Harun Yahya

Sohbetler (7 Şubat 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Değerli müzisyenlerimiz bizlerle, programımız öncelikle fasılla başlayacak. İyi eğlenceler hepinize.

KARTAL GÖKTAN: Hayırlı geceler sevgili seyircilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler programımıza Sayın Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Görüş hareketinin öncü isimlerinden eski Bakan Fehim Adak vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Fehim Adak Ağabeyimizin resmini göster. Fehim Ağabey bildiğim kadarıyla Güneydoğulu bir ağabeyimizdir. Çok dindar, İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a hizmet etmiş mücahit muhteşem güzel ahlaklı bir Ağabeyimizdi. Allah gani gani rahmet etsin, çok güzel hizmetleri olmuştu. Erbakan Hocamız’ın sevdiği bizlerin de çok sevdiğimiz bir insandı. Allah ailesine, sevenlerine sabır-ı cemil nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: TRT’de yayımlanan habere göre Cizre’deki bodruma operasyon yapıldı ve altmış PKK militanı etkisiz hale getirildi. Bazı haber kaynakları ise yaklaşık elli iki kişi olduğunu, otuzunun ölü ele geçirildiğini diğerlerinin ise yaralı olduğunu iddia etti. PKK’nın yerel komutanlarının o bodrumda olduğu bilinmekteydi. Bu yüzden bodrumdaki hiçbir yaralı ambulans geldiğinde çıkmamış ve teslim olmamıştı. Cizre’deki evlerin altı Kobani’de olduğu gibi tünellerle dolu. Operasyon öncesinde bodruma giden tünellere biber gazı sıkıldığı ve kaçmalarının engellendiği ifade edildi. Operasyonun bu kadar uzamasının sebebinin ise önce çevre temizliğinin yapıldığı sonra bodrumdakilere operasyon düzenlendiği şeklinde açıklandı.

ADNAN OKTAR: Tabii bu telaşla olacak bir şey değil. Yaralı varsa ortaya çıkması lazım beyaz bayrakla yahut arkadaşlarının beyaz bayrakla çıkması lazım yaralı var demesi lazım. Adam orada elinde silahla bombayla bekliyor. Dediler ki yaralı var gelin kurtarın dediler, asker gitti iki askerimizi şehit ettiler. Kahpe bunlar, ruh hastası manyak bunlar yani.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi Karşılık Beklemez” diyelim. Allah rızası için sevilir insan değil mi? Para için pul için olmaz.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lı Kerem Berti itirafında şöyle söylüyor “PKK’nın amacı bir Kürdistan kurmak değil İngiltere’nin belirlediği yeni bir Ortadoğu düzeni.”

ADNAN OKTAR: İşte bak çok net açıklamış. Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: PKK’lı yani YDG-H’li hatta kurucularından Kerem Berti şöyle söylüyor itiraflarında; “PKK’nın amacı bir Kürdistan değil ki İngiltere’nin belirlediği yeni bir Ortadoğu dizaynı.”

KARTAL GÖKTAN: Evet. Adnan Bey sizin bugün Karanlık Tehlike Bağnazlık isimli eseriniz Kastamonu, Aksaray ve Trabzon illerinde toplam on beş bin adet olmak üzere halkımıza ücretsiz olarak dağıtıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel.

KARTAL GÖKTAN: Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Bu Aksaray’dan.

ADNAN OKTAR: Aksaray’ın aslanları yani.

BÜLENT SEZGİN: Kastamonu.

ADNAN OKTAR: Bunlar da Kastamonu’nun aslanları.

BÜLENT SEZGİN: Bunlar Trabzon.

ADNAN OKTAR: Bunlar da Trabzon’un aslanları, Karadeniz’in koç yiğitleri aferin benim aslanlarıma maşaAllah.

Çocuklar Şeyh  Ahmet Yasin Hocamız’a gittiler mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet fotoğraflar vardı, ziyaretle ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım, yaklaştır Şeyhimiz’in Allah heybetini arttırsın maşaAllah. Allah’ın aslanı o maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: İbrahim Tuncer sizi temsilen ziyarete gitti kendisi Şeyhimiz’e sizin sevgi ve selamlarınızı iletti. Şeyhimiz de size selam ve hürmetlerini iletmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Şeyhimiz hem seyyid hem şeriftir mübarek muhterem bir insandır. Kardeşlerimizin gönül huzuruyla irşat olacakları muhterem bir alimdir. Kardeşlerimiz güvenerek Şeyhimizin rahlei tedrisine intisap ediyorlar. Güzel bilgiler alıyorlar, güzel ahlak öğreniyorlar Allah ömrünü uzun etsin Şeyhimiz’in.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca şunu söylemiş Şeyh Ahmet Yasin Hocamız “Darwinizm ve PKK ile ilgili özellikle sizlerin faaliyetleri mükemmel PKK için bu kadar etkili faaliyeti hiçbir topluluk bu kadar yapmıyor. Bir tek Hocamız yapıyor bu çok büyük hizmet kimsenin sesi soluğu çıkmıyor” demiş.

ADNAN OKTAR: Evet alemde kabadayıların çok olması gerekiyor, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Bir video vardı Şeyhimiz’in bulunduğu ortamdan.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şeyhimiz aslan aslan çok güzel maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah sağlık sıhhat versin. Şeyhimiz’e sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz. Her yerde çok güzel faaliyetler yapıyor. Avrupa’da, Asya’da,  Türki devletlerde muhteşem bir hizmeti var. Allah nurunu arttırsın Cenab-ı Allah hepimize hidayet versin, Şeyhimiz’e de uzun bereketli ömür versin.

KARTAL GÖKTAN: Hocam eserlerinizden ve anlatımlarınızdan faydalanılarak hazırlanan yeni bir belgesel daha yayımlanmaya başlıyor. “Darwinizm’in Karanlık Yüzü” belgeseli. Bu belgeselde Darwinizm’in tüm ateist felsefelerin temelini oluşturması ırkçılığın Darwinizm’le nasıl sözde temel bulduğu anlatılıyor. Ayrıca tarih boyunca ırkçılıktan kaynaklanan sömürgecilik felsefesi İngiltere’nin tüm dünyada uyguladığı sömürgecilik anlayışıyla yaptıkları zulümler, ayrıca dünya tarihinde Darwinizm’i kaynak alan faşizm ve komünizm ideolojilerini devlet politikası olarak benimsemiş ülkelerdeki zulüm ve katliamlar konu ediliyor. Kardeşlerimiz bu belgeselin ilk yayınını Salı günü yani 9 Şubat tarihinde saat 21:00’de kanalımızda izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Şahane, hakikaten yeni çalışmalar daha kaliteli, daha etkileyici.

“Lütfen özel okusun” özel okusun demek yani yayında okumasın anlamında. Kardeşim artık kanser hastalığı grip, nezle gibi oldu kardeşimin gözünde belki tehlikeli gibi görünüyor ama. Çok rahat tedavisi olan bir hastalık gönlü çok rahat olsun acayip bir teknik gelişme var çok rahat tedavi olur. Zaten türü de klasik önemsiz türlerden birisi. En tehlikeli olanları bile çok kısa sürede tedavi ediyorlar. Her yerini sarmış oluyor falan cayır cayır çökertiyorlar Allah’ın izniyle. Allah şifa versin ama tabii takdir Cenab-ı Allah’ın Allah ne derse o olur. Her şey hayırla olur.

“Günümüzde münafıklara nasıl davranmak gerekir? Müsamaha gösterir gibi görünmek ne sınırda olmalı?” Cemil. Bir kere münafıklığı avuç içi tanır gibi bilir hale gelmek lazım. Münafığın avantajı nedir? Tarif edilmeyen, bilinmeyen insanlar tarafından teşhis edilmemiş bir sistemi kullanmasıdır münafığın en mühim silahı budur. Münafığın silahını çok cehri hale getirirsen, açık hale getirirsen münafık gün gibi ortaya çıkmış oluyor. Mesela nasıl konuşur nasıl oturur, ne yapar ve günümüz olaylarıyla da bağlantılı açıklarsan. Şimdi biz mesela bir süredir münafıkları açıklıyoruz ki bu dünya tarihinde yapılmamış bir çalışma. Yani böyle bir çalışmayı hiçbir yerde bulamazsınız, hiçbir İslam ülkesinde hiçbir alimin kitabında yoktur. Genel ve yüzeyseldir, biz pratik hayata yönelik olarak anlatıyoruz. Hem geçmişteki halinin sosyal zeminini de açıklayarak, tarihi belgelerini de açıklayarak. Çünkü geçmişi hikaye gibi anlatıyorlar anlatırken, flu bir şey. O devre ait garip olaylarmış gibi halbuki her devirde görülen bir kahpe sistemdir münafıklık. Dolayısıyla bizim anlatımımızla pratik hayatta nasıl münafıklık ortaya çıkar bunu herkes görüyor. Şimdi anlatımlarımız biraz daha devam ederse bir hafta on beş gün falan münafıklık ayna gibi ortaya çıkmış olacak. Münafığın kıpırdayacağı hiçbir yer kalmamış olacak. Ama münafığı tabii dünya çapında tanıtmak gerekiyor bir tek Türkiye çapında değil. Mesela İspanya’ya da gitse münafığın yakalanması lazım, İnterpol gibi. Yani münafık her yerde kırmızı bültenle aranması gereken bir mahluktur. Onun için eşkâlini iyi bildireceksin, önden görünüm yandan görünüm, göz rengi hatta kornea testi yapacaksın bak diyeceksin rengi böyledir. Ki o çakal nereye kaçarsa kaçsın, çünkü münafık kaçarak hareket eder bir yerde tutunamazsa bir yere kaçar oradan vurmaya devam eder. Ama kaçtığı yerde de yakalanması için manevi İnterpol’e bilgi verilmesi lazım. Manevi kırmızı bültenle de aranması lazım, onun için de çok iyi tanıtmak gerekiyor. Tanıtınca dünyada nereye giderse gitsin tanıtıldığında hemen teşhis konulur.

GÜLEN BATURALP: Siz” münafıklığı öyle tanıtacağız ki Müslüman kardeşlerimiz görür görmez tanıyacaklar ve münafıklar da tanındıklarını bilecekler” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Şimdi münafığın özelliği sinerek gitmesidir. Biz üstüne projektör tutuyoruz münafığın sinerek gideceği yer kalmadı. Nereye kaçsa yakalanacak gibi yapacağız. Dolayısıyla müminin gözünün önünde olacak münafık. En önemli silahı nedir? Gizlilik, münafığın elinden alırsan bitti. Yarasa gibidir böyle ışığı gördü mü, güneşi gördü mü perişan olur kaçacak delik arar. Hani sapık filmlerinde falan oluyor ya böyle hortlak oluyor adam ona elindeki bir cismi tutuyor, bir ışıyor falan o eriyerek, bağırarak kayboluyor ya. Münafık da aynen öyledir varsa öyle korku filmlerinden alıntı sonra gösteririz. On sekiz yaş olayları olması lazım değil mi? Ama çoluk çocuk sabaha kadar korkar yapmayalım. Yani belki karton film tarzında bir şey bulursak, komik bir şey olursa olabilir.

Şeyh Mehmet Efendi çok değerli insandır. Şeyh Ahmet Yasin Hocam’ı övüyorum çok seviyorum ama Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın bir dalıdır. O dal nereden geliyor? Şeyh Nazım Hocamız’dan ama ana dal Şeyh Nazım Hocamızdır oradan yine bir ana dal daha çıktı o da Şeyh Mehmet Efendidir. Çok mütevazi, efendi, kendi halinde bir insandır. Şeyhimiz’e doyamadık inşaAllah ahirette doyarız Şeyh Nazım Hocamız’a. Dünya tatlısı o.

“Mümin yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, alimdir, takva sahibidir. Münafık ise insanları arkalarından çekiştiren yüzlerine karşı il uzatan bir cehennem odunudur.” Hep odun. “Şüpheli şeylerde durmaz” sürekli pislik yapar,şüpheli gizli. Şüphelidir hep kuşkuludur gece yarıları gider onunla bununla bağlantı kurar pislik yapar ne halt ettiğini bilemezsin. “Harama riayet etmez” gizlice harama girer. “Tıpkı gece odun toplayan kimse gibi.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hep oduna benzetiyor. “Tıpkı gece odun toplayan kimse gibi nereden kazandığına nereye harcadığına ehemmiyet vermez.” Çünkü şuursuz. (Ramuz El-Ehadis no 2860). “Beni Mümin olan sevecek” diyor Resulullah (s.a.v.). Benim güzel dedem. “Münafık olan da bana buğz edecektir.” (Kütüb-i Sitte hadis no 4408) Hep o devirde buğz ettiler. Ah Resulullah (s.a.v.)’ın zamanında olacaktım. O münafıkların vay benden çekecekleri yani. Deli deliyi görünce değneğini saklar derler.

Şimdi size yakında bulunacak olan, ahit sandığı hakkında bilgi vereceğim. Hz. Musa (a.s)’nın sandığı. Bu dünyayı bir havaya kaldıracak bir yere indirecek. Bütün dünyayı ayaklandıracak bir olaydır. Mehdi (a.s)’nin Mehdiliğinin imzasıdır. Altın mührüdür bak altından mührüdür. Çünkü o sandığı ortaya getirecek olan imam Mehdi (a.s)’dir. Çeşitli rivayetlerde tapınak şövalyelerinin elinde olduğu söyleniyor kutsal sandığın. Benim kanaatim Mehdi (a.s) devrinde bulunacak çünkü melekler tarafından saklanıyor. Öyle alelade bir saklanma değil. Yani insanlar saklıyor demiyor Allah melekler tarafından korunuyor.

Fikret var mı sen de resimler?

KARTAL GÖKTAN: Var Adnan Bey.

BÜLENT SEZGİN: Göstereyim mi Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Sen göster. Bu kutsal sandığın taşınma şekli. Evet, yaklaşık gerçek büyüklüğüne yakın yapılmış bir tablo. Görüntüsü de aşağı yukarı böyle. Bu sandığın yakından görünüşü. Yine aynı şekilde. Bu nedir?

BÜLENT SEZGİN: Gelen resimler arasındaydı.

ADNAN OKTAR: Resmin altında yazısı yok mu.

BÜLENT SEZGİN: Yoktu.

ADNAN OKTAR: Bak orda bir işaret var. O Hızır (a.s)’da da olan bir işaret. Heykelin elinde olan ne var? O eski Mısır’da da kullanılan anahtar. Evet şimdi devam edelim. O devire ait kayıklar süsler.  Yine Ahit Sandığı’nın temsili bir canlandırması. Bulunduğunda da gıcır gıcır onu söyleyeyim.  Evet altın olduğu için yıpranmaz. Evet yine aynı şekilde. Som altından yapılmış bir sandık. Som altın kaplanmış akasya ağacından ahşabı. Yine sandığın götürülüşüne ait bir tablo. Yine bir tarihi kabartma sandığın götürülüşüne dair ama daha büyük sandık tabii. Bazen ölçüleri daha büyük bazen daha küçük oluyor. Yine bir tarihi tablo.

 

BÜLENT SEZGİN: Resimler bu kadardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Sandık bir 1,5 arşın genişlikte ve yükseklikte, 2,5 arşın uzunlukta. Akasya ağacından bir sandık yapsınlar boyu 2,5, 1 metreden 10 cm daha fazla. Eni ve yüksekliği birer buçuk arşın 67,5 santim falan oluyor. 2,5 ile 1,5 sayılarının birbirine oranı 1,666. Sandıkta altın oran kullanılıyor. Hz Musa (a.s)’ya yapması emredilen akasya ağacından sunak yani kurban kesilen masa da beş ile üç sayıları kullanılarak altın oranla inşa edilmiştir.  (Mısır’dan çıkış 27/1) “Akasya ağacından kare biçiminde yap.” İşte bu Mason toplantılarında kullanılan kürsü de bu büyüklükte oluyor. “Eni ve boyu beşer arşın yüksekliği  üç arşın olacak.” Hızır (a.s)’ın konuşmayı yaptığı kürsünün boyutları. Aslında sandık böyle açık alenen gitmiyor. Orada tabii tablo olduğu için öyle yapıyorlar. Sandık kalın örtülerle kapatılıyor üstü. Yani halk rahatça görülebileceği gibi değil. Onun görülmesi için özel bir tören var. Özel örtüleri var onlar açıldıktan sonra görülebiliyor. “Ona Mehdi denilmesinin nedeni gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir, Antakya denilen bir yerde tabut, kutsal emanet sandığını ortaya çıkaracaktır.” Antakya bak hep Hatay bölgesinde şimdi orda bir savaş hazırlığı da var biliyorsunuz. Orda bir şey var Hatay’da. Hakikaten bakıldığında dünyanın belirli noktalarına oranın da merkezi yerlerden biri olduğu anlaşılıyor. “Antakya denilen bir yerden tabutu kutsal emanet sandığını ortaya çıkaracaktır. Mehdi Antakya mağarasından Tabutu Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak.” Gerçek Tevrat role halde. Deri üstüne yazılmış altınla yazılmış gerçek Tevrat. “Birçok Musevi Müslüman olacak” diyor gerçek Tevrat’ın ortaya çıkmasından sonra. (Risaletül Huruc ül Mehdi sayfa 124-125) Diyorlar ki bana “Niye Musevilerle görüşüyorsun?” Bu insanlar niye Müslüman oluyor peki o zaman? Museviler Müslüman olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Gerçek Tevrat ortaya çıkacak diyor. Kim çıkaracak? Mehdi (a.s) çıkaracak ortaya diyor. Biz kimiz? Mehdi (a.s)’nin yardımcısıyız. Biz kimiz? Mehdi (a.s)’nin yardımcılarının yardımcılarıyız.

Ağaç tabii iç ağacı normalde eskir ama melekler koruduğu için, hatta çürümesi lazım. Çünkü çok eski 3500 yıllık falan daha da eski hatta 3500 yıldan. Ahşap dayanmaz altın kaplı ama işte içinde bir madde var bir şey var hiçbir şey bozulmuyor. Birde içinde Ruh-ul Kudüs var. Açıldığından bütün insanların kalbinde bir ferahlık oluşacak bu büyük bir mucizedir. Mesela adam sıkıntılı, gergin değil mi? Sandığın oraya geliyor kuş gibi hafifliyor. Kuran ayetinde de belirtiliyor, insanı ferahlatan, insanın üstündeki sıkıntıyı alan bir şey var, bir güç.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Star Gazetesi’nde, PYD’ye verilmeye çalışılan koridor ile asıl amacın Türkiye ile İslam alemi arasındaki bağın koparılması olduğu yazıldı. Haberde şöyle deniyor: Rusların karadan ve havadan verdikleri desteğin aynı zamanda PYD’ye de bir koridor sağladığını vurgulayan yetkililer, “Türkiye, Cerablus-Azez arasında bir güvenli koridor oluşturmaya çalışıyor ancak bu planlarla Ruslar bu koridorun oluşmasına engel olup PYD’yi kapımıza taşımaya çalışıyor. Amaç Türkiye’nin İslam coğrafyasıyla olan bağını kopartmak.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte uçağın düşürülmesi de özel tasarlanmış bir şeydi. Türkiye’yi buna teşvik ettiler, uçağı düşürttüler. Sonra İngiliz planı devreye girdi. Biz bunu iki yıl önce film olarak hazırladık, geceli gündüzlü yayınlıyoruz. “Burada” diyoruz “amaç İslam Birliği’ni engellemek, İslam alemiyle bağlantıyı koparmak, Türklük alemiyle bağlantıyı koparmak ve sonra da Türk milletini topyekun yok etmek, sadece Anadolu’da yaşamalarını sağlamak değil. Adamlar zannediyor ki Anadolu’ya geçeriz orada da rahat yaşarız. “Orada katledeceğiz” diyor asıl adamlar “orada yok edeceğiz. Hepsini yok edeceğiz” diyor. Ve bunu PKK’ya yaptırmak istiyorlar. Hükümet daha yeni olayları anlamaya başladı. Yıllardan beri anlatıyoruz daha hala işte “silahı gömecekler, silahı çıkaracaklar.” Kardeşim öyle bir şey yok. Büyük bir bela Türkiye’nin üstünde. Hatta dedik “seferberlik ilan edin, büyük olay var” dedik.

Mesela bak, sandığın örtülü olarak taşınmasının bir temsili resmi var. Doğrusu bu şekilde. Evet bu şekildedir. Sandığın mahiyeti hakkında hiç bilgi yok. Her şey hakkında bilgi var mesela altın kandillikler, yedi kollu şamdanlar hakikaten Roma askerleri tarafından alındı Roma’ya götürüldü. Taş kabartmalarda falan var. Ama çok büyük kandiller onlar, som altından. Adamlar görgüsüz, aldılar Roma’ya götürdüler onları, eritip kullandılar altınları, onu bir ganimet olarak gördüler. Halbuki o çok hayati bir konu, Tevrat’ta da geçen bir konu. İşte dangalaklıklarından oradaki bütün kutsal emanetleri erittiler. Fakat kutsal sandığa erişemediler. Onu kaçırmışlar benim anladığım. Ayette de diyor “Onu melekler korur” diyor. Çünkü kandil kolay onlar, onlar halledilir ama onun içinde kutsal emanetler var. İşte Allah’ın hikmeti onu ele geçirseler kutsal emanetleri de darmadağın ederlerdi. Levhaları falan her şeyi parçalarlardı, manna kutusunu hepsini darmadağın ederlerdi.

“Musa (a.s), Rabbin buyruğu şudur dedi: “Mısır’dan sizi çıkardığımda gelecek kuşakların” işte Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri kastediliyor “çölde size yedirdiğim ekmeği görmesi için bir omer” iki litre, iki yüz gram kadar daha fazla “bir omer saklasın. Musa (a.s) Harun (a.s)’a; “bir testi al, içine bir omer man doldur” dedi. “Gelecek kuşaklar için saklamak üzere Rabbin huzuruna koy.” Rabbin Musa’ya buyurduğu gibi Harun manı saklamak üzere anlaşma levhalarını önüne koydu. İsrailliler yerleştikleri Kenan topraklarına varıncaya dek kırk yıl man yediler.” Manna. (Mısır’dan Çıkış 16/31-36)

“İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı. Bir çadır kurulmuştu. Kutsal yer denilen birinci bölmede kandillik, masa ve adak ekmekleri bulunuyordu. İkinci perdenin arkasında en kutsal yer denilen bir bölme vardı. Altın buhur sandığıyla, her yanı altınla kaplanmış antlaşma sandığı buradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış man testisi” saf altından yapılmış man testisi, manna “testisi, Harun’un filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları vardı. Sandığın üstünde bağışlama kapağını gölgeleyen yüce keruvlar, melek figürleri dururdu. Ama” diyor “şimdi bunların ayrıntılarına giremeyiz” diyor. İncil’de geçiyor. (İbranilere Mektup, 9/1-5)

BÜLENT SEZGİN: Kutsal sandığı ve şamdanı gösteren temsili bir kabartma vardı.

 ADNAN OKTAR: Evet, işte o Roma dönemindeki talanda, bu Roma’ya getirdiklerinde halka bunu gösterdiler. Oradan çaldıkları çeşitli altın eşyalardan o yedi kollu şamdan. Onu taş üzerine böyle kabartma olarak resmetmişler. O büyük talandan aldıklarının her şeyin öyle kabartmasını da yapmışlar. Yani hırsızlıklarının belgesini koymuşlar. Ama akılsız, ahmak herifler hepsini eritip kullanmışlar, saf altından.

Sami Acar; “Hanım arkadaşlarınız süsleniyor” diyor “bunun modern Müslümanlık olduğunu söylüyorsunuz. Kalem Suresi, 37. Şeytandan Allah’a sığınırım “yoksa bu konuda ders aldığınız size ait kitabınız mı var? Yoksa elinizde ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var? Kalem Suresi, 37” diyor. Tabii Kuran var elimizde, doğru. Kuran’da bu süslenmenin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyoruz. Allah diyor ki; “ne biçim hüküm veriyorlar?” diyor. “Yoksa ellerinde bir kitap mı var?”  Ben sana soruyorum haram olduğuna dair, süslenmenin, hanımların bakımlı olmasının haram olduğuna dair bana bir hüküm göster.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayrıca Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Mescitlere gireceğiniz vakit ziynetlerinizi takının” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Canım ben onun doğruluğunu ispat eden ayet gösteririm. Ama o kendi iddiasının doğruluğuna dair bana ayet gösteremiyor. Sadece susuyorlar. Bak aylardan beri yıllardan beri söylüyorum benimle ayetle konuşun, delil sunun. Burada nerede bir yasaklama var? Burada seni kınıyor ayet zaten. Seni kınıyor. “Nasıl bir hüküm veriyorsunuz?” Çünkü yasaklayıcı olan sensin. Sen diyorsun ki hanımların süslenmesi yasak. O zaman Allah sana soruyor “ne biçim hüküm veriyorsun, elinde bir kitap mı var?” Göster o zaman. “Yok” diyorsun “elimde.” O zaman doğru söylemiyorsun.

GÖKALP BARLAN: “Nasıl hüküm veriyorsunuz? O zaman getirin kitabınızı” diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Diliniz yalana alıştığı için” diyor bak Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Diliniz yalana alıştığı için şu helaldir, şu haramdır demeyin” diyor. “Sen onları Kuran’a çağırdığın vakit onlar seni atalarına çağırır” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ya ataları bir şey bilmeyen cahil insanlarsa” işte alimleri, hocaları, “yine mi uyacaklar?” diyor Allah. “Evet” diyor “yine uyacağım” diyor.

Bu sandık açıldığında, -inşaAllah göreceksiniz Allah ömrünüzü uzun etsin- insanlarda az veya çok birçok insanda bir gerilim olur değil mi sıkıntı veya bir asabi gerginlik. Annesinden doğmuş gibi oluyorlar. Acayip ferahlıyor. İşte o huzur sandığın meşhur özelliği. İçinde böyle bir özellik olduğunu Kuran’da da Cenab-ı Allah ayette de belirtiyor. İnsanların elle tutulur, hissettiği bir mucize var. Mesela bak kapalıyken böyle bir şey hissetmiyor, kapağı açıldığında, üstü açıldığında bunu bütün şiddetiyle hissediyor ferahlığı. “Allah’tan gelen ferahlığın mahiyetiyle ilgilenmiştir” diyor “alimler” yani bu neden diye. “İnsan suretine sahip hoş bir esintiye, nefese benzetmişlerdir. Yine müfessirler bazı rivayetlerde istinaden söz konusu ferahlığı vakar ve cennetten gönderilip peygamberlerin kalplerinin içerisinde yıkandığı bir leğen ya da Allah katından bir ruh olarak anlamışlardır.” Doğrusu Allah katından bir ruh. Ruh-ul Kudüs var içinde, ondan dolayı bir ferahlık oluyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ı da Allah Ruh-ul Kudüs’le destekliyor. İsa Mesih’i Ruh-ul Kudüs’le destekliyor. Herkese nasip olan bir şey değil.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Peki Adnan Bey, Ruh-ul Kudüs’den etkilenecek olanlar bütün dünya mı yoksa sandık açıldığı anda onu görenler mi?

ADNAN OKTAR: Orada bulunanlar. Sadece o sandığın çevresinde olanlar.

ZEYNEP DALAMAN: Kapatılınca o his gidiyor mu?

ADNAN OKTAR: Evet, ondan sonra yine normale dönüyorlar. Alenen hissedilen bir durum.

“Ahit Sandığı Beni İsrailliler arasında Allah’tan gelen huzur ve ferahlık kaynağı olarak görülmüştür. Öyle bir huzur ki Hz. Musa (a.s) o huzur içerisinde Allah ile konuşmuş, onun kelamını sandığın kapağı arkasından Allah’ın celal ve azamet bulutu bu iki meleğin arasında sandığın üzerinde görülmüştür.” Yani bir duman oluşuyor. Şimdi bu bazen cinlerin gelişinde de olur, bir duman oluşur. Meleğin gelişinde de oluşuyor, aynı özelliklerde oldukları için çünkü nurdan yaratılıyorlar. Yani bizim bilmediğimiz bir şey. Bazen cin geldiğinde de olur bakın o duman bulutu. “Allah’ın celal ve azamet bulutu bu iki meleğin arasında sandığın üzerinde görülmüştür, içerisinde duymuştur. Sekine; iman ve Allah ile irtibata geçmekte elde edilen sakinlik ve vakardır.” Sekinet; zaten adı üstünde sekinet sandığı. Sakinlik oluşuyor. Bütün kaslarında bir gevşeme ve sakinleşme oluşuyor.

“Mehdi (a.s), Tabutu Sekine’yi Antakya Mağarası’ndan çıkarır.” Bak adı üstünde görüyor musun? Sekine sandığı. En meşhur özelliği, mucize olması ondandır. Hayret edilecek şekilde bir gevşemeye sebep oluyor, rahatlamaya sebep oluyor. (Naim bin Hammad, Kitab-ul Fiten)

“Mehdi Tabutu Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” (İkdiddurer, sayfa 51/a) Demek ki net Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkaracağı bir olay.

Akasya ağacından yani İbranice şitaym ağacından yapılmış dörtgen bir kutu, sanduka. İçi ve dışı saf altınla kaplanmış, 24 ayar altınla kaplanmış cayır cayır parlıyor. Şu anda da gıcır gıcır. O on emrin Sina Dağı’nda yazdığı levhalardan kalanlar, on emrin yeniden yazıldığı iki yeni levha. Attığında kırılmıştı ya yeniden yazıldı, o levhalar. Kudret helvası. Tih Çölü’nde kendilerine gökten indirilen yiyecek, altın bir kase içinde, altın bir kap içinde. Harun’un Allah’ın kudretiyle çiçek açan asası, ondan parça. Aslında normal bir ağaç ama tabii onun elinde açması onların hoşuna gitmiş insanların. Yoksa ağacı kesersen, dalını, biraz ıslak bir yerde kalırsa filizlenir, alttan kök çıkartır. Mesela söğütte, kavakta falan olur. Söğüt ağacını köyde de biz görürdük, dalını keserler bir kovanın içine koyardılar, hep altından kök bırakıyor böyle salkım saçak. Sonra onu ekiyorlar yeniden otuz metrelik, yirmi metrelik kavak oluyor. Yine ondan dal kesiyorlar, yine suya koyuyorlar, yine kök bırakıyor çok şeker bir ağaç yani. Ama tabii kurumuş gibi dururken dal budak çıkarması tabii hayret verici yani hoş. Ama aklın ihtiyarını alacak bir şey değil tabii. “Mannın bulunduğu altın kaseyi ve Harun’un Allah’ın kudretiyle çiçek açan asasını tabuta koyarak onu ibadet çadırının en kutsal kısmına koymuş ve bir kumaşa sarmıştır.” Bozulmasın diye koyuyorlar tabii kumaşa. Tevrat’ta birçok yerde geçiyor. İşte bu Museviler o sandıkta Hz. Musa (a.s)’ın bizzat eliyle yazdığı, Hz. Musa (a.s) da taş ustasıdır biliyor musunuz onu? O da hem duvarcı ustasıdır, hem taş ustasıdır. Bizzat eliyle yazmıştır onu o taşa, oyma. Onun için masonlukta çok kutsal, masonlarda kalem, çekiç, taşa şekil verme, ham taşı oyma onlar için çok kutsal biliyorsunuz. Tevrat’tan alınmadır o, masonluğa oradan geçmiştir.

Sahranur; “Değerli Hocam siz hep geçmişteki münafıklar için ‘ah o dönem ben de olacaktım’ diyorsunuz ‘onlara nasıl davranırdım ben çok iyi biliyorum’ diyorsunuz” diyor. Ama haklıyım.

Evet bu kuru ağaç dalı yani açan kuru ağaç dalı Hz. Mehdi (a.s)’yle ilgili hadislerle de bağlantılıdır. Yani bu ağaç dalı yani açan kuru ağaç dalı kutsal sandıkta olduğu için o da Hz. Mehdi (a.s)nin eline geçeceği için kastedilen budur. Yoksa yani yeniden 3500 yıllık ağaç yeniden yeşillenecek anlamında değil. O zaman yeşillenmiş olan ağaç o kutsal olan ağaç Hz. Mehdi (a.s)’nin eline geçecek. Kastedilen bu. Yoksa o ağaç tabii kurumuştur yani ama o filizler falan muhtemelen kuru da olsa görülüyordur. Çünkü o sandığın içinde bozulmuyor nedense Cenab-ı Allah’ın bir hikmeti. O özel bir dizaynla yapılmış bir sandık. Mesela normalde mannanın falan bozulması gerekir bozulmuyor 3500 yıldan beri. Bir gariplik var tabii bir ilginç harika yön var.

Sırf Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkışına değil bunlara da insanlar çok sevinecekler. Bak Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkışı, kutsal sandığın çıkışı, kutsal sandıktaki emanetler Tevrat’ın gerçeğinin ortaya çıkması, gerçek İnciller gene bulunacak. Bir tane bulundu biliyorsunuz ama onu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma önergesine çevirmek çok önemli. Onu bir şekilde yapalım. Rica edelim birkaç milletvekili bunu yapsın. Dilekçe hazırlayalım. Yani nasıl bilmeyiz ya ne yazdığını kimse bilmiyor. Olur mu böyle şey?

“Allah’tan kork denildiğinde” Şeytandan Allah’a sığınırım bak Bakara Suresi, 206 “Ona:” yani münafığa “Allah’tan kork denildiğinde, büyüklük gururu,” enaniyet, kibir kendini yüceltme hissi “onu günaha sürükler.” Yani pis hareketler yapmaya başlıyor. Bağırır, çağırır, yalan söyler, ağlar, iftira atar. Bak günaha sürükler kuşatır yani aklı iptal oluyor kendini kaybediyor. “Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o”. Cenab-ı Allah tehdit ediyor. Dürüst adamı koruyor kötü adamı da eziyor Allah bu kadar. Münafıklar itibarlarını imanın önünde görüyorlar. Yani kendi gururlarını kurtarmak adına İslam’ın çıkarlarını görmezden gelirler. İşte şeytandan Allah’a sığınırım; “Ona: Allah’tan kork denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler”. Dengesiz hareketlere çeker. “…kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o” diyor Allah. Alak Suresi 6 ve 7 “Hayır gerçekten insan, azar”. İnnel insane leyedğa. “Kendini müstağni gördüğünden.”  Enaniyet yücelik iddiası var ama ulaşamıyor. Tövbe Suresi, 74’te de şeytandan Allah’a sığınıyorum “Erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir” diyor.  Sürekli böyle delice bir büyüklük hissi.  Ruh hastalığı tarzında. Manyaklık tarzında. Ne dersen çirkefleşir. Ne açıklasan çirkefleşir.

“Canım Hocam Şeyh Mehmet Efendi’yi canı gibi seven bir kardeşinizim. Bir tek sizin ağzınızdan onun güzel adını duyuyoruz. Allah Celle Celalühu sizden binlerce kere razı olsun. Sizi çok seviyoruz. Allah sizi korusun.” Ahmet Niyazi Özker. Ama Şeyh Mehmet Efendi hakikaten Şeyh Nazım Hocamız’a çok benzer ama çok efendi çok sessiz kendi halinde, böyle keçileri falan var onlara bakıyor. Çok mütevazı insandır. Tam Osmanlıdır. Tam efendidir böyle kendi halinde sakin kimsenin dedikodusunu yapmaz, aleyhinde konuşmaz, namazında niyazında son derece dürüst, dünya malına asla tenezzül etmez. Mesela çok fakir yaşasa bile hiç tek kelime etmez. Allah’a şükreder o şekilde yaşar. MaşaAllah çok güzel terbiye etti Şeyh Nazım Hocamız. Çocuklarının hepsi çok güzel ahlaklı maşaAllah. Hepsi çok asiller. Soylu insanlar. Allah hepsine hayır, bereket versin. Allah dünyada enaniyet yapanların kıyamette bu gücü bulamayacağını bildiriyor. Saffat Suresi, 18’de “Boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).” Neml Suresi, 87’de “Her biri boyun bükmüş olarak ona gelmişlerdir.” Burada modern bir dünya var işte bilgisayarı var chatleştiği arkadaşları oluyor. Facebook arkadaşları falan. Ölünce senin Facebook arkadaşın falan kalmaz. Kara toprağın altında simsiyah karanlığı görürsün. Arkadaşların seni hiçbir şekilde duymaz. chatleşemezsin. Böyle züppe kelimeler falan kullanamaz. Efendim entel kıyafetlerle gezemez. Spor ayakkabılarla hoplaya hoplaya oraya buraya gidemez. Kıpırdayamaz mezarın içinde. Kendi vücudunun meydana getirdiği dehşet verici kokunun içerisinde orada öyle kıpırdamadan yatar ta kıyamete kadar. Onun için yani insanların şımarmasının nedeni derin düşünmemeleri. Sathi düşünmeleri. Mezarda bile entel arkadaşlarıyla züppelik yapabileceğini düşünüyor bazı tipler. Orada da böyle marka kıyafetlerle münasebetsiz bir üslup içinde olacağını büyüklük taslayacağını zannediyor. Öyle olmaz.

Bu komünistler ne oldu Güneydoğu’da? PKK falan hallediliyor mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet son aşamaya gelindiği söyleniyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir tek, tek bina değil biliyorsunuz. Otuz civarında binada teröristlerle karşılaştı askerlerimiz. Ana karargâha ulaşmasını engellemek için otuz ayrı noktadan PKK askerimizle çatıştı ama hepsi derdest vaziyetteler biliyorsunuz.

Bana ey şanlı ordu ey şanlı askeri göndersinler bakayım. Cizre’de operasyon bir iki güne bitebilir. Askerimizi, polisimizi tebrik ediyorum. Yiğitlerimizi, koç yiğitlerimizi, özel harekâtçılarımız bilhassa. Efendim istihbaratçılarımızı hepsini tebrik ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Lağamı temizliyorlar. Tertemiz bir Cizre. Tertemiz bir Güneydoğu inşaAllah oradaki kardeşlerimiz bu pislik heriflerden yıllardan beri mustarlar. Rahatsızlar. Her gün kabadayılık her gün tehdit her gün pislik yani. Şimdi kahraman ordumuza aslanlarımıza ve özel harekâtçılarımıza hediyem.

Aslanlarımı tebrik ediyoruz. Allah onlardan razı olsun. Çok zor işleri. Çok büyük sevap kazanıyorlar. Şehitlerimizin şehadetini Allah mübarek etsin. Gazilerimizin gaziliğini Allah mübarek etsin. Şehitlerimizin makamına özeniyoruz. Onlarla iftihar ediyoruz. Kabadayılara, aslanlara selam ediyoruz buradan. Allah ömürlerini gün gibi bedît etsin Allah uzun ömür versin. Hayır bereket içinde yaşatsın. Askerimizin kalbine Allah güç versin. Onları Ruh-ul Kudüs’le korusun. Ruh-ul Kudüs’le Allah yardım etsin. Allah muzaffer etsin. MaşaAllah aslanlarımıza.

BÜLENT SEZGİN: Aslan kükremesi olur mu? Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. PKK iyi dikkatli izlesin.

“Hz. Mehdi (a.s) Ahit Sandığı açtığında ben de yanınızda olacağım, inşaAllah” demiştiniz. O zaman Hz. Mehdi (a.s)’nin de kim olduğunun şuan biliyor musunuz? Hayırlı geceler.” Gökhan Cantürk.  Hz. Mehdi (a.s) yakın zamanda mecbur ortaya çıkacak. Yani Allah ortaya çıkaracak. Biz talebesi olmada ısrarla devam edeceğiz.

“Değerli Hocam münafıkların bir özelliği de dilbazlıklarıyla lafları evirip çevirip tertemiz yüksek ahlaklı Müslümanlara ikide bir sivri dilleriyle laf sokup iftira etmek, sürekli moralini bozmaya çalışıp onların gücünü almaya çalışmak şeklinde anlatmıştınız” diyor Rahmi Alkanlı “bunu etrafımızda çok görüyoruz” diyor. Dilbazlık evet lafı evirip çevirir, gerekirse yalan söyler, ahlaksızlık yapar, ana konudan çıkartır. Mesela onu eleştirdiğinde ana mantık tamamen gider, bambaşka bir yola saptırır münafık. Yani Müslümanı o yeni alanda boğmaya çalışır, ana konuda değil. Mesela Müslüman diyor ki “sen şu şu şu hataları yapma” münafık hemen o Müslüman’ı o çizgiden çekip yeni kendi şeytani alanına çekmeye çalışır ki orada Müslüman’ı boğmaya çalışır. Orada iftira atar, demagoji yapar, ahlaksızlık yapar, lafı evirip çevirir, sivri dilleriyle laf sokar Müslümanlara, iftira eder, Müslüman’ın moralini bozmaya çalışır, zamanını almaya çalışır, şevkini kırmaya çalışır. Ama bunu şeytanın etkisiyle yapar. Yani şuuru kapalıdır münafığın o anlamda. Münafık derken münafık moduna girdiğinde, bazen de kalbinde hastalık bulunan Müslümanlar da aynı münafık gibi davranabilir. Münafık değildir ama kalbinde hastalık vardır, ayette söylüyor kalbinde hastalık vardır diye, aynı münafık gibi davranır. Yani bir aşamasındadır. Bazen şifa bulur, bazen de münafıklık uçurumuna düşer kalbinde hastalık olanlar. Hasta zaten, hasta ya ölümle sonuçlanıyor, ya şifa bulur. İşte hastalık diye onun için diyor ayette ya münafık olup mahvolup gidiyor yahut şifa bulup kurtuluyor. Münafıklar dünyada üstünlük taslarlar. Böyle şımarıp azarlar ama ahirette Allah’ın huzurunda haşa öyle züppelik yapmak, bilmişlik yapmak, entellik yapmak çakallık yapmak, yapacak güçleri kalmaz. Taha Suresi 72’de Cenab-ı Allah diyor ki münafıklara; "Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin." Yani burada sana müsaade ederim diyor Allah sadece. Duhan Suresi 49’da da;  "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun." züppelik yapıyordun, kendini üstün zannediyordun, onurlu zannediyordun, enaniyetinin peşindeydin. Taha Suresi 111’de de şeytandan Allah’a sığınırım; “(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.” “Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz”  Yani saçından tutup sürükleyeceğiz diyor Allah. “O yalancı, günahkar olan alnından” (Alak Suresi 15-16).

Kaynanalar falan düğünlere gittiklerinde oraya saftirik gençler geliyor. Ama kuş gibi bakıyorlar etrafa böyle martı gibi bakıyorlar. Orada kaynanalar yutkunarak bakıyor onlara böyle saf kuşlar gelmiş gibi. Kızlarına damat bakıyorlar. “Yavrum evladım sen nerelisin?” Diyor. Halbuki o onu pek ilgilendirmiyor. Ne iş yaparsın? Diyor en hayati konuya giriyor. Mühendisim diyor. Nerede çalışıyorsun? Kaç yıldan beri çalışıyorsun? Evin var mı? Araban var mı? İşte ondan sonra beyni gidiyor. Diyor ki iki arabam var, evim var diyor. Evladım canım ciğerim, sanki kırk yıldan beri tanıyor muşum gibi yavrum diyor. Yarın bizim eve bir çay içmeye gel, yemek yemeye gel. Bak seni tanıştıracağım falan var diyor. Kızını da güzel ala bir süslüyorlar, püslüyorlar falan. O nazlı nazlı geliyor, hoş geliverdiniz falan diyor. Aynı şey tersine de var. Anneler düğünlere gitti mi yine böyle genç kızlara bakıyorlar, onların içerisinde hangisi müsait, en çok hizmet eden. Babası çok önemli oluyor. “Baban ne iş yapar?” Diyor. Aile zengin mi? Fakir kıza hiç itibar yok. Fakir dünya güzeli olsa olay bitmiş. Para var mı, yok mu? Yüzde 99 önemli olan para, sonra okul mezunu ise yine para gitse bile çalıştırırım düşüncesi ile eğer iyi bir okuldan mezunsa onu potansiyel para getirecek bir makine gibi görüyor. Ondan sonra diğer konulara geçiyor. İşte dişi sağlam mı? Onun peşinde oluyor. İşte iyi yemek yapar mı? Çamaşır yıkar mı? İyi hizmet eder mi? Yani baş eğer mi? Yönlendirebilir mi? Doğurmaya müsait mi? Onlara bakıyor. Ama en önce zengin kızı mı? Zengin kızı değilse bazen kabul ediyorlar ama akıl almaz bir aşağılamayla. Babası küfrediyor, anası küfrediyor. Fakir kızı çok ezerler. Yediğini başına kakarlar. Her sofrada burnundan getirirler. Hareketlerinde, tavrında her şeyinde aşağılarlar. Ama zengin kıza saygılı olurlar. Mesela arabası varsa, evi varsa, onun için aileler kızlarına genellikle iyi araba alıyorlar ki, damat da en az onun ayarında olsun. Mesela onun yabancı kaliteli bir arabası varsa, onun yerli ucuz bir arabası olması onu bitirir. Olmaz. Onun için kızlara pahalı araba alıyorlar ki damat da zengin olsun. Mesela kızının evi varsa, damadın en az birkaç evi olması gerekiyor. Mesela yazlığı falan olması gerekiyor. Dolayısıyla iyi bir ticari anlaşma gibi görüyorlar. Ticari ortaklık gibi. Bas şuraya imzayı ortak diyor, şirketin şerikleri de var, ortakları var. İşte anası, babası, eniştesi, dayısı, emmisi, halası, görümceler, onlar da şirketin ortakları oluyor. Bu her yerde mi? Bazı yerlerde tabii benim bu anlattığım, örnek olarak veriyorum. Dehşet verici bir çıkar sistemi acımasızca çalışıyor. Anneler zengin koca peşinde, zengin koca bulsa bile daha zenginini arıyor bu sefer. Kızımı ayıracağım, daha zengin birine vereceğim diyor. Adamlar diyor ki “fakirsin sen” kıza, oğlumu ben ne güzel ailenin kızları vardı, ne güzel zengin ailelerin kızları vardı onları vermedim, senin gibi sürünen, işte süprüntü -ne varsa hakaret- birine verdik diyor. Defol git diyor kıza. Kız ağlıyor mağlıyor falan feşmekan, eğer çıkarları çok güçlüyse hakikaten birini ayarlarsalar hemen kızı boşattırıyorlar. Hemen o zengin kimse onunla evlendiriyorlar. Akıl almaz bir çıkar mekanizması, kızları adeta böyle bir etten sermaye gibi görüyor aileler. Bir kısım aileler. Oğullarını da yine etten sermaye gibi görüyorlar bir kısım aileler. Böyle dehşet verici bir sistemin içinde genç kızlar, genç delikanlılar çalkanıp duruyorlar. Çok acımasız bir çıkar sistemi içinde. İki günlük dünya için tam anlamıyla sürünüyorlar.

ERDEM ERTÜZÜN: İki taraftan biri rahatsızlanırsa veya başına bir şey gelirse de anlaşma bozuluyor ticari anlaşma.

ADNAN OKTAR: Gelin kanser olacak, hastalığa yakalanacak bitti. Hemen bir bahaneyle. Mesela diyor ki kıza “sen telefon etmişsin falancaya, kimdi bu herif?” diyor. Ben böyle bir şey yapmadım diyor. Derhal çocuğumdan boşanacaksın diyor. Durduk yere. Kepaze çıkarak konular, kavga çıkaracak konular kendileri buluyorlar boşanma kararı alacağı vakit. Ve çocuğu yaka paça sokağa, git babanın evine diyor, kovuyorlar çocuğu. O da mecbur kalıyor boşanmaya tabii.

“Adnan Bey geçen sene birlikte Bodrum’a gittiğimiz bir arkadaşım trafik kazasında vefat etti. Vefatından birkaç saat önce Facebook’ta akşam gideceğimiz kulübün adını yazıp Bodrum’da olan tanıdıklarını davet etmişti. Dediğiniz gibi kendisi ertesi gün toprağa girdi. Vefatından haberi olmayan arkadaşımın o paylaşımına birkaç gün boyunca yorum yazmaya devam ettiler ki arkadaşım çoktan defnedilmişti bile. O acılı günlerimde sizin kaderi ve ölümü anlatan yas tutmanın haram olduğunu anlatan videolarınızdan birini izlemiştim. Acımın dinimizce uygun olmadığını anlamıştım. Allah sizden razı olsun. İyi yayınlar dilerim” diyor Erkan Aydın. Allah rahmet etsin delikanlımıza ama doğru. Dedikleri doğru tabii.

“Hocam size kızgınız ve kırgınız. Artık uyku yok bize sizin yüzünüzden. Hocam nasıl bir elektrik veriyorsunuz insanlara. Sadece A9 izliyoruz. Bu vakitte sizi izlemeye mecbur kalıyoruz” diyor Osman Özen. Yani tedbir alacaklar. Önce uyuyacaklar ben geldiğimde tak televizyon başına inşaAllah.

An itibariyle Şırnak Cizre sokakları polis araçlarından mehterle inliyormuş. Ama çok sevimliler maşaAllah. Yaşlı başlı bu özel harekâtçılar bakıyorum saçları falan bembeyaz ama hepsi kabadayı maşaAllah aslanlar yani. Hiç umurlarında değil, göğsünü gere gere o tenha sokaklarda geziyorlar yani maşaAllah.

Benim Doğru Yol Partisi Yıla Bakış Toplantısı’nda konuşmam vardı Demirel yandan beni izliyor dinliyor ben de mikrofonla konuşuyorum o devre ait bir fotoğraf var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Şuan geliyor sanırım.

KARTAL GÖKTAN: Geliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Süleyman Demirel sağ tarafta benim konuşma yaptığım yer yani o resme göre sol tarafta oluyor tabii.

BÜLENT SEZGİN: Resmi gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Gördünüz Demirel kenardan bakıyor rahmetli ben de orada konuşma yapıyorum. Doğru Yol Partisi yani Adalet Partisi çok demokrat bir partiydi.

Bir haber sitesi İbrahim kardeşin Kürtçe PKK aleyhine videosunu paylaşmış. Abdullah Öcalan Allah namaz ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e hâşâ hakaret ediyor başlığıyla seksen bini aşkın kişi görüntülemiş, beş yüz kişi de beğenmiş maşaAllah. Var mı onun filmi görebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım, şuan yoktu.

ADNAN OKTAR: Şeytan kalbinde hastalık olanları özel tespit edip onlara saldırıyor. Kalbinde hastalık olanlara. “Kim rahman olan Allah’ın zikrini görmezlikten gelirse” yani Allah’ı unutursa “Biz bir şeytana onun üzerini kabukla bağlattırırız;” Haberi olmuyor üstü bir iyon tabakası gibi şeytanla kaplanıyor. “artık bu, onun yakın bir dostudur.” Şeytan artık bırakmıyor onu. Vücuduna yapışıyor. “Gerçekten bu şeytanlar onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar” diyor. Zuhruf Suresi, 36-37. Gurur yapıyor. Enaniyet yapıyor. Kibir yapıyor. Büyüklük peşinde. Azgınlık yapıyor ama onlar hep kutsal zannediyor hâlbuki şeytanın ifasıyla yaptığının farkında değil. Enaniyetini, kibrini, büyüklük hissini o değerli bir ibadet gibi görüyor. Şeytani bir eylem olduğunun farkına varmıyor. İftiraya çok yatkın olur münafıklar. Herkesin şahit olduğu olaylara dahi karşısındaki kişiyi açıkça yalan yere suçlamaktan çekinmez münafıklar.  Kalbinde hastalık olanlar. Size “Şeytanların kimler üzerine inip durduğunu haber vereyim mi?” diyor Cenab-ı Allah şeytandan. “Her günahkâr, iftiracı, yalancı, sahtekâr üzerine iner.” Demek ki bak bir, iftiracı oluyor. Durduk yere iftira atıyor. İki, yalancı oluyor. Göz göre göre yalan söylüyor. Müslüman’ı zor durumda bırakmak için. Üç, sahtekâr. Yani sürekli oyun hazırlıyor kafasında.  Bunların üzerine iner diyor. “Bunlar şeytanın iftira ve yalanlarına kulak verirler.” Şeytan diyor ki mesela şunu de diyor iyon gibi iyon tabakası gibi üstüne hemen şeytanın telkinini kabul ediyor. Mesela şu yalanı söyle şu iftirayı at diyor hemen yapıyor. Çoğu diyor “çoğu ise yalancıdır” diyor Allah. 26 (Şuara Suresi, 221-223) “Kim bir mümini bir münafığa karşı korursa Allah Celle Celalühu de onun için kıyamet günü etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de bir Müslüman’ın kötülenmesini isteyerek iftira atarsa Allah onu kıyamet günü cehennem köprülerinden birinin üstünde söylediğinin günahlarından temizlenip çıkıncaya kadar hapseder.” Cehennem köprüsünde tutar diyor Allah. (Ebu Davut Edep Bölümü Hadis Numarası 4883)

Aslanlarımız Güneydoğu’da çatışıyor ama sırf bu binadaki yönetici PKK’lılar değil de otuz ayrı teröristle karşılaşmışlar. Yani otuz ayrı nokta. Otuz ayrı nokta bunlarla bir müsademeleri de olmuş.

Münafık ahlaksızlık yapmasına rağmen yalancılık yapıp Müslümanları zor durumda bırakıp onları İslam’dan Kuran’dan ve İslam’a Kuran’a faydalı olmaktan uzak tutacak şekilde faaliyetlerine rağmen ahlaksızlık yapmasına rağmen Müslüman’a ahlak dersi verir. Bak diyor ki; Bakara Suresi, 44’de “Siz insanlığa iyiliği emrederken,” insanlara iyiliği emrederken işte şöyle olun böyle olun derken “kendinizi unutuyor musunuz?” diyor. “Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” diyor Allah. Kalbinde hastalık olan ve münafıklara. Bakara Suresi, 44. Onlar sürekli doğurucudurlar. İşte şu insan şöyle yanlış bu böyle yanlış münafığın ana özelliğidir. Ama bunu yaparken sürekli yalan söyler. Müslüman’ı zor durumda bırakır. Çünkü kendi enaniyetini koruması için kendini korumak için yalana ihtiyacı oluyor münafığın. Yahut kalbinde hastalık olanın. Yoksa çünkü bütün çıplaklığıyla olay ortaya çıkıyor. Ama Müslüman’ın eleştirisinden kurtulmak için ne yapıyor? Müslüman’a karşı atağa geçiyor. İşte sen şunu dedin sen bunu dedin sen şöyle konuştun o zaman konu ne oluyor? O konu unutuluyor. Münafık yeni bir çatışma alanı meydana getirmiş oluyor ve şeytanıyla baş başa kalıyor orada artık ona yapılacak, konuşulacak bir söz kalmıyor. Çünkü kendi alanı dışına çıkarır. Münafığın taktiği budur. Yahut kalbinde hastalık olan. Başka mecraya çeker Müslüman’ı. Mesela sen onun enaniyetinden, kibrinden bahsedersin o senin mesela on gün önce bir söylediğin sözü değiştirir, yalanlarla süsler bana sen bunu niye böyle demiştin der.  Ona Müslüman ise cevap vermeye kalktığı an onun oyunu başlamış olur. Ondan sonra yeni bir atağa geçer. Ondan sonra yeni bir atağa geçer o konu tamamen unutulur bambaşka bir mecraya girer. Münafıkların geleneksel tarihi binlerce yıllık taktiğidir bu. Onun için kalbinde hastalık olanların ve münafıkların sisteminin pratik anlatımla anlatılması çok önemli.

GÖKALP BARLAN: Allah alabildiğine ayıplayıp kötüleyenlerden bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Evet ama işte bunu yaparken yalan ve iftirayla yapar. Yani kendinden dikkati hep dağıtır münafık. Kendi yaptığı ahlaksızlığı, vicdansızlığı, zulmü mutlaka unutturacak karşı atağa geçer. Münafığın ana taktiği karşı ataktır. Yani en iyi savunma ataktır diye düşünür münafık. Onun için Müslüman da tabii Allah rızası için cevap vermek isteyeceği için münafığın oyunu başlar. Müslüman diyor ki ya ben bunun içini rahatlatayım cevap vereyim de kafasında bir şey kalmasın. O alandan dışarı çıkarttıktan sonra o konuşma alanından yeni bir yere daha sıçrar. Bu sefer onun cevabını verirsin oradan yeni bir yere daha sıçrar. Çünkü şeytan yardım ettiği için o konudan seni binlerce metre uzaklaştırır. Münafığın kalbinde hastalık olanın yöntemidir. Kalbinde hastalık olanın özelliği münafık adayı olmasıdır. Ya ölecek münafık olacaktır ya şifa bulup Müslüman olacaktır. Yani arada kalmış olanlara kalbinde hastalık olandır diyor Kuran. Hasta; hasta demek ne demek? Ya ölür ya şifa bulur. O anlamda.

Mümtehine Suresi, 2’de Cenab-ı Allah “Ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar” diyor. Yani elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışır. Diliyle Müslüman’ı rahatsız etmeye çalışır. Vaktini almaya çalışır. Ama derdi enaniyeti, gururu ve kibiridir. Yani kendi ilgilenir dini ilgilendirmez münafığı. Kalbinde hastalık olanların dini menfaati ilgilendirmez. Önce kendi menfaati. Bak dikkat edin sadece kendi merkezlidir münafık. Kalplerinde hastalık olanında kalbinde hastalık olanın ana vasfı kendi merkezli yaşamasıdır. Mümin de hep dini menfaatinin peşindedir.

BEYZA BAYRAKTAR: İtibarı dediniz.

ADNAN OKTAR: Evet. Ahzab Suresi,19  “Sizi keskin dilleriyle eleştirip inciterek karşılarlar” diyor Allah şeytandan Allah’a sığınırım; “İşte onlar iman etmemişlerdir;” Yani zayıf imanlı, hasta. “Böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Ama yani bu yapıp ettiklerinden bir şey çıkmaz. Mümine zarar veremiyor. “Bu Allah’a göre pek kolaydır” diyor. Dünyada da zarar veremiyor hiçbir yerde zarar veremiyor.  Nahl Suresi, 62’de “Onlar Allah’a hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler” bak “onlar Allah’a hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler”. Allah’a çirkin sıfatlarla yaklaşırlar. Yani dine, İslam’a zarar verecek bir tutum ve davranış içindedirler. Bunun tabii ucu bucağı yok çok bol örnek verilebilir. “Dilleri de yalanla olarak en güzel olanın kendilerinin olduğunu düzmektedir”. Hep kendilerini överler. Kendi üstünlüğü, kendi gururu, kibiri, yüceliği bütün insanların üstün olduğuna inanır münafık.  Yahut kalbinde hastalık olan. “Hiç şüphesiz ateş onlar içindir hiç şüphesiz onlar, cehennem öncüleridir” diyor Allah.

“Değerli Hocam sizin anlattıklarınızdan anladığım münafık çok vefasız oluyor. Hayvan bile kendisine yemek veren şefkat gösterene bir vefa ve sadakat gösteriyor. Ama münafık Müslümanları malıyla, mülküyle, imkânlarıyla Kuran’dan kaynaklanan bir ahlakla korunup, kollanıp saygı ve hürmet görüyor.  Sonra da Müslümanların sağladığı bu imkânla azıtıp onlarla tersleşip Müslümanlarla tersleşip enaniyet kalesine dönüşüp haddini aşan tavırlar sergiliyor. Allah ayette “Onlar hayvanlardan bile daha aşağıdadırlar” diyor. Birde münafık bir tek kendi kendini beğene beğene bir oluyor bu da ruhundaki ve aklındaki hastalığı apaçık sergiliyor” diyor Raşit Karagül. Bak deliliğinin, hastalığının en büyük alameti. Bütün konu kendidir münafığın. Büyüklüğü, enaniyeti, kibiri Müslümanlara üstünlüğü dünyada en üstün olduğuna inanması. Enaniyetine zarar gelecek diye gururuna zarar gelecek diye kendini korumayı din haline getirir münafık. Münafığın akşama kadar yaptığı nefsini ve enaniyetini korumadır. Dini korumaz. İslam’ı korumaz. Haşa kendini Allah gibi görür bütün inancı kendine dayalı olur. Kendine laf gelmemesi, kendine eleştiri gelmemesi, kendine bir söz söylenmemesi, kendini yüceltmesi, kendini büyük göstermesi, kendini bütün Müslümanlardan büyük göstermesi bütün insanlığın en üstünü olduğunu iddia etmesi ama tabii ben insanların en üstünüyüm demiyor haliyle bunu hissettiriyor.

“Allah’a yemin ederim ki” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste “Hz. Mehdi’nin daveti duvarların çatlaklarından soğuk ve sıcağın girdiği şekilde evlere girecek.” Yani incecik bir yer bile olsa mutlaka Hz. Mehdi (a.s) oradan insanlara ulaşacak diyor. (Bihar-ul Envar cilt 52 sayfa 362)

Münafık Müslüman’ın kendisine öğüt vermesini kaldıramıyor. Büyüklük hissi çok şiddetli oluyor, ağrına gider. Bakara Suresi 87’de “Demek size ne zaman bir elçi,” tebliğci, bir Mehdi “nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse,” yani sizin yanlış, kötü yönlerinizi eleştiren bir üslubu olsa, bir hatayı gidermek istese, “büyüklük taslayarak” enaniyet krizine girerek “bir kısmınız onu yalanlayacak.” Nasıl yalanlıyor? Onun anlattıklarının, onların açıklamalarının zıddı açıklamalar yapıyor, senin diyor bu sözün doğru değil, sen yalan söylüyorsun diyor ben böyle bir şey yapmadım, ben böyle bir şey demedim. Ben böyle enaniyetli değilim, ben böyle gururlu değilim, ben böyle bir münasebetsizlik içinde değilim yalanlıyor, alenen olan bir şeyi Müslüman’ın yaptığı bir eleştiriyi geri püskürtme tarzında Müslüman’a iade ediyor. “Bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?” bak o kadar şiddetli delice bir nefrete dönüşüyor, öldürmek istiyorlar. (Al-i İmran Suresi 78) “Onlardan öyleleri vardır ki,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Dillerini Kitaba doğru eğip bükerler” diyor bu sefer Kuran’ı kendi çıkarı için kullanmaya başlıyor. Kendi enaniyetini tatmin için. Münafığın nefsi bencil oluyor, enaniyeti çok kuvvetli, delilik derecesinde kendini korumak ve enaniyetini korumak peşinde ama bir akıl hastalığı tarzında. Haşr Suresi 9’da. “Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa işte onlar felah, kurtuluş bulanlardır.” Ama münafıkta delilik derecesinde kendini koruma düşüncesi vardır. Kendini putlaştırdığı için hayvanlar gibi vahşileşir, kendini kurtarmak için. Kendini Allah’tan, dinden her şeyden üstün görür. Bütün sistemi kendini korumaya dayalıdır, enaniyetine, büyüklük hissine, kendince meydana getirdiğini zannettiği o ihtişamına zarar gelmemesi için hayvanlar gibi debelenir münafık veyahut kalbinde hastalık olan. En mühim vasfı budur yani deliliğini ortaya koyan, hastalığını dengesizliğini ortaya koyan en mühim vasfı budur. Şahsını korumak için yaptığı deli enerji, delice debelenmesi. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşeceği yönündeki iddialarla ilgili olarak “Musevi arkadaşları başta olmak üzere idamlarla ilgili kararlar gözden geçirilip kaldırılmadıktan sonra ben Sisi’yle görüşmem. Bakanlarımız muhataplarıyla görüşebilir. Ama Başbakanımız’ın görüşmesini de doğru bulmam” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim sistem Mısır’ı siyah gri kahverengi gösteriyor. Kahire’nin bir resmi var uzaktan gri ve koyu kahve, yeşillik mavilik güzellik hiçbir şey göremiyorsun. Kadınların yüzde sekseninin ırzına geçiliyor, kapalı, çarşaflı kadınlar, akıl almaz bir yer her yer pis, her yer rezalet, hep göbekli adamlar, hep kilolu yaşlı adamlar, suçlu değil böyle ama başka insan yok mu? Hanımları hiç göstermiyorlar, genç kızları hiç göstermiyorlar, sözümüzü dinlemediler.

BÜLENT SEZGİN: Kahire’nin fotoğrafı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak şu Kahire’nin resmini görüyor muşun? Bak bir tane yeşil yer yok. Bak Allah nasıl bereketi kaldırmış. Nasıl güzelliği kaldırmış, mahvolmuş. İşte gelenekçi Ortodoks sistemin damgası görülüyor. Şu şirk sisteminin nasıl bela getirdiğini göstermesi açısından bir mucizedir. Şirk sistemi olmasa bu felaket olmaz. Allah böyle “kuru kavruk çıkar” diyor “şirk olduğunda.”  “Her yer kavrulur” diyor. Şehirlerin bu hale geleceğini söylüyor ve bu bir mucizedir, açık bir mucize gözle görülür bir mucize.

Evet, devam edin dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Gazeteci yazar Avni Özgürel, Hakan Fidan’ı gözaltına almak için başlatılan girişimde hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ifade ederek “O gün Hakan Fidan ifadeye gitmiş olsaydı bugün paralel yapı Türkiye’yi yakacak güce kavuşacaktı. Paralel yapıda Oslo görüşmeleri üzerinden gidip Erdoğan’ı suçüstü yapmayı planlamıştı. AK Parti’yi ve Türkiye’yi dizayn etmek istediler. Türkiye tarihinde ilk defa emniyetin özel ekipleri Beşiktaş’taki MİT binasını sardı. Eğer Fidan vur emri vermeseydi olay daha da büyüyecekti. Bu kadar bir göz karartma vardı. Paralel yapı o tarihte harekete geçti. Türkiye büyük bir yıkımın eşiğinden döndü” dedi.

ADNAN OKTAR: Halen de muhasara devam ediyor. Tayyip Hoca’ya yönelik yıkmaya, devirmeye yönelik presleme devam ediyor. İşte halk desteği çok önemli yani sırf polis desteği, şu bu falan değil de, aydın desteği, halk desteği ehli vicdanın desteği çok önemli. Tayyip Hoca bizim kendi evladımız, kendi insanımız, kendi kardeşimiz hataları, eksikleri olabilir kol kırılır yeri içinde kalır. Ama yıkmak, devirmek bilmem ne falan buna müsaade emeyiz, bunu unutacaklar. Eğer inanıyorlarsa ki inanacaklarını umuyorum müsaade etmeyiz.

“Adam gibi adamsınız, delikanlının hasısınız Hocam, sizi bir kere tanıdık sevdik, sizi bir kere tanıdık sevdik bırakmayız evvelAllah Hocam, gözlerimiz bizi bırakmak üzere artık kürdan taktık gözlerimize. Gözler daha ne kadar dayanacak bilmiyorum ama gördüğünüz gibi hala ayaktayız, sonuna kadar izlemedeyiz Hocam” diyor. Ferhat Davran, Erzurum. Şöyle yapsınlar yatağa yatsınlar, gözlerini kapatsınlar dinlemeye devam etsinler uyursalar da uyurlar bir şey olmaz. Olmaz mı öyle? Olur tabii, arada sırada bakarlar efendim o şekilde gider. Daha önce uyuyup hazırlanabilirler. Mesela işten gelirler farz edelim 7’de 8, 9, 10, 11, 12’ye kadar uyuyabilirler. Değil mi? Sonra kalkıp devam edebilirler öyle olsa daha iyi olur.

Araf Suresi 58. “Güzel şehrin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar” bak bitki yeşillikler, güzellikler “kötü olandan ise kavruktan başkası çıkmaz. İşte biz şükreden bir topluluk için ayetleri böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz.” Bak Kahire koyu kahverengi her yer. Mahvolmuş bir şehir. Tek bir yeşillik görünmüyor. Hâlbuki geniş bahçeler, geniş havuzlar cennet gibi olmalı. Ama nerde o zevk o adamlarda? İşte gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı insanları böyle korkunç bir hayatı dayatıyor. Ordu müdahale etti ama ordunun müdahalesi daha da batırıyor. Böyle şey olmaz. Mehdiyet’in o bereketli elinin oralara değmesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç yol fotoğrafı vardı Adnan Bey yabancıların yapmış olduğu. Bolca yeşilin gözüktüğü.

ADNAN OKTAR: Ne bu?

BÜLENT SEZGİN: Yabancı ülkelerin yapmış olduğu yollar. Yeşil ağırlıklı yollar.

ADNAN OKTAR: Bir Kahire’ye bak bir de buraya bakın. İşte gelenekçi sistem insanı böyle mahvediyor. Ve bunlar gelenekçi Ortodoks sistem içinde olmadıkları için burada bir bereket olmuş oluyor. Çünkü onlar ehli fetret, onlar İslam hak dine sahipken şirk içine girmişler.

İbrahim’in PKK videosu hazır mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Hazır Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Nefis, şahane. On binlerce yüz binlerce insan şuan bu güzel videoyu izliyor. PKK kudurmuş gibi tehdit ediyor. İşte asacağız, keseceğiz, biçeceğiz şunu bunu. Bu memleket kabadayı, delikanlı kaynıyor. Özel harekâtçılarımız, askerlerimiz, polisimiz. PKK; askeri, polisi şehit edecek polis de eli kolu bağlı seyredecek. Şirretliklerine bak adamların. Ahlaksızlıklarına bak. Oraya karakol kurmuş PKK oradan askeri, polisi şehit ettirecek şekilde yönetiyor biz de seyredecekmişiz.

Bir insan kendini, nefsini deli gibi savunuyorsa bu bir ruh hastalığıdır. Bir akıl hastalığıdır. Orada bir insan duracak Allah’a sığınacak. “Ben böyle bu kadar anormal nasıl olurum?” diyecek. Karşı tarafı makul dinleyecek yani cinnet geçirmek falan. Ben görüyorum dışarda bazı hanımları ufacık bir eleştiriye tahammülleri yok. Bu bir ağır hastalıktır, bir ruh hastalığıdır. Şeytandan gelen bir oyun. Müslüman böyle değil. Müslüman emri bil maruf nehyi anil münkere açık. O yüzden aklı çok güzel gelişiyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim” diyor “enerjine hayranım bir gün münafıklar Müslümanları az uyutup enerjilerini almak isterler demiştin ama bu Müslümanlara enerji verir demiştin. Sendeki enerji de az uyuduğunu söylemene rağmen müthiş ben de istiyorum” diyor. Nazlı Burdalı. Ama kimse denemesin üç saat -ört saat; en az altı-yedi saat uyusunlar. Ama sekiz saati aşmak da doğru değil hastalık yapar. Bitkinlik yapar ama altı-yedi saat uyusunlar. Benim durumum özel, bende enerji patlaması var.

“Almanya Hamburg’un sessiz gecelerinden selamlar Hocam” diyor aleykümselam. “Hocam şu an uyandım açtım televizyonu sizi seyrediyorum iyi ki uyanmışım herkes birbirinden değerli” diyor.

“Adnan Hocam sizde hikmet olduğundan dolayı sizi yirmi dört saat izlesem bırakmam. Hikmeti de Allah Kuran’da seçkin kullarına verdiğini dikkat çekiyor maşaAllah. Hocaların çoğunda hikmet olmadığından tutulmuyorlar fazla takip edilmiyorlar.” Burhan Karahan.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hürriyet yazarı Ahmet Hakan ünlü şarkıcı Demet Akalın’ın iki yaşındaki kızının namaz kılma görüntülerini sosyal medyada paylaşması üzerinden başlayan tartışmaya ilişkin olarak 28 Şubat göndermesi yaptı. “İsteyen çocuğunu tabii ki inanca, ibadete yönlendirir buna kimse karışamaz” diyen Hakan “eğer Türkiye’de bugünkü siyesi atmosfer olmasaydı Demet Akalın ve eşi o görüntüyü sosyal medyada paylaşma konusunda bu denli iştahlı olur muydu?” sorusunu yöneltti. “İşte bundan emin değilim” diyen Hakan “Çünkü herkes gibi bende 28 Şubat’ı yaşadım ve o dönem hiçbir popçu, şovmen ve artist kıyısında köşesinde din bulunan en küçük bir görselliğe bile pek yüz vermiyordu” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Ama işte İslam rahatlamış, Müslümanların üstündeki baskı kalkmış. Büyük bir nimet Müslümanlar çok eziliyordu daha önce. Namaz kılmak suç gibiydi, namaz kılıyorum diyen adam çok cesur görülüyordu. İnsanlar ibadetini, takvasını gizliyordu. Oruç tutmak utanç verici bir şeydi bazı insanlar için. Ama şu an bu değişti. Bu olumlu güzel bir gelişme. Aferin çok güzel ne var bunda?  Annesini de babasını da tebrik ediyorum. Gayet güzel. Eskiden sakallı birini gördü mü adamlar demedik laf bırakmazdılar. Başörtülü hanımlar her yerde çirkin ifadelerle rahatsız ediliyordu. Ve bunu gören insanlar da çok rencide oluyordu. Dinsizler bile rencide oluyordu. Kapı önlerinde çocukların kafaları saçları açılıyor başörtüleri çekiştiriliyor. İkna odaları bilmem ne falan ne çekti Müslümanlar.

Münafığın nefsi bencil oluyor Haşr Suresi 9’da şeytandan Allah’a sığınırım “Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından kurtulmuşsa işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır.” O çıkarını, kendi enaniyetini, gururunu, kibirini, büyüklük hissini korumak için her türlü kepazeliği yapar. Münafık da yapar, kalbinde hastalık olan da yapar. Bu çok korkunç bir şey her türlü rezilliği göze alır. Yeter ki kendini kurtarsın. Yeter ki enaniyetini kurtarsın. Ahirette de öyle azgınlaşıyor ki artık diyor “dünyayı da verse kurtulmak ister” diyor. “Yakınlarını, akrabalarını, çocuklarını, eşlerini, annesini, babasını hepsini gözden çıkarır” diyor. Kurtulmak için. “Onun mislini de vermek ister” diyor tek sadece kendini kurtarmak için. “Hepsini fidye vermek ister” diyor. Öyle azgın bir nefse sahip oluyor kalbinde hastalık olanlar.

Demet çok efendi mütevazi kızdır ben eskiden tanırım. Çok şeker böyle, insancıl, gururu olmayan, böyle enaniyeti olmayan, büyüklük hissi olmayan. Ters aksi bir kişiliği olmayan yumuşak başlı bir kız. Güzel huylu yani. Ama benim çok oldu Demet’le tanışalı eskidir. En az on yıl olmuştur. Allah hayırlı bereketli uzun ömür versin.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Terörün Bitmesi İçin Alınması Gereken Önlemler

Masaüstü Görünümü