmaz.

Hızır (a.s)’la Kırk Saat Sezai Karakoç’un, diyor ki Sezai Koç: “Dört duvardan bir fısıltı duydu, görüldü sancakların en yeşili,” sancağın yeşil de olması da yine Hızır (a.s)’a izafettendir. “Ve ordusuyla birlikte Mehdi belirli bir süre geciktiren kıyameti, kıyamet elinde bir belge, bir tüy gibi hafifleten kıyameti Mehdi, şehitlik yapan ölümü kıyameti Mehdi bereketin geri gelişi kıyametin birinci fecri,” yani Mehdi (a.s)’yi biliyorsunuz kıyametin, birinci alametidir. Sezai Karakoç ünlü şairimiz, Mehdi (a.s)’nin geleceğini efendim bütün detaylarını çok iyi bilen, hem alim, hem de şair bir insandır. Kıyamete yakın Hızır (a.s)çekiliyor yani Allah artık görevine son veriyor.   

Son zamanlarda İsrail’de yapılan toplantılar arttı. Bu Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidinin altında büyük bir mağara var geniş orda yapılıyor. Onun fotoğrafları var mı? Ama Masonlar çok kibar ve saygılı insanlar, böyle çok nezaketli, kabili hitap; böyle inatçı, kavgacı, ters, gururlu, kibirli değiller. Nefisleri böyle tezkiye etmiş bir topluluk oluyor. Böyle bir Nakşibendi tarikatında hani yıllarca emek vermiş, nefsini tezkiye etmiş kişiler oluyor ya. Onlar gibi nefis tezkiyesini esaslı şekilde yapan insanlar, çok saygılılar.

“Hızır gibi yetişti” dedikleri işte Hızır (a.s), Masonların bir mağarada yaptıkları toplantı var, bilinen bir şey o, İsrail’de.

Kudüs’te Zedekiah Mağarası var, Zedekiah, Mescidi Aksa avlusunun altında bir mağara. Süleyman (a.s)’in aynı zamanda oradan taş çıkarttığına inanılıyor ama taş tabii dışardan getiriliyordu asıl, asıl oyulmuş bir kayalık alan. Çünkü oradan çıkacak taş çok az bir şey. Türkiye’den gelen yüz otuz Masonla birlikte büyük üstatlar dahil, İsrail’de Masonlar geçtiğimiz aylarda bir toplantı düzenledi. Yirmi bin metrekare büyüklüğünde çok büyük bir yer. Ama taş elde etmek için sadece orası kullanılmıyordu tabii. O toplantının yapıldığı mağara, o mağaranın içi, bak Türk bayrağı da asılı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’lıların çatışma bölgelerinden tabut içinde kaçmaya çalıştıkları ortaya çıktı. Cizre’de bodrum katında sıkışan üst düzey PKK’lılardan birine daha önce öldürülen PKK’lıların kanlı elbisesi giydirildi ve tabuta yerleştirildi. Askere cenazemiz var, cenazemizi gömmek için koridor açın isteğinde bulundular. Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne yoğun istekleri sonucunda güvenlik güçleri kontrollü olarak evet yanıtını verdiler. Kalabalığın olağan olmayan refleksinden şüphelenen bir özel tim görevlisinin güvenlik güçlerini uyarması üzerine operasyon kararı verildi. PKK’nın üst düzey yöneticilerinden birisini taşıyan tabutun önü Cizre çıkışında kesildi, kalabalıktan bazı kişilerin “ölümüze de mi saygınız yok?” çıkışlarına rağmen asker ve polisin gözetiminde kalabalığı kuşatan güvenlik güçleri halktan tabutun yanından uzaklaşmasını istedi. Tabutu açtıklarında hafif yaralı ama sağ bir PKK’lıyla karşılaştılar. Ele geçirilen PKK’lının üst düzey bir yönetici olduğu ve sorguya alındığı ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: Güzel, zaten kaçırsaydılar ellerinden çok acayip bir gaf olmuş olurdu. Belli ki çok kötü yöntemlerle bunu yapmaya çalışacaklar. İlkel zeka gösterilerinde bulunacaklar, bunların ilkel zekalarını ezmek çok kolay olması gerekiyor.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde aralarında yaralıların da bulunduğu otuz yedi kişinin mahsur kaldığı iddia edilen binada yangın çıktı Adnan Bey, HDP Milletvekili İdris Baluken binadaki dokuz kişinin yanarak can verdiğinin kendilerine iletildiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ın Cizre ilçesinde aralarında yaralıların da bulunduğu otuz yedi kişinin mahsur kaldığı iddia edilen binada yangın çıktı. HDP Milletvekili İdris Baluken binadaki dokuz kişinin yanarak can verdiğinin kendilerine iletildiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Teröristler bir eve sığınmışlar öyle mi? Ev çatışma sonucunda tabii ateş alabilir. Kendileri de yakmış olabilirler.

KARTAL GÖKTAN: Kendileri yakmışlar Adnan Bey, valilik açıklama yapmış, kaçarken kendileri ateşe vermişler.

ADNAN OKTAR: Tabii zaten mermiyle yanması çok zor. Belli ki onların işi çünkü zaten elektrikler kesiliyor öyle bir olay olduğunda. Hiçbir açıklaması yok ancak kendileri kundaklamıştır. Her türlü kepazelik, pislik var bu heriflerde.

KARTAL GÖKTAN Bölgede operasyonların, Cizre’de sonuna yaklaşıldı ve yetmiş PKK’lının iki bölgede sıkıştığı ifade ediliyor. Şu ana kadar altı yüz otuz bir barikat kaldırıldı, iki yüz yirmi iki çukur kapatıldı, on dört bin dört yüz on dört ev kontrol edildi, bin yüz elli beş patlayıcı da etkisiz hale getirildi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Tek bir PKK’lı istemiyoruz. Dağı taşı her yeri temizlesinler, rica ediyoruz aslanlarımızdan.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; Kettani, Et-Terâtîbu'l-İdâriyye, 11/157’de hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. “Resulullah ferman etti: “Eğlenin ve oynayın çünkü ben dininizde ağırlık ve baskı görmekten hoşlanmıyorum.” Bak “Eğlenin ve oynayın çünkü ben dininizde ağırlık ve baskı görmekten hoşlanmıyorum.” Kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor.

İmamı Gazali diyor ki; “Eğlence kalbe rahatlık verir. Fikri yorgunlukları hafifletir, daima zorlanan ve ciddi işlerle meşgul edilen kalpler körleşir. Eğlence ile kalbi rahatlattırmak ciddi iş görmesi için ona yardım etmek demektir.”

Hayfa ile Saniyet-ül arasında altı-yedi millik mesafede at yarışları yapılıyormuş Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde. Ha babam diyorlar böyle, uzaktan seyrediyorlar. Dereceye girenlere hurma veriliyormuş, birçok şey veriyorlarmış. Aynı parkurda deve yarışları da yapılıyormuş. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Abda adında bir devesi varmış, katıldığı tüm yarışları birincilikle bitiriyormuş, acayip hızlıymış. Ancak bir gün Abda geçilmiş, sahabeler çok üzülmüşler. Acayip sevimliler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) demiş ki; “Yükselen her dünyevi şeyin düşüşü olur. İlahi hikmet gereğidir.” “Her yükselen” diyor “bir süre sonra düşer, düşüşe geçen de bir süre sonra yükselir. Bu ilahi kanundur” diyor “Allah’ın kanunudur” diyor. Buhari, Cihat, Nesai’de var. Peygamberimiz (s.a.v.) güreşi de çok seviyormuş. Pehlivanlık. “Arap yarımadasının en güçlü güreşçisi olarak bilinen Rükane, ağır sıklet güreşçisi yani bir gün Hz. Muhammed (s.a.v.)’e güreşme teklifinde bulunuyor. Rükane Müslüman değilmiş, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i yeneceğini ve böylece kendisini yücelteceğini düşünüyormuş. Ancak Peygamber (s.a.v.) Rükane’yi yenmiş, hem de hemen. Aldığıyla çarpmış yere ve ortaya ödül olarak konulan koyunu da kazanmış Peygamberimiz (s.a.v.)’e koyun hediye edilmiş. Yenilgi çok ağırına girmiş Rükane’nin. Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler ya, yine aynı teklifte bulunmuş “bir daha güreşelim” demiş, yine Peygamberimiz (s.a.v.) aldığıyla yere çarpmış, yine yenmiş ki ağır siklet pehlivanı, çok zordur böyle birini yenmek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ne kadar acı kuvveti olduğunu oradan anlayın. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu kez iki koyun birden kazanmış, Rükane demiş ki; “Ya Muhammed şimdiye kadar kimse beni yenemedi, beni yenen sen değilsin içindeki manevi güç” demiş. Sonra Müslüman olmuş. “Bu ilahi bir kuvvet” demiş “insan kuvveti değil” demiş, “sen beni insan olarak yenmen mümkün değil” demiş, “senin içinde bir manevi güç var, Allah sende bir şey yaratıyor” demiş “o güç beni yendi” demiş “ben Müslüman oluyorum” demiş maşaAllah. Hz. Muhammed (s.a.v.) de hediye olarak koyunları Rükane’ye vermiş, o iki koyunu. Müslüman olduğu için, tebrik etmek için kazandığı koyunları ona geri vermiş.

Asrı saadette atletizm yarışmaları da oluyormuş. Yapılıyor ya halkla kalabalık koşular. Bu yarışmaları Hz. Muhammed (s.a.v.) eşi Hz. Ayşe (r.a) ile birlikte katılmış. Koşu. Bir seferinde her ikisi de arkada kalmışlar koşuda ancak son gücüyle Hz. Ayşe atak yapınca Hz. Muhammed (s.a.v.)’i geçmiş. Peygamberimiz (s.a.v.) de biraz kiloluymuş o zaman, Peygamberimiz (s.a.v.) rejime girmiş, zayıflamış. Bir yıl sonra bu kez aynı taktiği Hz. Muhammed (s.a.v.) yapmış, o da bu sefer eşini geçmiş. “Bu birincilik” demiş “o birinciliğe karşılıktı, senin birinciliğine karşılıktı” demiş Hz. Ayşe (r.a)’a, espri yapmış. Yarışmaya çoluk çocuk herkes katılıyormuş o devirde, kalabalık koşu oluyormuş. Herkes de izlemeye geliyormuş.

BEYZA BAYRAKTAR: Kadınlı erkekli mi?

ADNAN OKTAR: Evet evet, kadın erkek hep beraber. Zaten hanımı da beraber koşuyor, herkes beraber koşuyor. Gelenekçiler “haşa haşa” diyor. Allahualem aklını atar bir kısmı. Peygamberimiz (s.a.v.) yüzmeyi seviyormuş, yüzmeyi herkese de tavsiye ediyormuş. İyi bir yüzücüymüş, etrafındaki kişilere de “herkes yüzsün kendinizi bu spora teşvik edin, hazırlayın, yüzme sporunu sevin” diye böyle bir çalışması oluyormuş Peygamberimiz (s.a.v.)’in.

Bak “eğlenin ve oynayın” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O zaman niye bozuluyorsun? “Çünkü ben dininizde ağırlık ve baskı görmekten hoşlanmıyorum” diyor Peygamber (s.a.v.), muteber hadis kitaplarında.

Peygamberimiz (s.a.v.) halteri de teşvik ediyormuş. O zaman ağır taş kaldırarak yapıyorlarmış, yerdeki ağır taşı alıp kaldırıp sonra yukarıya kaldırıp yine aşağıya indirip sonra yere bırakma şeklinde. Tabii halter adale yapmada çok önemli bir şey. Ama gençken yapmak lazım, ileri yaşlarda çok tehlikeli olur. Mesela dambıl çalışıyorlar ileri yaşta. Tansiyonu yükselmiyor da, damar içi tansiyon yükseliyor. Çok çok tehlikeli damar içi tansiyon. O kalbinde rahatsızlık meydana getirir.

Münafığa karşı gevşemek çok tehlikeli olur. Münafığa karşı ömür boyu teyakkuz gerekir, ömür boyu. Çünkü münafık zift gibidir yapışır, Müslümanın yanında biri gitse biri gelir, münafıksız Müslüman olmaz söyleyeyim. Hani bu pislik gitse de rahatlasak dersin ama bir tane daha gelir. İbadet için münafık gerekli, önemlidir. Sadece iyi mücadele metodunu iyi bilmek lazım, Kuran’la mücadele metodunu. Münafığın her gün kalbinde bir gitme arzusu vardır. Bak diyor; “Mescitteki münafık kafesteki kuş gibidir. Kafesin kapısı açılınca kuş uçar kaçar” diyor İmam Gazali İhya’sında. Münafık çok konuşuyor ama boş konuşuyor, “kof kütük gibidir” diyor ya ayette.

AYLİN KOCAMAN: Sessiz kaldığında da melanet olur demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet melanet yani “bir odun gibi sessizdir” diyor. Pisliktir yani elinden yüzünden melanet akar. Sinsilik için yol arayan, zeki olduğuna inandığı için münafık Müslümanların göremeyeceği, pislik yapacağı bir yolun mutlaka olduğuna inanır, onları insanların göremeyeceği. Halbuki aptaldır münafık, çok çok akılsızdır. Alenen yapar ama çaktırmadan yaptığını zanneder.

DAMLA PAMİR: Siz anlatmıştınız, taktik olarak kısa süreli değişmiş gibi gösterirler kendilerini ama aslında içten içe şeytani düşünceleri devam eder.

ADNAN OKTAR: Tabii, o münafık yakalandığında geçici olarak düzelmiş gibi gösterir kendini. O artık alenen belli olan alametleri durdurur ama vazgeçmez o. Hasta olduğu için hiç ummadık bir kanaldan girmek ister, hiç bilinmedik yerlerden yine faaliyetine devam etmek ister. Cehennemde de öyle, onlar hiçbir şekilde cehennemden kaçamayacaklarını bildikleri halde sürekli her gün kendilerini kurnaz, zeki zannedip kaçma denemesinde bulunuyorlar Kuran’da. “Müminler de” diyor “onlara koltuklarından bakıp gülerler” diyor. Mesela tam kaçacakken devrilip düşüyor veya bir deliğe sıkışıp kalıyor. Çok akılsızdırlar. Allah’ı kandıracağını zannediyor. Orada Müslümanları daha hala kandıracağını inanıyor ahirette. Diyor ki; “Rabbinize söyleyin de” diyor “bana sizin içtiğiniz yiyeceklerden versin” diyor ama çaktırmadan diyor “ya” diyor “söyle de Rabbiniz size veriyor ya” diyor “ondan bana da alıp getirsene” diyor. Köpek sen zaten ceza için oraya gitmişsin, Müslüman sana orada yiyecek verir mi? Akılsız. Sonsuza kadar akılsız. Daha hala orada itliğine devam ediyor, daha hala kafalama yapıyor kendince.

HÜSNA HANIM: Burada da fark edilmediğini sanıyor, orada da fark edilmediğini sanıyor.

ADNAN OKTAR: Burada da orada da aynı kafada. Bir de bak sessizce. “Göz ucuyla bakarlar” diyor, çaktırmadan. Onu da anlaşılmıyor zannediyor, göz ucuyla yapıyor. Bakan hani “görmüyor” diyecek “bakmıyor ki” diyecek. Ama “göz ucuyla bakar” diyor ayette. “Rabbinizin size verdiği şu nimetler vardı ya onlardan alıp getirsene biraz” diyor çaktırmadan. Ama bıkıp tükenmeden bunu yapıyor, bir kere değil. Bir daha yapıyor, bir daha yapıyor, yine kaçmaya çalışıyor yine rezil oluyor. Cehennem melekleri çok akıllılar, onları kandıracağını zannediyorlar bir şekilde. Halbuki Allah onlara özel olarak onlara o imkanı veriyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Dünyadayken de Müslümanlar başarı elde ettiğinde “biz sizinle birlikte değil miydik?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. “Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder” diyor. Bak dikkat edin hakikaten görün, o bilgi sonucunda hep sapıtıyorlar, hep ayrı olmak isterler. Ben daha akıllıyım, daha bilgiliyim diye ayrılmak ister münafıklar Müslümanlardan, büyüklük hissiyle. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinin münafıkları Peygamber (s.a.v.)’den daha akıllı olduğu iddiasındaydılar. “O bir kulak” diyorlar. Kendini daha akıllı zannettiği için üst boyuttan konuşuyor. Çok saygısız olur, küstah olur. Ama “Müslümanım ben elhamdülillah” diyor “ne dedim ki?” diyor “kulak dedim” diyor. “Haber topluyor işte” diyor. Saygısız, şimdi adam düşünüyor “ya” diyor “bu söz; öyle düşünüyor olabilir” diyor, anlıyor ahlaksız olduğunu ama çözüm aklına bir şey gelmiyor, sahabe de sürükleyerek mescitten çıkarıyor bazen. “Ben Müslümanım niye bana bunu yapıyorsunuz?” diyor. Baş belası tipler.

MERVE TEZEL: Siz daha önce söylemiştiniz. Hastalandıklarında hastalıklarından ibret almıyorlar. Müminler hastalandığında günahlarına kefaret oluyor, münafıkta öyle olmuyor. Bir hadiste de bağlanıp sonra salıverilen deveye benzetiliyor.

ADNAN OKTAR: Münafık fevkalade bir olay mesela ölüyor, bayılıyor, kurtulduğu an akıl almaz çirkeftir, hayret edeceğiniz şekilde çirkeftir. Sanki olay onun başından geçmemiş. O neden biliyor musun? Allah’a kızdığından yapıyor öyle onu. Allah “bela verdim” diyor ya. Allah’a önem vermediğini vurgulamak için, Müslümanlara onu göstermek istiyor hem kendi enaniyetini tatmin için bunu yapıyor. Ama tabii delil olmuyor, sadece çirkefliği olmuş oluyor. Normalde Müslüman “Cenab-ı Allah kurtardı Allah’a hamd olsun. Çok büyük beladan döndüm, Allah büyük bir imtihan etti” der değil mi? Münafık öyle değildir, acayip çirkefleşir. Oradan da çok net anlaşılabilir. Hiçbir zaman için baş eğici olmaz, öyle bir şeyde bir hikmet aramaz.

AYLİN KOCAMAN: Daha önce söylemiştiniz, Allah’ın gücüne inanamaz ama küfrün ve bilimin gücüne çok inanır, hep onunla ortaya çıkmaya çalışır diye.

ADNAN OKTAR: Münafık Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrine bakın hep bilim, Hz. Musa (a.s) devrine bak hep bilim. Mesela Samiri kavmin en kültürlüsü, akıl almaz kültürlü. Hz. Musa (a.s)’dan çok akıllı olduğu kanaatinde. Hz. Musa (a.s)’ı da önemsemiyor zaten, “o kendi dinini unuttu” diyor, “o zaten bu dindeydi” diyor. Hakikaten o dindeydi, unutmadı ki bıraktı. O inancı bıraktı. Firavun’un yanında olduğu için o inançtaydı, o sistemin içindeydi. Unutma mı bu, terk etme mi? Terk etti. Ama “unuttu” diyor “Ben unutmadım” diyor.

GÜLEN BATURALP: Karun’un da ayette “bu bana bir bilgim dolayısıyla verilmiştir” dediği bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÜLEN BATURALP: Karun’un da ayette, şeytandan Allah’a sığınırım “bu mülk bana bir bilgim dolayısıyla verilmiştir” dediği bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Evet, azılı münafıktı “ben bunu bilgimle elde ettim onu” diyor.

HÜSNA HANIM: Bu bilgiyi de kendilerinden sanırlar değil mi? Şeytandan gelen bilgi ama.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafık genel kültüre çok önem verir, dinden de nefret eder. Ama her şeyi öğrenmek ister. Dünyanın her yerini gezmek, her şeyi öğrenmek ister. Din onu rahatsız eder, sadece İslam rahatsız eder. Mevcutsa peygamber en nefret ettiği odur çünkü onu büyüklüğüne engel gördüğü için. Peygamberi aşınca da bu sefer Allah olmak ister. Allah’tan büyük olmak ister. Diyorlar ya “Enel hak, ben Allah’ım.” O enaniyetin iyice aşmasında oluyor. Diyorlar ki manevi sarhoşlukta. Niye kendi aleyhine konuşmuyor? Allah’ın aleyhine konuşuyor. Madem öyle delirdi, aklı gitti kendi aleyhine konuşsun. Kendine desin ki “Ben sıradan bir varlığım, yerdeki bir böcek kadar kıymetim yok” desin. Demiyor. Tam tersi “ben Allah’ım diyor. Sonra da Allah’tan daha büyük olduğunu söylüyor.

DAMLA PAMİR: Siz anlatmıştınız, küfürle mutlaka bir şekilde bağlantıları olur diye. Tek bir cümle bile olsa bir bağlantı kurmaya çalıştıklarını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafık küfürle bağlantısını koparırsa adeta ruhu parçalanır. Asla koparmaz. Küçük bir kanaldan da olsa, ince bir kanaldan da olsa zaman zaman o kanalı kalınlaştırır, zaman zaman inceltir. Yakalandığını hissederse inceltir ama koparmaz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ:  “Allah’tan ve dinden bahsetmekten çok içi sıkılır ama entellikten çok zevk alır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bu her devirde mesela o devrin enteli de, Hz. Musa (a.s) devrinde Samiri. Yaptığı heykel çok sanatkarane, nefesi kesiliyor Musevilerin. Çünkü adalelerini tek tek yapıyor sığırın, toynakları. Yüksekçe yere koyuyor, hava hayvanın ağzından giriyor vücudunun diğer kısmından çıkıyor, çıkarken alenen böğürme sesi çıkarıyor. Bu kolay bir şey değil, çok özel ayarlanması lazım.

EBRU ALTAN: Münafık bir de küfre ve kendini destekleyenlere bütün sırlarını anlatır ama Müslümanlara hiçbir şey anlatmaz demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafık kafire bütün sırlarını verir, hayret edeceğiniz şekilde sırlarını verir. En girift bilgileri verir, akıl almaz güvenir münafık küfre. Ama Müslümanı sürekli aldatarak, ahlaksızca düşman olarak gördüğü için ona hiçbir şeyini sezdirmek istemez. Hep çaktırmadan, çaktırmadan vurmak ister, çaktırmadan rahatsız etmek ister, çaktırmadan zarar vermek ister, çaktırmadan onun aleyhine konuşmak ister, kendince. Yakalandıkça geri adım atar, yakalandıkça geri adım atar ama vazgeçmez.

EBRU ALTAN: Bir de tebliğ yapılırken hep başka yönlere doğru hedefi şaşırtmaya yönelik hareket eder münafık demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Mesela sen İngiliz derin devleti dedin değil mi? “Ya” diyor “o Mısır derin devleti asıl tehlike o” diyor “İslam aleminde. Onu da mı acaba beraber değerlendirsek?” diyor. Mesela bu çok münafıkane bir oyundur. İngiliz devleti ve Mısır derin devleti diyeceksin, o zaman zaten kuvvet bölünmüş oluyor. Asıl mücadele edilecek noktadan dikkati dağıtır münafık. Münafık bak, siyah diyorsa beyazdır, beyaz diyorsa siyahtır, çok dikkatli olmak lazım münafığa. Çok oyuncu ve alçaktır. Zaten yüzünde o iblis ifadesi durur onun. Geceleri özellikle manyaklaşır. Peygamberimiz (s.a.v.) ona dikkat çekmiş, “geceleri odun gibidir” diyor, sessizleşir ve azgın o şeytani konsantrasyonu gece daha artıyor. Gündüzleri de gürültücüdür. Müslümanları rahatsız etmek, pislik yapmak, bağırmak, çağırmak, boş laflarla oyalamak, boş hedeflerle Müslümanları oyalamak. Mesela farz edelim evin önünde bir engebe var, toprak gayet normal duruyor. “Ya bunu düzeltelim” der, Müslümanlar kazma kürek orayı düzeltir. “Ya düzelttik ama eski hali daha iyiydi” der “öyle mi yapsak?” der yeniden onu düzeltirler. Buna benzer böyle şeytani oyunlarla Müslümanların enerjisini harcatır, dikkatini dağıtır. Onun için çok uyanık olmak lazım. Bir şeytanla müsabaka gibidir, şeytanla pinpon maçı yapıyor gibi böyle. Onun attığı her topa çok dikkatli vuruş yapmak lazım. Çok şaşırtmaca verir. Çok dikkatli olmak gerekir.

DAMLA PAMİR: Gözlerini istedikleri şekilde kullanırlar demiştiniz, ağlayıp Müslümanları rahatsız eder.

ADNAN OKTAR: Evet ağlama, zırlama münafığın en mühim silahlarındandır. Kuran buna işaret ediyor. Hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.) “gözlerini çok iyi kullanırlar” diyor “ağlayarak” diyor.

 PİRAYE YÜCE: Ve övüldüklerinde çok aktif olurlar, övülmediklerinde ise Allah’ı dahi anmak istemezler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. Övülürse böyle yağcı olduğu için, yalaka olduğu için daha dikkat çekmek için, daha çok övülmek için atağa geçiyor. Ama övülmediğinde din onu ilgilendirmediği için dinle ilgili bütün faaliyetlerinden vazgeçer.

AYLİN KOCAMAN: Topluluk arasına çıktığında da demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet hadiste öyle diyor. Topluluk gördü mü coşuyor münafık. Yalnızken dini, İslam’ı anlatmak istemez, hizmet etmek istemez. Ama kalabalıkta aferin almak için ortaya çıkmak ister.

HÜSNA HANIM: Yalnızken boş boş tek bir noktaya bakar saatlerce demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Zaten ayette diyor ya “dayandırılmış boş kütük gibidir” diyor ya, kof kütük. “Dayandırılmış.” Koltuğa dayanır böyle durur. Sessiz ve lakayt, artık o şeytan beynine gulûl ediyor onun, iblis ruhlu olduğu için donar kalır böyle saatlerce.

EBRU ALTAN: Bir de aleyhlerinde bir sure indirilmesinden çekiniyorlar, münafık olduklarını Allah’ın bilmesinden değil de insanlara onun açıklanmasından çekindikleri için.

ADNAN OKTAR: Evet, insanların bilmesini istemez münafık. 

Ebu Amir Dırar Mescidi’nin kurulmasına dair talimatı veren kişi. O zaman bak adamın şeytani yeteneğine bak. Rum yani Roma devletiyle bağlantıya geçmiş. Devlet merkeziyle, derin devletle bağlantıya geçmiş. Askeri sistemle bağlantıya geçmiş. Adam verdiği istihbarata göre onlar hareket ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’i de onlarla savaştırmak istemiş kininden. Peygamber (s.a.v.) hakkında bilgi veriyor. Ta Roma’ya bilgi aktarmak oradan oraya, bak azgınlığa bak. O zaman bilgisayar yok, internet yok. Köpeğe bak. Atla giden ulağa mektup yazıyor gönderiyor, ta Roma’ya.

“Yalnız olduğunda tembelleşir” diyor Hz. Ali (r.a) “halk arasında olduğunda pek faal olur. Övüldüğünde fazla ibadet eder, kötülendiği zaman ibadeti azaltır.” Kimya-yı Saadet’te var aynı zamanda. “Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler” diyor. O iblisle bağlantıya geçtiği için konsantrasyon halinde, bir iblis geçiyor gibi olur, çok çok azgın olur. “Ümmetimdeki münafıkların çoğunu okuyanlar teşkil eder” diyor. (Ramuz El-Ehadis, no 1104.) O okumadan enaniyet kaplıyor, herkesten kendini üstün görüyor. Biraz bilgisi arttığında kendini alim, müceddit falan gibi görüyor, yeni bir çığır olarak görüyor, sapıtıyor. Her münafık diğer münafıktan daha üstün olduğunu düşünür kendinin, daha kıdemli, daha bilgili olduğunu. Onun için genel kültüre çok önem veriyor münafıklar. Ama işte Sümerlerde keçiler ne yerdi? Afrika antilopları hangi ot yerse zehirlenir? İpsiz sapsız, böyle manyakçadır yani kafaları.

ERDEM ERTÜZÜN: Hocam bir Allah’ı anmak için veya Allah yolunda yapılacak bir faaliyete alternatif bir eğlence ve ticaret ortamı olduğunda hemen ona gidiyorlar. Ve Allah yolunda yapılacak mücadeleden kaçıyorlar. Allah şöyle bildiriyor ayette, şeytandan Allaha sığınırım. “Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."” [Cum'a Suresi, 11] Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde de bu şekilde onu ayakta bırakıyorlar.

ŞERİF BEY: Münafıklar çok yalan söyledikleri için konuşmaları çok çelişkilidir, çok da ahmak oldukları için söyledikleri yalanları unutup çok çelişkili cümleler kurarlar.

KEREM HAZAR ERSÖZ: Münafıklar Kuran haricinde genelde hurafelerle yaşarlar. Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara gelin Allah’ın indirdiğine ve peygambere uyun denildiğinde,  münafıkların iyice senden uzaklaştıklarını görürsün” diye buyuruyor Allah.

İBRAHİM AKMUGAN: En belirgin özellikleri iman etmemeleri ama buna rağmen iman ettik demeleri, yani Allah’a, ahiret gününe, Kitap’a, peygamberlere iman etmezler ama iman ettik derler. Bir ayette, şeytandan Allaha sığınırım. “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” [Bakara Suresi, 8]

SEMİH MERİÇ: Münafıklar genelde takva  görünümünde oluyorlar. Çünkü müminlerin takva ehli ile muhatap olacaklarını bildiğinden dış kılıfını Kuran’la, hadisle sarıyorlar. Siz bir örnek vermiştiniz,  normal bir AIDS mikrobu, AIDS virüsü dışarısını belirli proteinlerle sarar hücre o şekilde kendini belli etmeden girer demiştiniz, münafık da aynı fikri savunarak normal dış kılıfını ayetlerle, hadislerle sararak mümin topluluğunun içerisine girip zarar vermeye çalışırlar. Siz bir sözünüzde yine, münafıklıktan ancak Kuran’a tam uyularak kurtulabilir demiştiniz. 

KONUK BEY: Münafıklar iman etmediği için ibadet etmezler, ibadet yaparsalar da gösteriş için yapıyorlar. Müminlerin ibadetlerini yapmaları da onları rahatsız ediyor. Allah şu şekilde bildiriyor Kuran’da. Al-i İmran Suresi’nde. “Onlar sizi kötülük ve zarar vermeye çalışıyor. Sizi zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” [Ali İmran Suresi, 118] Bütün ibadetleri, müminlerin yaptı bütün ibadetleri detaylandırarak zorlaştırmaya çalışıyorlar ve dini yaşanmaz hale getirmeye çalışıyorlar.

İBRAHİM AKMUGAN: Müminler aleyhinde sürekli kararlar aldıkları için, kendi aralarında da gizli toplantılar yaparlar, gizli, gizli buluşmalar yaparlar. Müminleri yok etmek, faaliyetlerini durdurmak, onlara zarar vermek bunun için de gizli toplantılar yaparlar. Bir ayette, şeytandan Allaha sığınırım. “'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” [Mücadele Suresi, 8] Bu kötü tutumlarından men edilmelerine rağmen, bunu ısrarla tekrar, tekrar yaparlar.

SEMİH MERİÇ: Adnan Bey sizin de bir sözünüzde münafıkların kalplerinin taş gibi sert olduğundan yani sevgi eksikliği olduğundan bahsetmiştiniz. Allah ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.” [Bakara Suresi, 10]

YASİN BEY: Bir de bir kere daha söylemiştiniz Adnan Bey, münafıklar hep Rablerine işte Allah’a iman konusunda veya işte ahiretten yana hep şüphe içindedirler. Allah ona Kuran’da da dikkat çekiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.” [Fussilet Suresi, 54] diye bildiriyor Allah, Kuran’da. 

ERDEM ERTÜZÜN: Münafık her zaman vaatlerde bulunur. Eğer elinde imkan olursa Allah yolunda mücadele edeceğine, Allah eğer mal, mülk verirse infak edeceğine vaat eder bunları söyler halbuki öyle bir imkan oluştuğunda hiçbir zaman bu söylediklerine uymaz ve infak etmez. Allah, Tevbe Suresi’nin 75. Ayetinde şöyle bildiriyor. Şeytandan Allaha sığınırım. “Onlardan kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmiştir.” [Tevbe Suresi, 75]  “Onlara kendi bol ihsanından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.” [Tevbe Suresi, 76] Bu da yine yalancı olduklarının bir delili.

KEREM HAZAR ERSÖZ: Münafıklar kendi hurafelerinin gerçek din olduğunu düşünürler ve Peygamber (s.a.v.)’in de haşa, dini değiştirdiğini düşünürler. Allah, Araf Suresi 70. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım. “Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım."” [Araf Suresi, 70] diye alaycı konuşurlar bu şekilde.

İBRAHİM AKMUGAN: Münafıklar kendilerini deşifre edecek bir surenin indirilmesinden çok çekiniyorlar. Bir ayette, şeytandan Allaha sığınırım. “Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır."” [Tevbe Suresi, 64] Peki münafık ayetlere Kuran’a iman etmediği halde, kendi aleyhinde inecek bir sureden niye çekiniyor? İman ettiği için çekinmiyor, müminlerin o ayetlere iman ettiğini biliyor, dolayısıyla o ayetler vesilesiyle münafıkları deşifre edeceğini münafık biliyor, o yüzden bundan çok çekiniyorlar.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Adnan Bey siz bir keresinde münafıkların aslında kalplerinde bir hastalık olduğunu söylemiştiniz ama bu hastalığın normal bilimle herhangi bir şekilde bulunamayan bir hastalık olduğunu söylemiştiniz. Allah’ın özel olarak yaratmış olduğu bir hastalık olduğunu söylemiştiniz. Rabbimiz de bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır” [Bakara Suresi, 10] diye buyuruyor inşaAllah.

KONUK BEY: Münafıkların mümin topluluğunda bulunmalarının tek nedeni, onlara sığındıkları yani o şekilde onlardan bir menfaat bekledikleri için, bir kapı gördüklerinde, başka bir sığınma yeri gördüklerinde kafir olsunlar, müşrik olsunlar direkt onlara kaçıyorlar. Allah müminlere nasıl, ne söz ettikleri yani iman ettim söylediklerini şöyle bildiriyor Allah, Kuran’da. “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” [Bakara Suresi, 8]

ERDEM ERTÜZÜN: Allah’ın anılmasını istemez münafıklar. Allah ayetinde bildiriyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ı ancak çok az anarlar” [Nisa Suresi, 142] diye bildiriyor. Mümin de çok fazla Allah’ı anıyor ve aslında bu münafıkların barınmasına, müminler arasında barınmasına engel olmuş oluyor Allah’ın izniyle. Çünkü mümin ne kadar çok Allah’ı anarsa, ne kadar bu konuya titizlik gösterirse, münafık o ortamda o kadar barınamıyor. Çünkü her Allah’ı anmalarında müminlerin,  münafık rahatsız olur, o ortamda durmak istemez ve müminlerin yanından ayrılmalarına da, ayrılmasına da vesile olur bu durumda.

SEMİH MERİÇ: Adnan Bey siz münafıkların yine özel varlıklar olduğundan bahsetmiştiniz. Eğer bir kişi gerçekten münafıksa, Allah’ın kaderi gereği kendisi münafıktan kurtulamaz demiştiniz. Allah bir ayette de şöyle bildiriyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” [Bakara Suresi, 18] diyor Allah inşaAllah.

HAKAN KURTUL: Hocam sizin kitaplarınızda da belirttiğiniz gibi münafığı münafık yapan en önemli özelliklerinden birisi, iman ettik deyip aslında iman etmemeleridir. Allah bir ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. Tabii bu münafıkların en büyük oyunu da, müminlerin yanında sürekli rol yapmaları, çünkü müminlerin arasına girip iman etmiş gibi görünüyorlar, aslında iman etmiyorlar. Bunlar sadece kendi kafalarına, kendi karakterlerine uygun insanların yanında kendilerini belli ediyorlar. Ve müminlerin yanında rol yapıyorlar fakat Allah onlara bu rol yapmalarına ilişkin bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” [Bakara Suresi, 9] diyerek Bakara suresi 9. ayetinde münafıkların bir özelliğini de açıklamaktadır.

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Adnan Bey Kuran-ı Kerim’de müminlerle, münafıklar arasındaki farklardan çok bahsediliyor inşaAllah. Mesela müminlerin kimi dost edindiği Kuran’da çok açık belli inşaAllah. Allah bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.” [Maide Suresi, 55] diyor inşaAllah Rabbimiz.” Ancak münafıklar için de münafıkların dostunun ise şeytan olduğunu söylemiştiniz. Allah şöyle buyuruyor ayette, şeytandan ‘ sığınırım. “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.” [Zuhruf Suresi, 36] inşaAllah.

İBRAHİM AKMUGAN: Münafık iman etmediği halde iman edenlerle birlikte hayatını sürdürür, normalde iman etmiyorsa iman etmeyenlerle beraber bir hayat yaşaması beklenir. Fakat bunu yapmazlar çünkü ehli küfrün yanına gittiklerinde de çok aşağılık mahluklar oldukları için, ehli küfür de onlardan nefret ediyor. Dolayısıyla ehli küfrün bile yanında barınamayan bir topluluktur.

ŞERİF BEY:  Münafık Müslümanlarla beraber olup İslam’ı, dini anlatarak konuşmalarda çok etkileyici olduğunu zannederler. Siz de belirtmiştiniz, çok sivri dilli olduklarından bahsetmiştiniz. Allah ayette şöyle diyor, şeytandan Allaha sığınırım. “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.” [Bakara Suresi, 204]

YASİN BEY: Münafıkların bir diğer özelliği ise Allah’a tam kalben iman etmedikleri için gelen elçiye de tam iman emiyorlar. Allah ona Kuran’da dikkat çekiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nisa Suresi’nin 65. Ayetinde “Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” [Nisa Suresi, 65] diye bildiriyor Allah. Ve münafıklar da hakikaten elçinin verdiği hükme tam bir teslimiyetle teslim olmadıkları için işte kendi kafaları, kendi akıllarını daha çok beğendikleri için iman etmiş olmuyorlar.

KEREM HAZAR ERSÖZ: Münafıklar Allah’ı gereği gibi takdir etmeyip çevrelerine yalan söylemekte buluyorlar kendilerini. Allah bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?” [Ankebut Suresi, 61] diye Allah bize ayette bildiriyor inşaAllah.

ERDEM ERTÜZÜN: Münafıklar karşılıksız hiçbir şey yapmazlar. Müminlerin arasındayken bir şey yapıyormuş gibi gözükürler ama hep bir karşılık beklerler. Allah’a iman etmedikleri için, Allah’ın rızası için değil, insanların rızası için, insanlardan gelecek menfaatler için bir şeyler yapıyor gibi gözükürler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde savaşa katılan münafıklar vardı ama ganimet beklentileri olduğu için savaşa katıldılar. Yine Allah, Al-i İmran Suresi’nin 154. Ayetinde şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, münafıklar diyor ki,  "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır."  [Ali İmran Suresi, 154] Münafığın çok belirgin bir özelliğidir. İnkar edenle de, mesela onunla, bir inkar edenle bağlantı kuracağı zaman onu da ona göre seçer. Herhangi bir inkar edenle bağlantı kurmaz, ona yine bir menfaati olacak inkar edenle, bir haber taşır mesela Müslümanlardan kafirlere ama haber taşıdığı kafirin mutlaka ondan bir menfaat beklentisi vardır, ondan bir makam, mevki ya da, para beklentisi vardır. Yine müminlerin arasında yaşarken, müminlere de bazı müminlere iyilik yapıyor gibi gözükebilir iyilik yapar, onlardan da beklentisi olur, bir beklenti karşılığında yapar bunu.  Mesela yarın, öbür gün o münafığın aleyhinde bir haber gelecek olursa veya bir durum oluşacak olursa o mümini ondan yana tavır almasını bekler, tabii kendi zayıf aklınca veya kalbinde hastalık olan biriyse onun, onun yanında olmasını bekler.

ADNAN OKTAR: Hz. Ömer (r.a) diyor ki: “Bu ümmet hakkında en çok korktuğum şey ilim sahibi olan münafıktır. Bu büyük endişesini dile getirdi” diyor. Hz. Ömer (r.a)’e soruyorlar diyorlar ki, bilgili münafık nasıl oluyor? Hem bilgili, hem münafık, “dilleriyle alimdirler” diyor, diliyle alim, bilmiş böyle sürekli züppelik  yapıyor, bilimsel kelimeler kullanıyor, entel üslupla falan kendince çok bilgiyle donanmış bir insan gibi gösteriyor. Bak “dilleriyle alim, kalp ve amelleriyle cahil olmakla dikkat çekerler” diyor. Kalbi batmış, ameli batmış sözde bir şey var gibi ama uygulamada bir şey yok. Birde münafığın bir bariz vasfı kendiyle ilgili işlerde çok titizdir. Mesela kendi yemesi, kendi içmesi, kendi tanıtımı, şöhreti efendim kendi lüksü, kendi çıkarları çok önemlidir. Ama müminin menfaatini gözetiyormuş gibi gösterip en kalitesiz ve en kötüsüyle yapar ki, Müslüman’a zarar olsun. Mesela yemeğin en kötüsünü bulmak, kıyafetin en çirkinini Müslüman’a layık görür. Mesela tanıtımın en çirkini efendim hitabetin en çirkini mesela diyor ki ben diyor Peygamber (s.a.v.)’le savaşmayı isterim. Ama diyor evim açık diyor. Çünkü evindeki mallar, evindeki çıkar onun için bütün peygamberlerin, bütün müminlerin çıkarından, iyilinden, sağlığından hepsinden üstün oluyor. Kendisi o küçük evindeki ufak tefek çıkarları o aşağılık çıkarları müminlerin bütün menfaat ve faydalarından daha üstün oluyor onun için. Halbuki orada gayret etse bütün Müslümanları kurtaracak. Ama o pis menfaatini kurtarmak için bütün Müslümanların imkanlarını fesada verir. Hepsini gözden çıkarır. Önce kendini kurtarmanın peşindedir. Onun için onun kendi tanıtımı, kendinin beğenilmesi, kendi üstünlüğü, kendi süksesi esastır. Mesela, Hz. Musa (a.s) devrinde o ortam münafıkların kaynadığı bir ortam. Münafıklar kendi menfaatlerine çok titiz o devirde. Mesela altınları topluyorlar. Onu Hz. Musa (a.s) ’ya verebilir. Hz. Musa (a.s) da onu Allah için kullanabilir değil mi? İslam için çok şahane işler yapar. Vermiyorlar. Kime veriyorlar, Samiri’ye veriyorlar. O münafığa veriyorlar. Kim bilir kaç ton? Belki iki ton altın. Dev bir heykel o uydurma bir heykel değil yapılan şey. Çok fazla altın getiriyorlar Mısır’dan. Kölelik yapmışlar, başka bir şey yapmışlar, kimi kolye almış kimi bilezik, kimi yüzük almış ama en az yüz bin-yüz elli bin-iki yüz bin insan var. Şimdi herkeste elli gram, yüz gram altın var toplayınca muazzam bir yekun ediyor bu. Hz. Musa (a.s)’ya vermiyorlar. Ama bak kendi pis çıkarları olduğunda hemen hem fedakar oluyorlar hem cömert oluyorlar. Kendi tanıtımları olduğunda o putperest pis felsefeyi tanıtabilmek için çok titizler. Ama Hz. Musa (a.s)’nın tanıtımı onun süksesi onun beğenilmesi onun revaç görmesi münafığı ilgilendirmez. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’in tanıtımında, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dönemindeki münafıklar hiçbir şekilde yardımcı olmamışlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’i hep olumsuz tanıtmışlardır sinsice. Mesela diyor ki sahabeler “Peygamberimizin istihbaratı ne kadar güzel güçlü.”  O da diyor ki “ Ya o bir kulak” diyor.  Bak çok alçakça bir ifade. Öbürü istihbaratını övüyor, o bir kulak diyor. Alçakçadır üslupları. Hainanedir. Kendi münafık arkadaşlarını çok yüceltiyorlar. Acayip sükseli gösteriyorlar ama Peygamber (s.a.v.)’i anlatırken sinsice Peygamber (s.a.v.)’i mahcup etmeye yönelik onun aleyhinde haşa kendilerince onu mağdur etmeye yönelik bir üslup kullanıyorlar. Bütün münafıklardaki sistem bu. Mesela Samiri hiçbir şekilde Hz. Musa (a.s)’nın lehine konuşmamıştır. Ama böyle alçakça, çaktırmadan, mesela diyor ki “O aslında o da bu dindendi.” Diyor. “Ama o onu unuttu” diyor bak direkt karşı çıkmıyor. Ben diyor onun izinden az bir şey aldım diyor yani Tevrat’ın hükümlerinden küçük bir kısmını çıkardım. Ama öbür yönden de ben ona uyuyorum zaten diyor yani Musa’ya uyuyorum. Ama ufak bir bölümünü çıkardım sadece diyor. O ufak bölümüyle Hz. Musa (a.s)’ya zarar vermeye çalışıyor kendi kafasınca kendi aklınca. Onun için münafığın övmesinde bile bir sinsilik olabilir, tanıtımında bir sinsilik olabilir.  Peygamber (s.a.v.)’i güya sinsice savunuyor, “O bir kulak” diyor. Böyle övme olur mu haysiyetiz? Belli ki çirkin bir amacın var. Ama diğer müminler, onun istihbaratının gücünü överek anlatıyorlar. Hainanedir münafık ona çok dikkat etmek lazım. Mesela kendini anlatırken münafık bu dili kullanmaz. Kendine ben bir kulağım demez. Kendisinin mükemmel istihbarat olduğunu, mükemmel bilgi topladığını, en nezaketli dille yapar. Ama peygamber ile ilgili kullanırken çok ahmakça, aptalca, haysiyetsizce, şerefsizce ve kindar bir dil kullanıyorlar. Bütün münafıklarda bu vardır münafığın çok ağrına gider peygamberi övmek veyahut ahir zamanda ise kim olur Mehdi (a.s) olur, İsa Mesih olabilir veya müminlerin lideri kimse o. Onu övmek istemez. Mutlaka aleyhinde sinsice bir üslup kullanır. Daha önceki münafıkların yaptığı gibi. Mesela bak “O unuttu” demek ne demek hafızasının zayıf olduğunu vurguluyor. İki, kendi hafızasının çok güçlü olduğunu, üçüncüsü halktan daha hafızası zayıf diyor. Ben de hepinizden daha akıllıyım diyor. Bu çok münafıkane bir yöntem. Mesela Harun (a.s) baş edemiyor onlarla. O münafıklarla. Kullandığı teknik ve mantıkta bir bozukluk var. Onun için Hz. Musa (a.s) geldiğinde onu saçından ve sakalından tutup sarsıyor. Çünkü din elden gidiyor yani. Acayip telaşlanıyor. Elindeki Tevrat tabletlerini atıyor yani çok bunaldığı için. Tabii bu yapılması gereken bir şey değil. Ama Allah ne kadar sıkıştığını gösteriyor. Onu anlatıyor Cenab-ı Allah.

BÜLENT SEZGİN: Siz münafıkların birbirini cemaat içinde toplum içinde tanıdıklarını söylemiştiniz daha önce Adnan Bey. Bir bakışlarından bir konuşma sırasında söyledikleri kelimelerden sözlerden, hemen birbirlerini tanırlar.

ADNAN OKTAR: Evet. “Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında ona yaraşmayacak şeyler söylüyorlardı” münafıklar. Çirkin, çaktırmadan övüyor gibi yapıyor ama ahlaksızlık yapıyor. Mektupta, Muhammed yazacağına bir harfi unutmuş gibi yapıyor. Alçaklık yapıyor. Diyor ki yanlışlıkla oldu. Halbuki aslı hakaret etmek için yapıyor alçak. Kasten. “Kasten yapar mıyım ben ya?” diyor. “Yanlışlıkla elim kaydı da ondan” diyor. Alçaklık yapıyor yani. Kendinde asla yapmaz. “Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında yaraşmayacak şeyler söylüyorlardı, içlerinden bazıları böyle şeyler söylemeyin, sonra kulağına gider” diyorlar. Duyar Muhammed diyorlar. Bak Müslüman bunu söyleyen. Ama münafık, kulağına gider diyor ve bizim aleyhimize olur diyor bu sefer bize karşı tavır alır diyor. Çekiniyor münafıklar. “Dediler ki Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında, ileri geri konuşanlardan El Cülas İbn-i Süveyt “Muhammed işiten bir kulaktır.” Ne işitirse ona kanar.” İki türlü alçaklık yapıyor. Bir, kulak diyerek çok kaba bir üslup kullanıyor alçakça. Kendi için bunu söylemez. Halbuki kendi de istihbaratçı ama kendini övüyor. “Ne işitirse ona kanar” haşa saf gibi gösteriyor. Kendilerini zeki gösteriyorlar. “Ne işitirse kanar.” Yani sorgulamaz, muhakeme etmez, kim ne derse. Onun için aman diyorlar haber götürmeyin, çünkü ne duyuyorsa inanıyor diyorlar. Halbuki çok basiretli ve ferasetli bir peygamber, Peygamberimiz (s.a.v.). İnsanların gözünden bile anlıyor neyi kastettiklerini. Söyleme biçimlerinden de anlıyor inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle.” Burada onun hakkında istediğimizi konuşuruz sonra da onun yanına varır başka türlü konuşuruz” diyorlar. Kendi aralarında alçakça konuşuyorlar ama Peygamber (s.a.v.)’in yanında onu övecek şekilde konuşuyorlar. Ama arkasından alçakça, saygısız, küstah üslupları var. Ama yanında hürmetli, nezaketli bir üslupla konuşuyorlar. “Onun yanında söylediklerimize inanır ve bizi tasdik eder”  diyorlar. O bize inanır diyorlar zaten anlatırsak tasdik eder. Kendini uyanık akıllı zannettiği için münafık, o saplantı halinde oluyor.

EBRU ALTAN: Eğer yaptıkları fark edilirse de siz anlatmıştınız daha önce “biz dalmış oyalanıyorduk” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet “ne yapıyoruz ki biz?” diyorlar. “Biz kendi aramızda daldık eğleniyoruz, oyalanıyoruz bize niye böyle yorum yapıyorsunuz ki?” Münafığın çirkefliği baş olacak gibi değil.

PİRAYE YÜCE: Peygamberle yalnız konuşmayı tercih ederler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Münafık ihtiras ve boş kuruntular peşindedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çok ihtiraslı. Büyük olmak peşinde, derin devletin önemli elemanı olmak, Müslüman topluluğunun başı olmak, onları oyuna getirmek, dağıtmak. Bir de boş konuşur şüphelenir. İşte “Müslümanlar benim hakkımda ne düşünüyor. Nasıl haber geldi, bunu niye söylediler?”

HÜSNA HANIM: Allah “Her çağrıyı kendi aleyhlerinde sanırlar” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Her çağrıyı aleyhinde zanneder. Onun için çok çirkeftir. Ne desen kuşkulanır. Mesela nasılsın desen bile. Niye, ne gördün ki, bir şey mi var ki falan der yani. Acayip ahlaksızdır münafıklar. “Allah’tan başka herkese umut bağlar” diyor münafık, Peygamberimiz (s.a.v.). “Mal için, çıkar için dinini satar” diyor. Yani öyle alçaktır. “Münafık Allah’tan başka herkesten çekinir. Münafık kötülük, pislik yaptığı halde gülerek anlatır” diyor. Konuşmalarında güler diyor. Yani yüzüne böyle müstehzi yalancı bir ifade veriyor. Kendini gizlemek için ve anlaşılmaması için, gülerek konuşuyor. “Münafık yıkıcıdır. Dilleri de baldan daha tatlıdır ancak kalpleri kurtlarınkinden daha vahşidir. Bunlar, münafıklar, insanlara iyi görünüp, onları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki” mesela sesini kibarlaştırıyor, inceltiyor. Mesela çok tatlı bir sesle, çok tatlı bir üslupla konuşuyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, bak, “öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki” diyor, “koyun postu yanlarında kaba kalır.” Yani artık, koyun postu gibi bile değil diyor yani. O kadar kibar, nazik, ince gibi. Hâlbuki çok alçak, çirkeftir. Tam çakaldır yani, her türlü haysiyetsizliği yapacak adiliktedir. “Dilleri baldan daha tatlıdır” ama kafalama için kullanırlar bunu. Mesela bir çıkar sağlayacaksa, bir imkân sağlayacaksa. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ki mesela, ya diyor bir şey söyleyeceğim diyor. Yahut (Peygamberimiz (s.a.v.)’i tenzih ederim.) ama diyor bilmiyorum müsait mi, evim diyor açıkta da diyor, işte mallar var, çocuklar var diyor. Ben diyor, acaba yüksek müsaadenizle mücadele için gelmesem, diyor. Bak burada arkadaşlar yeterli, diyor. Bu mümkün mü acaba? diyor. Mesela alçakça bir şey ama Peygamber ne desin? Karaktersiz, cibilliyetsizin teki. Sanki başkasının evi yokmuş gibi. Peygamber (s.a.v.)’in evi yok mu? Öbür insanların evi yok mu? Ahlaksız. Ama bir şey dese ki, olur mu olsun gel dese, belli çirkeflik yapacağı. Peygamber (s.a.v.) de ses çıkarmıyor o zaman. Tamam, hadi git diyor. O da zannediyor ki, akıllıyım kandırdım zannediyor. Onun için de diyor ki kolay ikna edebiliriz biz onu diyor. Hâlbuki Peygamber (s.a.v.)’in ses çıkartmamasının nedeni, alçaklık, çirkeflik yapmaması, saldırganlık yapıp Müslümanları bu mücadelede zor duruma sokmaması için. Çünkü engellenmesi durumunda münafık mesela, münafık bir şey yapmak istiyor değil mi, engellediğinde daha da çirkefleşir. Daha azgınlaşır. Onun için Müslümanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) hep münafıkların dediklerini yapmışlar. Mesela savaşmayı bilmiyoruz diyor, e tamam diyor o zaman gelme diyor. Evim açıkta diyor, tamam o zaman gelme diyor. Çünkü eğer aksini yaparsa, münafık saldırıya geçer. Çok çirkef, pisliktir. Ama tatlı dille söylüyorlar bunu yaparken. Yani çok haysiyetsiz, şerefsizdir münafık. Çünkü büyük de bir güç oluşturmuşlar. Şimdi Peygamber (s.a.v.) direkt üstlerine gitse başına bela olacaklar, Müslümanların başına bela olacak. Onun için onları çok kızdırmamaya da çalışıyor yani. Ortalı gidiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ayetlerde mesela engellediğine dair bir ifade yok Peygamber (s.a.v.)’in. Hadislerde de yani. Adamlar dediğini yapıyor. Mesela bir şey yemek istiyor, tamam yiyin, diyor. Yahut mesela bir elbise almak istiyor, tamam alın, diyor. Yani aksini yapmıyor. Münafık, çünkü saldırmak için onu aranıyor zaten. Peygamberimiz (s.a.v.) de yatıştırarak, Müslümanların güç kazanmasını sağlıyor. Ama tabii bu politika bir süre sonra Hazreti Abbas döneminde falan çok yanlış uygulanmaya başladı. Mesela Hazreti Osman (r.a)’ın, evinin üstüne çıkıyorlar, tavanına, buraya su girmeyecek. Başka? Yiyecek de girmeyecek. Başka? Bir de diyorlar, Osman halifelikten çekilecek. Kim karar verdi? Biz diyorlar tavanda çakal münafıklar. Diyor ki sahabeler, ya diyorlar, ya Osman söyle bunların hepsinin kafasını koparalım, yani çıkalım tavana, hepsini doğrayalım diyorlar, bu beş dakikalık iş bizim için. Aman aman diyor Müslüman kanı akıtmayın. Sakın diyor, Allah esirgesin diyor. Sabredin, bekleyin diyor. E yemek yemiyor, birinci gün olmuyor, ikinci gün yok. Hazreti Osman (r.a) perişan oluyor. Bakıyorlar, vefat etmiyor. Bu sefer içeriye giriyorlar demir boruyla vura vura vura Hazreti Osman (r.a)’ı bayıltıyorlar. Demir çubukla, demirle. Bak bu vakte kadar bekliyor, işte burada çok büyük bir hata var. Sonra da göğsüne kılıç sokuyorlar. Boynunu kesiyorlar. Şehit ediyorlar. Zaten Kuran’ın üstüne aktı biliyorsunuz, kanı. Mübarek sakalından. Kuran’ın üstünde de var kanı. Kalmıştır Hazreti Osman (r.a)devrinden kalan Kuran. Sonra o mübarek bedenini getiriyorlar kapıya koyuyorlar. Bu sefer de Müslümanlar çekiniyor, şimdi halife de yok ya. Halifesiz toplum, karar da veremiyorlar. İki gün orda o mübareğin bedeni kaldı, iki gün. Şu rezaletin boyutuna bak, iki gün. Sonra, iki gün sonra, Hazreti Ali (r.a) devreye girdi, ondan sonra işte adamları ikna ederek. Hazreti Ali (r.a) de aman dokunmayın diyor. On-on beş tane çakal, neye dokunmuyorsun? Neye dokunmuyorsun yani? Dana gibi böğürttürürsün. Nasıl dokunmuyorsun, ne demek dokunmamak? İşte adam da böyle yapar. Sonra gittiler Hazreti Ali (r.a)’yi şehit ettiler. Hasan (r.a)’ı, Hüseyin (r.a)’i şehit ettiler, mübarekleri. Sonra gittiler Ehl-i Beyti şehit ettiler. Zincirleme gelişir. Ama sen yılanın başını, başında ezersen, şu PKK olayı gibi işte. Başında ezilmiş olsaydı, bunlar böyle azmazdı. Ama aman ellemeyin, işte barış süreci devam ediyor. Trene bindik hep beraber gidiyoruz, vagonlardan ayrılmayın sakın ha, sıkı tutunun. Süreç hızlandı. Al sana süreç işte. Dehşet verici bir ortam meydana getiriyorsunuz. Süreç, al sana süreç. Bas bas bağırdım, dedim. Süreç müreç yok. Bunlar silahlanıyor, bunlar komünist çete dedim. İlk gününden söyledim. Bunlar silah milah gömmez. Böyle bir şey yok dedim. Yok, yok çekilecek dedi Tayyip Hoca, gidiyorlar falan. Gitmez. Yaşlı, hasta olanlar var onları götürdüler sadece o kadar. Niye gitsin adam, komünist, Stalinist adam vazgeçer mi?

AYLİN KOCAMAN: Allah münafıklar için ayetinde “Alabildiğine saldırgandır” diyor.

ADNAN OKTAR: Çok alçaktır münafıklar. Peygamberimiz (s.a.v.), hep çok dikkatli davranmış. Yani istese hepsini tepelerdi. Yani hepsini kılıçtan geçirttirirdi. Ama çok dikkatli davrandı. Ne diyorlarsa yaptı. Münafıklar da Peygamberimiz (s.a.v.)’in, bak ayette de görüyorsunuz, hadiste de görüyorsunuz, çok rahat ikna edilebildiğine inanıyorlar. Hâlbuki pislik olduğu için, pislik bulaşmasın diye ses çıkarmıyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yoksa, evim açıkta dediğinde, sahabelere söylese dana gibi böğürtürlerdi onu orada. Ağzını, burnunu darmadağın ederlerdi. İşte sana savaşmayı öğrettik derlerdi. Değil mi? Bilmiyorum demiyor mu? İşte öğrettik şu an, pratik öğrendin derlerdi. Bunu yapacaksın, uygulayacaksın derlerdi. Ama yapmadı Peygamberimiz (s.a.v.). Halimdi yani.

HÜSNA HANIM: Dırar Mescidi’ne de davet ediyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.), “tamam gelirim” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii gelirim ben, diyor. İbadet ederiz diyor, dönüşte geleceğim söz diyor. Hayır, anlıyor ama pislik adamlar, şey yapmak istemiyor. Ahşaptan muazzam bir bina yapmışlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mescidi briketten, toprak briket. Bunlar çok şaşalı bir mescit yapmışlar. Mekke müşriklerinin, Müslüman olan münafıklar. Yani uçsuz bucaksız bayağı büyük. Hiç kadın gelmiyor. Genç delikanlı da gelmiyor. Onları oğlan hükmünde gördükleri için. Onları da getirmiyorlar. Gülme yok. Musevi geçemiyor oradan. Yani Musevilere de çok öfkeliler. Yani şu an ki müşriklerin bir benzeri. Ya Resulullah diyorlar bak buraya kadın da gelmiyor. Yani diyorlar, çok takva bir mescit diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) anlıyor ama bayağı da kalabalıklar, ses çıkartmıyor. Sonra Cebrail (a.s) geliyor. Orası diyor münafıkların kalesi, silah da doldurdular sana suikast yapacaklar diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) vahyi alır almaz hemen gidip yakın diyor sahabelere. Sahabeler gidip kundaklıyorlar, cayır cayır. Demek ki oluyormuş. Gayet de hayırlı olmuş. İlk başından bunların kafası ezilmiş olsaydı, tabi kader ayrı mesele, illa ki olur kaderde olacak ama ne Osman (r.a)'a, ne Ali (r.a)'ye, ne Ömer (r.a)'e, ne Ehl-i Beyt'e, Hasan (r.a)'a, Hüseyin (r.a)'e hiçbirine el süremezlerdi. O eller en baştan kırılması gerekiyordu, tavana çıktıklarında. İçeri girmiş saldırıyorlar yine seyrediyorlar yani. Allah Allah. Neyini seyrediyorsun? Yani artık farz-ı ayn, karşılığını vereceksin. Neyini bekliyorsun? Müslümanların liderini öldürmeye geliyorlar ve zorla devleti yıkma peşinde, bak devleti yıkma kararı. Her devlette karşılığı tektir. Yani en ağır ceza uygulanır, her devlette. Devletin sistemini, anayasasını tağyir, tebdil, ilgaya cebren tam teşebbüs. Türkiye'de karşılığı eskiden idamdı. Şimdi müebbet hapis. Karşılığı budur. En azından onların müebbet hapsedilmesi lazım o devirde, en azından. Ama yapmadılar. Hz. Osman (r.a)'ın kalbinin yumuşaklığı buna sebep oldu. İçerde tek başına namaz kılıyor. Sen halifesin mübarek, ne bekliyorsun? Teklif ediyor çocuklar içeri götürmeyi, beş dakikada darmadağın ederiz diyorlar. Sen bize bırak diyorlar. Aman aman sakın, diyor. Müslüman kanı aksın istemiyorum diyor. Bu işin kanı, iliği kalmış mı? Adam tepene, tepeye çıkmış zaten yani. Onun kanı mı var adamın? Zaten kansız onlar yani. En azından etkisiz hale getir yani, dert değil ki. Dürer, büker hepsini değil mi kelepçeler, alır götürürler. Ben hayret ediyorum bu nasıl oldu? Müslümanla çarpışmak ha, demiş. Asla olmayacak, demiş kesin. Halife olduğu için onlar da bir şey diyememişler. Ya kardeşim böyle bir şeyde emir dinlenir mi? Etme çatma yani. Değil mi? Bir fevkaladelik var. Diyorsa da desin. Demesi bir şey değil. Sen orda artık sen devletsin. Devlet sensin yani artık orda. Gereğini yapacaksın. Olur mu öyle şey? Orada artık söz dinlenmez yani. Hz. Osman (r.a); kim derse desin dinlenmez yani. Adam elinde demir boruyla gelmiş, dövmeye geliyor artık insaf yani, değil mi orda Müslümanlar. E o senin kanını akıtıyor. En azından kollarını kırardılar, konu biterdi. Ne olurdu? Kan akmasın diyorsan, tamam akmasın kırarsın kolunu. Demir boruyla gelip yaşlı başlı piri fani bir insanı döve döve şehit etmek ne demek? Ne demek buna karşı çıkılmaz demek yani? Bu inanılmaz, bu mucize yani. Ben hayret ediyorum aklım duruyor, ben bu olayda şaşıyorum kalıyorum. Niye? Hz. Osman dedi de onun için. Ya kardeşim öyle emir tutulmaz. Böyle bir şey olmaz. Orada sen inisiyatifini kullanacaksın. Orada devlet sensin. Orada söz dinlenmez yani.

Bu bir tanesi benim evim açıkta diyor, bir tanesi gidiyor. Karısı diyor ki: "Sen kadınlardan başka bir şey değilsin" diyor adama. Yani sen kadınsın, diyor. Acayip ağırına gidiyor. "Kavmin erkekleri savaşa gittikleri halde sen evde kaldın ha!" diyor. "Sen artık evi bekle" diyor. "Kadın oldun sen" diyor. Hemen yayını sabanı alıp koşarak şeye gitmiş, Uhud'a. Peygamber (s.a.v.) sözünü dinlemiyorsa, kadın öyle deyince ağırına gitmiş. Kadın oldun deyince. Halbuki yani asıl vahiyle hareket etmesi lazım. Kadınlar ondan binlerce kere üstün o yönüyle. Çünkü onlar zaten delikanlı, yiğitlik yapıyorlar. Öyle bir şeyleri yok. Ama kadın oldun deyince o başka türlü anlamıştır. Yani o da ağırına gitmiştir.

DAMLA PAMİR: Adnan Bey siz anlatmıştınız. Müslümanlara zarar gelmesini ister münafıklar diye ama onlar hiç bilmediği bir anda içlerinden bir bela onları sarmaya başlamıştır, haberleri yoktur, diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

Damla Pamir: Müslümanlara zarar gelmesini ister münafıklar diye anlatmıştınız ama Allah'ın adetullahı olarak hiç bilmedikleri bir anda içten içe bir bela onları sarmaya başlamıştır, münafıkları, demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Şimdi münafık Müslüman’ı uyutmaz, bağırtı çağırtıyla. Kendi hayvan gibi uyur. Ama o uyumayla o çürür, mümin uyumamayla dinçleşir, Allah'ın bir kanunudur bu. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) gece kalkıyordu. Münafıklar, müşrikler hayvanlar gibi horlayarak uyuyorlardı ta öğlenlere kadar. Peygamberimiz (s.a.v.) çok az uyuyordu, çocuk gibiydi cildi. Bebek gibiydi cildi. Acayip; münafıklar böyle porsuk mantara dönmüşlerdi, pörsümüş mantara. Acayip pislik görüntüleri vardı. Eşek gibi uyuyorlardı ama onlara fayda sağlamıyordu. Çünkü uykuyla alakası yoktur, Allah'ın yaratmasıyla alakası vardır. Yani bazıları vardır ya hani, çok çile çektim falan. Çile, Peygamberimiz (s.a.v.)'i güzelleştiriyordu. Hz. Yusuf (a.s)'u dünyanın en güzel insanı haline getirdi çile. Hep acıyla geçti hayatı. Akıl almaz güzeldi. Musa (a.s) ömrü boyunca acı, çile çekti. Nefis yakışıklıydı yani kavmin en yakışıklısıydı. İki metreye yakın boyu, yani iki metrenin üstünde anladığım kadarıyla. Bir şey olarak veriyorlar da , zira olarak veriyorlar. Bayağı uzun boylu, enine de çok geniş yani pehlivan yapılı. Zaten Allah vermesin koydu mu komaya sokuyor öyle bir şeyi var. Vurdu mu, onun için bir daha öyle bir şeye girmiyor zaten Hz. Musa (a.s). Yani kolunun kuvvetini bilmiyor, gücünü bilmiyor tam. Yani vurduğunda yapacak etkiyi bilmiyor. Adama vurunca, adam beyin kanamasından ölüyor. Bir daha yapmıyor Hz. Musa (a.s) öyle o tip şeylere girmiyor. Ama mesela o kadınlar, peygamber kızları, kuyunun başına geliyorlar. Çobanlar egoist böyle ahlakları bozuk. Kendi koyunlarını sulamışlar çobanlar. Sonra ağır, büyük bir taşı mesela yedi sekiz çoban birden getirip şeyin üstüne koyup kapatıyorlar o kuyunun üstüne. Yani belki 150-160 kilo yahut 170 kilo yani böyle büyük taş. Hz. Musa (a.s) geliyor, koyunları topluyor, taşı da alıyor sakince, alıp kenara koyuyor. Çobanlar geri geri gidiyor olayı görünce. Tabii yani çünkü akıl almaz bir kuvvet, yani çok tehlikeli olduğunu anlıyorlar. Kızları hayran oluyor ikisi de. Çok kuvvetli diyorlar babalarına överken. Güçlü kuvvetli diyorlar ve çok güvenilir diyorlar. Yani iki vasfı dikkatlerini çekiyor. Koyunlarını suluyor, hiçbir şey de istemiyor karşılığında. Yani Allah rızası için yaptım, diyor. Buyurun diyor rahatçai her zaman da emrinizdeyim üslubunda. Bakıyorlar ki yani yakınında olsak daha iyi olacak, hanımlar. Babalarına gidiyorlar, baba diyorlar. Böyle bir delikanlı var, yakışıklı efendim güçlü kuvvetli, güvenilir. Peygamber de hemen anlıyor. Bak bu iki kızımdan birini sana vereyim, diyor. Şeriatlarda bak hiç değişiklik olmuyor. İki kız kardeşi aynı anda nikahlamak yok yani bak o şeriati görüyor musun? Şeriattan bir bölüm o. Yani hiçbir şeyde değişiklik olmuyor. Şeriatta değişiklik olmuyor.

Hz. Musa (a.s) devrinde münafıklar o bıldırcın ve helvadan dolayı takatten düştüklerini, çöktükleri filan diyorlar. “Mısır’a dönersek soğan bize kuvvet verir. Sarımsak bize kuvvet verir.” Diyorlar. Yani yiyeceklerle kuvvet bulacaklarını zannediyorlar. O zaman kuvvet sembolüydü sarımsak. Yani soğan, sarımsak yemeyenin güçsüz düşeceğine inanıyorlar. Soğan yiyenin, sarımsak yiyenin de çok güçlü olacağına inanıyorlar. Bütün Mısır’da bir inanç bu. Halen de var. Değil mi insanlar sarımsak, soğanın büyük faydalarının… Hâlbuki çok toksik maddelerdir. Kuvvet de vermez vücuda öyle bir şey de yok. Yani acı ve keskin olmasını onunla kuvvetle bağlantı kuruyorlar herhalde. Psikolojik bir etkisi var. Hâlbuki sadece alerji yapar. Sindirim sisteminde tahriş yapar. Hiçbir faydası da olmaz. Onunla gençleşip, güzelleşip sıhhatli olacaklarını düşünüyorlardı. Yani imanla değil. Allah’ın gücüyle değil. Sarımsağın gücüyle, soğanın gücüyle olacağını zannediyorlar. Onun için Hz. Musa (a.s)’ı bırakıp sırf sarımsak, soğan bulabilmek için eski Mısır’a yeniden dönüp o köle hayatını yeniden yaşamaya başladılar. Feci şekilde çöktüler tabii orada. Hz. Musa (a.s) da yüz yirmi yaşına kadar yaşadı. Aslan gibiydi. Bayağı sağlıklıydı. Eski Mısır’da soğan festivalleri var, sarımsak festivalleri var. Rahipler soğan demeti taşıyorlar üstlerinde, sırtlarında. Zaten resimleri vardır. O devre ait resimler var mı Eski Mısır’a ait? Festivale gidecek olanlar bir gece evvelinden yastığın altına soğan, sarımsak koyuyorlar. Leş gibi kokuyordur yani. Sonra sabahleyin onları koklayıp ondan sonra gidiyorlar festivale. Ortalığın ne şekilde olduğunu bir düşünün. Ter kokusu, soğan kokusu, sarımsak kokusu…

Nahl Suresi, 62’de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, Allah'a, hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler” Mesela Allah’a uygun olmayan üslupla konuşuyorlar. Mesela küstah bir üslup kullanıyorlar Allah’ı anarken. Böyle saygısız, münasebetsiz ve dangalakça üslupları hâşâ. “dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu' düzmektedir.” Kendilerini anlatırken de kendilerini yalan bir propagandayla mükemmel gösterirler. Mesela yazılarda kendilerini överler, resimlerde kendilerini över, heykellerde kendilerini över. Ama Allah’a yönelik olan, Peygamber (s.a.v.)’e yönelik olan konuşmalarında çok alçakça ve sinsice orada aleyhte gizli mesajlar verirler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in şimdi de yapıyorlar değil mi? Çirkin resimlerini yapıyor. Kendi resmi olduğunda çok özenli yapıyor. Ama Peygamber (s.a.v.)’in resmi olduğunda çok çirkin. Mesela o devirde de öyle, Peygamberimiz (s.a.v.)’in çirkin resimlerini yapıyorlardı. Yani alçaklık, ahlaksızlık olarak, kasten yapıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) de resmi kökten yasakladı. Yani pislik yapmasınlar diye. Mesela sahabe resmi yapıyor, ürkütücü bir görüntüde yapıyor. Güya övme kastıyla yapıyor ama ahlaksız, alçak. Kendi resminde çok titiz. Ama mesela sahabe, Peygamber (s.a.v.)’in resimlerinde alçakça oyun oynuyor. Yani mesela ya burnunu büyük yapıyor. Ya bir gözünü küçük yapıyor, bir gözünü büyük yapıyor. Adilik yapıyor yani özellikle. Yani farkına varmamış gibi yaparak. Veyahut mesela şiir yazıyor, o şiirin içerisinde alçakça ifadeler var aleyhte. Sezdirmeden sinsice yapıyor.

Masonların anlatımına göre söyleyeyim. Masonik toplantıda, yani büyük Masonik toplantılarda İsrail’de o sunak denilen kürsüsü var. Mason kürsüsü var. Oraya ruh halinde geldiğini söylüyorlar. Ruh halinde, belki bir örtü içerisinde, orada konuştuğunu söylüyorlar, konuşma yaptığını. Yani ne istiyorsa, neler yapılması gerekiyorsa. Yani ben görmüş değilim.

Mısırlılar sonsuzluğu ve tarımdaki bereketi simgeleyen soğanlardan yapılmış kolyeler takıp boğazlarına onlarla geziyorlar. Yani felaketi bir düşünün. Sarımsak kolyeleri, soğan kolyeleri. Dehşet verici bir durum. Bir de güneşin alnında hepsi terliyorlar. Bir de buna özeniyorlar hayret. Hz. Musa (a.s)’ın yanında tertemiz yaşamak varken, gelip şu azap dolu hayata razı olmaları inanılır gibi değil. Soğanın dayanıklılık ve gücü artırdığına inanıyorlar. Hiçbir etkisi olmaz. Ne protein gücü var, ne bir şey. Hiçbir şey yok soğanda. Kendi kafalarına göre öyle bir batıl inanç geliştirmişler. Ama bak, beş bin yıllık kültür şu anda da var. “Gribe çok iyi gelir, soğan ye ha soğan ye.” Adamın hasta olmayan midesi var, onu da hasta ediyorlar.

Fikret sen epeyden beri konuşmuyorsun?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Başbakan’ın Mardin’deki konuşmasından şöyle bir cümlesi vardı. “Alparslan’ın ordusunda bir Kürt olmak ile Selahattin Eyyübi’nin ordusunda bir Türk olmak arasında bir fark var mı?”

ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş. Doğru söylüyor. Hakikaten de öyle Kürt-Türk ikisinde de dengeli olarak vardı. Güzel söylemiş. Ama önce bu işlerde en zor, en tehlikeli kısmı halletmek: Darwinizm.

Tarihçi Herodot, “Keops Piramidi’nin yapılışı sırasında çalışan işçilerin yediği soğan ve sarımsaklar için ödenen para bin altı yüz gümüş talentmiş. Bak ne kadar boş işlerle uğraşıyorlar. Bu bilgileri papirüse kaydedilmiş. Günümüz değerine göre yirmi yıl boyunca üç yüz altmış bin işçi adına harcanan bu para yaklaşık on milyon dolar ediyormuş. Sırf soğan sarımsağa verilen para. Akla bak. Bir de hepsi midesinden hasta olur. Başka bir şey olmaz yani.

Dün Davutoğlu Hocamız Kut-ül Ammare Savaşı’nı örnek vermiş. Bu savaş İngilizlere karşı Türk-Kürt-Arap tüm Müslümanların birlik olup savaştığı tek cephe ve İngilizleri yeniyorlar. Şimdi de öyle olması lazım. İngiliz derin devletine karşı Arap-Kürt-Türk-Laz-Çerkez hepsi ittifak edip bu alçak İngiliz derin devletinin pisliğine “dur” demeleri lazım. Öcalan söylüyor; “İngiliz derin devleti yapıyor bu işleri” diyor. Kendisi anlatıyor. “Kürtleri ayırmak isteyen onlar” diyor.

Kin ve öfkeleri müminlere zarar vermiyor münafıkların Allah’tan bir mucize olarak. Hâlbuki münafık Müslüman içinde zaten çok rahat zarar verebilmesi lazım. Bu çok büyük bir mucizedir. Allah, “zarar veremezler” diyor. Ahzab Suresi, 25’te, kin öfkeleri hiçbir zarar veremez. “Allah, inkâr edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasip edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.” (Ahzab Suresi, 25) Bak, “kin ve öfkeleriyle geri çevirdi” diyor Allah. Yapamıyorlar bir şey. Normalde çok rahat zarar verebilmeleri lazım. Olmuyor.

Kut-ül Ammare, Çanakkale Savaşı dışında Osmanlı’nın başarılı olduğu yegâne çarpışma. Birinci Dünya Savaşı’nda ve İngilizlere aşırı ıstırap veriyor bu. Dün Mardin’de bu savaştaki başarıyı hatırlatması Davutoğlu’nun çok iyi olmuş.

Münafıklardan birisiyle mescidin kapısında sahabelerden birisi karşılaşıyor. “Yazıklar olsun sana. Neyin var?” dedi” diyor. O da “ben kalkıp onun” Bak, Peygamber (s.a.v.)’e hitabına bak. “Onun” diyor (s.a.v.) için. “Muhammed’in durumunu pekiştirecektim ki” Yani iyi anlamda konuşacaktım ki “arkadaşlarımdan bazıları beni çekip oturtmak ve tartaklamak istediler.” Yani biraz iteleyip kakalamışlar Peygamber (s.a.v.)’e karşı ahlaksızlık, terbiyesizlik yaptığı için. “Sanki ben kalkıp onun” Bak yine onun, Peygamber (s.a.v.)’’e hâşâ. “Durumunu zorlaştıracak büyük bir şey söyleyecekmişim gibi.” Tam münafık ağzı görüyor musun? Kendisine “yazıklar olsun sana. Dön de Resulullah (s.a.v.) senin için mağfiret dilesin.” Git de Allah’tan tövbe ve bağışlanma dile. “Senin için Allah’tan bağışlanma dilesin hem de özür dilersin” demişler. O münafık diyor ki; “andolsun ki ben onun benim için mağfiret dilemesini istemem” diyor. Şimdi alçak. Yani şimdi bu adama ne diyeceksin? Münafık alameti tam. Ama tabii “Müslüman toplumuna gelme” de diyemezsin. “Ben istemiyorum mağfiret dilemesini” diyor. Münafıklık, ahlaksızlık belli. Haysiyetsiz olduğu, namussuz olduğu belli ama sarih küfrü olmadığı için yani var ama yani yeterli derecede olmadığı için bir şey diyemiyor Müslümanlar.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “İyi bir şey söyleyecektim” deyip yalan söylüyor.

ADNAN OKTAR: Alçaklık yapıyor tabii. “Ben de” diyor. “Bana dua etmesini istemiyorum” diyor.

PİRAYE YÜCE: “Ben sizin her istediğiniz şeyi yaptım. Peygamber’e secde etmediğim kaldı” diyerek böyle yaptığı şeyleri de…

ADNAN OKTAR: Bak, alçağa bak. Diyor ki; “namaz kılın” dediniz. “Kıldım” diyor. Sanki Allah demiyor da onlar söylüyor. “Bana emrettiniz, söylediniz” diyor. Yani “ne dediyseniz yaptım” diyor. “Zekât” dediniz, onu da yaptım” diyor. “Her emrinizi yerine getirdim. Şimdi de gidip secde mi etmemi istiyorsun Muhammed’e?” diyor. “Bunu mu istiyorsun? Ne istiyorsunuz benden?” diyor. Bak çirkefliğe bak. Yani tam ahlaksız, haysiyetsiz. Diyorlar, “sana kimse “secde et” demiyor. Öyle bir şey yok. Müslüman’ca davran.” Ama pislik. Mesela gözleri doluyor. Baş belası yani.

Kut-ül Ammare bu meşhur savaş. Bak, Tebük Seferi’nde münafıklardan birisi diyor ki Resulullah (s.a.v.) ve ashabını kastederek; “şu bizim kurra” diyor, ekip. Bir de “kurra” diyor üslubuna bak. “Midesine düşkün.” Peygamber (s.a.v.) için söylüyor bunu. Sahabeler için söylüyor. “Dili yalancı.” Hâlbuki kendi özelliklerini onlara ithaf ediyor. “Düşmanla karşılaşma esnasında korkak olanını görmedim” diyor. Alçak, sen kendi özelliklerini sayıyorsun. Peygamber (s.a.v.)’in cesareti ünlü. Yani yemek yemede de gayet nezih bir insan. Tam ihtiyaç kadar yiyor. O yönünü de biliyor. Ve Muhamedül Emin lakabı. Ama senin yalancılığın, ahlaksızlığın, mide düşkünlüğün, adiliğin, korkaklığın meşhur. Ama tabii buna bunu söylesen atar kendini küfre. Onun için sabrediyor Peygamber (s.a.v.). Sonra Peygamber (s.a.v.)’e bu haber geliyor. “Ya” diyorlar, devesine binmiş devesinden söylüyor bunu da. “Ey Allah’ın Resulü, biz eğleniyorduk kendi aramızda. Yolcuların yolculuktan sıkılmasını önlemek üzere anlattığı sözler kabiline konuşuyorduk” diyor. Yani “öylesine bir konuşma” diyor. “Sen buna önem verme” diyor. Nasıl önem vermesin? Baştan sona münafıkane. Böyle münafıkların kendi sözlerini yumuşatma özellikleri vardır. Haysiyetsizlik yapar ama onu öyle bir yumuşatır ki onu suç olmaktan çıkarır ama mümin de hiçbir şey yapmadığı halde konuşmasını suç haline getirir. Münafığın iki zıt hali. Mesela Müslüman’ın makul bir konuşmasını suç haline getirir. Kendi ahlaksızlığını, ciddi suçunu da suç olmaktan çıkarır. Sonra diyor ki Cüheyir; “valla ben bir şey söylemedim. Sadece söylediklerine şaşırarak güldüm” diyor. Yani bunlarda laf değiştirme, sözü değiştirme çok ünlü. Yani Müslüman’ın makul bir sözünü suç haline getirmek, kendi yaptığı ahlaksızlığı, pisliği de suç olmaktan çıkarmak. Münafığın pislik yöntemlerinden birisidir.

Münafıkla ciddi mücadele etmek hiçbir Müslüman cemaatin aklına gelmemiş. Bir tek Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devrinde bol ayet inmiş. Çok fazladır münafıklarla ilgili ayet. Kâfirlerden çok daha fazladır. En çok ayet münafıklarla ilgilidir. Ve en çok detay da ondadır. Vahim bir pislik güruh olduğu için, tehlike büyük olduğu için. Ama ben Müslüman cemaatlerde hemen hemen hiç görmüyorum. Büyük bir tehlike olup mahvetmesine rağmen onları, İslam âlemini mahvetmelerine rağmen. Mesela İngiliz derin devletinin münafıkları, hepsi yalakası, uşağı konumundalar. Şimdi hükümet İngiliz derin devletine karşı uyanmış görünüyor. Üslup o. Araplar-Kürtler-Türkler hepsi birleşip İngiliz derin devletine bu oyunu yıkacak şekilde tavır alması lazım. Yani yaptıklarına yapacaklarına bin pişman olurlar. İki yüz yıldan beri uğraşıyorlar. İki yüz yıllık emeklerini onlara iki yüz dakikada geri iade edelim.

İngiliz tarihçisi James Morris bu dediğim Kut’taki yenilgi için “Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslim” diyor. Hep alışmışlar pislik yapmaya. Allah burada muzaffer etmiş. Hâlbuki hep böyle olsalar konu bitecek. Halil Paşa ve Kut-ül Ammare zaferinden sonra altıncı orduya yayınladığı mesajda şöyle diyor; “Ey aslanlar” diyor hitap, maşaAllah coşmuş Paşa. “Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken ben de hepinizin pak alınlarını öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut Savaşı’nda gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında üç yüz elli subay ve on bin erini şehit vermiştir.” Allah Allah, aslanları görüyor musun? Bir seferde on bin kişi şehit veriliyor. Şimdi günde üç şehit, beş şehit, Allah rızası için feda ederiz yani hiç. “Fakat buna karşı bugün Kut’ta on üç general, dört yüz seksen bir subay, on üç bin üç yüz er teslim alıyorum.” Hepsini teslim almış İngiliz ordusunu. Bak, “on üç general, dört yüz seksen bir subay, on üç bin üç yüz eri teslim alıyorum. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır” diyor. Görülmemiş bir şey olduğu için. “İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz” diyor. Sultan Süleyman’ın meydan okumaları çok komik. Bu dansla ilgili eğer gönderirlerse size bir onu okuyalım. Adamın adı “Fransuva” mı diyor? Hiç adam yerine koymuyor böyle. Dans adı altında ecnebi bilmem ne falan böyle bir okkalı konuşuyor. Yani en sonunda gelip dağıtırım orayı diyor. Bu konudan vazgeçeceksiniz diyor. Adam hemen çekindiği için…

Özgürce, Dadli Sinan19; Hep birbirinizle de böyle konuşuyorsunuz. Hayatınız böyle bir üslupla geçiyor. Böyle hayat mı olur? Toplam üç yüz kelime, iki yüz kelime. Hatta bunlarda yüz kelime falan. Naber kanka? Bilmem ne.

“Ey Fransa Kralı Fransuva!” diyor. “Sefir-i Kebirimden” Büyük sefirimden. “Aldığım mazhara göre malumatım oldu ki, memleketinde dans namında Ala Mele-İnnas Fuhşiyyat ve Lubiyat yapıyormuşsun” diyor. Allahualem nevri dönmüş.  “İş bu Name-i Hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet rezalete son vermediğin takdirde, Ordu-yu Hümayunumla gelip seni kahretmeye muktedir olurum.” Adam da felç olmuş garibim. Anında vazgeçmiş yani. Yüzyıllarca dansı yasaklamış bildiğim kadarıyla. İki yüz yıl mı ne? “Ala Mele-İnnas Fuhşiyyat ve Lubiyat yapıyormuşsun. İş bu Name-i Hümayunumun eline vusulünden itibaren bu mel'anet rezalete son vermediğin takdirde” Adam dans yaptığına yapacağına pişman olmuş. Diyor ki bak, daha hala devam ediyor.  “Hemhudut olmaklığımız dolayısıyla,” Hudutlarımız birbirine bitişik olmak durumundan dolayı diyor. “İş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali müvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..” men etmeye muktedirim. Yüz seneyi aşkın dans yapılamamış Fransa’da. Bir sene, iki sene hadi de, yüz sene, adamları titretmiş. Kardeşim bir de çoğunun yüzünde kılıç yarası falan oluyor böyle eşkal, yeniçerilerin bıyık kulakların altına kadar. Yani Name-i Hümayunu da getiren de bir acayip oluyor. Adamcağız artık.

“On iki yaşımdan beri sizi izliyorum, çok seviyorum. Erbakan Hoca vesilesiyle sizden haberdar olmuştum. İyi ki olmuşum” diyor.

“Altmış senelik Kasımpaşalıyız, kırk beş yaşındayım. Yedi seneye yakın faaliyetlere katılmaya çalışan kardeşlerinizdenim. Daha çok neden katılmıyorum diye pişmanlığım var. Bugüne kadar yarı yolda adam bırakmadım.” Kasımpaşalı’dan zaten aksi beklenmez. Sen Kasımpaşalıyım diyorsan. Kasımpaşalılık apayrı bir olaydır.

“Sizleri çok sevdiğimi kelimelerle ifade etmek geldi içimden. Hoşça kalın Hocam. Duacınızım” diyor. Ömer Durmaz.

Üniversite gençliği kilitleniyor gece. Ben konuştum. Gençlerden bir tane ben izlemiyorum diyen kişi görmedim. Hepsi izliyor yani, maşaAllah. Sebebi; dini anlatanlar dört yüz yıl, beş yüz yıl geriden gidiyorlar. Gelenekçi bir çizim görülüyor. O samimiyetsizlik de tabii gençleri çok bunaltıyor. Ve şahsi kanaatini söylüyor. Ayete dayalı bir açıklama yok.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Hayati noktalara da girmiyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Asla. İttihad-ı İslam, İslam Birliği, Irak’taki, Suriye’deki olaylar umurlarında bile değil.

Ben bazen genç kızlarla, delikanlılarla tanışıyorum. “Bizim programları izliyor musunuz?” Diyorum. Duymuştum daha önce diyor. Sonra bir muhabbete giriyorlar. Akıl almaz. En ince detaylarına kadar. Hepsini izledikleri anlaşılıyor konuşmalarından. Dün akşam ne konuştum, bir hafta önce ne konuştum. Bayanları isimleriyle biliyorlar. Herkesi tanıyorlar. Öyle bir konu yok.

Hızır (a.s)’ın ismi çeşitli efsanelerde değişmiştir. Kiminde şarap tanrısı demişlerdir. Kiminde yer tanrısı. Kiminde denizle aleminin görevlisi. Şuna benzer buna benzer çok efsanelerde çeşitli şekiller almıştır. Ama hepsinde yeşil adam, ‘Green Man’ diye geçiyor. Onun için efsanelerdeki hali esas değildir. O yeşil adamı duyduğunuzda bilin ki Hızır (a.s)’dır. Ama tabii her mitolojide, her inançta acayip acayip isimler vermişler. Mesela şarap tanrısı Dionysos var. O da mesela Green Man. Yani hepsi Hızır (a.s)’dan etkilenerek yazılmış açıklamalar. Kökeninde Hızır (a.s) inancına dayanır. Ama kimi tanrı diyor, kimi başka bir şey der. Kimi put haline getirir. Köken önemlidir.

Şimdi bu kadar insanın -sabaha doğru yaklaşmışız- bu izlemesini biz nasıl açıklayabiliriz? Ama bu çok büyük bir olay. Ama bak bunu basın dillendirmek istemiyor. Allahualem korkutmuş olabilir bu onları. Allahualem panik oldular. Çünkü bu Türkiye’yi sallayacak bir olay. Bütün gençler şu saatte bizi izliyor. Çok nadir kanal izleniyor şu an çok nadir, başka, bizim dışımızda.

Mesela Hristiyan kabartmalarında falan da öyle otların arasında yeşil bir insan olarak gösterilir. Eski Mısır efsanelerinde yine otların arasında yeşil bir insan. Sümer efsanelerinde vardır. Hepsinde anlatılan Hızır (a.s)’dır. Ama tarih içinde, zaman içinde değişikliklere uğramıştır. Ama o görünümü gördüğünüzde bilin ki Hızır (a.s)’dan bahsediliyordur. Özellikle denizlerde olan olaylar, anlatılanlarda. Balığın üzerindeki adam, balığın içindeki adam hep Hızır (a.s)’dır.

Bu Kut-ül Ammare zaferinden sonra İngilizler hemen bir ajanlarına, işte o Lawrence var ya, Osmanlı komutanı Halil Paşa’yı gönderiyorlar. “Eğer savaşı durdurur, geri çekilirseniz, iki milyon sterlin para teklif ediyoruz” diyorlar. Osmanlı bütçesinin dört katı. Devlet bütçesinin dört katı. Halil Paşa okkalı bir cevap veriyor ve geri gönderiyor. Asla kabul etmem diyor.  

Bence sizin bir insan kaliteniz var. İnsan kalitesi çok bozuldu. Ama akıl almaz bozuldu. Bu gençleri dehşete düşürdü benim kanaatim. Gerçek insan görüntüsü çok azaldı. Sizde gerçek insan vasfını, kaliteli, güzel, ideal insan vasfını buldukları için, Allah onları kalbi bir muhabbetle bize çekiyor. Tabii ki ben vesile oluyorum. Ben olmasam olmazdı Allahualem. Vesile olduğum açık. İnşaAllah. Mesela sizler tam gerçek kadın vasfı gösteriyorsunuz. Güzelliğiniz, efendiliğiniz, terbiyeniz, saygınız, kültürünüz, kontrollü olmanız. O züppe ve saldırgan deli kadın karakterine karşı bu karakter nefis tabii. Çok çok güzel. Gençler aslında bu kaliteyi istiyor. Ama çığırından çıktı birçok yerde. Yani çığ gibi kontrol edilemeyecek hale geldi. Mesela birisi bir ahlaksızlık yapıyor. Genç kız daha ahlaksız olmazsa kendini koruyamadığı için daha ahlaksız oluyor. Öbürü ondan kendini kurtarmak için daha ahlaksız oluyor. Katlamalı bir bozulma meydan geldi. Birçok bölgede, birçok yerde. Tabii iyi insanlar da var ama tahribat çok büyük. Onun için buradaki bu güzelliği en iyi şekilde değerlendirmek istiyorlar. Bir de anlatımlarımız hiç duyulmayan anlatımlar. İlk defa ve doğru anlatımlar. Belgeye dayalı anlatımlar. Hurafe yok. Ki anlattıklarımın büyük bölümü azaltılmış anlatımlar. Mesela ben masonlukla ilgili çok sathi bilgi veriyorum. Hızır (a.s)’la ilgili çok sathi bilgi veriyorum. Yüzeysel bilgiler veriyorum. Mehdi (a.s)’la ilgili de çok sathi. İsa Mesih’le ilgili de yüzeysel bilgiler veriyorum. Özellikle İsa Mesih’le ilgili çok kontrollü olmamız gerektiğini bildiğimiz için yer belli etmek, halini belli etmek gibi bir şeye asla girmeyeceğim belli.

BEYZA BAYRAKTAR: İnsanlar gerçek imanı hissettiklerinde iman etmek istiyorlar ve yaşamak istiyorlar. Ama sizin anlatımınız dışındaki anlatımlarda soğuyorlar dinden.

AYLİN KOCAMAN: Biraz önce açıkladınız. Bir hayat şeklini siz gösteriyorsunuz. Ona çok özeniyorlar. Çok istedikleri bir şey. Ama sizde gördükleri bir şey bu.

ADNAN OKTAR: Bak şimdi bütün gençlerin bilinçaltında böyle bir efendi hayat var. Ama mesela ben görüşüyorum bazen. Hakikaten çok dejenere edilmiş, bozulmuş. Delice bir rekabet, delice bir gelecek korkusuyla vahşileşmiş, yırtıcılaşmış, gözü dönmüş bir kişilik var. Filmler falan programlar da bunları körüklüyor. Ve korkunç bir rekabet oraya çıkıyor. Kötülük rekabeti ortaya çıkıyor. Ona karşı hakikaten çok ciddi bir alternatif, güzel bir model. Müslüman aleminin de yüz akı olan aydınlık bir Müslüman görüntüsü verdiğimiz için, bütün Müslüman alemi için çok iyi bir şey oluyor. Çünkü simsiyah birçok yer. Birçok yer kapkaranlık. Kimi asıyor, kimi kesiyor. Kimi taşlayarak adam öldürüyor. Kimi cahil kimi görgüsüz. Ama burada sanat, estetik, güzellik, kalite, iyilik, temizlik, vefa, nezaket, nezafet her şey var. MaşaAllah.

GÜLEN BATURALP: Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. Müminler için hayırlarda yarışırlar diye bildiriyor. Biz de sizin vesilenizle hayırlarda yarışmak için gayret gösteriyoruz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela bak Twitter etiketi yapıyoruz. Her akşam listedeyiz.

BEYZA BAYRAKTAR: Aynı etiket ertesi gün gündüz yine listede oluyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Hızır (a.s) on bin yıldır değil, yaklaşık altı bin küsur yıldan beri yaşıyor. On bin yıl yanlış. Öyle bir şey yok.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla yayınımıza devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü