Harun Yahya

Sohbetler (10 Şubat 2016; 24:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey, Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey siz de hoş geldiniz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son kırk sekiz saat içinde Şırnak ve Diyarbakır’da dokuz şehidimiz vardı, akşam saatlerinde de Genelkurmay iki şehidimiz daha olduğunu açıkladı. İki günde toplam on bir şehidimiz oldu.

ADNAN OKTAR: Koçyiğit onlar koçyiğit. Allah onları Alparslanların, Fatih Sultan Mehmetlerin yanına gönderdi inşaAllah. Bizim bütün tarihimiz öyle, Malazgirt’te öyleyiz Mohaç’ta öyleyiz, Çanakkale’de öyleyiz hep şehit şehit şehit şehit bizim hayatımız hep böyle geçti.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP’li Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu İngiltere’nin başkenti Londra’da faaliyet gösteren Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin düzenlediği toplantıda PYD’nin terör örgütü olmadığını anlattılar. İngiltere parlamentosunda düzenlenen Türkiye barış sürecinin bitişi DAEŞ saldırıları ve yeni anayasa başlıklı toplantıda Sezgin Tanrıkulu, “Suriye sınırında YPG ve PYD’den önce DAEŞ vardı hükümet rahatsız değildi. DAEŞ bayrakları diğer tarafta sallanıyordu AK Parti bundan rahatsız değildi ama kendi topraklarında farklı halklardan, Türkmenlerden, Araplardan oluşmuş PYD’den rahatsız. Hükümet neden Türkiye’ye yönelik bir eylemi olmamış, kendi halkını temsil etmeye çalışan bu örgütten rahatsız bunu hükümetin açıklaması lazım” diyerek terör örgütünü savundu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi hazır kıtaları var PKK’nın biri tükenince biri görevi alıyor, biri tükenince biri görevi alıyor. Mesela Kandil’de de Türkiye’ye hiç saldırmamış, hiçbir eylem yapmamış eğitim alan hazır kıtalar var. Ama bunlar Marksist, Leninist, Stalinist PKK yapılanması içerisinde ayrı bir devlet kurmayı amaçlayan, Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan bir yapı. PYD’nin en büyük amacı Türkiye’yi bölmek isterseniz gidip sorun. Türkiye’de bir Kürdistan oluşturmak, komünist Kürdistan oluşturmak, proletarya diktatörlüğü oluşturmak, dolayısıyla Türkiye’yi paramparça etmek. Bir mafya grubunda da bu olur henüz silahlı eyleme geçmemiştir hazırdır ama bir olay olduğunda silahlı eyleme geçer. Burada henüz Türkiye’ye bir eylem yapmadılar denmesi çok yanlış. Ayrıca yedekleme oradan sürekli Türkiye’ye terörist gönderiyor PYD, orada eğitiliyor ve Türkiye’ye gönderiliyor ve bunu MİT’in detaylı olarak anlatması lazım. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın elinde çok fazla belge var. O belgeleri ortaya koysun ve bunu demeye de gerek yok zaten adamlar açıkça Öcalan’ın resmini ortaya koyuyorlar, kızıl yıldızı ortaya koyuyorlar, komünist olduklarını, Stalinist olduklarını, Türkiye’de ayrı bir devlet kurulması gerektiğini, bunun için Abdullah Öcalan’ın önderliğinde mücadele yürüttüklerini, Stalinist olduklarını açık açık söylüyorlar yoksa karmaşık bir durum yok. Mesela YPG lideri daha yakın geçen gün, bahar gibi Nisan-Mayıs aylarında burada yaptıklarımızın aynısını Türkiye’de yapacağız diyor. Adam daha ne desin? Henüz eyleme geçmedi demek çok çok yanlış, PKK’lıların da büyük bir bölümü eylem yapmamış oluyor ama sırası gelince eylem yapıyor. Bunlar da baharda harekete geçeceğiz diyorlar işte YPG, PYD’nin askeri silahlı kolu yani PYD’nin yönetiminde olan askeri güç YPG ve dolayısıyla adamlar biz saldıracağız diyor, Marksist, Leninist, Stalinistiz diyor, PKK’nın birçok kolundan biriyiz diyor adam da diyor ki bunlar terörist değil. İşte onun için dedim Türkiye’de büyük mitingler, büyük toplantılar yapılsın, bu adamların niyeti bozuk dedim. Dünya çapında Türkiye’ye karşı bir komplo var, bunu anlamıyor adamlar daha hala futbol muhabbeti yapıyor. Evleneydim, köşeyi döneydim, hayırlısıyla işte kendime iyi bir eş seçeyim, çoluk çocuğa karışayım. Memleketin altını oyuyor adamlar adam görmezden geliyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, PYD Moskova’da resmi temsilcilik açtı, fotoğraf da vardı. Rojava özerk yönetiminin Amerika ve Avrupa özel temsilcisi Senam Muhammed, Rusya’da temsilcilik açtıklarını duyurdu ve “temsilciliğin açılması Kürtlerin Suriye’de kararlı mücadelesi sonucunda mümkün oldu” dedi. Fotoğrafta,  açılışta arkadaki Öcalan’ın resmi dikkat çekti.

ADNAN OKTAR:  İşte Stalinist, Marksist örgütün bir koluyuz diyor, terörist olduğunu da biliyor Rusya, Türkiye’ye kızdıkları için onlar da terörist olan YPG’yi destekliyorlar, PYD’yi destekliyorlar. Ama işte iç direnç, ülkedeki iç direnç çok önemli CHP’liler gidip PYD, milli bir kurumdur kendi vatanını koruyup kolluyor onların terörle alakası yok bilmem ne falan derseler adamlar iyice azıtırlar, o Sezgin Tanrıkulu o sözünü geri alsın çok yanlış olmuş.

Öyle bazı genç kızlara yüz verdiğinde şımarıyorlar. Anormal hareketler böyle anormal davranışlar, garip gülmeler, garip çıkışlar, garip cevaplar ama normal durursan normal duruyor. Halbuki olgun olsa güzel bir söze güzel bir karşılık verir. Ama vahşi hareketler genç kıza yakışmaz. Olgun olması lazım.

Alevi türküleri şahanedir. Osmanlı döneminde de, daha önceki dönemlerde de kalplere ferahlık veren, güzellik veren, insan sevgisini işleyen mükemmel bir anlatım tarzı. Allah ömrünüzü uzun etsin. Mükemmel çok çok güzel. Aşkla çalıyorsun. Bir insan Hz. Ali (r.a)’yi severse Allah kalbini açar. Allah’ı severse kalbini açar. Siz nurlu doğru yoldasınız, güzel maşaAllah, elhamdülillah. Bir Alevi türküsü daha. İşte Cenab-ı Allah’ın hikmeti 1400 yıllık sevgi. Allah nasıl güzel kalplerini açıyor. Ne güzel bak aşk ile çalıyor, maşaAllah. Tebrik ederim. Allah sizi nuruyla sarsın, bu güzel yolda sizleri daim kılsın. Allah sanatınızı, sevginizi, ilminizi, irfanınızı, Allah’a sevginizi, Hz. Ali (r.a)’ye sevginizi kat kat artırsın. Sabit kadem etsin, maşaAllah. İftihar ediyoruz. Aslında bir gün burada bir Alevi Cem’i olsa şahane olur. Bir Alevi babası teşrif etse değil mi? Çok çektiler çok. Ehl-i Beyt, Hz. Ali (r.a) yani akıl almaz zor zamanlardan geçmişler. Allah nurlarını artırsın. Allah cennette onlarla beraber olmayı nasip etsin. Böyle Alevi canları çağıralım güzel sazlarıyla. Ortalığı şöyle bir maneviyat bahçesine çevirsinler. Çok güzel olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’ya eleştirilerini şöyle ifade etti. “Biz Amerika’ya diyoruz ki; bunlar terör örgütüdür. Yok onlar diyor; “değildir.” Ey Amerika siz bizimle mi berabersiniz yoksa PYD, YPG ile misiniz? Ey Amerika! Siz bize bunları tanıtamazsınız. DAEŞ’i de, PYD’yi de, YPG’yi de biz iyi biliriz. Siz bilmediğiniz için bölge kan içinde. Bu nasıl ortaklıktır? O akrep mutlaka bir gün onları da sokacaktır. Düşmanımın düşmanı dostumdur basitliği müttefikliğe yakışmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi diyor Tayyip Hoca. Bu her yerde yayınlanıyor. Bu konuda devam. Adamlar açık açık söylüyorlar; “Türkiye’yi böleceğiz” diyorlar. Şuna buna ha bire Darwinizm’i anlattırıyorlar. Kardeşim Darwinizm’in kabulü demek Türk Milleti’nin yok olması demektir. Çünkü Darwinizm’i sen kabul ettiğinde, sosyal Darwinizm’i de kabul ediyorsun. Sosyal Darwinizm’e göre; Türk Milleti’nin yok olması gerekiyor onların inancında. Yani geri bir ırk diyor. “İlkel bir ırk,  ara bir ırk” diyor. “İleri olan Avrupa ırklarının başına bela. Dolayısıyla bu ırkın yok edilmesi gerekiyor. Ara ırk bunlar. Üstün olan ırklar zaten elimine ederler bunu yani çatışma olur” diyor. “Güçlü ile zayıfın çatışması olur. Avrupa ırkları güçlü olduğu için alt ırkları yok ederler” diyor. “Bunlardan bir tanesi de Türk ırkıdır” diyor. “Dolayısıyla bu alt ırkın yok olması gerekiyor” diyor. Celal Şengör’e anlattırıyorsun, devletin imkanlarıyla anlatıyorsun. Kendi bindiğin dalı kesiyorsun. Darwinizm’i kabul ettiğinde senin sosyal Darwinizmi kabul etmeme imkanın yok. Allah’ı inkar etmiş oluyorsun. Allah’ı inkar ettiğinde de sosyal Darwinizm’i de kabul ediyorsun. Sosyal Darwinizm’e göre de adamlar diyor; “biz paleontolojik incelemeler yaptık. Kafatasını, şunu, bunu inceledik. Türk ırkı ara bir tür. Yani maymundan insana geçişte bir ara tür. Ama Avrupa ırkları gelişimini tamamlamış insan ırkı” diyor. “O ara ırk olan Türk Milleti’nin yok edilmesi gerekiyor. Yoksa milletin başına bela olur bunlar” diyor. “Her Türk görüldüğü yerde yok edilmeleri gerekir” diyor. Bunu Darwin de söylüyor, İngiliz derin devleti de söylüyor, hepsi söylüyor. Bu oyuna bizim milletimizin gelmemesi lazım. Bak diyor ki Darwin; “Belki de yüz yıllar kadar sürmeyecek, yakın bir gelecekte medeni ırklar yani Avrupa ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler.” Yani silecek ne demek? “Silmeniz gerekir, silin, yok edin” diyor. “Onların yerine geçecekler” yani “şimdi güçlü ve zayıfın çatışması var” diyor. “Hayvanlarda da bu böyle” diyor. Mesela; “zayıf hayvanları, güçlü hayvanlar yok ediyorlar” diyor. “Güçlüler kazanıyor. Böylece evrim süreci mükemmele doğru gelişiyor” diyor. “Öte yandan insansı maymunlar da kuşkusuz elimine edilecektir.” Bak, insansı maymunlar işte Türkleri insansı maymun olarak görüyorlar. “Böylece insan en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek, bu sayede ortadaki, şu anki Avrupalı ırklardan bile daha medeni olan ırklar şu anki zencilerden, Avusturya yerlilerinden, gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır. Yani “aradaki insan ırkları yok olacak. Esaslı boşluk meydana gelecek” diyor. Maymunla mesela ne diyor? “Geride babun türü maymunlar kalacak. Aradaki ırklar yani insanla maymun arasındaki ırkların mutlaka yok edilmesi lazım” diyor. Bak diyor ki şimdi Darwin devam ediyor; “Doğal seleksiyona dayalı kavganın” yani işte savaşlar, PKK’nın savaşı, şuan ki yapılan savaşlar, medeniyetin ilerleyişinde sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim.” Yani “medeniyet gelişiyor” diyor. Yani buna İngiliz derin devleti samimi olarak iman ediyor. “Medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim” diyor, doğal seleksiyonun. Yani güçlü olanların zayıfları yok etmesi. Mesela; güçlü bir hayvanın zayıf olan hayvanı yok etmesi. Güçlü bir ırkın zayıf bir ırkı yok etmesi. “Düşünün ki birkaç yüz yıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı. Ama artık bugün Avrupa’nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir.” Ara ırk diyor yani barbar diyor o yüzden. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu tür aşağı ırkların” yani Türk Milleti’nin haşa, “çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından” işte Avrupa, Rusya, Amerika tarafından “elimine edileceğini, yok edileceğini, görüyorum” diyor. Bunu İngiliz derin devleti de söylüyor, Amerikan derin devleti de söylüyor. Zaten İngiliz derin devletine bağlıdır Amerikan derin devleti. Dolayısıyla tehlikenin çapını daha hala göremedikleri için ortaokul, lise, üniversitede, her yerde Darwinizm propagandası yapılıyor. Ve cayır cayır da anlatıyorlar. Diyor ki bak, “güçlü hayvanlar zayıf hayvanları yok eder” diyor. Adam da diyor ki; “biz de hayvandık ama geliştik, insan denilen kaliteli hayvana dönüştük. Ama bizim altımızda Türkler ve zenciler gibi ara ırk olan hayvanlar var” diyor haşa. Daha insanlaşmamış. İnsansı maymunlar var. “Biz bu insansı maymunları doğada olduğu gibi,” nasıl mesela kaplanlar, aslanlar zayıf hayvanları öldürüp, yok ediyorsa, “biz de bu ara ırk olan insansı hayvanları” yani Türk Milleti’ni haşa, “yok edeceğiz” diyor, adam. “Ediyoruz ve edeceğiz” diyor. Adam uyuyor ya. Kendi belasını kendi eliyle hazırlıyor. Yapma, etme, büyük bir bela hazırlanıyor. Bak bütün dünya el birliği yapıp Türk Milleti’ni yok etmeye hazırlanıyorlar. Daha hala anlayabilmiş değiller. Hükümet de daha hala şaşırıyor. “Rusya bunları terör örgütü olarak görmüyor” diyor. “Amerika da terör örgütü olarak görmüyor” diyor. Zaten adam onları terör örgütü olarak görüyor yani cellat olarak görüyor. “Biz elimizi bu kana bulaştırmak istemiyoruz. Ara ırk olan fakat daha üstün bir hayvan ırkı olan haşa Kürt olan PKK’lılara yok ettireceğiz” diyor. Yani biraz daha ileri aşama olarak görüyorlar Kürtleri, PKK’yı dolayısıyla. Yani Türk Milleti’nden biraz daha ileri aşama. Ama onu da yine gelişmemiş bir insan türü olarak görüyor. Yani insanla hayvan arası tür olarak görüyor. Yani birçok kademeden geçiyorlar diyor. Ama “Avrupa ırklarına yakındır” diyor. “Gelişme olarak, hayvani gelişim olarak haşa Avrupa ırklarına yakındır. Ama henüz gelişimini tamamlamış bir ırk değil Kürtler de” diyor. “Ama Türk ırkı çok daha geri bir ırk” diyor. “Hayvanla insan arası bir ırk” diyor. “Onun için onun acilen yok edilmesi gerekiyor” diyor. Ya kardeşim Türk Milleti’ni yok edecekler bu kafayla. Şuan ki hazırlık o. Aklınızı başınıza alın. Böyle bir şey yok. Deccal oyun hazırlıyor. Deccal sizi kandırıyor, İngiliz derin devleti bu işin içinde. Adamlar cayır cayır Darwinist propaganda yapıp kendi sonunu hazırlıyorlar. Amerika, Rusya adam bilmez mi senin terör örgütü olduğunu? Adı gibi biliyor. PYD’nin komünist, Stalinist bir örgüt olduğunu biliyor. Ama Türk Milleti’ni yok etmek için kendi askerini, kendi adamını devreye sokmak istemiyor. Türk Milleti’ne de onları yok ettirmeyi düşünüyorlar PKK’ya. Oradaki diğer işte Arap olan, başka kabilelerden olan, Türk olan kavimler var. Onları da aynı şekilde yok ettirmek istiyorlar. Geri ırk olarak görüyorlar onları da. Dolayısıyla onlar İngiltere’de viskilerini yudumlarken burada millet birbirini kırıp-geçiriyor. Sen gençlere, herkese Darwinizm’i anlatırsan. Adam diyecek Allah esirgesin. Demez de Avrupalılar diyor, bir kısmı diyor. “Size anlattık bak gördünüz işte maymun ırkısınız. Bir ara ırksınız, sizin elimine edilmeniz lazım” diyor. Adam da bunu kuzu kuzu kabul ediyor ya. Mesela o zaman da zencilere falan da kabul ettirmişlerdi. “Siz maymun ırkısınız. İnsan değilsiniz, sizi yok edeceğiz” diyorlardı. Onlar da makul görüyordu. Aynı kafa yani.

Bak diyor ki Gladstone 1880-1885 yılları arasında Başbakanlık yürütüyor, Başbakan. Darwinizm’in üstadlarından bu. “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir” diyor. Yani hakaret olarak söylemiyor, bilimsel açıdan bunu söylüyor. “İnsan olmayan numunedir” diyor. “Medeniyetimizin bekası için” Avrupa ırklarının ve dünyanın gelişimi için. “Onları Asya steplerine geri sürmeli” yani bir maymun sürüsü olarak görüyor haşa. “Veya Anadolu’da yok etmeliyiz” sürme fikri akıllarına yatmadı şuan. Anadolu’da yok etme fikri daha akıllarına yattı. Denize çıkışlarını da kapatalım diyorlar. Yani Karadeniz, Akdeniz’e bağlantılarını da keselim İç Anadolu’ya hepsini toplayalım. Biz buradan PKK oradan arada hiçbirini bırakmayalım diyorlar özetle. Adamlar da bunu yiyor inanılır gibi değil anlamıyor adam. Daha hala futbol muhabbeti yapıyor belanın büyüklüğünü fark edebilmiş değiller. PKK’ya yöneticisi Duran Kalkan diyor ki “Türkleri Orta Asya’ya sürecek” bak aynısı Gladstone’nun söylediği. 1880’lerde söylediğini söylüyor. “Erdoğan ve devlet de bunu bilsin” diyor. Orta Asya’ya sürme diye bir şey yok o en kibar, yok etme fikri var. Adam onlarla uğraşır mı? Sen alacaksın buradan, vagonlara doldurup Kazakistan’a göndereceksin seni yolda bir kere yok ederler. Kazakistan da kabul etmez ayrıca böyle bir şeyi. Yani Anadolu’yu yok etmeyi düşünüyorlar adam bunu anlamıyor. Anlatıyoruz yıllardan beri anlatıyorum anlamıyorlar. Bak diyor ki Darwin ünlü İngiliz ajanlarından Edward Noel İngiltere’ye yazdığı raporda, “Kürtler ari ırktan ve bu nedenle Avrupalılar Türklerden daha yakınlar ama henüz insan olmamışlar bunlar.” Ari ırkın özelliklerini gösteriyorlar fakat maymun özelliklerine devam ediyor diyor. Bu ne demektir biliyor musun? Onları da yok edeceğiz. Ama ilk aşamada önce Türkleri Kürt kardeşlerimize yok ettireceğiz diyor yani PKK’lılara. Onu yaptıktan sonra biz de onları yok edeceğiz diyor. Böylece ari bir ırk yüksek medeniyet ortaya çıkmış olacak. “Tabiatta bu nasıl oluyor?” diyor. Mesela güçlü olan aslanlar yaşıyor hasta olanlar ölüyor. Aynısını yapacağız diyor. Bu kadar düşüncesiz olamazsın kendi belanı nasıl kendi elinle istiyorsun?

Yıllardan beri yapmayın etmeyin diyorum. Dediler ki süreç devam ediyor sürece karşı çıkmak bir kısmı hainliktir falan gibi anlatıyordu. Bindik trene gidiyoruz karışmayın işte emin bir sahile doğru hep beraber geminin içindeyiz, trenin içindeyiz. Tren gitti bir yere çarptı bak kepazelik paçalardan akıyor bak her yerde bombalar silahlar patlıyor. Bak silahlanıyor bu adamlar dedim. Öyle bir şey yok betona gömme falan öyle bir şey olmaz dedim. Bunlar Marksist, Leninist, Stalinist dedim. Adamlara geniş geniş silahlanma imkanı verdiler. Şuanda da eli ayağına karıştı hepsinin. Bas bas bağırdım yani bu büyük bir tehlike dikkat edin dedim.

Volf Gang Shninger, “Hocam ABD derin devleti olmasın sakın ha veya İsrail? Siz niye ısrarla İngilizlere karşı böyle bir konuşma yapıyorsunuz?” diyor. En başı asıl kontrol eden İngiliz derin devletidir. Amerika’nın çoğu köylü insanlardır bilmezler yani. Sığır yetiştirirler, petrolle ilgilenirler bilgileri azdır Amerikalıların. Çocuksu ve saf kalplidirler, büyük bölümü öyledir. Asıl İngiliz derin devletidir dünyayı yöneten, her şeyi yönlendiren derin devletleri yönlendiren odur. Bir de çok eski geleneği var Amerika yeni ortaya çıkmış bir devlet.

Bakın şimdi Türk milletini Kazakistan, Çeçenistan, Özbekistan, Yakutistan bütün Türki devletlerini maymun olarak görüyor Avrupa. Sırf Türkiye’yi değil. Azerbaycan’ı, Özbekleri, Türkistan, Kazakistan tamamını ilkel bir maymun türü olarak görüyor. Ve tamamının yok edilmesi gerektiğine inanıyorlar. Tehlikeyi bütün Türk milletinin görmesi gerekiyor yani olayın şakası yok. Bütün zencileri de maymun ırkı olarak görüyor ve yok edilmesi gerektiğine inanıyor. Bütün Afrika’ya da karşılar yani dünyanın yüzde doksanına karşı bunlar. Bu ezilmeye yok edilmeye gayret edilen milletler bir araya gelip kendilerini ezmeye kalkanlara karşı kendilerini savunması lazım. Bütün Türki devletler, Arap devletleri, zenciler, siyahi ırklar, Japonlar, Çin ırkı hepsinin yok edilmesi gerektiğine inanıyorlar bunları ilkel ırk olarak kabul ediyorlar. Çingeneler, hepsi birleşip kendilerini yok etmeye kalkan bu İngiliz derin devletine tavır almaları lazım. Bak büyük belayı görmeleri lazım. Japon ırkını ve Çin ırkını, Kore, Tayvan yani oradaki bütün sarı ırkı ilkel ırk olarak görüyor. Bütün zencileri ilkel ırk olarak görüyorlar. Türk milletini de ilkel ırk olarak görüyorlar. Ve tamamının yok edilmesini düşünüyorlar o yüzden bütün bu ezilen milletler bir araya gelip kendilerini yok etmeye karar vermiş İngiliz derin devletine tavır alması lazım. Hepsini uyandırmak lazım çünkü sıradan gitmek istiyorlar. Tabii bu savunma kan dökerek değil demokratik, ilimle, irfanla ve sevgiyle olması lazım. Onların yöntemini biz onlara karşı kullanamayız biz onları utandıracağız sevgiyle yaklaşacağız.

Bastonsuz İhtiyar, süper isim ama “Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Allah’ın selamı üzerinize olsun, yiğidin harman olduğu yerden İzmir’den saygılar. Misyonunuz İslamiyet’i modern çerçevede anlatmak tebrik ediyorum iyi yayınlar. Okursanız sevinirim” diyor.

“Adnan Oktar İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye’yi bölmesine karşılık sen ne yapıyorsun? Bunlardan bahset İsrail’in huzurunda.” İngiliz derin devleti hepsini yönlendiren, Amerika’yı da, İsrail’i de yönlendiren onlar. Yani ben ana santrali açıklıyorum yoksa kullanılıyorlar tabii ki. Ama İsrail bunlara nazaran garibandır yani ezilen bir devlet yok edilen bir devlet. Yok edilmesi istenilen bir millet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey Cumhurbaşkanı Erdoğan, “PYD YPG terör örgütü değil” diyen Amerika’ya cevap verdi. “La galibe illaAllah bu düsturu aklımızdan çıkarmadan yolumuza devam edeceğiz. Galip olan yalnızca Allah’tır.” dedi ve tepkisini dile getirdi. “Bir kez daha söylüyorum milletimizi bölemeyecekler. Ülkemizi parçalayamayacaklar. Minarelerden günde beş vakit okunan ezanları susturamayacaklar. Biz 79 milyon vatandaşımızla tek millet, tek bayrak, tek vatan demeye devam edeceğiz. Türkiye sadece bir ülkenin adı değildir. Türkiye aynı zamanda milyonlarca mümin için bir umuttur. Sorumluluğumuz çok büyüktür.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Çok güzel konuşmuş. Tayyip Hocam milli bir delikanlı. Hayret ya bu yamuk yumuk adamlar nerden çıktı böyle? İnanılır gibi değil, manyakmış çoğu. Biz güveniyorduk adamlara falan azılı manyak çıktılar. Tayyip Hoca’nın yanında millet gönlü rahat olsun. Yanlış yerlerinde eleştiririz ayrı mesele. Ama bu konuşmalar falan tam delikanlı üslubu güzel. Efendim, Türkiye’yi bölecekmiş. Bölemezsin, taş gibi Allah’ın izniyle çelik gibi yani. Yerinden bile kımıldatamazsın. Boş yere çırpınıyorlar. Ya kardeşim sen Türk milletini maymun ırkı gibi görüyorsun. Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan hangi birini sen yok edeceksin? Bütün Afrika, Çin de bizim yanımızda. Japonlar da bizimle Kore de bizim yanımızda. Kore anladı bunların o dıbış var ya bunları yok etmek istediğini anladı onları maymun gibi görüyorlar. Bak uluslararası roket yaptılar, hidrojen bombası falan yaptılar. Biz maymun falan değiliz, insanın hasıyız iflahınızı keseriz diyorlar. On bin kilometre menzilli roket yaptı. Tepesine de hidrojen bombası koyarım diyor. İflahını keserim, diyor. Bunlar eskiden milleti tir tir titretiyorlardı. Hallaç pamuğu gibi atarız, diyorlar. Onun için yani sırf Türkiye’deki Türkler değil bunların düşman olduğu. Bütün Türklük âlemine Japonlara efendim, bütün çekik gözlü işte sarı ırka, bütün zencilere, çingenelere hepsine karşılar. Ve hepsini yok etme azmindeler. Biz de birleşip bunlara yanlış yolda olduklarını anlatacağız. İslam âleminin tek ümidiyiz. Tayyip Hocam da bugün benim aynı sözümü söylemiş. “İslam âleminin tek umuduyuz.” demiş. Gece gündüz o filmleri gösterdik falan bu yol haritası bilmem ne hepsi bitti olaylar. Bir buçuk-iki sene uğraştık. EvvelAllah konu bitti.

Mesela şahane bir parça. Entel danteller, entellik dantellik yüzünden bu parçalardan istifade edemiyorlar, güzelliğini göremiyorlar. Hâlbuki her müziğin her dalın kendine has bir hoşluğu olur. Gereksiz bir gösteriş ruhuyla bu güzelliklerden mahrum kalmak akıllı bir hareket değil.

Rusya hava saldırıları nedeniyle Halep’ten Türkiye’ye doğru göçmen akımı başlamış. Bu akım bir milyon kişiye çıkacakmış sayısı, on bin kişi şu an bekliyor, elli bin kişi daha bekliyor, yakında bir milyon kişiyi bulacağı söyleniyor. Avrupa’nın Türkiye’ye maddi yardımda bulunması gerekir. Üç milyar Euro hiçbir şey değil. En az otuz, kırk milyar Euro olması lazım ki ilk planda o insanlara yüzeysel olarak geçsin. Onların parası çok kıymetli görünüyor benim anladığım. Kendileri de bakmak istemiyorlar.  Ama bu para yiyecek parasına bile yetmez. Vicdanları biraz körelmiş benim kanaatim. Neyin, neye mal olduğunu onlara yazıp göndermek lazım, onların da sorumluluğu var burada. Geniş çaplı maddi yardım yapmaları lazım, en az elli milyar Euro falan önden göndermeleri lazım ki, o insanlara bu kışta kıyamette kıyafet, yiyecek ve barınma sağlansın, ısıtılmaları değil mi? Efendim sağlık sorunları, şunlar bunlar öyle bunların tahmin ettiği gibi ucuz elde edilecek şeyler değil. Onların vicdanlarının körelmemesi için onlara sürekli açıklama yapılması lazım. Bize ne kafasındalar, çok ayıp, çok çok ayıp. Yarın bir gün insanlıklarından utanırlar, gerçi Türkiye’nin hiçbir şeye ihtiyacı yok. Bir milyon değil, on milyon kişi de olsa biz bereketle inşaAllah, Allah’ın vereceği bereketle onlara bakarız. Ama sonra biz insanız diye nasıl gezecekler o insanlar, bunu düşünmeleri lazım.

İşte Afrika İngiliz derin devletinin hedefi halinde şuan. Hepsini maymun türü gibi görüyorlar haşa. Bütün sarı ırk hepsini maymun türü olarak ve bütün Türkleri de maymun türü olarak görüyorlar haşa, bu dünyanın yüzde doksanı demektir, bakın yüzde doksanını dünyanın yok etmeye karar vermiş adamlar, İngiliz derin devleti. Tehlikeyi görüp bu bütün kavimler birleşip direnip sevgiyle, ilimle, irfanla bu densiz görüşü, bu acımasız felsefeyi ortadan kaldırmaları lazım.

İngiliz kuvvetleri 1950 yılında Kenya’da üç yüz on bin insanı toplama kamplarına kapattı. Bir milyondan fazla insanı da etrafı çevrilen köylerde tuttu. Olaylar sırasında yüz binden fazla insan canavarca yöntemlerle şehit edildi. Ama doymuyorlar, kitle halinde yok etme kafası var, dünyada bitmiyor habire yok etme, habire yok etme kafasındalar. Bu belanın farkında değil dünya da, zenciler farkında değil, Koreli o ufaklık farkına varmış can havliyle o atom bombası yaptı, hidrojen bombası yaptı. “Gelin ulan beşer beşer” diyor, bazıları için söylüyor bunu tabii. Tehlike büyük canavarca bir felsefe dünyayı yutmak için kararlı adımlarla ilerliyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Cumhuriyet Gazetesi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Avrupa Birliği arasında yapılan görüşmenin tutanakları yayınlandı. Ve Erdoğan’ın mülteciler konusunda Avrupa Birliği’ne şantaj yaptığı iddia edildi. Tutanaklara göre Erdoğan Avrupa Birliği’nin iki yıl için, üç milyar Euro yardım yapmasını eleştiriyor ve şunları söylüyor; “İki yıl için üç milyar Euro verecekseniz konuşmaya gerek yok. Avrupa Birliği’nin parasına muhtaç değiliz. Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarını açıp mültecileri otobüslere doldururuz, Yunanistan’a kriz sırasında dört yüz milyar Euro verildi. Bu paranın bir kısmıyla Suriye’de güvenli bölge kurup mülteci sorununu tamamen çözebilirdik. Anlaşma olmazsa mültecileri nasıl durduracaksınız? Öldürecek misiniz? Avrupa Birliği Türkiye kıyılarında boğulan bir çocuktan fazlasıyla karşılaşır. On ile on beş bini bulur. Nasıl başa çıkacaksınız? Paris’teki saldırılar yoksulluk ve dışlanmışlıkla ilgili bunlar cahil insanlar Avrupa’da terörist olmayı sürdürecekler.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca da işte can havliyle bir şeyler anlatıyor, bir duyarsızlık var tabii. Türkiye’nin bir an önce İslam aleminin lideri olması gerekiyor, bu görülüyor.  Hepsiyle konuşup Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan, İran hepsi birleşip bütün bu mazlum milletler ezilenler hatta Kuzey Kore’yi bile kendi aralarına almaları lazım meydan okuyacaklar diyecekler “biz mazlum, temiz insanlarız sizin bizi yok etmenizi kabul etmiyoruz. Bir aradayız gelin bakalım nasıl yok ediyorsanız edin?” diyecekler, ittifak etmeleri lazım biran önce.                  

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News gazetesinde “Terörle mücadelede çifte standart” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu makalede Batılı ülkelerin terör konusundaki çifte standardını eleştiriyor, Fransa’daki saldırılarda tek vücut olan Batı dünyasının söz konusu olan PKK ve uzantıları olduğunda sessizleştiğini ve hatta aleni destek sunduğunu yazıyorsunuz. Ayrıca Türkiye’nin bütünlüğünü korumak için düzenlediği operasyonları eleştirenlerin kendi ülkelerinde teröre karşı son derece sert tedbirler aldıklarını hatırlatıyor ve bu ülkeleri samimiyete davet ediyorsunuz. Aynı makaleniz Amerika’dan yayın yapan bağımsız yayın organı ve aynı zamanda düşünce kuruluşu Eurasia Review’de de yayınlandı. Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da Pakistan’ın İngilizce günlük gazetesi National Herald Tribune’de Arapça olarak da Suudi Arabistan’ın günlük Arapça gazetesi Mekke Newspaper’da bu makaleniz yayınlandı. Katar’ın en yüksek tirajlı gazetelerinden biri olan El Vatan gazetesinde, “Ortadoğu savaşlarının gerçek maliyeti” başlıklı yazınız yayınlandı. Bu makalenizde Ortadoğu’daki savaşların ekonomik maliyetleri hakkında istatistiki bilgi veriliyor. V e masum insanların hayatlarını kaybetmesinin savaşın en acı sonuçlarından biri olduğunu anlatıyorsunuz. Aynı makaleniz Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde İngilizce olarak yayınlandı. 1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times’da “IŞİD’in ideolojisi sadece Kuran ile mağlup edilebilir” başlıklı yazınıza yer verildi. Suudi Arabistan’ın en saygın Arap gazetelerinden biri olan Mekke Newspaper’da “Terör guruplarının aradığı zemin: Yasaklar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Aynı makaleniz İngilizce olarak Suudi Arabistan’ın önde gelen haber sitesi Riyadh Vision’da da yayınlandı. Ve son olarak İsrail’in The Times Of Israel isimli İngilizce, Arapça, Fransızca, Çince ve Farsça yayın yapan tanınmış haber sitesinde “Türkler, Museviler ve unutulmayanlar” başlıklı makaleniz Arapça olarak yayınlandı maşaAllah.  

ADNAN OKTAR: Şahane, şahane.

Doğu Türkistan’ı maymun ırkı olarak görüyor İngilizler. Çin insanları da, Çinlileri de maymun ırk olarak görüyor. Fakat onları teşvik edip kandırıp otuz milyona yakın Doğu Türkistanlıyı, Çinlilere katlettirdiler, yani şeytanlığa bak, Çini sonraya bırakıyor, önce onları katlettiriyor. Hindistan’da yirmi beş milyon Hintli Müslümanı katlettiler İngilizler. İnsanlar bu belayı nasıl görmez? Mesela diyorlar ki, “biz Çanakkale ‘bir soykırım yaptık doğru, savaş suçu da işledik doğru ama onlar insan değil ki” diyor. “Bizim öldürdüklerimiz insan ve hayvan karışımı olan varlıklar” diyor yani “insanlara yakın olan hayvanlar” diyor “dolayısıyla insan öldürmüş olsaydık savaş suçu olurdu” diyor “ama onlar insan olmadığı için bu savaş suçu değil” diyorlar Çanakkale için. Haşa. Bakın, rezaletin boyutuna bakın. Bu gençlere öğretilmiyor üniversitelerde, okullarda öğretilmiyor. Halbuki bak “milli şuur dersi koyulsun bu bela, bu tehlike öğretilsin” dedim, bilakis Darwinist propagandaya hız verdiler. Habire Darwinist propaganda. Darwinist propagandanın sonucunda sen de Türk asıllısın, adamlar seni de hayvan ırkı olarak görüyorlar, insan olarak görmüyorlar seni. Yarı maymun yarı insan olarak görüyorlar ve seni yok etmeyi amaçlıyorlar. Sen kendi elinle bu belanın içine niye giriyorsun? Hayret ediyorum, Celal Şengör de o da Türk asıllı. Seni de adam maymunla insan arası bir mahluk olarak görüyor -haşa-. Niye bu oyuna geliyorsun?

İngilizlerin deliliğine bak İngiliz derin devletinin o devirde Birinci Dünya Savaşı’nda Mısır İskenderiye’de bizim Mehmetçikler aslanları esir aldılar, dediler ki “Sizi bir havuza sokacağız, dezenfekte etmemiz gerekiyor mikrop tehlikesi var” askerlerimiz de aslanlarımız da mecburen onların süngü zoruyla soyundular, havuza soktular. İçine krizol denilen maddeyi doldurdular suyun içine, on beş bin askeri kör ettiler suyun içine sokup. Krizol gözü kör eden bir madde. İyice kafanızı da sokun dediler, onlar da bilmiyor yazık aslanlarımız, on beş bin asker âmâ oldu Türkiye’ye geri gönderdiler. On beş bin âmâ gönderildi.

BEYZA BAYRAKTAR: Bunu yaparken silah arkası zoruyla kafalarını sokturuyorlarmış askerlerimizin.

ADNAN OKTAR: Tabii. Süngü zoruyla.

BEYZA BAYRAKTAR: Ve bekletilenlere de gösteriyorlarmış çıktıklarında ne hale geldiklerini.

ADNAN OKTAR: Rezalete bak. Hepsi havuzdan çıktığında gözü kör olarak çıkmış oluyor, buna rağmen bu işkenceye devam ediyorlar. Oturuyorlar işte medeni İngiliz devleti bilmem ne falan. Kardeşim İngiliz derin devleti vahşi, acımasız, psikopat, tehlikeli. Daha hala onların kuyruğunda gidiyorlar. Kürt ırkını ara ırk olarak görüyorlar ama Türk ırkından daha ileri görüyorlar. “Önce” diyorlar “Türk ırkını Kürt ırkına yok ettireceğiz, sonra Kürt ırkını da biz yok edeceğiz” diyorlar. Bu oyuna gelmek çok akılsızca olur. 

Kangren üretecek şekilde çiviler hazırlıyor İngilizler, vücutta kangren oluşturacak tarzda, üç ayaklı. Düştüğünde çivi her halükarda çivinin bir ucu yukarıda kalmış oluyor, üçgen tarzında. Kangren yapacak şekilde de ona göre aktif mikrop koyuluyor, askerlerimiz de bilmeden basıyorlar kumda, çölde, orada burada. Çok fazla askerimizin kangren yüzünden ayağı kesildi. Hep tek ayaklıydılar o dönemde.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz altı numara oldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Güzel, her şey sevgiyle güzelleşir. Güzel. Bak “içimizdeki öfke” diyor. Kardeşim öfkeden niye bahsediyorsun? Sevgiden bahset zaten öfkeden bu hale geliyor insanlar.

Bu İngilizlerin kullandığı zehirli çiviler var kangren yapan, o çivilerin fotoğrafı var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Var Adnan Bey gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: On iki bin askerin bacağı testereyle kesildi bu çiviler yüzünden, kangrene karşı. O dönemde böyle örnek olsun diye toplayıp getirmişler. Bunu yere atıyorlar, bastın mı ayağın içine giriyor bu şekilde, arazide her yerde. Böyle yüzbinlerce atmışlar çöle ağaçların içine otların içerisine, asker bilmiyor ayaklarında çarık olduğu için bastı mı ayağına giriyor, girdiğinde de kangren yapıyor, kangren mikrobu var. Böyle bir zalimlik, gaddarlık tarif edilecek gibi değil. O çivilileri bir daha göster şeklini. Bu tarzda yüzbinlerce her yere serpmişler.

Viyana’dan Bünyamin; “Allah rızası için size olan anlatılmaz sevgimi iletmek istedim. Hayatımda gördüğüm en klas, en yakışıklı, en nurlu, en bilgili, en heybetli kişisiniz. Her gün sizi canlı yayınını izleyerek sizdeki nuru, şevki kendimde de hissediyorum. Makalelerinizden, sohbetlerinizden, kitaplarınızdan ve videolarınızdan kendimi eğitmeye çalışıyorum. Gördüğüm anda çok değişik, üstün bir insan olduğunuzu fark etmiştim.”

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey dünyanın şu anda en ünlü modellerinden birisi Gigi Hadid, fotoğrafı vardı. Üzerinde “Gigi’yi Allah yarattı” tişörtünde yazıyor.

ADNAN OKTAR:  Aferin benim aslanıma. Aferin benim güzelime. Allah ömrünü uzun etsin, o dünya tatlısı aferin. Çok güzel, akıllı kızmış.

“Adnan Bey hadislerin doğru olmadığını söylüyorsun. Peki Mehdi hakkında her şeyi hadislere bakarak söylüyorsun. Bu konuda bir tezatlık yok mu?” Gülşen Kaya. Hadiste namaz kılın diyorsa o hadis doğrudur, oruç tutun diyorsa o hadis doğrudur. Ama namaz kılmayın diyorsa o hadis yanlıştır. Öyle anlayın. Ahir zamanda mesela Peygamber (s.a.v.) diyor ki “iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak.” O kuyruklu yıldız çıktı mı? Demek ki hadis doğruymuş. “Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor “on beş gün arayla.” Aynısıyla oldu mu? Oldu. Demek ki doğruymuş. Yoksa Peygamber (s.a.v.) bir şey söyler, hiçbir şekilde o çağımıza ulaşmaz, nasıl olsun? Ömer Hayyam bir şey söylüyor geliyor, Sezar söylüyor geliyor, Peygamber (s.a.v.)’in sözü de gelir tabii. Ama onun bir mihengi var. Doğru olduğunu nasıl anlarız? Dediği doğru çıktı mı o hadis doğrudur. İbadetlerle ilgili sözlerinde de eğer Kuran’la tam mutabıksa doğrudur ama Kuran’da olmayan bir şeyi söylüyorsa yanlıştır. Mesela müzik haram diyorsa yanlıştır çünkü Kuran’da yok. Altın haram diyorsa yanlıştır çünkü Kuran’da yok. Öyle düşünecekler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Birleşik Arap Emirlikleri Başbakanı ve Dubai Emiri El Maktum Mutluluktan Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Hoşgörü Bakanlığı kurulduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bak millet ne bakanlıklar kuruyor. Biz de diyoruz ki milli şuur bakanlığı kurulsun, kalite ve estetik bakanlığı yahut kalite ve sanat bakanlığı. Kalite ve sanat bakanlığı kurulsun, Türkiye’de kaliteyi ve sanatı ön planda tutan bir bakanlık. Kalite sanat olmadıktan sonra zaten sanayileşsen ne olur, gelişsen ne olur yani.

PKK her yerde, her sokakta propaganda yapıyor dedik hükümeti uyardık o gün. O adamları dedik getirdiniz, “dağdan indik, affedildik” falan diye bunlar propaganda yaparlar dedim. Hakikaten ilk işleri balıklama propaganda yapmak oldu. Öcalan “çok yakında hepimiz özgür olacağız” diyordu. Sakın dedim böyle bir şey olmaz, mümkün değil buna müsaade etmeyiz dedim. Bir daha o konu gündeme gelmedi. Kendi askerleri, polisleri olacağını söylüyorlardı. Asla müsaade etmeyiz dedik. Biz defalarca uyarınca PKK’nın bütün planı tepetakla geri döndü. Şu an dümdüz vaziyetteler. Biz burada olduğumuz müddetçe PKK adım atamaz evvelAllah. Askerimizle, polisimizle, devletimizle nefes aldırmayız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey PYD Rusya’da temsilcilik açmıştı haberini okumuştuk. Bu ofiste Türkiye’nin parçalanmış haritası asılı öyle bir resim vardı, sözde.

ADNAN OKTAR: Türkiye’nin bölünme haritası.

BÜLENT SEZGİN: PYD’nin ofisinde bulunuyor.

ADNAN OKTAR: PYD’nin ofisinde. Onlar ancak çörek börek parçalayabilirler.

BÜLENT SEZGİN: Öcalan posteri de var yine aynı şekilde ofiste. PKK-PYD bağlantısını net gösteren.

ADNAN OKTAR: Orası lağım kokuyordur. Rezalet yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Şırnak'ta PKK'lıların cuma namazı vaktinde polislerin namaz kılmasından faydalanarak Emniyet Müdürlüğü Ek Binası'na saldırıp binayı ele geçirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Hedefleri, polisler cuma namazındayken saldırmak ve binaya sızmak olan PKK'lılar selayı ezan zannettiği için namaz saati geldi diye düşünerek saldırıya geçiyorlar. Uzun namlulu silahlar, roket atarlar ve el bombaları ile binaya saldırmaya başlıyorlar. Saldırı başladığında namaza gitmek üzere yola çıkan polis araçları anında geri dönüyor. Ve PKK'lıları içeri girmeye çalışırken çembere alıp etkisiz hale getiriyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah belalarını vermiş. PKK'ya oyun hazırlamış Cenab-ı Allah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: PKK'lılar saldırıyı cuma namazı saatine denk getirselerdi içeride sadece nöbetçi polisler olacaktı. Allahualem onları şehit edecek ve binayı ele geçireceklerdi. Ama ezanla selayı ayırt edemedikleri için. 

ADNAN OKTAR: Dinsiz, imansız, pislik herifler. Allah her yönden belalarını veriyor. Ama tabii çok iyi bir tecrübe olmuş. Çok dikkatli olsun askerimiz, polisimiz her yerde. Bunların kahpeliğinin yönü Müslümanların iyi niyetle tavır koyduğu her yerde. Çok çok dikkatli olmak gerekiyor. 

GÜLEN BATURALP: Allah ayette, şeytandan Allah'a sığınırım “Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veyasürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin)hayırlısıdır. [Enfal Suresi, 30] diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Bizim kabadayılar dehşet kardeşim. Özel Harekat, bak, saçı başı bembeyaz birçoğunun. Delikanlının hası, kitabını yazmış delikanlılığın.

Benim aslanlarım Özel Harekatçılar, koçyiğitlerim Nisa Suresi, 102'ye göre hareket etmeleri gerekiyor. "Namaz kılanlar" Bak, diyor ki, "İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar." Silahlı olarak, namaz kılmıyorlar bekliyorlar. "Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler." Mermiyi silahı bırakmayacak. “Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.” [Nisa Suresi, 102] Dolayısıyla "Bir kısmı namaz kılarken bir kısmı nöbette bekleyecek" diyor Allah. Polislerin olduğu gibi cumaya gelmesi olmaz. Çünkü cumayı yeniden kılabilirler. Bir imam tayin ederler. İkinci kere cuma kılınabilir. Bir mücadele ortamı olduğu için onlar kılacak namazını. Sonra kardeşleri gelecek, onlar yeniden Cuma namazını kılacaklar.

"Adnan Hocam, münafıklarla ilgili anlattığınız bilgiler Kuran'ı çok daha iyi anlamamızı sağlıyor. Ufkumuzu açtınız." Faruk Atahan. Kardeşim, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in zamanında kafirle bir mücadele varsa münafıkla dokuz yüz doksan dokuz mücadele var. Münafık çok büyük bir tehlikedir.

"Adnan Bey, hayatımda bir kadına sizin kadar güzel iltifat eden bir erkek ne gördüm ne duydum." diyor Nida, "Sizdeki etki sadece kelimelerden kaynaklanmıyor, çok güçlü hissedilen samimi sevginizden kaynaklanıyor." diyor maşaAllah.

"Adam gibi adamsınız." diyor Korsan Sancak.

"Hocam, vatan size minnettardır." Estağfurullah biz acizane, naçizane, Allah için hizmet ediyoruz.

El Cezire Arapça yayınında YPG'yi öven bir konuğu sunucu yayından kovmuş. El kol hareketleriyle kovuyor. Çok iyi yapmış. Aferin. Delikanlıymış.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Peş peşe düzenlenen operasyonlarla kurtulamayacağını anlayan PKK'lıların kendi arkadaşlarını infaz ettiği ortaya çıktı. Düzenlenen operasyonların ardından teröristlerin etkisiz hale getirildiği bodrumlarda, PKK'lıların yabancı uyruklu teröristlerin deşifre olmaması için DAEŞ gibi kafalarını kestikleri, cesetleri tanınmaz hale getirdikleri istihbarat kaynaklarınca tespit edildi. 

ADNAN OKTAR: İlk yaptıkları bir şey değil ki yıllardan beri bu pisliğin içinde bunlar. 

Gürkan Okay, "Sayende müzik zevkim tamamen değişti. Ne varsa sende var." diyor. Tabii. Benim yolum aydınlıktır.

Leo Creation, "Hocamız, Hazreti Hızır (a.s)'ın yardımcıları var demişti. Bu yardımcılar da mı Ledün ilmine sahip? Ve uzun bir ömürleri mi var yoksa sıradan insanlar mı?" Onlar sıradan insanlar. Onlara kısa, an olarak bir şeyler gösterilir. Mesela kısa uyku haline geçer, çok kısa yani yekaza haline geçer; uykuyla uyanıklık halinde ona bir şeyler gösterilir.

Muhiddin Arabi Hazretleri, "Mehdi (a.s) ile musafa yaptım." diyor. İşte bu da yekaza halinde olan bir şeydir. Yekaza halinde görev verir Hızır (a.s) şahıslara. Yani normal bir açık, uyku hali olmayan halde bağlantı kurmaz. 

BÜLENT SEZGİN: O görevin Hızır (a.s)'dan geldiğini bilir mi? 

ADNAN OKTAR: Ama işte onu, rüya gibi olduğu için aklının ihtiyarını almaz, tabii biliyor. Hatta önceden transa da sokuyorlar. Masonların toplantısında o üstat, ilgili kişi o sunak denilen kürsü var Masonik kürsü, oraya getirtiliyor, orada trans haline geçiyor yani hipnozla trans haline geçiyor. O derin trans halindeyken, o derin uyku halindeyken işte Hızır (a.s)'la bağlantıya geçiyor. Onun bazen işte o konuşmaları ağzından dökülüyor. O konuşmaya ait sözler, onu kullanıyorlar tabii.

"Bir şey soracağım, bir ateist olarak size; melekleri göremiyor muşuz, onlar bizi görebiliyorlarmış. Neden peki? Ya da neden tam tersi değil? Hani insan üstündü, hani Tanrı insanı çok seviyordu falan. Öyle diyordunuz ya mantık nerede burada?" Ayten Sertyılmaz, İstanbul. Meleği görürsen imtihan kalkar. Bu kadar basit. Melek; şuan burada melekler var, benim sağımda solumda da var. Burada dolu yani çok çok fazla dolu, kapıda falan her yerde var. Ama biz görmüş olsak aklımızın ihtiyarı kalkar, imtihan kalkar; her şey zayi olur, iyiyle kötünün farkı kalmaz, çilenin bir anlamı kalmaz, cihadın anlamı kalmaz; hiçbir şey kalmaz.

"Ben bir ateistim. Ve inancımda da samimiyim. Dürüstçe söylerim kimseden korkmadan. Size bir sorum olacak Adnan Bey. Sizin Allah'ınız Kendisi'ni inkar edecek, Kendisi'ne karşı gelecek şeytanları insanları neden yaratıyor? Bu hangi mantığa sığar? Siz mesela kendi elinizle kendinize zarar verecek, size yakışık almayacak sözler edecek bir şey üretir misiniz, yapar mısınız? Bu çok yanlış. Cevabınızı merakla bekliyorum. Bu arada eğlenceniz on numara." diyor, "Tebrikler." Sevil Bilcanoğlu, İstanbul. Bana ateist arkadaşlar, istediği gibi yazabilirler rahatça. Buraya da gelebilirler, ziyaretime de gelebilirler. Sırf ateistlerden de oluşabilir istiyorlarsa. Alevi hanımlar, Alevi beyler gelip burada semah da yapabiliriz. Gelsinler, o da olur. Ben her türlü fikre, her türlü düşünceye açığım. "Şeytanı niye yaratıyor?" Ben birisinin samimiyetini anlamak istemiş olsam şeytan gibi bir varlık meydana getirme imkanım olmuş olsa mecbur olduğumu bilirim. Yani gerçek sevgiyi bulmak için ona ihtiyaç olduğunu bilirim. Bir şeyin zıttı olmazsa doğrusu nasıl ortaya çıksın? Bu sistemin mecburi olduğu çok açık görülüyor. Şeytan olmayacak, nefis olmayacak; biz imtihan olacağız, güzeli göreceğiz, doğruyu göreceğiz; bu imkansız, yüksek sevgiyi elde etmemiz imkansız, yüksek aklı elde etmemiz imkansız. Çocukluğumuzdaki gibi kalırız, gelişmeyiz. Şeytanın çok büyük etkisi var, faydası var; nefsin çok büyük etkisi, faydası var. İnsan gelişmiyor öbür türlü, insan kendinden bilir bunu. Donup kalıyor, hiçbir milim santim gelişmez. Tutkuyu bilemez, derinliği bilemez. Allah samimi aşk istiyor, samimi sevilmek istiyor, aşkla sevilmek istiyor yoksa Allah için kainatın bir anlamı yok. Yani aşk olursa beğeniyor Allah. Cennet de mesela bahçeleri var, bağları var, meyveleri var, ırmakları var, her şey var ama aşk olmasa Allah cenneti yarattığında insanlar için de bir anlamı olmaz Allah için de bir anlamı olmaz. Aşkla orası güzel oluyor, cennet güzel oluyor. Onun için, aşkın elde edilmesi için mutlaka çile gerekiyor. Çilenin olması için de şeytanın olması gerekir. Şeytan da genellikle münafıkları kullanır, küfrü kullanır. Ayrıca ateist olmak, dürüst bir tavır olduğu için açıkça söyledikleri için küfre göre üstün bir tavırdır. Çünkü küfür saldırgan oluyor ama ateist saldırmaz. Ateist sadece fikrini söylüyor, "Ben inanamıyorum. İnanmak da isterim. Bana anlatın, inanayım." diyor. Ateistin bir zoru yok. Ama münafık, Müslümanların içine girip Müslümanları yok etmeye çalışan bir iblis. Ve insanlığın en pis numunesidir münafıklar, en alçak numunesidir. Ve orta bir zekayla mücadele edilmesi de mümkün değildir münafıklarla. Yani nübüvvet dürbünüyle, velayet derinliğiyle mücadele edilebiliyor. Yoksa çok keskin, acımasızdır münafıklar. Yani müthiş imkanları vardır, çok şeytani düşünürler.

"Selam nurlu Hocam." Aleykümselam, "Hızır (a.s), Mehdi (a.s)'a düzenlenen suikast girişimlerinde bulunmuş mudur? Ya da Mehdi (a.s)'ı koruma görevinde bulunmuş mudur? Hocam, bir de siz Hızır (a.s)'ı gördünüz mü hiç? Allah razı olsun aslanlar aslanı nur ala nur Hocam. Seni canımdan çok seviyorum inşaAllah." Hüseyin Teztenci. Ben zaten görsem söylemem. İsa (a.s)'ı da görsem söylemem. Çok tehlikeli şeyler bunlar. Hiç kimse söylemez zaten eğer olgun, aklı başında bir insansa Hızır (a.s) da onunla görüştüyse, görüşmeye layık gördüyse zaten o olgunlukta demektir, o terbiyeyi almış demektir. Büyük bir densizliktir yani açık açık deşifre etmek falan olmaz. Ancak Hızır (a.s) söylerse "söyle" diye, söylenir. Onun dışında söylenmez. Ama yani öyle bağlantısı imkansız olan bir varlık değildir. Hızır (a.s) insanlarla görüşür, görüşebilir. 

GÜLEN BATURALP: Hz. Hızır (a.s) aynı anda bir kaç yerde bulunabiliyor mu? 

ADNAN OKTAR: Olur ama asıl varlığı tek. Mesela velilerde oluyor aynı anda birçok yerde görülür ama tek bedeni vardır, öbür bedenlerinden haberi olmaz. "Mehdi (a.s)'a düzenlenen suikast girişimlerinde bulunmuş mudur?" Suikastta bulunur tabii, yapabilir yapar. Yani Mehdi (a.s)'ın şanını yüceltmek için yapabilir. Hem yapar hem engeller. Suikastı de engeller. Çünkü zaten görevi Mehdi (a.s)'a yardım etmektir, en önemli görevi Hızır (a.s)'ın. Binlerce yıl onun için ömrü uzatıldı. Altı bin küsur yaşında Hızır (a.s), çok yaşlıdır. Ama zaman dışında yaşadığı için, ruh olarak yaşadığı için zaman ona etki etmiyor. Ona sorsan belki altmış yaşında falandır en fazla. Ama zamansızlık içerisine girdiği için yaşlanmıyor. Cinler de öyle, iki bin yıl-üç bin yıl yaşıyor cinler.

Yonca, "Hazreti Musa (a.s)'ın asası yılana dönüştüğünde korkup kaçması gibi Peygamberimiz (s.a.v.) de Cebrail (a.s)'ı ilk gördüğünde heyecanlanıp korkup oradan çıkmaya yeltenmiş." diyor, "Melek korkutur mu insanı?" Tabii ki. Her insan kaldıramaz onu. Peygamberimiz (s.a.v.) baygınlık geçirdi. Bir tek o da değil mağarada; çocuk, yanlış yazmış arkadaş. O da değil mağarada; mağaranın dışına çıkıyor çıktığında bütün ufku kaplamış kanatlarını açmış olarak Cebrail (a.s)'ı görüyor. Çok korkuyor, içeriye giriyor. Bu sefer o da oraya geliyor, mağaranın içine geliyor. Gelip ona sarılıyor. Çok şiddetli korku yaşamış tabii ki. 

BEYZA BAYRAKTAR: İlk içeride hissediyor mu yoksa ilk dışarıdan mı duyuyor?

ADNAN OKTAR: Yani bir şekilde çıkmış dışarı, çıktığında görüyor. İçeriye mağaraya giriyor, o da oraya geliyor. İşte diyor ya ayette, "yay kadar kısa iyice yanaştı" diyor. Yanaşmakla bırakmıyor, gidip sarılıyor. "Oku" diyor, sarılıyor böyle sıkıyor, "Oku" "Ben okuma bilmem." diyor, baygınlık geçiriyor o anda. Sonra işte Hazreti Hatice'nin yanına koşuyor, geliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çok tatlı bir peygamber, dünya şekeri. Karısı diyor, "Sen Peygamber (s.a.v.)'sin." O anlam veremiyor, "Bu nedir?" diyor, bir şey oldu zannediyor. Allah esirgesin, ruhen bir sıkıntı yaşadığını düşünüyor. Teşhis edemiyor, çok üzülüyor. Psikolojik bir şey meydana geldiğini zannediyor. Karısı diyor ki, "O, Cebrail (a.s), Cebrail-i Emin. Sen Peygamber (s.a.v.)'sin. Allah sana vahyetti. Sen rahat ol." diyor. Ondan sonra sakinleşiyor yoksa Peygamberimiz (s.a.v.) titriyor, üstünü örtüyorlar. "Beni örtün, beni örtün." diyor. Kendine gelemiyor. Uzun süre çok şiddetli korku geçiriyor. Mağarada bayılıyor zaten. Ayılıp aşağı koşarak geliyor hanımının yanına, Hazreti Hatice'nin yanına. Ama Hazreti Hatice tabii çok olgun, akıllı bir kadın; "Sen öyle hani bir görüntü, halüsinasyon falan görmüyorsun. O Cebrail (a.s)." diyor, "Yani sen bayağı sağlıklı, sıhhatli bir insansın. Sana gelen de vahiy." diyor. "Oku Rabb'inin adıyla" diyor ya açıkça belli. Zaten ummuştur karısı onun o yüksek ahlakından dolayı Peygamber (s.a.v.) olabileceğini tahmin etmiştir. Zaten her gören öyle ummuş. Mesela o Bahira var, Rahip Bahira yolda görüyor gözlerine bakıyor, "Bunda bir olağanüstülük var bu çocukta" diyor, "Benim yanıma getirir misiniz?" diyor. Getiriyorlar, "Açın sırtını." diyor, üst gömleğini çıkarttırıyor sırtına bakıyor peygamberlik mührünü görüyor, "Bu peygamber olacak ileride." diyor. Çok fazla rahip var öyle dürüst olduğunu bildikleri için iman eden. Yüzüne bakıyor, "Bu belli." diyor. Çünkü bütün mesele dürüstlüğünde, dürüstlüğünden kanaat getiriyorlar. “Dürüst, tamam” diyor. “Kesin peygamber” diyor.

ZEYNEP DALAMAN: Melekler her şekle girebiliyor mu?

ADNAN OKTAR: Melek insan şekline giriyor genellikle. Geliyor zaten yakışıklı delikanlı şeklinde. Ama anlaşılmıyor, insana tam anlamıyla benziyor. İşte ani yaratılmaya da delil. Çölün ortasında melek mesela birden beliriyor, aniden durduk yere beliriyor. Yani öyle bir evrim olmadığını oradan anlayabilirler. Normal insan, bildiğin insan yani.

BÜLENT SEZGİN: Hz. İbrahim (a.s)’a geldiklerinde de Hz. İbrahim (a.s.)’ın “…içine bir tür korku düştü…” (Hud Suresi, 70) diyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

“Yeşu” bak, Tevrat’ta, “Eriha’nın yakınındaydı. Başını kaldırınca önünde kılıcını çekmiş bir adam gördü. Ona yaklaşarak, “Sen bizden misin, karşı taraftan mı?” diye sordu. Adam, “Hiçbiri” diyor, “Ben Rab'bin ordusunun komutanıyım.” Allah’ın ordusunun, işte Hızır (a.s). Tevrat’ta geçiyor, görüyor musun? “Şimdi geldim.” O zaman Yeşu, “Efendimin kuluna buyruğu nedir?” diye sordu. Rab'bin ordusunun komutanı, “Çarığını çıkar” dedi, “Çünkü bastığın yer kutsaldır.” Yeşu söyleneni yaptı.” diyor. Kuran’da da var ya. Hz. Musa (a.s)’a söylüyor. Ama bak, “Rab'bin ordusunun komutanıyım” diyor.

Hızır (a.s)’ın asıl adı Taliya bin Melikan bin Abir bin Erfahşet bin Sem bin Nun Nuh’tur. Yani asıl ismi Sem bin Nuh asıl ismi. Lakabı Hızır.

BEYZA BAYRAKTAR: Bu konuşma yapılırken Hızır (a.s) bunu duyuyor mudur? Biliyor mudur? Yoksa?

ADNAN OKTAR: Yani Allah bilir ama yani biraz metafizik bir varlık olduğu belli. Yani tam anlamıyla metafizik olduğu belli. Harun (a.s)’ın soyundan geliyor Hz. Hızır (a.s).

Biraz da aşağıdakiler münafıklardan bahsetsinler dinleyelim.

OKTAR BABUNA: Münafıklar Müslümanlara karşı çok kinli oluyorlar. Hâlbuki Müslümanlar onlar bir rahatsızlık geçirdiğinde, hastalandığında bakıyorlar, onların evlerinde yaşıyor. Müslümanların yemeklerinden yiyorlar. Peygamber ve Müslümanlar son derece merhamet, sevgi ve şefkat gösteriyorlar. Yalnız bu onların şımarıklığını ve kinlerini daha da artırıyor. Bir durumla Müslüman cemaati içinde bulunurken, şeytandan Allah’a sığınırım. “…Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 12) diyorlar. Bu tabii günümüz de de Ahir zaman da Mehdiyet’e bakan bir ayet aynı zamanda. Hz. Mehdi (a.s) cemaatinde bulunan münafıklar da, ki münafıkların en şeditleri olarak bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s) cemaatinde belki on yıl kalıp, yirmi yıl kalıp, on beş yıl kalıp “bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat edilmedi” diyecekler. İslam’ın dünya hâkimiyetine ulaşmadıkları için o dönemde, ki bu bir zaman süreci oluyor inşaAllah. Bu onların kinlerini artırıyor. “…kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar….” (Al-i İmran Suresi, 119) Ama Allah diyor ki ayetin devamında “De ki: "Kin ve öfkenizle ölün."” inşaAllah. Hatta o kadar kinli oluyorlar ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e suikast planlıyorlar. Siz de dün özellikle detaylı olarak anlattınız. Peygamber (s.a.v.)’i zehirliyorlar ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in şehit olmasına Allahüâlem bu zehirlenmenin sebep olduğunu söylemiştiniz hadislere dayanarak inşaAllah. Tabii Hz. Mehdi (a.s)’a karşı da böyle suikast planlarının olacağını anlıyoruz inşaAllah. Allah ayette “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık” (Neml Suresi, 49) diye plan yapıyorlar. Ama Allah bütün planlarını, tuzaklarını başlarına geçiriyor inşaAllah. Müslümanlar, Allah; “…hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti gereği İslam dünyaya hâkim oluyor. Olmuş. Hz. Mehdi (a.s) da Hz. İsa (a.s) ile birlikte yaşamışlar ve kıyamet de kopmuş, inşaAllah.

ERDEM ERTÜZÜN: Münafıkların itaat çok ağırlarına gidiyor. Kendilerini lider olarak görüyorlar ve lider olmak istiyorlar. O yüzden hem Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı, diğer tüm dönemlerde peygamberlere karşı itaat etmediklerini görüyoruz. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’da da, Hz. Mehdi (a.s) dönemindeki münafıklarda aynı özellik görülecek. Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmak, ondan bahsetmek hiçbir şekilde istemiyorlar. Çünkü ağırlarına gidiyor Hz. Mehdi (a.s)’ın liderliği, Allah’ın seçtiği kullar. Hac Suresi 68. Ayetinde şöyle bildiriyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: "Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir.” Elçiyi ve peygamberleri beğenmedikleri için sürekli onlarla bir çekişip mücadele haline girmek istiyorlar ve halka da onların sıradan ve normal bir insan oldukları izlenimini vermeye çalışıyorlar. Samiri de aynı şeyi yapıyor. Hz Musa için, “…Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu…” (Taha Suresi, 88) diye halkına bu şekilde bilgi empoze etmeye çalışıyor.

GÖKALP BARLAN: Münafıkların tarzı, “Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.” (Nur Suresi, 49) diyor Yüce Rabbimiz. Gerçekten de kendi lehine olduğu zaman, bir menfaati olduğu zaman Müslümanları takip ediyor ve ne denirse yapıyor. Ama ne zaman ki tam tersi, nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şey ortaya çıktığında rahatları bozulacakken hemen ondan geri adım atıyorlar. Başka bir ayette ise Yüce Rabbimiz, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Şöyle buyuruyor, ganimetler konusunda elçiyi yadırgayacaklar olduğunu söylüyor. “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.” (Tevbe Suresi, 58) diye buyuruyor Yüce Rabbimiz. Oysa Yüce Rabbimiz ayetin devamında şöyle buyuyor. “Eğer onlar, Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize fazlından verecek, O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya)!..” (Tevbe Suresi, 59)  diyor. Müslüman’ın tavrı her zaman itaat eden, elçinin verdikleriyle, Allah’ın verdikleriyle yetinen Allah’a tevekküllü bir tavır. Ama münafıklar asla bunu yapamıyor inşaAllah.

İBRAHİM AKMUGAN: Münafıklar, genel kültüre çok önem verirler. Her şeyi öğrenirler, siyaseti öğrenebilirler. Bilimsel konularda uzman olabilirler. Hukuku da öğrenebilirler. Dini de öğreniyorlar. Dini de biliyorlar, fakat dini teknik anlamda biliyorlar. Dinden nefret ediyorlar aslında. Dini anlatabilirler ama orada karşı tarafa ne kadar kültürlü olduğunu, ne kadar bilgili olduğunu karşı tarafa yansıtmak istiyor. Hatta bazen şöyle de yapıyor. Dini anlatırken karşı tarafın kalbine şüphe düşürecek şeyler de anlatıyor. Dolayısıyla bütün konuşması hikmetsiz oluyor. Ve karşı tarafın aslında ilk etapta fark edemeyeceği şüpheler koyuyor. Evet, ayette de Allah bu kişileri kitap yüklü eşeklere benzetiyor.

KONUK BEY: Münafıklar gücü küfürde gördükleri için ve Allah’a iman etmedikleri için her zaman küfre yardım etmek isterler. Küfre yaranmak isterler. Bu nedenle küfre hep müminler üzerinden haber getirirler. Yalakalık yaparlar. Ama müminler bu münafık alametlerini bildirdiklerinde, münafığın özelliklerini öğrendiklerinde bunlara karşı tedbir alabiliyorlar. Ve bu Müslüman âlemi münafıkları gördüğünde, görmeyi öğrendiğinde münafıklardan kurtulduğunda, arındığında siz de demiştiniz “Türk İslam Birliği’nin yolu açılır” demiştiniz. Onun için bu çok önemli. Münafıkların özellikleri, anlaşılması bu yüzden çok önemli inşaAllah.

ALİ BEY: Münafıklar inananları kendilerinden düşük akıllı görürler. Bununla ilgili Allah ayette şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük akıllılar kendileridir; ama bilmezler.” (Bakara Suresi, 13) diye buyuruyor Allah.

GÖKALP BARLAN: Münafıkların başka bir özelliği ise bildikleri halde, doğruyu bildikleri halde yalan söylemeleri ve bunu din adına yapmaları. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor bir ayetinde; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah katındandır" derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler.” (Al-i İmran Suresi, 78) diyor. Gerçekten de günümüzdeki insanlara baktığımızda Müslüman’ım” diyen insanlara, Allah’ın hükmünün yerine kendi atalarının dinini koymaya çalışıyor ve bunu bilerek yapıyor. Kitaptan sanalım diye de bunu sanki İslam’da varmış gibi vurgulayarak yapıyor. Bu da insanları doğru yoldan ayırmak için kurdukları bir düzen inşaAllah. Münafıklar devamlı bu şekilde tavır gösteriyorlar.

ERDEM ERTÜZÜN: Münafığın kelime anlamı fitne çıkarmaya çalışan ve nifak sokmaya çalışan kelime anlamı münafığın. Münafığın en büyük özelliği de bu. Yani müminlerin arasında bulunmasının sebebi müminlerin gücünü kırmaya çalışmak, aralarında fitne çıkarmaya çalışmak ve nifak sokmaya çalışmak. Allah bir ayetinde bildiriyor Tevbe Suresi’nin 47. Ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.” Yani münafığın en büyük amaçlarından birisinin fitne çıkarmaya çalışmak olduğunu görüyoruz. Müslümanların arasında da sırf bu yüzden bir mücadele sürdürüyorlar kendi çaplarında. Dolayısıyla Müslüman’ın münafığa karşı son derece uyanık olması lazım ve ondan bir haber geldiğinde de Müslüman kardeşi, başka bir Müslüman kardeşi hakkında mutlaka hayırlı bir zanla bakması lazım. Ayrıca münafık müminlerin yanından ayrıldığında da kendi kafasına göre bir zarar vereceğini düşünür müminlere. Hâlbuki müminin bunun da Allah’tan bir rahmet olduğunu bilmesi lazım. Çünkü müminlerin arasını bozmaya çalışan, sürekli fitne çıkarmaya çalışan bir varlık var. Ve Allah bir rahmeti neticesinde bunu Müslümanların yanından belli bir süre sonra ayırıyor Müslümanları imtihan ettikten sonra. Dolayısıyla bu aslında çok büyük bir hayır, ayrılması.

OKTAR BABUNA: Siz tabii anlatırken münafıkların hep Kuran’a dayalı olarak ve hep aynı şekilde özellik gösterdiklerini vurgulamıştınız. “Ama” demiştiniz. “Bunların günümüzdeki yapılarını özellikle belirtmek son derece önemli. Örneğin Peygamberimiz (s.a.v.) dönemindeki derin devlette demiştiniz. Kayser var o dönemde. Münafıklar bunlarla bağlantı kuruyorlar. Mesela Hz. İsa (a.s) döneminde yine Hz İsa (a.s)’ın şehit etmeye bir muhbirlik yapan bir tane münafık var. Romalılarla bağlantı halinde, yani o dönemin derin devletiyle bağlantı halinde. Günümüzde de tabii baktığımız zaman münafıkların İngiliz derin devletiyle, dünyadaki deccaliyetin ana kaynağı olan İngiliz derin devletiyle bağlantı halinde olduklarını, olacaklarını anlıyoruz ve olduklarını da tabii ki görüyoruz. Çünkü aynı şeyler Allah’ın sünnetullahı. Bu değişmiyor. Bu dönemde de bu şekilde tavır gösteriyorlar. Yine günümüzde münafıkların örneğin, Müslümanların arasında bulundukları zaman içerisinde mesela Müslümanlar Darwinizm’e karşı mücadele veriyorlar diyelim, onlarla birlikte Darwinizm’e karşı mücadele verdiklerini görüyoruz. Darwinizm’i delillendirerek anlatabiliyorlar. Bilimsel delillerini sunuyorlar. Ve bunu yıllarca yapabiliyorlar. Bazen beş, bazen on, bazen yirmi yıl. Uzun bir süre bu konuda faaliyet gösterebiliyorlar. Ama Müslümanların arasından ayrıldıkları bir dönem oluyor münafıkların. Sanki o beş, on, on beş, yirmi yıl hiç Darwinizm’e karşı mücadele etmemiş gibi birdenbire küfrün tarafına geçip Darwinizm’in bu sefer geçerliliğini anlatmaya başladıklarını görebiliyoruz. Bu son derece önemli, yani münafıkları biz buradan da anlayabiliriz. Veya aynı şekilde yıllarca Mehdiyet’i ve İslam’ın dünya hâkimiyetini ayetlere dayandırarak, Kuran’dan deliller vererek, hadislerden deliller vererek anlattıklarını Müslümanların içerisinde bulunduğu süre içerisinde ama ne zaman Müslümanlardan ayrıldıkları bir zaman olduğunda, bir sürece girdiklerinde bu sefer Mehdiyet’e, İttihad-ı İslam’a karşı sanki anlatan onlar hiç değilmiş gibi, onlar sanki hiç bugüne kadar delillendirerek Mehdiyet’in bütün hadislerin gerçekleştiğini bildirerek anlatanlar değilmiş gibi bu sefer Mehdiyet’e ve İttihad-ı İslam’a karşı mücadele verdiklerini görüyoruz inşaAllah.

KONUK BEY: Münafıklar her zaman müminlerin ibadet yapmalarına engel olmaya çalışırlar. İbadetlerini zorlaştırmaya çalışırlar. Mesela mümin bir namaz kıldığında namazı zorlaştırırlar. Veya abdest aldığında abdestin kurallarını değiştirirler. Onu zorlaştırmaya çalışırlar. Sanki Allah öyle bir hüküm vermiş gibi yapıyorlar. Allah bunu ayetinde şöyle açıklıyor, şu şekilde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5) Yani “Allah’ın adını kullanarak aldatmasın” diyor Allah. Sanki Allah, zaten başka bir ayetinde de; “…Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez…” (Bakara Suresi, 185) diyor. Onun için müminler her zaman Kuran’a bağlı olmalılar. Çünkü münafıklar insanları Kuran’dan uzaklaştırmaya çalışırlar. Hep kendi yazdığı eserleri gösterirler, kitapları gösterirler. Veya hadisleri gösterirler, uydurma hadisleri zorlaştırmak için. Buna en iyi tedbiri Kuran’la verebilir Müslümanlar. Müslümanın silahı Kuran olur. Kuran’ı okuyup, gerçek Müslümanlığı öğrenip hem kendini arındırır münafık alametlerinden hem de münafıkları tanır. Ve onlara karşı tedbir alabilir, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafıkları anlatıyorlar. Tabii bu anlatımın asrımıza yönelik çok ince ve detaylı anlatılması lazım. Çünkü bilgisayar var. İnternet var. Telefon var. Münafığın yeni silahları bunlar. Yani münafığın silahı geçmişteki silahlara benzemiyor. Yani amansız silahlarla donatılmış. Mesela akşam yatağından kalkıyor cep telefonu var onu açıyor oradan dünyanın ta bilmem neresindeki derin devletin bir pislik adamıyla fısıltıyla veyahut yazışmayla bağlantıya geçebiliyor. Geçtikten sonra da onu silip yok edebiliyor o konuşmayı. Yani kimsenin bu bilgiye ulaşması mümkün değil. Onun için asrımıza göre çok kapsamlı anlatılması gerekiyor münafığın. Yani yeni silahları çok amansız. Derin devletler çok organize olmuş. Yani yazarlarıyla, çizerleriyle, enteliyle, danteliyle her türlü imkâna sahip. Bir de özenti ruhu da geliştirerek onların felsefesinin zeminini de hazırlıyorlar. Yani İslam’dan uzak olmak sükse gibi gösteriliyor. Allah’tan uzak olmak. Mesela bilgisayarında Allah’tan bahsetmezse internetinde, Facebook’unda mı artık neyse Allah’tan, dinden bahsetmezse, tek kelime bahsetmezse daha değerli biliniyor. Böyle çirkin bir sükse anlayışları var.

Peygamberimiz (s.a.v.)’e “mümin ve münafık kim?” diye soruyor sahabe. “Mümin Allah’tan başka hiç kimseye umudu olmaz” diyor. “Hiç kimseden korkmaz. Hiç kimseye umut bağlamaz. Bütün gücü kuvveti Allah’tan alır” diyor. “Münafık ise Allah’tan başka herkese umut bağlar” diyor. Yağcı ve yalaka olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “münafığa nasihat tesir etmez.” Münafık hatta kendi de anlatıyor. Ama asla yapmaz. Yine şeytanlık, yine iblislik, yine ahlaksızlık. Yine öyle derin devletlerle bağlantı, yine pislik adamlarla bağlantı, yine komplo hazırlamak, yine Müslümanları rahatsız etmek. Yani az da olsa dozunu düşürür, incelir ama o pislik bağını koparmaz. Yani ince bir lağım borusu hep durur münafıkta. Lağımla beslenir o. Bazen boru büyür, bazen incelir. “…Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor…”(Al-i İmran Suresi, 118) diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Onların vasfı sürekli Müslümanları üzmek, rahatsız etmek, kızdırmaya çalışmak, bitap hale getirmek, dikkatlerini dağıtmak, onlara düşman peyda etmek.

Bay Gurur; “Sizi izleyenler hem güzelliği görüyor, hem fikirlerin güzelliğini görüyor” diyor. Doğru söylüyorsun. Sadece fikir olmaz, o zaman beyin dimağı durur. Güzellikle beraber fikir olursa beyin dimağı onu çok güzel masseder. Diğer tabirle absorbe eder. Tabii lügati daraltmamak lazım.

“Münafık laf keser, gevezedir ama ruhu çok sığdır. Ümmetim hakkında en çok korktuğum güzel konuşmasını bilen, kalbi cahil olan her münafıktır.” (Ramuz El-Ehadis, no 1535)

Münafık hep öne çıkmaya çalışır. Milletin üstüne çıkar, konuşmanın üstüne çıkar. Bilmiştir, her şeyde galip gelmek ister. Hep onun dediği olsun ister. Bir nevi deli bir görüntü verir. “İçi bozuk olan münafık her işi güçlükle yapar, zorbela yapar. İbadet faslına gelince ondan daha tembeli bulunmaz. Şayet bir ibadet yapacak olsa dıştan zorlama ile yapar” diyor. “İçi ise tam bir fesat halindedir. Bir türlü imanlı zümreye katılmak istemez” diyor Abdulkadir Geylani.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce söylemiştiniz. “İmani bir söz paylaşmak istemez, imani bir şey konuşmak istemez ama küfürle ilgili olunca hemen…”

ADNAN OKTAR: Evet orada akıl almaz şeytani bir sadakat, şeytani bir kabiliyet, şeytani bir azgınlık ve gizlilik içinde oluyor.

GÜLEN BATURALP: Hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “İbadetlerinde her zaman şevkleri sönüktür” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet, bu genel özellikleri.

Bak diyor ki Fethu’r Rabbani’de Seyit Abdulkadir Geylani “Ey münafık” diyor “kendi nefsani gururunu yüceltiyorsun. İnsanların gönlünde yer etmek ve onları kendine sevdirmek istiyorsun. Hem kendine hem de terbiyesiyle meşgul olduğun kişilere uğursuzluk saçıyorsun, kötülük saçıyorsun. Allah seni bir ilim üzere delalete düşürmüştür. Yakında hakikat ortaya çıkınca” diyor “altındaki bineğin at mı yoksa eşek mi olduğunu göreceksin. Hakikat ortaya çıkınca Allah dostlarının asil atlar üzerinde olduklarını, kendinin ise onların ardı sıra giden uyuz ve dingin bir eşek üzerinde olduğunu göreceksin” diyor. “Hem de şeytanların, iblislerin elinde oyuncak olarak” diyor. Münafık Müslümanları beğenmez, kendini çok yüce görür. Kendini çok akıllı, çok zeki görür, Müslümanların önünde giden muhteşem bir şey olduğunu düşünür. Halbuki Allah onu hiç o konumda görmüyor Cenab-ı Allah. Uyuz bir eşeğin üstünde olduğundan haberi bile olmuyor. Ta sonunda rezil kepaze oluyor, aklı kıt olduğu için fark edemiyor.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Cahiliye sistemine de yancılık yapıyor” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

AYLİN KOCAMAN: Siz daha önce “münafık yancılık yapar, o yancının da yancıları vardır” demiştiniz. Çok güzel bir tarifiniz var, “pirenin üstünde bit gibi” diye anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Evet. Resmini de göstermiştim. Münafık üstüne almaz ayetleri. Münafıklarla ilgili ayetleri halbuki her Müslüman üstüne alır. Biz mesela Allah’tan korkuyoruz, tir tir titriyoruz, o ayetlerin kapsamına girmekten çok korkuyoruz. Ama münafık sürekli kendini müstağni görür. İstisna içerisindedir kendini istisnai olarak görür.

Tekin. Tekin sen maddenin hakikatini anlamışsın ama kendince gereksiz bir çırpınma içindesin. İşte o gerçeği gör ona göre hareket et.

Münafık için yakın çevre çok önemlidir, onun için kendine sürekli çevre edinmeye çalışır, kafirlerden üç kağıtçılardan, münafıklardan, pislik adamlardan çevre edinmeye çalışır. Yarın bir gün yalnız kaldığında o pislik adamların ona iş vereceğini, imkan vereceğini, yiyecek vereceğini düşünür. Deccalın işte çorba dağları, et dağları var ya hadiste, onları çorba dağları et dağları olarak görür. Onların hayatını garanti edeceğini düşünür, onun için sürekli kafir yalakasıdır, nerede pislik adam varsa onlarla gizli bağlantı kurar. Onlara yağcılık yapar, işte “senin yazını yazayım, kitabını hazırlayayım, emrinde olayım, ne istiyorsan yapayım” yeter ki onu kabul etsin kafasında olur.

GÜLEN BATURALP: “Ama kafir onları asla gerçekten dost edinmezler” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kafir ona göre çok daha akıllıdır, uyanıktır. Onun pislik, yancı, yağcı olduğunu bilir, bir şeye hazırlık yaptığını bilir, yıkılmak için yaptığını bilir, üstüne başına bela olmak için geldiğini bilir.

AYLİN KOCAMAN: “Öyle yaşadıkları için de Müslümanlar arasında müthiş yalancıdırlar” diye anlatmıştınız. “Neredeyse her sözleri yalan olur.”

ADNAN OKTAR: Münafık tabii bütün ömrü dalavere, sahtekarlık, gizlilik, fitne, fücur, pislik içinde geçer, huzurlu hiçbir anı yoktur. Ama o pislik mücadele ona hayat gibi gelir, mecburi yaşaması gereken bir şeymiş gibidir. Dürüst, normal yaşamayı asla kabul etmez.

Alak Suresi’nde Cenab-ı Allah diyor ya “o da meclisini çağırsın, Ben de zebanileri çağıracağım” diyor. İşte oluşturmaya çalıştığı çevre odur münafığın, pislik çevre edinmek ister.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: “Münafık dinden bahsetmek istemez ama boş konuları saatlerce anlatabilir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafık pis, boşboğazdır.

Melih Evrim Türkkan. Melih, benim kitaplarımda yazıyorum işte anlatıyorum maddenin hakikatini oraya bak. Sadece burada beş dakikada anlatılacak bir konu değil.

“Hocam sabahın dört buçuğu ama sabah yeni kalkmış gibi enerjiksiniz” diyor. EvvelAllah. Ki hayat yeni başlıyor bizim için.

Cenab-ı Allah “onların” diyor “şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Münafıklar onunla sükse yaparlar. İşte “şuraya gittim, New York’ta kabak yedim, Portekiz’de salatalık yedim” bilmem ne. Ne fark eder yani annenin evinde de onu yiyorsun orada da onu yiyorsun. Kendileri öyle şeylere önem verdiği için insanların da çok önem vereceğini zannederler. Allah onun için bir sükse vesilesi değil. Halbuki mümin Allah ile sükse yapar, imanıyla, İslam’la Kuran’la sükse yapar. Onlar da öyle boş işlerle sükse yapmaya kalkıyorlar.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Küçük düştüğünün de farkında olmuyor.

ADNAN OKTAR: Anlamaz evet daha hala devam eder. Hep böyle küffardan, kafirlerden, pislik adamlardan küçük bir ekibinin onu koruyacağını düşünür. Halbuki onlar lağımdan tiksinir gibi ondan tiksinir ama o daha hala onlara sığınır, onların bacaklarının arasında yaşamaya çalışır. Tavuk nasıl pisliklerin içinde gezinir, o da öyle pisliğin içinde gezinir.

EBRU ALTAN: Daha önce söylemiştiniz. “Yancı olan münafıklar daha zayıf olanlar da onların bu özelliklerine gıpta ederler, bayağı hayranlık duyarlar.”

ADNAN OKTAR: Münafığın yancısı oluyor, yancının bile bazen yancısı olur, üç kademeli yancı olur. Mesela o derin devlete özendiyse münafık, onun yancısı hayran alır, hiç bilmediği halde o da balıklama peşinden gider. Derin devletten de anlamaz. O tip şeylerden hiç anlayacak bir ne kültürü ne aklı vardır fakat münafığı taklit etmeye kalkar o da. Ama daha da vahimi yancının yancısının yancısıdır yani.

AYLİN KOCAMAN: “Şeytanın zekasıyla ortaya çıktığı için oyunlarının hiçbir şekilde fark edilmeyeceğini zanneder. Ama iman gözüyle bakıldığında o hemen ortaya çıkar” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Münafık çok ablaktır, ahmaktır böyle bön bön. “Geceleri odun gibidir” diyor ya, işte şeytanın onu aktiflikten çektiği anlar o, şeytan üstünden aktif yönüyle çekiliyor, o zaman ablak ablak, odun gibi bön bön bakarak adeta bir robot gibi gezer aklı gitmiş olarak. Her yönde ahmaktır. Ama şeytan üstüne geldiğinde birden o iblis ruhu gelir. Mesela dışarıyla bağlantı kuracaksa telefonuyla çok seri şekilde yazı yazmaya başlar, çok seri konuşmaya başlar, çok seri pislik yapmaya başlar. Kendini gizlemeyi çok iyi bilir. Ama şeytanın verdiği bilgiyle yapar bunu. Kendi aklı bomboştur o tam bir kütük, hadiste de belirtiliyor “odundur” diyor. Ayette diyor ya “dayanmış kof kütük gibi.”

“Hocam ben bir ateist vatandaş olarak sizi çok seviyorum. Sizi daha önce tanımış olsaydım eminim ki ateist olmazdım. Sürekli sizin kitaplarınızı okuyorum. İnşaAllah Rabbim beni doğru yola iletir” diyor Kararsız Aslan. Olabilir, Allah vermesin insan iman edemiyor olabilir ama dürüstse, samimiyse hiçbir şey olmaz, eninde sonunda kurtulur o. Bütün mesele samimi olmasında.

“Sevgili Hocam Kuran okumadan önce abdest alınmalı mı?” Derya Keskin. Ayette var ya “ona ancak temiz olanlar el sürebilir.” Halbuki burada “şeytan el süremez, müminler el sürebilir” diyor, “melekler el sürebilir.” Melekler temiz, tahirdir çünkü. Kafir pislik olduğu için yani şeytanlar pis olduğu için el süremezler. “Ona ancak tahir olanlar el sürebilir” diyor, o da oradan abdesti çıkartıyor. Öyle bir şey yok. Ayette açıkça şeytanlar el süremez, zaten ayetin başlangıcında da söylüyor, siyak sibakından da görülüyor ayet. “Şeytan el süremez” diyor, o kadar.

Hz. Ali (r.a.)’ın ağzından Hz. Ayşe (r.a)’a mektup yazmışlar, sahte mektup, ona da inanmışlar. Rezalet, münafığın azgınlığının haddi hesabı yok. Münafığa anlayacağı dilden konuşulması lazım, anlayacağı dilden konuşulmamış hata burada. Herkesin anlayacağı bir dil var, müminin anlayacağı dil vardır, küfrün vardır onunla konuşursun ama münafığın anlayacağı dil apayrıdır, orada bir hata yapılmış. Bir de çok yüz vermişler münafıklara orada çok büyük bir yanlışlık var.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü