Harun Yahya

Sohbetler (9 Şubat 2016 ; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Herkes hoş geldi.

Birisi bir şey desin, muhabbete başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın Cizre İlçesi’ndeki güvenlik güçleriyle PKK’lılar arasında çıkan çatışmada bir özel harekat polisiyle bir askerimiz şehit oldu. İki askerimizle bir polisimiz de yaralandı. İdil’deki operasyonda yaralanan polis memurumuz Tayfun Yüce de tedavi gördüğü GATA’da şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine gani gani rahmet etsin, Allah şehadetlerini makbul etsin, şehadetlerini tebrik ediyoruz. Allah bizlere de o yüksek makamı, o güzel sonucu, o güzel yakınlığı nasip etsin. Ailelerine de sabrı cemil, uzun ömür Allah’tan diliyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugünkü şehitlerimizin fotoğrafları vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım aslanlara. MaşaAllah maşaAllah boylu boslu aslanlar kabadayılar, evet. Bak yaşı da ileri ama aslan gibi mücadele ediyor, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, hastanede şehit olan polisimizin resmi de vardı, Tayfun Yüce.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah benim koçyiğidim dindar, benim aslanım dindar. Allah ona en güzel makamları nasip etsin cennette. Tebrik ediyoruz, Allah o güzel makamı bize de nasip etsin. Bizi dünyada bıraktı o gitti cennete. İnsan imreniyor tabii haliyle, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cizre’de 575 teröristin etkisiz hale getirildiği operasyonda çoğu el yapımı patlayıcı, tuzaklı 678 barikat kaldırıldı. Bölücü terör mensuplarının açtığı 242 çukur kapatıldı. Örgütün Cizre sorumlusu Mamo kod adlı teröristin de öldürüldüğü bildirildi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte İngiliz derin devleti bir aptallık içerisinde ahmakça bir çıkar düşüncesi içinde “dizayn edeceğim, şekillendireceğim, Türkleri ortadan kaldıracağım, tiplerine gıcık oluyorum, kişiliklerine gıcık oluyorum, Asya’ya süreceğiz, yok Asya’ya da sürmeye de gerek yok Anadolu’da yok edelim” yani psikopatça bir kafa. Azteklere, Kızılderililere yaptıklarını bize de yapmaya kalkıyorlar. Halbuki biz Ortadoğu’nun modern kaliteli bir milletiyiz. Sen bizi yok etmeye kalkarsan dünyayı yok etmeye kalkmış oluyorsun, kendini de yok etmiş olursun. Kendini yok etmene müsaade etmeyeceğimize göre çünkü seninle hesabımız var bizim, o zaman bizim yok olmamız da mümkün değil. Kolay bir matematik hesapla bunu yapabilir. Özetle Türkiye’yi böldürmeyiz.

İngiliz derin devleti İslam alemindeki münafıkları tek tek seçer. Biz nasıl Müslüman seçiyoruz, değil mi? Takva insan, güzel insan, güzel ahlaklı vicdanlı insan, İngiliz derin devleti de der ki “bu milletin içinde en ahlaksız, en haysiyetsiz, en şerefsiz, en pislik, en yüzü kara, kulağı kesik, her türlü haysiyetsizliğe yatkın, kendini beğenen, egoist, bencil, psikopat manyak karakterli ruhu karanlık iblis varsa gidip-araştırın bize haber verin” derler. Bunları da adamlar arayıp bulur. Onlar zaten kendini gösterir, “ben şeytanım” diye bağırır onlar, onlar reklama meraklı olurlar. “Burada şeytan var haberiniz var mı?” diye haber verir. Hadiste diyor “deccal şeytanları çağırır.” Demek ki var hazır ki çağırıyor. “Onlara gidin insanların Rabbi olduğumu söyleyin der” diyor. “Onlar da dünyaya dağılır her türlü pisliği melaneti, kötülüğü insanlara anlatırlar ve yayarlar.” Yani Müslümanların başına bela olmaya çalışırlar, küfre yalakalık yaparlar, deccaliyeti de dünyaya hakim etmek için uğraşırlar. Ama tabii bu deccaliyet Firavun devrinde de var, Hz. Nuh (a.s) devrinde var her devirde var. Hz. İbrahim (a.s) devrinde de var. Bak, şeytanlar gidiyor aynı zamanda deccalı buluyorlar. Diyorlar ki şeytanlar deccala ‘ne istersen söyle yapalım’ Yalakalık yapıyorlar. Yani o onları bulmuyor aynı zamanda onlar da onu buluyorlar bir tek öyle değil. “O da ‘hadi gidin insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin’ deyip her birini bir tarafa salacak” yani görevlendirecek. Artık o onun elemanı oluyor, derin devletin casusu elemanı oluyor. Bunu kim söylüyor? Bunu Medineli Allame Muhammed Bin Resul El-Hüseyin El-Berzenci. Kürt asıllı büyük bir alimdir asrının müceddididir, müceddidi ve müçtehitidir. Kıyamet Alametleri isimli ünlü eserinde söylüyor. Sayfa 212-213.

Deccalın yalakaları diyorlar ki: “Biz onun kafir olduğunu biliyoruz” yani psikolojik, çünkü onlar ağızda işte İngiliz derin devletine gerekirse senin yanında da saydırır yani “karşıyız” der. Çünkü onun kulağına gitmeyeceğini düşünür. O özel yazışmasında sadakatini gösterir deccaliyete. Yani Müslüman’ın yanında deccala karşıymış gibi olur. İşte “ben şuna karşıyım” der “buna karşıyım, PKK’ya karşıyım, bölünmeye karşıyım, İngiliz derin devletine karşıyım” sayar da sayar. Müslüman’ın yanında bunu söyler ama deccalının yanında böyle konuşmaz. Deccalın yanında derin transa girer o şeytani karakterine bürünür, iblis karakterine simsiyah olur böyle manyak bir ruha bürünür ondan sonra konuşmaya başlar. Bak diyor ki: “Biz onun kafir olduğunu biliyoruz, yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz.” Bu münafıkların kendi aralarındaki konuşmaları. Bak diyor ki “deccalla sohbet edecekler” deccalla görüyor musun? Yüzüne karşı söylüyorlar konuşuyorlar yani. Kendi aralarında münafıklar, deccal dediğim münafıkların kendi aralarındaki konuşmaları. “Biz onun kafir olduğunu biliyoruz, yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz. Nuaym Bin Hammad’dan yine Berzenci’nin eserinde 231. sayfada. “Yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak.” Ağaç o masonik terimlerde de vardır başka, o aile demektir ağaç, şecere. O topluluktan, o insanlardan faydalanmak. Yemekten kasıt da her türlü çıkardır. Gelecek korkusu, geleceğinin sağlanması, gelecekte sağlayacağı yiyecekler, içecekler her türlü menfaat. Bu şeytani yapılanmalar tarih içinde de deccallerden istifade edeceklerini bildikleri için deccallarına moral olsun diye çeşitli üsluplar geliştirirler. Mesela şiirlerde vardır bu “sana münafık derler, sen sessiz bir göl gibi ol alttan alta git, sana deccal diyenler, şeytan diyenler olacak, sen sesiz bir ırmak gibi ol sessiz sessiz ak.” Böyle şiirler vardır size göstereceğim. Yani münafıkların dünyasını zenginleştirmek için yine o kafadaki adamlar tarafından hazırlanmış şiirler yazılar vardır. Münafıklar bunları paylaşırlar onlarla teselli bulurlar hayret edecek şekilde. Mesela git en geri zamanlara git yine orada da bulursun, her yerde bulabilirsin. Mesela Mevlana’nın şiirlerini kullanırlar bu yönde. Mevlana mı yazdı kim yazdı bilmem ben. Normal bir Müslüman mesela İmam-ı Rabbani’nin şiirlerine baktığında insanın kalbi ferahlar. Bediüzzaman’ın şiirleri gürül gürüldür yani açıkça imanı Kuran’ı anlatır flu hiçbir şey yoktur. Ama Mevlana’nın şiirlerine baktığında her türlü hastalıklı insanın kullanabileceği şekilde imalar, işaretler ve anlatımlar görürsünüz. Bana Mevlana’nın şiirlerinden de getirin, Bediüzzaman’ın şiirlerinden de getirin aradaki farkı göstereceğim. Orada bir berraklık, bir iman dürüstlüğü, iman ferahlığı vardır. Ama oradaki şiirlerde her türlü karanlık insanın kullanabileceği gibi gizemli, karanlık, o flu dünyanın, o görünmez dünyanın karanlık işaretlerini görürüz. Mevlana mı yazmıştır? Bence o yazmamıştır ona atfedilmiştir. Kimin yazdığı belli değil meçhul. Mesela onların meşhur şiirlerinden geçenlerde size bir tanesini söylemiştim. Ne o, hangi Irmak adına yazılmış? Barada, bak iyi ezberden biliyorsunuz. Barada, Müslüman kanını temsil eden bir nehirdir yani oluk oluk Müslüman kanı akmıştır. Kıpkızıl aktı günlerce. Mevlana o dönemde şiir yazıyor Barada diye. Ve tamamen böyle karanlık dünyanın insanlarına hitap edecek tarzda her türlü bilgiyi içinde barındıran bir şiir. Yani bir berraklık yok, bir Müslüman berraklığı, bir iman berraklığı, iman ferahlığı göremiyoruz. Mevlana derken sembolik anlamda diyorum birisi yazmıştır. O devirde belki Hülagu’nun adamlarından birisi yazdı. Çünkü deccaliyet karanlık bir sistemdir. O devrin deccalı Hülagu. Yani Hülagu deyinde millet böyle küt bomboş bir adam zannediyor ama öyle değil, adamın çok şeytani karanlık bir felsefesi var. Bak o kadar alimin içerisinden gidip Mevlana’yı buluyor. Ki binlerce, on binlerce alim var, her yer alim kaynıyor. Semerkand’ın alimleri ünlü her yerin alimleri ünlü. Türki devletler o zamanlar alimlerle doluydu, oralarda geziyorlardı o bölgelerde. Dervişler, çeşitli dervişler bir çeşit derviş değil. Hiçbirine itibar etmedi ama Mevlana’ya itibar etti. Çünkü o aradığı dünyayı onun içinde buluyordu. Bir tek o mu? Mesela Pir Sultan Abdal’dan da alırlar. Pir Sultan Abdal mı yazdı başkası mı yazdı bilmiyoruz. Ama oradan da alıntılar alırlar, Allah’ı inkar için, dini inkar için ama Pir Sultan Abdal adını kor yani başlık atar. Biz de nasıl mesela Namık Kemal’in bir şiirini atarlar ortaya ona ait değildir anonim bir şiirdir, onun gibi şiirler vardır ortalarda gezen onları kullanırlar. Bak “hareketlerini ruhumdan yaptığımda içinde bir nehrin” çık işin içinden çıkabilirsen. Bak diyor ki “hareketlerini ruhumdan yaptığımda içinde bir nehrin sevincin aktığını hissedersin.” Oluk oluk kan akmış bu nehirde ne sevinci yani nerenin sevinci? “Hareketlerin bir başka yerden geldiğinde bu his ortadan kalkar.” Nereden ne geliyor neyi anlatıyorsun sen? “Başkalarının seni yönlendirmesine izin verme.” Kim yönlendirecek? Hülagu. Kim yönlendirecek? Hülagu’nun katilleri. Niye Müslümanların yönlendirmesinden rahatsız oluyorsun? O devirde Müslümanların lideri var. “Başkalarının seni yönlendirmesine izin verme.” Asi olmalarını istiyor, asi ve ters hareket eden ama ona sadık olacak. Bak “kör olabilirler” seni göremiyor olabilirler diyor “ya da daha kötüsü akbaba olabilirler.” Benzettiği şeye bak. Halbuki asıl akbaba Hülagu’dur. Çünkü insan ölüsüne meraklı o. “Allah’ın ipine sarıl” daha önce de söylemiştim. Tamam diyoruz ne güzel konuştun sen, Allah’ın ipine Kuran’a sarılalım. “A be” diyor işte hakaretlere başlıyor şu şu şu saydırıyor. “Kuran nedir?” diyor “Mesnevi’dir Kuran” diyor. “Kuran’dan kasıt nedir?” diyor “Mesnevi’dir” diyor “Kuran’ın ta kendisidir Mesnevi” diyor “gerçek Kuran’dır” diyor. “O Kuran, öbürü aracıyla yazıldı” diyor. “Ben onu doğrudan Allah’tan vahiyle aldım” diyor.  

Özetle, böyle karanlık dünyanın, karanlık insanların içerisinden seçilir deccalın ordusu. Mesela adam gidiyor Mevlana’yı buluyor, Mevlana gidip azılı deccalları buluyor. Niye gidip mazlum Müslümanların liderini bulmuyorsun? Niye mazlum Müslümanları bir araya getirmiyorsun? Milyonlarca Müslümanı katleden bir deccalı gidip kendine mürşit ediniyorsun. Ve onu seviyor, ona dostluk gösteriyor, onu koruyup-kolluyor. Neyini kolluyorsun onun?

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi, 139)

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın mesela Eddai şiiri var. “Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde Said’den 79 emvat. Bâ-âsam âlâma sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş. Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm'a.” Mesela bu kıtalarında ölüm tarihini veriyor, mezarının yıkılacağını söylüyor hepsi harika, hepsi şaşırtıcı, hepsi hayret verici.

Hülagu’nun yaptığı katliamlar Müslümanlara anlatılmıyor. Yaşattığı dehşet kimseye anlatılmıyor, o devrin rezaletleri anlatılmıyor bu çok anormal bir hareket. Sen geçmiş deccalları bilmezsen kendi devrinin deccallarını hiç anlayamazsın. En az Firavun kadar azgın, belki ondan çok çok daha azgın bir mahluk Hülagu. Çünkü Firavun’un o kadar büyük kitle katliamı yapması mevzubahis değil. Yani belirlidir onun yaptığı kitle katliamı ama bu adamın yaptığı katliam ucu-bucağı yok. Bak kardeşim, Bağdat’ta bir milyon insanı katlediyor, bazı rivayetlerde bir buçuk milyon. Bağdat’ı ele geçirdikten sonra halifeye davet yolluyor “kızımı oğlunuzla evlendirelim, teslim olun Müslümanların canını malını kurtarırsınız” diyor. O da inanıyor münafık ya ahlaksız, halife ne bilsin bunun böyle azılı deccal olduğunu. “Buna inanan halife ailesiyle ve ulemasıyla birlikte Hülagu’nun yanına gidiyor” hepsini katlediyor. Psikopat yani. En son halife Mutasım’ı keçeye sarıp atlara çiğnetip şehit ediyor. Kadın ve çocuklar kapı önüne çıkıyorlar eman istiyorlar, hepsini kılıçtan geçirtiyor. Kadınların hepsine sokakta tecavüz ediliyor. Hastanede yatanları da gidip kılıçtan geçiriyorlar. Bağdat’ın işgalinin ilk üç günü geceli gündüzlü katliam yapılıyor nefes almadan. Daha sonra yağma ve katliamlar altı hafta daha devam ediyor. Katledilenlerin çoğunluğundan birçok nehir kıpkırmızı akıyor. İşte Barada Nehri de onlardan bir tanesidir yani. Tüm türbeler, saraylar, tarihi binalar, camiler, kütüphaneler hepsi yakılıp-yıkılıyor.

Münafık çok yüzsüz haysiyetsizdir. İstediğin kadar dürüst olmasını söyle, istediğin kadar şeffaf olmasını söyle mutlaka alçaklık yapar ve mutlaka gizli faaliyet yapar. O bir hastalıktır onda manyakça. Yani şeytanla transa geçmezse bir türlü rahatlamaz münafık. İllaki gizli pislik yapacak, illaki gizli karaktersizlik yapacak, illaki bir oyun oynayacak onun dışında ruhu ferah bulmaz. Çünkü Müslümanlığa doğru geldiğini hissederse münafık yanmaya başlar çok ıstırap çeker. Onun için o şeytan olduğunu kendine sürekli telkin etmeye çalışır. Ya bir ahlaksızlık yaparak, ya bir satılmışlık yaparak, ya bir küfürle bağlantı kurarak, ya Müslümanlara bir oyun oynayarak, ya Müslümanları rahatsız ederek, sinsilik yaparak. Kendi zekasına çok güveniyor çünkü münafık. Şeytan ona yol gösterdiği için mutlaka bir pislik yapması gerektiğine inanır.

GÖKALP BARLAN: “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Beni mümin olan sevecek, münafık olan da bana buğz edecektir.” Kütüb-ü Sitte’de hadis numarası 4408.

Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok akılsız görür münafıklar haşa, kendilerini çok akıllı görürler. O devirde de bir eleştiri mekanizması geliştirmişti münafıklar kendi aralarında. Her biri ayrı bir züppeydi. Müddessir Suresi’nde geçen bir münafık var, ayette geçiyor ya “nasıl ölçtü-biçti?” diyor “yine kahrolası nasıl ölçtü-biçti? Sonra yüzünü ekşitti” diyor böyle, değil mi? Böyle tersleşti “bu insan yapımı bir kitaptır dedi” diyor. Yani reddediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok yoğun eleştiren birisi, o devrin en kültürlü insanlarından bir tanesi. Her konuda kültürlü, matematik biliyor, geometri biliyor her şeyden haberi var. Diyor ki o devrin münafıklarına müşriklerine “siz bana Kuran’ı getirin ben inceleyeyim siz çıkaramazsınız” diyor “orada bak ne büyük hatalar var, ne büyük yanlışlar var ben göstereceğim” diyor. Günlerce inceliyor Kuran’ı sonuç şu “bu sahte bir kitap” delil “delil yok” diyor. Sahtekar, günlerce incelemişsin delil söyle o zaman veyahut bir benzerini yap. Sen diyorsun ya “ne olacak ben de yaparım” diyorsan Allah diyor “bir sure yapsınlar” diyor, benzeri bir sure yapsın. Bunu da yapamıyorsun. Nerede yanlışlık olduğunu onu da söylemiyorsun. Sadece “bu kitap sahte” diyorsun. Cenab-ı Allah işte ona diyor “cehennem zebanilerini çağıracağım” diyor o ve onun tipinde olanlara. “O da arkadaşlarını, çevresini, onu destekleyenleri, derin devletin adamlarını artık kim varsa çağırsın” diyor Allah. “Yapacağı hiçbir şey yok” diyor Cenab-ı Allah.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha önce anlatmıştınız. Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında bir yazı yazarken, konuşurken hiçbir şekilde Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzelliğinden, nasıl güzel giyindiğinden, neşesinden hiç bahsetmezler. Sürekli “fakir yaşadı, kötü giyinirdi” şeklinde bahsederler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’i bir tarifleri var yani hiç iyi niyetle yapılmamış ben anlıyorum. Onun için ben o izahlarının birçoğunu düz makul bir anlatıma çevirdim. İsterseniz okuyayım birkaç tanesini. Ne bir sevgi var, ne bir saygı var anlatımlarda. “O, o, o” diye sanki arkadaşından bahsediyor. İşte “ne uzun boyluydu ne orta boylu, ne kısa boylu.” Kardeşim, ben normal hayatta hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım. Bir adama sorduğunuzda işte “ne çok uzun boylu, ne kısa boylu” falan böyle bir şey olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.) orta boydan biraz daha uzuncaydı bu kadar. Böyle denir. Diğerlerini anlatmak istemiyorum en hafifini anlatıyorum. Samimiyetsiz bir anlatım var.

BÜLENT SEZGİN: Mevlana’nın eserinde Peygamberimiz (s.a.v)’den Mustafa olarak bahsediyor Adnan Bey. Siz anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Tabii, sanki arkadaşı yani.

Mesela diyor ki Mevlana’nın bir şiiri. “Dünya bir av evi, bu öyle tuhaf bir ateş ki bir an bile sabrı kararı yok. Nasıl olabilir ki? Hem sevginin yanında alevlenmiş hem de sevginin yanında değil. Şekil nasıl ayak direyebilir ki sebatı yok. Öz nasıl elden tutabilir, nasıl yardım eder ki görünmez? Dünya bir av yeri, yarattıklarının hepsi bir av. Fakat avlananların beyinden bir eserinden başka hiçbir şey belirlemiyor. Her yanda yükler var, denkler var. Her yanda biz beyiz uluyuz diyenler var. Fakat asıl beyin konağında ne yük var ne denk. Ey can elini çek yüzünün rengi görünsün. Çünkü şu görünenlerin hepsi de ancak köpük, ancak şekil, ancak resim. Nerede toz koparsa orada bir ordu vardır. Çünkü issiz dumansız ateş olmaz. Sen eri tozdan anla, ne biçim erdir tozundan anla. Toz içinde insanı aramaya bak tozda iş yok.” Çık işin içinden çıkabilirsen. Kavurdum balıkları kavanoz nerede? Kavanozdan aldım üzümü, üzümün bağı yok, bağ olmadığı halde üzüm niye geldi? Ben de böyle şiir yazayım o zaman. Kuran’da berraklık vardır, hikmet vardır, açıklık vardır. Anlaşılmaz değildir fasihtir, sarihtir.

Evet, bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi çıkarını aramaz” diyelim. Çünkü çıkar varsa sevgi olmaz.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Münafık günah işlemekten korkmaz. İbadete karşı şevki sönüktür.” Yani ibadetten rahatsız olur. Ama münafığın en bariz vasfı “kendisine nasihat tesir etmez” diyor. Sen istediğin kadar sinsi olma de, istediğin kadar pislik yapma de, o pislik yapmadan sinsilik yapmadan duramaz. Peygamberimiz (s.a.v.) de o hastalığını, o derinleşmiş manyaklığını münafığın bu şekilde bak, “kendisine nasihat tesir etmez.” Çünkü çok akıllı olduğunu zanneder. Allah’ın onu izlediğini fark etmez münafık.

Bastonsuz İhtiyar yazıyor, “Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam. “Sizin gelmenizi dört gözle bekliyorum. Valla hayat sana güzel. Okursan sevinirim. Selamlar saygılar.”

Cemay. Aleyküm Selam. “Hocam, maşaAllah yüzünüz çok nurlu. Sizi dinledikçe huzur buluyorum. Bize dua edin.” Güneydoğu’dan yazıyor kardeşimiz herhalde.

Doğan Peksoy. “Sizi seviyoruz” diyor, evet.

Samet Seri, “Hocam, sizce MHP ne zaman iktidar olabilir? MHP Türk-İslam Birliği’nin kurulmasında görev alacak mı? Saygılar.” MHP’yi şöyle düşünün; Osmanlı devam ettiğini düşünün, Türkiye’nin içinde o insanların yaşadığını düşünün MHP odur işte. 3000 yıllık, 4000 yıllık, 5000 yıllık geleneği düşünün, kesintisiz gelen bir gelenek MHP o işte. MHP için iktidar olmak önemli bir konu değil. Zaten devletin içindedir MHP her zaman yani her yerdedir. Mühim olan o terbiyenin alınması, o devlet terbiyesinin alınması, o derinliğin alınmasıdır. Ondan gerisi mesele değil.

“Adnan Bey, siz Türkiye için İngiliz derin devletinin faaliyet içinde olduğunu söylüyorsunuz, bindikleri dalı kesmiş olmuyorlar mı? Türkiye gibi ılımlı, herkese yardım eden, kucak açan bir ülke zarar görse bütün dünyanın aleyhine olmaz mı?” Semra Kiraz. Yok dünyanın rahatlayacağını düşünüyorlar yani Avrupa’nın da rahatlayacağını, Rusya’nın da rahatlayacağını bütün bölgelerin rahatlayacağını düşünüyorlar. Suriye, Irak herkesin rahatlayacağını düşünüyor yani Türkiye yıkılırsa. En büyük sorunun bölgede Türkiye olduğuna inanıyorlar. Bu konuda bayağı kararlılar öyle bir şey yok. Diyor ya adam yeni açıklama yaptı, “hasta adam” diyor. “Osmanlı’nın son dönemleri gibi” diyor Türkiye için. Gelenekçi Ortodoks sistemi süratle körüklüyorlar, dolayısıyla o zihniyet gelişince de denilen oluyor ve o acımasız yapı, gelenekçi Ortodoks sistem Türkiye’yi insanlara itici göstertmeye başlıyor. İşte sevginin olmadığı, öfkenin olduğu, kadınların dışarıya çıkamadığı, gülemediği, istediği gibi giyinemediği, müziğin, resmin, sanatın olmadığı bir Türkiye, köprüleri var, yolları var ama adam senin yaptığın köprüleri kullanmak üzere sana yaptırıyor. Sana havaalanı yaptırıyor ama ilerde İstanbul’u ele geçirdiğinde rahat rahat kullanabilmek için. Şu andan itibaren imar etmek istediğini düşünüyor adam. Onun için sana izin veriyor.

Hüseyin 1440, “Yedi yüz kırk üç yıl önce vefat etmemiş olsaydı şimdi size bir cevap verirdi herhalde” diyor Mevlana için. Kardeşim bak Mevlana kendi halinde, mazlum bir Anadolu alimi olabilir. Konya’da bir dergahı vardır ama onun adına yazılmış, o isimle yazılmış şiirler, felsefeler, anlatımlar var baştan sona küfür. Ve şeytani insanlar için kullanabilecekleri şeytani felsefeler geliştiriyor bu anlatımlar. Kaynak veriyorum, gösteriyorum. Ben adamla bir alıp veremediğim yok, bilmiyorum adam belki yaşlı hakikaten çoluğuyla çocuğuyla efendim yaşamış bir Anadolu alimi olabilir bilmiyorum. Biz kitaplara bakıyoruz, belgelere bakıyoruz kim yaptıysa onu kastediyorum.

İbrahim Fatih Kırca, “Adnan Bey Siyonistlerden bahseder misiniz ya da Tapınak Şövalyelerinden?” Siyonist ben eskiden Siyonist deyince böyle Musevilerin dünyaya hakim olup, insanları köleleştirdiği işte beş, on yahut elli milyon kaç milyon Musevi varsa onların kral olduğu, insanların işte aşağılanarak böyle kamplarda falan çalıştırıldığı dehşet verici bir sistem aklıma gelirdi Siyonizm deyince. İşte çocukların kanı çıkartılır böyle preslenir, o kanlarla ekmek yapılır yer Museviler bize öyle anlatılırdı çocukluğumuzda. Ben sonra o insanlarla konuştum buraya geldiler, gittiler falan bayağı dindar çok efendi kendi halinde halim insanlar, bayağı da zekiler. Böyle manyakça bir üslupları, kafaları olmadığını gördüm. Dengesiz olmadıklarını gördüm. Dolayısıyla Siyonizm diye bir şey yok, o anlamda yok. Ama o bölgede yaşama hakları olarak düşünüyorlarsa onların zaten kendilerini korumalarına gerek yok Allah korur. Kuran’da diyor Allah, “orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz” diyor. Allah dediği için onlar oraya geldi. İngiliz derin devleti de vesile olmuş oldu. İngiliz derin devleti orada devreye girdi. İlk defa bir hayırlı iş yaptılar, yani iyi olmuş o devleti kurdurmuş olmaları. Türkiye’den, Türklerden hakikaten nefret ediyorlar,  Avrupalılar gerçekten büyük bölümü nefret ediyor. Bunun sebebi Türklerin bir kere saldırgan olduğuna inanıyorlar bir, anlayışsız olduğuna inanıyorlar iki, sanat ve estetiğe karşı olduklarına inanıyorlar yani heykel, resim, müzik ve kadınlara aman vermeyen, kadınları öldürmek isteyen, aşağılamak isteyen, dövmek isteyen, kadın düşmanı bir topluluk gibi görüyorlar. Ve modernliğin karşısında olan bir ülke olarak görüyorlar hatta bakın son konuşmalara da bakın Putin’in konuşmalarına, başkalarının konuşmalarına, hepsinin konuşmalarına bakın, Suriye ve Irak’ın sorumlusu olarak Türkiye görüyorlar. “O karışıklığı onlar çıkarttı” diyorlar.  “Avrupa’daki bütün katliamları yapan onlar” diyorlar. “Ortadoğu’daki bütün kargaşanın kaynağı onlar” diyorlar. Hatta Filistin’deki bu ayaklanmaları falan da “Türkler yönlendiriyor” diyorlar.  Çok kötü bir imaj geliştirmişler. O yüzden bu insanları toptan yok olması gerekiyor diyorlar özetle. Bir kısmı daha insancıl düşünüyor diyorlar ki, “Hiç olmazsa Orta Asya’ya sürelim hepsini öldürmeyelim” diyorlar en hafifinden bu. Veyahut diyorlar “Anadolu’ya hapsedelim,” “Ankara, Konya işte Kırşehir Karaman bölgesinde küçük denize açılmayan, denize kapalı bir alan oluşturalım, bir kamp orda tutalım bunları” diyorlar. Bak üç ayrı bir görüş var biri bu, ikincisi Orta Asya’ya sürmek işte Kazakistan’ın steplerinden sürmek, üçüncüsü de “toptan imha edelim” diyorlar.  Ama asıl onun üstünde duruyor “imha en sağlamı” diyorlar ve akıl almaz bir nefret var ve gittikçe de bu geliştiriliyor. Şimdi bu nefrete karşı tedbir alınmıyor sonra çok geç kalınmış olur, istediğini anlat sonra, istediğini yap. Onun için Türkiye’nin bir an önce çok modern, çok kaliteli bir ülke olması lazım. Norveç’in, İsveç’in, Danimarka’nın köyleri kasabaları nasıl? Onlardan çok daha ileri, bir medeniyet düzeyine ulaşmamız gerekiyor. Bak diyorlar ki “Osmanlı’nın son dönemi gibi Türkiye” diyorlar.  Yıkılması mutlaka gerekli bir ülke olarak görüyorlar. PKK’yı da modern, aydın, kadın haklarını savunan, demokrasiyi savunan, özgürlüğü savunan, müzik, sanat, resimden anlayan en azından bu istidatta olan kaliteli bir topluluk olarak görüyorlar. Ayrıca “ırk olarak da üstün onlar” diyorlar. “Türk ırkı daha geri bir ırk” diyorlar. Şimdi bütün bunlar varken ve katliam hazırlığı açık açık görülüyorken -ki Rusya da işin içine girdi şu an- Türkiye’yi çok küçük bir ayak oyunuyla Rusya’yla savaş konumuna getirdiler adeta, çok küçük bir ayak oyunuyla. Ve Türki devletleri de bir anda karşımıza diktiler. Türkiye’ye provokasyon yapılması çocuk oyuncağı oluyor adeta. Çok kolay provoke edebiliyorlar. Onun için gelenekçilerin, Ortodoks insanların oylarını alacağız diye onların Türkiye’yi kökten yok edecek bir planı farkına varmadan alet olmalarına müsaade edilmemesi lazım. Akıl almaz bir tahribat oluşuyor şuan. AK Parti toplantılarına bakıyorum bütün kadınların başları kapalı. Hep yaşlı belirli bir görünümde hanımlar. Başörtü suç değil, yaşlı olmak da suç değil ama Türkiye böyle insanlardan oluşmuyor. Genç kızlar da gelsin değil mi? Dekolte hanımlarda olsun, aydın dışa dönük modern bir parti olduğu AK Parti’nin vurgulansın. Her yerden buram, buram gelenekçi Ortodoks sağ kendini hissettiriyor. Bak MHP’yi de mesela bu plan içerisinde değerlendiriyorlar. MHP’yi yıldırıyorlar ve iktidar olmasına kapıyı tamamen kapıyorlar. MHP’yi de becerebildikleri kadar, gelenekçi Ortodoks çizgiye çekmeye çalışıyorlar. Ama MHP tabii Atatürkçü çizgide direndiği için, o çizgiye çekemiyorlar MHP’yi. O yönden akılcı hareket ediyor MHP. Atatürkçü çizgide direnmese MHP’yi de rahatça Ortodoks gelenekçi çizgiye getirebilirlerdi Allah esirgesin.

Mesela Mısır’ı dediler ki Müslüman kardeşler bayağı kalabalık girin seçime Türkiye de destekledi, hükümet de destekledi, AK Parti destekledi yani Tayyip Hoca da destekledi, “girin seçime gürül gürül alın iktidarı mis gibi devam edin” dediler. Halbuki oyun oynadılar özel olarak. Erbakan Hoca’ya da oyun oynamışlardı o zamanlar. “Sen iktidar ol” dediler kasten yani sağın ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının ne olduğunu göstermek için yapıldı bu. Ordu dehşete kapıldı adeta ve darbe yapıldı. Şimdi Mursi’ye yapılan da aynısı önce hemen onu bir iktidar yaptılar, “bakın görün dediler iktidar nasıl oluyormuş?” gelenekçi Ortodoks iktidar. Halk “aboov” dedi, “aman aman aman Allah esirgesin” dediler, tak orada aşağı indirdi. Şu an Mehdiyet’in dışında, Mehdi (a.s)’nin dışında Mısır’da çizgiyi düzeltecek adam yok. Halkın yüzde ellisi gelenekçi Ortodoks sisteme karşı, yüzde ellisi de savunuyor bu çok tehlikeli bir denge. Ya birbirlerini kırıp geçirecekler -ki tamamen Mısır yok olur- ya sistem böyle gidecek.

“Hocam ben Mardin’de yaşıyorum. Mardin insanı çok neşeli, sevgi dolu, mütevazi insanlardır. Etrafımda çoluk çocuk sahibi teröre destek vermesi mümkün olmayan insanların bazılarının HDP’ye sempatiyle baktığını görüyorum. Buna şaşırıyorum gerçeği göremiyorlar mı acaba? Nasıl bir akıl tutulması içindeler anlamıyorum. Terör güçleri ise en çok kendileri zarar görür, bunu görmüyorlar mı?” Diyor. Sacide. Korkulur. Ya arkadaşı ya birisi PKK bağlantılı oluyor, eve HDP’nin parti bayrağını getiriyorlar “ya” diyor “şunu as eve iyi olur” diyor, adam korkudan indiremiyor. Korku daha çok. Mesela o bir sevimli belediye başkanı var, naif böyle ufak tefek eski belediye başkanı Osman Baydemir, o kibar bir delikanlı, çok temiz bir insan aslında o. Selahattin de aslında temiz bir çocuk ama heyula gibi PKK tepesinde. PKK’yı sen bir çeksen HDP nur gibi parti olur ama başında bela var. Bak zaten çocuk geçenlerde Baydemir bağıra bağıra söylüyor “evet çekiniyoruz” diyor “elimizde gücümüz olsa” diyor “biz karşı koyarız tabii” diyor biz terör ister miyiz?” diyor. “Çekiniyoruz, gücümüz yetmiyor” diyor “gücümüz yetse PKK’yı durdururuz” diyor “nasıl yapalım?” diyor.

Bak Chatham House’un yeni açıklaması, diyor ki “Türkiye’nin hali Osmanlı’nın son dönemi gibi. AKP hükümeti ile PKK’nın masaya oturması büyük fırsat” diyor ve başlıyor. “Türkiye rahatça bölünecek durumda” diyor “son hali.”

“Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir.” Barbar dedikleri işte gelenekçi Ortodoks sistemi kastediyorlar. Türkiye modern olsun, devlet bunu hayati bir konu olarak ele alsın. Bunda çekinecek bir şey yok. Oy akışımız durur demelerine gerek yok. Gelenekçi Ortodoks sağ zaten sağ parti olan AK Parti’ye mahkumdur. Mecburen verecek başka bir yer yok. Modern olması onu sarsmaz.

Münafıklarda hep Müslümanların aklının zayıf olduğuna dair sabit oturmuş bir inanç vardır. Ona samimi olarak inanırlar. Hakikaten zeki görür çünkü mesela pislik yapıyor adam farkına varmıyor, oyun oynuyor farkına varmıyor. O münafığa içinde bir ferahlık verir, güven hissi verir. Fakat münafık Allah tarafından izlendiğinin farkında değildir. Başkasının onu görmemesi onun için yeterlidir. Onun için münafıklığa karşı çözüm; bütün psikolojisinin, ruh halinin çok detaylı anlatılmasıdır. Şu ana kadar yapılan sathi anlatılmış çünkü münafık hiçbir zaman için yakalanmamış, rezil edilmemiş, tespit edilememiş. O yüzden tarih boyunca hep münafıklar kendilerine güven duymuşlar, hep kendilerine saygı duymuşlar. Diğer alçaklar da onlara saygı duymuş çünkü yakalattırmamış kendisini. Onu yakalamanın sanatını Müslüman öğrenecek. Bu yüzyılda olacak budur. Münafığa aman verdirmemek.  Kafasını ezerek, döverek, söverek değil tabii ama ahlaksızlığını ve alçaklığını bildiğimizi bilerek.

DAMLA PAMİR: Siz o kadar iyi anlatacağız ki insanlar gördüklerinde hemen tanıyacaklar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Münafıklara bak diyorlar ki Bakara Suresi 13’de. Münafıklara “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” yani normal Müslüman ol. Ahlaksızlık yapma, gizlilik yapma, gece yarıları böyle aşağılık, pislik şeytanlarla bağlantıya geçme, onların böyle pis karanlık ifadeleriyle hayatını idame ettirme. Çünkü münafıkların özel bir dili oluyor biliyorsunuz. Şimdi yazıyor ya şeye Müslümanların anlayamayacağını düşünüyor orada yani fark edemez. Ancak münafık münafığın dilinden anlar diye inançları var. Bu onlara müthiş bir güç veriyor kendi kafalarınca. Mesela münafık münafığa bir bakış atıyor birbirlerini anlıyorlar. “Kaş göz hareketleri” ayette diyor ya, Kuran ayetinde de var, “yüzünü ekşitti” diyor. Onların kendine has tavırları vardır, yüz ifadeleri de vardır, konuşma biçimleri de vardır. “Onları” diyor “bozuk konuşmalarından anlarsın” diyor ya ayette, işte bozuk konuşma bu. Böyle şiirsel fakat manyakça, psikopat olduğu o konuşmadan anlaşılıyor. O işte münafığın gıdasıdır, münafığın kendine güvenini o sağlıyor. Mümin anlamıyor ya mesela gizli gizli konuşuyor mümin görmüyor. Gizlice haber gönderiyor mümin görmüyor. Gizlice bir şiirimsi veyahut ona benzer düz yazı tarzında ama şifreli bir yazı oluyor mümin anlamıyor. O işte kendilerinin üstün olduğuna inanmalarına sebep oluyor. Bunun kırılması lazım, şifrelerin kırılması gerekiyor. Şifresini kırarsan gücü kalmaz.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Şifreli konuşmalarında Mevlana’nın şiirlerini de kullanıyorlar demiştiniz münafıklar için.

ADNAN OKTAR: En çok onu kullanırlar. Bazen Pir Sultan Abdal’ın ama alenen küfür kokan bir üslup içinde yaparlar. Pir Sultan Abdal adına yazılmış ama kim bilir kim yazdı, hangi münafık yazdı? Pir Sultan Abdal’ın haberi bile yoktur belki.  “Ancak münafıklar kavramıyorlar” diyor bak Cenab-ı Allah. “Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resulü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun Suresi, 8) Çünkü münafık Allah’tan daha akıllı olduğuna inanır. Hatta Allah hakkında yorum yapar münafıklar kendi aralarında konuşurlar, işte “cehennem niye olsun ki? Biz kediye, köpeğe bile kıyamıyoruz. Allah bizden daha merhametli olması lazım. Bizi niye cehenneme koysun ki? O kadar acayip bir öfke içinde olamaz ki Allah” diye haşa Allah’ı kendilerinden daha daha altta görürler -haşa-. Kendilerini çok üstte görür münafıklar. O şifreli konuşmaları Müslüman’ın anlayamadığını düşünerek kendilerine özgüveni acayip artar münafıkların.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde de Peygamberimiz (s.a.v.)’den bilgi almak için yanında duruyorlar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Şimdi Peygamber (s.a.v.)’in yanına geliyor ama Peygamber (s.a.v.)’i çok çok alelade bir insan olarak görüyor. Hatta üslup konuşmalarında diyorlar “senin Allah’ın” diyor “sana mı sadece çalışıyor?” diyor -haşa-. “Sana mı kadınları nimet olarak sunuyor senin Allah’ın?” Tam münafıkane bir izah bu. Kadın dediğin nedir? Allah’ın tecellisidir, Allah insan şeklinde tecelli ediyor. Cennette de var. Allah zaten sevgiyi istiyor ama münafığa göre bu Peygamber (s.a.v.)’in bir aczi. Onun için diyorlar ki “o azdı ve sapıttı” diyor münafıklar. Nefes aldırmadan bu kafadalar. Allah diyor ki; “o azmadı ve sapmadı.” Vahiyle cevap veriyor. O devirde Peygamber (s.a.v.)’e onlar haşa acıyarak bakıyorlar, çok üstün olduğu kanaatindeler. Mesela diyor ki “getirin” diyor “şu Muhammed’in Kuran’ını bir bakayım ben” diyor, adam uzun uzun inceliyor. “Tamamı uydurma” diyor -haşa-. Allah diyor ya “kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti” diyor “tekebbür etti” diyor “enaniyet yaptı. Bu insan yazması olan -haşa- uydurma bir eserdir, uydurma bir kitaptır dedi” diyor. Halbuki on dokuzla kodlanmış onu da görüyor, on dokuz harfiyle kodlanmış. Bunu gördüğü halde bunu söylüyor, o on dokuza takılıyor adam orada zaten. Ona şaşırıyor ama en sonunda enaniyetine yenik düşüyor “bu” diyor “uydurmadır” diyor.  Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok çektirmiş bu alçaklar, bayağı bela olmuşlar. Ama Müslümanlar şu an onu bilmiyor, çok az kişi biliyor. “Öyle üç-beş münafık vardı Peygamberimiz (s.a.v.) de onu vahiyle bilirdi, adamları darmadağın…” Öyle bir şey yok.  Hz. Osman (r.a)’ı demirle, inşaat demiriyle, kalın demirle döve döve şehit etmişlerdir. Akıl almaz azgınlar. Onun için hafife almak “münafıklar nerede ya?” diyor, zaten görünmez o. Kafir bir şey yapamaz, kafire kafa takmaya bir şey yok. Kafirle konuşabilirsin, kafir şeffaf adamdır. Ben kafirim diyor adam zaten söylüyor. Ateist de tamamen olayı bilimsel olarak alır. “Ben” diyor “ateistim, Allah’a inanmıyorum. Gerekçelerim de şunlar. Buna cevap verecek varsa” diyor “cevap verin ben yatışırım” diyor “benim böyle bir iddiam yok” diyor. Münafık böyle değil çok kahpedir münafık. O iblis gibi olmaktan zevk alır, şeytanlıktan. Çünkü gizlilik, Müslümanların onu görememesi onda şeytani bir şehvete sebep olur. Büyüklük hissi onu acayip azdırır. Mesela çaktırmadan telefonla veyahut bilgisayar, asrımızda öyle olabilir. Bir şeyler yazmak, bir şeylerle bağlantı kurmak onda azgın bir melanet ruhunu meydana getirir. Ve hiçbir şekilde de yüzü düzelmez o yüzden münafığın. Bilinçaltında o pisliği yaptığına inandığı için vicdanı hiçbir zaman için rahat etmez.

DAMLA PAMİR: Geceleri şeytanlık yaptıklarını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet “geceleri şeytanlık yaparlar” diyor Allah ayette.

Diyorlar ki münafık Abdullah bin Ubey’e “Senin hakkında pek şiddetli ayetler nazil oldu Resulullah (s.a.v.)’a git de senin için Allah’tan af dilesin” diyorlar. “Ya” diyor “benim iman etmemi emrettiniz” diyor “emrettiniz, iman ettim” diyor “malımın zekatını vermemi emrettiniz” diyor, bak Allah’ın emri demiyor “siz emrettiniz” diyor, yani din yok diyor -haşa-. “Bir diktatörlük var, siz de emrettiniz yaptım” diyor. “Malımın zekatını vermemi emrettiniz” verdim, “ya” diyor “Muhammed’e secde etmemden başka hiçbir şey kalmadı, ne istiyorsunuz siz benden?” diyor. Bak görüyor musun münafık ağzını? Çok kahpe ağzı vardır münafıkların. Özellikle sinirlendiğinde küfrünü iyice ortaya koyar. Münafığın en hassas olduğu dönem öfkelendiği dönemdir. Öfkelendiğinde Allah, din, iman, kitap hiçbir şey dinlemez. Ama öfkelenmediği anlarda yine Müslümanca konuşur ama münafığın öfkelenmesi an meselesidir. Çıkarıyla çatıştığında o şeytani kimliği hemen ortaya fırlar. Uhud Savaşı sırasında üç yüz münafık “biz geri dönmek istiyoruz” diyorlar. İslam ordusunun üçte biri. Toplam zaten dokuz yüz kişi, üç yüz kişi birden “biz” diyorlar “gelmeyelim.” Allah vermesin içte bir çatışma olsa, Resulullah (s.a.v.) dese ki münafıkların hepsini tepeleyin İslam ordusu yok olur. Acayip bir beladır münafıklar. Bu alçakları tabii organize eden kaç kişidir en fazla iki kişidir. Şeytanla bağlantı kurdukları için bunu yapıyorlar.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Müslümanlar zafer kazandığında “biz sizinle birlikte değil miydik?” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet. Abdullah ibni Ubey ibni Selül Cuma namazında bak münafığın özelliği. Hz. Peygamber (s.a.v.) hutbe okumak üzere ayağa kalkıyor, hutbe; Müslümanlara nasihat etmek üzere. Birden o yağcı yalaka ayağa kalkıyor, münafık “Ey insanlar işte Allah’ın Resulü aranızda, Allah onunla sizleri şereflendirdi ve yüceltti. Binaenaleyh ona yardım edin, destek olun, dinleyin, itaat edin” deyip oturuyor. Ama her toplantıda bunu söylüyor. Ancak Uhud gazvesinde Müslümanlarla birlikte yola çıkıyor, savaşın en zor anında üç yüz adamıyla Müslümanları terk ediyor. Bak konuşmaya bak, daha önce ne diyor? “Allah onunla sizi şereflendirdi, yüceltti. Binaenaleyh ona yardım edin, Resulullah’a yardım edin, destek olun, dinleyin ve itaat edin.” Her toplantıda bunu diyor. Niye? Dikkati çekmemek için. O onun perdesi işte. Buna da kanmamak lazım. Gerçek, şeytani yönünü yalnızken ortaya çıkarır münafık. Buna çok dikkat etmek lazım. Mümin de onu yalnızken tespiti mümkün olmuyor, o yüzden iblisliğini o devam ettiriyor da ettiriyor. Ama çağımızın teknolojisiyle tabii bu ortadan kalkacaktır Hz. Mehdi (a.s) devrinde. Hz. Mehdi (a.s) kulağının tüyüne kadar öğrenecektir. Bilmediği etmediği… onun için Allah’tan korkmayan Hz. Mehdi (a.s)’dan korkacaktır. Zamanı gelince bunu insanlar görecekler.

DAMLA PAMİR: Peygamber (s.a.v.)’le yalnız kalmak istediklerini anlatmıştınız, başka birinin olmasını istemezler şahit olmasın diye söylemiştiniz münafıklar için.

ADNAN OKTAR: Israrla münafıklar işte bu kalabalık güruh “Ya Resulullah seninle özel konuşmak istiyorum” diyor. Çünkü özel konuşuyor çıkıyor diyor ki, “Peygamber bana ne dedi biliyor musun?” Diye diyor. “Ben uykusuzluktan bitap oldum dedi” diyor haşa. “Yemek de yiyemiyorum. Savaşa da çıkıyorum ama hiç içimden gelmiyor dedi” diyor mesela. Al başına belayı. Demek ki Peygamber (s.a.v.) dememiş. Gizlice gidip münafıklara söylüyor. Onlar da etrafa yayıyorlar onu. Sır da vermiyorlar. Hepsi Peygamber (s.a.v.)’e kinleniyor. Şimdi buna ne yapılır? Israrla bunu yapmaya başlayınca Allah vahiy indiriyor. Diyor ki, “Sadaka versinler” diyor “Seninle özel konuşmak istediklerinde.” Sadaka da münafığın en rahatsız olduğu konu. Para verirse, eti kopar yani Müslüman’a para vermek çünkü kendini enayi gibi görüyor. Münafığın en çekindiği şey Müslüman’a hizmet etmektir. Faydası olmasıdır. Yani iki satır bile faydası olması bile çok ağırına gider. Zarar vermek ister. Onun için sürekli küfürle kontak halindedir, bağlantı halindedir.

DAMLA PAMİR: Allah ayette şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Size bir iyilik isabet ettiğinde tasalanırlar. Size bir kötülük isabet ettiğinde ise sevinirler.” diye Allah bildiriyor. Münafıklar mutlaka Müslümanlara bir iyilik dokunduğunda rahatsız oluyorlar bundan.

ADNAN OKTAR: Müslümanın sağlığı, sıhhati çok dokunur. Resulullah (s.a.v.)’ın şehit edilmiş olma ihtimali de var. Yani humma falan diyorlar ama ben Allahualem şehit ettiler gibi geliyor bana. Yani zehirlenme gibi görülüyor. Çünkü o kadar münafığın kaynadığı bir ortamda Peygamber (s.a.v.)’e karşı makul bir davranış içinde olmaları çok zor. Onun için o konuyu tabii ayrıca inceleyeceğiz. Bakacağım o konuya.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Münafıklar dilbaz olurlar” demiştiniz. Seri yalan söylüyorlar, çirkefleşebiliyorlar ayrıca Müslümanlar konusunda.

ADNAN OKTAR: Münafık yazar yani roman gibi yazar. Mesela Peygamber (s.a.v.)’in yanına geliyor. Konuşuyor çıkıyor. “Bana böyle dedi” diyor. Nasıl ispat edeceksin? “Özel konuşmak istiyorum” diyor. Var Resulullah (s.a.v.)’ın yanında “Ya çıkabilir mi sahabeler?” diyor. “Ben özel bir şey danışacağım” yanına da yanaşıyor. Çok da tehlikeli de bu. Yani münafık tam kulağının dibine geliyor yani Peygamber (s.a.v.)’in. Yani can güvenliği açısından da tehlikeli. Onun için Cenab-ı Allah sadaka, sadaka deyince araziye geçiyorlar. Bir daha gelmiyorlar. Yani münafıklar bir daha yanaşmıyor. Özel ne olabilir ya gizli sahabelerden, Osman (r.a)’dan, Ali (r.a)’den, Ebubekir (r.a)’den gizli ne olabilir yani? Sen gizlesen bile o gider söyler zaten.  Söyleyecek Resulullah (s.a.v.)’ın sahabesinden saklayacağı ne olabilir?

Biri bir şey dedi.

BÜLENT SEZGİN: Ayet söyleyecektim. “Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi, 1)

ADNAN OKTAR: Evet.

EBRU ALTAN: Birde siz yalan söylerler sonra da yakalandıkları zamanda sözlerini değiştirmek için yalnız konuşmak isterler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Hayır yalana bu sefer yalanı kurtarmak için yeni yalanlar söylüyor. Karşısındaki söylemediği halde yeni yeni Peygamberimiz (s.a.v.)’i acayip zor durumda bırakıyorlar. Baş edemiyor Peygamber (s.a.v.). Sayıları üç yüze çıkmış çakalların yani. Peygamberimiz (s.a.v.) Hayber’in fethinde bir kadın tarafından ikram edilen etle zehirleniyor. Bu zehirlenmeden sonra Peygamberimiz (s.a.v.) sağlık sorunları çok artıyor. Çok güçlü bir zehir veriyorlar. Kendisi de diyor ki dünya tatlısı dedem, “Bu zehirden mustarip oldum ve beni şah damarımdan vurdu.” diyor. Yani çok tahribat yapıyor vücudunda. Bu olaydan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) vücuduna sürekli kan aldırıyor. Bunun nedeni zehrin etkisini azaltmak yani kanından o zehrin atılması istiyor. Normalde tabii kanının tamamının yıkanması lazım şuanki teknoloji yok. Yoksa kan verilir kan bir yandan alınır. Kan tamamen yıkanabilirdi. O dönemde kanın akışkanlığını sağlayarak zehirden kurtulmak için uygulanan bir yöntem o. Yani vücut sürekli kan ürettiği için o hastalığı azaltacağını düşünüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bu olaydan sonra pek sağlığı düzelmiyor. O yüzden zaten o yönüyle de şehit. Çünkü zehrin etkisiyle vefat etmiş oluyor. Üç buçuk yıl sonra vefat ediyor zehirden. Kardeşim etrafında koruma yeterli değil. Ben sonra anladım olayı. Bir acayip. Kardeşim yemek geldiğinde önce sen ye. Niye doğrudan Peygamber (s.a.v.)’e veriyorsun. Değil mi? Peygamber (s.a.v.)’in yemek yemesi çok hayati bir şey. Yersin hatta bekle iki saat kadar yani vücuduna nasıl etki ediyor bakarsın. Ondan sonra Peygamber (s.a.v.)’e ikram edersin. Zaten bu sistemin olduğunu bilirse adam yemeğe zehir niye koysun? İllaki belli olacak. Birde önüne gelen girip çıkıyor eve. Onun için “izin almadan gelmeyin” diyor Allah ayette. Pencereden girmeye kalkan var. Pencereden girmeyin kapıdan. Çok zor ya Peygamberimiz (s.a.v.)’i zor Allah korudu yani.

BÜLENT SEZGİN: “Kalkın dediğinde kalkın” diyor ayette.

ADNAN OKTAR: Evet.

DAMLA PAMİR: Adnan Bey diz geçen gün anlatmıştınız. “Münafıklar kendilerine karşı çok özenli titiz olurlar ama peygambere karşı aynı özeni göstermezler” diye.

ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v.) mesela uyuyor. Böğürme tarzında “Muhammed” diye bağırıyor haşa. “Birbirinize hitabınız gibi olmasın” diyor sahabeler birbirlerini uyarıyorlar. Sonra ayet iniyor. “Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın. Sesinizi yükseltmeyin. İzin almadan girmeyin. Girdiğinizde hemen çıkın.” Çünkü beklemesinin neden Peygamber (s.a.v.) bir şey konuşacak dedikodu yapmak için bekliyor. Konu arıyor yani malzeme arıyor. Diyecek ki Muhammed bunu dedi. Ondan sonra zaten mahalle hanımı gibi bazı dedikoducu mahalle hanımları var ya. Ya üç yüz kişi düşünün kısa sürede örgütlenmişler. Üç yüz ne demek? Dokuz yüz kişinin içinde üç yüz yani muazzam bir sayı.

Münafıklar çok şamatacı Peygamberimiz (s.a.v.) öğlenleri o keylüle deniliyor herhalde, öğlen uykusuna yatıyor çünkü gece uyanık onun için biraz dinlenmek istiyor. Hayvan gibi gürültü çıkartıyorlar münafıklar uyumasın diye Peygamber (s.a.v.). Tangır tungur alıyor bir şey götürüyor, getiriyor. Getireceğinden de değil. Sırf hayvanlık olsun, ahlaksızlık olsun. Peygamber (s.a.v.)’i uyutmayacak ki bitap düşsün kendince. Cenab-ı Allah diyor ki, “Sırtın yataktan uzak olsun” diyor ayette. “Az bir uykuyla seni yetinir hala getireceğim.” diyor Allah. Az bir uykuyla. Münafıklar eşek gibi uyuyorlar. Pislik işkembeye dönüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) çok az uyuyordu. Bebek gibiydi eli yüzü. Çok çok güzeldi. Allah oyunlarını başlarına geçirdi. Allah’ın gücünü hesap etmiyorlar. İşte sokaktan bağırmalar, “Ey Muhammed” falan ya sen babanın oğluna mı bağırıyorsun haşa? Terbiyesiz herif. Öyle mi konuşulur peygamberle? Rahatsız etmek amacı ahlaksızlık. İstese ayağının ucuna basarak gider sessiz sedasız yapar. Sırf pislik olsun, gücünü kaybetsin. Yani Müslümanları rahatsız etmek. Mesela bak, kine bak Peygamber (s.a.v.)’e zehirli et veriyorlar, zehirli yiyecek. Canım benim o da boş bulundu herhalde aslında işte orada çok büyük hata olmuş. Koruma hatası olmuş.

MERVE TEZEL: Adnan Bey siz münafıkların bilgili olduklarını söylemiştiniz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisinde “benim ümmetimdeki münafıkların çoğunluğu okuyanlar oluşturacaktır” diye bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: İşte oradan züppeleşiyor. O etrafına toplanma nedenleri de o. Diyorlar ya Peygamberin genel kültürü ne kadar diyor? Ne biliyor diyor? Hakikaten bir şey bilmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çünkü ümmi. “Ben ümmi değilim Farsça bilirim, Arapça bilirim, Süryanice bilirim, İbranice bilirim. Bütün dilleri bilirim” diyor. “Tevrat’ı baştan sona okudum, İncil’i okudum. Bütün şiirleri, şairleri herkesi bilirim” diyor. Bu insan cahil diyor Peygamber (s.a.v.)’e. Siz bana uyun diyor o Kitap da uydurma diyor haşa. O yüzden etrafına acayip adam topluyor. Acayip bilgiç oluyorlar. O gizli konuşmaları da kendilerine müthiş güven sağlıyor Peygamber (s.a.v.)’e karşı. Çünkü hepsi vahiyle bildirilmiyor Peygamber (s.a.v.)’e çok önemli olanlar bildiriliyor. Vahiyle bildirildiğinde o da zannediyor ki işte kulaktır istihbaratla duyduğunu vahiy gibi söyledi zannediyorlar. O yüzden azgınlıkları artıyor yoksa Cebrail (a.s)’in söylediğine inansa onlar ödleri kopar bir daha asla yapmaz. Tabii Cebrail (a.s)’in söylediğini bilse adam yapabilir mi? Dehşete kapılır. O özel istihbaratıyla elde ettiğini vahiy gibi anlattığına inanıyorlar. Yahut bir münafığın gidip Peygamber (s.a.v.)’e haber verdiğini, o da para karşılığı o istihbaratı aldığını ve dolayısıyla bana vahiy geldi diyerek halka böyle bir üslupla yanaştığını düşünüyorlar. Onun için kinleri daha da artıyor. İstihbarat sonucu elde ettiğine inanıyorlar. Yoksa vahiyle geldiğine inansa, hanımlarında falan da bir acayip üslup var. Baksana soruyorlar “sana kim söyledi?” diyor. “Allah söyledi” diyor. Ama bak buna inanmayanlar da oldu. Allah söyledi diyor ama yok diyor o istihbaratı kim bilir kim söyledi diyor. Çok zor şartlarda yaşadı benim dedem. Tabii münafığa o devirde nasıl davranılır? Davranılacak şekil belliydi ama tabii Hz. Osman (r.a) kıyamadı. Aman aman sakın Müslüman. Tavanda bekliyor adamlar ellerinde demir ve halifelikten çekileceksin diyorlar başkanlıktan çekileceksin. Ümmetin seçimiyle gelmiş halifelik verilmiş bir insan. Peygamberimiz (s.a.v.) de övmüş halife de olacaksın diyor. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) “halifeliğin kısa sürecek senin” diyor. Birde Hz. Osman (r.a) herhalde onun da oluşmasını beklemiş olabilir bir anlamı bilmiyorum da Allah vermesin. Tabii çok yanlış bir düşün de ama. Neyse odur artık kaderde olacak gibi. Halbuki öyle olmaması lazımdı oradan aşağı indireceklerdi münafıkları. O demir sopalarıyla beraber hapsedeceklerdi onları.

BÜLENT SEZGİN: Samiri de çok züppe konuşuyor.

ADNAN OKTAR: Çok züppe o devrin azılı züppesi o da çok kültürlü. Mısır dilini biliyor her şeyi biliyor. Mısır kültürünü ezbere biliyor mesela heykel sanatını, Mısır yemeklerini her şeyini su gibi ezberden biliyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Ama bu bilgiyi İslam adına hiç kullanmak istemezler demiştiniz. Kültürüne rağmen.

ADNAN OKTAR: Nefret ediyor İslam’dan. Zaten diyor bak elçinin izinden bir kısmını aldım diyor. Yani Tevrat’ın hükümlerinden bir kısmını çıkarttım hepsini çıkartmadım diyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Hz. Musa (a.s)’ya da “onunda ilahı bu, o unuttu” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak sırf hakaret olsun diye söylüyor bunu. Unutkanlıkla itham ediyor. Hz. Musa (a.s)’da zaman zaman unutkanlık oluyor onu onun aleyhine kullanıyor. Sırf ahlaksızlık olsun diye. Hem dilinde tutulma oluyor heyecanlandığında hem de o kasılmadan kaynaklanan, benim kanaatim herhalde damar kasılmasından oluyor. Damar kasılmasında unutkanlık da olur. Kuran’da sık sık görüyoruz Hz. Musa (a.s)’da.  “Unuttum” diyor. Hızır (a.s)’la konuşmasında da öyle dikkat ederseniz hep unuttum diyor. “Unuttuğumdan dolayı beni kınama” diyor. İşte “unuttuğunda Allah’ı an” diyor Allah ayette de. Çünkü özel meydana gelen bir durum. Alay ediyor ununla ahmak “o unuttu” diyor. Onlar da tabii hakır hakır gülüyorlar orada. Çünkü sık rastladıkları bir şey olduğu için. Birde o dilinin tutukluğunu da onu aleyhine kullanmaya çalışıyorlar. Halbuki Allah’ın yardımı onun üstüne. Hz. Musa (a.s) savaşta küfürle müşrikler Müslümanlar saldırıya geçiyor Musevi müminler atağa geçiyorlar Hz. Musa (a.s) orada yüksek bir tepede, kayalık bir yerde onları oturarak seyrediyor. Ordu yenilmeye başlayınca Müslüman ordusu o asasını kaldırıyor böyle ayağa kaldırıyor darmaduman ediyorlar Museviler. Sonra yine oturduğunda karşı taraf yine atağa geçiyor yine yenilmeye başlıyorlar. Yine Hz. Musa (a.s) bu sefer hiç indirmeden asasını sürekli kaldırıyor ondan sonra dümdüz ediyorlar bitiyor. Hz. Musa (a.s) tabii çok çekmiştir kavminden. Onun için ayette “Hz. Musa’yı incitenler gibi olmayın” diyor ya. Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok incitti münafıklar, çok yordular. Ama o da işte makam-ı Mahmut’a çıktı. Cennetteki en yüksek makam. Makam-ı Mahmud, Ahmedi, Mahmudu Muhammed, Mustafa. Biliyorsunuz Peygamberimiz (s.a.v.).

CEYLAN ÖZBUDAK: O dönemde Samiri’ye uyan diğer Museviler düzelmiş mi oluyorlar?

ADNAN OKTAR: Yine pek adam olmuyorlar ama öylesine gidiyorlar yani orta yollu. Zaten Kuran onları övmüyor hiç. Yani Eslemeler tam mümin olmuyorlar  ama itaatliler de söz dinliyorlar yine. Söz dinlemelerinin nedeni Hz. Musa (a.s)’nın iki metreden daha uzun olması. Kolları akıl almaz kalın çok çok kalın. Sırf adale böyle, omuzları çok geniş. “Kara yağız bir delikanlıydı” diyor. Yani esmer çok uzun sakallı göğsüne kadar iniyordu, çok çok heybetli Hz. Musa (a.s) saçları da öyle acayip gür. Korkuyor adamlar tabii ona göre ufak tefekler birde adam öldürdüğünü bildikleri için daha önce bir vuruşta adam öldürüyor hiç kimse ferdi olarak saldırıya geçmeyi düşünemiyor. Çünkü önce birinin önden gelmesi gerekir saldırı olması için ilk saldıran telef olacağını düşünüyor. Öyle olunca enayi konumuna düşeceğini düşünerek hiç kimse yanaşmıyor yoksa nefret ediyorlar, bayağı öfkeliler. Senin yüzünden biz buraya geldik, senden önce de sürünüyorduk, şu anda da sürünüyoruz diyorlar. Bizi bırak yeniden dönelim diyorlar. Her yer orası, dönmek istedikleri yer yüzlerce altın boğa heykeliyle dolu pırıl pırıl yirmi dört ayar altın. Bütün Mısır caddelerinde altın boğa heykelleri var. Eriyorlar onları görünce böyle manyak gibi altına olan meraktan oluyor aslında o.  Bakıyor bakıyor elini sürüyor yine bakıyor, rüzgar vurdukça o da ses çıkarıyor aklını atıyor onu öyle görünce bir manyaklık çeşidi yani. Firavun’un sarayına giden yolun iki tarafı da yine öyle som altından boğa heykelleriyle dolu. Akşama kadar elleri sırtında onları seyrediyorlar. Hani zenginin malı züğürdün çenesini yorar derler ya. Diyorlar ki çöllerde sürünmemizin nedeni “Mısır’ın büyük tanrısını kızdırdık” diyorlar. Bak deliliğe bak. “Şimdi tekrar Mısır’ın tanrısına dönüyoruz dolayısıyla kendimizi affettireceğiz eskisi gibi olur” diyorlar. Altından heykel yapmalarının nedeni de o Mısır’ın tanrısıyla eğer aramızı düzeltirsek diyorlar sarımsak, acur, mercimek, bakla hepsini buluruz diyorlar yeniden. Ama çölde tabii öyle bir imkan olmadığı için Hz. Musa (a.s) neyin peşinde onlar neyin peşinde? Kafileler halinde Mısır’a yeniden geri dönüyorlar. O aşağılayıcı şartlar içinde çalışmayı kabul ediyorlar biliyorsunuz yüzlerce ton o kayalar onları taşıyorlar akşamları da işte işleri bitince mercimek, acur, mesela mercimek köftesi yapıyorlar. Bakladan ezme yapılıyor ne deniliyor bakla ezmesine humus o zaman da meşhur humus. Fava evet fava yapıyorlar meşhur yiyecekleri var yani çok fazla.

Resulullah (s.a.v.) peygamberlerle biliyorsunuz görüştü “Bir şahısla karşılaştım, baktım ki Şenova kabilesi erkekleri gibi kara yağız diyor uzun boylu, balık etli adaleli bir kişiydi” diyor yapılı. O Şenova kabilesi zaten çok çok iri felaket iri derecede. Hz. Musa (a.s)’nın kavmi diyor ki “Firavun bizi bolluk içinde yaşatıyordu önümüze her türden yiyeceği koyuyordu. Köleydik ama bolluk içindeydik şimdi özgür olduk ama tek çeşit yemeğe talim ediyoruz” diyorlar. Halbuki Firavun onlara bal, süt, zeytin vermiyor yasak. Bal yasak, süt yasak, zeytin yasak, balık çeşitleri yasak. Onlara serbest bıraktığı yeşillik, soğan, sarımsak, mercimek, nohut gibi yiyecekler. Yani yiyeceklerin büyük bölümü onlara yasak yedirttirmiyor. Saray ehli yiyebilir, biz yiyebiliriz bunları diyorlar. Özellikle kaliteli balık cinsleri sakın diyorlar ödleri kopuyor kimse yiyemiyor yani. “Ey iman edenler” diyor Cenab-ı Allah Ahzap Suresi, 69 “Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın ki sonunda Allah onu demekte olduklarından temize çıkardı. O Allah katında vecihti.” Allah katında temizdi. Fava evet fava denen yiyecek.

BÜLENT SEZGİN: Geri dönenleri de Hz. Musa (a.s)’yı küfrettikleri zaman Firavun kabul ediyor ülkeye girmelerini demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Musa (a.s)’yı terk edenler Mısır’a dönenler Hz. Musa (a.s) hakkında yanlış, kötü konuştuklarında ancak Firavun kabul ediyor oradan yaşamalarını. O yüzden.

ADNAN OKTAR: Evet kendi putuna tapıldığında kabul ediyor.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz anlatmıştınız Firavun’un Hanımı da her türlü nimet içindeyken o da Hz. Musa (a.s)’nın yanında olmayı seçiyor iman ediyor.

ADNAN OKTAR: Canım benim değerli annem benim Allah diyor cennette sadece bir oda versin bana yeter diyor. Firavun’un sarayında zibil gibi bolluk var ve kaçıyor buna rağmen canım benim. O denizi geçiyor karşı tarafa geçiyor ama peşinden yetişiyorlar onun, orada şehit ettiler çölde. Tek başına kaçtı. Büyük bir yiğitlik maşaAllah.

“Peygamberimiz (s.a.v.)’i zehirleme işini meşhur Yahudi Selam Bin Mişkem’in karısı Zeynep üzerine aldı plan gereği bu kadın bir koyun eti kızarttı. Ve her tarafını güçlü bir zehirle zehirledi.” Güçlü zehri etin her tarafına sürüyor. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayvanın kol ve kürek etini daha çok sevdiğini öğrendiği için o kısımlara daha çok zehir sürdü. Kızartılmış kebap edilmiş zehirli koyunu alıp getirdi ey Ebul Kasım bunu sana hediye ediyorum diye Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in önüne koydu.” Bak üslup da çok münasebetsiz. “Resulü Ekrem” tabii kırmak istemiyor “etin sevdiği kürek kısmından bir lokma aldı fakat yutmadan sahabelere ellerinizi çekin dedi” hemen. Ağzına aldığında zehri. “Bu et zehirli” diyor hemen anlıyor “Herkes elini çekti sadece Bişr İbn-il Berâ Hazretleri ağzına aldığı lokmayı yutmuş.” O zehirlenerek şehit oluyor. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu plana alet olan kadını huzura çağırdı. Tabii ağzına aldığında dilaltından bütün vücuda dağılıyor zehir. Ağzına almış olsa da mesela yılan zehrinde de öyle Allah esirgesin. Ağzına zehir almasıyla o dilin alt kısmında çok ince damarlar var oradan kana karışıyor. “Kadını yanına çağırıyor kadın suçunu itiraf ediyor. Niye bunu yaptın?” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “bunu neden yaptın sorusuna şu cevabı veriyor “babam, amcam, kocam ve kardeşlerim hepsi savaşta öldüler intikam için yaptım” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in diş etlerine de etki ediyor zehir, diş etlerinde kızarma ve şişme meydana geliyor. Diyor ki Enes “ben bunu zehirlenmenin alametlerini Resulullah (s.a.v.)’ın diş etlerinde görüp bilmeye başladım.” Çok güçlü bir zehir sürülüyor oradan kana geçtiği anlaşılıyor dişlerinden ve genel ağız mukozasından. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) buna rağmen bu kadını affediyor. Bir şey yapmayın diyor. Normalde belli cezası. Onun için küfür uyumaz çok dikkatli olmak lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz sevdiğiniz ve desteklediğiniz tek bir ülke söyleyin demiştiniz tek bir tane söyleyemediler. Birçok kişi.

ADNAN OKTAR: Bak dedim bir ülke sevdiğinizi söyleyin bana yazın. Mesela Suriye’yi seviyorum diyemiyor. İran’ı seviyorum diyemiyor ağrına gitti yazamadılar. Yalan dahi söyleyemiyor yalanı bile canını yakıyor. İstemeye istemeye söyle. Alışırsın sevmediğin halde seviyorum de. Onu bile yapamadılar.

Amerika IŞİD’den bayağı memnundu. Bir şey demiyordu IŞİD’e. IŞİD ne zaman PKK’ya saldırdı, o zaman cinnet geçirdi Avrupa ve Amerika. Yani onu yok edecek diye ödü koptu. Dehşete kapıldı, yani dünya derin devleti dehşete kapıldı. Tek sorun o. Yani IŞİD’in tek suçu PKK’ya saldırmaktır. Başka bir suçu yok onların gözünde. Yoksa oraya bölgeye hâkim olmasını ister onlar. Yani onların istediği bir şey o. Orayı istediği gibi kontrol altına almış oluyor. Sakin bir Irak, sakin bir Suriye. O ona karışmaz. IŞİD’i tehlikeli görmelerinin tek nedeni PKK’yı ezmesidir. Başka bir konu yok.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Mevlüt Çavuşoğlu PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmemesine ilişkin soru üzerine şu cevabı verdi Amerika’nın PYD’yi terör örgütü olarak kabul etmemesine ilişkin. “Şimdi DAEŞ kötü çünkü radikal ama PYD, PKK daha iyi çünkü Marksist, Leninist. Yani onlara göre seküler. Böyle bir anlayış olur mu? O da terör örgütü, bu da terör örgütü. Birisi daha iyi diyemezsiniz. Avrupa’da bazı sol partiler PKK ile aynı ideolojiyi paylaştığı için onu terör örgütü listesinden çıkarmaya çalışıyor. Böyle terörle mücadele olur mu? Bana dokunmayan terör örgütü bin yaşasın anlayışı var. PYD’nin şimdi bana zararı yok, o iyidir, işbirliği yapabiliriz onunla. Ama yarın o yılan gelir sizi de sokar. Terör örgütüne destek veren birçok ülke o terör örgütleri tarafından vurulmuştur.”

ADNAN OKTAR: İyi, faydamız olduysa ne mutlu bize. Daha önce can ciğer kuzu sarması bir üslup vardı bazı kişilerde. Şu an değişmiş. Yani “PYD, siz ne konuşuyorsunuz?” diyor Bakan. “PYD legal bir parti. Sıcacık, sevgi dolu.” Neredeyse yani üslup buna gidiyordu. “Legal bir parti. Terör örgütüyle ne alakası var?” diyor. “Biraz bilginizi artırın” diyordu. “YPG; YPG PKK’nın bir numaralı düşmanı” diyor. “Olur mu öyle şey?” diyor. Allah Allah. Yani “PKK, PKK’nın düşmanı” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İsrail’le Türkiye arasındaki ilişkilerinin düzeltilmesi kapsamında Amerikalı Yahudi cemaatinin önemli isimleri Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile görüştü. Toplantıya katılanlardan Malcolm Hoenlein, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun yakın arkadaşı olarak biliniyor. Ziyaretçiler arasında, ünlü "Yahudi lobisi" Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi de yer aldı. Toplantıdan fotoğraflar da var.

ADNAN OKTAR: Artık Tayyip Hocam’a demediklerini bırakmazlar herhalde. Biz Tayyip Hocam’ın yanındayız EvvelAllah hiçbir şey yapamazlar.

BÜLENT SEZGİN: Ortadaki Beyefendi Malcolm Hoenlein, Netanyahu’nun yakın arkadaşı olarak biliniyor.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam doğru yolda. Aylardan beri söylüyoruz. “İsrail’le arayı düzeltelim” diye. Bir süre evvel her halde bunun ışığını aldı Tayyip Hocam. Görüşmeler demek ki faydalı olmuş. Bizim İsrail’deki görüşmelerimiz, Hahamların buraya gelmesi… Yine gelecek olanlar var. Bu ziyaretçiler bunlar iyi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz iki ülkede de çok olumlu bir kamuoyu oluşturdunuz. Allah sizi vesile etti.

ADNAN OKTAR: Tabii zemin oluşmadan bu olmaz. Birden pat diye “Selamun Aleyküm, ben geldim.” Olmaz.

Ünsal Aydoğmuş, “Kardeşimiz sizi bu akşam ilk defa ricamız üzerine izledi. Bundan sonra yeni bir izleyicimiz daha oldu” diyor. Evet, birbirlerine tanıtmak çok önemli. Yani mesela benim farz edelim amcamın oğlu. Gittiğimde derim “aç şu A9’u.” “Yok” derse, gider kanalı ayarlarım. Kanal ayarlamayı öğrensinler kardeşlerimiz. Yani A9 nasıl gösterilir uyduda? İnternetten nasıl gösterileceğini de göstermeleri lazım. Hatta birkaç defa açıp kapayarak, kendisine de bunu göstererek. Uydudan da nasıl açıp kapanacağını kendine göstererek A9’u göstermek, tanıtmak, anlatmak lazım başında durarak. O zaman çok iyi olur.

“Adnan Bey, evrim karşıtı çalışmalarınızla dikkatimi çektiniz. Eserlerinizi okurken size hayran kalmışımdır” Murat Mertoğlu. Allah razı olsun.

Mesela o kadının Peygamberimiz (s.a.v.)’in ne tür bir etten hoşlandığını bilmesi de öyle kolay bir şey değil. Onu münafıklar haber vermişler kadına, yani iş birliği yapmışlar. “O” demişlerdir, “kol kısmını seviyor. Haberin olsun.” Yeme şeklini de öğrenmişlerdir. Mesela nasıl ısırıyor, nasıl yiyor. Çünkü ilk Resulullah (s.a.v.)’e yediriyorlar ahlaken ve edeben öyle olması gerekiyor. Hâlbuki çok yanlış. Önce kendileri yemesi lazım sonra Resulullah (s.a.v.)’e yedirmeleri lazım. Bir adettir önce büyükler en değerli olanın yemeğe başlaması istenir. O yemek yemeye başlamadan başkaları yemez. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’in güvenliği açısından tam tersinin yapılması lazım. Hatta iki saat öncesinden, iki buçuk, üç saat öncesinden yemesi lazım. Kişinin kanına da geçsin, eğer zehirlenme alameti varsa görülmesi açısından. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in basiretinin yüksekliği daha ağzına alır almaz “hemen bırakın” diyor. “Bu et zehirli” diyor. Herhalde yılan zehri koydular ki çok şiddetliymiş etkisi, sahabe yer yemez ölüyor. Yani tek lokmadan ölüyor. Güçlü bir yılan zehri koymuşlar. O dudaklarında dişinde falan da ciddi kızarma yapmış. Reaksiyon meydana getirmiş. Ağzı içinde de tabii çok şiddetli reaksiyon meydana getirmiştir. “Damarlarımda hissediyorum” demiş Peygamberimiz (s.a.v.). Altmış üç yaş normalde genç bir yaş. Tabii o bölge için uzun bir yaş sayılır ama yine de genç. Ama hayırlısı olmuş. Cenab-ı Allah tabii hayırlı olanı söylüyor. Cebrail (a.s) zaten son kere geliyor. Mukabele yapıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e defalarca mukabele yaptırıyor. Kuran’ı ezberden okutturuyor. Diz dize oturuyorlar biliyorsunuz mukabelede, Peygamberimiz (s.a.v.)’le Cebrail (a.s). Yani dizleri birbirine karşı gelecek şekilde oturuyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) tekrar ediyor, o doğru diyor, Cebrail (a.s). Hep öyle mukabelede. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor; “İstersen götürelim, istersen bir süre daha kal” diyor. Ama bir anlamı yok tabii Peygamberimiz (s.a.v.)’in kalmasının. Peygamberimiz (s.a.v.) gidelim diyor. MaşaAllah. Çünkü Allah onu özlemiş, o Allah’ı özlemiş. Dünyada bir şey yok. Zor bir ortam. Allah’tan davet varsa, bitti. Cenab-ı Allah muhayyer bırakıyor. Cebrail (a.s) kanalıyla söylüyor. İsterse bir süre daha kalsın diyor. Varsa bir eksik, düzelteceği bir şeyler varsa bir süre daha kalabilir. Ama gelmesini istiyorum diyor Cenab-ı Allah. Peygamberimiz (s.a.v.) de gidelim diyor. Zaten ölüm anını bilmesi çok büyük harika. Elini yukarı kaldırıyor. Refik-i Ala’ya diyor. O kadar. O anda canı alınıyor. Ama zehirden olduysa şehit olmuş olur Peygamberimiz (s.a.v.); ki öyle gibi görünüyor. Yani zehrin etkisi uzun da sürse fark etmez. O bir saldırı çünkü.

Tolga Ulusoy; “Bu zamana kadar senden haz etmiyordum. Ama bu gece PKK için konuşmalarını ve diğer konuşmalarını dinleyince ve fragmanı da izleyince sana karşı bende bir sempati oluştu” diyor. Tolga Ulusoy. Ne mutlu. Tolga kardeş de ihvandan, maşaAllah.

Efkan Abasov; “Merhaba Hocam ben Efkan. İyi yayınlar. Sizi çok seviyorum. Nahcivan’dan yazıyorum.”

Ümit Onur; “Merhaba. İyi çalışmalar. Örnek alıyorum sizleri. Mesajımı okursanız mutlu olurum. Gece bekçiliği yapıyorum. Sizi uzun yıllardır seyrediyorum. Başarılar” diyor.

Enver Aslan; “Şu an sizi Uşak’ın bir köyünden izliyorum.”

“Sayın Hocam yaşam nasıl başladı? Sergen.” Ortalık bomboştu. Irmaklar, nehirler, her şey vardı. Yeşillik de vardı. Yani bitkiler vardı. Ağaçlar, bitkiler vardı. İlk önce onlar vardı. Birden canlılar oluştu. Uzay filmlerinde oluyor ya böyle, aniden. Birden oluştular. Bu kadar. Ve bu oluşma halen de devam ediyor. Halen de var. Yeni yeni canlılar buluyorlar. İlk defa gördük diyorlar. Yani görülmemesi mümkün değil. Dünyanın her tarafı didik didik ediliyor. Ani yaratılan yeni canlılar onlar. Hala bu mucize devam ediyor. Görüyorsunuz yani. Sincapla kurt arası bir şey, garip bir hayvan. Habire bulunuyor. Çünkü bunun anası, babası, atası da orada olması gerekir. Ve geniş çapta bunlar sürü halinde olması lazım. Öyle bir şey yok. Çok az sayıda ve varlar. Ani yaratıldığı anlaşılıyor. Adem (a.s)’da da Cenab-ı Allah, iki elimle diyor bak iki elimle yaptım diyor. Heykel yaptım diyor, seramik heykel. Seramikten yani böyle kilden heykel yaptım diyor. Aynısını Allah Hz. İsa (a.s)’a diyor. Kuş yap diyor kilden, Ben ona ruh vereceğim diyor. Üfürdüğünde uçup gidiyor. Üfürüyor. Koyuyor otların arasına. Geri çekiliyor. Pır, uçup gidiyor. Mesela Hz. Musa (a.s)’ın asası bildiğin asa, tahta. At diyor. Saniyenin onda biri kadar bile sürmüyor. Anında yılan oluyor. Yaratılış aynı bu şekildedir. Yılanın oluşma şeklini özel olarak göstermiştir Allah. Canlılığın nasıl olduğunu, canlılığın nasıl meydana geldiğini gösteriyor Allah. Mesela oradaki bir taşı Allah bir anda öküze çevirebilir. Veyahut tamamen boşluktan yapar. Bir şeye ihtiyaç yok. Ama hoşlarına gitsin diye meleklerin kilden Allah mükemmel insan yapıyor. Seramik mükemmel, ateşte pişmiş seramikten. Duruyor böyle. Cenab-ı Allah kum diyor. Ayağa kalkıyor. Bu kadar. Normal yürüyor yani. Kaşı gözü hareket ediyor, etrafına bakınıyor. Şaşırıyor. Allah, şimdi sana eşyanın ismini öğreteceğim diyor. Mesela, bu kapı diyor. Kapı diyor. Bu bardak diyor. Tekrar ediyor, bardak. Her kelimeyi teker teker öğretiyor Allah. Mesela oturduğu yer, koltuk diyor. Koltuk diye tekrar ediyor. Ben öğrettim diyor Allah, dili öğrettim ona diyor, konuşmayı. Teker teker Adem (a.s)’a ilk defa öğretiyor. Böyledir Adem (a.s)’ın yaratılışı. Adamlar mutasyonla, bilmem neyle oldu diyor. Göster bana diyorum. Yok diyor. Cinler kaçırdı diyor. Bana bırak tıraşı. Öyle mutasyonla olmuş olsa abuk sabuk, eğik bükük, milyarlarca ara fosil olması lazım. Çünkü o milyarlarcanın içinde işe yarayan yüzde bir olması gerekir, binde bir. Yani zarar vermeyecek gibi olan. Binde bir olması lazım. Nerede öbürleri? Şeytan aldı kaçırdı, satamadan getirdi. Hadi bana müsaade. Böyle ifade olmaz. Yoksa ani yaratılmıştır. Bu kadar.

“Ya Resulullah bu rahatsızlık görülmüş bir şey değil. Bu neden olmuş olabilir?” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) hasta yatağında işte vefatından çok az önce; “Ben bu hastalığımın Hayber’de yemiş olduğum zehirli koyun kebabından ileri geldiğini sanıyorum” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii vahiyle bildirilmiyor. Ama Allahualem o. Dolayısıyla şehit olmuş oluyor tabii. Mesela sahabelerin gereksiz o şeyi. Mesela diyor ki; “Ya Resulullah humman ne kadar şiddetlidir” diyorlar. Ateşini hissediyorlar. Hastaya böyle söylenir mi? Onlara da açıklama yapmak durumunda kalıyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bize iptila böyle ağırlaştırılır” diyor. “Peygamberler de daha zorlu olur” diyor. “Ecrimiz kat kat verilir” diyor. Sevap alması için. Bu denecek söz mü? Hasta görüyor. Rengin benzin solmuş. Ne oldu sana böyle? Hastaya böyle denir mi? İyi gördüm seni, toparlamışsın dersin. Çok acayip. Hasta ziyareti diye bir şey bilmiyorlar. Sana ne oldu böyle diyor. Elinin körü oldu sana. Ne demek yani? Hastaya böyle denir mi? Hakaret eder gibi bir laf. Sağlıklı olmuşsun, iyi olmuşsun dersin. Ne gerek var? Ne fayda sağlayacak onu söylemen? Onların onları sakinleştirmesini bekliyorlar. Sen onu rahatlatacaksın. O seni değil.

Kadın şöyle diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) “niye yaptın” diyor, “bu zehirlemeyi?” “Eğer gerçekten bir peygambersen sana haber verilir diye düşündüm” diyor. “Dolayısıyla zarar gelmeyeceğini düşündüm” diyor. “Eğer peygamber değil de bir hükümdarsan kendimizi ve insanları senden kurtarmak için yaptım” diyor. Halbuki zaten ilk lokmada hemen anlıyor. Ağzına alır almaz geriye koyuyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama Peygamber (s.a.v.)’in sanki imtihan olmadığını düşünüyor. Olur mu? Her an, her şey sürekli vahiyle bildirilecek, o da insan. İmtihan oluyor. Ne kadar mantıksız laf yani.

EBRU ALTAN: O zaman hiçbir peygamber şehit edilemezdi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Doğru söylüyorsun tabii. Hiçbir peygamberi şehit edemezsin. Geliyorlar der, seni şehit etmeye. Saklan dersin. Saklanır. Bilmiyor peygamberler. Mesela Hz. Zekeriya (a.s) o kütüğün içine girdi. Allah vahiy eder; “Sakın kütüğün içine girme. Seni yakalarlar. Şuraya saklan” der. Ama kütüğün içinde. “Allah’tan başka baki olan yok” diyor. Sürekli bu zikri çekerek, testere ile bölüyorlar, Zekeriya (a.s)’ı. Ortadan kesiyorlar. Şehit oluyor. Yahya (a.s)’ı da mesela kadın sırf kendi azgınlığı için, şımarıklığı için. Adamlar içmiş, sarhoş böyle kepazelik paçalardan akıyor. “Benden ne istersin?” diyor, kadın yaranmak için. “Bana Yahya’nın kellesini getir” diyor. Adam içmiş, sarhoş tabii, kepaze herif. Getirin Yahya’nın kellesini diyor. Hapishanede kesiyorlar başını mübareğin. Altın tepsiyle getirip koyuyorlar önüne. Kadına, al bak kestim getirdim diyor. Bu. Yani imtihan denilen güzellik herkes için geçerlidir. Müminlerin haberi olmuyor mesela şehit olurlarken. Güneydoğu’da gazilere Cenab-ı Allah bildirse; “PKK seni vuracak. Yana çekil” dese. Vuramaz. Haberi olmuyor.

Danimarka Başbakanı’na verdik, Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabını. Teşekkür yazısı göndermiş. Evet, göster.

BÜLENT SEZGİN: Danimarka Başbakanı Lars Løkke Rasmussen, teşekkür mektubu.

ADNAN OKTAR: Mehmet Demez; “Adnan Bey saat kaça kadar sürüyor programınız? Hollanda’da saat şu an üç” diyor. Yani bende enerji bitmiyor.

“Sayın Hocam Yahudilik ve Masonluk isimli kitabınızı neden piyasadan ve web sitesinden kaldırdınız?” Mikail. Daha kapsamlısını hazırlıyorum. Onlar çok eski belgeler, çok flu fotoğraflar. Şu an hazırladığım çok kapsamlı.

Giydiği elbisenin eteğinden bir parça ağacın dışında kalıyor. Ağaç, saklandığı kütüğün. O köpekler onu görüyor. Durumu anlıyorlar. Ağacı kesmeye karar veriyorlar. Ağacın içinde bulunan Zekeriya (a.s) da ağaçla birlikte kesiliyor. Şehit oluyor. O kumaşı niye dışarıda bırakıyor Allah? Şehit olması için. Niye göstersin Allah? Zaten bir mantığı da yok. Çeker eteğini, toplar. Çıtını da çıkarmaz. Hakikaten fark edemezlerdi. Aslında mükemmel bir saklanma yapmış. Basar geçerlerdi. Ama orada eteğini görünce dışarıya çıkmış olarak, eteğinden parça, hiç ses çıkartmıyorlar. Sadece testere getirtiyorlar. Çok alçaklar. O onun cennete gitmesinin önemli vesilelerinden bir tanesi. Bak, “Ya Rabbi senden başka baki olan yok” diyor, sürekli. Hz. Zekeriya (a.s) bu şekilde şehit oldu. Hz. Yahya (a.s)’ın başını keserek şehit ettiler. O kadının istemesi üzerine. İşte alkolik anlattım ya. Adam içmiş. Kesin kafasını, getirin diyor. Kesip getiriyorlar.

ZEYNEP DALAMAN: Orada peki ruhu önceden alınmış mı oluyor?

ADNAN OKTAR: Şehit acı çekmez. Zaten o zikri yapamaz. Ya Rabbi senden başka baki olan yok, nasıl desin?

BÜLENT SEZGİN: Oyuncu bir köpek vardı Adnan Bey. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Yazık hayvana. Çok şeker. Ben böyle terbiye edilmelerini istemiyorum. Çünkü çok acıyorum onlara. Doğal halleri olması lazım. Benim kedi kapıyı açıyordu eliyle ama kimse onu eğitmedi. Kafa adamın zehir gibiydi. Baktı millet koluna basıyor, açıyor. O da büfenin üstüne çıkıyordu. Oradan elini uzatıp basıp açıyordu. Bu kadar basit.

“Adnan Bey, Tayyip Hocam demeni anlamıyorum. AK Parti’yi desteklemiyorum. Ve hiçbir zaman desteklemeyeceğim. CHP olmasaydı her taraf yobazla dolardı. Bunu unutmayın. Emir Yakut.” Tabii, dengeleyici yönü var CHP’nin. Yobazlar da ciddi bir tehlike tabii bağnazlar. Ve bunun tehlike olduğunu son yıllarda daha çok gördük. Bu kadar üreme kabiliyetlerinin, bu kadar dirençli olduklarının bilindiğini pek zannetmiyorum. Zavallı, küçük bir topluluk zannediliyordu. Bayağı azgın, yırtıcı bir topluluk bağnazlar.

Tamam, kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla yayınımıza devam ediyoruz.

VTR: PKK, ABD ve Batının Bölgede Güveneceği Bir yapı Değil, Dünyayı Kana Bulayacak Komünist Bir Terör Örgütüdür

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona ediyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü