Harun Yahya

Sohbetler (8 Şubat 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Neler anlattınız?

BÜLENT SEZGİN: Münafıklar.

ADNAN OKTAR: Münafıklar. Hayata geçen yönüyle anlatacaksınız. Ta bir komünist genç ya diyor akşam siz benden bahsediyordunuz diyor. Yani artık anla. Herkese dokunur bir şekilde. Hiç kimse kendini müstağni görmeyecek, bana dokunmuyor demeyecek. Zaten Müslümanlar için bu ayetler. Ve terbiye ayetleri de bunlardır zaten ayetlerdir terbiye eden. Sen münafık ayetlerini geç, kafir ayetlerini geç, geriye bir şey kalmıyor ki. Müslüman neyle terbiye olacak, neyle irşat olacak? Dolayısıyla hiç kimsenin alınmayacağı veyahut alınacağı, olumsuz alınacağı fakat alınmayacağı bir durum yok. Herkese hitap ediyor, az veya çok bu hususlar insanlarda olur. Kaçınacaklar. Anlamazdan gelmenin alemi yok. Hepimize yönelik. Müslümanları terbiyeye yöneliktir o ayetler. Münafık zaten hiç kale almaz. Tahayyül dahi etmez yani, güler geçer. İnanmıyor zaten. Ama hasta olur mesela bazen mümin, ona şifa olur, ilaçtır. Kalbinde hastalık olan diyor ya, hasta nedir? İlaç aldı mı tedavi olana denir hasta diye. İşte ilaçtır o. O ilacı kullanırsa hastalığı kalmaz. Ama ilaçtan kaçınırsa, bu ilaç bana ait değil derse hastalığı gelişir, Allah vermesin onu öldürebilir.

KARTAL GÖKTAN: Ayetleri çok yönlü olarak yorumlayıp tefsir etmek gerekir diye anlatmıştınız. Münafık özelliklerini anlatırken bir yandan da müminlerin özelliklerini müjde vermek.

ADNAN OKTAR: Evet, ters yönüyle de anlatacaksınız. Mesela diyor ki münafık yalancı; mümin doğru söyler, doğru konuşur. Ayetin anlatmak istediği odur.

İzmir'den Hulki; “Sen tam bir alemcisin çaldığın şarkılardan belli” diyor. Doğru güzel de yani böyle mi söylenir? Bir nezaketiyle söyle bari.

Engin Altıntaş; “Sayın Adnan Oktar masonsa bana şu cevabı verebilir: Sayın Adnan Oktar, insan hakları ve hükümet kanunu kutsal mı?” Masonlukta kutsal değil mi yoksa? Öyle mi biliyorlar?

İnsanların temel hak ve özgürlüklerine saygı masonlukta temel ilkedir. İnsanlığın -tabii kendi inancına göre- ahlaki sorumluluğu vardır. İnsanlar arasında hak ve vazife eşitliği prensibi vardır. Evrensel kardeşlik prensibi vardır. Farklılık; zenginlik olarak görülür insanlar arasında. Özgür düşünce ve bilimsel gelişimin önemi önemlidir. İnsanlar arasında sevgi, saygı ve hoşgörü önemlidir. Hoşgörü kelimesi güzel bir şey değil. Adam suç işliyor da sen görmezden gelirsin ona derler hoşgörü diye. Hoşgörü kelimesini kullanmamak lazım. Sevgi saygı olur. Hoşgörü ne? Bir de aşağılayıcı bir cümle biraz da. “Neyse ben hoş göreyim sen madem suç işliyorsun, ben anlamazdan geleyim” böyle bir mantık olmaz. Kuran'da temel ahlak özelliklerindendir affetmek inşaAllah.

Kardeşim şimdi bak Güneydoğu'da yerel yönetim falan, bunlar iş değil. Yerel yönetimler, özerklik; milleti oradaki kardeşlerimizi bu ilgilendirmez. Belediye imkanları geniş olsa ne olur, dar olsa ne olur? Belediyeler zaten yatıyor orada. Millet sürünüyor, belediyenin bir etkisi görülüyor mu orada? Yok. Çöpler dağ gibi, evler perişan, her yer perişan. Her olay perişan, pazar yerleri, şunlar perişan. O zaman olay yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle alakası yok, uzaktan yakından alakası yok. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi demek PKK'nın ekmeğine yağ sürmek demektir bak açıkça söyleyeyim. Güneydoğu'da yapılacak şey şu; vatandaşa ilk planda acil para dağıtmak. Orada mağdur olan herkese hemen göz kararıyla, muhtar ilmühaberi değil, bu çok kızdırıcı olur. Benim Güneydoğulu kardeşim gururludur, gidip muhtardan ilmühaber falan getirmez. Açlıktan Allah esirgesin böyle yere yatar ama yine gidip ilmühaber getirmez. Olur mu? Hangi Kürt kardeşim ben fakirim der? Çok onurlu insanlar kardeşim, onuruna düşkün insanlar. Demez. Yapılacak şey orada resmi muhasebe memurları, maliyeden de bir memur olacak askerin yanında, tahsildar gibi. “Anne nereye gidiyorsun?” “Şuradan şuraya gidiyorum.” “Biz sana yardımda bulunacağız devletin kararı. Adın ne? Soyadın ne? Buyur anneciğim.” diyecek, bin lira. Bir daha rastlarsa bir daha. Devlet batmaz kardeşim haydi bir trilyon dağıttığımızı düşünelim, devlet batmaz, bir şey olmaz. Bereketi olur, hayrı olur onun. Acil paradır ilk önce. Sonra giyecek, kıyafet, soğuktan donar, barınma yeri sağlamak. Allah razı olsun otellere yerleştiriyoruz falan diyorlar ama. Tedavi, rahatsızlıkları varsa tedavi etmek ve yiyecek sağlamak. Orada acil olan ihtiyaç o. Onun dışında belediye; belediyeye sen sonsuz özgürlük versen ne olur? Bir kısım belediyeler ne yapacaktır? PKK'nın kalesi haline gelecektir. Başka bir şeye yaramaz. Adamların derdi o.

Güneydoğu'da kardeşlerimize sevgi, saygı ve maddi yardım. Ve mahcup etmeden. Kasa kasa sebze meyve dağıtalım. Batmayız, bir şey olmaz. Sokak sokak dağıtalım, kamyonla dağıtılsın. Zibil gibi böyle, bütün milet görsün yani pazar yeri gibi. Kasa hesabıyla. Veyahut yiyecek paketleri oluyor ya böyle, biraz sebze, biraz kuruyemiş, bakliyat falan; o da olur. Bol bol verelim mesela kıyafetler de öyle. Çeşitli bedenlerde paltolar kalın yün palto, yün çorap. Konu bu, acil olan bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby “Türkiye'nin YPG ile ilgili endişelerini anlıyoruz ancak YPG, IŞİD ile mücadelede en başarılı güçlerden biri. Biz onları terörist bir örgüt olarak görmüyoruz ve kendilerini desteklemeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere bunların böyle bir mücadelesi falan yok. Bunların böyle ne cesareti var, ne öyle bir savaş gücü var, ne de böyle bir olay var. IŞİD bunlarla uğraşmıyor, muhatap olmuyor. Yani o bölgelerden direkt çekilip içerde hazırlık yapıyor. O çekilmeyi Amerika yanlış anlıyor. Yenildiler, o yüzden çekildiler diyor. İstese IŞİD bak tek bir gecede tamamını yok eder. IŞİD'in asıl amacı onlar değil. Ben açıkça söyleyeyim. Amerika'nın, Rusya'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın bir milyon, bir buçuk milyon asker toplayıp oraya gelmesini bekliyorlar. Asıl onları heyecanlandıran önemli gördükleri nokta o. Yani Armageddon istiyorlar. Dolayısıyla onları it köpek takımı olarak görüyorlar yani süper aşağılık pislik gece çakalı olarak görüyorlar. Yani onları adam yerine dahi koymuyorlar. Onların mücadele edeceği bir topluluk yok ki orada zaten. PKK'lı çakallar var. Sigara kaçakçılığı, esrar kaçakçılığı yapıyorlar, itlik yapıyorlar pislik herifler hepsi katil. Avrupa'dan gelen şizofren böyle manyak adam öldürmeye meraklı tipler var, onlarla da beraber kalıyorlar. Son derece haysiyetsiz adamlar. Amerikalılar da diyor “bunlar burada ne güzel mücadele ediyorlar.” Mücadele falan ettiği yok. Ne mücadelesi? Darmakeşan olur mücadele etse. Öyle bir şey yok. Mücadele dediği şey orada muhbirlik yapıyorlar. Mesela Arap köyleri var, diyorlar ki işte burada IŞİD şuan istihkam haline getirdi orayı, faaliyet yapıyor, silahlı adamlarla dolu. Haber veriyorlar, Amerikan uçakları geliyor, yahut Rus uçaklarına haber veriyorlar. Havadan bombardıman yapılıyor. Pazar yeri mesela. PKK orayı bombalatıyor. Bombalayınca orası boşalıyor, boşalan yere bu köpekler yerleşiyorlar. Çakallar ne yaparlar? Leşe konarlar. Boş alanlarda gezerler. Onlar da leş haline gelmiş şehirlere geliyorlar. Yani artık yıkılmış yakılmış insan kalmamış hiçbir şey kalmamış. Akbaba gibi oraya konuyorlar. Dolayısıyla Amerika'nın bundan haberi var, anlamazdan geliyor. Çaktırmadan da onları takviye ediyor. Kardeşim İngiliz derin devletinin böyle bir kararı var mı, yok mu Amerika biliyor. Amerika İngiliz derin devletinin emrinde mi, değil mi? İngiliz derin devletinin emrinde. Nereden anlamazdan geliyorsun? YPG Müslümanları katletmek için hazırlanmış bir ordu, it kopuk ordusu. Ama henüz bunlar eğitim aşamasında yani bunların savaşacak gücü falan yok. Türkiye'ye karşı hazırlıyorsunuz. Devlet kurdurmak istiyorsunuz bomboş arazide. Halkı olmayan bir devlet, milleti olmayan bir devlet. Toprak devleti, bomboş toprak. Akbabalar var, bir avuç PKK'lı var, “burası ne?” diyoruz, “burası PKK devleti” diyor. Amerika kendi kendini kandırıyor. Orada halk yok, insanlar yok. Hepsi ya Türkiye'ye geldiler ya Avrupa'ya gittiler. Bomboş o alanlar. Olanları da zaten Amerika'ya ihbar ediyorlar, uçaklarına söylüyorlar, gelip bombalıyorlar. Tabii bunların kitap haline getirilmesi ve Amerikalılara anlatılması gerekiyor. Devlet, hükümet yapması gerekir bu görevi. Sadece kısa sloganlarla yapıyorlar. Biz anlatmasak bunu da anlatmayacaklardı. YPG'yi de kabul etmişlerdi, PYD'yi de kabul etmişlerdi. Ben şiddetle reaksiyon gösterince vazgeçtiler. Özetle Güneydoğu'ya kardeşlerimizin zibil gibi yardım yapması lazım. Özellikle oradaki fakir insanlar çok onurlular, kıyıda köşede bilinmiyor. Onlara yardım gitmesi lazım, böyle araştırılacak, özel olarak gidip bulunması lazım. Mesela anne baba bir evde oturuyorlar, fakir fukara kimsenin haberi bile olmuyor. Gidiyor “anne bir şeye ihtiyacın var mı?” Böyle laf mı konuşulur? Onlar da onurlu insanlar, “Allah'a şükür” diyorlar “bizim bir şeye ihtiyacımız yok.” Halbuki sürünüyor, hiçbir şey yok evde. Kuru ekmek var bir parça, bir avuç bulgur var, elektrik yok, su akmıyor, perişan vaziyetteler. Nasıl bilinmez? Neyini soruyorsun? En güzeli alıp devlet tesisine götürtmek. Sonra bir memurla beraber gidip bakıp ihtiyaç tespiti yapmak. Eksiği nedir? Mesela musluğu akmıyorsa musluğunu tamir edersin. Biz burada bir altyapı, sosyal altyapı falan istemiyoruz. Bize spor tesisi falan, biz burada öyle bir şey istemiyoruz. Bizim hiç ihtiyacımız yok. Önce Güneydoğu'daki kardeşlerimizi kurtaralım, rahatlatalım.

PİRAYE YÜCE: Adnan Bey haberlerde gösterilmişti, evini terk eden ailelerden 16 kişi çok küçük bir apartman dairesinde yaşıyorlar. Kimisi mutfakta yatıyor, çok sıkışık, buzdolabı bomboştu. Durumları kötüydü.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Kürt kardeşlerimizi pek halktan bazı insanlar bağlantıya geçmemiş, bilmiyorlar. Muazzam merttirler, çok asil insanlardır. Onlar için o kadar utanç vericidir ki bir şey istemek. Yerlerde sürünür yine istemez yani, anlamıyorlar bunu. Söylemez, gidip muhtardan ilmühaber falan almaz. İşin doğrusu zorla götürüp vereceksin yiyeceği, işin doğrusu bu yani. Zorla. Götürüp kapıya koyacaksın yani mecbur edeceksin. Almaz. Onurlu insanlar. Bak bütün bu şartlara rağmen devlete akıl almaz sadakatle bağlılar. Bir Osmanlı terbiyesi, yüksek ahlak ruhlarına adeta böyle bir gül bahçesi gibi oturmuş. MaşaAllah.

“Adnan Bey masonlarla neden görüşüyorsunuz? Onlar Allah'a inanmıyorlar. Yoksa siz de mi onlardansınız?” Bütün cümle alemin önünde burada hem Amerikan mason localarından hem İtalyan mason, Avrupa mason localarından 33 derecede mason olduğumu gösterdim, gizlemiyorum da. Başak Sarı. Allah'a hepsi, yok canım, olur mu çoğu inanıyor Allah'a. Nasıl inanmıyor? Buraya gelen İtalyan mason inanıyordu. Namaz kıldılar, arkadaşları da inanıyorlar. O Kübalı mason falan hepsi inanıyorlar yani. O Obama'nın locasının başı olan kişi. Hepsi inanıyorlar. Nasıl inanmıyorlar yani? Var arada inanmayan var ama masonluğa almazlar Allah'a inanmayanı.

“Canım Hocam, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli mesaiye başladı. Ben bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum. Sizce Sayın Bahçeli görevi bırakmalı mı yoksa lider olarak devam mı etmeli?” Kaan Demircioğlu. Sayın Bahçeli kanının son damlasına kadar yiğitçe çatışan bir Osmanlı delikanlısıdır. Onun kitabında mağlubiyet yazmaz, mağlup olmak yazmaz. Tehlikeleri iyi gören bir insan ama o olgunlukta yani Sayın Bahçeli’nin olgunluğunda insan kolay yetişmez onu söyleyeyim. Yani o devlet terbiyesi, o olgunluk kolay bir şey değil, dem almış bir insan olgunlaşmış bir insan. Sayın Bahçeli’nin kibarlığı nezaketi güzel, saygı anlayışı çok güzel mesela PKK’dan nefreti çok güzel.

“Batman’da bir grup kardeşimiz şuan da yayını izliyorlar” yani Kürt kardeşlerimiz.

Psikolog olan Kürdoğles isimli kardeşimiz soruyor, “Bin yıldır kardeş dediğiniz Kürtlerle kardeş olmaktan önce her anlamda eşit olmak gerekliliği İslam’dan gelmez mi? Cizre’de, Sur’da yüzlerce insan ölürken PKK’nın alçaklığıdır bu.” Doğru. Cizre’de ve Sur’da askerlerimizi, polisimizi, halkımızı şehit ediyor PKK bu alçaklık doğru, “Bu sessizliğin İslam’da yeri var mıdır?” İşte sessiz durmuyoruz, aslanlar gibi kükreyerek aslanlarımız üstlerine çöktüler mehter marşı eşliğinde iflahlarını da kesiyorlar. “Eşit olmak, Kürtlerle kardeş olmak gerek.” Yani bunun bir özlem gibi anlatılması çok yanlış. Bir kere bizim Kürt olan Cumhurbaşkanlarımız var, Cumhurbaşkanı değil Cumhurbaşkanlarımız Kürt. Başbakanlarımız var Kürt, bakanlarımız var Kürt. MİT, devletin en kilit teşkilatıdır kardeşim MİT. MİT müsteşarı Hakan Fidan Kürt’tür o, Kürt delikanlıdır namazında niyazında efendi bir delikanlı Kürttür yani saf kan Kürt’tür. MİT artık ya devlet demektir MİT adeta ve binlerce MİT elemanı var PKK’nın içinde görev yapan MİT’in elemanı var. Ve Kürt asıllı, bakanlıklar her yer kilit noktalar hep Kürt’tür kardeşlerimiz. Ne demek eşit olalım? Eşitin eşitiyiz tabii ki eşitiz. Kendini üstün gören varsa ırk olarak, kendini daha üstün gören varsa bu onun ahmaklığındandır, aptallığındandır, akılsızlığındandır. Niye onu önemli görüyorsun?

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listeye Adnan Bey. Sevgi Bir Duadır.

ADNAN OKTAR: Evet çok güzel, tabii her zaman olduğu gibi izleme çok yüksek.

Aylin Nazlı Aka değil mi? Temiz bir hanım mesela bayağı kibar yürüyüşü falan çok zarif bakıyorum, dimdik yürüyor kendini güzelleştirmeye gayret ediyor onu mahcup etmenin bir alemi yok bir kadın nihayet. Değil mi? Kol kırılır yen içinde kalır yani pişman olmuştur bitmiştir, ağzından kaçmıştır uzatmaya ne gerek var.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı Aylin Hanım’ın.

ADNAN OKTAR: Bakayım, bayağı kibar bak çocuk elinden geleni yapmış bayağı zarif mesela fizik olarak da kendini bayağı güzel geliştirmiş. Temiz zarif bir kız, temiz zarif bir hanım yani oturup bunu üzmenin alemi ne? Bu siyasetle nasıl uğraşsın bu vaziyette ufacık bir şeyde bunu yaparsan? Desteklemen lazım ki rahat hareket etsin ağzından bir şey kaçtı diye tak üstüne çökmenin bir alemi yok. Kadınlara ayrıcalık tanınması lazım. Bakıyorum çok kibar hareketleri sürekli güler yüzlü, sürekli sevecen tertemiz giyiniyor yazık günah. Bu CHP zihniyetine yakışmaz ayıp yapıyorlar.

Kürt kardeşlerimiz İslam’ı Türk kardeşlerimizden daha önce kabul eden bir kavimdir. Türklerden çok daha önce kabul etmişlerdir Kürt kardeşlerimiz İslam’ı ve alimi en çok olan kavimdir yani İslam alimi en çok Kürtlerden çıkmıştır. Bediüzzaman başta olmak üzere sabaha kadar sayarım, ünlü mücedditler, müctehidler, büyük Nakşibendi şeyhleri hep Güneydoğu’dandır, hep çıkan şeyhler Kadiri şeyhleri falan hep Güneydoğu’dan hep Kürt kardeşlerimizdendir.

Evet dinliyorum şimdi Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Gebze’den kardeşlerimiz 27 ve 29 Ocak tarihlerinde evde bir araya gelerek, Kuran-ı Kerim okuyarak sohbet etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz 3 Şubat’ta Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’yı, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor, Abdurrahman Çetin’i, Osman Gazi Kaymakamı Enver Ünlü’yü ve 4 Şubat’ta da Vatan Partisi Bursa İl Başkanı Nadir Eroğlu’nu ziyaret edip, sohbet etmişler. Görüşme sonrası sizin çeşitli kitaplarınızdan kendilerine hediye etmişler. Kardeşlerimiz Fatih’te bin yüz adet A9 TV broşürü ile sizin kitaplarınızdan ve dergilerden hediye etmişler halkımıza. Sonrasında ev sohbetinde buluşarak, Göz Ardı Edilen Kuran Hükümleri kitabınızdan bölümler okumuşlar.

ADNAN OKTAR: Ama Allah onlara çok güzel yiyecekler getirmiş katından maşaAllah cennet bahçesi gibi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Viyana’dan kardeşlerimiz, kitaplarınızdan faydalanarak, Mehdiyet, münafıklar, iman hakikatleri konularında sohbetler etmişler. Balıkesir’den kardeşlerimiz 4 Şubat’ta Bandırma ve Akçay’dan gelen kardeşlerimizle yemekli ev sohbetinde buluşup belgesellerinizden izlemişler. 6 Şubat’ta da kitaplarınızdan 230 adet ve 146 adet de dergi dağıtmışlar. 3 Şubat’ta Ege Üniversitesi civarında bulunan ofis ve işyerlerine Harun Yahya eserlerinden yüz elli adet hediye edilmiş. Kayseri’den bir kardeşimiz köyüne giderek oradaki bayanlarla ev sohbeti yapmış. Allah korkusu, sevgi ve duanın önemi, ahir zaman ve Mehdiyet konularını anlatmış. Ankara’dan kardeşlerimiz 2 ve 6 Şubat tarihleri arasında Keçiören Hacı Kadın, Dikim Evi, Etnik ve İncirli’de 55 adet Harun Yahya eseri ve 1200 adet A9 ve Evrim Yoktur broşürlerinden dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Mesela, o canım benim bir keresinde Instagram’da marka ayakkabısını paylaşmış, ortalığı birbirine katmışlar. Genç kız, hoşuna gitmiş şık giyinmekten de hoşlanıyor kibar kaliteli bir kız. Tebrik et, “ne güzel ayakkabın” de. Bu ne sevgisizlik merhametsizlik? “Sana çok yakışır” de, hakikaten de yakışıyor. Kahraman mı oluyorsunuz? Bu sevgisizliğe bir son vermeleri lazım.  

“Amed Spor’la Fenerbahçe’nin Diyarbakır’da maçı var, Amed Spor geçen hafta Bursa’daki maçı öncesi sonrası olay çıktı.” O Amed Sporlular temiz insanlardır, içlerinde it kopuk çıkar her yerde çıkar. Provokatör, provokasyon yapabilir, provoke edebilir ona önem vermeyin. Kürt kardeşlerimiz çok efendidirler, sevgiyle gitsinler, sevgiyle selametle dönsünler gayet güzel karşılayacaklarını düşünüyorum. Hiç öyle bir gerilime, şuna buna ihtiyaç yok.

Ben İngiliz derin devletini sürekli anlattıktan sonra bak her yer İngiliz derin devletinin felsefesi ile kaynıyor. Her yerde İngiliz derin devletine tavır var.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şanlıurfa’da da kitaplarınızın dağıtımı olmuş Adnan Bey, halkımıza hediye edilmiş.

ADNAN OKTAR: Şanlıurfa, delikanlı aleminin kalelerinden evet.

KARTAL GÖKTAN: Manisa’da ki kardeşlerimiz altı yüz kitabınızı ve iki yüz belgesel CD’sini dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bereket bereket.

KARTAL GÖKTAN: 6 Şubat’ta da İzmir Konak Meydanı’nda halkımıza ücretsiz olarak, otuz adet kitabınız hediye edildi. Cumartesi akşamı Almanya’dan kardeşlerimiz evde toplanmışlar kitabınızdan bölümler okumuşlar. Sonrasında münafıklar ve cennet ile ilgili ayetleri okuyup üzerinde sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak bir kardeşimiz de 7 Şubat’ta Sakarya’nın Serdivan ilçesinde A9 TV broşürü dağıtımı yapmış maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Maç seyircisiz oynanacakmış, olabilir ama tabii futbolcuları sevgi ile karşılayacaklarına inanıyoruz. Provokasyona kapılmak çok büyük bir hata, üç tane it üç bin kişiyi yönlendiremez.

Cemile, “Benim için çok kıymetli canımın içi Hocam, imanınızın güzelliği, aklınızın güzelliği, yüzünüzün güzelliği bu gece kalbimi adeta aşk sarhoşu ettiniz” diyor maşaAllah.

YPG komünist, Stalinist, Allahsız, Kitapsız bir yapılanmadır. Kürt ayrıdır, Kürt efendidir, Allah’tan korkar, Allah’ı sever, yüksek ahlaka sahip, necip insanlara Kürt denir. YPG it kopuk takımı PKK’nın diğer adıdır YPG. Ama oraya tabii bilmeden, korku yoluyla götürülen, kandırılarak götürülen çok fazla Kürt kardeşimiz var yani YPG deyince bir blok değil onun felsefesi ve yöneticileri çok alçaklar. Mesela çocuk on altı, on yedi yaşında bilmiyor alıp götürüyorlar. Oradan kamyonlara doldurup götürüyorlar çocukları bilmez, askeri üniforma giydiriyorlar, eline de silah veriyorlar, dünyadan bihaber. “Ağabey burada namaz kılınacak yer var mı?” diyor çocuk anlamamış nasıl bir belanın içine düştüğünü. “Allah’a şükür, biz buraya geldik” diyor bilmiyor ki. Yani büyük bir bela var Güneydoğu’da.

İslam’ın hakimiyeti önce tabii Türklük aleminde, İslam aleminde olacaktır. Mesela bir Türk İslam Birliği haritamız var, o ara aşamayı gösteriyor. Yoksa ana haritada bütün dünyadır. Haritanın bu aşamaları en az yedi aşamalı falandır. Önce mesela Türkiye, İran, Pakistan, Mısır gittikçe gelişen bir harita o. Bu orta derecede gelişmiş bir harita bizim Türk İslam Birliği haritamız. Yoksa nihai harita bütün dünyanın yemyeşil olduğu haritadır, her yere hakim olduğu haritadır. Yedi aşamalı haritanın bu üçüncü-dördüncü aşamasına aittir bu bizim gösterdiğimiz harita.

“Hocam sizin söylediğiniz gibi bayan kardeşleriniz hepsi tertemiz ve nurlular. Dışardaki birçok kadına ve genç kıza benzemiyorlar. Ancak erkek kardeşlerimiz de çok temiz ve efendiler, genel hal ve tavırları çok saygılı. Dışarıda bazı gördüğümüz sert, suratsız, nursuz insanlara hiç benzemiyorlar. Siz Hocam öyle mübarek bir insansınız ki ayna gibi karşısındaki her şeyi yansıtıyorsunuz” diyor Aysun. Hakikaten ben dışarı çıktığımda bazı yerlerde bambaşka bir hayat var, bambaşka bir konuşma üslubu. Bana adamlar böyle uzaylı gibi geliyor bir acayip yani. Yaşanmaz o insanlarla, çok çok zor. Mesela bazı genç kızlar çok yırtıcı, tırnakları kat kat olmuş, leş gibi eli ayağı falan. Çok ürkütücü. Genç kız nur gibidir, utangaç olur, efendi, terbiyeli olur öyle genç kız olur mu? Ama toplumda rastlanır tabii az da olsa yahut bazı yerlerde yoğun da olsa böyle insanlara rastlanıyor.

İmam Gazali diyor ki; “Eğlence kalbe ferahlık verir.” “Eğlence kalbe ferahlık verir.” Tam benim adamımmış Gazali maşaAllah. “Fikri yorgunlukları hafifletir. Daima zorlanan ve ciddi işlerle meşgul edilen kalpler körleşir. Eğlence ile kalbi rahatlandırmak ciddi iş görmesi için ona yardım etmek demektir. Eğlence hayatı ciddi hayata hizmetçi olur. Daima ciddi bir hayat yaşamaya takat getiremez insan” diyor. “Buna sabır edilemez. Şu halde eğlence yorulan kalbin devasıdır. Şu halde bu niyetle yapılan eğlence ibadet, kurbet haline gelir.” Yani eğlence ibadettir diyor. “Kalbi tedavi etmenin ve gönlü hoş bir şekilde Hakk’a sevk etmenin usulüne vakıf olanlar kesinlikle bilirler ki, kalbi bu gibi işlerle neşelendirmek müstağni kılınmayacak olan faydalı bir ilaçtır.” Onun için devam inşaAllah.

Mehmet Demir; “Adnan Bey kızlar neden sizin önünüzde dans ediyor?” En önemli hareket, en önemli hedef en sevdiğine olur. En sevdiği olduğuma göre en sevdiğinin önünde dans etmek bir kadın için en zevkli, en güzel şey olur.

Kardeşim eski alimler ne değerli insanlarmış. MaşaAllah İmam Gazali ben elinden ayağından öperim onun. Alem eğlence çok önemli bir şey diyor baksana maşaAllah. Uzun uzun anlatmış.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Halep bombardımanlarının ardından Türkiye sınırına mülteciler ilerlemiş ve batılı ülkeler “Türkiye hemen sınırını açsın yoksa vicdansızlık olur” açıklaması yapmışlardı. Yalçın Akdoğan bugün bu açıklamaya tepki gösterdi. “Dünyanın akıllısı sizsiniz. Türkiye’de ne kadar yük varsa Türkiye çekecek. Türkiye’ye akıl veriyorlar. Daha üç kuruş para vermeden dilleri çözüldü konuşuyorlar. Aman bunları alın bu insanlığın gereğidir, vicdanlı olmanın gereğidir. Peki vicdan sadece bizde mi var, vicdanlı ve insan olmak sadece bizim üzerimize mi yükümlülük? Sizin böyle bir sorumluluğunuz yok mu? Siz niye almıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz” dedi. Ayrıca “sınırı açmayın kimseyi içeri almayın” diyorlar, sonra “sınırı açın herkesi içeri alın” diyorlar” diye çelişkilerini dile getirdi.

ADNAN OKTAR: Canım adamlar saldırıyorlar gelenlere. Botta oluyorlar botu patlatmaya çalışıyor adam, denize dökmeye çalışıyor. Sınırda kurt köpekleriyle saldırıyorlar, sille tokat odunlarla giriyorlar. Hiçbir şekilde sokmayız diyorlar. Dikenli tel çekiyorlar, majino hattı gibi hat oluşturuyorlar. Türkiye’ye de vicdan dersi vermeye kalkıyorlar. Zaten dünyanın en vicdanlı, en merhametli insanları Türkiye’de. Bize ders vermelerine gerek yok Allah onlara bunu gösteriyor zaten.

“Alkollü olan kişi imanını kurtarabilir mi?” Deniz Akça. Namazını kabul ediyor Allah imanını niye kabul etmesin? “Alkollüyken kendinize gelin” diyor Allah, “ondan sonra namazınızı kılın” diyor, sen Müslüman değilsin demiyor. Caiz anlamına gelmez, günaha girmiş olabilir ama onu Müslümanlıktan çıkarmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı açıklamada “Ben “çözüm süreci buzdolabındadır” dedim İmralı hiçbir zaman hükümetin bir muhatabı olamaz, kesinlikle olmamalıdır da. İmralı ile devletin çeşitli kurumları, başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere görüşebilir. Sadece onunla değil başkalarıyla da görüşebilir. İstihbaratçının görevi budur. İstihbarat örgütü bunu yapmak, bilgi toplamak zorundadır. Bunu alır devlete, hükümete taşır. Hükümet de ona göre adımlar atar. Mesela milletvekillerine müsaade ediyorduk gidiyorlardı. Ama daha sonra dedim ki arkadaşlara kesinlikle milletvekillerinin de gitmemesi lazım.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı açıklamada “Ben “çözüm süreci buzdolabındadır” dedim İmralı hiçbir zaman hükümetin bir muhatabı olamaz, kesinlikle olmamalıdır da. İmralı ile devletin çeşitli kurumları, başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere görüşebilir. Sadece onunla değil başkalarıyla da görüşebilir. İstihbaratçının görevi budur. İstihbarat örgütü bunu yapmak, bilgi toplamak zorundadır. Bunu alır devlete, hükümete taşır. Hükümet de ona göre adımlar atar. Mesela milletvekillerine müsaade ediyorduk gidiyorlardı. Ama daha sonra dedim ki arkadaşlara kesinlikle milletvekillerinin de gitmemesi lazım.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca kendini yormasın biz onun iyi niyetli olduğunu biliyoruz. Yani biz bazı lafların nereden geldiğini falan da biliyoruz. Millet olarak onu herkes koruyup kollar öyle bir şey olmaz içi rahat olsun. Yani iyi niyetine inanıyoruz. Bu alçaklarla tabii bazen ortalığı yatıştırmak için biraz gelin konuşalım, anlaşalım konu bitsin tarzı bir şeyler olmuş olabilir geçmişte. Ama bu kötü niyetle yapılmış bir şey değil, iyi niyetle yapılmış. Bunların bu kadar alçak olduğunu nereden bilsinler? Gerçi ben anlattım, çok tarif ettim, izah ettim ama alçak olduklarını anladılar. Ama durup durup iyi niyetle yapılmış bir şeyi sanki suçmuş gibi gündeme getiren bazı tipler var. Onlara aldırış etmesin kanunu da ona göre düzenleyebilirler. Tedirgin olduğu noktalar varsa düzenleyebilirler.

Şu anda Atlantik Okyanusu’nda arka arkaya depremler oluyormuş yine. Tayvan’da 5.1 deprem olmuş. 1 Ocak’tan 31 Aralık’a kadar 2015 döneminde ülke genelinde 6.1-0,3 arasında değişen 15 bin 344 deprem meydana gelmiş. Mehdi (a.s) devrinin harikaları. Bu kadar deprem sıklığı yok 1980’e kadar. Dünya tarihinde yok, bak on bin yıllık-yirmi bin yıllık dünya tarihinde yok. İlk defa 1980’den sonra Mehdi (a.s)’nin zuhurundan sonra akıl almaz depremler sıklaşıyor İncil’de de var bu. İsa Mesih (a.s)’in gelişinden önce, İslam’ın dünyaya hakimiyetinden önce depremlerin sıklaşacağı. Büyük bir mucizedir alimler bunu da gizliyorlar bir çok alim gizliyor.

“Allah aşkıyla sevdiğim İmamı Gazali’de eğlenceyi, oynamayı savunan ifadeler olması çok güzel doğrusu şaşırdık” diyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey dünyaca meşhur bir kedi vardı çift renk onun bir videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bu gerçek öyle mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bu ne bu tip böyle yerim ben senin ağzını burnunu. Ama hayret böyle bir şey olması çok büyük mucize. Ama nasıl kurum kurum kuruluyor yani meşhur olduğunun da farkında. Yavruları yok mu? Yavruları buna benzeyebilir.

Aşık Şekip Şahadoğru rahmetli yeri göğü inletmiş zamanında, ünlü parçası. Sonra bunu sanatçılar değiştirerek çeşitli şekillerde söylediler ama orijinali bu parçanın.

Tayyip Hoca’yı bu Dolmabahçe davasında sıkıştırmaya çalışıyorlar o da ona göre şey yapıyor. Halbuki iyi niyetle yaptığı belli. Bir şekilde herhalde ortalığı yatıştırıp falan bir şeyler yapmayı düşündü. Tamam yanlış oldu ama iyi niyetli olduğu belli. Kötü niyetini ortaya atmak çok ayıp olur.

“Hocam Allah neşenizi, sevincinizi kat kat arttırsın. Sizlere daha çok güç, kuvvet, kudret versin. Münafıkun ve münafıkat mahvolsunlar, zelil olsunlar inşaAllah” diyor. Kamuran.

Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerimiz Prens Charles’la görüştü ve Prens Charles Şeyh Nazım Hocamız’ın vesilesiyle Müslüman oldu. Şeyhidir Prens Charles, Şeyh Nazım Kıbrısi El Hakkani Hazretleri’nin. Kıskanmak yanlış çok çirkin, Şeyhimiz’i daha hala kıskanıyorlar.

Yusuf Güven, “Adnan Hoca’yı takdir ediyorum. Kendisini tanımasam da etrafındaki insanlar bilgili ve kültürlü insanlar. Bu insanları kendine hayran bırakabiliyorsa takdir etmek gerekir” diyor. Ama imandan kaynaklanan bir takdir ve beğenme var. Onu Allah meydana getirir mucize olarak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstihbarat birimlerinin raporlarına göre, PKK sempatizanları örgüte finans sağlamak için önümüzdeki dönemde ülke genelinde market ve alışveriş merkezleri açmayı planlıyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İstihbarat birimlerinin raporlarına göre, PKK sempatizanları örgüte finans sağlamak için önümüzdeki dönemde ülke genelinde market ve alışveriş merkezleri açmayı planlıyor.

ADNAN OKTAR: Ama onun tespiti zor olmaz hemen anlaşılır. Anlaşılır anlaşılmaz devlet el koysun mahkeme kanalıyla. İlgili kişi de tutuklansın yani istihbarat onu çok rahat tespit edebilir. Hesap nereye gidiyor, kitap nereye gidiyor harcama nereye gidiyor? Defterini, kitabını inceledi mi hemen ortaya çıkar.

Sen Seni Bil, “Arabistan, Katar vs. gibi İslam ülkeleri neden kardeşlerimizi kabul etmiyorlar?” İşte ahir zamanın anormalliği.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Wall Street Journal Gazetesi Amerika’nın Suriye’de PYD’ye desteğinin Türkiye ile ilişkileri gerginleştirdiğini yazdı. Habere göre, Başbakan Ahmet Davutoğlu Amerikalı meslektaşına, Suriye’deki Kürtlerin silahları PKK’ya aktardığı yönünde uyarıda bulunmuş. Ancak Amerikalılar bu iddia ile ilgili bir kanıt olmadığını söylemişler. Ayrıca Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan Kürtlere verilen desteğin PKK’ya destek anlamına gelmeyeceğini belirtmişler.

ADNAN OKTAR: İşte YPG doğrudan PKK’dır. Yani bunu anlamamak mümkün değil. Ama tabii detaylı bilgilendirmeye devam etmek lazım. Hükümet açıklama yapsın dedik yaptılar. Yine açıklama yapsınlar, yine açıklama yapsınlar. Israrlı anlatımla bu çözülür Amerikan kamuoyuna özellikle bu konuda geniş bilgi vermek lazım. Avrupa kamuoyuna bilgi vermek lazım. Kamuoyunun baskısı bu adamlara geri adım attırıyor. Kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor. Biz şimdi kitaplarla, dergilerle, CD’lerle anlatıyoruz ama hükümet açıklaması dünyada sansasyonel olarak duyuluyor. Hükümet açıklamalarına devam edilmesi lazım. MİT gerekli bilgileri elde etsin, hükümete versin hükümet de bu bilgileri sunsun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey eski İstanbul’a ait bazı resimler vardı. Bu gördüğümüz resim 1928 Ada Vapuru. 1940 Taksim.

ADNAN OKTAR: Bak bayağı şık o zamanlar insanlar, gayet güzel giyiniyorlar.

BÜLENT SEZGİN: 1910 Beyoğlu.

ADNAN OKTAR: Burada da bayağı şıklar gayet güzel giyiniyorlar.

BÜLENT SEZGİN: 1940 Dolmabahçe.

ADNAN OKTAR: Ne kadar iyi her taraf boş.

BÜLENT SEZGİN: 1880 Kanlıca.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel, her yer yeşillik bağlık bahçelik.

BÜLENT SEZGİN: 1800’lerin sonu Rumeli Hisarı.

ADNAN OKTAR: Burası da çok güzel, oldu mu böyle olacak yani.

BÜLENT SEZGİN: Bu da 1960’lar Şişli.

ADNAN OKTAR: Süper görünüşü bayağı güzel, boş güzel her yer dolu olmaz. 

Mufazzal Bin Ömer Emr-il Müminin Aleyhiselam, Kûfe şehrinin minberinde şöyle buyurdu; “Biliniz ki yeryüzü Allah’ın hücceti Mehdi olmadan ayakta duramaz. Eğer Allah’ın hücceti Mehdi bir an yeryüzünden çekilse yer halkı üzerine çöker.” Kıyamet kopar diyor. Dümdüz olur diyor yer. (Şeyh Muhammet Bin İbrahim Numani Gaybe-ül Numani sayfa 162.) Bunu Bediüzzaman da söylüyor. Mehdi (a.s)’ın önemli vazifesi, dünyaya bir felaket gelmesinin engellenmesidir diyor. Yani dünyaya felaket gelmesine engeldir diyor, Mehdi (a.s). Bak diyor ki; “Beşeriyet-i (insanlığı) maddi manevi tehlikelerden ve gadap-ı İlahi’den” Yani Allah’ın büyük belasından, kıyametten kurtarmaktır yani ahiret azabından kurtarmak.

PKK baharda kudurmayı düşünüyormuş. Onun için emniyetin, polisin bütün her yeri çok iyi tutup, bütün şehirleri de temizleyip, bu çakallara nefes aldırmaması lazım. Şu anki temizlik politikası iyi. Her yere hakim olup, bunların ancak sinek avlamasına müsaade etmek lazım.

Mesela Tayyip Hocam iki kere Putin’i aradı. Normalde o çok gururlu. Öyle bir şey yapmaz. Bayağı da ısrar etti görüşmek için. Çok üzüldük dedi. Pişmanız dedi. Daha ne desin? Böyle bir şey olacağını bilsek yapmazdık dedi. Bu çok rahatsız edici bir şey dedi. Dedi de dedi.

Mukaddes emanetlerle ilgili resim var mı sende Bülent?

BÜLENT SEZGİN: Var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, mukaddes emanetleri göreyim, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hz. İbrahim (a.s)’ın tenceresi. Hz. Musa (a.s)’ın asası. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kabir toprağı. Kabe anahtarı. Yine aynı şekilde Kabe anahtarı. Nalını, Nal-ı Saadet.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in nalını evet ayakkabısı yani. Ama çok iyi muhafaza olmuş.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey kutsal emanetleri göstermeye devam edebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in oku ve kılıçları.

ADNAN OKTAR: Bu çok şahane şu ana kadar kalmış olması. Ama tabii kılıçlar ilk başta böyle değil. Sonradan süslemiştir. Osmanlı döneminde altın kakmayla süslenmiştir. Normalde sade kılıçlar ilk başlangıçta.

BÜLENT SEZGİN: Seyf-i Nebevi Resulullah (s.a.v.)’in kılıcı. Aynı şekilde Hz. Ali (r.a)’ın kılıcı vardı.

ADNAN OKTAR: Bu Hz. Ali (r.a)’ın kılıcı?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Bak, çift uçlu. O kılıcı yeniden göster. O meşhurdur Hz. Ali (r.a)’ın o kılıcı. Kabzasını ve namlusunu ayrı ayrı göster. Namlu ucunu göster. Meşhur zülfikarı.

BÜLENT SEZGİN: Diğer kılıçlarını gösteriyorum şu anda.

ADNAN OKTAR: Kime ait bu kılıçlar?

BÜLENT SEZGİN: Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a)’ın kılıçları.

ADNAN OKTAR: Ama iyi muhafaza etmişler. Allah vesile etmiş, korumuşlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sahabe Muaz bin Cebel’in kılıcı.

ADNAN OKTAR: Allah esirgesin, savaşlarda falan birinin eline geçseydi çok tehlikeli olabilirdi. Allah korumuş. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza. Aynı şekilde. Hz. Davud (a.s)’ın kılıcı.

ADNAN OKTAR: Onu göreyim boydan.

BÜLENT SEZGİN: Bu şekildeydi resim. Bu kadar.

ADNAN OKTAR: Dar almışlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Davud (a.s)’ın kılıcı ve kitabesi.

ADNAN OKTAR: Kılıç bir hayli eskimiş.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Fatma (r.a)’ın hırkası.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli, maşaAllah. İyi saklamışlar. Canlarım benim. Zor şartlarda yaşadıkları anlaşılıyor o devirde.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Fatma (r.a)’ın sandığı.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Nasıl sevinmiştir kim bilir süslü sandığı var diye.

BÜLENT SEZGİN: Seccadesi.

ADNAN OKTAR: Çok güzelmiş seccadesi de, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Hüseyin (r.a)’ın cübbesi.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onun cübbesini, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Osman (ra.)’ın Kuran’ı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Üstünde kan lekeleri var Kuran’ın. Saldırdıklarında açmış Kuran okuyormuş o anda. Adamların psikopatlığına bak. İnanılır gibi değil cesaretleri. Bir de o adamları nasıl müsaade ettiler? Ben anlayamıyorum o devri, kafamda canlandıramıyorum. Tavana nasıl çıkar? Kapıdan içeri nasıl girer? Adamın öldürmeye kastettiği, şehit etmeye kastettiği açık, belli. Su içirmiyorlar, yemek yedirmiyorlar. İki gün ceset kapıda kalıyor, bedeni, mübarek naaşı. O devri bir kavramaya çalışalım. Daha detaylı anlayalım. İnanılır gibi değil. Nihayet bunlar beş on tane çapulcu, it kopuk takımı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani çok efendi bir insan. Kuran’ın özüne inanan bir insan. Bağnazlıktan da çok rahatsız olan bir insan. Fakat tabii tek başına yapabileceği bir şey yok. O da Mehdi (a.s)’ı bekliyor, bu zor durumdan kurtulmak için. O da bağnazlıktan rahatsız.

“Allah-u Teala Mehdi ile insanlar arasına bir örtü çeker. Onlar onu görürler ama tanımazlar.” O manevi hicraptan dolayı tanıyamıyorlar. (Kemaleddin cilt: 2 sayfa 351)

Hz. Ali (r.a) diyor ki: “Ali’nin Rabbi’ne yemin ediyorum” diyor. “Hüccet (Mehdi) ayakta olacak. Dünyanın yollarını yürüyecek. Evlere ve saraylara girecek. Bu yerin doğusunda ve batısında gezecek. Sözleri duyulacak. Topluluğa selam verecek. Görecek. Ama vaat edilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.” Yani ismi Mehdi’dir diye gökten nida oluncaya kadar. Bak, herkes onu görecek diyor. O da insanları görecek. Ama insanlar onu tanıyamayacaklar diyor. Sesini duyacaklar diyor. Her yerde olacak diyor. Ama tanıyamayacaklar diyor. Yeminle söylüyor bunu söylerken. “Ayakta olacak. Dünyanın yollarını yürüyecek. Evlere ve saraylara girecek.” Gezecek. “Bu yerin doğusunda ve batısında” Her yerde gezecek diyor. “Sözleri duyulacak. Topluluğa selam verecek. Görecek.” Ama insanlar onu tanıyamayacaklar diyor.

“Gece neşem, göz aydınlığım heybetlim. Kalbimin sesi ruhumun güneşi, her şeyin yakıştığı aklına hayran olduğum canım Hocam seninle mutluyum, dünya cennetimsin“ diyor Dilara.

“Sizler birbirinizden uzak olduğunuzu söylemedikçe, birbirinizi tekfir etmedikçe” yani birbirinizi dinsizlikle suçlamadıkça. “Ve birbirinize lanet okumadıkça beklediğiniz Mehdi gelmez“ diyor. “Arz ettim ki öyleyse o zamanda hiç hayır yoktur. Buyurdu ki hayrın hepsi o zamandadır.“ Bak hayrın hepsi o zamandadır. “Kaimimiz Mehdi kıyam edecek zuhur edecek bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.”

Öcalan diyor ki, Abdullah Öcalan “İngilizler ta 16. yüzyıldan bu yana dünyada neler olacağını Londra’da planlayıp dünyaya servis yapıyorlar.” İki yüz yıl önce de Güneydoğu’nun ayrılmasını planlamışlar daha hala onun peşindeler. Şimdi de gelmiş biz sizi çok severiz diyor. Tam derin devlet ağzı. Hani böyle kuzuyu falan da kesmeden önce boynunu falan bıçakla okşuyorlar ya. Yani İngiliz derin devletinin Türkiye’yle bir kere bağı sevgisi ne zaman anlaşılır? Türkiye’yi bölmekten vazgeçmesiyle anlaşılır. Bölme konusunda bu kadar kararlıyken biz sizi çok seviyoruz sözü havada kalır. Hayır güzel ama havada kalır.

Bak İngiliz derin devletinin 633219 numaralı 26 Aralık tarihli 1919’daki toplantı tutanağı. “Kürdistan’da hiçbir şekilde Türk bırakılmayacak” diyor. “Bir tek Türk devleti mi yoksa birçok küçük Kürt devlet mi kurulacağı zamanı gelince düşünecek” diyor. Ama önce Kürdistan’da hiç bir şekilde Türk bırakılmayacak diyor. Türk nasıl bırakılmaz? Vurarak bombalayarak, PKK’nın da yaptığı bu. Bak gizli belge numarasıyla veriyorum 633219 numaralı belge. Sayfa numarası 966 İngiliz devleti gizli belgeleri.

“Canım Hocam PKK’nın saldırılarına karşı halkımızın cevapsız elinin kolunun bağlı bırakılması çok ağırıma gidiyor. Terörist evin içine kadar geliyor canına kastediyor. Ya silahı yok cevap veremiyor ya da cevap verse kendisini öldürmeye gelen teröriste karşılık verdiği için hakkında yasal işlem yapılıyor, mahpushaneye düşmekten korkuyor. Bu durum nasıl çözülür Hocam?” diyor. Selim İlter. Kardeşim PKK ile çatışmada vatandaş kendini koruduğunda yahut bir terörist saldırdığında vatandaş kendini koruduğunda hiçbir şekilde vatandaşın tutuklanmaması gerekir, kanun değişsin. Sadece bir karakol ifadesiyle konu bitirilmesi lazım, bir polis tutanağı ile meselenin bitirilmesi lazım. Vatandaşı karakol karakol gezdirmek, savcılıklarda gezdirmek, hakim karşısına çıkartmak, adliyede sürekli onu insanlarla muhatap etmek, mağdur ve mazlum olduğu halde sanki suç işleyen oymuş gibi bir konuma sokmak olmaması için kanunda değişiklik yapılması lazım. Kanuna hukuka saygılıyız ama kanunun hukukun değiştirilmesi gerekiyor. Vatandaşa niye kendini korudun denmemesi lazım.

“Ebu Cafer Muhammed Bakır’a sordum. El Kaim Mehdi sen misin?” Hep o devirde birbirlerinden şüpheleniyorlarmış, sen misin Mehdi, o olabilir mi? Sahabe dönemi, tabiin ve tebeittabiinde hep Mehdi sürekli aranmış. “Ben Resulullah (s.a.v.)’in evladı ve kanından bir kimseyim. Allah istediğini yapandır” diye buyurdu. Sorumu yenileyince şöyle dedi: “Nereye varmak istediğini biliyorum” onun Mehdi (a.s) olduğunu düşünüyor. “Senin sahibin Mehdi geniş karınlıdır.” Cübbeli diyor ya “uylukları geniş” diyor. Uylukları geniş. “Ve hayranlık uyandıran bir çekiciliğe sahiptir.” (Muhammed bin İbrahim Numanî, Kitabu'l-Ğaybe. Tahran baskısı 1397, sayfa 216. Demirbaş numarası 016351.)

Adem Mucip; “Hocam Selefilik hakkında ne düşünüyorsunuz? Sıkıntılı mıdır?” Muhabbet çok sıkı. Sıkıntı var mı? Selefilik bir cereyan ama tabii Kuran Müslümanlığı esastır. Selefilik’te hadisler esas oluyor o zaman şirk kaçınılmaz olur Allah esirgesin.

“Üstad gece bilgisayarda çalışırken TV’de programınız istisnasız açık oluyor. Bir gün yayını bitirirseniz öksüz kalır ekranlar” diyor. Tabii ki yayının bittiği dönem olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde artık yayın en azından bu mazlum A9’dan olmaz. Hz. Mehdi (a.s) çıktığında biz de sizler de artık yayını durduracağız mecburen. Çünkü artık Hz. Mehdi (a.s) konuşacak. O zaman bütün dünya televizyonları naklen verecekler Hz. Mehdi (a.s)’nin konuşmalarını. Bizim bu mütevazi, mazlum A9 da hayranlığı dile getirir ancak o dönemde Hz. Mehdi (a.s)’ye.

BÜLENT SEZGİN: İki arkadaşın videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ama çok iyi arkadaş olmuşlar. Ama hayvan da çok tatlı yani çok uysal gözlerinden belli. Aileye bir süre sonra uyum sağlıyorlar. İlk geldiklerinde yabancılıyorlar sonra hakikaten ailenin ferdi gibi oluyorlar. Yumuşak başlı böyle kibar, saygılı. Mesela anormal bir şey yapmıyor. Kırıp yıkmıyor. Her şeye dikkat ediyor. Evin kurallarını biliyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Güvenlik sağlıyor.

ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah.

“Ey Cabir Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkacağı yıllarda dünyanın batısının her yerinde ihtilaflar çıkacak. Viran olacak ilk toprak Şam topraklarıdır” yani Suriye topraklarıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki kadınları sevmek Peygamber ahlakındandır.” Peygamberlerin ahlakıdır diyor kadınları sevmek. “Allah Hz. Mehdi (a.s)’ye kalp genişliği verecektir kalbini hakikat ve hikmetlerin çeşmesi kılacak ona daima ilmini ilham edecektir. Hz. Mehdi (a.s) hiçbir sorunun cevabından aciz kalmayacaktır. Sahih samimi doğru yol göstericilikte ve hakikatleri beyanda asla yanlışlığa düşmeyecektir.” Onun işte masum imam deniyor. Yani o yönüyle masum, ahkâmda masumdur Hz. Mehdi (a.s).Daima Allah tarafından yanlış yaptığında düzeltiliyor. “Daima Allah’ın yol göstericiliğine ve Allah’ın tevfikine mazhardır” diyor. Hata veya dil sürçmesi olduğunda Allah düzeltiyor Hz. Mehdi (a.s)’de. “Kullarına hüccet ve şahit olması için Allah Hz. Mehdi (a.s)’yi bu makama yükseltmiştir ve seçmiştir. Allah bu ilahi ihsanı istediğine verir ve Allah büyük ihsan sahibidir” diyor. Herhalde ayetin de tefsiri olarak açıklanmış. Çünkü böyle bir ayet var.

Allah Allah hayret çok yüksek sayı yine. Sistem geriye döndü maşaAllah. Ama yine de kısa bir ara verelim de millet bir yiyip içsin şöyle bir kendine bir gelsinler inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Hadislerinde Türk Milletine Dikkat Çekmiştir

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü